Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Vakıa Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 56. Sayfa

 

VAKIA SURESİ[1]

 

1- "Kıyamet koptuğu zaman."

Ayette geçen el-Vakiatu: Kıyamet demektir. Bir rivaye­te göre sayhadır.

2-  "Onun oluşunu yalanlayacak hiçbir kimse yok­tur."

Kazibetun'dan kasıt tekziptir. Buna benzer misal de ğa-şiye suresi 11. ayette vardır: "Lağiyeten" lağv "boş söz gü­rültü ses" manasındadır.

4- "Yer şiddetle sarsıldığı zaman."

Bir kez sallandığında veya sarsıldığında üzerindeki tüm binalar yıkılır yerle bir olur.

5- "Dağlar parçalandığı zaman."

Bir rivayete göre busset gürültü ve ses ile yıkılmaktır. Bir rivaeyte göre busset: Ufak ince parçalara bölünüp parçalan-masıdır. El-Besbesetu ise: Kavut denen şeydir veya irmik tat-lısıdır. Bazı hırsızlar şöyle demiş: Ekmekle uğraşıp ses çı­karmayın ve bir yerde fazla durmayın.[2]

7- "Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman..."

Çeşitli veya muhtelif sınıflar demektir. îbni Abbas (r.a.) bu sınıflan melaiket (fatır) suresinde zalim, mu'tedil ve önde olanlar diye sınıflandırmıştır.'Nu'man b. Beşir'in ri­vayet ettiğine göre Rasulullah (s.a.v.) bu ayetten okumaya başlayarak onuncu ayete kadar okuyup sınıflandırmanın isimlerini belirtmiştir. [3]

1- Sağcılar ne mutludurlar.

2- Solcular ne bahtsızdırlar onlar ve,

3- Önde olanlar, onlar Öncüdürler. (8-10 ayetler.)

10- "Önde olanlar, onlar öncüdürler."

Bunlar ihsana tabi olup doğru yolda yürüyen muhacir ve ensarlardan olan sahabilerdir.

Ayetteki "sabikun"un tekrar edilmesi şunun içindir: Zi­ra sabikunun takdiri şöyledir: "Es-Sabikune ilattaeti, humus sabikune üa'r-rahmeti" ilk önce itaat edenler, rahmete na­il olanların öncüleridir. İlk cümle mubtedadır ikincisi ise ha­berdir, ve XI. Ayette geçen:

"İşte onlar, en çok yaklaştıranlar."

cümlesi de mubteda ve haberin sıfatıdır.

13- "Çoğu önceki ümmetlerden."

Ayette geçen "sulletun" cemaat, ümmet anlamındadır.

14- "Birazı da sonrakilerdendir."

Çünkü Rasulullah'a (s.a.v.) iman edenlerin sayısı, ken­disinden önceki nebilere iman edenlere oranla daha fazladır ve diğer nebilerinki ise azdır.[4]

15- "Cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler."

Ayette geçen (mevduneh) gümüş, cevher vb. şeylerle işlenmesidir.[5]

17- "Çevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dola­şırlar."

Ayette geçen (muhalledun) bir rivayete göre ellerinde bi­lezik olan kimselerdir.

Tacu'I-Meani'de şöyle denilmiş: O kimseler (varlıklar) cismani olmayan ruhani varlıklardır.

Bir rivayete göre (vaka fi haledi) sözü nefsime ve ruhu­ma vaki oldu demektir.

26- "Duydukları söz; yalnız "Selam, selam"dır."

Selamen kelimesinin nasp olması, kilen kelimesine be­del olmasındandır. Buna göre mana şöyledir. Selamdan başka birşey işitmezler: "La yesmeune illa selamu" şu tak­dir üzerine "kil" kelimesiyle selamenin naşı olması da ca­izdir. Ancak şöyle denilmesi gerekir. (Yusall mukellahu selamen."

28- "Dikensiz kirazlar."

Yumuşak, dikeni olmayan ve sert olmayan çekirdeksiz ki­razdır ki sanki özel olarak dikenlerden arındırılmış gibidir. Şemmah şöyle dedi:

"Eğer sen düz çıplak dikenlerden arındırılmış yumuşak bir yerde gecelersen sütü garantilemiş bir şekilde sabahlar­sın ve güzel tatlı zahmetsiz bir içim süt içersin."[6]

29- "Meyvaları tıklım tıklım dizili muz ağaçları."

Ayette geçen "Talhin mendud"tan kasıt birbirleri üzerin­de dizilmiş muz salkımları konulmuş ve bir arada toplanmış­tır demektir.

Ve şöyle dedi: "Memeleri imdat çağrısında bulunduğu za­man bulut tabakaları hemen üst üste yığılır yardıma ge­lir."[7]

30- "Yayılmış gölgeler."

Zaman ve mekanda yayılmış gölgelerdir. Çünkü o, fani olmayan sonu gelmeyen bir gölgedir. Lakin o öyle bir göl­gedir ki: Ne güneş onu yokedip kaldırabilir ne de sıcak te­sir edip altına girebilir ve ne de soğuk geçirip o gölgenin re­fahı ve zevkini ifsat edebilir. Allah (c.c.) bunu şu ayette be­lirttiği gibi:

"...ne yakıcı sıcak görülür orada, ne de dondurucu so­ğuk."                                                         (İnsan: 76/13)

34- "Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler." Araplar kadınlardan kinaye olarak firaş kelimesini kul­lanırlar. Ayette geçen "merfuatin" ise yükseltilmiş döşek ve­ya taht, yatak vb. şeylerdir.[8]

35-  "Gerçekten biz hurileri yepyeni bir yaratılışla

yarattık."

Maksat şudur: Biz onları henüz bakire genç kız şeklin­de yarattık demektir.

37- "Eşlerine düşkün ve yaşıttırlar."

Ayette geçen el-Arub: Güzel eşlerine karşı düşkün, feta-netli, anlayışlı, arapların fetaneti gibi tam eşlerinin murad-lan doğrultusundadır demektir.

"Etraben" ise çiçeklerle bezenip süslenmişlerdir ki güzel­likleri, cemaletleri ve görünüşleri daha tam ve ihtişamlı ol­sun. Ebu Zeyd Tai[9] şöyle dedi:

"Günlerimizin yarısı yarı zulümledir. Çünkü ben yaşam gölgesini zayıf, sıska hesap etmedim. Zamanı sarhoşluk başlangıcı olarak görmüyorum. En güzel olarak Allah'ı gö­rüyorum."

39-40- "Bir çoğu önceki ümmetlerdendir. Bir çoğu da sonrakilerdendir."

Öncekiler hakkında şu ayet inince:

"Birazı da sonrakilerdendir." (14. ayet).

Sahabiler oldukça fazla üzüldüler ve bunun üzerine 39 ve 40. ayetler nazil olur sahabiîer teskin olurlar. Rasulullah (s.a.v.) bu ayetleri şöyle tefsir etmiştir:

"Adem (a.s.) dan bize kadar gelenler bunlardan bir guruptur, bizden sonra kıyamete kadar devam edecek olan bunlardan bir guruptur." der.[10]

41- "Solcular; ne yazık o solculara!"

Araplar solu hep uğursuz addederken sürekli kötü ve çirkin olan şeyler, şanssızlık ve eksik mal veya servet ola­rak tabir ederler. Huzeli şöyle dedi:

"Ey Ebu Surm, Esma'dan sana anlattı. Öyleki onun bi­nit develeri bağımsız olduğu zaman aramızda cereyan etti.

Onun için sol (uğursuz) kuşunu ürküttüm. Eğer o senin meylettiğin hevan ise o senden uzaklaşır."[11]

Şöyle dediği gibi:

"Beni Allat'ı yardımlaştıkları zaman gördüm ki: Benim payımı kendilerinkine göre uğursuz sayıyorlar. Beni sağa ya­ni uğurlu olan yere indir ben atılan uğursuz rezil menzilin­de olmadım."[12]

43-44- "Kapkara dumandan bir gölge altmdalar ki ne serindir ne de hoştur." '

Ayette geçen el-Yehmum: Dumandır. Bir rivayete göre siyah ateştir. Eğer gölgenin faydası hararetin şiddetinden, yakmasından ve kavurmasından uzaklaştırıp rahatlatmak ise, dumandan olan göğe ise ne serinlik ne de hoşnutluk ve­rir.

55- "Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz."

Ayette geçen el-Hiym, susamış devedir. El-Heyyam ise öyle bir hastalıktır ki ne kadar deve onunla beraber içer ama suya kanmaz içtikçe içesi gelir. Arabi'nin dediği gibi:

"Tuzlanmış ve karnı susuzluktan tıngırdayana kadar su­dan men edilen develerin vecdi, su birikinti yerlerine gitmek­tir. Oraya buraya gidip dönüp dolaşıyor onun etrafında da de­ve sürüleri vardır hastalanıyor ve su içiyorlar. Benden da­ha çok virde susamış ve teatuf etmiş zira ben ise süsleniyo­rum."[13]

58- "Söyleyin öyleyse, dökmekte olduğunuz meni ne­dir?"

Mena-ve emna eş anlamlı birer kelimedir. El-îmnau ise; akıtmaktır. Hacda olan Mina'ya da; orada kaynatıldığından Mina denilmiştir. Akıtılarak atıldığından dolayı çocuk olan suya (meniye) da meniyyen denilmiştir.

65- "Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız."

Temimlilerin lügatına göre teneddemun (pişman olursu­nuz) demektir. Bir rivayete göre şaşırdınız demektir. Ebu Amr Zahid'in Sa'leb'ten zikrettiğine göre "ett-tefekkuh ile et-tefekkun" nafaka üzerine olan pişmanlıktır.[14]

71- "Söyleyin şimdi bana tutuşturmakta olduğunuz ateşi."

El-İrau çakmak taşı, defne ağacının benzeri şeylerin bir­birine çakılıp ateşin çikartılışıdır.                                .

73- "Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fay­da yaptık."

Tezkire'den kasıt ibret yaptık ki yarın olacak olan büyük ateşten sakınmanız için size hatırlatsın. Metaen: Ateşin ışı­ğından, pişirmesinden ve yakmasından elde edilen menfa­atlerdir. Halil de bizim görüşümüzün üzerinedir. Ateşin daha başka cevheri madeni eritmek, şekillendirmek kireç, al­çı, sıva vb. şeylerin yapılışında kulanılır ve bunların hepsi­de kulların faydası içindir. En büyük hayırlar ve genel olan meta kısımları su, ateş, mer'a ve tuzdur.[15]

Su ve diğerleri yağmur almayan çöl ve benzeri yerlerde her ne kadar ihtiyaç sahiplerine birer meta da olsalar ateşin insanları Allah'ın azabını hatırlattığı ve günahlardan sa­kındırdığı gibi ne bir ibret nede bir hatırlatıcılıkları vardır.

Ekva kelimesi zıt anlamlı bir kelimedir ki[16] hem ihtiya­cı olan hem de olmayan manasına geldi. Bundan dolayı bu kelimenin tefsiri ihtiyaç ve maksada göre değişik, muhtelif tefsirleri açıklamaları vardır.

75- "Hayır! Yıldızların yerine yemin ederim ki..." Ayette geçen mevakii'n-nucum'dan kasıt: Yıldızların

çıkış ve düşüşleridir. Bir rivayete göre kıyamet gününde da­ğılmalarıdır. Bir rivayete göre o yıldızlar Cebrail'in (a.s.) Ra-sulullah'in (s.a.v.) kalbine düşürüp nakış ettiği Kur'an'ın yıl­dızlarıdır. Bir rivayete göre o yıldızlar: Hayırlı ve iyi insan­ların kabirleridir. Şu kavi ise şöyledir:

76- "Bilirseniz, gerçekten bu büyük bir yemindir." Ayetteki bu ifade kasem İle cevap arasında olan itirazi bir

cümledir ki: Mevsuf olan (kasem) kelimesiyle ve sıfatı olan (azim) arasında olan bir itirazi cümleyi içermektedir ki o da (Lev ta'lemun)'dur. İşte bu ikidir ve birbirinin arasında olan iki itirazdır.

81- "Şimdi siz, bu sözümü küçümsüyor sunuz?"

Ayette geçen (mudhinun) fesat sokma, fitne çıkarma manasında olan (munafikun) demektir.

Edhene ve dahene: Umursamayıp küçümseyip nifak et­mek manasındadır.

Ebu Kays b. Eslet Ensari'nin dediği gibi:

"Yolcunun silahı zaman için uyandırır kuvvetlidir ve zayıf ümitsiz değildir. Kuvvet ve akıl devamlı, zayıflık, aşırı hırs ve nifaktan daha hayırlıdır."[17]

82- "Allah'ın verdiği rızka karşı şükrü, onu yalanla­makla mı yapıyorsunuz?"

Yani sizin yaptığınız küfür ve tekzip verilen rızka karşı bir şükür mü sanıyorsunuz? Ki araplann buna benzer şu söz­leri bu kategoride yer alır:

"Bize yağmuru bulutlar veya yıldızlar yağdırdı.[18] Yine bazı arapların Rasulullah'ı (s.a.v.) yalanlamak ve inanma­mak kastıyla Ebu Süfyan vb. şahısların mallarından alma­ları da bu kategoriye girer.

83- "Hele can boğaza dayandığı zaman."

Ayette maksat can veya nefis zikredilmemiş te olsa (iza beleğeti'l-hulkum) ifadesi bunlara kinayeten söylenmiştir.

Hatem'in dediği gibi:

"Sekerat günü gelip göğsü daraldığı zaman vallahi kişi­ye malı fayda vermez. Vallahi bu ya apaçık bir engel olur ya da ata olur ya da hiçbir ürküntü ona engel olmaz.[19]

86- "Mademki ceza görmeyecekmişsiniz."

Ayette geçen (Medinin)den kasıt: Çoğunun benimsedi­ği ceza olduğunun görüşü değil aksine dinin buradaki konu­mu itaat ve ibadettir.

Buna göre mana şöyledir: Madem ki siz itaat etmeye malik değilsiniz ve itaat etmekten kaçıyorsanız, öyleyse zannettiğiniz gibi malik iseniz yiğitseniz, ruhlarınızı kabzet-memiz için bir çözüm bulun, aramıza bir engel koyun ve ruh­ları tekrar bedenlere geri dönderin bakalım.

Ayetin bu ifadesi doğrudur, sahihtir. Çünkü gerektiğin­de ruhun tekrar dönüşü bakımından herhangi bir acziyet manası yoktur. Kastettiğim şudur: Ceza ve dönüşün inkar edilişi.

89- "Ona rahatlık güzel rızik ve naim cenneti vardır."

Revh: rahatlıktır.[20]

Aişe'den (r.a.) nakledilen bir rivayette Rasulullah'ın (s.a.v.) kıraatında böyledir ve, İbni Abbas, Hasan, Katade, Dehhak, Eşheb[21], Nuhu'1-Kari[22], Budey[23], Şu'ayb b. Harb[24], Süleyman Teymi[25], Rabi b. Haysem[26], Ebu İmran el-Cuni[27], Ebu Cafer Muhammed b. Ali[28] ve El-Kayad'm kıraatîarma göre "Feruhun" kelimesinin ra'sı zammeyledir. Manası ölümsüz bir hayattır. İbni Abbas'a göre manası is­tirahat, Dehhak'a göre de rahmet manasındadır.[29]

 



[1] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre Vakıa suresi Mekke'de nazil olmuş. Beyhaki, Ebu Ya'la ve ibni Murdeveyh'in İbni Mesut'tan çı­kardıklarına göre Rasulullah'ın (s.a.v.) şöyle dediğim işittim demiş.

"Kim her gece vakıa suresini okursa ebediyyen ona bela isabet et­mez."

[2] Er-Riciz Kitab'ul-Efal'de: 1/480. Muhakkik nisbet etmemiş. Tehzib'ul-Luğa: 7/15; Cemhere: 1/30. Lisan mad. Hubz. Şems'ul-Ulum: 1/126 ve 2/15; Tefsir'ul-Kurtubi: 17/196; Mucem'uş-Şuara: 492. Nişvan Himyeri şöyle dedi:

"Er-Ricz, Gatafan'dan bir hırsızındır. Ali b. Hamza demiş ki: "Şaşanmdır. Beni Abbas'tandır. İbn'ul-Arabi şöyle demiş: "Arapların develerini çalan bazı hırsızlardır. Onlardan bazıları dedi­ler ki:

"Ekmekle fazla meşgul olmayın yakalanırsınız. Velakin kavut ile ye­tinin. Merzbani şöyle demiş: "O, Hefvan Ukayli'nindir."

[3] Hadisi, İbnj Ebu Hatem ve ibni Murdeveyh çıkarmış. Durru'l-Mensur: 8/7.

[4] İbni Mürdeveyh'in Ebu Hureyre'den çıkardığına göre "Çoğu önceki ümmetlerden -birazı da sonraki ümmetlerdendir." ayeti nazil olduğunda Rasulullah'ın ashabı mahzun olup dediler ki:

"Öyleyse Muhammed'in ümmetinden pek az olacaktır. Bunun üze­rine günün yansında "Bir çoğu önceki ümmetlerdendir. Bir çoğu da sonrakilerdendir" ayeti nazil oldu. Bunun üzerine ikincsinin "Birazı da sonrakilerdendir" kısmı nesholundu.

[5] îbni Abbas'tan nakledildiğine göre Nafi b. Ezrak ona (Ala su-rurin mevdunetin) nedir? diye sormuş. O da:

"El-Mevdune: Gümüş cevherlerle işlenmiş üzerinde yetmiş yatak vardır. "Araplar bunu biliyor mu?" diye sorar. O da:

"Evet sen Hassan b. Sabit'in ne dediğini duymadın mı?" der. Heyca için gümüş işlemeli bol bir elbise hazırladım.

[6] 'Divam: 117; El-Guku: Garkatun'un cemidir. Bir içim süttür. Bi­rincisi Lisan mad. Sekka. Muhkem: 1/273; Muhassas: 11/190. İkincisi Li­san mad. Cehede. Mucemu Makayis'ul-Luga: 1/487.

[7] Beyit Şemmah'mdır. Divanı: 1116; Mean'il-Kebir: 1/87; Me-calis'us-Saleb: 2/738; El-Faik: 3/115. Lisan mad. Akabe. Ed-Derat: Dar-retun'un cemidir. Sütten hali olmayan memelerdir. Feziat: Onu korkut­tu ve yardım etti ona. Diyor ki: Semizdir. Süte ihtyaç duyduğunda ise he­men sütü verir.

[8] Lisan'da şöyle demiş: El-Furuş velime fariş: kadınlardır. Çün­kü onlar uzanıp açılırlar. Ebu Kebir şöyle demiş:

"Onlardandır. Azledilen kadınlar helak olmadı." (Furuşun merfuatin) ayeti hakkında. Furuş ile, furuş sahibi olan cennet ehlinin kadınları kaste­dilmiştir. Kişinin hanımına; onun yatağı, çarşafı ve yorganı denilir.

[9] Adı: Munzir b. Harmele'dir. Eski cahiliyyedendir. İslamı idrak etti ama müslüman olmadı. Hıristiyan olajak öldü. Velid b. Ukbe'nin ka­deh arkadaşıylı. Osman b. Afvan'a, Velid'in şarap içtiğini ve Ebu Zebid'le arkadaşlık ettiğini anlattıklarında hemen onu Kufe'den azletti. Aslanın vasfı hususunda onun güzel şiiri vardır. İki beyit tamemen zahir olmamış­tır. İkisi de divanında yoktur.

[10] Hadis 14. ayette geçti.

[11] Ebu Zueyb Huzeli'nindir. Şerh Eş'ar'ul Huzeliyin: 1/41; Ez-Zehre: 1/339.

[12] Beyitler Ebu Harraş Huzeii'nindir. Birincisi şerh ebyat Huze­liyin: 3/1197; Divanı Huzeliyin: 2/132; Mean'il-Kebir: 2/849; Eğani: 21/44. Mahtutede sehmiyerine siyame gelmiş hatadır. Bu bir darbı me­seldir. Diyor ki: Beni kötü bir konuma düşürüyorlar.

[13] Beyitler Zehru'l-Adab'ta: 1/242. Rebiu'l-Ebrar: 1/224. Haya-van: 3/104, Ez-Zehratu: 1/410, Hulliet: Sudan men edildi.

[14] tbni Manzur şöyle demiş: "Et-Tefekkuh teneddum'dur (pişman­lık). Kur'an'da (Fe zaltum tefekkehun)'un manası: Şaşırdınız demektir. Tefekkenun da aynı manadadır. Bu da ukul kabilesinin bir lügatidir. El-leh yani: Ezd şennua diyorlar ki: Yetefekkehun. Temimliler: Yetefekke-nun diyorlar. Yani şaşırır kalırlar.

[15] Taberani, ibni Murdeveyh ve İbni Asakir'in Vasile b. Eska'dan (r.a.) çıkardığına göre Rasulullah (s.a.vj şöyle dedi demiş:

"Allah'ın kullarını, sudan, meradan ve ateşten menetmeyin. Zi­ra Allahu Teala bunları ihtiyaç sahiplerine meta ve mustazaflar için de kuvvet kılmıştır." İbni Asakir'in lafzı şöyle: "Faydalanmak is­teyenler için bir geçim yapmıştır."

[16] İbni Enbarİ şöyle dedi: Mukvin: Zıt anlamlı kelimelerdendir. Hali vakti yerinde olan ve binitleri güçlü olan adama:

"Raculun mukvi" denilir. Ev, ev halkından hali olduğunda: Kad ek-va'1-menzü denilir. Falanca çölde geceledi: Bate fulanun el-kavae deni­lir. El-Eddad Îbni'l-Enbari: 122.

[17] Mafdaliyat: 285; Semtu'Meali: 837; Hayavan: 3/46; Bezzu: Si­lahtır. Fekketu: Zayıflık. Hau: Aşın hırstır.

[18] Müslim'in İbni Abbas'tan çıkardığına göre şöyle demiş: "Rasulullah'm (s.a.v.) zamanında insanlar üzerine yağmur yağdı ve

Rasulullah şöyle dedi:

"İnsanlardan bazıları şükreder oldu bazıları da kafir." Dediler ki:

"Bu rahmet Allah'ın vergîsidir. Bazıları da dediler ki: "Falanca bulut doğruladı tasdiketti. Bunun üzerine Hayır yıldız­ların yerlerine yemin ederim ki'den Allah'ın verdiği rızka karşı, şükrü, onu yalanlamakla mı yapıyor sunuz"a kadar ayetler nazil oldu." Sahihi Müslim rakam: 73.

[19] İki beyit te Divanında sh. 50.

[20] Dehhak'tan naklen, Ef-ruh: İstirahattır. er-Reyhan: nzıktir.

[21] Adı, Miskin b. Abdulaziz'dir. îmam Malik'in arkadaşıdır. Si­ma yoluyla kıraati, Nafi b. Ebu Nuaym'dan rivayet etmiş.

[22] İbni Cezeci anlatıp şöyle dedi: Sonra Ebu Amr b. Ala'dan sonra (ilk kıraat ravileri) Nuh'ul-Kari oldu.

[23] Budeyl b. Verka şahabıdır. Mekke'nin fethinde müslüman ol­du. Nebi'yi (s.a.v.) gördü ve iki yanağı siyahtı ve ona:

"Yaşın haçtır" dedi. O da:

"97'dir"dedi. Rasulullah (s.a.v.):

"Allah senin cemal ve siyahlığını artırsın" dedi. İsabe: 1/141.

[24] Şuayb b. Harb Ebu Salih Bağdadi'dir. Horasan'lı olup Mekke'ye gelmiştir. Salih, dindar ve sikadır. Hamza ez-Ziyat'a arzetmiş. Ondan ard yoluyla kıraat Ettiyb b. İsmail rivayet etmiş. H. 296'da vefat etti.

[25] Süleyman b. Yahya ey-Teymi el-Bağdadi ve'd-Daby ile maruf olan kişidir. Karidir, büyük derecede sikadır. Ed-Devriye ardetmiş. İbn'ul-Enbari ve Ebu bekir Nekkaş'dan rivayet etmiş. H. 291 'de vefat et­miş.

[26] Rabi b. Haysam büyük kıymetli tabündendir. ibni Mesut'tan al­mış. Onun üzerine de Ebu Zur'a b. Amr b. Cerir ardetmiş. İbni Mesut şöy­le demiş: Muhammed (s.a.v.) seni görseydi, seni severdi. H. 90'da vefat etti.

[27] Adı Abdulmelik b. Habib'tir. O, künyesiyle meşhurdur. Sika ve dördüncü tabakanın büyük1 erindendir. H. 128 de vefat etti. Takribu't-Teh-zib: 362.

[28] O, Muhammed t. Ali Bağdadî el-Bezzaz'dır. Künyesi Ebu Cafer'dir. Kari meşhur ve zsıptı sağlamdır. Kıraati arz yoluyla Muham­med b. Amr b. Avn'dan almıştır. Ondan da: Muhammed b. Abdullah b. Cafer harbi ve Ebubekir jSekkaş rivayet etmişler.

[29] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/395-405.