Vakıa Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 56. Sayfa
VAKIA SURESİ[1]
1- "Kıyamet koptuğu zaman."
Ayette geçen el-Vakiatu: Kıyamet demektir. Bir rivayete göre sayhadır.
2- "Onun oluşunu yalanlayacak hiçbir kimse yoktur."
Kazibetun'dan kasıt tekziptir. Buna benzer misal de ğa-şiye suresi 11. ayette vardır: "Lağiyeten" lağv "boş söz gürültü ses" manasındadır.
4- "Yer şiddetle sarsıldığı zaman."
Bir kez sallandığında veya sarsıldığında üzerindeki tüm binalar yıkılır yerle bir olur.
5- "Dağlar parçalandığı zaman."
Bir rivayete göre busset gürültü ve ses ile yıkılmaktır. Bir rivaeyte göre busset: Ufak ince parçalara bölünüp parçalan-masıdır. El-Besbesetu ise: Kavut denen şeydir veya irmik tat-lısıdır. Bazı hırsızlar şöyle demiş: Ekmekle uğraşıp ses çıkarmayın ve bir yerde fazla durmayın.[2]
7- "Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman..."
Çeşitli veya muhtelif sınıflar demektir. îbni Abbas (r.a.) bu sınıflan melaiket (fatır) suresinde zalim, mu'tedil ve önde olanlar diye sınıflandırmıştır.'Nu'man b. Beşir'in rivayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) bu ayetten okumaya başlayarak onuncu ayete kadar okuyup sınıflandırmanın isimlerini belirtmiştir. [3]
1- Sağcılar ne mutludurlar.
2- Solcular ne bahtsızdırlar onlar ve,
3- Önde olanlar, onlar Öncüdürler. (8-10 ayetler.)
10- "Önde olanlar, onlar öncüdürler."
Bunlar ihsana tabi olup doğru yolda yürüyen muhacir ve ensarlardan olan sahabilerdir.
Ayetteki "sabikun"un tekrar edilmesi şunun içindir: Zira sabikunun takdiri şöyledir: "Es-Sabikune ilattaeti, humus sabikune üa'r-rahmeti" ilk önce itaat edenler, rahmete nail olanların öncüleridir. İlk cümle mubtedadır ikincisi ise haberdir, ve XI. Ayette geçen:
"İşte onlar, en çok yaklaştıranlar."
cümlesi de mubteda ve haberin sıfatıdır.
13- "Çoğu önceki ümmetlerden."
Ayette geçen "sulletun" cemaat, ümmet anlamındadır.
14- "Birazı da sonrakilerdendir."
Çünkü Rasulullah'a (s.a.v.) iman edenlerin sayısı, kendisinden önceki nebilere iman edenlere oranla daha fazladır ve diğer nebilerinki ise azdır.[4]
15- "Cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler."
Ayette geçen (mevduneh) gümüş, cevher vb. şeylerle işlenmesidir.[5]
17- "Çevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dolaşırlar."
Ayette geçen (muhalledun) bir rivayete göre ellerinde bilezik olan kimselerdir.
Tacu'I-Meani'de şöyle denilmiş: O kimseler (varlıklar) cismani olmayan ruhani varlıklardır.
Bir rivayete göre (vaka fi haledi) sözü nefsime ve ruhuma vaki oldu demektir.
26- "Duydukları söz; yalnız "Selam, selam"dır."
Selamen kelimesinin nasp olması, kilen kelimesine bedel olmasındandır. Buna göre mana şöyledir. Selamdan başka birşey işitmezler: "La yesmeune illa selamu" şu takdir üzerine "kil" kelimesiyle selamenin naşı olması da caizdir. Ancak şöyle denilmesi gerekir. (Yusall mukellahu selamen."
28- "Dikensiz kirazlar."
Yumuşak, dikeni olmayan ve sert olmayan çekirdeksiz kirazdır ki sanki özel olarak dikenlerden arındırılmış gibidir. Şemmah şöyle dedi:
"Eğer sen düz çıplak dikenlerden arındırılmış yumuşak bir yerde gecelersen sütü garantilemiş bir şekilde sabahlarsın ve güzel tatlı zahmetsiz bir içim süt içersin."[6]
29- "Meyvaları tıklım tıklım dizili muz ağaçları."
Ayette geçen "Talhin mendud"tan kasıt birbirleri üzerinde dizilmiş muz salkımları konulmuş ve bir arada toplanmıştır demektir.
Ve şöyle dedi: "Memeleri imdat çağrısında bulunduğu zaman bulut tabakaları hemen üst üste yığılır yardıma gelir."[7]
30- "Yayılmış gölgeler."
Zaman ve mekanda yayılmış gölgelerdir. Çünkü o, fani olmayan sonu gelmeyen bir gölgedir. Lakin o öyle bir gölgedir ki: Ne güneş onu yokedip kaldırabilir ne de sıcak tesir edip altına girebilir ve ne de soğuk geçirip o gölgenin refahı ve zevkini ifsat edebilir. Allah (c.c.) bunu şu ayette belirttiği gibi:
"...ne yakıcı sıcak görülür orada, ne de dondurucu soğuk." (İnsan: 76/13)
34- "Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler." Araplar kadınlardan kinaye olarak firaş kelimesini kullanırlar. Ayette geçen "merfuatin" ise yükseltilmiş döşek veya taht, yatak vb. şeylerdir.[8]
35- "Gerçekten biz hurileri yepyeni bir yaratılışla
yarattık."
Maksat şudur: Biz onları henüz bakire genç kız şeklinde yarattık demektir.
37- "Eşlerine düşkün ve yaşıttırlar."
Ayette geçen el-Arub: Güzel eşlerine karşı düşkün, feta-netli, anlayışlı, arapların fetaneti gibi tam eşlerinin murad-lan doğrultusundadır demektir.
"Etraben" ise çiçeklerle bezenip süslenmişlerdir ki güzellikleri, cemaletleri ve görünüşleri daha tam ve ihtişamlı olsun. Ebu Zeyd Tai[9] şöyle dedi:
"Günlerimizin yarısı yarı zulümledir. Çünkü ben yaşam gölgesini zayıf, sıska hesap etmedim. Zamanı sarhoşluk başlangıcı olarak görmüyorum. En güzel olarak Allah'ı görüyorum."
39-40- "Bir çoğu önceki ümmetlerdendir. Bir çoğu da sonrakilerdendir."
Öncekiler hakkında şu ayet inince:
"Birazı da sonrakilerdendir." (14. ayet).
Sahabiler oldukça fazla üzüldüler ve bunun üzerine 39 ve 40. ayetler nazil olur sahabiîer teskin olurlar. Rasulullah (s.a.v.) bu ayetleri şöyle tefsir etmiştir:
"Adem (a.s.) dan bize kadar gelenler bunlardan bir guruptur, bizden sonra kıyamete kadar devam edecek olan bunlardan bir guruptur." der.[10]
41- "Solcular; ne yazık o solculara!"
Araplar solu hep uğursuz addederken sürekli kötü ve çirkin olan şeyler, şanssızlık ve eksik mal veya servet olarak tabir ederler. Huzeli şöyle dedi:
"Ey Ebu Surm, Esma'dan sana anlattı. Öyleki onun binit develeri bağımsız olduğu zaman aramızda cereyan etti.
Onun için sol (uğursuz) kuşunu ürküttüm. Eğer o senin meylettiğin hevan ise o senden uzaklaşır."[11]
Şöyle dediği gibi:
"Beni Allat'ı yardımlaştıkları zaman gördüm ki: Benim payımı kendilerinkine göre uğursuz sayıyorlar. Beni sağa yani uğurlu olan yere indir ben atılan uğursuz rezil menzilinde olmadım."[12]
43-44- "Kapkara dumandan bir gölge altmdalar ki ne serindir ne de hoştur." '
Ayette geçen el-Yehmum: Dumandır. Bir rivayete göre siyah ateştir. Eğer gölgenin faydası hararetin şiddetinden, yakmasından ve kavurmasından uzaklaştırıp rahatlatmak ise, dumandan olan göğe ise ne serinlik ne de hoşnutluk verir.
55- "Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz."
Ayette geçen el-Hiym, susamış devedir. El-Heyyam ise öyle bir hastalıktır ki ne kadar deve onunla beraber içer ama suya kanmaz içtikçe içesi gelir. Arabi'nin dediği gibi:
"Tuzlanmış ve karnı susuzluktan tıngırdayana kadar sudan men edilen develerin vecdi, su birikinti yerlerine gitmektir. Oraya buraya gidip dönüp dolaşıyor onun etrafında da deve sürüleri vardır hastalanıyor ve su içiyorlar. Benden daha çok virde susamış ve teatuf etmiş zira ben ise süsleniyorum."[13]
58- "Söyleyin öyleyse, dökmekte olduğunuz meni nedir?"
Mena-ve emna eş anlamlı birer kelimedir. El-îmnau ise; akıtmaktır. Hacda olan Mina'ya da; orada kaynatıldığından Mina denilmiştir. Akıtılarak atıldığından dolayı çocuk olan suya (meniye) da meniyyen denilmiştir.
65- "Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız."
Temimlilerin lügatına göre teneddemun (pişman olursunuz) demektir. Bir rivayete göre şaşırdınız demektir. Ebu Amr Zahid'in Sa'leb'ten zikrettiğine göre "ett-tefekkuh ile et-tefekkun" nafaka üzerine olan pişmanlıktır.[14]
71- "Söyleyin şimdi bana tutuşturmakta olduğunuz ateşi."
El-İrau çakmak taşı, defne ağacının benzeri şeylerin birbirine çakılıp ateşin çikartılışıdır. .
73- "Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık."
Tezkire'den kasıt ibret yaptık ki yarın olacak olan büyük ateşten sakınmanız için size hatırlatsın. Metaen: Ateşin ışığından, pişirmesinden ve yakmasından elde edilen menfaatlerdir. Halil de bizim görüşümüzün üzerinedir. Ateşin daha başka cevheri madeni eritmek, şekillendirmek kireç, alçı, sıva vb. şeylerin yapılışında kulanılır ve bunların hepside kulların faydası içindir. En büyük hayırlar ve genel olan meta kısımları su, ateş, mer'a ve tuzdur.[15]
Su ve diğerleri yağmur almayan çöl ve benzeri yerlerde her ne kadar ihtiyaç sahiplerine birer meta da olsalar ateşin insanları Allah'ın azabını hatırlattığı ve günahlardan sakındırdığı gibi ne bir ibret nede bir hatırlatıcılıkları vardır.
Ekva kelimesi zıt anlamlı bir kelimedir ki[16] hem ihtiyacı olan hem de olmayan manasına geldi. Bundan dolayı bu kelimenin tefsiri ihtiyaç ve maksada göre değişik, muhtelif tefsirleri açıklamaları vardır.
75- "Hayır! Yıldızların yerine yemin ederim ki..." Ayette geçen mevakii'n-nucum'dan kasıt: Yıldızların
çıkış ve düşüşleridir. Bir rivayete göre kıyamet gününde dağılmalarıdır. Bir rivayete göre o yıldızlar Cebrail'in (a.s.) Ra-sulullah'in (s.a.v.) kalbine düşürüp nakış ettiği Kur'an'ın yıldızlarıdır. Bir rivayete göre o yıldızlar: Hayırlı ve iyi insanların kabirleridir. Şu kavi ise şöyledir:
76- "Bilirseniz, gerçekten bu büyük bir yemindir." Ayetteki bu ifade kasem İle cevap arasında olan itirazi bir
cümledir ki: Mevsuf olan (kasem) kelimesiyle ve sıfatı olan (azim) arasında olan bir itirazi cümleyi içermektedir ki o da (Lev ta'lemun)'dur. İşte bu ikidir ve birbirinin arasında olan iki itirazdır.
81- "Şimdi siz, bu sözümü küçümsüyor sunuz?"
Ayette geçen (mudhinun) fesat sokma, fitne çıkarma manasında olan (munafikun) demektir.
Edhene ve dahene: Umursamayıp küçümseyip nifak etmek manasındadır.
Ebu Kays b. Eslet Ensari'nin dediği gibi:
"Yolcunun silahı zaman için uyandırır kuvvetlidir ve zayıf ümitsiz değildir. Kuvvet ve akıl devamlı, zayıflık, aşırı hırs ve nifaktan daha hayırlıdır."[17]
82- "Allah'ın verdiği rızka karşı şükrü, onu yalanlamakla mı yapıyorsunuz?"
Yani sizin yaptığınız küfür ve tekzip verilen rızka karşı bir şükür mü sanıyorsunuz? Ki araplann buna benzer şu sözleri bu kategoride yer alır:
"Bize yağmuru bulutlar veya yıldızlar yağdırdı.[18] Yine bazı arapların Rasulullah'ı (s.a.v.) yalanlamak ve inanmamak kastıyla Ebu Süfyan vb. şahısların mallarından almaları da bu kategoriye girer.
83- "Hele can boğaza dayandığı zaman."
Ayette maksat can veya nefis zikredilmemiş te olsa (iza beleğeti'l-hulkum) ifadesi bunlara kinayeten söylenmiştir.
Hatem'in dediği gibi:
"Sekerat günü gelip göğsü daraldığı zaman vallahi kişiye malı fayda vermez. Vallahi bu ya apaçık bir engel olur ya da ata olur ya da hiçbir ürküntü ona engel olmaz.[19]
86- "Mademki ceza görmeyecekmişsiniz."
Ayette geçen (Medinin)den kasıt: Çoğunun benimsediği ceza olduğunun görüşü değil aksine dinin buradaki konumu itaat ve ibadettir.
Buna göre mana şöyledir: Madem ki siz itaat etmeye malik değilsiniz ve itaat etmekten kaçıyorsanız, öyleyse zannettiğiniz gibi malik iseniz yiğitseniz, ruhlarınızı kabzet-memiz için bir çözüm bulun, aramıza bir engel koyun ve ruhları tekrar bedenlere geri dönderin bakalım.
Ayetin bu ifadesi doğrudur, sahihtir. Çünkü gerektiğinde ruhun tekrar dönüşü bakımından herhangi bir acziyet manası yoktur. Kastettiğim şudur: Ceza ve dönüşün inkar edilişi.
89- "Ona rahatlık güzel rızik ve naim cenneti vardır."
Revh: rahatlıktır.[20]
Aişe'den (r.a.) nakledilen bir rivayette Rasulullah'ın (s.a.v.) kıraatında böyledir ve, İbni Abbas, Hasan, Katade, Dehhak, Eşheb[21], Nuhu'1-Kari[22], Budey[23], Şu'ayb b. Harb[24], Süleyman Teymi[25], Rabi b. Haysem[26], Ebu İmran el-Cuni[27], Ebu Cafer Muhammed b. Ali[28] ve El-Kayad'm kıraatîarma göre "Feruhun" kelimesinin ra'sı zammeyledir. Manası ölümsüz bir hayattır. İbni Abbas'a göre manası istirahat, Dehhak'a göre de rahmet manasındadır.[29]
[1] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre Vakıa suresi Mekke'de nazil olmuş. Beyhaki, Ebu Ya'la ve ibni Murdeveyh'in İbni Mesut'tan çıkardıklarına göre Rasulullah'ın (s.a.v.) şöyle dediğim işittim demiş.
"Kim her gece vakıa suresini okursa ebediyyen ona bela isabet etmez."
[2] Er-Riciz Kitab'ul-Efal'de: 1/480. Muhakkik nisbet etmemiş. Tehzib'ul-Luğa: 7/15; Cemhere: 1/30. Lisan mad. Hubz. Şems'ul-Ulum: 1/126 ve 2/15; Tefsir'ul-Kurtubi: 17/196; Mucem'uş-Şuara: 492. Nişvan Himyeri şöyle dedi:
"Er-Ricz, Gatafan'dan bir hırsızındır. Ali b. Hamza demiş ki: "Şaşanmdır. Beni Abbas'tandır. İbn'ul-Arabi şöyle demiş: "Arapların develerini çalan bazı hırsızlardır. Onlardan bazıları dediler ki:
"Ekmekle fazla meşgul olmayın yakalanırsınız. Velakin kavut ile yetinin. Merzbani şöyle demiş: "O, Hefvan Ukayli'nindir."
[3] Hadisi, İbnj Ebu Hatem ve ibni Murdeveyh çıkarmış. Durru'l-Mensur: 8/7.
[4] İbni Mürdeveyh'in Ebu Hureyre'den çıkardığına göre "Çoğu önceki ümmetlerden -birazı da sonraki ümmetlerdendir." ayeti nazil olduğunda Rasulullah'ın ashabı mahzun olup dediler ki:
"Öyleyse Muhammed'in ümmetinden pek az olacaktır. Bunun üzerine günün yansında "Bir çoğu önceki ümmetlerdendir. Bir çoğu da sonrakilerdendir" ayeti nazil oldu. Bunun üzerine ikincsinin "Birazı da sonrakilerdendir" kısmı nesholundu.
[5] îbni Abbas'tan nakledildiğine göre Nafi b. Ezrak ona (Ala su-rurin mevdunetin) nedir? diye sormuş. O da:
"El-Mevdune: Gümüş cevherlerle işlenmiş üzerinde yetmiş yatak vardır. "Araplar bunu biliyor mu?" diye sorar. O da:
"Evet sen Hassan b. Sabit'in ne dediğini duymadın mı?" der. Heyca için gümüş işlemeli bol bir elbise hazırladım.
[6] 'Divam: 117; El-Guku: Garkatun'un cemidir. Bir içim süttür. Birincisi Lisan mad. Sekka. Muhkem: 1/273; Muhassas: 11/190. İkincisi Lisan mad. Cehede. Mucemu Makayis'ul-Luga: 1/487.
[7] Beyit Şemmah'mdır. Divanı: 1116; Mean'il-Kebir: 1/87; Me-calis'us-Saleb: 2/738; El-Faik: 3/115. Lisan mad. Akabe. Ed-Derat: Dar-retun'un cemidir. Sütten hali olmayan memelerdir. Feziat: Onu korkuttu ve yardım etti ona. Diyor ki: Semizdir. Süte ihtyaç duyduğunda ise hemen sütü verir.
[8] Lisan'da şöyle demiş: El-Furuş velime fariş: kadınlardır. Çünkü onlar uzanıp açılırlar. Ebu Kebir şöyle demiş:
"Onlardandır. Azledilen kadınlar helak olmadı." (Furuşun merfuatin) ayeti hakkında. Furuş ile, furuş sahibi olan cennet ehlinin kadınları kastedilmiştir. Kişinin hanımına; onun yatağı, çarşafı ve yorganı denilir.
[9] Adı: Munzir b. Harmele'dir. Eski cahiliyyedendir. İslamı idrak etti ama müslüman olmadı. Hıristiyan olajak öldü. Velid b. Ukbe'nin kadeh arkadaşıylı. Osman b. Afvan'a, Velid'in şarap içtiğini ve Ebu Zebid'le arkadaşlık ettiğini anlattıklarında hemen onu Kufe'den azletti. Aslanın vasfı hususunda onun güzel şiiri vardır. İki beyit tamemen zahir olmamıştır. İkisi de divanında yoktur.
[10] Hadis 14. ayette geçti.
[11] Ebu Zueyb Huzeli'nindir. Şerh Eş'ar'ul Huzeliyin: 1/41; Ez-Zehre: 1/339.
[12] Beyitler Ebu Harraş Huzeii'nindir. Birincisi şerh ebyat Huzeliyin: 3/1197; Divanı Huzeliyin: 2/132; Mean'il-Kebir: 2/849; Eğani: 21/44. Mahtutede sehmiyerine siyame gelmiş hatadır. Bu bir darbı meseldir. Diyor ki: Beni kötü bir konuma düşürüyorlar.
[13] Beyitler Zehru'l-Adab'ta: 1/242. Rebiu'l-Ebrar: 1/224. Haya-van: 3/104, Ez-Zehratu: 1/410, Hulliet: Sudan men edildi.
[14] tbni Manzur şöyle demiş: "Et-Tefekkuh teneddum'dur (pişmanlık). Kur'an'da (Fe zaltum tefekkehun)'un manası: Şaşırdınız demektir. Tefekkenun da aynı manadadır. Bu da ukul kabilesinin bir lügatidir. El-leh yani: Ezd şennua diyorlar ki: Yetefekkehun. Temimliler: Yetefekke-nun diyorlar. Yani şaşırır kalırlar.
[15] Taberani, ibni Murdeveyh ve İbni Asakir'in Vasile b. Eska'dan (r.a.) çıkardığına göre Rasulullah (s.a.vj şöyle dedi demiş:
"Allah'ın kullarını, sudan, meradan ve ateşten menetmeyin. Zira Allahu Teala bunları ihtiyaç sahiplerine meta ve mustazaflar için de kuvvet kılmıştır." İbni Asakir'in lafzı şöyle: "Faydalanmak isteyenler için bir geçim yapmıştır."
[16] İbni Enbarİ şöyle dedi: Mukvin: Zıt anlamlı kelimelerdendir. Hali vakti yerinde olan ve binitleri güçlü olan adama:
"Raculun mukvi" denilir. Ev, ev halkından hali olduğunda: Kad ek-va'1-menzü denilir. Falanca çölde geceledi: Bate fulanun el-kavae denilir. El-Eddad Îbni'l-Enbari: 122.
[17] Mafdaliyat: 285; Semtu'Meali: 837; Hayavan: 3/46; Bezzu: Silahtır. Fekketu: Zayıflık. Hau: Aşın hırstır.
[18] Müslim'in İbni Abbas'tan çıkardığına göre şöyle demiş: "Rasulullah'm (s.a.v.) zamanında insanlar üzerine yağmur yağdı ve
Rasulullah şöyle dedi:
"İnsanlardan bazıları şükreder oldu bazıları da kafir." Dediler ki:
"Bu rahmet Allah'ın vergîsidir. Bazıları da dediler ki: "Falanca bulut doğruladı tasdiketti. Bunun üzerine Hayır yıldızların yerlerine yemin ederim ki'den Allah'ın verdiği rızka karşı, şükrü, onu yalanlamakla mı yapıyor sunuz"a kadar ayetler nazil oldu." Sahihi Müslim rakam: 73.
[19] İki beyit te Divanında sh. 50.
[20] Dehhak'tan naklen, Ef-ruh: İstirahattır. er-Reyhan: nzıktir.
[21] Adı, Miskin b. Abdulaziz'dir. îmam Malik'in arkadaşıdır. Sima yoluyla kıraati, Nafi b. Ebu Nuaym'dan rivayet etmiş.
[22] İbni Cezeci anlatıp şöyle dedi: Sonra Ebu Amr b. Ala'dan sonra (ilk kıraat ravileri) Nuh'ul-Kari oldu.
[23] Budeyl b. Verka şahabıdır. Mekke'nin fethinde müslüman oldu. Nebi'yi (s.a.v.) gördü ve iki yanağı siyahtı ve ona:
"Yaşın haçtır" dedi. O da:
"97'dir"dedi. Rasulullah (s.a.v.):
"Allah senin cemal ve siyahlığını artırsın" dedi. İsabe: 1/141.
[24] Şuayb b. Harb Ebu Salih Bağdadi'dir. Horasan'lı olup Mekke'ye gelmiştir. Salih, dindar ve sikadır. Hamza ez-Ziyat'a arzetmiş. Ondan ard yoluyla kıraat Ettiyb b. İsmail rivayet etmiş. H. 296'da vefat etti.
[25] Süleyman b. Yahya ey-Teymi el-Bağdadi ve'd-Daby ile maruf olan kişidir. Karidir, büyük derecede sikadır. Ed-Devriye ardetmiş. İbn'ul-Enbari ve Ebu bekir Nekkaş'dan rivayet etmiş. H. 291 'de vefat etmiş.
[26] Rabi b. Haysam büyük kıymetli tabündendir. ibni Mesut'tan almış. Onun üzerine de Ebu Zur'a b. Amr b. Cerir ardetmiş. İbni Mesut şöyle demiş: Muhammed (s.a.v.) seni görseydi, seni severdi. H. 90'da vefat etti.
[27] Adı Abdulmelik b. Habib'tir. O, künyesiyle meşhurdur. Sika ve dördüncü tabakanın büyük1 erindendir. H. 128 de vefat etti. Takribu't-Teh-zib: 362.
[28] O, Muhammed t. Ali Bağdadî el-Bezzaz'dır. Künyesi Ebu Cafer'dir. Kari meşhur ve zsıptı sağlamdır. Kıraati arz yoluyla Muhammed b. Amr b. Avn'dan almıştır. Ondan da: Muhammed b. Abdullah b. Cafer harbi ve Ebubekir jSekkaş rivayet etmişler.
[29] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/395-405.
İslami Okul Okulların En Önemlisi