Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

HA MİM ES-SECDE (FUSSİLET) SURESİ - Vedeulburhan - 41. Sayfa

HA MİM ES-SECDE (FUSSİLET) SURESİ[1]

 

4- "Onu getiren elçi müjdeleyici ve uyarıcıdır. Lakin insanların çoğu yüz çevirdi. Zira onlar (hakkı) işitmez­ler."

Mahzunu şöyle dedi:

"Bir dost ki ben ona nasihatin kendisiydim ve kabul edi­lecek şeyi kabul ediyordum. Bir ara bağilik yaptı onu ondan nehyettim ona dedim ki:

"Korkunç kötü bir işin olduğunu görüyorum."[2]

"İşitmezler"den kasıt onların kabul etmemeleridir.

8- "Onlar için tükenmeyen bir mükafat vardır." "Gayri rnemnun"dan kasıt kesintisiz devam edendir.

9- "De ki: Siz, yeri iki günde yaratanı inkar edip ona ortaklar mı koşuyorsunuz? O, alemlerin rabbidir."

Ve bundan sonra bu ayet gelmiş:

10- "Ve orada dört günde."

Yani ikmal ve tamamlama dört gündür.

"Ve orada dört günde rızıklarını arayanlar için eşit gı­dalar takdir etti."

Yani nebatatını, ağaçlarını ve hatta nehir ve semereleri­ni meyvelerine kadar takdir etti. Bir rivayete göre: Her bir mekanda takdir ettiği şeyler bir başkasında olmayan şeyler­dir.

11-  "İkisi de isteyerek geldik dediler." O gün gök ile yer kürenin başka bir şekilde Oluşları hiç bir şeye mani ol­madı ve Allah'ın iradesi gibi idiler. Yani onlara isteyerek ve­ya istemeyerek gelir dediğinde onlar herhangi bir mania çıkarmadılar. Allah'ın istediği şekilde oldular.

Veyahut ta o gün gök ile yer kürenin cevapları normal ke­lam ile olsa idi onlar diyecekti "itaat ederek geldik" Ama bu olanların daha önce de benzer misalleri geçtiği gibi olaylar için birer canlandırmadır.

12- "Böylece onları, yedi gök olarak iki günde var et­ti ve göğe görevini vahyetti."

Fekadahunne: Onların yaratılışını bitirdi tamamladı de­mektir.

Huzeli de şiirinde kada kelimesini Ahkeme manasında kullanmıştır.

"O ikiside avucundadır, mızrağa benzer bu silahta öyle dişler var ki dümdüz ve minare gibidir. İkisinin üzerinde Da­vud'u muhkemleştirdiği veya yaptığı Tubbaa ait manzara­lar vardır."[3]

Ayette "Eteyna taiine" derken akıl sahiplerine hitap eder şe­kilde "tai" kelimesinin cemi yapılmıştır. Çünkü hem onların ha­berlerinden hem de içinde olan mümin kullarının durumların­dan haber veriyorda onda cemini böyle yapmıştır (taiin).

16- "Bundan dolayı bizde onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o uğursuz günlerde bir rüz­gar gönderdik."

"Rihan serseren" den kasıt: Ardı arkası kesilmeden sü­rekli esen ve helak olmalarına sebep olan soğuk rüzgardır.

"Eyyamın nehisat" ta olan "nehisat" ha'nın kesresiyle[4] gelmiştir. Sıfat konumundadır. Tıpkı "hazir" ve "fezi" gibi.

Ebu Amr bu görüşe iki yönden itiraz ediyor:

1- Bu şekilde nehise yenhesu diye birşey duyulmuş de­ğildir ki ondan sıfat bina edilsin yapılsın.

2- Nehise sıfata izafe yapılmaz ancak şöyle söylenildi­ği "yavmu nehis" uğursuz gün rivayet ediliyor.

Ama evla olan görüş ise mastar olması ve daha sonra ha'nın cezmiyie (sakin olmasıyla) ancak "nehsat" diye cem yapılması der ki bu da nenisin türlerinin muhtelif oluşundan ve değişik zaman ve günlerde gelmesinden dolayıdır. Bu şu­na benzer: Derebat (vuruşlar) ve Ka'dat (oturuşlar veya duruşmalar) gibi.

İbni Hacer: Nehisat'ın: beridat (soğuklar) ve nehisin de berd (soğuk) olduğu görüşüne gitmiş ve benimsemiştir.

Bunlar sanki Tencim adlı eserin sahibinin şu söyledikle­rini içine alıp kapsıyor gibidir: Mutluluk[5] dolu günler ve uğursuz günler.

17- "Böylece yapmakta oldukları kötülükler yüzün­den alçaltın azabın yıldırımı onları çarptı."

Ayette geçen saikadan maksat Cebrail'in sesidir.

20- Derileri, işledikleri şeylere karşı onların aleyhine şahitlik edecektir."

Ebu Abdullah Zehidi el-Mağribi[6] şöyle demiştir:

"Ma" harfi "İza" harfinden sonra geldiğinde, mazifiilin vuku buluşunun tahkikinde "kad" manasını ifade eder.

"Hepsi bir araya getirilirler."

Ayette geçen yuzeun bir araya getirilip toplama anlamın­dadır. Bir rivayete göre öncekiler sonrakilerden gizlenir demektir.

21- "Derilerine, niçin aleyhinize şahitlik ettiniz? der­ler."

Cümle el-Furuc (Kurtuluş) tan kinaye olarak gelmiştir.

25- "Biz onlara bir takım arkadaşlar musallat ettik de, onlar önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bunla­ra süslü gösterdiler."

Onlarla bir takım arkadaşlarının arasını serbest bıraktık ki onlar onlara dünyayı allı pullu süslü gösterdiler ve masi-yetleri onlara ehven birşey olarak tanıttılar.

"Vema halfehum"dan kasıt arkalarında gelecek olan ahi-ret yurdunu onlara unutturdular ve onları oradan gaflete düşürüp dikkatlerini dağıttılar.

26-  "İnkar edenler: Bu Kur'an'ı dinlemeyin, oku­nurken gürültü yapın. Umulur ki galip gelirsiniz dedi­ler."

Kelamın birbirine karıştırılıp anlaşılmaz ve faydasız ha­le getirmek durumuna leğa, yelğu, veyelği leğen veleğven denilir.

Bir rivayete göre şüphesiz "leğa" sadece tekelleme (ko­nuşmak) manasına gelir, ister karıştırılarak gürültü yapıla­rak veya isterse tafsilatlı ve açıklayarak beyan ederek olsun.

El-luğetu: Leğevtu kelimesinden fu'le vezninden yapıl­mıştır. Aynen Kerreten ve subbeten misalidir. Çünkü sub-be kelimesi sanki "sabe-yesubu" kelimelerinden maklub olmuştur. Böylece manası şöyle olur: "Okunuşunda konu­şarak, itiraz ederek ve gürü ltüu yaparak karışıklık çıkarttılar demektir." La tesmeu'dan kasıt: Kabul etmeyin demektir.

29- "Kafirler cehennemde: Rabbimiz! Cinlerden ve in­sanlardan bizi saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına atalım."

Saptıranlardan maksat İblis (şeytan) ve Kabil'dir. Çün­kü o ikisi yeryüzünde ilk kez fesat yolunu alıp bozgunculuğa başladılar.

30- "Şüphesiz Rabbimiz Allah'tır deyip, sonra dosdoğ­ru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner."

Bu ifadeyle bütün hayırları içine alıp cem etmiş. Kısa ve öz[7] olarak bütün itaat sınıflarını belli bir nizama koymuş­tur.

"Onlara korkmayın ve üzülmeyin."

Önünüzde olan şeylerden dolayı korkmayınız ve arkanız­da bıraktığınız eş, dost, akrabalardan dolayı da (hüzünlen-meyiniz) denilir. Çünkü onlar için şu ayetin müjdesi vardır:

"Onlar için bir müjde vardır hem dünyada hem de

ahirette."                                                 (Yunus: 10/64)

Böylece mü'minler üç yerde müjdelenirler. Biri ölüm

anında, biri kabirde ve diğeri de Ba's (diriliş) günündedir.

34- "İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğü en gü­zel bir tavırla önle."

Yani karşılaştığında tebessüm ederek ve başlangıcında se­lamla yap.

35- "Bu haslete ancak sabredenler kavuşturulur." Yani kötülüğü iyilikle defetmeye ancak sabredenler ka­vuşturulur.

"Buna ancak hayırdan büyük pay sahibi olan kimse

kavuşturulur."

Yani dinde ve akılda büyük pay sahibi olanlar.

37- "Eğer Allah'a ibadet etmek istiyorsanız, güneşe de aya da secde etmeyin. Onları yaratan Allah'a secde edin."

Güneş isminin te'nisi (müennesliği) daha büyük olduğun­dan diğerlerinin müzekkerlerinin üzerine galip gelmiştir. Bundan dolayıdır ki "hakkehunne" kelimesi müennestir.

39- "Onun ayetlerindendir ki sen yeryüzünü boynu bükük, kupkuru gönürsün."

Burada haşiaten'den kasıt boynu bükük kupkurudur.[8]

43-  "(Ey Muhammed) Sana söylenen, senden önceki peygamberlere söylenmiş olandan başka bir şey değil­dir."

Yani onlara söylenen şeyin aynısı sana da söylendi: "Elbetteki senin Rabbin, hem mağfiret sahibi, hem de acı bir azap sahibidir."[9]

Yani sana ve senden önceki peygamberlere söylenen iş­te budur.

44- "Eğer biz onu, yabancı bir (dilde) okunan bir ki­tap kıl say dik, diyeceklerdi ki, ayetleri tafsilatlı bir şekil­de açıklamalı değil miydi? Muhataplar arap olduğu hal­de arapça olmayan bir kitap mı geldi?"

Yani şayet biz bu Kur'an'ı acem dili üzerine kılsaydık in­kar eder bir şekilde şöyle diyeceklerdi: Bu ne biçim iş arap olanlara arapça olmayan bir kitap göndermiş.

"Sanki onlar uzak bir yerden çağrılıyor ki."

Anlayışlarının kıtlığından veya icabet etmelerinin uzak bir ihtimal olduğundan böyle çağrılırlar deniliyor.

47- "Buna dair bizden hiçbir şahit olmadığını sana arz ederiz derler."

Azennake: Sana bildirdik arz ettik demektir.

"Kıyamet gününün bilgisi ona havale edilir."

Kıyamet saati her kimden sorulduğunda: Allah daha iyi bilir diye cevap verir.

48- "Böylece önceden taptıkları onlardan uzaklaştı ve onlar kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anladı­lar."

Mehis: sınır, kaçacak yer, mekan demektir.

51- "Fakat ona bir şer dokunduğu zaman da yalvarıp durur."

Eni olan herşeyin uzunluğu -da vardır. Ayetteki ard keli­mesi iki mana ihtimalini taşıyor. Çünkü o ayet başında ge­len el-arde ile aynı cinstedir (mücanes). Arede ve nea bice-nibihi. Buna benzer bir misalde şu ayetlerde mevcuttur:

"Feekim vecheke liddinil kayyim."       (Rum: 30/43)

"Ya Esafa Ala yusufe."                        (Yusuf: 12/84)

"Ve cena el-cenneteyn."                  (Rahman: 55/54)

"Ve eslemtu mae suleymane."              (Nemi: 27/44)

"Li yurriyehu keyfe yuvari."                (Maide: 5/31)

"İnnili amelikum minel lalin."          (Şuara: 26/168)

"Fe ruhun ve reyhanun."                    (Vakıa: 56/89)

"Ve in yuridke bi hayrin felaradde li fadlihi."

(Yunus: 10/107)

53- "Ufuklarda, yer, gök ve dünya memleketlerinde ve kendi nefislerinde insanlara ayetlerimizi göstereceğiz ki o Kur'an'ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun."

Maksat şimşeklerle ayetlerini göstermektir. Bir rivaye­te göre umulmadık ve ahdedilmemiş bir şekilde gökte kuy­ruklu ve perçimli, kahküîlü ve korkutucu yıldızlar ve daha nice başka şeyler. Kendi nefislerinde olan şeyler ise hasta­lık ve hastalıklara sebep olan şeylerle.[10]

 



[1] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre ha mim secde suresi Mek­ke'de nazil olmuştur.

[2] Divanı: 248; Hayavan: 3/61.

[3] Beyit Ebu Zueyb Huzeli'nindir. Şerh Eşaru'l-Huzeliyyin: 1/38-39.

[4] Bu kıraat; İbni Amir, Asım, Hamza, Kesai, Ebu Cafer ve Ha­lefindir. Diğerleri ise Ha harfinin sukunuyla okumuşlar. İthaf shf. 380.

[5] Bu manada hadisler varid olmuştur. İbni Munzir ve İbni Mer-deveyh'in Cabir b. Abdullah'tan naklettiğine göre Rasulullah ona şöy­le demiş: "Cibril bana şöyle dedi: "Şahitle beraber, Yemin ile (sağ ve­ya kuvvet veya kasem manasmdadır.) hükmet" ve bana çarşamba gü­nünün nahis günü olduğunu söyledi." İbni Merdeveyh'in Enes'ten naklettiği hadiste Rasulullah şöyle demiş:

"Rasulullah'tan günler hakkında sorulduğunda, çarşamba günü de so­ruldu, o da:

"Bugün Nahîs günüdür" dedi ve:

"Nasıl olur ya Rasulallah" denildi ve o da şöyle dedi:

"Bu günde Fİravn ve kavmi denizde boğuldu ayrıca Semud ve Ad kavimleri bu günde helak edildi." Bunlar zayıf hadislerdendir.

[6] O Abdullah b. Zebidi el-Mağribi'dir. İbnu'n-Neccar onu Tarih Bağdat'ın sonunda ard olarak zikretmiştir. Onun "Ahbaru'1-Ehlu'l-Edeb" adlı eseri vardır. Zeylu Tarihi'l-Bağdat: 19/73.

[7] Tirmizi ve Nesai sahabilerden birinden şöyle nakletmişler; Ra-sulullah bize bu ayeti şöyle okurdu: "İnnellezine kaluu rabbunallahu sıinunestekamu." ve şöyle derdi; bazı insanlar bunu der ve sonra çoğu in­karcılardan oldu. Bunu son nefesine kadar okuyan ve diyen tam bir isti­kamet üzere olur. Aridetu'l-Ahvezi: 12/130.

[8] Bu kavi Katade'den rivayet edilmiştir. Abdurrezzak ve Abd İb-ni Humeyd tahric etmiştir.

[9] Katade'den nakledildiğine göre bu ayet bir nevi Taziye içindir.

[10] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/284-290.