Kamer Suresi - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 54. Sayfa
KAMER SURESİ
1- "Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı." Hasan'a göre "ven şekka'l-kamer" ay yarılıyor.[1] "Ven şekke" kelimesi mazi sigasında gelmiş oysa müstakbel manasındadir. Bu ya emrinin tahakkuk etmesi ve vuku bulmasının gerekliliği veya vaktinin artık yaklaştığının göstergesi veyahut ta mefhumdan anlaşıldığına göre müstakbelde kuşkusuz bu mutlaka gerçekleşecek demektir. Bu "Ven şekke" misali mazi fiil sığasında gelip müstakbel manası ifade eden şu ayetlerde mevcuttur.
"Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, beni ve annemi Allah'tan başka iki tanrı bilin diye sen mi dedin?" buyurduğu zaman..." (Maide: 5/116)
"Cennet ehli, cehennem ehline: Biz Rabbimizin bize vaad ettiğini gerçek bulduk, siz de Rabbimizin size va-ad ettiğini gerçek buldunuz mu? diye seslenir."
(A'raf: 7/44)
Ve buna benzer daha nice ayetler vardır. Şair Hatie de şiirinde (şehide) kelimesini mazi sigasında getirmiş ama müstakbel manasındadır:
"Bir gün gelecek hatie Rabbiyle karşılaşacak zira Velid gaddarlığa daha layıktır."[2]
Bu söze delalet eden şudur; Şayet ay yalmış olsaydı her-' kes onu görürdü. Bu konuda Kadı Maverdi şöyle demiştir:[3]
"Ayette geçen "Ven şekka'l-kameru" kelimesinin mazi şigasında müstakbel manası ifade etmesi; istiare yoluyla ve olayın mahiyetinin açıklanması içindir darbı meselle. Şu misalde de olduğu gibi:
"Velleylu tevüun ve ente mukmirun" misale bakıldığında asıl manası şöyledir:
"Gece uzundur sen ise ay ışığında saklanıyorsun." Oysa misaldeki mukmirun'dan kasıt canlılık veya dinçliktir.
Şenfera şöyle dedi:
"Dönüp gizlediklerimizi getirin ortaya dökün ey annemin çocukları, yoksa sizin dışınızdaküere meyledeceğim. İhtiyaçlar çoğaldı ve gece ay ışığına bürünmüş. Hacet olunan şeyler çoğaldı ben sefere çıkıyorum."[4]
Cadi şöyle dedi:
"Döndükleri zaman onların belirli sesleri vardır. Sabah aydınlandığı zaman bizi çağırırlar."[5]
Bu durum hususunda insanların çoğu zahiri manası üzerinde duruyor. Rasulullah'ın amcası Hamza b. Abdulmutta-lib Rasulullah'dan (s.a.v.) sorduğunda ay ikiye yarılmış.[6]
Bir rivayette İbni Mes'ud şöyle demiş: "Ay'ın ikiye ya-nldığım gördüm: Bir parçası Ebu Kubeys dağında diğer parçası da Süveyda dağının üzerinde." Bunun üzerine müşrikler "Ay sinirlendi." demişler.
7- "Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi gözleri düşkün "utançtan yere bakar" gibi halde kabirlerden çıkarlar."
Ayette geçen "Huşşan" kelimesi gözleri yere düşkün demektir.[7]
Fiil, müennes ve cem üzerine takdim olduğunda müfred ve müzekker olması caiz görülmüştür. Ve hakeza bu kaide üzerinde cereyan eden sıfatta da bu kural geçerlidir. Şairin dediği gibi:
"Güzel gençlrenin yüzleri, İyad b. Nezzar b. Muaddi'den iyidir."[8]
Ben onu "huşşaan" okuyorum diyor. Bu asıl ve kaide üzerine "haşian"[9] kelimesinin "haşiin" sigası üzerinde cem yapılması gerekir veya cem gelmesi gerekirdi buna "cem'u tashih" denilir. Yani fiile benziyor demektir. Şöyleki: Çünkü sen fiilde şöyle diyorsun: Yahşaun. Oysa o, sıfat olmayan isimlerledir ki ayette geçen "Huşşaan ebsaruhum" ibaresi, "el-ebsar" kelimesinin müennes olduğuna delelat etmesi için veya bilinmesi için "haşiaten ebsaruhum" gelmiştir,
"Yahrucune" deki zamirden iki kıraati da naspetmiş ve hal takdim olmuştur.
İki kıraate göre olan mana şudur: Gözlerin zellesidir ki' (utanç veya herhangi bir şeyden dolayı). Buna benzer arizi haller ise ancak gözlerde zahir olur. Buna benzer arizi halleri Züheyr şiirinde şöyle dile getirmiş:
"Benden gizlediğin şeyleri gözlerin bana ne olduğunu açıklıyor. Kızgınlığı ve dağınık bakışları gizlemeye gerek yoktur."[10]
Diğer bir şiirde de şöyle diyor:
"Senin düşman mı yoksa dost olduğun, kalbin derinlik-leini ifade eden gözle sana haber verir. Şiddetli kine sahip olanı çok kınama ve ne de fazlaca günah işleyeni çok anlat."[11]
8- "Davetçiye koşarak kabirlerden çıkarlar."
Bir rivayete göre ayette geçen "muhtiine" kelimesi koşarak manasındadır. Bir rivayete göre bakmak manasında-ki "nazirine" bir rivayete göre de bizzat kulakla dinlemek manasında olan mustemiine manasında olduğu söyleniyor. Şairin dediği gibi:
"Onların evleri Dicle'dedir. Ben onları görüyorum Dicle'den dinlemeye koşuyorlar."[12]
12- "Yeyüzünde kaynaklar fışkırttık. Her iki su takdir edilmiş bir işin olması için birleşmişti."
Ayette geçen "felteka el-mae" demek sular birleşti anlamındadır. Her ne kadar zahirde olan "mau" tek su anlamında da olsa cins isimler cem (çoğul) hükmündedir. Ayette geçen işin takdir edilmiş olması Ummu'l-Kîtap'ta "Lev-hi Mahfuz'da" olması şudur:
"Gökten yağan yağmur ve yerden fışkıran su birleşerek, Nuh'un inkarcı kavminin helakini hazırladı."
13- "Nuh'u da tahtalardan yapılmş, çivilerle çakılmış gemiye bindirdik."
Ayette geçen (dusur) kelimesi: Geminin sağlam yapilm muhkemleşmesi için gemiye çakılan çivilerdir. Dusur'un müfredi disar'dır,[13] Bir rivayete göre dusur gemilerin ön veya göğüs kısmıdır ki suyu yarıp ittiğinden buna dusur denilmiştir.
14- "İnkar edilmiş olana (Nuh'a) bir mükafaat olmak üzere gemi, gözlerimizin özünde akıp gidiyordu."
Ayette geçen (bi ayunina) gözlerimizin önünde ve bizim gözetimimiz altında akıp gidiyordu demektir. Bir rivayete göre vahyimiz ve emrimizle manasındadir. Ayette geçen "ce-zaen limen kane kafir" Nuh'u inkar ettiklerinden dolayı kafirlere o gün o ceza verilmişti. Ayetteki mahzuf ve takdiri olan birinci "lam" mefulun bih'tir. Zahir olan şu ayetteki "limen kane" ikinci lam zaten apaçıktır sebeb bildiriyor ki mana şöyledir: Bu cezanın başlarına gelmesi inkar ettikleri kişinin (Nuh'u) emirlerini kabullenmeyip onu inkar etmelerinden dolayıdır.
Züccac'ın kavli ise bütün bu görüşlerden daha net ve açıktır: Bu cezayı uygulamamızın sebebi Nuh'a yapılanın karşılığıdır.[14]
15- "Andolsun ki onu bir ibret olarak bıraktık, ibret aian yok mudur?"
Ayette geçen "müddekir" kelimesi "ez-zikr" kelimesinden yapılmıştır. Asıl mütezekkiren'dir ama kelimede id-ğam yapılmış ve müddekir olmuştur.
19- "Biz onların üstüne, uğursuzluğu devamlı bir günde dondurucu bir rüzgar gönderdik."
Ayette geçen "fi yavmi nahs" rüzgarlı gün demektir. "Ed-debur" çeşitli yönlerden esen rüzgarlar arasında "en-nahs" diye isimlendirilmiştir ki soğuk ve dondurucu olduğundandır.
Evs b. Hacer şöyle dedi:
"Hudeybiye denilen yerdeki gece sanki aşın derecede dondurucu nahs rüzgarı getiriyor gibiydi veyahut ta onların cezalarını fazlalaştırıyordu. İki kez gök gürledi ve sallanıp hareket etti. Sonra muayyen vakte kadar mühlet verdi. Tıpkı soyulmamış bir tahtaydı bırakır gibi."[15]
20- "O rüzgar, insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere seriyordu."
Ayette geçen "tenziu'n-nase" ibaresinin mefhumu şöyledir. İnsanlar havaya kaldırıp tepe taklak başaşağı yere doğru bırakılıyordu anlamındadır.
"Ke ennehum a'cazun nehli" nin mefhumu ise damarları kesilmiş hurma kütüğü demektir.
"Munkair'in mefhumu: Kütüğün yerinden sökülüp yere atılmasıdır.
Müberrid'e ayette geçen munkai'in buradaki konumu hakkında ve başka ayette geçen eî-haviyetu'nun konumu hakkında sorulduğunda o da soran kişiye burada şöyle iki tercih vardır der:
"Dilenirse lafızlara müzekkerlik manası atfedilir, dilenirse müenneslik manası atfedilir" der.
24- "Bizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık etmiş oluruz dediler."
Mefhum söyledi: Eğer biz bu adama tabi olursak, ateşte olanın durumu gibi biz de çok büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalırız ki bu bizim kendisiyle korkutulduğumuz ateştir.
Sanki onlar şöyle demiş gibiler: Atalarımızın dinini tek etmek veya bununla ayıplanmamız ateşe girmek gibidir.
Bir rivayete göre ayette geçen "es-Suur" delilik anlamındadır.
İmriu'1-Kays ta şiirinde "suur"u delilik anlammda kullanmıştır.
"Ve boynunun yanı, uzun hurma ağacını, azgın bir delinin, onda ateşi yakıp alevlendirdiği gibidir."[16]
Ebu Ubeyde şöyle demiş:
"Bununla delilik hayal ediyor. Deve onu salladığı zaman kolayma geldiği gibi yürür ve artık yürümekten bitkin ve zelil düşer."[17]
Buna göre gözün hareketleri deliliktir. Aşa'nın dediği gibi: Bereketli yağmur yağdığı zaman kumar oklarını bırakıp bayırlardan yüksek yerlerden ve ufuklardan sel akar. Şarabın içilmesi, aralarındaki oyun eğlence ve yarış onlarda delilik arttırmaz.[18]
31- "Biz onların üzerlerine korkunç bir ses gönderdik. Hemen hayvan ağılına konan kuru ot gibi oluverdiler."
Ayette geçen "keheşimi'l-muhtezir" kelimesinin manası şudur: Kuru ot konulan hayvan ağılıdır. Heşim, kuru ot demektir. Haşim ve Hasib'in tefsiri daha önce geçmişti:
44- "Yoksa biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz mu diyorlar?"
Topluluğun çokluğuna ve kuvvetine işaret etmek istemişti.[19]
45- "O topluluk yakında bozulacak ve onlar arkalarını dönüp kaçacaklardır."
Ayette geçen "se yuhzemul cemu" ibaresi bozguna uğratılacaklar demektir.
49- "Biz herşeyi bir ölçüye göre yarattık."
Hasan bu konuda şöyle demiştir: Allah, herşeye ne olması gerekiyorsa yarattığı her mahlukata göre bir takdir vermişti veya tayin etmişti.
50- "Bizim buyruğumuz ancak bir göz açıp kapanana kadar bir tek andır."
İbareden kasıt şudur: Bizim emrimiz bir tek an veya bir tek kelime veya bir tek iadedir.
51- "Sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Düşünüp ibret alan yok mudur?"
Ayetteki "eşyaekum" dan kasıt benzerleriniz demektir.
54- "Takva sahipleri cennetlerde ve ırmakların kenar-larındadırlar."
Ayette geçen "neher" den maksat bolluk ve rahatlık içinde olan bir yaşamdır. Kays b. Hutym'de şiirinde "nehr" kelimesini bu anlamda kullanmıştır.
"Onunla yeterli derecede malik oldum. Yaşamın darlığından bolluğa kavuştum. Onun ardında duran onun arkasını görür."[20]
[1] Hasan'ın sözüne göre Kıyamet saati geldikten sonra ve ikinci Sur'a Üfiiriilüşten sonra ay yarılacak. Cumhurun görüşünün hilafmadir.
[2] Akdu'l-Ferid: 5/55; Lisan mad. Hasebe:'Eğani: 4/176; Simi Sa-naatu'1-İrab: 1/398; Divan'ul-Hstia Şerh İbn'ul-Kutub: 259.
[3] O, Ebu Hasan Ali >. Habib Maverdi'dir. Şafii fakihlerindendir. Şafii mezhebinde onun (EI-Bahr) Tı ve dört cüz halinde matbu olan (Tef-siru'lil-Kur'an'ı) vardır. H. 450'de vefat etmiş. Bu Musannifin Maver-di'den olan naklidir. 4/134,
[4] Beyit Umeyyetu'l-Arab'ın şerhinde: 18, Tefsiri Kurtubi: 17/126, Tefsiri Maverdi: 4/134.
[5] Tefsiri Kurtubi: 17/126, Ruhu'I-meani: 27/77, Tefsiri Maver-di: 4/134.
[6] Maverdi'niı anlattığına göre Rasulullah'ın (s.a.v.) amcası Hamza b. Abdulmattalip Ebu Cehil'in Rasulullah'a seb etmesinin kızgınlığı üzerine müslüman olduğu zaman imanında daha fazla yakinliğin oluşması için Nebi'cîen (s.a.v.) bir ayet gösterilmesini istedi. Buharı ve MüsLm'in ibni Mesut'tan çıkardığına göre şöyle demiş:
"Rasulullah (s.a.v.) zamanında ay ikiye ayrıldı. Bir parçası dağın üzerinde ıliğer parçası da başka yerdeydi. Rasulullah (s.a.v.): "işte şahit oîun." dedi.
[7] 0, EbuAmr, Hamza, Kesai, Yakub ve Halef in kıraatidir. İthaf: 404.
[8] Beyit, Ebu Duad İyad'inftıdir. Haris b. Devs İyadi'nin olduğu-da söyleniyor. Lisan madiha saa. Mean'il-Ferra: 3/105; Tef s ir'ul-Kurtubi: 17/129; El-Mumtiu fisanati'ş-Şir: 79.
[9] O, cumhurun kıraatidir.
[10] Züheyir b. Ebu Selma'nın değildir. Bilakis Cundub Huzeli'nindir. Kavminden birini kınıyor. Şerh Eşan'I-Huzeliyyin: 1/367. Birinci ve ikinci kısmı Hilyeti'l-muhadara'da: 1/261, Muhakkik Dr. Cafer Kettani ikisinin tamamını zikretmemiş. İkincisi Mecmuu'1-Em-sal'de: 2/240, Tezkiretü's-Sa'diyye: 254, Beyan vettebyin: 4/130, Süveyd b. Samit'e nisbet edilmiş.
[11] Divanı: 16, Birincisi Mecmuu'l-Emsal: 1/361, Birinci kısım, Hi-lyeti'l-Muhadere'de, Sanaatu'ş-şiir'de: 1/261, Sakif ten birine nisbet etmiş ama o da vehimdir. Muhakkik Dr. Cafer Kettani, onu tanıtmamış ve birinci kısmı zikretmemiş. Sadakatu's-Sadık: 373, Muhakkikten nis-betsiz bırakılmıştır.
[12] Yezid b. Muferrağ Hİmyeri'nindir. Mecaz'ul-Kur'an: 1/343; Tefsir'ul-Kurtubi: 9/279. Lisan mad. Hetaa. Tefsir'ul-Maverdi: 4/136; Muhakkik nisbet etmemiş. Divanı: 167.
[13] İbni Abbas 'tan nakledildiğine göre Nafi b. Ezrak ona "Şu ayetin ne demek istediğini bana haber ver." dediği zaman o da:
"Geminin muhkemleşmesi için gemiye çakılan büyük çivilerdir" der. Tekrar:
"Araplar bunu biliyor mu?" der. O da:
"Evet, sen şairin şu sözünü işitmedin mi?" der.
"Nuh'un gemisinin yapısı muhkemleştirildi, levhalar birbirine sıkı-İaştınldı ve çiviler çakıldı."
[14] Züccac'ın Meani'l-Kur'an'ına bak: 5/88.
[15] Divanı: 19. Meani'l-Kebir: 2/117, İkincisi Tac mad. celcele. Lisan madde: Hasebe. Huba: Yer ismidir. Mahtutada Huba yerine Humma Mahşubetun'unyerine Mecnunetun gelmiş, ikisi de hatadır.
[16] Divanı: 71. Usan mad. sahaka. Salife: Boynunun yanıdır. Su-huk: Uzun. Eleyyan: Hurma ağacıdır.
[17] Beyit Mecazu'l-Kur'an'da^oktur. Tefsiru'l-Kurtbi: 17/138; Keşşaf: 4/46; Ruhu'l-Meani: 27/88.
[18] Divanı: 129. Bîrincİ kısmında şu vadır: "Gece karanlığı çöktüğü zaman kumar oklarını bırakırlar."
[19] Nitekim Ebu Cehil Bedir gününde Rasulullah'dan (s.a.v.) intikam alacaklarını söylerken, birbirlerine yardım edeceklerine inandığı topluluğun çokluğuna ve kuvvetine işaret etmek istemişti, (mütercim)
[20] Divanı: 46; Tefsiru'l-Kurtubi: 17/149; Tevil Müşkili'1-Kur's.n: 132; Menai'l-Kebir: 2/978; Divanu'l-Meani: 2/21.+
Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/373-380.
İslami Okul Okulların En Önemlisi