Hucurat Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 49. Sayfa
HUCURAT SURESİ[1]
1- "Ey iman edenler Allah'ın ve Rasulunun huzurunda önce geçmeyin. Allah'tan korkun."
La tukaddimu dan kasıt la tetekaddemu (Öne geçmeyin) dir. Tıpkı bir emirdeki aceleye taacele denildiği gibi.[2] Bir rivayete göre manası herhangi bir emir veya işi Allah'm emrettiği şeyin önüne geçirmektir veya ona tercih etmektir. Ama mef ul hazfedilmiş tir.
2- "Öyle yaparsanız farkına varmadan amelleriniz boşuna gider."
En tahbete a'malukum'dan kasıt fetehbitu malukum (yoksa amelleriniz boşuna gider) demektir. Veyahut ta (en-la tehbete) yani (enla tehbet) amellerinizin boşuna gitmemesinden dolayı demektir. Hasenat (iyilik) kısmındaki (ihbat) ibtaliyet kötülükleri mağfiret etmenin mukabilindedir mağfiret kötülükler hiç yokmuş gibi bütün ayıpları örtüp ve gizlediği gibi böylelikle ihbat kelimesi de itaatler konusunda böyledir.
3- "Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, şüphesiz Allah'ın kalplerini takva ile imtihan ettiği kimselerdir."
Yani onların kalplerini halis kıldı. Ömer'den (r.a.) nakledildiğine göre kalplerindeki şehevi arzuları gidermiştir.
4- "(Rasulum!) Sana odaların arkasından bağıranların çokları, aklı ermez kimselerdir."
Hucurat ve Hucrat kelimelerinin ikisi de hucretun kelimesinin cem'idir. Hucretun kelimesinin ilk önce Hucer daha sonra da Hucurat şeklinde cem olması da caizdir. Hucretun oda demektir.
Ferezdek te şiirinde Hucurat şeklinde cem'ini getirmiş ve beni Haşim hakkında kullanmıştır.
"Bazı Abbad, Darim'e yetmiyor muyda, bela beyitleri için orada hucurat (odalar) vardır."[3]
7- "Hem bilin ki, içinizde Allah'ın elçisi vardır. Şayet o, bir çok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz."
Le anittum kelimesinin aslı le lekiytum meşekketen (zorlukla karşılaşırdınız) demektir. Müfessirlerin bu konudaki lafızları muhteliftir. Mukatil'den nakledildiğine göre aslı: Es-memtum (günaha girmek, sıkıntıya girmek) manasındadır. Mücahid'den rivayet edildiğine göre aslı helektum (helak olurdunuz) demektir. Kelbi'den nakledildiğine göre aslı: Harectum (hata, darlık, haram ve muhtaç) anlamlarındadır.
9- "Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın."
Bu sulh Allah'ın emrettiği şekildeki sulhtur ki buna dönülmesi gerekir. Bir rivayete göre Allah'ın kitabına dönene kadar.
10- "Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki esirgene-siniz."
Aheveykum lafzı aslında tesniyedir, ama istenilen mana cemaattir. Yani iki veya daha fazla müslüman kardeşlerinizden savaşan veya çarpışan olursa onların aralarını bulun barıştırın sulh yapın demektir. Ayete ahevey lafzı, tesniye, sigasıyla gelmiş ama cemaat olarak topluluk olarak murat olunmuştur. Zira izafe lafzı, cins manasındadır, ayette ikisi de gelmiştir. Şunun gibi (lebbeyke ve sadeyke)[4] Bu lafızlarda görünüşte Leb-beyke; iki kez icabet, Sa'deyke de iki kez yardım etmek mana-larındadır ama maksat bu manalar değildir ama Halil'in dediği şu manadadır. Ben ne işte olursam veya meşgul olursam olayım beni çağırdığında davetine icabet eder ve sana yardım ederim veya bunlara hazırım demektir.
Cerir'in şiirindeki kinayeli şu söz de buna benzer bir misaldir.
Şiirde geçen yedeyye (iki el iki kuvvet) demektir. Ama genel olarak kuvvetin tümü demek isteniyor.
"Sen Temim'den ün salmış bir efendisin, yetimin iki kardeşi kemikten bir parça gibidir. Eğer sen izzetin efendisi veya gölgesinde olsan ve zulmetsen sana yardım edecek hiçbir kuvvetim yoktur."[5]
Bilinen odur ki şiirde zulüm yapmaması için ki kuvvetini engelliyor gibi zahirde ama murad olunan ise bütün gücüdür. Yani benim bütün güç ve kuvvetim sana zulmetmek için değildir.
Şu ayeti kerimede buna benzer bir misaldir.
"Bel yedahu mebsetutani." (Maide: 5/64)
Bilakis Allah'ın iki eli açıktır. Elden maksat nimetlerdir. Aslında Allah'ın nimetleri sayılmayacak kadar çoktur, ama ayette tesniye lafzıyla çoğul (cem) murad etmiştir.
Hezuli'lerin şiirinde de aynı şekilde ifade edilmiştir,
"Hırka parçalandığı zaman onun misli soğuk ilede parçalanır oysa soğunu giydirecek ve engelleyecek birşey yoktur."[6]
Aslında devaleyk kelimesi zahirinde tesniyedir ama mu-daveletu manasında cem murad edilmiştir.
El-Accac'm şu şiirinde de aynı misal mevcuttur:
"Bu bir vuruş bir dürtüş ve bir özellik."[7]
Aslmda Hazeyni isneyni şeklinde değildir. Cem manasında olan hezzen ba'de hezzin'dir. Yani Kita'an Ulemri ba'de-kat'in.
Ama cins manasında izafenin ifade edilmesi de şöyledir. (Menaatil ıraku kafizeha ve dirhemeha)[8] Yani: Kefzaneha ve derahimeha. Kefzan eski Irak ölçeklerinden biridir, de-rahimde dirhemlerdir.
"Bel yedahu." (Maide: 5/64)
'de izafe ile cins manası istenmiştir.
11- "Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın."
Burada erkekler özellikle kastedilmektedir. Züheyr'in dediği gibi: Bilmiyorum, galiba hayal edip bileceğim. Ali Hıdnin en kuvvetlisi kadınlardır.[9]
"Kendi kendinizi ayıplamayın."
Buradan maksat kardeşlerinizi ayıplamayın demektir. El-Muberrid'in dediğine göre bu şöyledir: Lemz ile ayıplama dil ve işaretlerledir. Hemz ile ayıplamak ise dille değil sadece işaretlerle olur.
Sa'leb'in dediğine göre Hemz ile ayıplama yüzdedir. Lemzle kafa iledir. Yani yüze karşı ayıplamaya Lemz denilir. Kaş, göz vb. işaretler yapılarak olur. Hemz ise arkadan çekiştirerek, vesvese vererek ayıplamaktır. Şiirde de bunların arkadan ve yüzünden çağrıştırdığına dair bir delil vardır.
"Uzaktan seninle karşılaştığım zaman tebessüm ediyorsun ve gıyabımda ise çekiştirip ayıplıyorsun."[10]
Uzaktan seninle karşılaşınca pispis sırıtıyorsun. Dönüp gittikten sonra da arkamdan dedikodu ederek bana iftira atıyorsun demek istiyor şair.
"Birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın."
Bir rivayete göre ayette geçen "Nebz" kelimesi sabit olan lakap anlamındadır. Bir rivayete göre "Nebz" kötü lakaplarla çağrışmaktır ki bu tür lakaplar insan şeref ve haysiyetine leke sürer veya haysiyetini zedeler[11] ki bu ikinci görüş en sahih olandır ki yasak sadece"nebz" ile olan çağrışımdır ki zaten normalde hemen hemen bütün insanların sevilen ikrah edilmeyen bir lakabı vardır. Örneğin melik, padişah, şah gibi. Bu şu misale benzer: Birbirinizle taşlarla atışmayın demek taşlarla bina da yapmayın anlamını ifade etmez öyleyse haram veya yasak olan "nebz" gibi kötü lakaplarla çağırmadır.
12- "Ey iman edenler! Zandan çokça kaçının. Çünkü bir kısmı günahtır."
Bir rivayete göre bu öyle kötü bir zandır ki; hakkında zan yaptığı arkadaşını kendisinden kuşkuya düşürüyor ve başkasına zarar dokunuyor, mesela hüsnü zan mubahtır (müsterihtir) ama zan edilen kötü zandır. Bir rivayete göre bu zan ilim dahilinde (bilinen birşey hatunda) yapılan zandır. Zira ilim dahilinde olan zan ilim gibidir. îşte bu sebebten dolayı ayette "bazı zanlar günahtır" diyor.
BeFa b. Kays Hüsnüzan hakkında şiirinde şöyle dile getirmiş:
"Hüsnü zan istiyorum biliyorum ki kişinin zanları saptığında onun gücü kadri de sapar ve azalır."[12]
Ebu Fidde şiirinde şöyle dile getirmiş:
"Eğer size kesin bir haber gelmezse dikkatli olun zan artar veya eksilir."[13]
Bercemi ise şöyle dile getirmiş:
"Şüphe yok ki sekte aşırılık, kararlılıkta ise kuvvet vardır. Kişi zanında ya hataya düşer ya da isabet eder."[14]
"Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkadan çekiştirmesin."
Tecessüs: Araştırmak, peşine düşmek manasındadır ama burada kusur, ayıp araştırmak anlamında kullanılmıştır. Bir rivayete göre gizli olan mahrem olan kimsenin bilmediğini araştırıp ifşa etmektir ki bu haramdır. Şair'in dediği gibi:
"Kalbinde kin tutup gizleyen sudıy, ziyaret ettiğim zaman Sudayı bunu anlatıp ayyukaya çıkarmasını menettim.[15]
"Biriniz ölmüş kardeşinizin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun."
İnsan tabiatı itibarıyla nasıl ölü kardeşinin etini yemekten ikrah ediyorsa aynı şekilde onun arkasından onun gıybetini aklıyla yapmasından da ikrah etmesi gerekir. Zira tabiatın çağırışım sebebleri kör ve cahil aklın ise aksine basiretli ve bilendir. Bu manada Mukannavı Kindi şöyle demiş:
"Benim bilinmeyenlerimi sakladıklarında bende onlann-kini muhafaza ettim. Ve şayet onlar benim hakkımda kötülüğü arzu ettiklerinde ben onlar hakkında Rüşd'ü arzuladım. Onlar benim şerefimi yıktıklarında ben onların şereflerini bina edip kurdum."[16]
13- "Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık."
Dikkat edilirse Allahu Teala kabileler arasındaki ihtilaf illetini belirtirken bunun üstünlük vb. şeyler için değil sadece tanışmak için olduğunu[17] belirtiyor. Beyhaki ve ve İb-ni Munzir'in naklettikleri bir hadis Rasulullah (s.a.v.) şöyle demiş:
"Beni beyadeoğullarına Ebu Hind'in kendilerinden bir kadınla evlendirin." der. Onlar da:
"Ya Rasulallah! Kızlarımızı köle veya hizmetçilerimizle mi evlendireceğiz?" derler ve bunun üzerine bu ayet nazil olur. Zühri'nin dediğine göre bu ayet Ebu Hind hakkında nazil olmuştur ve kendisi Rasulullah'ın hacamatçılarından biriymiş.
Şuub kelimesi Şa'b kelimesinin cemidir. Canlıların dirilerin türü için bir cins isimdir, daha sonra sırasıyla şunlara-da bir isim olmuştur. Kabileler, Amayir (küçük kabileler), butun (kuşaklar), efhaz (aynı kabileden olan küçük grup), fe-sail (kişinin pek yakın olan aşireti veya akrabası yönünden veya babası yönünden olan yakın akrabası) ve en sonunda aşiretlere birer isim olmuştur.
Şa'b (Muder kabilesi) gibi, Kabile (Kenane) kabilesi gibi, imaret ve batn (Haşim oğullan) gibi, Fahz, (Muttalibo-ğulları gibi), fasiletu (Alevi ve Abbasiler) gibi ve aşiret ise (Haseniler ve Hüseyniler) gibi.
14- "Bedeviler "inandık" dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama "islam olduk" deyin. Henüz iman kalble-rinize yerleşmedi."
Manası şudur: Onlar iki şehadeti "Eşhedu enla ilahe illallah ve la ilahe illallah Muhamedun rasulullah" izhar etmekle harbilikten çıkıp barış ehline girmiş te olsalar henüz tam manasıyla tasdik etmiş değiller ve tamamıyla girdikleri şeye henüz tam bir bağlılık ve güven içinde değiller.
İslam: Silm (teslim olma)'dır. İmanda bağlılık güven ve sadakatten ibarettir.
"Eğer Allah'a ve elçisine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez."
Layelitkum'un aslı la yelitkum ve la ye'litkum'dur. Vezni şöyledir. Elete ye'litu elten vevelete, yelitu velten vela-te yelitu leyten ve elete, yu'Ietu iylaten'dir. Temenni için olan Leyte edatının aslı da bunlardan türemedir. Leyte edatı birşeyi almak veya yakalamak ihtiyacı hissedildiğinde söylenir.
Ayette murat olunan mana ise. O, amellerimizden hiçbir şeyi eksiltmez ve de zulmetmez.[18]
[1] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre Hucurat suresi Medine'de nazil olmuştur.
[2] Buhari ve diğerlerinin Abdullah b. Zübeyr'den çıkardığına göre şöyle demiş:
"Beni Temim'den biri Nebi'nin (s.a.v.)'in yanına geldi. Ebubekir de-diki:
"Emmiri'l-Ka'ka b. Mabed Ömer'de dedi ki:
"Emmiri Ekra b. Habis. Ebubekir de dedi ki:
"Sen benim hilafıma diyorsun. Ömer dedi ki:
"Senin hilafına istemedim. Böylece laf ile dadaştılar ta ki sesleri yükseldi ve bunun üzerine bu ayet nazil oldu. Sonuna kadar. Feth'ul-Ba-ri: 8/590; Nesai: 8/226.
[3] Bu beyit ne divanında vardır ne de onundur bilakis Habatattan birine aittir. Kamil: 1/40; Mecazul Kur'an: 2/219. Muhakkik kailini bulamamıştır. Tefsiri Taberi.: 26/69. Rivayet edildiğine göre Ferezdak Habatattan bir kişinin beni Darim'den bir kadınla nişanlandığının haberini alır ve der ki:
"Beni Darim'in erkekleri yeterince duyum ve hassas bir ehildir. Ve habatatlılar onlardan nasıl olur da kadın alır. Benim gayelerim sadece amaçların en iyisini idrak eden ve bekar kızların hepsi buna güç yetirmez. Bunun üzerine habatattan biri oev'ap vererek şöyle dedi: "Abbad Darim'e yeterli değil midir, bela beyitleri için hucuratlar vardır ona da. Abbad:
"Husayn habbetinin oğludur. Hasan ondan şöyle bahseder: "Kabul gecesinde Abbad'ı görene kadar bin atlıyı hazırlayan bir adam görmemiştim." Ayaru'ş-Şir: 152; Divan Ferezdak: 99.
[4] Hadisin bir kısmını Buhari nakletmiştir. 3/324, Müslim Rakam: 1184.
[5] Beyit Ferazdak'indir, Cerir'in değildir. Divanı shf. 825, Taba-katuş Şuara, Şerh Eşaru'1-Huzeliyin: 1/358; Eğani: 19/12; Garibul Ha^s Hattabi'nin: 1/707. Muhakkik nisbetsiz bırakmıştır.
[6] Beyit Huzeli'lerin divanında yoktur. Beyit, Suhaym Abdu be-nil Hashas'mdır. Hazanetul Edeb: 2/99; Kitab Sibeveyh: 1/175; El-Ha-sais: 3/45; İbni Yaiş: 1/119; Divan Suhaym shf.: 16.
[7] Hazanetul Edeb: 2/106; Mecalis Saleb shf.: 130; Serkisti'nin El-efah: 4/263.
[8] Divanı sh. 12; Tefsir'ul-Maverdi: 4/73; İştikak İbni Dureyd: 46.
[9] Bu Rasulullah'ın hadisidir başkasının sözü değildir. Ebu Hu-reyre'den rivayet edildiğine göre Rasulullah şöyle demiş;
"Irak dirhemini ve kafızini, Şam mu dyesini ve dinarını, Mısır İr-dabını ve dinarını kaybetmişlerdir .Tekrar eski halinize döndünüz, tekrar eski halinize döndünüz, tekrar eski halinize döndünüz." Müslim bu hadisi sahihinde, şu babta zikretmiştir: "La tekumus saatu hatta yah-surel furatu an cebelin min zeheb." Sahihi Müslim: 4/2220; Akdud dur fi ahbaril muntezir shf.: 163.
[10] Beyit Ziyad Acemin'dir. Birinci kısım şöyle rivayet ediliyor: "Benimle karşılaştığında yalancıktan sevgi gösteriyorsun" İki rivayette. Mecaz'ul-Kur'an: 1/63, 2/311; Tefsir'ul-Taberi: 10/95; Tefsir'ul-Kurtu-bi: 20/182. Lisan mad. Hemz.
[11] Hasan'dan rivayet edildiğine göre, müslüman olan yahudiye, ey yahudi diye hitap edilirdi, bunu üzerine bu tür şeyler nehyedildi.
[12] El-Hayavan: 3/60; Tezkiretüs Sadiyye shf.: 251; Behcetul Me-calis: 1/419; Uyunul Ahbar: 2/35.
[13] El-Hayavan: 2/35; Ebu Fidde, Museyyeb b. Ais'ın künyesidir ve ismi Züheyr'dir.
[14] Beyit, Dabi b. Haris Bercemİ'nindir. Hamaset'ul-Basriyye: 1/57; Tezkiretu's-Sadiyye: 244; Behçet'ul-Mecalis: 2/366; Ez-Zehre: 1/132; Esmeiyat: 184. Lisan mad. Keyere.
[15] Tefsir'ul-Maverdi: 4/75. Nisbetsizdir. Garib'ul-Hadis Hattabi: 1/84 (Mutehossis) Havacim ile rivayet edilir.
[16] Hamaset'ul-Basriyye: 2/30-31; Şerh Makamat'ul-Hariri: 1/51; Tezkiret'us-Sadiyye: 191; Şerh'ul-Hamase Tebrizi'nin: 3/100.
[17] Beyhaki ve İbni Munzir'in Zühri'den naklettikleri haber şöyle; Rasulullah Beni Beyade'ye kendilerinden bir kadının Ebu Hind ile evlendirmelerini emreder ve onlar da ya Rasulallah kızlarımızı artık kölelerimizle mi evlendireceğiz? dediler ve bunun üzerine bu ayet nazil oldu. Zühri'nin dediğine göre bu ayet özel olarak Ebu Hind için nazil olmuştur. Ve Ebu Hind Rasulullah'ın hacamatçılarından biridir der.
[18] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre, Nafi b. Ezrak bu ayet hakkında ona sorduğunda o da şöyle cevap vermiş; yaniLa yenkuskum (eksiltmez). Ve Beni Abs lugatına göredir der. "Araplar bunu biliyor mu" der. Oda:
"Evet, sen Hatiatu'l-Absi'nin kavlini duymadın mı?" der. Benu Sual'in risalet cehdinin haberinin yayılmasının sevincini tebliğ et ne eksiktin ne de yalan.
Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/332-340.
İslami Okul Okulların En Önemlisi