Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Neml Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 27. Sayfa

 

NEML SURESİ[1]

 

7- "Size oradan bir haber getireceğim yahut bir ateş koru getireyim, umarım ısınırsınız."

Makbus; yani kof haline gelen ateştir. Veya Bi Şihabin Zi Kabes isteniyor, her ne kadar Kabes ateş için bir isim de olsa, yine burada ateşe bedel olarak gelmiştir. "Bişihabin ka­bes"[2] Burada izafeyle şihab ateşten bir kıt'a olarak ele alınmaktadır.

Şair de şiirinde Kabes'i aynı anlamda kullanmıştır: "Onun elinde öyle keskin mızraklar vardır ki onun için­de ateş şulesi misali dişler vardır,"[3]

8- "Oraya geldiğinde şöyle seslenilmişti; ateşin bulun­duğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır!"

Ayette geçen "Kuddis" kelimesi mübarek kılınma veya takdis edilmesidir.

Kemmit'in Rasulullah'ın (s.a.v.) ravzası için dile getir­diği şiirinde burike kelimesini takdis anlamında kullanmış­tır:

"Senin içinde olduğun kabir mübarek kılındı, onunla ve onun için burada olan Medine'liler de mübarek kılındı.

Şüphesiz onlar iyilik ve basireti kaybettirdiler ve gece na­il olacak seni musafaha eder dikili olarak görüyorum."[4]

"Ateşin bulunduğu yer ve çevresi."

Bir rivayete göre "men fi'n-nar" üzerindeki men harfi za-idtir. Bir rivayete göre "Men" mevsul manasında olan "Ma" manasındadır. Takdiri şöyledir: "Ma fi'n-nari ve men hav-leha: Ateşte olan ve çevresinde bulunanlar" demektir. Bir ri­vayete göre men harfi zaidtir. Bir rivayete göre şöyledir; o ateş, nurdandır. (İnnehu minen-nuri) yani ateşte olan nur mü­barek kılınmıştır veya ateşte bulunan ağaç ki yemyeşildi ve ateşin alevlenmesine rağmen yeşilliği daha da artıyordu işte o ağaç mübarek kılınmıştır. Bir rivayete göre (burike men fin-nar)'dan kasıt meleklerdir (ve men hevleha)'dan ka­sıt ta Musa'dır. Veya ateş talebinde bulunan ki bu da mah-zuftur ve melekler mübarek kılınmıştır. Bir rivayete göre şöyledir; ateş üzerinde hükümranlığı olan ve sözü geçerli olan mübarek kılınmıştır ki o takdis te dolayısıyla zaman ve mekandan münezzeh olan Allah içindir.

Tevrat'ta bu konu şöyle zikrediliyor; Allah Sina'dan geldi, Sair'den parıldayıp çıktı ve Fran dağlarında ilan edil­di. Yani Allah'ın hükümleri, bu yerlerden zuhur etti. Sina-da Musa'yla konuştuktan sonra Rahmeti zahir oldu, İsa'yı Sair'.den çıkarıp gönderdi ve Muhammed'i de Mekke dağ­larının faranlarmdan çıkarıp gönderdi.

10- "Asa'nı at! Musa onu yılan gibi deprenir görün­ce dönüp arkasına bakmadan kaçtı."

Yani o kadar korktu ki ne geri döndü ne de arkasına baktı.

11- "Ancak kim haksızlık yaparsa."

Ayette gelen istisna edatı munkatıdır. Yani peygamberler zulüm veya haksızlık yapmadıklarından dolayı buradan kasıt onların dışında zulmedenlerdir. Bir rivayete göre bu Musa'nın Kıbti'yi[5] öldürdüğü şeyden dolayı bir Ta'rid'tir (arz veya taltif)'tir.

13- "Ayetlerimiz onların gözünün önüne serilince, bu apaçık bir sihirdir dediler."

Ayette geçen "Mubsireten" kelimesi el "Basiref'ten tü­remiştir.

16- "Süleyman Davud a varis oldu ve dedi ki; ey in­sanlar bize kuş dili öğretildi"

O kadar güzel kuşları anlıyordu ki tıpkı onların birbiri­ni anladıkları gibi anlıyordu. Görüldüğü gibi ayette kuşla­rın ses ve cıvıltıları mentıken diye isimlendirilmiştir.

"Bu coşup duygulanan güvercinden başkası değildir. Öyle ki terennüm ede ede hür olanları rahat ettiriyor. Ona hayran oldum öyle ki nasıl fasih bir şekilde teğanni ediyor­du. Sesiyle ağzını dahi açmıyordu."[6]

17- "Hepsi bir arada düzenli olarak sevk ediliyor­du."

Mana olarak şöyledir; Süleyman (a,s.) onların sevk ve idaresini kendi eliyle yapıp onları olası bir harb için devam­lı yanında hazır bulunduruyordu.

"Kişinin lisanı üzerinde yedi kuvvet vardır. Eğer muha­faza etmezsen onu Öldürür. Cehalet, aceleci dar mantıktan ibarettir, bu ister üzerinde hak birşey olsun isterse batıl."[7]

Şu iyi bilinmelidir ki; Süleyman'ı, bilip tanıyan karın­ca ve hudhud kuşunun olayı cins[8] üzerine icra etmemiştir, lakin sadece o karınca ve hudhud için cereyan eden bir olaydır.Bir peygamberin zamanında bu ikisinin tahsis edil­mesinin sebebi ise onun için bir mucizeden ibarettir ve da­ha önce konuşan kurt ve beşikte konuşan bebek migalidir. Ama hayvanların her nevinden veya her zamanda bu tür olayların olmasına gelince efdal olan şöyle denilmesidir; bu gibi durumlar yabani hayvanlar arasında olan ve maslahat­larına uygun bazı özel durumlardır.

20- "'Kuşları gözden geçirdikten sonra şöyle dedi; hudhudu niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karış­tı." '

Bu tür gözetleyişler ,büyük insanların ve kırallann or­dusunu denetleme türünden bir adetleridir. Ki bunlar şunun için yapılır; mahiyetinde olanların üzerindeki hassasiyetle emirlerinin geçerliliği ve bunların Önemsenmemesi gibi durumlarda veya haddi aşma gibi durumlarda gerektiğinde hak edenin cezasını vermek içindir.

21- "Ya bana apaçık bir delil getirecek ya da onu mutlaka şiddetli bir azaba uğratacağım yahut onu, bo­ğazlayacağım."

Ayette geçen "Le ye'tiyenni" istiskal için de oİsa şu kavi için (Le uazzibenne) Muşakeledir veya (Le ezbahanne-hu) için muşakeledir. Zira bunlardaki Nun'lardan biri istis­kalden dolayı hazfe gitmiştir. Şayet burada tekid için muhaf-fefe olan Nun olsaydı hazf olmazdı. "Lakin buraada izafe için olan Nun'a idgam edilmiştir.

22- "Sebe 'den sana çok doğru bir haber getirdim." Ayette geçen Sebe kelimesi asıl itibariyle bir adamın

ismidir ama tağlib ten dolayı bir beldeye konulan bir isim olarak baki kalmıştır ve bundan dolayı da bu kelime mun-sarıf olarak gelmiştir.

25- "Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, giz­lediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah'a secde etmez­ler."

Yani şeytan onlara yaptıklarını süsleyip hoş göstermiş ki Allah'a secde etmesinler. Veyahut ta onları doğru yoldan şa­şırttı ki Allah'a secde etmesinler. Ayette geçen "Hab-u" kelimesi göklerde ve yerde gizli olanlardır. Bir rivayete göre "Hub-us-semavat" tan kasıt yağmurdur. "Hub-un" dan kasıt ise nabattır. Ayette geçen (Fi's-semavati ve'1-ardi) den kasıt göklerde ve yerde olanlardır. Zira bir şeyden çıkar­tılacak olan şey henüz çıkarılmadan da o şey oradadır.

40- "Kitabtan ilmi olan kimse ise, gözünü açıp kapa­madan, ben onu sana getiririm dedi"

Yani gözünü kapatıp henüz açma aşamasına ani bir şe­kilde gelmeden demektir. Bir rivayete göre Belkıs'ın tahtını getirecek olan cinni, Belkıs'ın bundan haberinin olma­ması için ve bundan dolayı gam ve kederi artmasın diye tah­tın baş ve ayaklarının çirkinliğinden söz etti ve bunun üze­rine Süleyman, Belkıs'ın tahtının bir kısmının değiştirilme­sini emretti. Bunun üzerine kendisine taht gösterildiğinde Belkıs şöyle demiş: Sanki bu odur." Yanİ bilakis odur de­mek istiyor. Ki bu onların şu sözü üzerine böyle diyor.

42- "Senin tahtın böyle miydi?"

Belkıs tahtın ayaklarının çok güzel olduğunu görür ve köşkün içinde döşenmiş olan züccacların saf, berraklığından su zannederek ayaklarını çemlemiştir; yani eteğini yukarı kaldırmıştır. Burada adı geçen Sarh, Bahe ve Sahe kelime­leri eş anlamlı kelimelerdir. Ve burada cam veya billurdan olan biriket veya döşemedir.

Huzeli şiirinde "Sarh" kelimesini yüksek kule veya burç veya bina anlamında kullanmıştır:

"Yollar üzerinde binicilerin boyunları gibidirler, onların alametlerini yüksek bina sanırsın. Oralardaki alametleri er­kekler bina etmiştir."[9]

44- "Ona köşke gir dendi. Melike onu görünce derin bir su sandı ve eteğini çekti."

Ayette geçen "Lucce" suyun derinliği veya yoğunluğu­dur.

"Süleyman bu billurdan yapılmış şeffaf bir zemindir dedi."

Ayette geçen "el-mumerred" şeffaf anlamındadır.

47- "Belki siz imtihana çekilen bir kavimsiniz, de­di."

Yani Allah'a itaat ve masiyet hususunda, İmtihan edilirsiniz.

49- "Allah'a and içerek birbirlerine şöyle dediler."

Ayette geçen Tekasemu'dan kasıt yemindir.

51- "Bak işte tuzaklarının akıbeti nice oldu; onları da kavimlerini de toptan helak ettik."

Ayette geçen "Enna demmerna" cümlesi "İsti'nafiye dir. Çünkü akıbetlerini beyan etme manasmdadır.

60- "Çünkü biz onunla, bir ağacın bile bitirmeye gü­cünüzün yetmediği güzel güzel bahçeler bitirmişizdir."

Ayette geçen "Zate behçetin" "Zevate behçetin şeklinde­dir. Aşa şöyle demiştir:

"Eğer onunla zafer bulursan o beni cezalandıracaktır. Ke­rim bir Rabtır tertemiz beyazlıklara sahiptir. Onların sırla­rı dünyada parçalanıp kaybolmaz, sırlarımızdan biri emanet olarak bırakılırsa sır olarak kalır."[10]

66- "Hayır: onların ilmi ahiret hakkında erişimemiş-tir."

Ayette ge£en "ed-Dareke" nin aslı "Tedareke'dir ta har­fi dal harfine idgam olmuştur ve başına gelen vasi elifi de ibtida (başlangıç) için başına gelmiştir. Mesela bir şeyi el­de ettiğinde veya ona nail olduğunda şöyle diyorsun; edrek-tu'ş-şey'e ve tedarektuhu ve'd-darektuhu. O idrak ile daha önce şek içinde oldukları ahiret hayatına; dehşet verici hail ve durumlarını müşahade ettikten sonra artık bilgi sahibi ol­dular.

Bir görüşe göre; bilakis o dünyada, ahiret ile ilgili bilgi­lerine aklen,amellerinin karşılığının gerekliliğive rasullerin getirdikleri vasıtasıyle ulaştılar.

"Bilakis onlar bundan şüphe etkmektedirler."

Yani varid olacak vakit için.

"Zira onlar bundan yana kördürler."

Yani bu kadar teemmül ve açıklamalardan sonra hala ak-letmeği bırakıp ama olmayı tercih ediyorlar.

72- "Deki: Çabucak gelmesini istediğiniz şeyin bir kısmı herhalde yakında başınıza gelecektir."

Ayette geçen "Redife lekum" peşinizden sizi takip edi­yor ve size yaklaşmış durumdadır. "Lekum"un başındaki "Lam" harfi azabı yakınlaştırmakla beraber kendilerini ta­kip ettiğini tekidli bir şekilde daha da fazlaca anlam zengin­liği kazandırıyor. Talha b. Abdurrahman'ın şiirinde dediği gibi:

Selma diyor ki:

"Yaşın kemale ulaşmadan ihtiyarladığını görüyorum ni­çin? Acaba Ey Selma olaylarla peşpeşe maruz kaldığımdan dolayı başım, güvercinin başındaki beyazlık gibi beyazla-dı."[11]

82- "Onlar hakkındaki söz gerçekleştiği zaman."

îşte bu anda onlara gazap gerekti. Bir rivayete göre; on­lara rağmen onların iman etmedikleri söz veya olay gerçek­leşti.

"Bunlar için bir "Dabbe" çıkarırız ki bu onlara, insan­ların ayetlerimize kesin bir iman getirmemiş oldukları­nı söyler."

Bir rivayete göre Ali (r.a.) kendisine Dabbetu'1-ard hak­kında sorulan soruya şöyle cevap verir; Allah'a yemin olsun ki onun kuyruğu yoktur. Fakat onun sakalı vardır. İşte bu­da insanlardan "olacağına bir delildir.[12]

İbni Abbas'tan nakledildiğine göre; yumuşak kıl ve tüy­leri olan,Tahama vadisinden çıkacak olan dört ayaklı bir hay­vandır.[13]

87- "Sura üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri müs­tesna, göklerde ve yerde bulunanlar hep dehşete kapılır, hepsi boyunları bükük olarak O'na gelirler."

Buna herkes sür'atle icabat eder. Ayette geçen "Fezia" sürat manasında kullanılmıştır. Kulhabbe'nin kavli gibi:

"Ke'se dedim ki; zebralara gem tak zira onların yoğun ol­duğu bir yere geldik yoksa süratle kaçıp gidecekler."[14]

Allah'ın müstesna ettikleri ise şunlardır; hayvanlar gibi ne sevabı ne de ikabı olan yaratıklardır. Eğer bu İstisna maruf olan fezaa (korkuya) hamledilirse bu istisnanın altı­na sadece melekler ve şehitler girer.[15]

88- "Sen dağları görürsün de, onları yerinde durur sanır­sın. Oysa onlar bulutun yürümesi gibi yürümektedirler."

Yani bu durum kıyamet gününde olacaktır. Çünkü o gün bir araya getirilir ve sevk edilip yürütülürler. Zira bir şey yu­karıya doğru yükselip uzaklaştıkça, göze duruyormuş gibi görünür ama aslında durgun vaziyette değil onlar havada yü­züp duruyorlar. Cadi'nin dediği gibi;

"Hac için duran kalabalık, çok yoğun ve geniş bir alanı kapladıklarından onlan durur zannedersin ama onlar konvoy halinde yürürler."[16]

 



[1] İbni Abbas ve îbni Zübeyr'den nakledildiğine göre şöyle de­mişler: Nemi Suresi Mekke'de nazil oldu.

[2] Bu, Nafi, İbni Kesir, İbni Amir, Ebu Amir ve Ebu Cafer'in kı­raatidir.

[3] Beyit, Ebu Zeyd Tai'nindir. Mecazu'l-Kuran: 2 /92; Tefsiri Ta-beri: 19/133; Tefsiri Kurtubi: 13/157; Tashihçi kimseye nisbet etmemiş, ibni Abbas'tan nakledildiğine göre Nafi b. Ezrak ona şöyle demiş:

"Bi şihabin kabes"in ne demek olduğunu bana söyle." "Ateşten iktibas edilen bir ateş şulesidir." Tekrar: "Araplar bunu biliyor mu?" diye sorar o da: "Evet" der ve "Sen Turfe'nin şu sözünü duymadın mı?" "Bir gam beni sardı ki gece boyunca onu defettim ve uykumu kaçır­dı tıpkı bir ateş şulesi gibi."

[4] Cahiz el-Hayevan: 5 /171; Haşimiyat şerh. shf: 61 ve 62. Mahtutede yesrib yerine yeşrib gelmiş hatadır.

[5] Bukai bu konuda şöyle demiş: "Her ne kadar peygamberlerden zulmün sadır olması olmasa da lakin makamlarının yüceliğinden ve şan­larının azametinden bu ilk olan büyüklerin hilafına bazı normal mubah olan şeyler veya daha özel bazı durumlar olabilir. Mesela şöyle denildi­ği gibi; Ebrarlarm iyilikleri, Mukarrabinlerin kötülükleridir. İşte burada ' Allahu Teala bunu istisna ile ayırmıştır ve ayrıca zulmün akıbetinden kor­kanların hallerini de istisna ile tevbenin olabileceğine bırakmıştır. Böy­lece Musa'nın dürtmekle öldürdüğü kıbtinin, mağfiret olunduğuna bir işa­rettir ve bundan dolayı korkutmamasını tenbih etmiştir. AHahu Teala, ya­ni her nekadar onu öldürmesi mubah ta olmuş olsa lakin makamın yüce­liği bunun Özel bir izinden sonra olmasını gerektiriyor, işte bundan do­layıdır ki bu yapılan şey zulüm diye nitelendirilmiştir ve ayette şöyle geç­mektedir:

"Allah'ım ben nefsime zulmettim sen beni bağışla." burada kına­nan bir tür harekettir. Nazmu'd-Durer.14 /135.

[6] İki beyit te Hayvan'da Cahiz'in: 3/197-198; Haldiyan:'361; Ak-du'1-Ferid: 3/184; Şerh Makamatu'l-Hariri: 1/13. Birincisi Hamasetu'l-Basriyye: 2/2/150. İkisi de Zehru'1-Adab: 1/269.

[7] îki beyit te Tefsiru'l-Maverdi'de: 13/191. Bazı hatalarla bir­likte nisbetsizir. îkisi de el-Muveşşa veya ez-Zarf ve'z-Zerfau'dadır: 16. 1. si lisan mad. seba: 8/147. İkisi Hattabi'nin Garibi'l-Hadis: 1/89. Mu-akkîk Abdulkerim Garbavi nisbet etmemiş Saleb şöyle demiş:

"Bekr b. Abdullah el-Müzeni az konuşurdu. Ona sorulduğunda Li­sanımda yedi şey vardı derdi. Onu bıraksam beni yer dedi ve beyitler söy­ledi.

[8] Bu görüş şu ayet mefhumuna muhaliftir; (Bize kuş dili öğre-tildi).Oysa et-Tayr deki elif ile lam harfleri cins için olduğuna delalet edi­yor.

[9] Beyit Ebu Zueyb Huzeli'nindir. Huzeli'lerin divanı: 1/136; Tefsiri Taberi: 20/45; Tefsiri Kurtubi: 13/219.

[10] İki beyit te Divan'ında sh. 70. Birinci beyit: Meani'1-R 2/297.

[11] İki beyit te, Zübeyr'in Nesabu'l-Kureyş'indedir: 216.

[12] İbni Kesir Tefsiri: 3 /323.

[13] Ahmet"in naklettiği Timrizi'nin de hasen kıldığı, Hakim ve Beyhaki'nin Ebu Hureyre'den naklettikleri bir hadis şöyledir:

"Dabbetu'I-ard çıkacak yanında da Musa'nın asası, Süleyman'ımı mührü vardır onunla müminlerin yüzünü mühürleyecek ve kafirlerin de burnunu atayla kıracak ta kî insanlar, masa sofra veya bir sini etra­fında toplanıp kafir ile mümini birbirinden ayırt ettsin." Müsned: 2/295; Aridetü'l-Ahvezi: 12/630 Müstedrek: 4/485; Miillifin İbni Abbas'tan zikret­tiği konu içindeki hadisi ise; Said b. Mansur, Abd b. Humeyd ve İbni Mün-zır nakletmişlerdir. Yalnız burada şu ilave vardır (müminin iki gözü arasın­da bir beyaz nokta, kafirinkinde de siyah bir nokta koyar belirginleşmesi için) Durru'l-Mensur: 5/380; 382.Tefsiri İbn Kesir: 3/323.

[14] Said b. Mansur ve İbni Cerir'in Ebu Hureyre den naklettikle­rine göre onlar şehitlerdir.

[15] Mafdaliyat: 32; Nevadır Ebu Zeyd: 153; Muberrid'in Kamil'i: 3; Cerir'e nisbet etmiş ama bir vehmdir. Eddad İbni Enbari: 247.

[16] Tefsiru'l-Kurtubi: 13/242; Taberi Tefsiri: 20/21; Tefsiru Ruhu'l-Meani: 20/34; Meani'l-Kebir: 2/891. Yani onları, çokluğundan durur zannedersin ama aslında konvoyları yürüyor.

Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/150-158.