Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sebe Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 34. Sayfa

SEBE SURESİ[1]

 

1- "Ahirette de ha m d ona mahsustur."

Bu hiç bir sorumluluk olmadan cennet ehlinin gördükle­ri ve nail oldukları nimetlerden dolayı olan hamdleridir.

2- "Yerin içine gireni ve çıkanı bilir."

Girenden kasıt yağmur ve çıkandan kasıt ise yerden bi­ten nebatattır.

"Gökten ineni, oraya çıkanı bilir."

İnenlerden kasıt inen hüküm ve takdir veya kaderlerdir, çıkanlardan kasıt ise kulların amelleridir.

9- "Onlar, gökten ve yerden önlerinde ve arkaların­da bulunanı görmüyorlar mı?"

Yani ne yapıp yapmayacağımızı görmüyorlar mı?

"Dilesek onları yere batırırız. Ya da üzerlerine gök­ten parçalar düşürürüz."

Yani dilesek onları gökte olanlarla gökte ve yerde olan-İarla yerde cezalandırırız veya azap ederiz.

10- "Ey dağlar ve kuşlar onunla beraber teşbih edin dedik."

Ayette geçen "Evvibi"den kasıt teşbih etmeye dön de­mektir. el-Ev; rucudur. et-Te'vib ise, gece yolculuğudur. Ya­ni sabahtan akşama kadar teşbih edin demektir. Rai şöyle de­miş:

"Bir yere ulaştık, güneş ışınlarını izale ettikkten sonra dö­nün, peşinden gittiğimiz hadiseden zarara uğradık, tıpkı yerinde durdurulan keskin kılıcın tozlandığı gibi."[2]

Ayette geçen "et-Tayr"e kelimesi münada konumu üze­rine atfedildiğinden dolayı nasbolmuştur veya mef ulun maahu üzerine atf yapıldığından nasbolmuştur. Buna göre mana şöyledir, dağları onun emrine verdiğimiz gibi, bu­nunla beraber kuşları da emrine verdik veya amade kıldık.

11-  "Geniş zırhlar imal et, dokumasını ölçülü yap, diye vahy ettik."

Maksat çivilerin halkaların deliklerinden geçirilip muh-kemleşmesidir. Takdir odur ki çiviler ne küçük yapılıp sal­lansın ne de büyük yapıp yerine olmayıp kalın olup üstünü kapatsın. Şammah şöyle dedi:

"Yol üzerindeki yumuşak dere yataklarındaki su birikin­tilerini takip edip gittiler. Tıpkı deri vesaireyi dilerken di­kişlerin birbirini takip ettiği gibi."[3]

12- "Ve onun için erimiş bakırı da kaynağından sel gi­bi akıttık."[4]

Yani onun için; Endüiüsün arka taraflarından ve dört ay­lık bir mesafeden, erimiş bakır ona doğru akıtıldı. O da bu eri­miş bakırdan kapı ve penceresi olmayan son derece muhkem bir saray veya kale yaptı ve burada şeytanın her türlü heves, arzu ve avaneleri haps edildi. Bu hadise Abdulmelik b. Mer-van'nın haberlerinden uzun uzadıyaanlatüan bir hikayesinde zikredilmiştir. Buradan kaçmak isteyenler olduğunda ise ya­kalanıp zincire vurularak tekrar yerlerine götürülüp atılırlar.

13- "Onlar Süleyman'a kalelerden, heykellerden ha­vuzlar kadar leğenlerden, sabit kazanlardan ne dilerse yaparlardı. Ey Davud ailesi! Şükredin. Kullarımdan şükreden azdır."

Ayette geçen "Ve cifaniri kel cevab"tan kasıt; Leğen ve vb. şeyler gibi geniş olup içine çok su alan demektir.[5]

Kuseyr şöyle demiş:

"Sana geldiğimde gözler kafa tasında tıpkı bir havuz misali su ile dolmuştu.[6] "Kuduri'r-rasiyaf'tan kasıt ise; ye­rinden oynamayan sabit kazanlardır. Beni Minkar'dan ba­zıları da şiirlerinde kaduri'r-rasiyatı aynı şekilde mana et­mişlerdir:

"Ocak taşları arasında açılıyor genişliyor ve toz olup uçma misali sabit kazanlar gibidir. Misafirlerimiz mahalle­deki çadırların etrafında düşmanlarımız ise bizim korkumuz­dan çadırlara yaklaşamıyorlar."[7]

Ayette geçen 'Tmelu li ecli şukrilah" cümlesi burada Mef ulun leh'tir. Şu cümlede de olduğu gibi; "Ci'tuke hub-ben" yani seni sevdiğimden sana geldim. Ayetteki mana ise şudur; Allah'a şükredilmesi gerektiğinden ve layık olduğun­dan dolayı şükredin demektir.

Ayetteki ifade Mef'ulun bih olması da caizdir. Bu ayet gibi iki meful ihtimali taşıyan daha nice misaller vardır. Ha-tem'in kavli şöyle:

"Ve avra ki ondan yüz çevirdim zarar vermedi. Sevgi sa­hibine kuvvet verdim o da kuvvetlendi. Ve kerim olan av-rayı topladığından dolayı afvediyorum ikram olarakt a kina­yenin şetminden yüz çeviriyorum."[8]

14- "Süleymanın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. Bu suretle yere kapanıp yıkılınca öldüğü anlaşıldı."

Ayette geçen "Minsee" den kasıt asadır. Mesela (Nese'rul ğaneme)sürüyü sürdüm demektir.

Huzeli şöyle demiş:

"Yaşlılıktan dolayı asaya dayandığın zaman artık senden oyun eğlence türlü şeyler uzaklaşmış demektir."[9]

16- "Ama onlar yüz çevirdiler. Bu yüzden üzerlerine

arim selini gönderdik."

Ayette geçen "El-Arim" Baraj veya settir müfredi "Ari-metun"dur.[10] Bir rivayete göre; El-Arim; şiddetli yağmurun sebep olduğu seldir. Bir rivayete göre su bendini delen bü­yük tarla f aresidir.

"Onların iki bahçesini buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik." Ayette geçen "Ukulin hamtin"den kasıt son derece mey­vesi iyi, güzel ve hoş olan bahçedir. El-Hamt; tadı acımtı­rak, azca tutmuş ve sedir ağacına benzer dikensiz çalısız bir ağaçtır.[11] Aynca Hamt kelimesi "Ukul" kelimesi üzerine at­fı beyan konumundadır. Buna göre cümle şöyledir; Ukulin Hhazaş-şecer. Bu ağacın yemişleri demektir. Bir rivayet göre Eİ-Hamt kelimesi; ağaca hamlolunanın sıfatıdır ve o da acımtıraktır. Huzeli'nin dediği gibi:

"Asıya şarapsam şarabıdır. Şarap satmak için geldi o kadın öyle ki son derece mükemmel ve değerlilere verilip ik­ram edilecek bir cinstir. Akıl üzerine öyle bir bağışıklık yapıyor ki saflığı yönünden ne acımtırak ne de sirke gibi içil­diğinde keskinliğinden yakar."[12]

"Buruk yemişli acı ılgınlı ve içinde biaz da sedir ağa­cı bulunan iki bahçeye çevirdik."

Peltek se ile Ayette geçen (el-esl) acı ılgın ağacıdır. Sert odunu olup sepicilikte kullanılır. Es-Sidr; sedir ağacının yemişidir ve buna Arabistan kirazı da denilir.

18- "Onların yurdu ile, içine feyz ve bereket verdiği­miz memleketler arasında sırt sırta nice şehirler var et­tik ve bunlar arasında yürümeyi mesafelere ayırdık."

Yani onlarla Mescidi Aksa arasında sırtsirta vermiş köy­ler vardı. O kadar birbirlerine yakındı ki birinde durduğun zaman diğeri de görünür vaziyetteydi.

"Köyler şehirler arasında mesafelere ayırdık." Yani birbirlerinde yatıp kalmaları ve muaşeretlerinin devam etmesi için böyle yaptık.

"Oralarda geceleri ve gündüzleri gezin dolaşın dedik." Yani açlık ve susuzluk bakımından olan korkusuzluktur. Kadın yalnız başına çekinip korkmadan sepet veya kabını eli­ne alır bahçelerden çeşitli meyve türlerinden doldurur gelir­di.

19- "Bunun üzerine "Ey Rabbimiz! aralarında yolcu­luk yaptığımız şehirlerin arasını uzaklaştır" dediler ve hayvanlanyle kendilerine yazık ettiler."

Zira onlar şehirlerinin arasının uzak olması temennisin­de bulunmuşlardı.

"Bizde onları hayret verici masallara çevirdik. Onla­rı darmadağın ettik."

Öyle bir olmuştu ki artık Sebe'liler dillerde ata sözü ve­ya darbı mesel olarak kullanılıyorlardı. Mesela birine bed­dua mahiyetinde veya başka bir şekilde bir şey denileceği za­man veya dağınık oldukları zaman onlara; aynı Sebe'liler gi­bi dağılmışlar deniliyordu.[13]

20- "And olsun, iblis onlar hakkındaki zannını gerçek­leştirdi."

Yani zannmda tam isabet ettti. Ayette geçen "Zan" ke­limesi mef'uldur. Bir rivayete göre mastar dır. Takdiri şöy­ledir: "Sadeke aleyhim iblisun zannen zannehu" Yani iblis onlar hakkında düşündüğü zannını gerçekleştirdi. İblisin zannı şu idi; Adem unuttuğu zaman iblis ona şöyle dedi:

"Adem'in zürriyeti ancak güçsüz ve asi olacaktırlar." Bu manada şiir şöyle:

"Nebi'nin amcası oğulları ve akrabaları bana insanlardan daha sevimlidir. Eğer onları sevenler rüşt üzeri iseler ona yaklaşırlar ve eğer azınlıkta ise ben hataya düşmem."[14]

21- "Halbuki şeytanın onlar üzerinde hiç bir nüfuzu yoktu."

Eğer hakta gaflet ve şeytanın hileleri konusunda bir vur­dum duymazlık almasaydı şeytanın hiçte bir hakimiyeti söz konusu olmazdı.

"Ancak ahirete inananı, şüphe içinde kalandan ayırd edip bilelim diye."

Yani malum olanını zahire çıkarmamız için.

23- "Nihayet onların yüreklerinden korku giderilin­ce Rabbimiz şefaat hakkında ne buyurdu dediler?"

Ayette geçen "Fuzzia an kulubihim"den kasıt korkunun kalplerinden izale olmasıdır. Efza'tehu; onu bıraktın veya terk ettin demektir. Fezza'tehu ise; korkunun ondan alınma­sıdır. Akzeytu ve Kazzeytu, Emradtu ve Merredtu misalidir.

24- "O halde biz veya siz, ikimizden biri ya doğru yol üzerinde veya açık bir sapıklık içindedir."

Yani bizler ve sizler aynı yollar üzerinde değiliz. Birimi­zin doğru birimizin de sapıklık üzerinde olması muhal de­ğildir. Onlara en güzel bir şekilde kandırıp yani ta'rid yapa­rak yoldan saptırdı ki bu doğru olanın yalncıya şöyle deme­sine benzer; öyleyse mutlaka birimiz yalancıdır. Bu yapılan taksimat, söyleyenin gereklilik veya ilzam üzerine yapılan bir taksimdir şek üzerine değildir. Onun gibi veya ona ya­kında şöyle:

"Müneccim ve tabib ikisi de ölüler dirilmeyecektir dedi­ler. İkinize diyorum dedim:

"Eğer ikinizin dediği doğruysa ben ziyanda değilim ve­ya benim sözüm doğruysa zarar ikinizedir."[15]

Fıkıhçı Nusayr Merğinani bu ayette kelamın güzellikle­rinden olan tecahulu arif sanatı vardır demiş. Ve bunun benzerini Mecnun'unsözünden söyledi:

"Vallahi ey ovalardaki ceylanlar bize dediler ki: Benim leylam ya sizdendir ya da beşerdendir."[16]

Dureyd b. Summe'nin kavli şöyle:

"Çağrışıp dediler ki: At bir atlı süvari istiyor. Dedim ki:

"Kastınız Abdullah mıdır? Eğer Abdullah ise önünü ser­best bırak. O ne durdurur ne de düşüncesiz ve temkinsiz olur."[17]

28- "Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik."

Yani şamil ve cami olan bir rahmetle. El-Kaffetu; başka­sına kafi gelen topluluk veya cemaattir. Cubbai şöyle de­miş;[18] El-Kaffetu; sağdakine ve solundakine yeterli olan ve­ya gelen cemaattir veya topluluktur. Burada Muzaaf olanı mehmuz yapıp asıl mananın dışına itmiştir. İbnİ Bahr şöy­le demiş; manası; kaffen lehum dur. Yani, şirkten engelle­me bakımından yeterlidir demektir. Burada lafzi me'hazi­ni değiştirmiş ama manayı değiştirmemiştir.

Belhi şöyle demiş[19] O, keffe Sevbe'dendir: Elbiseyi derleyip ölçüp biçerek katlayıp etraflarını dikip bir araya ge­tirmektir.

33- "Hayır! Gece gündüz hile ve tuzak kurmaktı."

Bir rivayete göre gece ve gündüz yapılan masiyetlerdir. Bir rivayete göre gelip geçmeleri ve ihtilaf etmeleridir. Ve o ikisi sonsuzadek sürmeyecektir deniliyor.

45- "Bunlar, öbürlerine verdiklerimizin onda birine erişmemişlerdir."

Yani Mekke'Iiler daha öncekilerin onda birine, kuvvet ve kudret bakımından erişememişler. Bu konuda İbni Abbas şöyle demiş; kendilerine verdiklerimizin onda birine ulaşa­mayanlar, öncekilerdir.[20] Yani Mekkeliler daha öncekile­re verdiklerimizin onda birine ulaşamadılar, bu ümmetten da­ha bilgili kimse yoktur ve kitaplarından daha hidayet veri­ci bir kitap yoktur.

46- "Deki: Ben ancak şu iki şeyden biri ile öğüt veri­yorum; ikişer ikişer ve teker teker karşımda durmanı­zı, sonra arkadaşınızda delilikten hiç bir eser olmadığı­nı iyi düşünmenizi istiyorum."

Yani ikişer ikişer bakıp sonra herkes yalnız başına düşü­nerek bir karar versin. Acaba Muhammed'in, ahlakında, hallerinde, menşeinde ve gönderilmesinde herhangi bir it­ham edilecek yer veya eksiklik bulabilecek misiniz?

48- "Her türlü gizliyi noksansız bilen Rabbim, hakkı yerine koyar."

Yani batılı hak ile yok eder.

49-  "De ki; hak geldi artık batıl ne bir şey ortaya çı­karabilir ne de geri getirilebilir."

Yani gelir gibi olsa da artık yerinde sabit durması müm­kün değildir. Ayette geçen "Ve ma yuidu"dan kasıt; yani git­tiği zaman bir daha tekrar gelmesini bilmez. Bir rivayete gö­re; bed ve iadede herhangi bir hayır ile gelmez, yani dünya ve ahirette.

52- "İş işten geçtikten sonra ona inandık demişlerdir. Ama uzak yerden imana kavuşmak onlar için nasıl müm­kün olur?"

Ayette geçen "Et-Tenavuş" iş işten geçme veya geç kal­ma manasmdadır.Bir rivayete^gore nail olmak manasmda-dır.

Şair de şiirinde nail olmak manasında kullanmıştır:

"Kova öyle bir geç geliyor ki, kim ona nail olursa kuyu­dan çekmeyi başarmış olur."[21]

îbni Abbas'a göre tenavuş'tan kasıt dönüştür. Süddi'-den[22] nakledildiğine göre tenavuş'tan kasıt tevbedir. Yani yakın iken buna nail olmamaları, uzaklaştıktan sonra nasıl nail olabilirler?[23]

"Gaybı inkar ediyorlar."

Yani ne hesap ne de dirilme vardır diyorlar.

53- "Hal buki daha önce onu inkar etmişlerdi. Gay-ba uzak bir yerden atıp tutuyorlardı."

Yani kalplerinden atarak, o, doğruluk ve sevaptan uzak­tır diyorlardı.[24]

 



[1] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre Sebe suresi Mekke'de na­zil oldu demiştir.

[2] Divanı: 36; Birincisi Kurtubi Tefsiri: 14/265. İbni Mukbil'e nis-bet etmiş ama vehmir. Musahhih, onun üzerinde talik yapmamış. Bahru'I-Muhit: 7/263.

[3] Divanı: 194; Bahm'l-Muhit: 17/255;Tefsir'ul-Kurtubi: 14/268. Lisan mad: seke.

[4] Tasti'nin naklettiği bir haberde Nafi b. Ezrak İbni Abbas'tan bu ayet hakkında sormuş ve o da şöyle cevap vermiş; Allah ona öyle bir bakır kaynağı verdi ki, suyun aktığı gibi o da ona doğru akıyordu.

[5] Bu konuda Nafi b. Ezrak İbni Abbas'a sorduğunda o da şöyle demiş; geniş havuzlar gibi dokuz adet cifandır bunlar.

[6] Bu beyit onun divanında yoktur.

[7] Neturuha: Et-Tevretu: Evin aviusudur. Mesela fulanun layetu-nuni falanca evimin avlusuna yanaşamıyor.

[8] Divanı: 81; Hazanetu'3-Edeb: 3/22. İkincisi Kamil'de: 1/171.

[9] Mecazıul-Kur'an:2/H5;Tefsir'ul-Kurtubi: 14/279; Taberi Tef­siri: 22/44. Lisan mad. Nesee onlardan hiçbiri onu nisbet etmemiştir. İkri-me'den nakledildiğine göre minsee hakkında sorulduğunda şöyle demiş: "O, asadır demiş ve bir de şiir söylemiş. Abdul-Muttalİb şöyle demiş: "Hamil için mi sana kulak asamıyorum onu asayla engelledim."

[10] Arim; baraj veya settir ve müfredi yoktur. Bir rivayete göre müf­redi; arimetun'dur. Mücahid'ten nakledildiğine göre bu kelimenin aslı ha-beşçedir. İçinde su toplanıp sonra da kuruyan gölet yeri gibi bir yerdir.

[11] İbni Abbas' tan nakledildiğine göre Nafı b. Ezrak ona şöyle demiş: "Ukulin hamtin"den bana haber ver" O da: "Acımtırak ve sedir ağacına benzer ağaçtır" der. "Araplar bunu biliyor mu?" der. O da: • "Evet" der.

[12] Ebu Zueyb Hızeli'nindir. Birincisi 1 rakamıyla daha önce geçti. Şerh Eşaru'l-Huzeliyin: 1/45; Şerh Makamat Hariri: 2/133. İkin­cisi Kurtubi: 14/287. Nistetsizâir. El-Ukar: Akılda bağışıklık yapan­dır. Kemainin: İyi, saflığından ötürü kast etmiş bunun bu da etten dam­layan sudur. El-Hamide: Ekşimsidir.

[13] Ravdu'1-Enf: V22. Lisan sebe madd. Mecmau'l -Emsal: 1/275. Sebe'tiler dağınıkhlık bakımından araplar arasında darbı mesel oldular. Çünkü Allah onlann o güzel bahçelerini yerle bir etti ve onları da her bi­rini bir yere attı ve böylece çeşitli yerlere dağılıp gittiler.

[14] Ebu Esved Düeli'nindir. Divanı rakam: 60; Mecazu'l-Kur'an: 2/148: Semtulle ali sh. 643; Ruhu'l-Meani: 22/140. Eddad İbni Enbari: 244.

[15] El-Ğays'ul'Muscim: i/82. Ebu Ala el-Muri'nindir.

[16] Sanaateyn sh. 446; Tezkire t'un-Nuhat: 3/8; Şerhu't-Tasrih: 2/298; Beytin, Urci'nin olduğu da söyleniyor.

[17] Dureyd b. Summe'nindir. Kardeşi Abdullah ve onu öldüren be-nu Abr için yazmış. Emali'l-Yezidi 17. Eğani: 9/4,- Lubabu'1-Adab: 1/185; Divan Dureyd sh. 49.

[18] Bu Kur'an hakkında tefsiri ve bazı musannafatları olan Mute-zile'nin önderlerinden Ebu Haşim Abdullah b. Selam el-Cubbai'dir. îb-ni Durusteveyh şöyle demiş; Ebu Haşim ile bir araya geldiğimiz zaman; nahiv konusunda tam seksen garip mes'ele önüme attı ve ben onların hiç birinin cevabının ne olduğunu bilmiyordum.Vefatı Hic: 321. Bağdat.

[19] O, Abdullah b. Ahmet Ebu Kasım belhi el-Kabi el-Hanefidir. Bağdatlıların kelamcı mutezilelerdendir. Kabiyye grubunun reisidir. Bağdat'ta uzun süre ikamet etti. Kitapları orada meşhur oldu. Sonra Belh'e döndü. H. 319'da vefat etti. Onun (Tefsir'ul-Kebirli'l-Kur'an'il-Azim, Kitab'ul-Makalat) ve benzeri eserleri vardır.

[20] Taberi tefsiri: 22/104.

[21] Ğeylan b. Hureys'indir. Kamil: 2/292; Mansef: 1/124; Şarh Mufessel: 4/73; Züccac Hurufu'l-Meani shf: 76.

[22] Aynı zamanda Katade'den de bu söz rivayet edilir. Durru'1-Men-sur: 6/714.

[23] Züccac'ın Meani'l-Kur'an'ı ve İrabı: 4/259.

[24] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/209-218.