Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sad Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 38. Sayfa

SAD SURESİ[1]

 

1- "Sad. O şanlı Kur'an'a yemin ederim ki."

Ayette geçen "2i Zikr" şan ve şeref sahibi demektir. Bir rivayete göre; önceki ümmetlerin durumlarının zikredil­mesi ve daha önceki peygamberlerin kıssalarının zikr edil-mesidir.Bir rivayete göre "Zikr"den kasıt; Kur* an'm muh­tevasında bulunan bütün gaye ve amaçlardır. Burada kase­min cevabı mahzuftur. Bundan maksat ise insanlar akılları­nı çalıştırıp her türlü görüş ve fikir belirtsinler diye ve da­ha çok delil ve ispatlar ortaya çıksın ve iş derinliğe daha da fazla insin.Bir rivayete göre kasemin cevabı üçüncü ayette ki şu ifadedir:

"Kem ehlekna."                                       (Sad: 38/3)

Yani nicelerini helak ettik. Bir rivayete göre ondördün-cü ayetteki şu cümledir:

"İn kullun illa kezzebe."                         (Sad: 38/14)

Yani onların her biri gönderilen peygamberi yalanladı. Bir rivayete göre ikinci ayeteki şu cümledir:

"Belillezine keferu" Burada gelen "Bel" önceki manayı iptal etmeksizin gelen "İdrab" içindir.

2- "Küfr edenler aksine bir gurur ve tefrika içindedir­ler."

Ayette geçen "Fi izzetin" den kasıt cahiliyye gurur ve ki­nidir. "Şikak" ise; ihtilaf ve düşmanlıktır.

3- "Onlardan önce nice nesilleri helak ettik. O za­man feryad ediyorlardı. Halbuki artık kurtulma zama­nı değildi."

Ayette geçen "Velate hine menas"tan kasıt artık kurtu­luş zamanının olmaması man as nidadır. Yani "Leyse hine" Ayette geçen (Late) kelimesi sadece "Hine" üzerinde amel edip etkisini gösterir ve Hihe'yi nasbeder. Çünkü "Leyse" ye benzer edatlardandır. Zira Late'nin kendisi benzetilen hükmünde olduğundan dolayı, kendisine benzetilenin kuv­vet ve hükmünde olmadığından sadece Hine üzerinde amel edebiliyor.

Bu misallerimize bir örnek te, Ebu Süfyan b. Haris b. Ab-dulmuttalib şiirinde ifade etmiştir:

"Ey çocukcağızım yol sanadır, Kureyş kabilesi sana il­tica etti zaman iltica zamanı değildir. Yeryüzü onlara dar gel­diği zaman semanın ilahı onları refaha kavuşturdu."[2]

Menas: Sığınık manasındadır. Bir rivayete göre kaçış manasındadır.

Şair de şiirde Menas'ı kaçış manasında kullanmıştır:

"Karşılaşma gününde at üzerinde saldırılara iştirak ettim. Ben kahramanlık ve şerefle dikkat çekenim asla kaçmam."[3]

7- "Son dinde de bunu işitmedik."

Son dinden kasıt; hristiyanlıktır çünkü İslam'dan önce­ki son dindir. Mücahid'in dediğine göre son dinden kasıt Ku­reyş'lilerin dinidir.

10- "Yahut göklerin yerin ve ikisi arasında bulunan­ların hükümranlığı onların elinde midir? Öyleyse se­beplerine tevesül etsinler."

Yani göklerin yollarıdır. Öyleyse oradan dilediklerine vahy getirsinler bakalım.

11- "Onlar derme çatma hiziplerden müteşekkil bir ordudurki, işte şurada bozguna uğratılmışlardır."

Burada müşriklere mağlubiyet verilmiştir ve o da Bedir savaşında veya gününde gerçekleşmiştir.

12- "Onlardan önce Nuh kavmi, Ad kavmi, sarsıl­maz bir saltanatın sahibi Firavn, peygamberleri yalan­ladılar."

Ayette geçen "Zu'1-Evtad" tan kasıt; yeryüzünde direk veya dayanak vazifesi gören dağlar misali, yüksek binalar sahibi anlamındadır. Bir rivayete göre; kazıklarla bağlanmış ve sabitleşmiş gibi sütunlara veya iri iri büyük kazıklara bağ­lı sabitlik manasındadır. Esved Yafur'un dediği gibi:

"Yılmaz sütunlara sahip kiralın himayesinde dünyada bü­yük servete sahiplenip zengin oldular.

Oysaki nimetler ve avunduğu şeyler gün gelecek toz olup fani olacaktır."

15- "Bunlar da ancak bir an gecikmesi olmayan tek bir çığlık beklemektedirler."

Ayette geçen "Fevak" kelimesi hem fethayla hem de zammeyle gelir.[4] Gemmar ve Ğummar gibidir. Bir rivaye­te göre "El-fuvak" zammeyle olursa; iki süt sağımı arası ka­dar bir zamandır. Yani sütün memeye gelip birikmesi kadar bir andır. EI-Fevak; izafe gibi bir mastar kelimedir. El-ce-vab ve el-İcabe'de olduğu gibi. Birincisi istirahat miktarı vaktine döner. İkincisi ise baygılık veya ölümün nefyine dö­ner. Böyle iki mana ihtimali olan bir şekilde Huzeli de şiirin­de dile getirmiş

"Dünyadaki hayatım öldüğü zaman keşke kıyamet tek çı-ğıhk olsaydı."[5]

Ca'di de zammeyle El-Fuvak kelimesini dile getirmiş:

"Süt sağanlar devenin sütünü henüz sağmadan onları' hezimete uğratırız."[6]

16- "Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden ön­ce ver, dediler."

Yani bizim adımıza yazdığın rızkımızı ver. Bir rivayete göre bu rızık; cennet ve nimetleridir. Bir rivayete göre azaplarından olan hissedir.[7]

Ayette geçen (Kitte) kelimesinin aslı; El-Kat'u dur. Me­sela; Kattu'l-kalemi ve Ve ma reeytuhu kattu, cümlesi bu ka­bilde bir anlam taşıyor ve şöyle ki; Onu katiyyen veya ke­sinlikle görmedim, manasındadır. Kitaba Katten diye isim-lendirilmesinin sebebi önce kesilip sonra yazıldığından do­layıdır.

Umeyye b. Ebu Salt ta şiirinde kat kelimesini kitap ma­nasında kullanmıştır:

"Bir grubun Irak'ta sahası vardır. Kitap ve kalem onu kar­şılıksız bırakmıyor."[8]

17- "Onların söylediklerine sabret, kulumuz Davud'u O kuvvet sahibi zatı hatırla. Çünkü o daima Allah'a yö­nelendi."

Ayette gecen (Zel eydi)'den maksat; Dininde, ibadetin­de ve itaatinde olan kuvvetliîiktir. Zira o her gecenin yarı­sında kalkıp ibadet eder, her ayın yarısını oruç tutardı. (Ev-vab)'tan maksat ise Allah'ı teşbih ederdi demektir. Şu ayet­lerde de olduğu gibi:

"Ey dağlar teşbih edin."                      (Sebe: 34/10)

"Her şey O'nu teşbih eder."                 (Sad: 38/19)

Yani dağlar taşlar her şey Davut (a.s.) ile beraber Allah'a itaat edip teşbih ediyorlardı.

20-  "O'nun hükümranlığını kuvvetlendirmiş, O'na hikmet ve açık güzel konuşma vermiştik."

O'na insanlar arasındaki hikmet ilmi verilmişti ki adeta muhatablarım delil ve hikmetlerle susturmuş gibi idi ve konuşkularmın hepsini tane tane ve güzel bir üslupla yapar­dı.

21- "Sana davacıların haberi ulaştımı? Mabedin du­varına tırmanıp Davud'un yanına girmişlerdi."

Ayette geçen (El-hasm) kelimesinin lafzı mastardır ve mastarda cins için olduğundan dolayı mana bakımından bir ve daha fazlasını ifade eder. Ayette geçen (İztesevverul mihrap)'tan maksat duvarın üstünden tırmanıp geldiler de­mektir. Oysa (tesavveru) lafzı cem'dir gelenler ise iki kişi­dirler, nasıl olur da iki kişi için cem lafzı gelmiştir denil­diğinde şöyle denilir; hakikatte (İsneyn) lafzı cemdir çün­kü cem'in anlamı birini diğerine aktarmak veya katmaktır.

22- "Davut onlardan ürkmüştü . Korkma; Biz birbi­rine hasım iki davacıyız, aramızda adaletle hüküm et, haksızlık etme, bizi doğru yolun ortasına götür, dediler."

Ayette geçen (Eşatte fil hükmi)'den maksat; Hükümde adaletten ayrılıp uzaklaşmaktır. Mesala şu sözde olduğu gi­bi; (Şettet bihi neva) Uzaklaştı manasındadır.

Ahves şöyle dedi:

"Ey kavim benim azarlayıcılarım uzaklaştı değil mi zan­nediyorlar ki hakkımı istemem batıldır."[9]

Bu ayetler hakkında müfessirler oldukça ihtilaf etmişler ama bu konudaki orta yol (İsmetu'l-enbiya )[10] isimli kitap­ta zikredilen şu ifadelerdir: Davut (a.s.)'ın düşmanların­dan bir grup namazkıklığı mihrabın duvarlarının üzerinden

O'nun gaflet halini kollayarak öldürmek veya herhangi bir kötülük yapmak istediler ama O'nun uyanık olduğunu gör­düklerinde kurdukları hile ve tuzak boşuna gitti, bu esnada orada birbirleriyle iki hasımmış gibi çekişmeye başladılar ki Davud (a,s,)'a bunun için girdiklerinin imajım vermek iste­diler, O da bu şok olaydan dolayı ürktü ve onlar da korma bir şey yok bir şey yok dediler ve ayetin diliyle şu ifadeyi kullanırlar

"Korkma. Biz birbirine hasım iki davacıyız aramız­da adaletle hükm et haksızlık etme bizi doğru yolun or­tasına götür dediler. İçlerinden biri bu kardeşimin 99 ko­yunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken onu da bana ver dedi ve tartışmada beni yendi dedi­ler."

Bunun üzerine Davud (a.s.)'da madem senin dediğin gi­bi ise ayetin diliyle şöyle der:

"Andolsun ki senin koynunu kendi koyunlarına kat­mak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur der."

(Sad: 34/22-24)

Kuvvet, kudret ve mülkiyet sahibi olmakla beraber Da­vut (a.s.) onlara karşı metanetle, ağır başlılıkla ve sabırla din­ler.

24- "Davud kendisini denediğimizi sandı da, Rabbin-den mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı. Tevbe edip Allah'a yöneldi."

Yani rukudan secdeye gitti. Ayette geçen (Enabe)'den ka­sıt; Allah'a yönelmektir. Bu yöneliş; kendisine sabır ve hi-limde başarı ihsan ettiğinden dolayı Allah'a yönelip şükret­ti ve kavminin günahlarından dolayı da Allah'tan mağfiret taleb etti. Veya Allah'ım beni ve kavmimi affet dedi. İşte Al-lahu Teala'nm şu ayeti kerimesi de mağfiretin tahakkuk et­tiğine işarettir:

25- "Böylece onu bağışladık. Yanımızda onun yüksek bir makamı ve güzel bir geleceği vardır."

Ayetteki mefhum mana şudur; Biz onun için veya ondan dolayı affettik manasındadır. Davud (a.s)'ın istiğfarı, salih-lerin mezhebi veya usulü üzerine yapılan bir tevbe de ola­bilir, çünkü onlara bir kötülük veya herhangi bir afet fela­ket isabet ettiği zaman, onlar hemen kendi nefislerini kont­rol etmeye yönelirler ve derler ki muhakkak bu bizim yap­tığımız bir şeyden dolayı başımıza geldi derler ve gereken ne ise yaparlar.

Eğer Urya'nın söylediği şu hadis doğruysa: "Davud'un günahı, onun nikahı veya nişanı üzerine nikah veya nişan yapması[11], veya çok kadınla evlenmesidir. Eğer bu olay Ta­rihçilerin veya kıssacıların dediği gibi iki melekten ibaret bir durum ise, bunların kelamı arasında bir zıtlık veya muara-za vardır ki yalan olma ihtimali de pek uzak değildir. Eğer amaç sadece birinin kıssasını zikr etmekten ibaret İse bunu anlatmaya gerek yoktur. Faraza onlar şunu demediler; biz birbirimize olan iki hasımız, öyleyse bu sadece darbı mesel üzerine olan bir sorudan ibarettir. Ve Davud da kendisini, çok evlilikle ve dünya arzulanna meyi etmekle kınandığı­nı fark edince, Allah'a yönelip tevbe istiğfar etti.

23- "Böyleyken onu da bana ver, dedi ve tartışmada beni yendi."

Ayette geçen (Azzeni) bana galip geldi manasındadır.

Muberrid şiirinde Azze kelimesini yeterlilik ve kifayet manasında kullanmıştır:

"Çocukların annesi bildi ki ben misaferle karşı çok uya­nık biriyim. Emzikli olan zayıf ve zebun deve geldiği zaman onun memelerine ikiz yavrular yapışıp bırakmıyor."[12]

31-  "Öğleden sonra kendisine, üç ayağının üzerinde durup bir ayağını yere diken çalımlı ve safkan koşu at­ları sunulmuştu."

Ayette geçen "Es-Safinat"tan maksat üç ayak üzerine şa­ha kalkmış ve. diğerini de yere diken attır.

32-  "Süleyman, gerecekte ben mal sevgisine, Rabbi-mi anmayı sağladığı için düştüm, dedi."

Yani malı sevmek beni Allah'ın zikrine daha çok yaklaş­tırdığı için tercih ettim diyor.

33- "Nihayet bu atlar koşup, gözden kayboldukları za­man, onları bana getirin, dedi. Bacaklarını ve boyunla­rım sıvazlamaya başladı."

Bir rivayete göre boyun ve ayaklarından damgaladı ve­ya dağladı. Atları damgalayarak Allah yoluna vakfetti ve bu­nu geçmiş namazlarına keffaret yaptı. Bir rivayete göre, onları boğazlayıp ve ayaklarının arkasındaki yenilmeyen si­nir kirişlerini keserek te geçmiş namazları için keffaret ol­sun diye tasadduk etmiştir.

32- "Nihayet bu atlar koşup gözden kaybolduğu za­man."

Ayette geçen (Hatta tevaret bil hicab)'dan maksat şudur; Herne kadar daha önce söz konusu olmamış ta olsa burada­ki kasıt güneştir. Lebid'in dediği gibi:

"Ta ki kafirde bir el karşılaştığı zaman. Onun gölgesi ya­rığın açık avretlerini gizledi."[13]

34- "And olsun biz Süleyman'ı imtihan ettik."

Bir rivayete göre ayette geçen "Fetenna"dan maksat, Süleyman'ı kurtardık manasındadir. Bir rivayete göre, im­tihan m an aşırıdadır. Hasan'dan[14] nakledildiğine göre, Ha­yız veya adet halindeyken bazı hanımlarına yaklaştığından dolayı imtihan edilmiştir. İbni Museyyeb'ten nakledildiği­ne göre, insanlardan Üç gün boyunca irtibatının kesilmesi ve çıkmamasından dolayı imtihan edilmiştir.

"Tahtının üzerine bir cesed bırakıverdik, sonra o yi­ne eski haline döndü."

Ayette geçen "Ve elkeyna" onu bıraktık manasındadır, Zi­ra o, hasta olduğundan dolayı kürsüsünün üstüne bırakılmış bir cesed halindeydi. Bu konuda Nekkaş'ın tefsiri şöyledir:

"Süleyman(a.s)' in bir çocuğu olur ve ölü olarak tahtının üstüne bırakılır.[15] İbni Abbas'ın dediğine göre, Süleyman (a.s) deniz kıyısında bir gün yüzüğüyle oynarken birden denize düşer ve kaybolduktan kırk gün sonra, çalıştığının karşılığı olarak bir balık alır ve onun karnında kaybettiği yü­züğünü bulur ve onu yine mal varlığına katar. Birinci kav­le göre, sıhhatine kavuşur demektir.

35- "Süleyman: Rabbim beni bağışla; bana benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Şüphesiz sen daima bağışta bulunansın, dedi."

Ayette geçen "La yenbaği" ifadesi "La yekun" yani ol­masın manasındadır.

İbni Ahmet de şiirinde Le yenbeği'yi olmama manasın­da kullanmıştır:

"Anka kuşunun başındaki yüksek yassı tepenin üzerine

hiçbir yüksek dağ ve tepe yoktur."[16]

Zira Süleyman (a.s) böyle dua etmesinin sebebi bir da­ha bu mülkün elinden alınmaması içindir.

Bu Birinci görüşe göre şöyledir; Süleyman (a.s) hastalan­dığı zaman kalbine, dünya mülkünün elinden gideceği ve başkasına devredileceği tecellli ettiği zaman bu kez ahiret mülkü için Allah'a niyazda bulundu.

36- "Bunun üzerine bizde, istediği yere onun emriy­le kolayca giden rüzgarı onun emrine verdik."

Ayette geçen "Haysu esabe" den maksat; istediği ve mu-rad ettiği yerdir. Bu şu darbı meselde söylendiği gibidir

"Sevaba isabet etti cevap hata etti."

Bişr şöyle dedi:

"Ondan önce insanlardan, onu değiştiren değiştirdiği kadar değiştirdi: Açığa çıktı ki kalbin ihtiyaçları ona isabet etti."[17]

41- "Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve azap ver­di; diye seslenmişti."

Ayette geçen "Nusb" tan maksat; zarardır. "En-Neseb" fethayla[18] yorgunluk manasındadır. Bir rivayete göre iki­si de aynı manadadır ve Da'f ve Du'fta olduğu gibi

Şair Turfe şiirinde "Nasb" kelimesini yorgunluk mana­sında kullanmıştır:

"Kim geceyi getirecek veyahut kimse nasihat edecek, yor­gunlukla geceledim gönlümde yaralıdır."[19]

Zira burada Eyyub (a.s), şeytanın vesvesesinden şikayet etmiş, hastalıktan falan değil.

44- "Gerçekten biz Eyyubu sabırlı bulmuştuk. O ne iyi kuldu, daima Allah yönelirdi."

Bir rivayete göre, şeytan onun hastalığının bulaşıcı oldu­ğunu insanlar arasına bir vesvese şeklinde yaymıştı ve bu­nun üzerine insanlarda onu aralarından atmış ve hanımı da onunla olan ahdini bozmuş ve terketmişti.

42- "Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içilecek so­ğuk bir su dedik."

Ayette geçen "Urkudha bi riclike" den maksat ayağını ha­reket ettir ve onlarla yefe vur manasmdadır ve kendisi de vu­rur ve iki pınar fışkırır, birinden yıkanır, zahiri olan hasta­lığı tamamen gider ve diğerinden de içer batini olan hasta­lığı tamamen gider.

43- "Bizden bir rahmet ve olgun akıl sahipleri için de bir ibret olmak üzere ona, hem ailesini hem de onlarla be­raber bir mislini bağışladık."

Bir rivayete göre ailesini hepsi hastaydı hepsi de şifa bul­dular. Bir rivayete göre onlar kaybolmuşlardı ve onları tek­rar geri getirdi. Bir rivayete göre onlar ölmüştü Allah onları tekrar diriltti.

Ayette geçen "Mislehum maahum" dan maksat; mal, mülk, hayvan vb. şeylerdir. Hasan'dan nakledildiğine göre; onlara tekrar evlatlarının misli hibe edildi manasındadır.

44-  "Eline bir demet sap al da onunla vur, yeminin bozma."

Ona daha Öncekinden çok fazla pişmiş ekmek geldiğin­de, ona hıyanet etmekten ve hakkını vermemekten korktu. Bir rivayete göre Şeytan kendilerine Allah'ın reva gördüğü veya haklarında hükm ettiği bu şeyler hususunda bazı ves­veseler verdi ki bu hallerinden ikrah etsinler ve bir nevi baş­larına gelene itiraz veya isyan olsun. Ayette geçen "Ed-Diğs" ten maksat bir demet ottur. Bir rivayete göre demet yapmak için kesilip toplanmış hurma salkımlarıdır.

45- "Kuvvetli ve basiretli kullarımız İbrahim, İshak ve Yakub'u an." Maksat; İbadette olan kuvvetlilik ve dinde olan basiret­tir.

46- "Biz onları ahiret yurdunu düşünen ihlasiı kim­seler kıldık."

Ayette geçen "Halisetin" kelimesi tenvinli yıpılırsa (Zik-raddar) ondan bedel olmuş olur. Takdiri şöyledir; "Ehlasna-hum bizikrin fid dari"[20] Veya mahzuf olan bir haberin mubtedası olur ki, "Bi halisetin hiye zikraddar" Eğer tin ten-vinle getirilmezse, o zaman "Haliseten" mahzuf olan bir mevsufa sıfat olur ki, takdiri de şöyle olur. Bi hasletin ha-liseti zikra'ddar." "Haliseten" kelimesinin mastar olması da caizdir, veya (El-haliste) El-hulus manasında ve faile iza­fe edilmesi de caizdi. Mesela şöyle denildiği gibi; Acibtu min darbi zeydin; yani, Acibtu min en duribe zeydin (Zeydin vu­ruluşuna şaşırdım) veya acaip kaldım. Cümlenin takdiri şöyledir; Bi hulusi zikrad dari lehum ve hum fid dünya.

Bu haber için daha başka tefsirler de vardır: "Ahlasnahum bi halisetin" den kasıt şudur; yani içinde ahiret yurdunun ha-tırlanışı olan indirilen bütün semavi kitaplardır. Mukatil'e göre bu; biz onları nübüvvetle ve yurdu hatırlamakla ihlas-lı kıldik'tan kasıt: Yani ahiret yurdunu hatırlamak ve Alla-hu Teala'ya dönüşün olacağını bilmeleridir.

57- "İşte bu kaynar su ve irinlidir, artık onu tatsınlar." Ayette geçen "Gesak" kelimesinin tahfifli ve şeddeli ol­mak üzere iki kıraati vardır. Ve aşın derecede pis ve kötü ko­ku manasındadır.[21] Mesela (Gasekelleylu526 karanlık aşırı derecede çöktü manasındadır. (Gaseke'1-cerh) aşın şekilde yaradan irin veya san su aktı manasındadir. Eğer Ğaseka şed­deyle gelirse mahzuf olan bir mevsufa sıfat olur ve takdiri şöyledir: "Ve sadidin ğessak" yani aşın derecede pis kokan irin manasındadir. Eğer Gessak kelimesi tahfif ile gelire, isim olur (şarab ve nekal) misali. Gessak kelimesi; Ez-Zehab ve Es-Sebat gibi mastar olması da caizdir. Ve mastar ile vasf olması da caizdir şöyleki: "Zu Gessak."

58- "Bunlara benzer daha başkaları da vardır." Yani daha başka azaplar vardır. Ayette geçen (Ezvac) ke­limesi şekl kelimesine veya Aher kelimesine "Na't" konu­mundadır. Ayette geçen "Aher" kelimesi; cins manasında­dır veya azabın kendisinin çeşitleri vardır demektir veya azaptan olan her bir cüz veya bölüm bir azaptır.

Şair de bu manalar doğrultusunda şöyle dile getirmiş: "Ey geceler, Bağdat'ta tavuklar uzun süre sessiz kaldı neredeyse sabah aydınlanmayacaktı"[22]

Haresed-decacu; demesi şu kasıtladır; Eğer bu gece bir tane-olsaydı belki Decac'a gitme ihtimali olurdu. Ama bur-da gecenin aşırı karanlığı kastedilmiş ve bir de uzunluğu kast edilmiştir. (Haresed decacu) gece sessizliğidir. Veya burada şair gecenin her bİT cüz ünü (Ahraseddecacu) yani bir ses­sizlik olarak addetmiştir. Ayete geçen "Min" harfi, El-Ez-vac kelimesine mütealliktir. Takdiri şöyledir: "Ve azabun ahere ezvacun min şeklihi" Yani o zikredilen azabın dışın­da başka benzeri bir azab daha vardır demektir. Min harfi­nin Ahere kelimesine müteallik olması da caizdir.Takdiri şöyledir: "Ve azabun ahere kainun min hazaş-şekli" Yani bu­nun gibi başka bir azab daha meydana gelecektir. Ve böy­lece (Ezvac) kelimesi de sıfattan sonra sıfat konumunda

oluyor.

59- "İnkarcıların ileri gelenlerine, işte bu topluluk si­zinle beraber gerçeğe karşı direnenlerdir. Onlar rahat yüzü görmesin! Onlar mutlaka ateşe girecektir denir."

Yani onlar peşpeşe guruplar halinde ateşe gireceklerdir manasındadır. Hasan'ın dediğine göre; bunlardan birinci gurup şeytanın çocukları ve ikincisi ise Ademoğullandır. Bir rivayete göre birinci gurup; lider veya önderleridir, ikinci­si ise bunlara tabi olanlar veya peşlerinden gidenlerdir.

63- "Onları alaya alırdık. Yoksa sözleriniz onlardan uzaklaşıp kaydı mı?"

Cümle istifham üzerinedir. Ayette geçen (Em zağet an-humul ebsaru) dan kasıt şudur; onlar bizimle beraber olduk­ları halde onları göremiyoruz. Bu; Taccüp ve Tevbih mana­sında olan istifham türüdür. Tevbih; azarlamak veya tehdit manasındadır. Yani onlar o kadar alçalmışlardı ki artık alaycı ve gülünecek çok komik bir halleri vardı, neden bi­zimle beraber şimdi ateşe girmiyorlar? diyeceklerdir.

75- "Allah! Ey iblis! iki elimle yarattığıma, secde et­mekten seni men eden nedir? Böbürlendin mi yoksa yü­celerden mi oldun? dedi."

Ayette geçen (Lima halaktu bi yedeyye) den kasıt; onun yaratılışını bizzat ben elimle yaptım veya onu bizzat ben ya­rattım demektir. Burada "Yed" kelimesi Tekid ve sılatun ma­nasındadır. Şu ayette de örneği olduğu gibi: "Ve yebka vechu rabbik" Rahman 27.ayet. Bir rivayete göre; İki kuv­vet ve kudretimle yarattım manasındadır. Burada (Kuvve-tey ve Kudretey) şeklinde lafızların tesniye ile gelmesi araplarm adetinin dışında olan bir kural veya kaide değildir. Şiirde de buna benzer bir misal vardır:

"Ey İbni Affan eğer beni korkutuyorsanız korkarım eğer beni bırakıyorsanız yasaklanmış bir ırzı himaye ederim."[23]

Başka bir misal:

"İki arkadışama dedim ki: İkiniz bizi onun aslını söküp çıkarmakla hapsetmeyin. Biçmek için gayret ve çaba gel­di."[24]

84- "Allah, işte bu doğrudur. Ben hakikati söylüyorum buyurur."

Ayette geçen "El-Hakke" kelimesi daha önce geçen ve tefsiri konumunda olanla beraber nasbolmuştur. Yani: "Le emleenne cehenneme hakkan" yani cehennemi gerçekten dolduracağım doğrudur, ilk gelen "EI-Hakku" kelimesi itirazidir. Bir rivayete göre bu kasem manasındadır. El-Muk-samu aleyhi ise şudur: "Le emlerine" yani üzerine yemin edi­len. Buna göre (vel hakka ekul) ibaresi de itirazidir. Bir ri­vayete göre İgFa üzerine nasbolmuştur. Takdiri şöyledir:

"Fettebiul hakka; hakka tabi olun "velhakka ekul" çün­kü hakkı söylüyorum. Cümlesi de başka bir cümle olmuş olu­yor."[25]



[1] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre Sad suresi Mekke'de nazil .olmuştur.

[2] Ravdu'1-Enf: 4/101; Dırar b. Hattab'a nisbet edilmiştir ve Mekke'nin fethi gününde Rasulullah'ın Kereyş'Iilere acıması için söy­lemiştir. Bidaye ve'n-Nihaye: 4/295; Fethu'l-vedud shf: 504.

[3] Ebu Duad İyadi'nindir. En-Nevs; firardır. Bir misalde şöyle ge­çer; El-Bevsu Bi'n-nevsi. Yani kurtuluş kaçmakladır.

[4] Zammeyle Hamza, Kesâî ve Halef okumuşlar ve diğerleri de fet­hayla okumuşlar.İthaf shf: 372.

[5] Beyit Ebu Zueyb Huzeli'nindir. Maverdi Tefsiri: 3/438.

[6] El-lisan mad. Haiebe. El-Hayavan: 6/433; Meani'i-Kebir: 2/963.

[7] İbni Abbas'tan nakkledildiğine göre Nafi b. Ezrak ondan şu ayet hakkında sorduğunda şjyle cevap vermiş: "O günden Önce bizim payı­mızı ver." El-Kıt; cezadır der.

[8] El-Lisan mad. Kal, Tefsiri Kurtubi: 15/157; Tefsiri Maverdi: 3/439; Ravdu'1-Enf: 1/67; Eddat İbni Enbari. shf: 107.

[9] Mecaz'ul-Kur'an: 2/1-80; Tefsir'ul-Taberi: 15/128; Lisan madd. Şatate. Tefsir'uİ-Maverdi: 3/442.

[10] Bu kitap Ebu Zeyd Ahmed b. Sehl Belhi'nin'dir hicri: 322'de vefat etmiştir. Sufdi'nİnEI-vafi: 6/410.

[11] Urya'nın bu hadisini İbni Cerir ve İbni Ebu Hatem zayıf bir se­netle nakletmişler ve sahih değildir.

[12] Mafdaliye kasidesinden olan bu beyit, Şebİb b. Bersa'nındır. Mefdaliyat shf: 172; Tabakat Fuhulu Şuara: 1/732; Muberrid'in Kamil'i:

1/86; Nevadir shf: 180. Kamamu's-Senat: Süratle uyanandır. Es-Sinetu: Çok uyuklamaktır. Murğis: Emziklidir: Yaizzuha: Ona galebe geliyor zu tevmeteynin yerine zu vedateyn olarak rivayet ediliyor. İkincisi Ki-tab'ul-EPal: 4/263; Muhakkik nisbet etmemiş.

[13] Beyit onun mualiakatmdandır. Divan: sh. 176; İbni Nehhas'ın Şerh Muallaka: 1/166; Tefsir'ul-Kurtubi: 15/196.

[14] "And olsun Süleyman'ı imtihan ettik" ayeti hakkında, Hakim Tirmizi nakletmiş ve Hakim'in de sahih gördüğü hadis şöyledir; İbni Ab-bas, Süleyman'ın kürsüsünde kırk gün boyunca oturup insanlar arasında hükmeden şeytan idi dedi. Süleyman(a.s)'ın Cerrad adında bir hanımı var­dı, onun ehliyle kavmi arasında bir çekememezlik vardı ve bunlar arasın­da hak ile hükmetti ancak haklı olan tarafın ehlinin olduğunu savundu ve bunun üzerine Allahu Teala kendisinin bir belaya maruz kalacağını vah-yetti ve yalnız kendisi, bu belanın gökten veya yerden geleceğini bilmi­yordu. Müstedrek: 2/234.

[15] Taberani'nin Evsat'ta ve İbni Murdeveyh'in de zayıf bir senet­le Ebu Hureyre'den naklettikleri bir "hadiste, Rasulullah (s.a.v)'in şöyle dediğini söyler:

"Süleyman'ın bir erkek çocuğu olduğunda şeytana şöyle dedi: "Onu ölümden kurtar veya muhafaza et, öyleyse onu doğuya götü­relim derler ve o da yine ölüm ona yetişir der, öyleyse onu batıya gö­türelim derler, o da ölüm ona ulaşır der, öyleyse denizlere götürelim derler, o da, yine ona ölüm ulaşır der ve bunun üzerine onu yer ile gökler arasına koyalım der ve ölüm meleği bunun üzerine ona gelir ve ben bu şahsın canım denizlerde ve yeryüzü sınırlarında almakla emr olundum ve bir türlü muvaffak olamadım ve tam çıkıyordum onu yolda yakalayıverdım ve onun ruhunu aldım ve cesedi tam geldi Sü­leyman'ın kürsüsünün üzerine düştü der ve işte buna da bu ayet işaret ediyor der: "Tahtının üzerine bir cesed bırakıverdik ve sonra o, yine eski hâline döndü."

[16] Mecazu'l-Kur'an: 2/183; Tefsiri Taberi: 13/91; Tefsiri Kurtu-bi: 11/158; Divanı Jbni Ahmer. shf: 134.

[17] Mucern'ul-Buldan: 2/248; Divan Bişr: 13; Şerh Mafdaliyat: 640; ez-Zahir: 2/205.

[18] Yakub'un kıraatına göredir.

[19] Turfe'nin divanı, Eş Şermenti'nin şerhi.shf: 144; Nakdu'ş-şir.shf: 78.

[20] "Haliseti zikre'd-dari"yi tenvinsiz olarak Nafi ve Hişam oku­muş arkasından geri kalanlar tenvinli olarak okudular. İthaf: 373.

[21] Ahmed çıkarmış Hakim sahih demiş ve Tirmizi'nin Ebu Said'-ten naklettikleri hadiste, Rasulullah (s.a.v) şöyle demiş: "Eğer bu Ğes­sak denulen pis kokudan dünyaya bir kova dökülseydi yer yüzünde-kilerin hepsi aşırı derecede pis kokardı." Müsned: 3/83; Müstedrek: 4/602.

[22] Bu beyit daha önce: 1/54'te geçmişti.

[23] Beyit, Suveyd b. Kura el-Ukli'nindir. Meani'I-Ferra: 3/78; Muhakkik nisbetsiz bırakmıştır. Tefsiri Kurtubi: 17/16; Tashih eden nis-betsiz bırakmıştır. Te'vilu'l-Muşkili Kur'an shf: 291; Tefsiri Taberi: 16/103.

[24] Beyit, Mudris b. Rub'inindir. Meani'I-Ferra: 3/78. Muhakİk nis­betsiz bırakmıştır. Es-Sahibiy shf: 80; Te vilu'l-Muşkili'l-Kur'an shf: 291.

[25] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/257-272.