Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Fetih Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 48. Sayfa

FETİH SURESİ[1]

 

1- "Biz sana doğrusu apaçık bir fetih ihsan eftik."

Fetihten maksat Hudeybiye[2] antlaşmasıdır. Allahu Te-ala, bunu kabul etmesine karşın Rasulullah'a (s.a.v.) Mek­ke'nin fethinin vaadini vermiştir. İbni Bahr şöyle demiş: Bir dinde olan müşkil, zorlu şeylerin fethi kurtuluşudur. Şu ayette işaret ettiği gibi:

"Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır."

(En'am: 6/59)

2- "Böylece Allah, senin geçmiş ve gelecek günahları­nı bağışlar."

Mağfiret için fetih bir illet değildir. Onu affetmek ve ona apaçık bir yardımda bulunmak için fetih bir illet sebebi de­ğildir. Ancak Allahu Teala ona bu nimeti ihsan ettiği zaman onu nimetlerin en büyüğüne kavuşturmuş oldu. Geçmişte-kilerinden maksat fetihten önce olanlardır. Bir rivayete gö­re Peygamberlikten (bi'set) önce olanlardır. Bir görüşe gö­re ise bu ayetin nüzulundan önce olan günahlardır. Sonra olanlar ise bundan sonrakilerdir. Bir rivayete göre tehir ve­ya daha sonrakilerden maksat ümmetinin günahlarıdır. Şöy­le söylenildiği gibi bu cerimeleri sana hibe ettim ki bu ce­rimeler de aşiretinin ceremeleridir.

4- "İmanlarına iman katsın diye müminlerin kalple­rine güven indiren odur."

Bir rivayete göre Sekenet'ten maksat Allah'ın va'dine sımsıkı sarılıp olan güven ve Allah'ın emirlerine karşı olan sabır ve metanettir. Lİ yizdadu imanen mala imanihim'den kasıt: Kesinlik üzerine kesinlik iman üzerine imanın artma­sıdır.

Bir rivayete göre tasdik etmeleriyle beraber amel etme­leridir.

7- "Göklerin ve yerin orduları Allah'ın'dır."

Eğer Allah acilen size yardım edip fetihin oluşmasını di-leseydi, Kabe'ye girmene engel olanları darmadağın eder­di. Lakin bunu dilemedi ve size sükunet nasip etti ki onun enirinin yücelmesinin zuhuru sizin cihadmız ve gayretleri­nizle ve sevabı da sizin olsun diye.

9- "Ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam onu teşbih edesiniz."

Yani onu her-türlü zan ve ayıptan tenzih etmeniz için. Bir rivayete göre ona salavat getirmeniz için bir görüşe göre de Rasulullah'a (s.a.v.) saygı gösterip Allah'ı teşbih etmektir.

10- "Muhakkak ki sana biat edenler ancak Allah'a bi­at etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerinde­dir."

Bu Hudeybiye'de olan Rıdvan biatidir ki Rasulullah'a (s.a.v.) yardım etmek ve bir daha gerisin geri kaçmamak üze­re yapılan biat idi. Allah'ın şu ayetinden dolayı biat diye ad­landırılmıştır.

"Allah müminlerden mallarını ve canlarını onlara (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır."

(Tevbe: 9/111)

Çünkü bu ayetin mahiyetindeki ifadeler bir alış veriş üzerinde yapılan icab ve kabul gerektiren durum misali­dir.

Ayette geçen "yedullahi" ve "fevke eydihim" den kasıt Allah'ın kudret ve kuvvetinin hayırlı işlerde onların üzerinde veya hakka isabette onların üzerindedir. Ve onlara yar­dım edecektir demektir.

11- "Bedevilerden geri kalmış olanlar, sana diyecek­ler ki "mallarımız ve ailelerimiz bizi alıkoydu Allah'tan bizim bağışlanmamızı dile."

Hudeybiye yılında Rasulullah (s.a.v.) Mekke'ye gitme­yi murad ettiğinde, Medine'nin çevresinde bulunan arap bedeviler, Kureyş'lilerden korktuklarından firar etmek ve­ya kaçmak istediler.[3]

16- "Bedevilerden geri kalmış olanlara deki: Siz ya­kında çok kuvvetli bir kavime karşı savaşmaya çağrıla­caksınız."

Peygamberlerden sonra müminler sizi savaşa çağıracak­ları kuvvetli kavimden kasıt Hasan'dan nakledildiğine gö­re Rum ve Fars'lılardır (eski iranlılar). Zühri'den nakledi-liğine göre bunlar, Müseylemetül Kezzab ile beraber olan be­ni hanif oğullarıdır.

18- "Andolsun ki o ağacın altında sana biat ederler­ken Allah, müminlerden razı olmuştur. Kalplerinde ola­nı bilmiş, onlara güven indirmiş ve onları pek yakın bir fetihle mükafatlandırmıştır."

Ayetin işaret ettiği biat, Hudeybiyye'de (Semre) ağacı­nın altında bin dörtyüz[4] kişiyle yaptığı (Rıdvan) biatidir.

Mutlak surette muhacirlerden müteşekkildi ki; onların bir kısmı Habeşistan'a hicret eden, bir kısmı birinci akabe bı-atında biat edenlerdir ki, onlardan her birine akabi denilir, bir kısmı hicret edip Küba şehri dolaylarında Medine'ye gir­meden önce Rasulullah'a ulaşanlardır ki onlar ilk hicret edenlerdir. Bir kısmı Hudeybiye ile Fetih arasında hicret edenlerdir. İşte böylece bunlar beş tabakadan müteşekkil ilk tabakadan sonrakilerdi. Yani mutlak muhacirlerden kasıt bunlardır.

Altında biat edilen ağacın ismi Semure olduğundan Ab-bas Huneyn gününde onlara ey Semure ehli[5] diye hitap et­miştir. Pek yakındaki mükafattan kasıt ta Hayber kalesinin ve yerinin fethidir. Bir görüşe göre Mekke'nin fethidir.

21- "Bundan başka sizin güç yetiremediğiniz, ama Allah'ın sizin için kuşattığı ganimetler de vardır."

Güç yetiremeyenlerden kasıt Bizans (Rum) ve Fars'lılar­dır. Ehatellahu biha'dan kasıt ta Allah'ın güç yetirmesidir.

23- "Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bula­mazsın."

Yani her peygambere yardım eder ve onlara (kafirlerle) savaşma emrini verir.

25- "Onlar inkar eden ve sizin mescidi haramı ziya­retinizi ve bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasını men edenlerdir."

Hedy'den kasıt kurbanlıklardır ki hepsi üstüste[6] ke­sim zamanını bekliyordu ve müşrikler tarafından yerine ulaşımı men edilmişti.

"Eğer kendilerini henüz tanımadığınız mümin er­keklerle mümin kadınları bilmeyerek ezmek suretiyle bir vebalin altında kalmanız ihtimali olmasaydı, Allah sava­şı önlemezdi, bilediklerine rahmet etmek için Allah böy­le yapmıştır. Eğer onlar birbirlerinden ayrılmış olsa­lardı elbette onlardan inkar edenleri elemli bir azaba çarptırırdık."

Maareden maksat günah, vebal ve ismidir. Bir rivayete göre şiddettir. Lev tezeyyeludan kasıt: Müslümanlarla müş­riklerin birbirinden ayrılıp belli olmalarıdır ki Hudeybi-ye'den önce müşriklerle müslümanlar[7] Mekke'de henüz iç içe yaşıyorlardı ve müslümanlıklarını gizliyorlardı işte bun­dan dolayı Mekke'deki müminler telef olmasın diye savaş izni verilmedi. Kafirlerin elem verici azabına çarptırılma şek­li ise. hepsinin kılıçtan geçirilmesidir.

26- "Allah ta elçisine ve müminlere sükunet ve güve­nini indirdi."

Hudeybiye anlaşması yapıldığı sırada anlaşma metni­nin başına Rasulullah (s.a.v.) tarafından Ali'ye bu Allah'ın elçisinin Mekke halkıyla yaptığı antlaşmadır. Şeklinde ya­zılmasını emretmesiyle müşriklerin karşı çıkıp ve temsilci­leri olan Süheyl b. Amr tarafından bunun değiştirilip Bismi-kellahumme şeklinde yazılmasını talep ettikten sonra müş-lümanlar da o sırada olan gerginlik ve cerayan eden olayı bu ayeti celile ile yatıştırılmıştır.

"Onları takva sözü üzerine durdurdu"

Müslümanlar takva kelimesini duyduktan sonra dediler ki işittik ve itaat ettik.[8] Bir rivayete göre takva kelimesi (la ilahe illallah) bir rivayete göre besmeledir.

27- "Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş et­miş ve kısaltmış olarak, korkmadan mescidi harama gi­receksiniz."

Gelen istisna dini hükümlerinin gereğinin muktedası olarak te'bid içindir. Yani onların Allah'ın takdir ve dileme­si üzerine gireceklerdir. Bir rivayete göre istisna edatının ge­lişi daha sonra hepsinin birlikte top yekûn girmesi içindir ve­ya bazılarının öleceğini bildiği veya bildirdiği içindir.

Bir rivayete göre gireceksiniz sözü: Rasulullah'm (s.a.v.) rüyasını sahabilere söylediği hikayeden ibarettir ki böyle­ce istisna edatı Allah'ın haberinde değil bilakis Rasulullah'm rüyasındadır.

Ebu Ubeyde'ye göre ayette geçen "in" harfi "iz" mana-sındadir ki cümle şöyledir: İz şaelleh[9] (eğer Allah dilerse) demektir.

29- "İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaş­mış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğal­tıp kuvvetlendirmekle kafirleri öfkelendirir."

Ayette geçen "Vellezine maahu" İhtidayla Ref olmuştur. Başındaki "Vav" ise İstinaf içindir. Ayette geçen "Simahum fi vucuhihim" den kasıt; yani yüzleri uykusuzluktan sarıya dönmüş ve gözleri de yumuk haldedir.[10] İbni Abbas'ın de­diğine göre ise namazın nurundandır. Hasan'm dediğine göre ise; güzel çehrelerinden dolayıdır. Ayette geçen (Me-seluhum)'dan kasıt ise; sıfatlarıdır. Ayette geçen (Ahrece şat ehu)'dan kasıt ise; Şat, Es-Sefa[11] ve El-Buhmidir: Bu da sünbülün dikenidir. Bir rivayete göre yanlarından çıkan fi­lizi veya dallarıdır. Bu ekin nehrin kenarında yetişmektedir. "Ve eştae zer ahu" dan kasıt filizlenmesidir. Eş-şat i kelime­sinde başka lugatlar da vardır ki o da şudur; Tı've Hemze harflerinin fethasıyla "Eş-Şatee"dir. Ve Kasr ile Eş-Şeta dır. Ve bir de hemzesiz ve elifsiz vardır ki şöyledir; Eş-Şet-tu'dur.

Ayette geçen "Fe azerehu"dan kasıt; kuvvetlendi ve kök saldı manasmdadır. Yani ekinin kökleri kendini yere saldı ve kuvvetlendi demektir. Esved b. Yafur şöyle dedi:

"Uzaklaşıp adanan için erken gittim, vadinin kenarına akan su yollarında yumuşak latif bir esinti geliyor. Sapları­nı iyileştirmiş bitkileri kuvvetlenmiş sarılıktan arta kalan ve işe yaramaz şeyler."[12]

Festeğleze kelimesi ğeluze demektir. Yani yanlardan çıkan dalların kök ile aynı boya ulaşmasıdır. Sukihi (vav ile) kelimesi sak kelimesinin cemidir ki bu üzerinde dikilen boğumdur, bu insanda ayak boğumları nebatta ise sapın boğumudur. Öfkelenen kafirler ise Mekke'nin müşrik eh­lidir.[13] Bu misal: Allahu Tealanm müslümanlar azınlıkta iken çoğalmaları ve hakir iken izet ve şeref bulduklarına ver­diği bir örnektir, misaldir.

Rasurullah (s.a.v.) Hudeybiye'den sonra tam yirmi gün kaldıktan sonra Hayber'in fethine çıktı ve Allah'ın yardımıy­la Hayber'i fetheti.

Hudeybiyye kelimesi terkuvenin küçültme ismi olan Tu-reykiye veznindedir. Bu veznin dışında olması caiz değil­dir.[14]

 



[1] Hakim'in, Musavver b. Mahreme'den tahric edip sahih gördü­ğü haberde Musevver şöyle demiş: Bu sure başlan sona Hudeybiye hak­kında Mekke'yle Medine arasında bir yerde nazil olmuştur. Müstedrek:

2/459.

[2] Bu Enes'tcn rivayet edilmiştir.Buhari ve İbni Ebu Şeybe de on­dan rivayet etmişlerdir. Fethul Bari: 8/583.

[3] Bu ayet hakkında, Abd îbnu Hıımeyd'in Cüveybir 'den rivayet ettiği haber şöyledir: "Resulullah Hudeybiye dönüşünde Hayber'e doğ­ru savaşa yöneldi ve bazı arap bedevileri de bu savaştan geri kalıp aile­lerinin yanında kalmayı yeğlediler ve Rasulullah'ın Hayber'İ fethettiği­ni duyduklarında ise hemen ganimet paylaşımı için Rasulullah'a gitme­ye başladılar. Oysa Allahu Teala çoktandır Rasulune; onlara Hayber ga­nimetlerinden hiçbir şey verilmemesini emretmişti. Ve ganimetin sava­şa iştirak edenler arasında paylaşılmasını emretmişti. İşte bunu belirle­yen bu ayeti kerimedir: "Allah'ın kelamını değiştirmek istiyorlar."

[4] Said b. Mansur, Buhari ve Müslim'in Cabir b. Abdullah'tan tah-ric ettikleri haberde Cabİr şöyle demiş: Hudeybiye gününde bin dört yüz kişiydik. Rasulullah bize "siz yeryüzünün en hayırlılarmdansınız" dedi. Fethul Bari: 7/441; Kitabul Meğazi Müslim: 1858.

[5] Ahmed Cabir'den, Müslim de Ummu Bişr'den tahric ettiği haberde Rasulullah şöyle demiş: "Ağaç altında biat edenlerden hiç bi­ri ateşe girmeyecektir." Müsned: 3/350; Müslim: 1859.

[6] Ahmed ve Beyhaki'nin Delail'de İbni Abbas'tan tahric ettik­leri haberde şöyİe demiş: Hudeybiye gününde yetmiş deve .'turban için bekliyordu ve Beytullah'a giriş engeliendİği zaman hepsi üst üste yığı­lıp kaldılar.

[7] Ebu Ya'la, İbni Munzir ve Ebu Nuaym ceyyid bir senedle Ebu Cuma Cundubnu Subey'den tahric ettikleri haberde şöyle demiş: Gü­nün başlangıcında Rasulullah'a karşı kafir olarak savaştım ve günün sonunda da müslüman olarak onunla beraber savaştım ve bu ayet bizim için nazil olmuştur der ve biz dokuz kişiydik, yedi erkek ve iki kadın var­dı.

[8] Bir rivayete göre Takva kelimesi; "La ilahe illallah"tır. Ve bu Nebi (s.a.v) den rivayet edilmiştir. Bir rivayete göre "Bismillahirrahma-nirrahim"dir ve Zühri den rivayet edilmiştir.

[9] İbni Hişam, Kufi'Ierin bunu "İz" manasında olduğunu sandık­larım söylemiş. Şunu da bunlardan saymışlar: "Evettekullahe in kuntum müminin" ve "le tedhulımel mescidel harame inşaaallahu aminin" ve Ra-sululfah'm şu kavlini de bundan saymışlar: "Ve inna inşaallahu bitum la-hikun" ve sonra İbni Hişam bunları reddetmiştir. Muğni Lebib shf. 39; Radinin şerhul kafiyesi: 2/253.

[10] Mahtutede "Es-Serar"dir hatadır.

[11] Lisanda; Es-Sefa; buhmi ve sunbiilün dikenidir ve aynca dikenli olan her şeydir. Saleb'in dediğine göre; Buhminin etrafındaki dallandır. Müfredi; Sefatun'dur. Mesela; Esfetel buhma; yanlan düştü manasmdadır.

[12] Mafdaliyat:2/6.

[13] Hakim, Aişe'den nakletmiş ve sahihtir dediği bu ayet hakkın­da (Li yağize bihimul kuffar) görüşü şöyledir; Rasulullah'ın arkadaşla­rı kafirlere istiğfar dilemelerini tavsiye ettikleri zaman onlar da bunlara küfrettiler. Müstedrek: 2/462.

[14] Yakutİ'nin dediğine göre Hudeybiye kelimesi ha nın zamme­si, dal in fethası, ya nın cezmiyle ve ba nın kesresiyledir. Ama yaTıarfin-dc ihtilaf etmişler. Bazıları tahfifli bazıları da şeddeli yapmışlar. Şafii'den rivayet edildiğine göre sevab olan şeddeyle olmasıdır. Tahfif ile olur di­yen hata eder. Bir rivayete göre hepsi de sevabtır. Medine'liler şeddeli, Irak'lılar ise tahfifli yapıyorlar. Mucemul Buldan: 2/229.

Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/324-331.