Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Kamer Suresi - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 54. Sayfa

KAMER SURESİ

 

1- "Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı." Hasan'a göre "ven şekka'l-kamer" ay yarılıyor.[1] "Ven şekke" kelimesi mazi sigasında gelmiş oysa müs­takbel manasındadir. Bu ya emrinin tahakkuk etmesi ve vuku bulmasının gerekliliği veya vaktinin artık yaklaştığı­nın göstergesi veyahut ta mefhumdan anlaşıldığına göre müstakbelde kuşkusuz bu mutlaka gerçekleşecek demektir. Bu "Ven şekke" misali mazi fiil sığasında gelip müstak­bel manası ifade eden şu ayetlerde mevcuttur.

"Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, beni ve an­nemi Allah'tan başka iki tanrı bilin diye sen mi dedin?" buyurduğu zaman..."                              (Maide: 5/116)

"Cennet ehli, cehennem ehline: Biz Rabbimizin bize vaad ettiğini gerçek bulduk, siz de Rabbimizin size va-ad ettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslenir."

(A'raf: 7/44)

Ve buna benzer daha nice ayetler vardır. Şair Hatie de şiirinde (şehide) kelimesini mazi sigasın­da getirmiş ama müstakbel manasındadır:

"Bir gün gelecek hatie Rabbiyle karşılaşacak zira Velid gaddarlığa daha layıktır."[2]

Bu söze delalet eden şudur; Şayet ay yalmış olsaydı her-' kes onu görürdü. Bu konuda Kadı Maverdi şöyle demiştir:[3]

"Ayette geçen "Ven şekka'l-kameru" kelimesinin mazi şigasında müstakbel manası ifade etmesi; istiare yoluyla ve olayın mahiyetinin açıklanması içindir darbı meselle. Şu misalde de olduğu gibi:

"Velleylu tevüun ve ente mukmirun" misale bakıldığın­da asıl manası şöyledir:

"Gece uzundur sen ise ay ışığında saklanıyorsun." Oysa misaldeki mukmirun'dan kasıt canlılık veya dinçliktir.

Şenfera şöyle dedi:

"Dönüp gizlediklerimizi getirin ortaya dökün ey annemin çocukları, yoksa sizin dışınızdaküere meyledeceğim. İhtiyaçlar çoğaldı ve gece ay ışığına bürünmüş. Hacet olu­nan şeyler çoğaldı ben sefere çıkıyorum."[4]

Cadi şöyle dedi:

"Döndükleri zaman onların belirli sesleri vardır. Sabah aydınlandığı zaman bizi çağırırlar."[5]

Bu durum hususunda insanların çoğu zahiri manası üzer­inde duruyor. Rasulullah'ın amcası Hamza b. Abdulmutta-lib Rasulullah'dan (s.a.v.) sorduğunda ay ikiye yarılmış.[6]

Bir rivayette İbni Mes'ud şöyle demiş: "Ay'ın ikiye ya-nldığım gördüm: Bir parçası Ebu Kubeys dağında diğer parçası da Süveyda dağının üzerinde." Bunun üzerine mü­şrikler "Ay sinirlendi." demişler.

7- "Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi gözleri düşkün "utançtan yere bakar" gibi halde kabirlerden çı­karlar."

Ayette geçen "Huşşan" kelimesi gözleri yere düşkün demektir.[7]

Fiil, müennes ve cem üzerine takdim olduğunda müfred ve müzekker olması caiz görülmüştür. Ve hakeza bu kaide üzerinde cereyan eden sıfatta da bu kural geçerlidir. Şairin dediği gibi:

"Güzel gençlrenin yüzleri, İyad b. Nezzar b. Muaddi'den iyidir."[8]

Ben onu "huşşaan" okuyorum diyor. Bu asıl ve kaide üze­rine "haşian"[9] kelimesinin "haşiin" sigası üzerinde cem ya­pılması gerekir veya cem gelmesi gerekirdi buna "cem'u tas­hih" denilir. Yani fiile benziyor demektir. Şöyleki: Çünkü sen fiilde şöyle diyorsun: Yahşaun. Oysa o, sıfat olmayan isimlerledir ki ayette geçen "Huşşaan ebsaruhum" ibaresi, "el-ebsar" kelimesinin müennes olduğuna delelat etmesi için veya bilinmesi için "haşiaten ebsaruhum" gelmiştir,

"Yahrucune" deki zamirden iki kıraati da naspetmiş ve hal takdim olmuştur.

İki kıraate göre olan mana şudur: Gözlerin zellesidir ki' (utanç veya herhangi bir şeyden dolayı). Buna benzer arizi haller ise ancak gözlerde zahir olur. Buna benzer arizi hal­leri Züheyr şiirinde şöyle dile getirmiş:

"Benden gizlediğin şeyleri gözlerin bana ne olduğunu açıklıyor. Kızgınlığı ve dağınık bakışları gizlemeye gerek yoktur."[10]

Diğer bir şiirde de şöyle diyor:

"Senin düşman mı yoksa dost olduğun, kalbin derinlik-leini ifade eden gözle sana haber verir. Şiddetli kine sahip olanı çok kınama ve ne de fazlaca günah işleyeni çok an­lat."[11]

8- "Davetçiye koşarak kabirlerden çıkarlar."

Bir rivayete göre ayette geçen "muhtiine" kelimesi ko­şarak manasındadır. Bir rivayete göre bakmak manasında-ki "nazirine" bir rivayete göre de bizzat kulakla dinlemek manasında olan mustemiine manasında olduğu söyleniyor. Şairin dediği gibi:

"Onların evleri Dicle'dedir. Ben onları görüyorum Dic­le'den dinlemeye koşuyorlar."[12]

12- "Yeyüzünde kaynaklar fışkırttık. Her iki su tak­dir edilmiş bir işin olması için birleşmişti."

Ayette geçen "felteka el-mae" demek sular birleşti anla­mındadır. Her ne kadar zahirde olan "mau" tek su anla­mında da olsa cins isimler cem (çoğul) hükmündedir. Ayet­te geçen işin takdir edilmiş olması Ummu'l-Kîtap'ta "Lev-hi Mahfuz'da" olması şudur:

"Gökten yağan yağmur ve yerden fışkıran su birleşe­rek, Nuh'un inkarcı kavminin helakini hazırladı."

13- "Nuh'u da tahtalardan yapılmş, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik."

Ayette geçen (dusur) kelimesi: Geminin sağlam yapilm muhkemleşmesi için gemiye çakılan çivilerdir. Dusur'un müfredi disar'dır,[13] Bir rivayete göre dusur gemilerin ön ve­ya göğüs kısmıdır ki suyu yarıp ittiğinden buna dusur denil­miştir.

14-  "İnkar edilmiş olana (Nuh'a) bir mükafaat ol­mak üzere gemi, gözlerimizin özünde akıp gidiyordu."

Ayette geçen (bi ayunina) gözlerimizin önünde ve bizim gözetimimiz altında akıp gidiyordu demektir. Bir rivayete göre vahyimiz ve emrimizle manasındadir. Ayette geçen "ce-zaen limen kane kafir" Nuh'u inkar ettiklerinden dolayı kafirlere o gün o ceza verilmişti. Ayetteki mahzuf ve takdi­ri olan birinci "lam" mefulun bih'tir. Zahir olan şu ayette­ki "limen kane" ikinci lam zaten apaçıktır sebeb bildiriyor ki mana şöyledir: Bu cezanın başlarına gelmesi inkar ettik­leri kişinin (Nuh'u) emirlerini kabullenmeyip onu inkar et­melerinden dolayıdır.

Züccac'ın kavli ise bütün bu görüşlerden daha net ve açık­tır: Bu cezayı uygulamamızın sebebi Nuh'a yapılanın kar­şılığıdır.[14]

15- "Andolsun ki onu bir ibret olarak bıraktık, ibret aian yok mudur?"

Ayette geçen "müddekir" kelimesi "ez-zikr" kelimesin­den yapılmıştır. Asıl mütezekkiren'dir ama kelimede id-ğam yapılmış ve müddekir olmuştur.

19-  "Biz onların üstüne, uğursuzluğu devamlı bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik."

Ayette geçen "fi yavmi nahs" rüzgarlı gün demektir. "Ed-debur" çeşitli yönlerden esen rüzgarlar arasında "en-nahs" diye isimlendirilmiştir ki soğuk ve dondurucu oldu­ğundandır.

Evs b. Hacer şöyle dedi:

"Hudeybiye denilen yerdeki gece sanki aşın derecede dondurucu nahs rüzgarı getiriyor gibiydi veyahut ta on­ların cezalarını fazlalaştırıyordu. İki kez gök gürledi ve sallanıp hareket etti. Sonra muayyen vakte kadar mühlet ver­di. Tıpkı soyulmamış bir tahtaydı bırakır gibi."[15]

20- "O rüzgar, insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu."

Ayette geçen "tenziu'n-nase" ibaresinin mefhumu şöy­ledir. İnsanlar havaya kaldırıp tepe taklak başaşağı yere doğru bırakılıyordu anlamındadır.

"Ke ennehum a'cazun nehli" nin mefhumu ise damarla­rı kesilmiş hurma kütüğü demektir.

"Munkair'in mefhumu: Kütüğün yerinden sökülüp yere atılmasıdır.

Müberrid'e ayette geçen munkai'in buradaki konumu hakkında ve başka ayette geçen eî-haviyetu'nun konumu hakkında sorulduğunda o da soran kişiye burada şöyle iki ter­cih vardır der:

"Dilenirse lafızlara müzekkerlik manası atfedilir, dilenir­se müenneslik manası atfedilir" der.

24- "Bizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık etmiş oluruz dediler."

Mefhum söyledi: Eğer biz bu adama tabi olursak, ateş­te olanın durumu gibi biz de çok büyük bir tehlikeyle kar­şı karşıya kalırız ki bu bizim kendisiyle korkutulduğumuz ateştir.

Sanki onlar şöyle demiş gibiler: Atalarımızın dinini tek etmek veya bununla ayıplanmamız ateşe girmek gibidir.

Bir rivayete göre ayette geçen "es-Suur" delilik anlamın­dadır.

İmriu'1-Kays ta şiirinde "suur"u delilik anlammda kul­lanmıştır.

"Ve boynunun yanı, uzun hurma ağacını, azgın bir deli­nin, onda ateşi yakıp alevlendirdiği gibidir."[16]

Ebu Ubeyde şöyle demiş:

"Bununla delilik hayal ediyor. Deve onu salladığı zaman kolayma geldiği gibi yürür ve artık yürümekten bitkin ve ze­lil düşer."[17]

Buna göre gözün hareketleri deliliktir. Aşa'nın dediği gi­bi: Bereketli yağmur yağdığı zaman kumar oklarını bırakıp bayırlardan yüksek yerlerden ve ufuklardan sel akar. Şara­bın içilmesi, aralarındaki oyun eğlence ve yarış onlarda delilik arttırmaz.[18]

31- "Biz onların üzerlerine korkunç bir ses gönderdik. Hemen hayvan ağılına konan kuru ot gibi oluverdiler."

Ayette geçen "keheşimi'l-muhtezir" kelimesinin mana­sı şudur: Kuru ot konulan hayvan ağılıdır. Heşim, kuru ot de­mektir. Haşim ve Hasib'in tefsiri daha önce geçmişti:

44- "Yoksa biz birbirimize yardım eden bir toplulu­ğuz mu diyorlar?"

Topluluğun çokluğuna ve kuvvetine işaret etmek istemiş­ti.[19]

45-  "O topluluk yakında bozulacak ve onlar arkala­rını dönüp kaçacaklardır."

Ayette geçen "se yuhzemul cemu" ibaresi bozguna uğ­ratılacaklar demektir.

49- "Biz herşeyi bir ölçüye göre yarattık."

Hasan bu konuda şöyle demiştir: Allah, herşeye ne olma­sı gerekiyorsa yarattığı her mahlukata göre bir takdir vermiş­ti veya tayin etmişti.

50- "Bizim buyruğumuz ancak bir göz açıp kapana­na kadar bir tek andır."

İbareden kasıt şudur: Bizim emrimiz bir tek an veya bir tek kelime veya bir tek iadedir.

51-  "Sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Düşünüp ibret alan yok mudur?"

Ayetteki "eşyaekum" dan kasıt benzerleriniz demektir.

54- "Takva sahipleri cennetlerde ve ırmakların kenar-larındadırlar."

Ayette geçen "neher" den maksat bolluk ve rahatlık için­de olan bir yaşamdır. Kays b. Hutym'de şiirinde "nehr" kelimesini bu anlamda kullanmıştır.

"Onunla yeterli derecede malik oldum. Yaşamın dar­lığından bolluğa kavuştum. Onun ardında duran onun arkasını görür."[20]

 



[1] Hasan'ın sözüne göre Kıyamet saati geldikten sonra ve ikinci Sur'a Üfiiriilüşten sonra ay yarılacak. Cumhurun görüşünün hilafmadir.

[2] Akdu'l-Ferid: 5/55; Lisan mad. Hasebe:'Eğani: 4/176; Simi Sa-naatu'1-İrab: 1/398; Divan'ul-Hstia Şerh İbn'ul-Kutub: 259.

[3] O, Ebu Hasan Ali >. Habib Maverdi'dir. Şafii fakihlerindendir. Şafii mezhebinde onun (EI-Bahr) Tı ve dört cüz halinde matbu olan (Tef-siru'lil-Kur'an'ı) vardır. H. 450'de vefat etmiş. Bu Musannifin Maver-di'den olan naklidir. 4/134,

[4] Beyit Umeyyetu'l-Arab'ın şerhinde: 18, Tefsiri Kurtubi: 17/126, Tefsiri Maverdi: 4/134.

[5] Tefsiri Kurtubi: 17/126, Ruhu'I-meani: 27/77, Tefsiri Maver-di: 4/134.

[6] Maverdi'niı anlattığına göre Rasulullah'ın (s.a.v.) amcası Hamza b. Abdulmattalip Ebu Cehil'in Rasulullah'a seb etmesinin kızgın­lığı üzerine müslüman olduğu zaman imanında daha fazla yakinliğin oluşması için Nebi'cîen (s.a.v.) bir ayet gösterilmesini istedi. Buharı ve MüsLm'in ibni Mesut'tan çıkardığına göre şöyle demiş:

"Rasulullah (s.a.v.) zamanında ay ikiye ayrıldı. Bir parçası dağın üze­rinde ıliğer parçası da başka yerdeydi. Rasulullah (s.a.v.): "işte şahit oîun." dedi.

[7] 0, EbuAmr, Hamza, Kesai, Yakub ve Halef in kıraatidir. İthaf: 404.

[8] Beyit, Ebu Duad İyad'inftıdir. Haris b. Devs İyadi'nin olduğu-da söyleniyor. Lisan madiha saa. Mean'il-Ferra: 3/105; Tef s ir'ul-Kurtu­bi: 17/129; El-Mumtiu fisanati'ş-Şir: 79.

[9] O, cumhurun kıraatidir.

[10] Züheyir b. Ebu Selma'nın değildir. Bilakis Cundub Huzeli'nindir. Kavminden birini kınıyor. Şerh Eşan'I-Huzeliyyin: 1/367. Birinci ve ikinci kısmı Hilyeti'l-muhadara'da: 1/261, Muhakkik Dr. Cafer Kettani ikisinin tamamını zikretmemiş. İkincisi Mecmuu'1-Em-sal'de: 2/240, Tezkiretü's-Sa'diyye: 254, Beyan vettebyin: 4/130, Süveyd b. Samit'e nisbet edilmiş.

[11] Divanı: 16, Birincisi Mecmuu'l-Emsal: 1/361, Birinci kısım, Hi-lyeti'l-Muhadere'de, Sanaatu'ş-şiir'de: 1/261, Sakif ten birine nisbet etmiş ama o da vehimdir. Muhakkik Dr. Cafer Kettani, onu tanıtmamış ve birinci kısmı zikretmemiş. Sadakatu's-Sadık: 373, Muhakkikten nis-betsiz bırakılmıştır.

[12] Yezid b. Muferrağ Hİmyeri'nindir. Mecaz'ul-Kur'an: 1/343; Tefsir'ul-Kurtubi: 9/279. Lisan mad. Hetaa. Tefsir'ul-Maverdi: 4/136; Mu­hakkik nisbet etmemiş. Divanı: 167.

[13] İbni Abbas 'tan nakledildiğine göre Nafi b. Ezrak ona "Şu aye­tin ne demek istediğini bana haber ver." dediği zaman o da:

"Geminin muhkemleşmesi için gemiye çakılan büyük çivilerdir" der. Tekrar:

"Araplar bunu biliyor mu?" der. O da:

"Evet, sen şairin şu sözünü işitmedin mi?" der.

"Nuh'un gemisinin yapısı muhkemleştirildi, levhalar birbirine sıkı-İaştınldı ve çiviler çakıldı."

[14] Züccac'ın Meani'l-Kur'an'ına bak: 5/88.

[15] Divanı: 19. Meani'l-Kebir: 2/117, İkincisi Tac mad. celcele. Lisan madde: Hasebe. Huba: Yer ismidir. Mahtutada Huba yerine Hum­ma Mahşubetun'unyerine Mecnunetun gelmiş, ikisi de hatadır.

[16] Divanı: 71. Usan mad. sahaka. Salife: Boynunun yanıdır. Su-huk: Uzun. Eleyyan: Hurma ağacıdır.

[17] Beyit Mecazu'l-Kur'an'da^oktur. Tefsiru'l-Kurtbi: 17/138; Keşşaf: 4/46; Ruhu'l-Meani: 27/88.

[18] Divanı: 129. Bîrincİ kısmında şu vadır: "Gece karanlığı çöktü­ğü zaman kumar oklarını bırakırlar."

[19] Nitekim Ebu Cehil Bedir gününde Rasulullah'dan (s.a.v.) in­tikam alacaklarını söylerken, birbirlerine yardım edeceklerine inandığı topluluğun çokluğuna ve kuvvetine işaret etmek istemişti, (mütercim)

[20] Divanı: 46; Tefsiru'l-Kurtubi: 17/149; Tevil Müşkili'1-Kur's.n: 132; Menai'l-Kebir: 2/978; Divanu'l-Meani: 2/21.+

Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/373-380.