Nur Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 24. Sayfa
NUR SURESİ[1]
1- "İşte bu ayetler bizim inzal ettiğimiz ve hükümleri üzerinize farz kıldığımız bir suredir"
Yani Hazini surettin (bu sure demektir). Zira orada neki-reyle ibtida (başlangıç) olmaz. Sure; birbiri peşinden gelen ayetlerin birarada bulunmasıdır.
"Farz kıldık."
Yanİ ayetlerde olanlarla amel etmenizi farz kıldık. Ve el-amele biha cümlesi mahzuftur.
Ve "Ferrednaha"[2]fesalnaha manasındadir. Yani anlaşılması için yeterince açıkladık manasmdadir.
2- "Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa veya kırbaç vurun."
Ayette geçen ez-Zaniyetu kelimesi (Fima feredna)'mn takdiri üzerine ref olmuştur. Böyle olmasaydı emir üzerine nasbolurdu. Ayetteki ifadeye "Biz-zaniyeti" ile başlamasının sebebi ise; kadın zinada aslolduğundan dolayı (yani zina fiili onunla yapıldığından), kadmm bizzat zina etmesi daha kötü ve fahiş görüldüğündendir. Ama "es-Sarık" yani hırsızlık olayında bunun tam hilafınadır çünkü güç ve kuvvet bu konuda öncelikle erkeğe aittir.
3- "Zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenebilir."
Bu ilahi ikaz, İslam'a girdikten sonra müslümanların, ca-hiliyyede meşhur olan kadınlarla evlenmemeleri için bir uyarıdır. Bir rivayete göre bu, akitsiz olan zinavari bir şekilde kadınla yatmaktır. Zira zinakar olmayan biri zaten zinakar olan kadından ikrah eder ve ona karşı herhangi bir arzu vs. de hissetmez.
5- "Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır."
Yani fısk vs.'den olan istisnadır. Zira istisna edatından önce yer alan anlam sonra gelenin cinsinden farklıdır. Çünkü bir mubteda ve haberden ibarettir. Edattan önceki ifade veya anlam fiil ve emirden ibarettir.
6- "Onların her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesi."
Ayette geçen "Erbaun" kelimesi mastar[3] konumunda olduğundan veya mastar olan şehadet kelimesine mef 'ulun bi-hi olduğundan dolayı nasbolmuştur. Sanki olardan her biri dört şehadetin dördüne de şahitlik ediyormuş gibidir. Buna göre cümle mubtedadır, Haber ise "nehu lemines-sadikin" cümlesi veya ayetin tamamı haberdir mubteda da hazfolmuş-tur. Buna göre cümle şöyledir; Felhukmu ev el-ferdu şeha-detu ahadihum erbau; ehadatin bil vukui. Hüküm veya farz: Onlardan birinin vuku bulduğuna dair dört şahit yerine geç-mesiydi.
11- "Muhammedin eşine bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir guruptur"
Yani yalan iftir uda. Çünkü orada haktan sapılmıştı.
"Aksine o sizin için bir iyiliktir."
Çünkü Allahu Teala yedi kat semadan onun beraatmı göndermiş ve ona, maruz kaldığı beladan dolayı sevap yazmıştır.
"Elebaşılık yapan, bu yüzden de bu günahın büyüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır."
Yani Abdullah b. Ubey b. Selul için. Zira o bu olayı körüklemek için herkesi evinde topladı. Hasan b. Sabit'in pnunla olduğunu savunanlar, Hasan'a had cezasının uygulanmasını ve gözlerinin gitmesini onun için büyük bir azap olarak yeterli görmüşlerdir.
12- "Erkek ve kadın müminlerin bu iftirayı işittiklerinde kendi vicdanlarıyla hüsnü zanda bulunupta "bu, apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?"
Ayette geçen "Levla" kelimesi "Hella" manasındadır.
15- "Çünkü siz bu iftirayı gelişi güzel birbirinizin ağzından alıyor ve hakkında bilgi sahibi olmadığınız ağızlarınız da geveleyip duruyorsunuz"
Bu olayı duyan herkes adeta bunu bizzat görmüş gibi yaymaya çalışıyordu. Ayette şeddeli olarak geçen "İz telekkav-nehu" kelimesinin kıraati Aişe'ye göre tahfif ile "İz tel-kavnehu" dur. El-Velak ise lisanı hafif olup sürekli yalan söyleyendir. Velake yeliku'dan türemiştir. Sürat yapmak manasındadır. El-Evlek kelimesi de bundan türemiştir ve aslı ise "Vevlak" Ur.
22- "İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya .yoksullara Allah yolunda göç edenlere vermeyeceklerine yemin etmesinler"
Yani akrabaları yardımdan men edeceklerine dair yemin etmesinler. Ayette geçen "En yu'tu" kelimesi "Enla yu'-tu" manasındadır.
Ebubekir'den nakledildiğine göre halasının oğlu olan Mistah b. Esase'yi, adı bu olaya karıştığından dolayı ona yardım etmemeye yemin etmiş ve yardımdan mahrum bırakmıştır.[4] Bir rivayete göre ayette geçen "La yetel Vermeyeceklerine dair" kelimesi "La yukassar" manasındadır. Ma elev-tu cehden sözü de bu kabilden bir mana ifade eder ki hiç bir cehd ve gayret harcamadım demektir. Şair de şiirinde mu-tel kelimesini bu manada kullanmıştır:
"Tezri bi eraşi yeminil-muteli hudemmetez-zirai hez-zel-muhteli."[5]
Yani cehd ve gayret göstermeyen ihmalkar demektir.
25- "O gün Allah onlara gerçek cezalarını tastamam verecek."
Ayette geçen Din kelimesi ceza manasındadır.
27- "Kendi evinizden başka evlere geldiğinizi fark edip ev halkına selam vermedikçe girmeyin."
Ayette geçen "Teste'nisu" izin manasındadır ve evde olanlara geldiğini haber vermek anlamındadır. Bir rivayete göre görmek manasındadır. Yani görmek istediğinizi ta-leb edip ve ondan izin almanız gerekir. El-İnas kelimesi görmek manasındadır.
29- "İçinde kendinize ait bir şeylerin-bulunduğu otu-rulmayan bir eve girdiğinizde herhangi bir sakınca yoktur."
Bu evlerden kasıt ise ticaret hanları ve yolcular veya garipler için yapılmış konaklardır. Bir rivayete göre harabe evler, geniş han ve mahallerdir.
31- "Mümin kadınlara da söyle de baş örtülerini yakalarının üzerine kadar örtsünler."
Bu kadınlara güçleri miktarınca örtülerini takmaları ve sadece yakalarının üstüne kadar sarkıtmaları bazında bir emirdir.
"Ellerinin altında bulunan köleleri."
Kadın köleleri demektir.
"Kadına ihtiyacı kalmamış hizmetçiler."
îbni Abbas'tan nakledildiğine göre et-Tabiu; kadınlara ihtiyacı olmayan ve sadece yanında bir lokma ekmek için duran kişidir. Bir rivayete göre o, el-İnnin'dir, yani hastalıktan dolayı cima yapmaktan aciz olandır. Bir rivayete göre kadınların kendisinden çekinmeyecek kadar ahmak veya saf olandır.[6]
32- "Aranızdaki bekarları evlendirin."
Ayette geçen el-Eyim kelimesi evlenme ihtiyacı olan kadın veya erkeklerdir.
"Her kişinin karısı ölecek dul kalacak veya o ölecek karısı dul kalacak."[7]
Bir rivayete göre el-Eyim kelimesi kadınlara hastır ve tıpkı el-Azb kelimesinin erkeklere has olduğu gibi.
33- "Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidirki zorlanmalarından sonra Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir."
Yani zorlanmaya maruz kalan kadınlar için.
34- "Sizden önce yaşayıp gitmiş olanlardan örnekler."
Ayette geçen Mesel kelimesi, ibret ve örnek alma mana-sındadır.
35- "Allah göklerin ve yerin nurudur."
Yani yer ve göklere hidayet verendir. Bir rivayete göre o ikisini mırlandırandır. Mesela falanca rahmettir denildiğinde ondan rahmetin geldiği anlaşılır onun gerçekten rahmet olduğu değil.
"İçinde lamba bulunan bir kandil misalidir." Ayette geçen "Mişkat" her tarafı kapalı açık yanı olmayan kandildir. Bir rivayete göre cam lambanın içindeki fitil yeridir.
"O billurda sanki inciye benzer bir yıldız gibidir." Güzellik ve berraklığından dolayı inciye benzetilmiş olması caizdir. Ed-DurTden türemiş Fuul vezni üzerinde olan Duruen'den olması da caizdir. Şeytanları kovmak ve defetme manasındadır. Et-Tarf üzerine olduğundan dolayı sonundaki vav harfi yaya kalb olmuştur, hemze de tahfif edilmiştir ve birinci vav da ya'ya kalbedilip idgam edilmiş ve ittibadan dolayı da ya'dan öncesi kesra olmuştur.
"Mübarek bir ağaçtan, yani ağaçtan çıkan yağdan tutuşturulur."
Çünkü Allahu Teala Şam zeytinlerini mübarek kılmıştır. Bir rivayete göre bunun yağı daha saf ve berrak olduğundan dolayı henüz sıkılmadan kendiliğinden aktığından Ötürü bunu zikretmeye tahsis etmiştir.
"Doğuya da Batıya da nisbet edilemeyen." Yani ne doğuda olup batıda olmayan ne de batıda olup doğuda olmayan manasında değil fakat doğu ile batı ortasında bulunan Şam ağaçlarından demektir. Verim bakımından ağaçların en mutedili ve ekili olanıdır. Bir rivayete göre ne doğuda olup sürekli güneş doğan bir dağda ne de batıda olup üzerine güneş doğmayan alçak bir çukurdadır ve aksine tam mutedil bir yerdedir.
Hasan bundan muradm şu olduğunu söylemiştir: O ağaç dünya ağaçlarından değildir ki doğu veya batıda olsun, bilakis o cennet ağaçlarından biridir ki şu ayette işaret ediyor: "Bu öyle bir ağaç ki yağı nerdeyse kendisine ateş değmese dahi ışık verir."
Birinci kavi üzerindeki maksada gelince; yani (yağının saflığından ve berraklığından ateş değmese bile nerdeyse ateş misali parlıyordu.) Bu konuda Ka'b şöyle demiş; bu kesinlikle zahiri üzerine tevil edilemez. Lakin Allahu Teala-nın buyurduğu gibi bir darb-ı meseldir. Allah'ın nuru olan islam, mişkat müminin göğsü, zücace müminin kalbi, mis-bah kalp'te olan iman ve şeceretül mübarek ise peygamberlik rİsalesidir veya şeceresicür.
36- "Bu kandil bir takım evlerdir ki Allah o evlerin yücelmesine ve içlerinde isminin okunmasına izin vermiştir."
Yani evlerden kasıt mescit ve camilerdir ki bunlar da içinde mişkat olanlardır.
37- "Bir takım insanlar ki ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan alıkoymaz."
Ticaret olmadan da alış verişin olması mümkündür. Bu kişinin mahsulünü evinde veya beldesinde durup satması gibidir. Bundan ötürü ayette ticaret ile bey'i bir arada zikretmiştir. Hakeza tüccarlar malın organizesini ve başka bir yere naklini sağlayan, el-Baetu ise beldesinde mukim olanlardır.
"Onlar kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar."
Yani canın boğaza gelmesiyle.
"Ve gözler."
Yani göz o günün azap veya dehşetinden döner beyazları çıkar ve döner.
"Ve namaz kılmaktan."
Ayette geçen "Ve ikamis-salat" yani "îkametuha"'dır. Namaz kılmaktır. Lakin burada izafenin ha'dan ived olması ikamette olan hanın vav'dan ived olmasından dolayıdır.
39- "Onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir." Ayette geçen "Ki'atun" kelimesi Kaen kelimesinin cemidir. Carin ve ciretin misali gibi.
40- "Yahut engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibdir."
el-Lucce kelimesine izafe edilmiştir ki o da denizin en yoğun ve derin olan yeridir.
"İnsan elini çıkarıp uzatsa nerdeyse onu dahi göremez."
Yani güçlükle görür. Züccac şöyle demiş; görmedi de olmadı da demektir. Geylan Bahteri'nin anlattığına göre de-mişki ben Kufe'nin çöplüklerinde dururken Zurrumme şöyle sesleniyordu:
"Uzaklık sevgililerin sevgisini değiştirdiğizaman sevgiden olan Humman'ın başlangıcının havası devam etmiyor ve ölmüş demektir."[8]
İbni Şubrume[9] ona şöyle demiş:
"Onun devam etmediğini görüyorum ya Geylan ve onu değiştir. O da: "Humman'ın başlangıcının havasını bulamadım" dedi ve dedi ki: Süratle babama dönüp sordum bu geçenleri bana dedi ki:
"Ey oğulcuğum İbni Şubrume, cevap vermede ve Zurrumme de kabulünde hata etmiştir."
Manası ise: Olmadı ve devam etmedi. Ayette olduğu gibi: "O elini çıkardığı zaman, onu göremedi."
41- "Dizi dizi kanat çırpıp uçan kuşlar."
Yani kanatlarını açmış ve havada saf bağlamış demektir.
"Her biri kendi teşbihini ve duasını bilmiştir."
Yani insanlar.
"Kendi teşbihini."
Ayette geçen "Tesbihehu" yani kendi teşbihi.
Ayette geçen "Yuzci" kelimesi sürüklemek ve sevk etmektir.[10]
Amr b. Küme de şiirinde Tüzci kelimesini aynı anlamda kullanmıştır:
"O kadar çok toplanmıştır ki, çokluğundan hiç bir taraf görünmüyordu. Onun büyük çoğunluğu çok iri bir açıklıktaydı. Yürüyordu ve giysilerinin altından zehir saçıp karıştırıyordu. Sabahleyin ansızın ona gören ikrah ederdi."[11]
"Sonra onları bir araya getirip üst üste yığıyor."
Ayette geçen Rukamen kelimesi üst üste yığılıp duran demektir.
"Himyer yükseliyor- her iki tepenin başından öyle ki onlar üst üste yığılmış siyah bulutlardır."[12]
"İşte görüyorsun ki bunlar arasından yağmur çıkıyor."
Ayette geçen el-Vedk yağmurdur. Bir rivayete göre şimşektir.
"Rüzgar esti toz duman yaptı ve ondan, yağmur dolu buluttan yağmurun çıktığı gibi çıktılar.[13]
"O, gökten, oradaki dağlardan dolu indirir." Bir rivayete göre "min cibal"den kasıt çokluk ve mübalağadır.
"Kafiyeleri zikretmeden öldüğüm zaman, bîr daha benim gibi tabib ve şair göremeyeceksin.
Şairin en çok misal getirilen beyitleri, kolaylaşana dek olan dağların hüzün şiiridir."[14]
"Bu bulutlardan çıkan şimşeğinin parıltısı nerdeyse gözleri alır!"
Ayette geçen sena berk kelimesi şimşek parıltısı demektir. Bu manada Şemmah şöyle dedi:
"Şimşek çaktığı zaman neredeyse görevi adamın gözlerini kör edecekti."[15]
45- "İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür." Bu ifadenin altına sürünen deve yürüyen de dahil olmuştur. Çünkü ayette geçen meşy kelimesi daha umum ve kapsayıcıdır. Çünkü her iki nevini de içine almaktadır. Bir rivayete göre şöyle denilmiş; el-İnsiyahın karın üzerinde sürünerek yürümek diye kabul etmeyen henüz araplardan bir şey duymuş ve bilmiş değildir. Araplar çoğu kez kadın yürüyüşünü yılamnkine benzetmişlerdir.
Şiirde buna benzer bir şekilde kullanılmıştır: "Leyla kolay bir buluşmayla gidiyor mu ve görünmüyor mu, ve gece hürdür dilediğj yere gidiyor."[16]
"Kıvrılarak bükülerek yürünen ağır bir yürüyüşle yoruyorlar. Karınları ince ve arktır, kalçaları iridir ve büyüktir."[17]
53- "De ki, yemin etmeyin itaatiniz malumdur!"
Yani taatiniz yemin edip etmemenizden daha bariz bir şekildedir. Veyahut ta maruf olan taat, sizin karmaşık ne olduğu belli olmayan itaatinizden daha evladır veya itaatinizin yapmacık sözlerle olduğu zaten bellidir.
55- "Allah sizlerden iman edip iyi davranışta bulunanlara kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi kendilerini de yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını vad etti."
Yani daha öncekilerden bir uzantı olarak halife yapacak.
58- "Ey müminler içinizden henüz ergenlik çağına girmemiş olanlar."
Yani henüz temyiz olup rüştüne ermeyendir.
"Bunlar mahrem halde bulunabileceğiniz üç vakittir."
Şu üç vakit dinlenme ve ihtimalen soyunma olabileceğinden dolayı mahrem sayılmıştır; sabah namazından önce, öğlen vakti ve yatsı namazından sonra.
60- "Bir nikah ümidi beslemeyen çocuktan kesilmiş yaşlı kadınların."
Ayette geçen el-Kavaid'ten kasıt; yaşlılığından dolayı hayız ve nifastan kesilen kadındır.
"Zinetlerini açmaksızın."
Yani bakılmaması için avret sayılan yerlerin açılmama-sıdır.
61- "Sizin için de, kendi evlerinizden yemenizde bir sakınca yoktur."
Yani çocuklarınızın mallarından demektir. Buna delil de çocukların zikredilmemesidir. Bir rivayete göre hanımların mallarıdır.
"Veya anahtarlarını uhdelerinizde bulundurduğunuz yerlerden yemenizden bir sakınca yoktur."
Yani kişinin malına vekil bıraktığı kişinin o mal ve sa-ireden yemesi ve kısacası vekil bırakılan her şeyden yiyip içebilir. Bir rivayete göre vekil tayin edildiği yetim malıdır. Bir rivayete göre kişinin kendi kölesinin malından yemesi-dir.
61- "Veyahut ta dostlarınızın evlerinden yemenizden bir sakınca yoktur."
Yani yemek hazırda ise ve gizli bir yerde değilse, zira dost olan, hiç bir şeyi dostundan sakındırıp gizli tutmaz.
61- "Evlere girdiğiniz zaman."
Yani boş olup içinde kimse olmayandır.
61- "Allah tarafından mübarek ve pek güzel bir yaşama dileği olarak kendinize selam verin."
Ve selam şu şekilde olması lazım; Es-selamu aleyna ve ala ibadillahis-salihine.
62- "Onlar, o peygamber ile birlikte içtimai bir işle meşgulken."
Yani meşgul oldukları şey cihadtır. Bu ayet ahzab gününde nazil olmuştur. Bir rivayete göre ayette geçen emrin camiin ifadesi umum bir manaya şümul olmaktadır hatta cuma gününü ve iki bayramı da kapsamaktadır.
63- Peygamberi kendi aranızda birbirinizi çağırır gibi çağırmayın."
Yani onun duasından sakınınız, zira onun duası her an duyulur ve müstecaptır. Bir rivayete göre onu ismiyle çağırmayınız ama tevazu ve yumuşak bir şekilde Ya Rasulallah deyin.[18]
63- "İçinizden birini siper edinerek sıvışıp gidenleri muhakkak Allah bilmektedir."
Yani bir cihad emri olunca birbirlerini siper edinerek gizlice cihad emrinden sıvışıp kaçmaya çalışıyorlardı.[19] Bir rivayete göre Cuma ve hutbeden kaçıyorlardı.
63- "Allah'ın emrine aykırı davrananlar başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar."
Ayette geçen fitneden kasıt musibet, afet ve herhangi bir zarar verici bir şeydir.[20]
[1] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre şöyle demiş: Nur suresi Medine'de nazil oldu. Said b. Mansur, İbni Munzir ve Beyhaki'nin Müca-hid'ten çıkardıklarına'göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi demiş:
"Erkeklerinize Maide suresini öğretin ve kadınlarınıza da Nur suresini öğretin." Ebu Ubeytî'in Fedail'inde Harise b. Mudarrib'ten çıkardığına göre şöyle demiş: Örr.er b. Hattab bize gönderdiği bir vesikada, Nisa, Ahzab ve Nur suresini öğrenmemizi yazmıştı.
[2] Şeddeyle İbni Kesir ve Ebu Amr okumuşlardır. İthaf: s. 322.
[3] Erbaun kelimesini; ref ile Hafs, Hamza, Kesai ve Halef, nasb ilede diğerleri okumuştur.
[4] Abd b. Humeyd ve îbni Murdeveyh'in Muhammed b. Sirin'den naklettiklerine göre; Ebubekir evinde beslediği iki yetime, bu olaya adlan karıştığından dolayı alakasını'kesmeye ve yardım etmemeye yemin etmiş ve bu ikisinden biri de Bedir'de bulunan Mistah b. Esase'dir. Bunun üzerine bu ayet nazil olur.
[5] Bu beyit Tebrizi'nin Hemase'sinde: 2/128; ve divanı: 1/311; Me-anil Kebir: 2/1076'dadır. İkinci yarısı Lisan mad. Hademe. Hadmetu'z-Zira: Onun büyük bir kısmı. El-İras: Titremektir. El-Hezz kesmektir.
[6] Tariful-îlam s: 96.
[7] Yezid b. Hakem Sakafi'nindir. Oğlu Bedr'e vaaz ettiği kaside-sindendir. Lisan madde: Eyim. Şerhü'l-Hamase Tebrizi: 3/107. Bah-ru'1-Muhit: 6/443. Onu nîsbetsiz bırakmıştır. Ondan öncesi şudur:
"Dünya harabe ölecek ne bir nimet ne de herhangi bir şey geride kalacak."
[8] Hamasat Basriyye: 1/204; Şerh İbni Yaiş: 7/124; îzah Şerh Mufassal: 2/95; Beyit kıssayla birlikte Eğani'de: 16/18; Emali'I-Mürteda: 1/332; Er-Resis: Umman'm başlangıcı veya aslıdır. Zamahşeri'nin dediğine göre: Bihi resusul huma ve resisuha: Humman'ın şiddetlenmeden ön-cekİ başlangıcıdır. Esasu'l-Belağa mad. Resse.
[9] Abdullah b. Şubrume Irak fakihi ve Küfe kadısıdır. Enes b. Malik Ebu Tufeyl ve Şabi'den anlatmıştır. Ondan da: Sevri ve İbni Mübarek anlatmıştır. Ahmet ve Ebu Hatem Razi onu sika görmüşler. H. 14- 'îe vefat etmiş. Siyer Alam Nubela: 6/347.
[10] Meanil Kur'an ve irabuha: 4/48.
[11] Bu beyit Meani Kebir: 2/891 ve divanında: 32-33. İki beyitte Kuteybe vasfındadır. Meîmume: Çokluğundan ucu görünmeyen topluluktur. Kevkebu şeyi: Onun çoğudur^
[12] Divanı: 187; Tekmiletu'l-Faris: 438; Muhassas: 9/143. Testen-nu: Yükselen himyer el-Ada. Yanlardır. Müfredi: Advetun'dur. Murtec Catun. Bulutlardır. Divan'da: (Garru'I-Gemani Ve murteccatihissud)'tur.
[13] Tefsiru'l-Kurtubi: 12/282. Nisbetsizdir. Bahru'l-Muhit: 6/444; Zeydu'1-Hayl'indir Mecaz: 2/68. Diğer parçası: "Darebne biğaburetin fe hareeneminha". Mecalisu'İ-UIema Zaccac: 60. Muhakkik Abbas Selam Harun nisbet etmemiş. Lisan: Vedeke beytin diğer kısmı: Kema harecte mine'l-ğeredis-sihami. Bişr b. Ebu Hazımın'dır. Divanı: 210.
[14] Divanı: 136; Mesail Halebiyat: 197; Delail İcaz: 5/2; Bahru'l-Muhit: 6/464.
[15] Divanı: 152; Tefsiru'l-Kurtubi: 12/290.
[16] Hayavan: 4/174. Nisbetsizdir. El-Limam: Kolay karşılaşmadır.
[17] Beyit Kemmİt b. Marufundur. Eğani: 15/19; el:Heyevan: 5/217; Hemmasetu'l -Basr: 2/89.
[18] Bu Mücahid'in sözüdür. Mücahid tefsiri s: 445. 128
Yani bir cihad emri olunca birbirlerini siper edinerek gizlice cihad emrinden sıvışıp kaçmaya çalışıyorlardı. Bir rivayete göre cuma ve hutbeden kaçıyorlardı.255
[19] Mukatil'in sözü. Merasil Ebu Davud'tadır ve kıssasiyla beraber çıkarmıştır, s: 105.
[20] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/117-129.
İslami Okul Okulların En Önemlisi