Şuara Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 26. Sayfa
ŞUARA SURESİ[1]
4- "Ona boyun eğmek zorunda kalırlar."
Ayette geçen Anakehum kelimesi onların cemaati demektir. Mesela Unukun minen-nas; insanlardan bir gurup demektir.
Bir rivayete göre Anakehum elebaşları veya önderleri demektir. Bu ifade zahirine göre alınırsa istiare yapılmış olur ve müzekker olarak gelmesi de müzekkere izafe olmasındandır. Tıpkı A'şa'nın şiirde Sadr kelimesini müennese izafe ederek müennes yaptığı gibidir:
"Göğüsteki kan kanallarının parçalandığı gibi sen de onu helak ettiğin söz ile parçalıyorsun."
Cerir'in dediği gibi:
"Kıtlık senelerinin benden neler aldığını gördü. Tıpkı gecelerin geçmesiyle hilalden alıp küçülttüğü gibi."[2]
7- "Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz?"
Yani onunla faydalanılması için. Tıpkı insanlar arasında cömert olan insanlardan faydalanılıp hoşlanıldığı gibi.
15- "Şüphesiz ki biz sizinle beraberiz, işitiyoruz." Ayette geçen Mustemiun kelimesi samıun (işitici) demektir.
Kattabi şöyle demiş:
"Acımaksızın sana olan masiyeti bir kerre de beni onu dinlemekten alıkoyan şeylerdendir."[3]
16- "Haydi Fir'avn'a gidip deyin ki:
"Gerçekten biz, Alemlerin Rabbinin elçisiyiz."
Ayette geçen er-Rasul kelimesi cem manasıyla müzek-ker yapılabilir.
Bir diğer şeyi hatırlatır söz söylemek ve elçinin en hayırlısı haberlerin her yönünü onlardan daha iyi bilendir.[4]
20- "Musa "ben, dedi o, işi o anda sonunun ne olacağını göremiyerek yaptım."
Yani ölümle biteceğini bilmiyordum. Ayette geçen "İzen" edatı "İz-zake" manasmdadır.
22- "O nimet diye başıma kaktığın şey ise İsrailoğul-larını kendine kul köle etmendir."
Firavn, Musa'yı köle edinmemiş te olsa da, Musa'nın kendisine dediği başa kakma olayını ve Beni İsrail'i köle ettiğini sanki itiraf eder gibi bir durumdadır. Bir rivayete göre cümle takdiri olarak, istifham lafzı olmasa da, bir istifham cümlesidir. Sanki şöyledir; Eve tilken-nimetu?! Ha o nimet mi? yani bütün topluma kötülük etmene rağmen seni besleyip büyütmem mi? demektir. Mahzumi'nin dediğine göre istifham burada gizlidir.
Şiirde de görüldüğü gibi:
"O rahil gününü orada durduğumuzu unutmadım. Onun kirpikleri yaşlar içinde kalmıştı. De ki; biniciler geçip gidiyorlar ve beni böyle bırakıp terkedip gidiyorsun."[5]
Yani kervan gidiyor sen de beni burada yalnız bırakıp gidecek misin?
40- "Her halde sihirbazlara uyarız dediler."
Maksat Firavun'un sihirbazlarıdır. Bir rivayete göre onlar bu sözü Musa'ya alay ve eğlence olsun diye sordular.
54- "Esasen bunlar sayıları azar azar bölük pörçük bir cemaattir."
Yani bunlar kendi başına her biri zelil ve hakirdir. Bundan dolayıdır ki ayette geçen Kalİl kelimesi bu mana üzerinde cem sığasında gelmiştir.
Mesela Şirzimetu külli şeyy; onun kalıntısı demektir.
"Onlardan uzaklarda olan geri döndü. Onlar tıpkı bizlerden birinin mıntıkasına döndüğü gibi döndüler."[6]
Hakeza şiirde de Şirzimetu kelimesi bu manada kullanılmıştır:
"Kış geldi gömleğim eski ve yırtıktır bazıları onunla olan edip gülüyorlar."[7]
56- "Biz ise elbette uyanık bir cemaatız "diyor ve dedirtiyordu."
Ayette geçen Hezirun[8] kelimesi uyanık manasındadır. Hazinin ise silah vb. şeylere karşı hazırlıklıyız demektir. Aslında feilenin manası tabiyet için, Failun'nunki tekelluf içindir ama bunlardan bir çok görüş çıkartılması mümkündür.
60- "Derken gün doğumunda onların ardına düştüler."
Yani güneşin çıkmasına yakın bir zamanda.
64- "Ötekilerini de buraya yaklaştırdık."
Yani Firavn ve askerlerini denize doğru yaklaştırdık. Bir rivayete göre onları toplayıp bir araya getirdik.
77- "İyi bilin ki onlar benim düşmammdır: Ancak alemlerin Rabbi benim dostumdur."
Maksat alemlerin Rabbine ibadet edenlerdir. Bir rivayete göre ayette geçen "İlla" edatı Lakin[9] manasındadır. "İnnehum" kelimesinde olan zamir onların Allah dışında ibadet ettikleri ilahlarına raciidır. Bu aklolunan bir şekilde Tağlib babı üzerine cereyan etmiştir.
Şu ayette de buna benzer bir misal vardır:
"Onların bana secde ettiğini gördüm."(Yusuf: 12/4)
Tağlib kaidesine göre secde edilen Yusuf (a.s.) değil bilakis Allah'a yapılan bir şükür secdesidir, ona yani Yusuf a kavuştuklarından dolayı.
84- "Sonra gelecekler içinde beni doğrulukla anılanlardan eyle."
Yani arkamdan iyi bir şekilde övülen kimselerden. Bir rivayete göre benden sonra hakka tabi olup onu yürüten insanlar getir demektir.
86- "Babamı da bağışla" çünkü o sapıklardandır."
Yani onu bir mağfiret ehli kıl.
89- "Ancak Allah'a temiz bir kalb ile gelenler o günde."
Ayette geçen "Selim" kelimesi Feil manasında Muf'al-dir. Bir rivayete göre şek ve şüpheden salim olan demektir. Münafıklar hakkında nazil olan şu ayeti kerime buna bir delildir:
"Onların kalplerinde hastalık vardır."
(Bakara: 2/10)
94- "Artık onlar, o azgınlar tepe taklak oraya atılırlar."
Birbirlerinin üzerine yığılarak yuvarlanırlar. Bir rivayete göre yüz üstü bırakılarak cehenneme yuvarlanırlar. Ayette geçen Kubkibu kelimesi Kubbu manasındadır. Burada Ba harfi tekid için gelmiştir. Ve Banın biri de lafzm muvaza-nesİne uyması için kaf harfine kalbolmuştur.
101- "Ne de yakın bir dostumuz vardır."
Ayette geçen Hamim kelimesi yakın manasındadır. Mesela Humme'ş-şeyy, bir şey yaklaştı demektir.
Huzeli de şiirinde Hamim kelimesini yakın manasında kullanmıştır:
"Eğer o kendisine yakın ve dost olanlara yakın olsaydı."[10]
128- "Siz her yüksek yere, bir alamet bina edip eğlenir durur musunuz?"
Ayette geçen "ri" kelimesi dağ ve benzeri yerler arasındaki yoldur. Bir rivayete göre kule, burç vb. yerlerdir. Ayette geçen "Ayeten" den kasıt şudur; çok yüksekliğinden dolayı alamet ve nişane gibi olan binadır.
137- "Bu, öncekilerin geleneğinden başka bir şey değildir."
Halkul evvelin; öncekilerin yalanıdır. Yani onların yalanları da Öncekilerin yalanı gibidir. Zira öldüklerini biliyoruz ama döndüklerini veya dirildiklerini görmedik. Zammeyle Huluk[11] onların adeti manasına gelir. Yani peygamberlik iddiasında olanların hali böyledir demek istiyorlar. Ayetteki zamir peygamberlere racidir. Bir rivayete göre onların babalarına raci olması da caizdir. Bu şu demektir; babalarımız daha önce onları (peygamberleri) tekzib ettiği gibi biz de sizi tekzib ediyoruz.
148- "Siz ekinlerin ve salkımları sarkmış hurmalıkların arasında."
Ayette geçen Tal'uha hedim; salkımları sarkmış hurma dalıdır. Çünkü bunlar üst üste yığılmış durumdadır. Ehlul Hadm ise ed-Dummer demektir. (Zayıf veya cılızlığından dolayı) derisi pek arıklık sebebiyle sarkık halde olan ve birbirine kavşaklaşmış olandır. Hedimu'l- keşh ise böğrü sarkmış zayıf kişidir. Burada sanki hurmaların yoğunluğundan dolayı birbirlerine geçip ezik gibi olmasıdır.
149- "Dağlardan mahir ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz"
Ayette geçen " Farihin"[12] kelimesi oyma veya bileyci-ler manasındadır. Veya mahir olan usta oymacılarıdır. Bir rivayete göre yumuşak he ile ha'nın mahreçleri birbirine yakın olduğundan dolayı Ferihin de Farihin de aynı manadadır.
Şiirde de yumuşak he ile gelmiş ve aynı manadadır:
"Darlık ve şiddet olduğu sürece teskin olmam ve beni hayırla hiçbir zaman göremezsin ve sevindiğimi de göremezsin."[13]
153- "Dediler ki: Sen olsa olsa büyülenmiş birisin."
Yani sürekli büyülenen birisin. Bir rivayete göre Yeme ve içmeyle olan malul birisin.
İmriu'1-Kays da şiirinde aynı anlamda kullanmıştır:
"İşin olması için bize iki yer gösterdi ve orada yemek yer ve su içeriz"[14]
176- "Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti."
Ayette geçen el-Eyke; gür ve sık bir ağaç cinsidir. Meşe ağacı ve çalı çırpısı çok olan yere veya ormanlığa benzer.
182- "Doğru terazi ile tartın."
Ayette geçen elKıstas: mizan demektir. Bir rivayete göre adil ve eşitliktir.
Ka'b b. Züheyr'de şiirinde Kıstas kelimesini bu anlamda kullanmıştır:
"Seni orda oturtmak için yer hafifliyor, orada kaldığın sürece ona ağır geleceksin. Çünkü sen onda kıstas misalisin, taratan birinin meyletmesini engelliyorsun."[15]
181- "Ölçeği tam ölçün, eksiltenlerden olmayın."
Ayete geçen el-Muhsir'in kelimesi eksiltmek manasın-dadir.
184- "Sizi ve önceki nesilleri yaratandan korkun."
Ayette geçen el-Cibillete'I-evvelin'den kasıt daha önce gelip geçenlerdir.
197- "Beni israil bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir delil değil midir?"
Ayette geçen En ya'lemehu kelimesi ismi mekandır. Ayeten ise, ismi üzerine takdim edilen haberidir. Buna göre mana şöyledir; Beni İsrail'in alimlerinin ilmi ve onlardan Muhammed'e (s.a.v.) iman eden İsrailliler birer ayet değil midir onlar İçin?
198- "Biz onu arapça bilmeyenlerden birine indir-seydik yine ona iman etmezlerdi."
Yani ona iman etmedikleri zaman, böyle bir şey yapsaydık değişen bir şey olmazdı.
200- "Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk."
İşte hal böyleyken onu, onların üzerlerine indirdik ve onu kalplerine sokuverdik. Yani buna rağmen onlar yine inatlarında ısrar edip durarak yüz çeviriyorlar.
223- "Bunlar kulak verirler ve onların çoğu yalancıdır."
Yani onlar kahinlere kulak verirler.
224- "Şairlere gelince onlara da sapıklar uyarlar." Ayette geçen el-öaun kelimesi, sapık ve başıboşlar demektir.
225- "Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını görmedin mi?"
Ayette geçen yehimun kelimesi, şaşkınvari bir şekilde girmek veya dolaşmaktır. Bir rivayete göre, aralannda mücadele etmek ve dönüp dolaşmaktır.
227- "Ancak iman edip salih amel işleyenler Allah'ı çok çok anarlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler hangi dönüşe döndürüleceklerini yakında bileceklerdir."
Yani Rasulullah'ı (s.a.v.), müşrik şairlere karşı savunup hicveden müslüman şairlerdir. Rivayete göre Hasan'a:
"Benim yerime cevap ver" demiş ve daha sonra şöyle dua etmiş Rasulullah;
"Allanumme eyyidhu biruhil kuds: Allah'ım onu ru-hu'1-kuds ile destekle" demektir.[16]
[1] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre (ta-sin-mim) Şuara Suresi Mekke'de nazil olmuştur.
[2] Tefsiru'l-Kurtubi: 13/90; Mecazu'l-Kur'an: 2/83; Kitap Muk-tadab: 4/100; Kamil: 1/324. 1. kısmı, Ebu Hayyan'ın Tezkire tu 'n-nuha-t'mdadır. Muhakkik "Ahzekeminni" şeklinde rivayet etmiş hatadır. Ve şiirin kaynak ve spylenemi bulamadım demiş.
[3] Uyunu'l-Ahbar: 1/33, Hazenetu'1-Edeb: 2/369.
[4] Ebu Zueyb Huzeli'nindir. Şerh Eş'ar Huzeliyin: 1/113; Tefsi-ru'1-Kurtubi: 13/93; Hasais: 3/274. Muhakkik nistet etmemiş.
[5] Her iki beyit te divanımda yoktur ikisi de Kurtubi Tefsir: 13/96; Söyleyeni belli değildir. Nihayetu'1-Ereb: 3/261; Ez-Zehre: 1/254,
[7] Kurtubi. tefsiri. Hazanetü'1-Edep: 1/280; Tefsiri. Taberi: 19/75.
[8] Bu İbni Kesir, Nafi, Ebu Amr, îbni Amir ve Ebu Cafer'in kıraatidir. İthaf s.: 332.
[9] Ebu'l-Beka'ya göre burada iki görüş vardır;
1- Bu cinsi olmayan bir istisnadır, çünkü o düşmanların boyunduruğuna girmedi.
2- O bir cinstir. Çünkü TShlann babalarından bazıları Allah'a bazıları da başka şeylere ibadet edenleri vardı.
[10] Beyit Saide b. Cüeyye Huzeli'nindir. Huzeli'lerin şiirlerinin şerh kitabında: 3/1166. İkincisi Nisa suresinde geçti.
[11] Lam ve ha'nın zammesiyle olan kıraat; Nafi, İbni Amir, Asım, Hamza ve Halefe aittir, diğerleri ise halk diye okur. İthaf s.: 333.
[12] Beyit Ady b. Veda Ukevin'indir. Mecazu'l-Kur'an: 2/89; Tefsiri Taberi: 19/57; Feth'ul-Bari: 8/382.
[14] Divanı shf: 43; Tefsiri Kurtubi: 13/130.
[15] Bu beyit Ka'b'ın değil Züheyr b. Ebu Selma'nmdır. Emali'l-Murteda: 1/97-98; Divan Züheyr shf: 71; Eğani: 15/141.
Hişam b, Abdulmelik anlatıp şöyle dedi: Züheyr b. Ebu Selma Müzeni bir beyit söyledi sonra Nabiğatu Zebyani uğradığında ona şöyle dedi:
"Ey Ebu Umame, getir hadi söyle." O da:
"Ne söyleyeyim?" dedi. Dedi ki:
"Tezidu'1-arde imma mutte huffan ve tehya ma huyiyte biha sekilen nezelet bimüştekirril izzi minha"
"Bu ne demektir?" dedi ona. Nabiğa kesilip durdu. Ka'b. Züheyr'e yöneldi, o da çocuktu. Babası ona:
"Getir, söyle oğlum." dedi. O da:
"Neyi söyleyeyim?" dedi. Bunun üzerine birinci beyiti ve ikincinin yarısını söyledi. Ka'b dedi ki:
. "İki yandan birinin meyletmesini engeller." Bunun üzerine Züheyir:
"Vallah sen gerçekten öğlumsun" dedi.
[16] Bu hadisi Buharı, Ebu Seleme b. Abdurrahman b. Avf'tan nakletmiş tir. Bu olayın olmasına Ebu Hureyre de şahit olmuştur. Feth: 1/546; Müslim had rakm: 485; Müsned Ahmet: 5/222.
İbni Ebu Şeybe, Abd b. Humeyd, İbni Munzir ve İbni Cerir, Salim el-Berrad'tan şöyle nakletmişler:
"O şairlere sapıklar uyarlar." ayeti nazil olunca, Abdullah b. Re-vah'a, Kab b. Malik ve Hasan b. Sabit, Rasulullah'a ağlayarak gelip şöyle demişler:
"AUahu Teala bu ayeti nazil etti ama bizim şair olduğumuzu şüphesiz biliyor, öyleyse biz helak olduk demektir." Bunun üzerine Allahu Teala şu ifadeyi nazil etti:
"Ancak iman edip şali ı amel işleyenler müstesna." Bu ayet nazil olduktan sonra Rasulullah (s.a.v.) onları yarına çağırır ve ayeti kendilerine okur.
Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/141-149.
İslami Okul Okulların En Önemlisi