Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Nur Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 24. Sayfa

 

NUR SURESİ[1]

 

1- "İşte bu ayetler bizim inzal ettiğimiz ve hükümle­ri üzerinize farz kıldığımız bir suredir"

Yani Hazini surettin (bu sure demektir). Zira orada neki-reyle ibtida (başlangıç) olmaz. Sure; birbiri peşinden gelen ayetlerin birarada bulunmasıdır.

"Farz kıldık."

Yanİ ayetlerde olanlarla amel etmenizi farz kıldık. Ve el-amele biha cümlesi mahzuftur.

Ve "Ferrednaha"[2]fesalnaha manasındadir. Yani anla­şılması için yeterince açıkladık manasmdadir.

2-  "Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa veya kırbaç vurun."

Ayette geçen ez-Zaniyetu kelimesi (Fima feredna)'mn takdiri üzerine ref olmuştur. Böyle olmasaydı emir üzerine nasbolurdu. Ayetteki ifadeye "Biz-zaniyeti" ile başlaması­nın sebebi ise; kadın zinada aslolduğundan dolayı (yani zi­na fiili onunla yapıldığından), kadmm bizzat zina etmesi da­ha kötü ve fahiş görüldüğündendir. Ama "es-Sarık" yani hır­sızlık olayında bunun tam hilafınadır çünkü güç ve kuvvet bu konuda öncelikle erkeğe aittir.

3- "Zina eden kadınla da ancak zina eden veya müş­rik olan erkek evlenebilir."

Bu ilahi ikaz, İslam'a girdikten sonra müslümanların, ca-hiliyyede meşhur olan kadınlarla evlenmemeleri için bir uyarıdır. Bir rivayete göre bu, akitsiz olan zinavari bir şe­kilde kadınla yatmaktır. Zira zinakar olmayan biri zaten zinakar olan kadından ikrah eder ve ona karşı herhangi bir arzu vs. de hissetmez.

5- "Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müs­tesnadır."

Yani fısk vs.'den olan istisnadır. Zira istisna edatından önce yer alan anlam sonra gelenin cinsinden farklıdır. Çün­kü bir mubteda ve haberden ibarettir. Edattan önceki ifade veya anlam fiil ve emirden ibarettir.

6-  "Onların her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına ye­min ederek şahitlik etmesi."

Ayette geçen "Erbaun" kelimesi mastar[3] konumunda ol­duğundan veya mastar olan şehadet kelimesine mef 'ulun bi-hi olduğundan dolayı nasbolmuştur. Sanki olardan her biri dört şehadetin dördüne de şahitlik ediyormuş gibidir. Buna göre cümle mubtedadır, Haber ise "nehu lemines-sadikin" cümlesi veya ayetin tamamı haberdir mubteda da hazfolmuş-tur. Buna göre cümle şöyledir; Felhukmu ev el-ferdu şeha-detu ahadihum erbau; ehadatin bil vukui. Hüküm veya farz: Onlardan birinin vuku bulduğuna dair dört şahit yerine geç-mesiydi.

11- "Muhammedin eşine bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir guruptur"

Yani yalan iftir uda. Çünkü orada haktan sapılmıştı.

"Aksine o sizin için bir iyiliktir."

Çünkü Allahu Teala yedi kat semadan onun beraatmı göndermiş ve ona, maruz kaldığı beladan dolayı sevap yaz­mıştır.

"Elebaşılık yapan, bu yüzden de bu günahın büyüğü­nü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır."

Yani Abdullah b. Ubey b. Selul için. Zira o bu olayı kö­rüklemek için herkesi evinde topladı. Hasan b. Sabit'in pnunla olduğunu savunanlar, Hasan'a had cezasının uygu­lanmasını ve gözlerinin gitmesini onun için büyük bir azap olarak yeterli görmüşlerdir.

12- "Erkek ve kadın müminlerin bu iftirayı işittikle­rinde kendi vicdanlarıyla hüsnü zanda bulunupta "bu, apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?"

Ayette geçen "Levla" kelimesi "Hella" manasındadır.

15- "Çünkü siz bu iftirayı gelişi güzel birbirinizin ağzından alıyor ve hakkında bilgi sahibi olmadığınız ağızlarınız da geveleyip duruyorsunuz"

Bu olayı duyan herkes adeta bunu bizzat görmüş gibi yay­maya çalışıyordu. Ayette şeddeli olarak geçen "İz telekkav-nehu" kelimesinin kıraati Aişe'ye göre tahfif ile "İz tel-kavnehu" dur. El-Velak ise lisanı hafif olup sürekli yalan söyleyendir. Velake yeliku'dan türemiştir. Sürat yapmak ma­nasındadır. El-Evlek kelimesi de bundan türemiştir ve aslı ise "Vevlak" Ur.

22- "İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akra­baya .yoksullara Allah yolunda göç edenlere vermeyecek­lerine yemin etmesinler"

Yani akrabaları yardımdan men edeceklerine dair ye­min etmesinler. Ayette geçen "En yu'tu" kelimesi "Enla yu'-tu" manasındadır.

Ebubekir'den nakledildiğine göre halasının oğlu olan Mistah b. Esase'yi, adı bu olaya karıştığından dolayı ona yar­dım etmemeye yemin etmiş ve yardımdan mahrum bırakmıştır.[4] Bir rivayete göre ayette geçen "La yetel Vermeyecek­lerine dair" kelimesi "La yukassar" manasındadır. Ma elev-tu cehden sözü de bu kabilden bir mana ifade eder ki hiç bir cehd ve gayret harcamadım demektir. Şair de şiirinde mu-tel kelimesini bu manada kullanmıştır:

"Tezri bi eraşi yeminil-muteli hudemmetez-zirai hez-zel-muhteli."[5]

Yani cehd ve gayret göstermeyen ihmalkar demektir.

25- "O gün Allah onlara gerçek cezalarını tastamam verecek."

Ayette geçen Din kelimesi ceza manasındadır.

27- "Kendi evinizden başka evlere geldiğinizi fark edip ev halkına selam vermedikçe girmeyin."

Ayette geçen "Teste'nisu" izin manasındadır ve evde olanlara geldiğini haber vermek anlamındadır. Bir rivaye­te göre görmek manasındadır. Yani görmek istediğinizi ta-leb edip ve ondan izin almanız gerekir. El-İnas kelimesi gör­mek manasındadır.

29- "İçinde kendinize ait bir şeylerin-bulunduğu otu-rulmayan bir eve girdiğinizde herhangi bir sakınca yoktur."

Bu evlerden kasıt ise ticaret hanları ve yolcular veya garipler için yapılmış konaklardır. Bir rivayete göre harabe evler, geniş han ve mahallerdir.

31- "Mümin kadınlara da söyle de baş örtülerini ya­kalarının üzerine kadar örtsünler."

Bu kadınlara güçleri miktarınca örtülerini takmaları ve sadece yakalarının üstüne kadar sarkıtmaları bazında bir emirdir.

"Ellerinin altında bulunan köleleri."

Kadın köleleri demektir.

"Kadına ihtiyacı kalmamış hizmetçiler."

îbni Abbas'tan nakledildiğine göre et-Tabiu; kadınlara ih­tiyacı olmayan ve sadece yanında bir lokma ekmek için duran kişidir. Bir rivayete göre o, el-İnnin'dir, yani hasta­lıktan dolayı cima yapmaktan aciz olandır. Bir rivayete gö­re kadınların kendisinden çekinmeyecek kadar ahmak veya saf olandır.[6]

32- "Aranızdaki bekarları evlendirin."

Ayette geçen el-Eyim kelimesi evlenme ihtiyacı olan kadın veya erkeklerdir.

"Her kişinin karısı ölecek dul kalacak veya o ölecek ka­rısı dul kalacak."[7]

Bir rivayete göre el-Eyim kelimesi kadınlara hastır ve tıp­kı el-Azb kelimesinin erkeklere has olduğu gibi.

33- "Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidirki zorlanmalarından sonra Allah çok bağışlayıcı ve merha­metlidir."

Yani zorlanmaya maruz kalan kadınlar için.

34- "Sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnek­ler."

Ayette geçen Mesel kelimesi, ibret ve örnek alma mana-sındadır.

35- "Allah göklerin ve yerin nurudur."

Yani yer ve göklere hidayet verendir. Bir rivayete göre o ikisini mırlandırandır. Mesela falanca rahmettir denildiğin­de ondan rahmetin geldiği anlaşılır onun gerçekten rahmet olduğu değil.

"İçinde lamba bulunan bir kandil misalidir." Ayette geçen "Mişkat" her tarafı kapalı açık yanı olma­yan kandildir. Bir rivayete göre cam lambanın içindeki fi­til yeridir.

"O billurda sanki inciye benzer bir yıldız gibidir." Güzellik ve berraklığından dolayı inciye benzetilmiş ol­ması caizdir. Ed-DurTden türemiş Fuul vezni üzerinde olan Duruen'den olması da caizdir. Şeytanları kovmak ve de­fetme manasındadır. Et-Tarf üzerine olduğundan dolayı so­nundaki vav harfi yaya kalb olmuştur, hemze de tahfif edil­miştir ve birinci vav da ya'ya kalbedilip idgam edilmiş ve ittibadan dolayı da ya'dan öncesi kesra olmuştur.

"Mübarek bir ağaçtan, yani ağaçtan çıkan yağdan tu­tuşturulur."

Çünkü Allahu Teala Şam zeytinlerini mübarek kılmıştır. Bir rivayete göre bunun yağı daha saf ve berrak olduğundan dolayı henüz sıkılmadan kendiliğinden aktığından Ötürü bunu zikretmeye tahsis etmiştir.

"Doğuya da Batıya da nisbet edilemeyen." Yani ne doğuda olup batıda olmayan ne de batıda olup do­ğuda olmayan manasında değil fakat doğu ile batı ortasın­da bulunan Şam ağaçlarından demektir. Verim bakımın­dan ağaçların en mutedili ve ekili olanıdır. Bir rivayete gö­re ne doğuda olup sürekli güneş doğan bir dağda ne de ba­tıda olup üzerine güneş doğmayan alçak bir çukurdadır ve aksine tam mutedil bir yerdedir.

Hasan bundan muradm şu olduğunu söylemiştir: O ağaç dünya ağaçlarından değildir ki doğu veya batıda olsun, bilakis o cennet ağaçlarından biridir ki şu ayette işaret ediyor: "Bu öyle bir ağaç ki yağı nerdeyse kendisine ateş değmese dahi ışık verir."

Birinci kavi üzerindeki maksada gelince; yani (yağının saflığından ve berraklığından ateş değmese bile nerdeyse ateş misali parlıyordu.) Bu konuda Ka'b şöyle demiş; bu ke­sinlikle zahiri üzerine tevil edilemez. Lakin Allahu Teala-nın buyurduğu gibi bir darb-ı meseldir. Allah'ın nuru olan islam, mişkat müminin göğsü, zücace müminin kalbi, mis-bah kalp'te olan iman ve şeceretül mübarek ise peygamber­lik rİsalesidir veya şeceresicür.

36- "Bu kandil bir takım evlerdir ki Allah o evlerin yü­celmesine ve içlerinde isminin okunmasına izin vermiş­tir."

Yani evlerden kasıt mescit ve camilerdir ki bunlar da için­de mişkat olanlardır.

37- "Bir takım insanlar ki ne ticaret ne de alış veriş on­ları Allah'ı anmaktan alıkoymaz."

Ticaret olmadan da alış verişin olması mümkündür. Bu kişinin mahsulünü evinde veya beldesinde durup satması gi­bidir. Bundan ötürü ayette ticaret ile bey'i bir arada zikret­miştir. Hakeza tüccarlar malın organizesini ve başka bir yere naklini sağlayan, el-Baetu ise beldesinde mukim olan­lardır.

"Onlar kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar."

Yani canın boğaza gelmesiyle.

"Ve gözler."

Yani göz o günün azap veya dehşetinden döner beyazla­rı çıkar ve döner.

"Ve namaz kılmaktan."

Ayette geçen "Ve ikamis-salat" yani "îkametuha"'dır. Namaz kılmaktır. Lakin burada izafenin ha'dan ived olması ikamette olan hanın vav'dan ived olmasından dolayıdır.

39- "Onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir." Ayette geçen "Ki'atun" kelimesi Kaen kelimesinin cemi­dir. Carin ve ciretin misali gibi.

40-  "Yahut engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibdir."

el-Lucce kelimesine izafe edilmiştir ki o da denizin en yo­ğun ve derin olan yeridir.

"İnsan elini çıkarıp uzatsa nerdeyse onu dahi göre­mez."

Yani güçlükle görür. Züccac şöyle demiş; görmedi de ol­madı da demektir. Geylan Bahteri'nin anlattığına göre de-mişki ben Kufe'nin çöplüklerinde dururken Zurrumme şöy­le sesleniyordu:

"Uzaklık sevgililerin sevgisini değiştirdiğizaman sevgi­den olan Humman'ın başlangıcının havası devam etmiyor ve ölmüş demektir."[8]

İbni Şubrume[9] ona şöyle demiş:

"Onun devam etmediğini görüyorum ya Geylan ve onu değiştir. O da: "Humman'ın başlangıcının havasını bulama­dım" dedi ve dedi ki: Süratle babama dönüp sordum bu ge­çenleri bana dedi ki:

"Ey oğulcuğum İbni Şubrume, cevap vermede ve Zur­rumme de kabulünde hata etmiştir."

Manası ise: Olmadı ve devam etmedi. Ayette olduğu gi­bi: "O elini çıkardığı zaman, onu göremedi."

41- "Dizi dizi kanat çırpıp uçan kuşlar."

Yani kanatlarını açmış ve havada saf bağlamış demektir.

"Her biri kendi teşbihini ve duasını bilmiştir."

Yani insanlar.

"Kendi teşbihini."

Ayette geçen "Tesbihehu" yani kendi teşbihi.

Ayette geçen "Yuzci" kelimesi sürüklemek ve sevk et­mektir.[10]

Amr b. Küme de şiirinde Tüzci kelimesini aynı anlamda kullanmıştır:

"O kadar çok toplanmıştır ki, çokluğundan hiç bir taraf görünmüyordu. Onun büyük çoğunluğu çok iri bir açıklık­taydı. Yürüyordu ve giysilerinin altından zehir saçıp karış­tırıyordu. Sabahleyin ansızın ona gören ikrah ederdi."[11]

"Sonra onları bir araya getirip üst üste yığıyor."

Ayette geçen Rukamen kelimesi üst üste yığılıp duran de­mektir.

"Himyer yükseliyor- her iki tepenin başından öyle ki on­lar üst üste yığılmış siyah bulutlardır."[12]

"İşte görüyorsun ki bunlar arasından yağmur çıkı­yor."

Ayette geçen el-Vedk yağmurdur. Bir rivayete göre şim­şektir.

"Rüzgar esti toz duman yaptı ve ondan, yağmur dolu buluttan yağmurun çıktığı gibi çıktılar.[13]

"O, gökten, oradaki dağlardan dolu indirir." Bir rivayete göre "min cibal"den kasıt çokluk ve müba­lağadır.

"Kafiyeleri zikretmeden öldüğüm zaman, bîr daha benim gibi tabib ve şair göremeyeceksin.

Şairin en çok misal getirilen beyitleri, kolaylaşana dek olan dağların hüzün şiiridir."[14]

"Bu bulutlardan çıkan şimşeğinin parıltısı nerdeyse gözleri alır!"

Ayette geçen sena berk kelimesi şimşek parıltısı demek­tir. Bu manada Şemmah şöyle dedi:

"Şimşek çaktığı zaman neredeyse görevi adamın gözle­rini kör edecekti."[15]

45- "İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür." Bu ifadenin altına sürünen deve yürüyen de dahil ol­muştur. Çünkü ayette geçen meşy kelimesi daha umum ve kapsayıcıdır. Çünkü her iki nevini de içine almaktadır. Bir rivayete göre şöyle denilmiş; el-İnsiyahın karın üzerinde sü­rünerek yürümek diye kabul etmeyen henüz araplardan bir şey duymuş ve bilmiş değildir. Araplar çoğu kez kadın yü­rüyüşünü yılamnkine benzetmişlerdir.

Şiirde buna benzer bir şekilde kullanılmıştır: "Leyla kolay bir buluşmayla gidiyor mu ve görünmüyor mu, ve gece hürdür dilediğj yere gidiyor."[16]

"Kıvrılarak bükülerek yürünen ağır bir yürüyüşle yoru­yorlar. Karınları ince ve arktır, kalçaları iridir ve büyüktir."[17]

53- "De ki, yemin etmeyin itaatiniz malumdur!"

Yani taatiniz yemin edip etmemenizden daha bariz bir şe­kildedir. Veyahut ta maruf olan taat, sizin karmaşık ne ol­duğu belli olmayan itaatinizden daha evladır veya itaatini­zin yapmacık sözlerle olduğu zaten bellidir.

55- "Allah sizlerden iman edip iyi davranışta bulunan­lara kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gi­bi kendilerini de yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını vad etti."

Yani daha öncekilerden bir uzantı olarak halife yapacak.

58- "Ey müminler içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar."

Yani henüz temyiz olup rüştüne ermeyendir.

"Bunlar mahrem halde bulunabileceğiniz üç vakittir."

Şu üç vakit dinlenme ve ihtimalen soyunma olabileceğin­den dolayı mahrem sayılmıştır; sabah namazından önce, öğlen vakti ve yatsı namazından sonra.

60-  "Bir nikah ümidi beslemeyen çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların."

Ayette geçen el-Kavaid'ten kasıt; yaşlılığından dolayı ha­yız ve nifastan kesilen kadındır.

"Zinetlerini açmaksızın."

Yani bakılmaması için avret sayılan yerlerin açılmama-sıdır.

61- "Sizin için de, kendi evlerinizden yemenizde bir sa­kınca yoktur."

Yani çocuklarınızın mallarından demektir. Buna delil de çocukların zikredilmemesidir. Bir rivayete göre hanımların mallarıdır.

"Veya anahtarlarını uhdelerinizde bulundurduğu­nuz yerlerden yemenizden bir sakınca yoktur."

Yani kişinin malına vekil bıraktığı kişinin o mal ve sa-ireden yemesi ve kısacası vekil bırakılan her şeyden yiyip içebilir. Bir rivayete göre vekil tayin edildiği yetim malıdır. Bir rivayete göre kişinin kendi kölesinin malından yemesi-dir.

61- "Veyahut ta dostlarınızın evlerinden yemeniz­den bir sakınca yoktur."

Yani yemek hazırda ise ve gizli bir yerde değilse, zira dost olan, hiç bir şeyi dostundan sakındırıp gizli tutmaz.

61- "Evlere girdiğiniz zaman."

Yani boş olup içinde kimse olmayandır.

61- "Allah tarafından mübarek ve pek güzel bir yaşa­ma dileği olarak kendinize selam verin."

Ve selam şu şekilde olması lazım; Es-selamu aleyna ve ala ibadillahis-salihine.

62-  "Onlar, o peygamber ile birlikte içtimai bir işle meşgulken."

Yani meşgul oldukları şey cihadtır. Bu ayet ahzab günün­de nazil olmuştur. Bir rivayete göre ayette geçen emrin ca­miin ifadesi umum bir manaya şümul olmaktadır hatta cu­ma gününü ve iki bayramı da kapsamaktadır.

63- Peygamberi kendi aranızda birbirinizi çağırır gi­bi çağırmayın."

Yani onun duasından sakınınız, zira onun duası her an du­yulur ve müstecaptır. Bir rivayete göre onu ismiyle çağırma­yınız ama tevazu ve yumuşak bir şekilde Ya Rasulallah de­yin.[18]

63- "İçinizden birini siper edinerek sıvışıp gidenleri muhakkak Allah bilmektedir."

Yani bir cihad emri olunca birbirlerini siper edinerek gizlice cihad emrinden sıvışıp kaçmaya çalışıyorlardı.[19] Bir rivayete göre Cuma ve hutbeden kaçıyorlardı.

63- "Allah'ın emrine aykırı davrananlar başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar."

Ayette geçen fitneden kasıt musibet, afet ve herhangi bir zarar verici bir şeydir.[20]



[1] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre şöyle demiş: Nur suresi Me­dine'de nazil oldu. Said b. Mansur, İbni Munzir ve Beyhaki'nin Müca-hid'ten çıkardıklarına'göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi demiş:

"Erkeklerinize Maide suresini öğretin ve kadınlarınıza da Nur su­resini öğretin." Ebu Ubeytî'in Fedail'inde Harise b. Mudarrib'ten çıkar­dığına göre şöyle demiş: Örr.er b. Hattab bize gönderdiği bir vesikada, Ni­sa, Ahzab ve Nur suresini öğrenmemizi yazmıştı.

[2] Şeddeyle İbni Kesir ve Ebu Amr okumuşlardır. İthaf: s. 322.

[3] Erbaun kelimesini; ref ile Hafs, Hamza, Kesai ve Halef, nasb ilede diğerleri okumuştur.

[4] Abd b. Humeyd ve îbni Murdeveyh'in Muhammed b. Sirin'den naklettiklerine göre; Ebubekir evinde beslediği iki yetime, bu olaya ad­lan karıştığından dolayı alakasını'kesmeye ve yardım etmemeye yemin etmiş ve bu ikisinden biri de Bedir'de bulunan Mistah b. Esase'dir. Bu­nun üzerine bu ayet nazil olur.

[5] Bu beyit Tebrizi'nin Hemase'sinde: 2/128; ve divanı: 1/311; Me-anil Kebir: 2/1076'dadır. İkinci yarısı Lisan mad. Hademe. Hadmetu'z-Zira: Onun büyük bir kısmı. El-İras: Titremektir. El-Hezz kesmektir.

[6] Tariful-îlam s: 96.

[7] Yezid b. Hakem Sakafi'nindir. Oğlu Bedr'e vaaz ettiği kaside-sindendir. Lisan madde: Eyim. Şerhü'l-Hamase Tebrizi: 3/107. Bah-ru'1-Muhit: 6/443. Onu nîsbetsiz bırakmıştır. Ondan öncesi şudur:

"Dünya harabe ölecek ne bir nimet ne de herhangi bir şey geride ka­lacak."

[8] Hamasat Basriyye: 1/204; Şerh İbni Yaiş: 7/124; îzah Şerh Mu­fassal: 2/95; Beyit kıssayla birlikte Eğani'de: 16/18; Emali'I-Mürteda: 1/332; Er-Resis: Umman'm başlangıcı veya aslıdır. Zamahşeri'nin dedi­ğine göre: Bihi resusul huma ve resisuha: Humman'ın şiddetlenmeden ön-cekİ başlangıcıdır. Esasu'l-Belağa mad. Resse.

[9] Abdullah b. Şubrume Irak fakihi ve Küfe kadısıdır. Enes b. Ma­lik Ebu Tufeyl ve Şabi'den anlatmıştır. Ondan da: Sevri ve İbni Müba­rek anlatmıştır. Ahmet ve Ebu Hatem Razi onu sika görmüşler. H. 14- 'îe vefat etmiş. Siyer Alam Nubela: 6/347.

[10] Meanil Kur'an ve irabuha: 4/48.

[11] Bu beyit Meani Kebir: 2/891 ve divanında: 32-33. İki beyitte Kuteybe vasfındadır. Meîmume: Çokluğundan ucu görünmeyen toplu­luktur. Kevkebu şeyi: Onun çoğudur^

[12] Divanı: 187; Tekmiletu'l-Faris: 438; Muhassas: 9/143. Testen-nu: Yükselen himyer el-Ada. Yanlardır. Müfredi: Advetun'dur. Murtec Catun. Bulutlardır. Divan'da: (Garru'I-Gemani Ve murteccatihissud)'tur.

[13] Tefsiru'l-Kurtubi: 12/282. Nisbetsizdir. Bahru'l-Muhit: 6/444; Zeydu'1-Hayl'indir Mecaz: 2/68. Diğer parçası: "Darebne biğaburetin fe hareeneminha". Mecalisu'İ-UIema Zaccac: 60. Muhakkik Abbas Selam Harun nisbet etmemiş. Lisan: Vedeke beytin diğer kısmı: Kema harecte mine'l-ğeredis-sihami. Bişr b. Ebu Hazımın'dır. Divanı: 210.

[14] Divanı: 136; Mesail Halebiyat: 197; Delail İcaz: 5/2; Bahru'l-Muhit: 6/464.

[15] Divanı: 152; Tefsiru'l-Kurtubi: 12/290.

[16] Hayavan: 4/174. Nisbetsizdir. El-Limam: Kolay karşılaşmadır.

[17] Beyit Kemmİt b. Marufundur. Eğani: 15/19; el:Heyevan: 5/217; Hemmasetu'l -Basr: 2/89.

[18] Bu Mücahid'in sözüdür. Mücahid tefsiri s: 445. 128

Yani bir cihad emri olunca birbirlerini siper edinerek giz­lice cihad emrinden sıvışıp kaçmaya çalışıyorlardı. Bir ri­vayete göre cuma ve hutbeden kaçıyorlardı.255

[19] Mukatil'in sözü. Merasil Ebu Davud'tadır ve kıssasiyla bera­ber çıkarmıştır, s: 105.

[20] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/117-129.