Suretu Rahman [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 55. Sayfa
SURETU RAHMAN[1]
5- "Güneş ve ay bir hesaba göre hareket eder." ,
Ayette geçen "bi husbanin" den kasıt ikisi de bir hesap veya Ölçüye göre akıp gidiyorlar demektir.
6- "Bitkiler ve ağaçlar (Allah'a) secde ederler."
Ayette geçen "en-necm" kelimesi şu manadadır: Yerden bitip yayılan ve kök boğumu olmayan bitkidir. "Eş-Şecer" ise kökü veya boğumu, olan ve üzerinde durandır.
Secde etmeleri ise söyledi: Bitki ve ağaçta olan sanatın eseri olarak onları çıkartana boyun eğmeleridir ki istenilen yerde ve zamanda çıkışlarıdır. Bir rivayete göre imkan dahilinde bitki ve ağaçların taze meyvelerinin toplanması, çoğalması ve Allah'ın bunları sadece buna müsahhar kılması kendilerinden istifade edilmesinden dolayıdır. İşte bunların vazifelerini yerine getirmeleri birer secdedir. Bir rivayete göre bitki ve ağaçların secdesi demek: Güneşin döndüğü yere veya yöne doğru onlar da gölgelerinin güneşin dönmesiyle beaber bu yöne doğru dönmesidir. Hatianın dediği gibi:
"Su yollarının nebatatlara doğru uzar suyun vadiye akmasıyla bitkiler o kadar yeşillenir ki renkleri siyaha çalar. Vadinin bitkilerinin çiçekleri güneşe meyleder."[2]
7- "Göğü, Allah yükseltti ve mizanı o koydu."
Ayette geçen "El-Mizan"dan kast: denge, düzen ve Ölçüdür."
8- "Sakın tartıda haksızlık etmeyin."
Ayetteki mizan'dan kasıt: İnsanların tarup ölçtüğü terazidir.
9- "Tartıyı doğru yapın, terazide eksiklik yapmayın."
Burada mizan'dan kasıt kıyamet gününde ameller,için olan mizandır. îşte bunlar üç mizandır tek bir mizan olduğunu zannetmeyin her biri ayrı manalar için kullanılmıştır. Bütün bu te'viller yalanlayanı veya kusur bulmak isteyeni ister istemez şunlan söylemeye itiyor: Ölçü tartı aletiyle semanın manaları arasındaki bağlantının manası da nedir? Semada mizan ne gezer? Herşey ancak kendi benzeri ve miktar ve Ölçüsüyle kaim olur veya onlara ulaşma imkanı olur der.
Adi (ölçü) diye te'vil ettiğimiz el-Mizan kelimesi lafzen gökle benzerlik içindedir. Çünkü gökler ve yerler belirli bir ölçü ve mizan ile kaimdirler.[3]
Bunları tekzib eden şahıslar kendi görüşlerine göre mizanın küçüklük ve büyüklüğünü düşünerek böyle bir varsayımı veya nazariyeyi ortaya atmışlardır. Eğer mizana ne ölçüde ve ne miktarda ihtiyaç olduğunu düşünselerdi küçük gördükleri şeyi kendileri büyük görecekler ve nefislerde zülüm olmakla beraber eğer mizan olmasaydı teamüllerde; adaletten ölçüden ne kadar uzak kaldıklarını veya kalındığını da bileceklerdi. Şu ayeti celilenin ne anlam ifade ettiğini görüp te düşünmüyor musun?
"Allah, kitabı ve mizanı hak olarak indirendir."
(Şura: 42/17)
Eğer kitap Adi (ölçü)'m muhafaza edilmesi emrini içeriyorsa mizan da adi (ölçü)'m açığa vurulmasını zahire çıkmasını belirleyen konumundadır. Burada ameli bir akli ilmi bir alete mukayesesini yap.
Mizanın halini veya durumunu verdiği faydaları düşünmeksizin sadece belirli bir hacimden ibaret olduğunu düşünenler, kendi şahsmda bir kalemi bir parça kamıştan ibaret olduğunu sananlar veya düşünenler gibidir Allah (c.c.) kalemi son derece önemsemiştir ki ayette şöyle buyuruyor:
"Nuna ve kaleme andolsun." (Kalem: 68/1)
Bir başka ayette:
"Rabbin kalemle yazı yazmayı öğretendir."
(Alak: 96/4)
Yine semanın hususiyetlerinin belirlemesiyle beraber sema ile mizan arasında müşterek özellikler vardır. Gezegenlerin dönmesi ve hareket etmesi astoronomi ve kozmoğ-rafya ile ilgili kitaplarda da olduğu gibi yerinde sabit duran ve hareket etmeyen gezegenlere nispeten, uzaklıklarına göre tanınıp bilinirler. Kendisine korston denilen mizan şudur: Büyük terazi, kantar veya kabban denilir bu, nispet üzerine mutedil bir şekilde ne eksik ne fazla düz ve eşit bir şekilde terazi milinin ortada düz durmasıyla tartılan bir tartıdır. Kantar'ın millerinden birinin ucu uzun ve askıya ve kiloluk kısmına uzaktadır diğer ucu ise kısa ve kiloluğa yalandır. Milin uzun kısmına az bir ağırlık asıldığı zaman ve kısa olan tarafında büyük bir ağılık konulduğu zaman her iki taraf ta kesinlikle eşitlenmiş olur.
Ne zaman ki az ağırlığın nispeti, çok olan ağırlığın nispeti veya oranına nispet olursa o zaman kısa olan milin başının uzun olan milin başına kiloluktan olan uzaklık nispeti gibi olmuş olur.
11- "Orada meyvalar ve salkımli hurma ağaçları vardır."
Ayette geçen (Nahl) hurmadır. (Zatu'l-Ekmam) da henüz tomurcukları açılmamış hurma salkımlarıdır. Bunun zikredilmesinin sebebi de kendisinden fayda görüldüğünden dolayıdır.
12- "Yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler vardır." Ayette geçen (El-Habbu) yenilen şeyler anlamındadır.
(El-Asf) ise: Tanelerin san ve saman gibi olan ince yapraklarıdır. Hasan*in dediğine göre normal koklanan reyhanın kendisidir. Zaten (reyhan) kelimesini (ref) yaptığın zaman kavlin kendisi zahir olur. Bu cümlenin tamamının ref gelmesi ibtİda üzerinedir. Haber ise mübtedaya takdim olmuştur. Basrilerin görüşüne göre haber (fiha) kelimesidir.
Kufilerin görüşüne göre (ref) hali zarf iledir. Buna göre cümle şöyledir: "Filardi kullu zalike" Yani yerde bütün bunlar mevcuttur.
16- "O halde, Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlıyorsunuz?"
Ayetteki hitabın muhatabı insan ve cinlerdir. Bir rivayete göre araplarm adetinde olduğu gibi tesniye lafzıyla sadece insanlara hitab etmiştir. Rahman suresinde bu lafzın sık sık çeşitli yerlerde tekrar edilişi arapların adeti üzerinedir.
Ahiliyye'nin dediği gibi:
"Ey tevbe sen ne güzel bir gençtin yüksekte olanlar düştüğü zaman alçakta olanlar yukarı kalktı.
Ey tevbe, sen ne güzel bir genç, komşu ve arkadaştın.
Ey tevbe sen uzandığın zaman ne güzel bir gençtin.
Ey tevbe sen ne güzel bir gençtin, korkan himaye temini için sana geldiğinde sen ne güzel himaye edendin.
Ömrüme kasem olsun ki sen Öyle birisisin ki, eğer bu konuda cahil ve eksik görüşlü kınamazsa kayboluşuna ağlanın.
Ömürme kasem ederim ki, bülbüller seni kahramanlıklarla andığında senin kayboluşuna ağlarım.
Ey tevbe, her muhkem kamil işler zikredildiğinde insanların seni zemmetmesini engellerim.
Ey tevbe, dullar sana yöneldiğinde gösterdiğin müsamaha her zikredildiğinde insanların seni zemmetmesini engellerim.
Ey tevbe Allah seni rahmetinden uzaklaştırmasın, zira sen ölümün illetine arız oldun ölüm ise acildir.
Ey tevbe Allah seni rahmetinden uzaklaştırmasın, bu böyledir ölümler acil veya tecillidir.
Ey tevbe Allah seni rahmetinden uzaklaştırmasın, üzerine uzun karanlık geceler çöktü iri daneli yağmurlar peyderpey yağdı."[4]
Kardeşinin mersiyesi için söyleyen bir başkası şöyle demiş:
"Onun arkadaşları bana anlattı ki, Malik durup kafiledeki arkadaşları ona nida etti.
Arkadaşları bana anlattı ki, Malik, işkence edilmeden kılıcın çıkık ucuyla vuruldu.
Onun arkadaşları bana anlattı ki, Malik, seferde olan zamanlarda cimri değil çok cömerttir.
Onun arkadaşları bana anlattı ki, Malik, kılıç darbesiyle kesilerek öldü."[5]
17- "O, iki doğunun ve iki batının rabbidir."
Ayette kastedilen iki doğudan kasıt kışın doğusu ve yazın doğuşudur. Bir rivayete göre fecrin doğuşu ve güneşin doğuşudur.
El-Mağribeyn ise: Güneşin batışı ve şafakm batışıdır.
15- "Cinleri de halis ateşten yarattı."
Ayette geçen (El-Maric) kelimesi tutuşmuş ateşin saf ve havaya doğru yükselen alevleridir ki bu alevler havaya yükseldiği zaman yeşil, sarı ve muhtelif renk ve şekildedir.
22- "İkisinden de inci ve mercan çıkar."
Ayette geçen (El-Mercan) büyük ve küçük cevherlerin birbirine karışmış halidir ki bu bilinen mercandır. (Merec-tuşşey'e) bir şeyi bir şeye karıştırdım demektir.
24- "Denizde uzun dağlar gibi yükselen gemiler de O'nundur."
Ayetteki (El-Munşeat) denizde salıverilmiş yelkenleri dağlar misali yüksek olandır.
29- "Göklerde ve yerde kim varsa ondan ister. O, her an yaratma halindedir."
Ayette geçen günlerden kasıt dünya ve ahiret günleridir. Dehr (zaman) iki kısımdır: Biri dünyadır diğeri de ahirettir.[6]
Allahu Teala'nın dünyadaki şe'ni (dilek ve yaratılışı) imtihan etmek ve tecrübe etmektir.
Ahiretteki şe'ni ise ceza (hayır ve şer) ve hesaptır. (Her an her gün o, bir şe'n iledir) haberi ise:
"Kendisine yalvarıp çağırana icabet eder. Sıkıntıda olanların sıkıntısını giderir. Bir kavmin tevbesini kabul eder birilerini de mağfiret eder."[7] demektir. Hadistir.
31- "Ey insan ve cin! Sizinde hasabımzı ele alacağız."
Mukatil'in dediğine göre ayetteki mefhum tehdit mahiyetinde şu manada bir şeydir. Zamanı gelince sizide ihmal etmeyip hesabınızı görmek için size yöneleceğim.
Cerir'in iki yerde de dediği gibi: Biri şöyle:
"Şu an Numeyr'e yöneldim. Bu, benim size azap olduğum andır."[8]
35- "Üzerinize ateşten alev ve duman gönderilir de birbirinizi kurtaramaz ve yardımlaşamazsımz."
Ayette geçen (şuvaz) dumanı olmayan saf alevlerdir.[9] (Nuhas) ise alevi olmayan saf san dumandır.
Bir rivayete göre dumanlı ateştir. Bir rivayete göre erimiş maden duru katran veya külde orta kalan ateş kalıntılarıdır. Bu azaplardan hangi çeşit olursa olsun. Maksat azabın kat katjziyedelşemi sidir. Yani bir ondan, bir ondan veya ikisiyle beraber yapılan azaptır. Allah korusun.
37- "Gök yarilıpta, erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman."
Ayette geçen "verdeten keddihen"'den kasıt kıpkızıl olup parlayan demektir. Abd beni hashas şöyle dedi:
"Benzerlerimi salıveriyorlar. Yürüyorlar ve beni terke-diyorlar. Buda açıkça bana yapılan hakarettir.
"Eğer ben gül renginde olsaydım bana aşık olacaktı.
Velakin Rabbim böyle benim siyah olmamı diledi.[10]
Bir rivayete göre değişen muhtelif renklerdedir ve tıpkı gül halkasının çeşitli bu muhtelif renklerde olması gibidir-ki bu sonbaharda sarı olur kışın veya gülün canlılık halinde kırmızı olur ve artık tüylenip durgunluk başladığında ise renkleri tamamen değişir.
Merrar b. Munkiz'in vasıflandırdığı gibi:
"Azı dişini yarmış bir yanı gitmiş. Bir tarafı dörderdir dişleri düşmemiş. Onun kullarının rengi gül rengidir. Kılları açılmaması durumunda rengini gizler."[11]
İşte o günde samanın rengi o korkunç cehennem ateşinin alevlerinin göğe yükselmesiyle rengi değişir. Ateşin rengi mavimtrak renkle karışıp bir araya geldiği zaman mavimtrak ve kırmızımsı çeşitli renkler haline bürünür. Bu hal ateşin semaya olan yakınlık ve uzaklık durumana göre değişir. Ve tıpkı bulutların değişik renklerdeki görünüşü gibidir. Bulutların kendisi sarı ve kırmızı olmak üzere çeşitli özelliklere sahip muhtelif renklerdedirler.
"Keddihan"dan kasıt ise o kadar saf ve berraktır ki zeytin yağı misalidir. Veyahut yay gibi çeşitli renklerdedir ki duru saf katı eski ve yeni durumlarda yağm renkleri değişiktir.
Bir rivayete göre yağın şişede dalgalandığı gibi o da dalgalımr akıp gider. Bir rivayete göre eski yağlar kırmızı renktedir. Semanın sürekli rengi kırmızıdır ancak arız olan mavilik havanın semanın Önüne geçmesiyle atan arizi bir durumdur. Bu aynı terin mavimtrak görülmesi gibidir, kıyamet gününde ise hava tutuşup alev gibi yükselir ve bu esnada semanında rengi bu şekilde görülür.[12]
39- "İşte o gün insanada cinne de günahı sorulmaz."
O gün onlardan danışma ve tanınmaları konuşanda bir-şey sorulmaz. Ancak gerekli olan azabın ilzamı ve azarlamak konusunda sorulurlar.[13]
44- "Onlar, cehennemle kaynar su arasında dolaşır dururlar."
Ayette geçen "Hamimin an" artık kaynaması son haddine gelmiş olan kaynar sudur.[14] Bir rivayete göre (an) kelimesi şu an halı hazırda demektir. Bundan dolayıdır ki hal şu an diye isimlendirilmiştir. Çünkü o şu anda mevcuttur vardır. Zira maziye ulaşılması ve idrak edilmesi imkansızdır ve müstakbelde ancak emel veya temenniyle sonra olandır veya olacak şeydir ve ancak bu hale şu anda hazır olan mevcut olan demekten başka çare yoktur. Göz açıp kapamak kadar an'rn bir sabitliliği yoktur. Bizde de sabitsizlik üzerine sabitlilik nerede.
Bu arada Allahu Teala azabı zikr ederken bunun zımmın-da verdiği nimetlerinden dolayı insanlarda olan minneti de zikretmiştir. Çünkü bunlar birer uyan sakındırma ve bir işi açıkça bildirmek ve anlatmaktır.
Bir rivayete göre Hasan şöyle demiş: "Seni korkutup ta güvende, emniyette kalmanı sağlayan sana, seni sözde güvende bırakıp korkuya düşürenden daha merhametli ve daha çok nimetler ihsan edendir.
Bu mana da şöyledir:
"Sertleşti ki menetsinler. İhtiyatlı ve akıllı olan kimseler bazen merhamet ettiği kimselere karşı biraz sertleş-sin."[15]
46- "Rabbinin makamında durmaktan korkan kimselere iki cennet vardır."
Ayette geçen "cennetan"dan kasıt dünyada da bu hal sende olduğu gibi cennette de bir cennet senin kasrında (saray) birisi de dışında olacaktır.[16] Bir rivayete göre bu ifade cins üzeredir ki bir cennet insanlar için biri de cinler içindir.
50- "İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır." Bu kaynaklardan birinin, ismi tesnim diğerinin ise sel-sebildir.
54- "Hepside örtüleri atlastan döşemelere yaslanırlar..."
Ayetteki ibare bitan (astar) ile birinci yoldan elbisenin yüzünün veya örtüsünün kıymetine şerefine delalet etmesi içindir.
Allahu Teala'nın vasıflandırdığı bu istebrak (atlas) cennet ehlinin giysilerindendir. Her ne kadar cinsler aynı olsa da, halis ipek kumaşlarının ve diğer türdeki kumaşların sınıflarının aynı kökten olup değişik renk ve sınıflarda olduğu gibi ipek te muhtelif sınıflara ayrılır.
54- "*..iki cennetin de devşirilen meyvası yakındır..." O kadar meyveler yakın mesafededir ki uzanıp uyuyan da oturan da ayakta olan da alabilir.[17]
56- "Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş dilberler vardır ki bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur."
Yani insan cinsinden olanlarla ne insanlar, cin cinsinden olanlarla ne de cinler cima etmiştir.
62- "Bu iksinden başka iki cennet daha vardır." Ayette geçen "Duniha" dan kasıt bu iki cennete ha yakın iki cennet vardır demektir.
Burada Rabbinin imakamından korkup ma'siyete tevessül edip sonra Allah'ın korkusundan onu terkeden kimselere Allahu Teala dört cennet vermiştirki cennetler arasında gezip dolaşırken mutluluğu ve surum kat kat artsın diye.
64- "Bu cennetler koyu yeşildirler." İkisi de suya kanmıştır ikisi de siyahtır.[18] Kisra'mn Numan'ı katletmesini Mesud'a diyenin dediği gibi:
"Haz ve şanslarla teyid edilen mülklerden sonra bir gün eğer zaman sana gülmüş ve lehine dönmüşse daha önce bir mahlukattan gaddarca zulmen almıştı. Raddah çok şeyler içerdi."[19]
Parlaklık ve yeşillikten dolayı ikisinin de renkleri siyaha çalıyor. Tıpkı Zurrume'nin kardeşinin de vasıflandırdığı gibi:
"Kedi otu koruyup rüzgar kırıntılarını attığı zaman eğri büğrü kumluk yerlerde, kökleri koyu yeşilin siyaha çalar renginden sonra bembeyaz olur. Filizler tekrar tohumlardan geri döner çıkar artık yerini tutup yükselir."[20]
Ve yine şöyle demiş:
"Koyu yeşildir beyaz bir nuru vardır. Belirlenmiş bulutlardan yağmur yağmış olmuş. Artık yeterli derecede aldı kuvvetlenip tomurcuklandı."[21]
Ve yine şöyle demiş:
"Otlar tomurcuklandı her yeri siyahlıklarla kapladı koyu yeşilliğinden sert yerlerden sulan emip çekiyorlar."[22]
66- "İkisinde de durmadan fışkıran iki kaynak vardır."
Ayette geçen "Neddahetan" fışkıran iki pınar veya kaynak demektir. Nedh fışkıran anlamında olup olmayan olduğundan daha önce zikredilen iki kaynaktan apayrı bir kaynaktırlar.
70- "İçlerinde güzel huylu güzel yüzlü kadınlar vardır."
Ayette geçen "Hayraten hisanun"dan kasıt güzel ahlaklı ve güzel yüzlü demektir. Hayranın kelimesinin aslı hayyiratun idi. Daha sonra tahrif olduğundan hayranın olmuştur.
Ayette geçen "Refref' kelimesi güzel döşeme ve yastıklarla döşenmiş son derece mükemmel oturaklardır ki parıldar vaziyettedir. "El-Abkariyy" ise harikulade halı, hasır elbise vb. şeylerle süslenmesidir.
Bir rivayete göre yeşilin siyahla vasıflandırılın ası, tıpkı Şammah'ın, gece karanlığım yeşille vasıflandırdığı gibidir.
"Zerud'tan giden biri gitti Medine yapımı geceden yeşil bir cilbab çekişti. Uzeyb suyuna ulaştığı zaman onun yüzleri yorgunluktan bitkinlikten ötürü içine süzülmüştü."[23]
Bir rivayete göre Abker şehrine mensup edilmiştir. Ab-ker'deki elbiseler en nefis, zarif ve ihtişamlı elbiseler olduğundan daha iyi anlaşılması ve yakın olması açısından bunlara nispet ediliyor.
Tarefe şiirinde "El-Abkariyy" alacalı çizgili son derece kıymetli kumaş olarak ifade etmiştir.
"Alacalı çizgili kıymetli ve son derece güzel renklidir. Tıpkı kesilen hayvandan akan kan rengindedir.[24]
Rekm: Bir tür nakışlı kumaştır.[25]
[1] Tirmizi, Hakim'in sahih gördüğü ve Beyhaki'nin Delail'de Cabir b. Abdullah'tan çıkardıklarına g öre şöyle demiş:
"Rasulullah (s.a.v.) ashabının karşısına çıktı. Rahman suresini baştan sona okudu. Onlar da sustular. Rasulullah (s.a.v.):
"Ne oldu size sizi sessiz görüyorum" dedi. Zira Rahman suresini cinlere okuduğumda sizden daha çok cevap veriyorlardı. Ben her (Rabbini-zin hangi şeyini inkar ediyorlar) ayetine geldiğimde onlar da: Senin hiçbir nimetini yalanlamıyor inkar etmiyoruz, ya rab hamd sanadır diyorlardı." Andet'ul-Ahvezi: 12/177; Müstedrek: 2/473.
[2] İbni Sikkiy'tin şerhiyle olan divanı: 20. İstesedennebtu: Uzadı. Kur-yan. Suyun bahçelere akması. Huvİn: Çok aşın yeşillikten siyaha çalan renk. Tela: Suyun vadiye akışı. Nevar: Çiçek. Mahtutede, telaun'un yerine kalauhu, fenevaru hunun yerine mutevatiretun gelmiş hatadır.
[3] Bukai şöyle dedi: Bütün malumatların ölçüsü olan Kur'an ilk önce bütün bunları zikretmedi. Ancak Allah'ın rahmaniyetine çeşitli beyanlarla işaret etti. Öyleki bu beyanlarla insan bir mertebeye yükseldi ve anlama ehli oldu. Hissedilen dokunulan şeyler için insanlara ölçü mizan nimetini hatırlattı. Hitap ile onun üzerine yöneldi, güzel misaller getirip talil ederek insanın kemal derecesine çıkmasına kolaylık olsun diye gaybi bir üslup ile onun için sarfı nazar etti ve dedi ki (en). Yani: Li-en (latatağav) Yani (mizanda) hududu sının aşmamanız için veya aşmayın. (El-Mizan) yani, tartılan ölçüp biçilen ve bilinen malum eşyalar, biri diğeriyle takdir edilmiş ameller. Zahiri vebatini eşitliklerde, söz ve fiillerde. İkinci mizan ise; malumatların mizanı ve mahsusatlann mizanı için genel bir şeydir. Takdiri manası şöyle olduğu için: Fiilerime iktida edin. Emrettiğim bütün sözlerimi yapın yerine getirin. (Ve ekimul vezne) üzerine atfedilmiş. Yani eşyaların kıyas edildiği bütün fiiller (Ölçüyledir).
Murad olunan, büyük adalet ve ölçü olduğu zaman, zıddından nehiy-le olan emirden sonra onu tekid ile beyan etti ve ekin vesaireden eşyaların takdir edildiği ölçüp biçildiği terazilerde, tartıda, Ölçüde ve hassas teraziler ve benzeri şeylerde herhangi bir şekilde kaçınılması gereken fiillerde eksiklik yapmayın yoksa amellerinizin ölçü ve terazisini eksiltir ve kıyamet günündeki cezanızda ziyana uğrarsınız.
Ölçü ve teraziyi tekrar etmekle, işin büyüklük ve azametinden dolayı tekid etmek istediği metni veya işin ehemmiyetini arzetmiş ve bildirmiştir. Bu ister tek manayla veya muhtelif manalarda olsun gerekli şeyi vurgulamıştır. Nazmu'd-Durer: 19/146-147.
[4] Beyitler Leyla Ahiliyye'nindir. Tevbe b. Himyer için söylüyor.
[5] Beyitler, Numan b. Beşir'in kızınındır. Kocası Malik b. Amr öassani için söylemiş. Savaşların birinde öldürülmüştü. Emal 'il-Murte-da: 1/126; Ez-Zarfu ve'z-Zurefau sh. 130.
[6] Bu, îbni Bahr'ın görüşüdür. Müellif ona nisbet etmiş. Kurtubi'ye bak: 17/166.
[7] Hadisi, Bezzar, Îbni Cerir, Taberani ve Beyhaki, Ebu der-da'dan Rasulullah'tan bu ayet hakkında çıkarmışlar. Şöyle dedi:
"Günahları mağfiret etmek, zorlukları gidermek, bir kavmi yüceltmek ve birine alçaltmak onun şenindendir. Bezzar şunu ilave etmiş: "Çağırma İcabet eder". Bazı emirler bu ayet hakkında vezirlerine sorarlar. Manalarını bilmezler ve yarma ertelerler. Üzüntülü bir şekilde evine döner. Esved adındaki kölesi ona der ki:
"Ne sıkıntın var?" Ona haber verip dedi ki:
"Emirin yanına dön ben bu ayeti tefsir edeceğim," Onu çağırdı ve dedi ki:
"Ey Emir! Onun şenidir ki, geceyi gündüze, gündüzü de geceye girdirir. Ölüden diriyi diriden de Ölüyü çıkarır. Hastaya şifa verir. Selim olanı hasta eder, hakir olanı izzetli, izzetli olanı da zeil eder. Zengini fakir, fakiri de zengin eder ve sonunda ona şöyle dedi:
"Benden sıkıntıyı giderim Allah ta senden gidersin ve sonra Vezir'in elbisesini çıkarılmasını ve köleye giydirilmesini emreder. Bunun üzerine şöyle dedi:
"Ey efendim işte bu Allah'ın dilemesİyUdir."
[8] Tefsir'ul-Kurtubi: 17/168. Lisan mad. Eyin Ruh'ul-Meani: 27/111.
[9] Taberani'nin îbni Abbas'tan çıkardığına göre Nafi b. Ezrak: "Ona bana bu ayet hakkında bilgi ver" demiş. O da: "Eş-Şuvaz: Dumansız olan alevlerdir" demiş.
"Araplar bunu biliyor mu?" der. O da:
"Sen, Umeyye b. Ebu Salt Mahzumi'nin şöyle dediğini duymadın mı der:
"Ateş yakıp körüklemeye devam ediyor. Sürekli dumansız alevler üfü-
rüyor. Ve bana (Nehas)'tan haber ver der. O da der ki:
"İçinde alev olmayan .iumandır" Araplar bunu biliyor mu?" der. O tia: "Evet, sen şairin şöyle dediğini duymadın mı?" der. Yanan kandilin ışığı gibi aydınlatıyor. Allah onun İçinde durman yapmadı.
[10] Divanı: 25-2o. Meşhur olan rivayette: "Le asikneni ve sane-ni"di \ İkisi de sin ilediv. Zira siyahlığından ve ibaresinin zayıflığından peltek gibidir. Şin sine kalbolmuş. İkincisi Tefsir'ul-Maverdi: 4/155; Sır-ru Sanat'ul-İrab: 1/230; El-Mumti fi't-Tasrif: 410. Lisan aseka.
[11] Müellifin dediği gibi beyit, Merrar b. Munkiz'indir, Cerir'îe aynı asırda yaşamış müslüman şairdir. İkisi ansnda hicvetmeler olmuş. Mafdaliyat: 83. İkincisi; Kitab'ul Ef al: 3/490. Lisan mad. Zebere. Mah-tutede izbirarehuyerine izhirarehu, yetteğiru erien seyğere gelmiş. Ikisi-de hatadır. Liyetteğire el-îttiğar: Dişlerin düşmesidir. İzbirar: Tüylerin dağ ılrn asıdır.
[12] Muhammed b. Nasr'ın Lokman b. Amir Hanefi'den çıkardığına göre Nebi (s.a.v.) Kur'an okuyan bir gencin yanından geçti ve bu ayeti okuyordu:
"Gök yarıldığı zaman erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olur." durdu ve tüyleri diken diken oldu. İbretler içinde kalıp bir hayli ibret aldı hem ağlıyor hem de şöyle diyordu:
"Evet evet gök yarıldığı zaman olacak" diyordu. Nebi (s.a.v.) şöyle dedi:
"Ey genç, Nefsim elinde olana yemin olsunki, meleklerde senin ağlayışınla ağladılar."
[13] Mücahid'ten naklen ayet için şöyle demiş:
"Melekler mücrimlerden bir şey sormazlar. Zira onlan simalarından tanırlar.
[14] Taberani'nin İbni Abbas'tan çıkardığına göre Nafi b. Ezrak ona: "Bana bu ayet hakkında haber ver" demiş. O da der ki:
"Aniy: Kaynaması ve ısısı son haddine varandır. "Araplar bunu biliyor mu?" der. O da:
"Evet, sen Nabiğe beni Zebyan'ın şöyle dediğini duymadın mı?" der. "Hıyanet edip gaddar olanın sakalı, kaynaması son haddine gelmiş insanın içinde gelen kan ile boyanır.
[15] Beyit Ruh'ul-Meani'dedir: 11/53. Nisbetsizdir ve o, Ebu Tem-mam'ındır. Divanı: 3/200; Ez-Zehrei: 2/677.
[16] İbni Cerir ve İbn Müdeveyh'in Ebu Musa el-Eş'ari'den Nebi (s.a.v.)' den bu ayet hususunda çıkardıklarına göre şöyle demiş:
"Mukarribinler için altından iki cennet vardır ve gümüşten ashab-ı yemin için iki cennet vardır. Tefsiri Taberi'ye bak: 27/146
[17] Seklatun: Bir cins kumaştır.
[18] îbni Abbas şöyle dedi: Suya kana kana ikiside yeşilliklerinden siyaha çaldılar.
[19] İkisini de bulamadım.
[20] Divanı: 181. Vecefet: Gitti. Yani rüzgar onu, kuruduktan sonra tohumlarını saçtı. Ellebİn: yerdir. Elleva: Kumluk eğri büğrü olanlardır. Teriketuhu içinden çıktığı tohum. Hadim dahleyn onun ehli. Tesidu yükselmektir. Mahtutede: Vecefet yerine vesefet gelmiş hatadır.
[21] Divanı: 656; Hawaun: Koyu yeşil. Karhau: Beyaz nur veya parlaklık vardır onda. eşratiyetun: Belirli bulutlardan yağmur aldı. Beraim: Tomurcuktur.
[22] Divanı: 450; Lisan mad. Karaa tacı karaa. Ed-Dad: 224. Buh-ma ottur. Habeşİyyetun koyu yeşilliğinden siyaha çalıyor. Nukan suya çekmesidir. Ekari: Sert yerdir.
[23] Divanı: 139-141. Birincisi: Hayavan: 3/246; Cemherel'ul-Lu-ga: 2/208. ikincisi ise: Lisan celese. El-Faik: 1/205. Zerud bir yerdir. Zeb-bale: Medine yapımından Uzeyb: Küfe dolayında bir vadidir. El-Ve-kab: Kayada su toplanan çukurdur. Celesiy: Gözün dışı demek istiyor ki yoruldu, bitkin düştü gözleri kafasında kayboldu.
[24] Tarafe'nindir. Divanı, Şentemri'nin şerhi: 145. Lisan Necea. Muhkem: 1/203; Er-Rekm: Alacalıdır.
[25] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/381-394.
İslami Okul Okulların En Önemlisi