Tur Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 52. Sayfa
TUR SURESİ[1]
3- "İnceden üzerine yayılmış kitaba and olsun."
Bir rivayete göre bu; amellerin yazılı olduğu sahifeler-dir. Şu ayet te buna işarettir:
"Amel yazılıp defterler getirilip açıldığında."
(Tekvir: 81/10)
Bir rivayete göre Levhi mahfuzdur. Bir rivayete göre ince deri üzerine yayılmış Allah'ın kitaplarından herhangi biridir. Tur'a yakın olduğundan bu kitap ya Tevrat'tır veyahut ta Beytul-Ma'mura ki o da Kabe'dir yakın olduğundan Kur'an'dır. Bu son görüş (rekk)'in yerini alması bakımından daha evladır ve herşeyi kapsayıcı bir konuma sahip olduğundan dolayı Kur'an'a rikkeîu denilmiştir.
Et-Teğellubi şöyle demiş:
"Hattan b. Avf'm kızının öyle evleri vardır ki katibin kitapta güzel ve edalı bir şekilde yazdığı başlıklar gibidir. Onunla gölgelendim. Elbisemi çıkardım ve sıcaklığı hissettim. Tıpkı Hay-ber'deki sıcaklığı hissedenin hissettiği gibi."[2]
6- "Dolan denize andolsun."
Ali'den (r.a.) rivayet edilen habere göre bundan kasıt cehennemdir.[3] Bundan dolayı Mücahid de cehennem ile tefsir yapmış ve o ateş tutuşturucusudur demiş. Şu ayet misali:
"Denizler kaynatıldığında." (Tekvir: 81/9)
İbni Keysan'ın dediğine göre El-Mescur; El-Mecmu ma-nasındadir. Nemr b. Tevleb şöyle dile getirmiş:
"Mecmuu çıkaran dilediği zaman onun etrafında ot ve ok elde edilen ağaçları görürsün."[4]
Lebid şöyle dedi:
"İki küçük nehrin uçları birbirine ulaştı ve aralarındaki engeli yarıp yan kesinti yarık yerlere doluştu."[5]
9- "O gün gök, sallanıp çalkalanır."
Ayette geçen temuru mevren: Dönüp salanıp tekrar tekrar çalkalanan demektir. Zurumme şöyle dedi:
"Pazular bağlandığında gidip gelmesi durgunlaşır. Çöl tozlandığında süratle gitmeye başlar. Güneş am dizlerine vurup rahatsız ettiğinde ayaklarında siyah çizgiler olan bembeyaz dananın gözleriyle uzaktan bir bakışla bakar."[6]
11- "Yalanlayanların vay haline o gün!"
Ayette geçen (fa) harfi mürazat manasmdadır. Çünkü o; şöyle olursa şöyle yaparsa vay haline yazıklar olsun gibi bir konumdadır.
13- "O gün cehennem ateşine itilip atıldıkları zaman"
Ayette geçen Yuduaune da'en şiddetle itilip kakılmadır.
15- "Bir büyümüdür bu, yoksa görmüyor musunuz?"
Çünkü onları Allah'ın ayetleri hakkında şüphesiz bu bir sihirdir diyorlardı.
23- "Orada bir kadehi kapışırlar ama onda ne saçmalama vardır nede günaha sokma."
Yani birbirlerine kadeh alıp verirler beraber içip içişir-ler. Araplar bu lafzı karşılıklı kadeh alışveriş ve karşılıklı bir işi cezbetme manasında kullanmışlardır. Ayette geçen (la lağvım fiha vela fe'sim)'den kasıt dünyada içilen içkilerden sonra eğlence, küfretme, saçmalama ve günaha girme gibi birşey yoktur. Ahtal şöyle dedi:
"Kadehle içip kazanan benimle beraber içti, ne bir darlık oldu ne de onda ne de acelecilik vardı. Onunla en iyi şarap hususunda münazara etti ve tavuk öttü ve yolcunun gidiş vakti geldi.[7]
Bişr, karşılıklı cezbetme manasında demiş ve sözünün fesahatinde sınır yoktur. Onların adamları gayret etmiyor ve-lakin iyi atlar gemlenmiş tutulmuştur. Güvercinin az suya gittiği gibi zorluk ve meşakkatlare meyledip götürüyor.[8]
Bir başkası da şöyle demiş:
Yüksek bir dalı boyun üzerine iki omuz arasına almak yüksek deve hörgücü gibi olan semere benzer.[9]
Yine şöyle demiş:
"Silahlı askerler ve cüretle baskın yapanlar bütün önce dirençli atlarla ona çok zarar verdi.
Atm dizginlerini çekmekle sanki orada san toz duman biri varmış gibidir."[10]
Bazı sahabelerin dediği gibi:
"Alçak nahoş kadını seçip adet edinen kimseler, mutlaka birgün saçmalar eziyet eder ve cahilleşir. Birgün içilen birşeyin en ufak bir fayda verdiğini, konumunu, şereften dindiğini görmedim ve üstelik onların adını şanını batırır. Kerim olan kişinin önce onu zemmetmesi ve sonra onu yere düşene kadar içtiğini bulmaman daha çok zikre ve anmaya değer."[11]
Her ne kadar kasidesinde medhe akste yapsa Bilal bu bur-de için yine zurrumme bu manaya yakın olarak şöyle demiş:
"Onun içiminde ne bir kötülük ne de fahiş söz söyleme vardır. Velakin o verilen bir ata vehibedir. Sizin dokunmanızla kavimden mümin olan şahsın, onurunu yaralama götürmez."[12]
Abdurrahman b. Hasan onu iktibas etmiş ve Remle bin-ti Muaviye için söylemiş:
"O denizin altında parlayan inci misali sedefine gizlenmiş parıl parıl parlayan bir ışıktır. Onu nisbet ettiğin zaman benden başka onun güzelliklerindeki övgüyü bulamazsın."[13]
"İbni Hind ile Amir'in ölmesini ve bir gün olur da Amr'ın Ramle'yi boşamasını gözetledi.
Eğer benim temennim gerçekleşirse benim ve onun ömrü de yeterse ikisinden birine sahip olurum."
24- "Kendilerine ait bir takim ğilmanlar onların etrafında divan dururlar. Bu gençler sanki sedefine gizlenmiş inciler gibi pırıl pırıldırlar,"
Yani nefislerinden dolayı sanki sedefe gömülü inciler gibi pırıl pırıldırlar.
30- "Yoksa onlar Mu hanım ed bir şairdir, onun zamanın felatlerine çarpılmasını gözetliyoruz mu diyorlar?"
Yani dehrin zamanın geçmesini bekliyoruz diyorlar.
Eban b. Osman Muaviye'nin her iki kızı hakkında söylediği şiirinde (terebbus) kelimesini gözetlemek ve yolunu beklemek manasında kullanmıştır:
"Hind ile ibni Amr'ın ölmesini ve bir gün olur da Amr'ın Ramle'yi boşamasını gözetledi.
Eğeı benim temennim gerçekleşirse benim ve onun ömrü de yeterse ikisinden birine sahip olurum."[14]
37- "Yahut Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yada herşeye hakim olan kendileri midir?"
Ayette geçen (el-Musaytirun) hakim olma manasındadır. Bir rivayete göre sırların yazılan yazılarnı sanki hamileri veya bekçisimidirler demektir?
Musaytir kelimesinin aslı sateredir. Sin harfinin sad harfine kalp edilmesi ti ile sad'm müennesliklerinden (aynı cinsten benzerlikten) dolayıdır ki konum burada bunu gerektiriyor.
38- "Yoksa onların, üzerine çıkıp gizli sırları dinledikleri gibi merdivenlerini var?"
Yani semaya tırmanacak herhangi bir şeyleri mi var?
41- "Yoksa gayba ait bilgiler kendi yanlarında da onlarmı yazıyorlar?"
Yani Muhammed kendilerinden önce ölecekmiş gibi bir şeyler mi sezinliyorlar.[15]
[1] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre Tur suresi Mekke'de nazil olmuştur. Buhari'nin Ummü Seleme'den çıkardığı haberde şöyle demiş:
"Rasulullah'a (s.a.v.) şikayet etîğimi hastalandığımı haber verdim." O da bana:
"Sen binek üzerinde insanların arkasından tavaf et" dedi. Tavaf ettim, Rasulullah (s.a.v.)'de Kabe'nin yanında namaz kılıyor (ve't-Tur ve kitabın mastur)'u okuyordu. Feth'ul-Bari: 1/463; Müslim: 1276. '
[2] Ahnes b. Şihab et-Teğelubi'nindir. Eski cahili bir şairdir. Maf-daliyat: 204. Birincisi Mu'cem'uş-Şuara: 27.
[3] Bu haber Ali'den nakledilmiştir. İbni Cerir ve İbnİ Munzir nakletmişler.
[4] Lisan mad. SemmaTefsİr'uI-Kurtubi: 17/61. ikisinde de nisbet-sizdir. Muhtarak İbni Şeceri: 17; Hazanet'ul-Edeb: 11/95. Mahtutede (Es-Semasimanır ama hatadır. Enebu ottur es-Sasim ok elde edilen ağaçtır.
[5] Divanı: 170; Şerh Muallakat: 1/148.
[6] Divanı: 186. Eddabu: pazudur. Miskat: Sessiz hareketsiz. El-Biyd: çölier. Tarhan: uzaktan bakış. El-Leyyah: Beyazlığından dolayı ley-yah denilen öküzdür. Secdid: Ayaklarındaki siyah çizgilerdir. Diyor ki güneş dizlerime vurduğuzaman bu vakitte bakar ve dinçliğinden dolayı hiçbir tarafın! nesağa ne sola büker.
[7] Divanı: 141; Tefsir'ul-Kurtubi: 17/68; Tefsir'ul-Maverdi: 4/114.
[8] Mafdaliyat: 336-337; Şerh Mafdaliyat Tebrizi'nin: 3/96-97; Divanı: 210-212. İkincisi Mean'il-Kebir'de: 128; Lisan mad. Ferate. Es-Se-med az su. Yetefaretuh'ul-Hemamu: ona gidiyor.
[9] Beyit, Halit b. Sakab'ındır. Hubeyre b. Amr en-Nehdi'nin olduğu da söyleniyor. Mean'il-Kebir: 1/129. Lisan mad şememe.
[10] Beyitler Bişr b. Ebu Hazim'indir. îhtiyareyn: 604; Mafdaliyat: 343; Divanı; 73-74; Birincisi Mean'il-Kebir: 97; İkincisi sh. 45; Muhas-sas: 16/115. Lisan mad. Hereşe. El-Musnifetu: Atların önlerinde gidendir. Asilik ve dirençliğinden inatlaşan deve veya attır. Hebvetu: Tozdur.
[11] Beyitler, Kayravani'nİn Kitab'ul-Mutiinde: 39. Nisbetsizdir. Kamil: 1/74. Kureyş'ten birine nisbet etmiş. Mahtutada meşruberin yerine mazlumen gelmiş. Mumtide birinci beyitin başı şöyle. (Bir gün mutlaka suizana ve cehalete düşürür.)
[12] Divanı: 734; Tefsir'ul-Maverdi: 4/114; Mumlu Fisanatİş şir sh. 100.
[13] Lisan mad.Hasere. Eğani: 13/143; Kamil: 1/175; Hamaset'ul-Basriyye: 1/207.
[14] Eban b. Osman b, Affan kızını Muaviye'yle nişanlamıştır. Benim kızım iki tanedir ve biri kardeşin Amr' in yanında biride İbni Amir yanındadır der, Eban döndü sonra bu iki beyti dile getirmiştir. Rebiul Ebrar: 4/302; SemtulLeali: 1/13. Mahtutede: (El-meniyyeti maliken)'dir hatadır.
[15] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/358-362.
İslami Okul Okulların En Önemlisi