Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Şuara Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 26. Sayfa

 

ŞUARA SURESİ[1]

 

4- "Ona boyun eğmek zorunda kalırlar."

Ayette geçen Anakehum kelimesi onların cemaati demek­tir. Mesela Unukun minen-nas; insanlardan bir gurup demek­tir.

Bir rivayete göre Anakehum elebaşları veya önderleri de­mektir. Bu ifade zahirine göre alınırsa istiare yapılmış olur ve müzekker olarak gelmesi de müzekkere izafe olmasından­dır. Tıpkı A'şa'nın şiirde Sadr kelimesini müennese izafe ederek müennes yaptığı gibidir:

"Göğüsteki kan kanallarının parçalandığı gibi sen de onu helak ettiğin söz ile parçalıyorsun."

Cerir'in dediği gibi:

"Kıtlık senelerinin benden neler aldığını gördü. Tıpkı ge­celerin geçmesiyle hilalden alıp küçülttüğü gibi."[2]

7- "Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz?"

Yani onunla faydalanılması için. Tıpkı insanlar arasın­da cömert olan insanlardan faydalanılıp hoşlanıldığı gibi.

15- "Şüphesiz ki biz sizinle beraberiz, işitiyoruz." Ayette geçen Mustemiun kelimesi samıun (işitici) demek­tir.

Kattabi şöyle demiş:

"Acımaksızın sana olan masiyeti bir kerre de beni onu dinlemekten alıkoyan şeylerdendir."[3]

16- "Haydi Fir'avn'a gidip deyin ki:

"Gerçekten biz, Alemlerin Rabbinin elçisiyiz."

Ayette geçen er-Rasul kelimesi cem manasıyla müzek-ker yapılabilir.

Bir diğer şeyi hatırlatır söz söylemek ve elçinin en hayır­lısı haberlerin her yönünü onlardan daha iyi bilendir.[4]

20- "Musa "ben, dedi o, işi o anda sonunun ne olaca­ğını göremiyerek yaptım."

Yani ölümle biteceğini bilmiyordum. Ayette geçen "İzen" edatı "İz-zake" manasmdadır.

22- "O nimet diye başıma kaktığın şey ise İsrailoğul-larını kendine kul köle etmendir."

Firavn, Musa'yı köle edinmemiş te olsa da, Musa'nın kendisine dediği başa kakma olayını ve Beni İsrail'i köle et­tiğini sanki itiraf eder gibi bir durumdadır. Bir rivayete gö­re cümle takdiri olarak, istifham lafzı olmasa da, bir istifham cümlesidir. Sanki şöyledir; Eve tilken-nimetu?! Ha o nimet mi? yani bütün topluma kötülük etmene rağmen seni besle­yip büyütmem mi? demektir. Mahzumi'nin dediğine göre is­tifham burada gizlidir.

Şiirde de görüldüğü gibi:

"O rahil gününü orada durduğumuzu unutmadım. Onun kirpikleri yaşlar içinde kalmıştı. De ki; biniciler geçip gidi­yorlar ve beni böyle bırakıp terkedip gidiyorsun."[5]

Yani kervan gidiyor sen de beni burada yalnız bırakıp gi­decek misin?

40- "Her halde sihirbazlara uyarız dediler."

Maksat Firavun'un sihirbazlarıdır. Bir rivayete göre on­lar bu sözü Musa'ya alay ve eğlence olsun diye sordular.

54- "Esasen bunlar sayıları azar azar bölük pörçük bir cemaattir."

Yani bunlar kendi başına her biri zelil ve hakirdir. Bun­dan dolayıdır ki ayette geçen Kalİl kelimesi bu mana üzerin­de cem sığasında gelmiştir.

Mesela Şirzimetu külli şeyy; onun kalıntısı demektir.

"Onlardan uzaklarda olan geri döndü. Onlar tıpkı bizler­den birinin mıntıkasına döndüğü gibi döndüler."[6]

Hakeza şiirde de Şirzimetu kelimesi bu manada kullanıl­mıştır:

"Kış geldi gömleğim eski ve yırtıktır bazıları onunla olan edip gülüyorlar."[7]

56- "Biz ise elbette uyanık bir cemaatız "diyor ve de­dirtiyordu."

Ayette geçen Hezirun[8] kelimesi uyanık manasındadır. Hazinin ise silah vb. şeylere karşı hazırlıklıyız demektir. As­lında feilenin manası tabiyet için, Failun'nunki tekelluf içindir ama bunlardan bir çok görüş çıkartılması mümkün­dür.

60- "Derken gün doğumunda onların ardına düştü­ler."

Yani güneşin çıkmasına yakın bir zamanda.

64- "Ötekilerini de buraya yaklaştırdık."

Yani Firavn ve askerlerini denize doğru yaklaştırdık. Bir rivayete göre onları toplayıp bir araya getirdik.

77- "İyi bilin ki onlar benim düşmammdır: Ancak alemlerin Rabbi benim dostumdur."

Maksat alemlerin Rabbine ibadet edenlerdir. Bir rivaye­te göre ayette geçen "İlla" edatı Lakin[9] manasındadır. "İnnehum" kelimesinde olan zamir onların Allah dışında iba­det ettikleri ilahlarına raciidır. Bu aklolunan bir şekilde Tağlib babı üzerine cereyan etmiştir.

Şu ayette de buna benzer bir misal vardır:

"Onların bana secde ettiğini gördüm."(Yusuf: 12/4)

Tağlib kaidesine göre secde edilen Yusuf (a.s.) değil bilakis Allah'a yapılan bir şükür secdesidir, ona yani Yusuf a kavuştuklarından dolayı.

84- "Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılan­lardan eyle."

Yani arkamdan iyi bir şekilde övülen kimselerden. Bir ri­vayete göre benden sonra hakka tabi olup onu yürüten insan­lar getir demektir.

86- "Babamı da bağışla" çünkü o sapıklardandır."

Yani onu bir mağfiret ehli kıl.

89- "Ancak Allah'a temiz bir kalb ile gelenler o gün­de."

Ayette geçen "Selim" kelimesi Feil manasında Muf'al-dir. Bir rivayete göre şek ve şüpheden salim olan demektir. Münafıklar hakkında nazil olan şu ayeti kerime buna bir de­lildir:

"Onların kalplerinde hastalık vardır."

(Bakara: 2/10)

94- "Artık onlar, o azgınlar tepe taklak oraya atılır­lar."

Birbirlerinin üzerine yığılarak yuvarlanırlar. Bir rivayete göre yüz üstü bırakılarak cehenneme yuvarlanırlar. Ayet­te geçen Kubkibu kelimesi Kubbu manasındadır. Burada Ba harfi tekid için gelmiştir. Ve Banın biri de lafzm muvaza-nesİne uyması için kaf harfine kalbolmuştur.

101- "Ne de yakın bir dostumuz vardır."

Ayette geçen Hamim kelimesi yakın manasındadır. Me­sela Humme'ş-şeyy, bir şey yaklaştı demektir.

Huzeli de şiirinde Hamim kelimesini yakın manasında kullanmıştır:

"Eğer o kendisine yakın ve dost olanlara yakın olsay­dı."[10]

128- "Siz her yüksek yere, bir alamet bina edip eğle­nir durur musunuz?"

Ayette geçen "ri" kelimesi dağ ve benzeri yerler arasın­daki yoldur. Bir rivayete göre kule, burç vb. yerlerdir. Ayet­te geçen "Ayeten" den kasıt şudur; çok yüksekliğinden do­layı alamet ve nişane gibi olan binadır.

137- "Bu, öncekilerin geleneğinden başka bir şey de­ğildir."

Halkul evvelin; öncekilerin yalanıdır. Yani onların yalan­ları da Öncekilerin yalanı gibidir. Zira öldüklerini biliyoruz ama döndüklerini veya dirildiklerini görmedik. Zammeyle Huluk[11] onların adeti manasına gelir. Yani peygamberlik id­diasında olanların hali böyledir demek istiyorlar. Ayetteki zamir peygamberlere racidir. Bir rivayete göre onların ba­balarına raci olması da caizdir. Bu şu demektir; babalarımız daha önce onları (peygamberleri) tekzib ettiği gibi biz de si­zi tekzib ediyoruz.

148- "Siz ekinlerin ve salkımları sarkmış hurmalıkla­rın arasında."

Ayette geçen Tal'uha hedim; salkımları sarkmış hurma dalıdır. Çünkü bunlar üst üste yığılmış durumdadır. Ehlul Hadm ise ed-Dummer demektir. (Zayıf veya cılızlığından do­layı) derisi pek arıklık sebebiyle sarkık halde olan ve birbi­rine kavşaklaşmış olandır. Hedimu'l- keşh ise böğrü sark­mış zayıf kişidir. Burada sanki hurmaların yoğunluğundan dolayı birbirlerine geçip ezik gibi olmasıdır.

149- "Dağlardan mahir ustalıkla zevkli evler yontu­yorsunuz"

Ayette geçen " Farihin"[12] kelimesi oyma veya bileyci-ler manasındadır. Veya mahir olan usta oymacılarıdır. Bir rivayete göre yumuşak he ile ha'nın mahreçleri birbirine ya­kın olduğundan dolayı Ferihin de Farihin de aynı manada­dır.

Şiirde de yumuşak he ile gelmiş ve aynı manadadır:

"Darlık ve şiddet olduğu sürece teskin olmam ve beni ha­yırla hiçbir zaman göremezsin ve sevindiğimi de göremez­sin."[13]

153- "Dediler ki: Sen olsa olsa büyülenmiş birisin."

Yani sürekli büyülenen birisin. Bir rivayete göre Yeme ve içmeyle olan malul birisin.

İmriu'1-Kays da şiirinde aynı anlamda kullanmıştır:

"İşin olması için bize iki yer gösterdi ve orada yemek yer ve su içeriz"[14]

176- "Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla it­ham etti."

Ayette geçen el-Eyke; gür ve sık bir ağaç cinsidir. Me­şe ağacı ve çalı çırpısı çok olan yere veya ormanlığa benzer.

182- "Doğru terazi ile tartın."

Ayette geçen elKıstas: mizan demektir. Bir rivayete gö­re adil ve eşitliktir.

Ka'b b. Züheyr'de şiirinde Kıstas kelimesini bu anlam­da kullanmıştır:

"Seni orda oturtmak için yer hafifliyor, orada kaldığın sü­rece ona ağır geleceksin. Çünkü sen onda kıstas misalisin, taratan birinin meyletmesini engelliyorsun."[15]

181- "Ölçeği tam ölçün, eksiltenlerden olmayın."

Ayete geçen el-Muhsir'in kelimesi eksiltmek manasın-dadir.

184- "Sizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun."

Ayette geçen el-Cibillete'I-evvelin'den kasıt daha önce gelip geçenlerdir.

197- "Beni israil bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?"

Ayette geçen En ya'lemehu kelimesi ismi mekandır. Ayeten ise, ismi üzerine takdim edilen haberidir. Buna gö­re mana şöyledir; Beni İsrail'in alimlerinin ilmi ve onlardan Muhammed'e (s.a.v.) iman eden İsrailliler birer ayet değil midir onlar İçin?

198- "Biz onu arapça bilmeyenlerden birine indir-seydik yine ona iman etmezlerdi."

Yani ona iman etmedikleri zaman, böyle bir şey yapsay­dık değişen bir şey olmazdı.

200- "Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk."

İşte hal böyleyken onu, onların üzerlerine indirdik ve onu kalplerine sokuverdik. Yani buna rağmen onlar yine inatla­rında ısrar edip durarak yüz çeviriyorlar.

223- "Bunlar kulak verirler ve onların çoğu yalancı­dır."

Yani onlar kahinlere kulak verirler.

224- "Şairlere gelince onlara da sapıklar uyarlar." Ayette geçen el-öaun kelimesi, sapık ve başıboşlar de­mektir.

225- "Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıkları­nı görmedin mi?"

Ayette geçen yehimun kelimesi, şaşkınvari bir şekilde gir­mek veya dolaşmaktır. Bir rivayete göre, aralannda müca­dele etmek ve dönüp dolaşmaktır.

227- "Ancak iman edip salih amel işleyenler Allah'ı çok çok anarlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendile­rini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler hangi dönü­şe döndürüleceklerini yakında bileceklerdir."

Yani Rasulullah'ı (s.a.v.), müşrik şairlere karşı savu­nup hicveden müslüman şairlerdir. Rivayete göre Hasan'a:

"Benim yerime cevap ver" demiş ve daha sonra şöyle dua etmiş Rasulullah;

"Allanumme eyyidhu biruhil kuds: Allah'ım onu ru-hu'1-kuds ile destekle" demektir.[16]



[1] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre (ta-sin-mim) Şuara Suresi Mekke'de nazil olmuştur.

[2] Tefsiru'l-Kurtubi: 13/90; Mecazu'l-Kur'an: 2/83; Kitap Muk-tadab: 4/100; Kamil: 1/324. 1. kısmı, Ebu Hayyan'ın Tezkire tu 'n-nuha-t'mdadır. Muhakkik "Ahzekeminni" şeklinde rivayet etmiş hatadır. Ve şiirin kaynak ve spylenemi bulamadım demiş.

[3] Uyunu'l-Ahbar: 1/33, Hazenetu'1-Edeb: 2/369.

[4] Ebu Zueyb Huzeli'nindir. Şerh Eş'ar Huzeliyin: 1/113; Tefsi-ru'1-Kurtubi: 13/93; Hasais: 3/274. Muhakkik nistet etmemiş.

[5] Her iki beyit te divanımda yoktur ikisi de Kurtubi Tefsir: 13/96; Söyleyeni belli değildir. Nihayetu'1-Ereb: 3/261; Ez-Zehre: 1/254,

[6]

[7] Kurtubi. tefsiri. Hazanetü'1-Edep: 1/280; Tefsiri. Taberi: 19/75.

[8] Bu İbni Kesir, Nafi, Ebu Amr, îbni Amir ve Ebu Cafer'in kı­raatidir. İthaf s.: 332.

[9] Ebu'l-Beka'ya göre burada iki görüş vardır;

1- Bu cinsi olmayan bir istisnadır, çünkü o düşmanların boyunduru­ğuna girmedi.

2- O bir cinstir. Çünkü TShlann babalarından bazıları Allah'a bazıla­rı da başka şeylere ibadet edenleri vardı.

[10] Beyit Saide b. Cüeyye Huzeli'nindir. Huzeli'lerin şiirlerinin şerh kitabında: 3/1166. İkincisi Nisa suresinde geçti.

[11] Lam ve ha'nın zammesiyle olan kıraat; Nafi, İbni Amir, Asım, Hamza ve Halefe aittir, diğerleri ise halk diye okur. İthaf s.: 333.

[12] Beyit Ady b. Veda Ukevin'indir. Mecazu'l-Kur'an: 2/89; Tef­siri Taberi: 19/57; Feth'ul-Bari: 8/382.

[14] Divanı shf: 43; Tefsiri Kurtubi: 13/130.

[15] Bu beyit Ka'b'ın değil Züheyr b. Ebu Selma'nmdır. Emali'l-Murteda: 1/97-98; Divan Züheyr shf: 71; Eğani: 15/141.

Hişam b, Abdulmelik anlatıp şöyle dedi: Züheyr b. Ebu Selma Mü­zeni bir beyit söyledi sonra Nabiğatu Zebyani uğradığında ona şöyle de­di:

"Ey Ebu Umame, getir hadi söyle." O da:

"Ne söyleyeyim?" dedi. Dedi ki:

"Tezidu'1-arde imma mutte huffan ve tehya ma huyiyte biha sekilen nezelet bimüştekirril izzi minha"

"Bu ne demektir?" dedi ona. Nabiğa kesilip durdu. Ka'b. Züheyr'e yöneldi, o da çocuktu. Babası ona:

"Getir, söyle oğlum." dedi. O da:

"Neyi söyleyeyim?" dedi. Bunun üzerine birinci beyiti ve ikincinin yarısını söyledi. Ka'b dedi ki:

. "İki yandan birinin meyletmesini engeller." Bunun üzerine Züheyir:

"Vallah sen gerçekten öğlumsun" dedi.

[16] Bu hadisi Buharı, Ebu Seleme b. Abdurrahman b. Avf'tan nakletmiş tir. Bu olayın olmasına Ebu Hureyre de şahit olmuştur. Feth: 1/546; Müslim had rakm: 485; Müsned Ahmet: 5/222.

İbni Ebu Şeybe, Abd b. Humeyd, İbni Munzir ve İbni Cerir, Salim el-Berrad'tan şöyle nakletmişler:

"O şairlere sapıklar uyarlar." ayeti nazil olunca, Abdullah b. Re-vah'a, Kab b. Malik ve Hasan b. Sabit, Rasulullah'a ağlayarak gelip şöyle demişler:

"AUahu Teala bu ayeti nazil etti ama bizim şair olduğumuzu şüphe­siz biliyor, öyleyse biz helak olduk demektir." Bunun üzerine Allahu Te­ala şu ifadeyi nazil etti:

"Ancak iman edip şali ı amel işleyenler müstesna." Bu ayet nazil olduktan sonra Rasulullah (s.a.v.) onları yarına çağırır ve ayeti kendile­rine okur.

Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/141-149.