Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kaaf Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 50. Sayfa

KAAF SURESİ[1]

 

1- "Kaaf. Şerefli Kur'an'a and olsun!"

Kasem'in cevabı mahzuftur. Bir rivayete göre cevabı (le yub asunne)'dir ve şu ayet delil olarak gösteriliyor. Ce­vap için

"Eiza mutna ve kunna turaben zalike recun baid."

(Kaaf: 50/3)

"Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (di­rileceğiz)? Bu uzak bir dönüştür."

Bir rivayete göre Kasem'in cevabı (inneke rasulullahi) ve şu ayet delil gösterilmiştir:

"Bel acibu encaehum munzirun minhum." (Kaf: 50/2) "Kafirler aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştı­lar da, "bu şaşılacak bîr şeydir" dediler."

4- "Biz, toprağın onlardan neleri eksilttiğini kesinlik­le bilmekteyiz. Yanımızda o bilgileri koruyan bir kitap vardır."

Toprağın onlardan eksilttiğinden kasıt onlardan kimin ol­duğudur. Bir rivayete göre yerin onlardan yediği yuttuğu par­çalar ve cüzleri biliriz. Arta b. Suheyye şöyle dedi:

"Tıpkı toprağın demirin düşen parçalarını yediği gibi geçlerin de kişiyi yediğini gördüm. Ölüm Ademoğlunun nefsine geldiği vakit daha fazla bir şeyin olduğunu görüp fır­sat tanımaz."[2]

5- "Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler."

Ayette geçen (fehum fi emrin meric)'ten kasıt ihtilafa dü­şüp herşeyi birbirine karıştırıp şaşırmaktır.[3]

6- "Onda hiçbir çatlak ta yok gök yükseltilmiş ve yıl­dızlarla donatılmıştır."

Ayette geçen "faruc" Ayrık, çatlak, açıklık vesairedir.

9- "Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik. Yağmurla bahçeleri ve ekinleri yetiştirdik."

Ayette geçen "Habbu'l-hasid"ten kasıt: Ekin (tanelerden) türünden biçilecek her türlü hububattır. Zirumme'nin kav­li şöyle:

"Küpe Hurre'nin kulaklarında asılıydı. İp ondan uzaklaş­tığı zaman o da sallanıyordu."[4]

10- "Kullara rızik olması için birbirine girmiş, küme küme tomurcuklar olan uzun boylu hurma ağaçları ye­tiştirdik."

Ayette geçen "nahle basikat" tan kasıt uzun gövdeli hur­ma ağaçlarıdır, "tal'un" dan kasıt tomurcuk tomurcuk çıkan hurma ağacının meyveleridir. "Nedid" ten kasıt hurmaların üst üste binmesi veya birbirine girmesidir.

Hasan'ın dediğine göre henüz kozası (veya karagözü) açılmayan tomurcuklardır. Et-Tubbi: Tomurcuğun an asıdır. Kuferra: Tomurcuğun kabı veya yeridir.[5]

11- "Ve o su ile, ölü bir toprağa can verdik. İşte haya­ta yeniden çıkış ta böyledir."

Yani kabirlerden olan dirilişi veya çıkıştır. Bir rivayete göre kasıt annelerin karınlarından olan çıkıştır.

15- "İlk yaratışta acz mi gösterdik? Hayır, onlar ye­ni bir yaratılıştan şüphe etmektedirler."

Ayette geçen "Ayi'ina" kelimesi Aciz kalmamız demek­tir. "Bil-Halki" den kasıt ta helakten demek istiyor. "Yani da­ha önce yaratıp ölenlerin dirilişinden aciz mi kaldık diyor AI-lahu Teala.

16- "Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin kendi­sine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından da­ha yıkınız."

Hablu'l-verid: Boynun kökünde olan ana damarlardan bi­ridir. O damar kalpten ayrılıp bedenin her tarafına yayılan dağıtım dolum işlerini gören bir damardır ki Allah insana bu damardan daha yakmdır ve elçi bu damarın vücuda olan hırs bilgi ve duyularından daha yakmdır.

17- "Çünkü onun sağında ve solunda oturan her dav­ranışı yakalayıp tesbit eden iki melek vardır."    .

Ayette geçen "el-mütelekkiyen" den kasıt kulun işledi­ği, her ameli kaydeden iki melektir. "Kaid" ten kasıt ise ya­landan gözetleyen, denetleyen demektir. Kaid iki kişiden ha­ber veren müfred bir sigadır. Yani sanki biri sağda diğeri de solda oturuyormuş gibi veyahut ta herikisi de oturuyor gi­bidir. Bercemi'nin dediği gibi:

"Kimin rihlesi dün Medine'deydi ise, ben ve oradaki ziftçi orada garibiz."[6]

19- "Ölüm sarhoşluğu bir gün gerçekten gelir de, "iş­te (ey insan) bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir" denir."

Bilhakki kelimesine olan (ba) harfi için şöyle iki takdir yapılabilir:

İ- Dilersen (ba)'yı gelen nefsinin kendisine müteallik (bağlantı) yapabilirsin ki misali şöyledir: Ci'tu bi Zeydin: Yani Zeyd'i alıp getirdim ve hazırladım.

2- Dilersen mahzuf olana müteallik edersin ve hal cüm­lesi yapmış olursun ki şöyledir: Caet sekretul mevti ve ma-ahal hakku (ölüm anı hak ile beraber geldi.). Bu şu misal gi­bidir: Harece bi siyabihi (yani çıktığında elbiseleri yanınday­dı veya üzerindeydi.)

Ebubekir (r.a.) bunu şöyle okumuştur: "Ve caet sekretul hakki bil mevti" hakkın Ölüm zamanı, Ölümle beraber gel­di demektir. Zira ikisi de aynı halde aynı anda birleştiklerin­den dolayı ikisi de birbirinden ayrılmıyorlar.

Rivayet edildiğine göre Aişe (r.a.) babası Ebubekir'in (r.a.) ölüm anlarında yanında iken şu beyiti söylemiş:

"Emaviye ma yuğnisserau anil feta iza haşrecet yevmen vedake biha essedru."[7]

Kişi sahip olduğu nefes bolluğu veya soluk alış verişle­rinin kalacağından müstağni değildir. Bir gün sekerat (ölüm anı) gelip çattığında göğsü daralıp ölecektir. Ve bunun üze­rine Ebu Bekir (r.a.) şöyle der:

"İşte bu sözler bu ayeti edilenin kendisidir der (Ölüm sar­hoşluğu bir gün gerçekten gelir.)"[8]

Ayette geçen "tahid"tan kasıt kaçmak, kaçınmak veya meyletmemektir. Turfe şöyle dedi:

"Ey Ebu Munzir sen yok oldun bazılarımıza tekrar tek­rar merhamet et, zira serişin bazısı bazısından daha ehven­dir."[9]

21- "Herkes yanında bir sürücü ve bir de şahitle be­raber gelmiştir."

Sürücülerden kasıt melekler şahitler de kendi nefsinden olan azalardır.

22- "Bugün artık gözün keskindir denir."

Ayette geçen (fe baseruke yevmö hadidun) bundan kasıt artık bugün bilginin veya bilgi dağarcığının önü açıktır her şeyi görürsün demek istiyor.

23- "Yanındaki arkadaşı, işte yanımdaki hazır der." Hasan'dan nakledildiğine göre üzerine aleyhime şahitlik

yapan melektir.

Mücahid'den nakledildiğine göre yanındaki bu arkada­şı şeytanlardan kendisine tahsis edilendir. "Haza ma ledey-ye atidun" dan kasıt: İşte onun hakkında raporu kaydı tutu­lan ameli yanımdadır, buyurun der. Mücahid'in sözünden maksadın azabın murad edildigPSnlaşılıyor.

Züccac şöyle demiş: "Haza" kavli üzerine "ma" ref k0 numundadır. Haza huluun hamiden kavlinin üzerine is "atid" te "ma" nm sıfatıdır. Bu şekliyle sıfattan sonra sıfat okunuş oluyor.

Veyahut ta "ma" nekire yapılır ve cümle şöyle olur: Ha­za şey ledeyye atid.[10] (Bu şey elimde hazır durumdadır.)

24- "Haydi ikiniz her inatçı kafiri, şiddetli azaba bir­likte atın der."

Sürücü ve şahitlerin ikisi de melektir diyenin kavli üze­rine bu hitap her iki meleğe yapılmıştır.

Bir rivayete göre "el-keyne" nunu hafife iledir. Burda vasl'ı vakf yerine koymuştur. Haccac'in şu sözünde olduğu gib. "Ya Harasey ıdnba unukehu: Ey iki bekçi! İkiniz de onun boynunu vurun."

Bir rivayete göre: Arapların tek kişiye tesniye ile hitap ettikleri mezheplerine göre bu hitapta sadece bir meleğidir. Tek kişiye teşniye ile hitap etme örneği daha önce de bah­si geçmişti.653

25- "Hayra bütün hızıyla engel olan ve azgın şüphe­ci kafir."

Ayette geçen "murib" kelimesi çok şüphe edip itham edendir.

Cemil şiirinden murib kelimesini şöyle ifade etmiş:

"Buseyne bana ey cemil bizden şüphe ediyorsun ben de ona ey Buseyne ikimizde şüpheciyiz dedim diyor.

Bize göre şüpheciler emaneti vermeyen ve yanından git­tikten sonra sırları deşifre edendir."[11]

27- "Müşrikin arkadaşı şeytan der ki: Rabbimiz! Ben onu azdırmadım. Fakat kendisi derin bir sapıklık için­deydi."

Mücahid'in kavline göre şeytan kendisine (Allah'a) ben onu azdırmam der deniliyor.

Hasan'ın kavline göre onun kafir olan arkadaşı Rabbim nim aleyhime melek fazladan şeyler yazmış der ve melek­te rabbim "ma efğeytuhu" ben ona fazla birşey yazmadım jer. Bunun üzerine Allahu teala şöyle der:

28- "Huzurumda çekişmeyin, ben size daha önce uya­rıcı göndermiştim."

29- "Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kul­lara asla zulm edici değilim der."

Yani huzurumda ne hakkı olmayan şey yazılır ne de bir­birini yalanlama olur.

34- "Oraya selametle girin. İşte bu ebedi yaşama gü­nüdür."

Udhuliha bi selamin den kasıt zevali olmayan ve zeval­den müstağni olan ebedi hayattır.

36' "Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Ger­çekte onlar, bunlardan daha güçlü idiler. Buna rağmen-le ölümden kurtulmak için memlekette delikler aradılar. Kurtuluş vaç mı?"

Bütün yolları denediler her deliğe girip çıktılar yine ölümden kurtulamadılar.

Ennekeb: Dağda olan yoldur. Bir rivayete göre dağlarda, heryerde eserler, izler bıraktılar demektir. (Nekebel huffu vel hafini) buna benzer bir misaldir. Ayak izlerinin belirmesi-dir. Ve şöyle dedi:

"Ey Hind beni bırak ta sabah süt veya şarap içeyim. Zi­ra ben ölümün Hişam'ı helakettiğini gördüm. Amr'ı Amr'ı ve nicelerini helak etmişti eskiden. Büyük afet ve belalar dü­şünülüyor."[12]

37- "Şüphesiz ki bunda aklı olan veya hazır bulunu kulak verenler için bir öğüt vardır."

Yani Allah'ın kitabına kulak verenler için öğüt vard Mesela birine: Buna kulak ver iyi dinle denildiği gibi ve hu ve şehidun'dan kasıt can kulağıyla kollarıyla tamamen on endeksli olandır.

40- "Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından-da onu teşbih et."

Elifin fethasıyla "Edbar" kelimesi dubrın'un cemidir Kuflin ve Ekfal gibi. Veyahut ta dubur kelimesinini cem'idir Tunub ve Etnab gibidir. Kesre[13] ile de gelse fetha ile aynı anlamdadır. Ayrıca Edbar da zarf manası da vardır. Buna gö­re: Secde vaktinin ardından onu teşbih et ki bu akşamın farzından sonra kılınan iki rekattır. Ve ibdabaressucud ta Sa­bah'm farzından önce kılman iki rekattır. Her iki halde va­kit olduğu için zariftir.

41- "Çağıranın yakın bir yerden nida edeceği güze Hu-lak ver."

Katade'den nakledildiğine göre Mescid-i Aksa'nm çatı­sından münadi çağıracak toz olup gitmiş bütün kemikler[14] gelecekler.

45- "Biz onların dediklerini çok iyi biliriz. Sen onla­rın üzerinde bir zorlayıcı değilsin."[15]

Yani iman etme konusunda onları zorlayamazsın, jf al babından hiç bir fiil (Cebbar vadderrak)[16] müstes­na Fa'al babında gelmez.[17]

 



[1] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre Kaf suresi Mekke'de nazil olmuştur. Ahmet ve Müslim'in Ummu Hişam binti Harise'den çıkardık­larında Ümmii Hişam şöyle demiş:

"Ben (Kaf ve'l-Kur'an'ii-Mecid)i bizzat Rasulullah'ın ağzından al­dım. O her cuma minberden insanlara hitap ettiği zaman onu okuyordu."

[2] Arta b. Sumeyye nindir. Mahtutada (bin Şehb) geçer hatadır. Şerh Makamat Hariri: 2/65; Sanaateyn: 165; Ayar'uş-Şir: 127.Arta b. Su-beyye, Abdu'l-Melik b. Mervan'ın ya'nma girdiği zaman, Abdu'l-Melik ona:

"Nasılsın ey Arta" dedi? Artık yaşlanmıştı ve şöyle dedi:

"Mafsallarım zayıfladı ve malım kayboldu. Çoğalmasını istediğim şey­ler bende azaldı ve azalmasını istediğim şeyler bende çoğaldı. Abdu'I-Me-lik ona:

"Sen şiirinde nasılsın?" dedi. O:

"Vallahi ey müminlerin emîri, neşelenemiyorum, öfkelenemiyorum, rağbet edemiyorum ve kaçınmıyorum. Benim şiirlerim şu dört neticeden ibarettir ve ben diyorum ki: Toprağın, demirin, düşen parçalarını yedi­ği gibi gecelerin de kişiyi yediğini gördüm. Ölüm Ademoğlunun nefsi­ne geldiği zaman daha fazla bir şey istemiyorum. Ben de biliyorum ki, Ebu'l-Velid'teki adağımı yerine getirip vefat edene dek tekrar edecektir. Abdu'l-Melik ürküp sonra dedi ki:

"Bilakis onun adağı seninle son buldu." O da dedi ki:

"Ey müminlerin emiri korkma, ben bunu kendi nefsime arzettim. Ona Ebu'l-Velid künyesi verilmişti. Abdu'l-Melik sakinleşti sonra ağ­layarak tabir etmek istedi ve dedi ki:

"Hayır hayır vali ah' o durum bana da gelecektir." Eğani: 11/134-135.

[3] İbni Abbas' an nakledildiğine göre Nafi b. Ezrak ona bu ayet hakkında sorduğuda o da:

"Karışık muhtelif dedi. "Araplar bunu biliyor mu?" dedi. O da:

'Evet, sen şairin şu sözünü duymadın mı?" dedi? Döndü dolaştı onunla dışına dokundum birden düştü, onun dallan, tıpkı birbirine karış­mış gibiydi."

[4] Muvazene: 139; Cemhere: 1/178; Divanı: 10; İbni Dureyd'in İştikakı: 51.

[5] Et-Tubbi: Kandil gibidir. Tomurcuk özüdür. Lisan mad. Tabaa.

[6] Dabi b. Haris Bercemi'nindir. Esmaiyat: 184; Kitabu Sibe-veyh: 1/38; Hazane: 9/326.

[7] Bu beyit Hatem et-Tai'itindir. Divanı shf: 50; Akdul Ferid: 1/199.

[8] Bu haberi Ziicac Emali'de zikretmiş shf: 92; Durrul Mansur: 7/99; Tefsiri Kurtubi: 17/13. Ebubekir'in bu kıraati şazdır.

[9] Beyitte delil yoktur. Belki müellif bunda Sehve girmiştir. Zi­ra şahit delil Turfe'nin şu sözündedir. Ey Eba Munzir vefayı attın bırak­tın. Devenin sürçüp koymaktan çekindiği gibi sen de çekindir. Müellifin şahit delil için getirdiği beyit Turfe'nin divanı: 92; Muktadab: 3/224. Li­san: hanene.

[10] Meanil Kur'an ve İrabul Kur'an (Züccac'ın): 5/45. (653)2/252'yebak.

[11] Cemil'in divanı shf: 19; Vefeyatul Ayan: 1/368; Tef Kurtb.: 1/159; Durrul Masun: 1/86.

[12] İki beyit, Buhayr b. Abdullah Kuşeyri'nindir. Ebu Cehil'in babası Hişam b. Muğire'nin mersiyesi-için dile getirmiş. Bu ikisi beyit­ten sonraki beyitler: Beni Muğîre ondan bedelen artık bin kişiyi veya bin nay vanı da feda etmek istese iş bitti ve Beni Muğire ona bedelen bin sa-va5Ç! ve bin okçuyu da vermek istese geçti. Mucem'uş-Şuara'ya dön: 59; Şerh Ebyat'ul-İdah: 110; Vahşiyyat: 257.

[13] Bu kıraat; İbni Kesir, Nafi, Hamza, Ebu Cafer ve Halefindir. İthaf s: 398.

[14] Bu kavi Katade'ye aittir. İbni Cerir ile îbni Ebu Hatem naklet-mistir. İbni Abbas'tan da buna benzer bir kavi vardır.

[15] Hakim'in Cerir'den çıkardığında şöyle demiş:

"Boş böğrü ağrıyan bir adam Rasulullah'a (s.a.v.) getirildi ve şöyle dedi ona:

"Sakin ol biraz, ben, bu vadide, dilimlenmiş güneşte kurutulmuş et Yi­yen Kureyş'ten bir kadının oğluyum" dedi. Ve sonra Cerir şunu okıiuu,

"Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin." Müstedrek: 2/466.

[16] Ferra şöyle demiş: Şu iki kıraatin dışında, Efala vezninde ge-e" Fealen duymadım; onlar da şunlardır; Ecbertudan olan Cebbarun, Edrektudan olan Derrak'tır. Lisan madd. Cebere. Ferra'nın Meanil Kur'an'ı: ■V 81.

[17] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/341-349.