Zuhruf Suresi - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 43. Sayfa
ZUHRUF SURESİ
4- "O, katımızda bulunan ana kitapta Levhi mah-fuz'dadir. Onun şanı yücedir. Hikmetle doludur."
Ummul Kitap'tan kasıt Levhi mahfuz'dur.[1] Lealiyyun'dan kasıt: Beleğatın son zirvesindeki tabakadır. Hakimun: Hikmetle konuşan demektir.
5- "Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur'an'Ia uyarmaktan vaz mı geçelim?"
Sizin haliniz böyleyken sizden yüz çevirip aleyhinize olan Kur'an'ı size tebliğ etmeyelim mi?
Eğer takdir "en kuntum" veya "le en kuntum" şeklinde ise "en kuntumv üzerindeki "en" nasp içindir.
13- "Böylece onların sırtına binip üzerlerine yerleşince, Rabbinizin nimetini anarak. Bunu bizim hizmetimize vereni teşbih ve takdis ederiz. Yoksa biz bunlara güç yetiremezdik diyesiniz."
Cümle tezkir (müzekkerlik) üzerine bina edilmiştir. Çünkü En'am kelimesi de Enne'am gibi bir cins isimdir. Muk-rinin: Güç yetirmek anlamındadır.
15- "Ama onlar kullarından bir kısmını onun bir cüzü kıldılar."
Cüz'en burada nasiben, cüz, parça, kısım anlamlarındadır. Bir rivayete göre el-Cüz'ü kızlar demektir ki onlar zaten melekler Allah'ın kızlarıdır demişlerdi. Şair de şiirinde cüzü dişi veya müennes anlamında kullanmıştır.
"Eğer kadın nasiblenirse ve o sürekli erkek doğurur bunda hayret verici birşey yoktur. Bazan hür olan kadın erkek doğrur."[2]
26- "Bir zaman İbrahim, babasına ve kavmine demişti ki; Ben sizin taptıklarınızdan uzağım."
Beraun kelimesi tesniye ve cemi yapılmayan bir mastardır. Ve Bureau kelimesi fu'la vezninde gelen Beriun kelimesinin cem'idir.
28- "Bu sözü ardından geleceklere devamlı kalacak bir miras olarak bıraktık ki insanlar (dinine) dönsünler."
Yani şirkten uzak ve beri olan Tevhid dini üzerine.
29- "Doğrusu bunları da, belamlarını da kendilerine hak ve hakikati açıklayan bir peygamber gelinceye kadar geçindirdim."
îmta ve ihmal müddetinin son haddine vardılar sonunda ya iman ya da azap kendilerine kalır veya kendilerine ya iman veya azap kar olarak kalır.
32- "Dünya hayatında onların geçimliliklerini aralarında biz paylaştırdık."
Rablerinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır. Rabbinin rahmeti o şeydir ki: Onların seçtiği yerden (Mekke ve Taif)[3] nübüvvet veya peygamberlik bunlardan daha evladır.
33- "Tavanlarını ve çıkacakları merdivenleri gümüşten yapardık."
Ayette geçen "Sukuf" kelimesi ya "sekifetun" kelimesinin cemidir ki bu da gemide bulunan enli geniş tahtalar misali uzun geniş tahtalardır.
Veyahut ta "sukufen" kelimesi "es-Sekf' kelimesinin cem'idir. Rehn ve Ruhun misali bunlara cem'ul-kille "azlık cemi" denilir.
Veyahut ta "sukuf kelimesi cem'in cem edilişidir ki, Sekf kelimesi sukuf üzerine cem yapılmış ve "kaftan sonra vav ile sukuf ta, es-sukuf vav'sız şeklinde cem yapılmıştır. Tıpkı Necmun ve nucumun (vav ile) ve Nucum (vavsız) misalidir.
Ayette geçen (mearice) kelimesi Miraç 'uı cemidir. Ayet alemin maslahatı için bazılarının zengin olması bazılannm-da ihtiyaç sahibi olduğu mana ve ibareleri içermektedir aksi takdirde kafirlerin küfürlerinde boğulmaları için ve dünya için çok çalıştıkları için onların rızıklarını oldukça çok fazla verebilirdi.
Yine ayet dünya işlerini ve nimetlerini hafife almış ve indirgemiştir ki bundan dolayı Allah'a asi olan ve emirlerine karşı gelen kafirlere buna rağmen nzıklarmı tam bir şekilde verdiği manaları da içermektedir.
36- "Kim Rahman'dan yüz çevirirse ona, bir şeytanı arkadaş veririz ve o şeytan artık onun ayrılmaz dostudur."
Ayette geçen el-Aşv (ayn ile) kelimesinni aslı gece karanlığında yürümektir. El-A'şa ise gözleri bozuk veya görme zayıflığı olan demektir.Nukeyyid lehu şeytanın'dan[4] maksat şudur: O, Allah'ın zikrinden gafil olup yüz çevirdiğinden buna karşılık onun rezil ve kepaze olması için biz de ona bir şeytanı dost olarak musallat ederiz diyor.
38- "O şeytan dostu kimse en sonunda bize geldiği zaman "Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı, ne kötü arkadaşmışsm sen!" der."
Ayette geçen "meşrikeyn"den kasıt doğu ile batıdır ki aynen ay ile güneşe (kamereyn) iki hilal denilmesi misalidir.
39- "İkiniz de zalim olduğunuz için bugün pişmanlık size hiçbir fayda vermeyecektir. Çünkü siz, azapta müştereksiniz."
İbni Cinni, ben bu ayet hakkında Ebu Ali'ye sordum o da şöyle dedi, diyor:
"Ahiret yurdu geldiğinde, aralarında hiç fasıla olmaksızın dünya yurdu da peşi sıra gelir. O zaman ahiret ve dünya yurtları, ahirette sanki dünyada imiş gibi bir halde olur. Bunun içindir ki ayette (elyevm) kelimesi geçmiştir ve o gün zulüm vakitlerinin mecrası halindedir ki buna şu işaret ediyor: "İz zelumtum: zulmettiğiniz zaman" işte o kast edilen zulüm vakitleri de dünyada[5] geçirilen anlardır.
Eğer ayetteki bağlantıları bu şekilde yapmış isek (iz ze-lemtum) kelimesi herhangi bir tarafla bağlantısını kuramayız ve muallakta kalır.
Ayetin manası şöyledir: "Zulmedenler gönül huzuru, iç huzur veya rahatlık bakımından, azapta onlara müşterek olanların bulunmasından dolayı hiçbir şekilde rahatlığa kavuşmak veya azabın hafifletilmesi konusundan istifade edemezler. Çünkü onlar geçmişte zulm yapmışlardı. Her ne kadar işledikleri bu zulm veya günahlar şiddetli veya büyük olanlardan olmasa bile ve musibetlerinin veya felaketlerinin gelmesi konusunda az bir paya da sahip oîsa durum yine aynıdır, değişmeyecektir.
Leyla Ahiliye de şiirinde buna benzer bir teselli ve rahatlığı dile getirmektedir.
"Etrafımdakilerin arkadaşları üzerine çok ağlaması olmasaydı kendi kendimi Öldürecektim. Kardeşim misali ağlamıyorlar velakin hüzün ve matemle onlardan nefsime teselli buluyorum."[6]
51-52- "Hala görmüyor musunuz? Yoksa ben, kendisi zayıf ve nerdeyse göz anlatmayacak durumda bakman şu adamdan daha hayırlı değil iniyim?"
Buna göre Firavun sanki şöyle demiş: Efela tubsirun em entum buserau: "Görmüyor musunuz? Yok gerçekten siz basiretlilerdensiniz de görüyorsunuz?
Ayette geçen "ene hayrun" kavli şu kavlin menzilinde-dir: Em entum buserau. "Yoksa siz görüyor musunuz?" Zaten nahiv kaidelerine göre hitap babı böyle icra eder. Yani onunla soru ve cevap şeklinde olur soru veya cevaptan biri diğerine ait olur.
53- "Ona altın bilezikler verilmeli, yahut kendisi ile beraber yardımcı melekler gelmeli değil miydi?"
Ayette geçen "esviretun" kelimesi sivar veya suvar kelimelerinin cem'idir. E'mide ve imad ğurab ve eğribe misali gibidir.
Esaviretun[7] kelimesi ise isvar'ın cem'idir. Bunun aslı esavire (ya ile) idi, daha sonra ya harfi hazf edildi ve ya'sız olarak "esaviretun" kalmıştır. Şu kelimeler misali gibidir. İs-tarun-Esatiretun ve iskafun-esakifetun.
El-Esaviretu ve el-Melaiketu kelimeleri nahiv kaidelerine göre munsanf yapılmışlardır. Çünkü her iki kelime içinde mufretlerinde bir misal olduğundan dolayıdır şöyle ki: El-Alaniyetu, ettevaiyetu ve el-Kerahiyetu. Ayette geçen: Ev caemahul melaiketu mukterenin: Cümlesi Musa'nın (a.s.) şu sözü üzerine söylemiştir Firavun: "Bi melaiketillah (Allah'ın melekleriyle). Zira Allah'ı tanımayan onun meleklerini hiç tanımaz.
55- "Bizi öfkelendirince onlardan intikam aldık, böylece hepsini suda boğduk."
Ayette geçen Asefuna'dan kasıt öfkelendirmektir.
57- "Meryemoğlu İsa, bir misal olarak anlatılınca senin kavmin hemen bağrişmaya başladılar."
Kudret konusunda bu ayet İsrailoğulları (yahudiler) için; insanı babasız yaratması gibi her şeyi de yaratmaya kudreti vardır şeklinde apaçık bir ayettir veya delildir.
Ayette geçen "yesiddune" kelimesi gürültü bağırtı manasında olan "yediccune" ve ellerini birbirine vurup çırpmak manasında olan "et-tesdiye" anlamındadır.
Bir rivayete göre "yesuddune" ile "yesiddune"[8] eş anlamlıdır, ve ya'kifune ve ya'kufune, ya'rişune ve ya'ruşu-ne bablarındadır.
İsa (a.s.) hakkında böyle söylendiğinde müşrikler şöyle dediler: "Ali hetuna-haynn minhu: Bizim ilahlarımız ondan (İsa) daha hayırlıdır." dediler.
58- "Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa o mu? dediler. Bunu sana ancak tartışmak için söylediler. Öyle ya onlar kavgacı bir toplumdur."
Yani onlar sadece mücadele etmek ve husumet[9] yapmak için acaba tanrılarımız mı yoksa o mu daha hayırlıdır? dediler.
"El-Cedel" kelimesinin aslı "El-Cedlu" dur ve yüz çevirmek, hileyle fikrinden alıkoymak ve vazgeçmek manalarında olan "el-Fetl"[10] anlamındadır. Mücadele eden her hasım, hasmını hak veya batıldan alıkoyar veya vazgeçirir.
60- "Eğer dileseydik, içinizden, yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık."
Sizin suretinizde melekler yaratırdık demektir.
65- "Ama aralarından çıkan gruplar, birbirleriyle ihtilafa düştüler."
Kendi aralarında ihtilafa düşen gruplar Yahudi ve hris-tiy anlardır.
67- "Allah'a saygı duyup kötülükten sakınanlar müstesna olmak üzere, (dünyada iken kötülükte) dost olanlar o gün binbirlerine düşman kesilirler."
Yani dünyada masiyet üzerine arkadaş olup beraber olanlar bugünde ancak birbirlerine düşman olurlar demek istiyor.
79- "Yoksa (müşrikler) bir işte kesin karar mı verdiler? Biz de kararlıyız."
Masiyet üzerine karar almalarıdır. Biz de kararlıyız'-dan kasıt ceza veririz demek istiyor.
81- "De ki: Rahman'm bir çocuğu olsaydı, elbette ben (ona) ibadet edenlerden ilki olurdum."
Ayette geçen "abidin" kelimesi "abide"den türemiştir. Ve ilk yapan[11] anlamındadır. Ayet sonunda abidin üzerinde vakfe yapılıp durulması tam bir mana teşkil ettiğini ve rahman için böyle bir çocuğun olmadığını ifade eder.
Bazı Basra alimleri bunu böyle tefsir ettikleri zaman mülhid (inkarcı)lar ona şöyle sorarlar:
"El-Abid ile el-Anif arasındaki benzerlikte nedir? dediler." O da:
"Şüphe yok ki Kur'an arapların diliyle araplara (tüm insanlara) nazil olmuştur bu da Kur'an'ın kelamıdır" der onlara.
Haffaf b. Nudbe de şiirinde "abede" kelimesini anefe "ilk yapan" anlamında kullanmıştır:
"İlk önce kavmimle onlara akrabalığı kurarım Darim ve Beni Reyah kavmini terkederim. Onlara çare bulduğum zaman kavmim yeterli olan kurtuluş ile netice bulmam daha iyidir.[12]
İbni Urfe[13] şöyle demiş: "Abidin" kelimesinin vezinleri sadece şöyle olur: Abide ya'bedu fehuve Abedun'dur. Niçin böyle abidun denilmiş oysa ki Kur'an-ı Kerim dilde şaz ve az kullanılan kelimelerle gelmemiştir. Özellikle iş-tibah (benzerlik, teşbih) konusunda. Lakin mana olarak şöyledir: Ben, çocuğu olmayan ve tek olan Allah'a ibadet edenlerin ilkiyim.
El-Abidin kelimesinin El-Muvahhidin (birleyenler) manasında olması da caizdir. Çünkü ona ibadet eden herkes onu birliyor demektir ve onu birleyen herkes te ona ibadet ediyor demektir.
Rasulullah'ın "Ya Rabbi! Bunlar iman etmeyen bir kavimdir" demesine karşı Allah:
88-89- "Şimdilik sen onlardan yüz çevir ve size selam olsun "ben sizden ayrılıyorum" de. Yakında bilecekler" buyurdu. Ayette geçen "kilehu" kelimesini fetha yapan onu şu cümleye atfetmiş olur. "Enna la nesmeu sirrehum ve necvahum" yani ne dediklerini duymuyoruz. Bir rivayete göre manası şudur: Ne şefaat etmeye ne de onun dediklerine malik olurlar.
Bir rivayete göre "kile" kelimesi mastar üzerine nasp olmuştur. Buna göre cümle şöyledir: İlla men şehide bilhak-ki ve kale kilehu: ancak hakka şahitlik eden ve onun dediğin diyen" demektir.
Bir rivayete göre "kilihi"[14] şeklinde cer (esre) yapanın manası şöyledir: "İndehu ilmus seati ve alime kilihi: kıyamet saatinin vakti onun bilgisi dahilindedir ve onun sırlarını gizliliklerini de bilir" demektir.
Yani "şehide bilhakki ve bi kilihi: hakkı müşahede etti ve onun gizliliklerini de müşahede etti" demektir.,[15]
[1] İbni Cerir ve îbni Ebu Hatem'in İbni Abbas'tan tahric ettikleri haberde îbni Abbas şöyle demiş: Allah'ın ilk yarattığı şey kalemdir, kıyamete kadar olacak şeyleri yazmasını emretmiştir. Kitap O'nun yanındadır ve sonra şu ayeti okumuştur:
"Ve innehu fi ummil kitabi ledeyna le aliyyun hakim. Yani bu dördüncü ayeti." Tefsiri Taberi: 25/48.
[2] Beyit Keşşşaf ta: 3/413; ŞerhEbyatul Keşşaf shf. 133;-Ruhul Meani: 25/69; Zamahşeri şöyle demiş: "Kim "cüz" kelimesinin tefsirini, müenneslere verilen bir ad olarak yaparsa ve arap lugatında da dişilere verulen bir isimdir diye iddia ederse, bu kişi araplar adına yalan söylemiş olur ve yeni bir şey kendinden uydurmuş olur der ve "Ecze etil mer etu" ifadesini söyleyinceye kadar onu bu konuda ikna edemezler ve sonra bu konuda bir hayli beyitler söylenir.
Katade'den nakledildiğine göre bu ayet için "Adlen" demiştir.
[3] İbni Ebu Hatem'in İbni Abbas'tan naklettiği bir hadiste şöyle belirtilmiştir: "Müşrikler şöyle dedi:
"Kur'an bu iki büyük yerden birine inseydi İyi olurdu" Yani Mekke büyüklerinden olan Velid b. Muğire. Taif te büyük olan da Habib b. Umeyr Sakif ten olan şahıslardır.
[4] Müslim'in Abdullah b. Mes'ud'tan tahric ettiği bir hadiste Rasulullah şöyle demiş:
"Sizden hiç biri yoktur ki ona cinlerden bir arkadaş verilmiş olmasın." Sanada mı ya Rasulallah denildiğinde?
"Evet bana da ama Allah'ın bana olan yardımı sayesinde benimki testim olmuştur. Bana hayırdan başka bir şeyle emredemez." Sahihi Müslim: 2814.
[5] Muğni Lebib shf: 114; EI-Hasais: 2/172.
[6] Bu iki beyit Hunsa'ya aittir ve kardeşi Sahr'ın merisiyesi için dile getirmiş. Müellifin de dediği gibi Leyla Ahiliyye'nin değildir. İki beyit te Hun-sa'nm divanında shf: 84-85; El-Kamil: 1/9 ve Sanaateyn shf: 241.
[7] Bu kıraat Hafs ve Yakub'un dışında bütün alimlerin kıraatidir.
[8] Nafi, İbni Amir, Kesai, Ebu Cafer ve Halef bunu "Sad" harfinin zammesiyle okumuşlar. Ve diğerleri de kesrasıyla okumuşlar. İthaf shf: 386.
[9] Ebu Umame'den Ahmed'in tahric ettiği Tirmizi ve Hakim'in sahihtir dediği bu hadiste Rasulullah şöyle demiş:
"Hidayet üzere olan hiç bir millet sapıtmamıştır ancak gereksiz yere cedelleştiklerinden sapıtmışlardır." der ve sonra konumuzla ilgili ayeti okumuştur: "Ma darebuhu leke illa cedelen." Müsned: 5/252; El-Aride: 12/133: Müstedrek: 2/448,
[10] İbni Manzur'un dediğine göre Cedel; şiddetle yüz çevirmek raa-nasındadır.
[11] İbni Manzur şöyle demiş: Abide abeden fe huve abidun ve A-bidun: Gadibe ve Enife. İsmi: El-Abedetu vel abedu: Uzun süre olan gazaptır. "İn kane" için Kesai şöyle demiş: "Ma kane lir rahmani ve ene ev-velul abidin: Rahman için böyle bir şey olmamıştır ve ben ona ilk ibadet edenlerdenim böyle bir şey olmadığına dair" Ve ben sizin dediklerinizi ilk inkar edenlerdenim der. Bir rivayete göre bu; Size muhalefeten Allah'a vahdaniyet üzere ilk ibadet edenlerdenim demektir. İbnul Enbari'ye göre: "İn kane lir rahmani veledim" cümlesinde vakfe yani durak "Veled" üzerinde yapılır. Ve daha sonra surdan okunmaya başlanır: "Fe ene ev-velul abidin" burdan da anlaşılsın ki O'nun için çocuk yoktur. El-Abidin üzerinde vakfe yapmak tamdır.
[12] İki beyit te divanında yoktur.
[13] O nahivci olan Nefteveyh'tir. Adı; İbrahim b. Muhammed b. Arefe'dir ve saduk biridir. İlimler konusunda itkan sahibi biriydi. Cerir ve Ferazdak'm nekaidlerini ve Zi Rumme ve diğerlerinin şiirlerini ezbere biliyordu. Saleb ve Muberrid'ten ders almıştır. "Garibu'l-Kur'an" diye bir eseri vardır. Hicri 323'te vefat etmiştir. Çoğu imamlar ondan nak-letmişlerdir.
[14] "Kiilihi" şeklinde okuyan ve lam harfiyle Ha'yi kesra yapan Hamza ve Kesai'dir ve diğerleri de Lam harfinin fethası ve Hâ'nın zam-mesiyle okumuşlardır.
[15] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/297-305.
İslami Okul Okulların En Önemlisi