Hadıd Suresi - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 57. Sayfa
HADID SURESİ
7- "Sizi kendisine halife kılıp sarf yetkisi verdiği şeylerden harcayın"
Mefhum şöyledir: Sizi sizden öncekilere varis kıldı ve sizi onlardan bedelen halife kıldı. Bir rivayete göre manası şöyledir: Bazıları bazılarından bedelen halife kılar ve hiç kimseye birşey geride kalmaz.
Bu manada şiir şöyle:
"Mızraklarım, onu elime alıp avucumu doldurmamış çok mal mı, onun zevalinin ardına düşmem.
Zırhımı, onunla servet edinmeyi istemem, Her kişi kendine olanı toplar veya biriktirir bir yere koyar."[1]
Buna benzer bir misal de Temmi b. Mukbil söylemiş:
"Telef et ve bırak, zira mal ultef ve bedeldir. Malı yiyen zamanla beraber sen de onu ye. Kolay kaybolan ve ehven bir şekilde helak olandır.[2]
Aretun sözü: Tıpkı hilfetin gibidir. Halef ve bedeldir.
10- "Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah'ındır"
Mefhum şudur: Mademki öleceksiniz ve topladığınız malları terkedip gideceksiniz niçin Allah yolunda infak etmiyor sunuz?
10- "Elbette içinizden fetihten önce harcaya ve savaşanlar, daha sonra infak edip savaşanlarla bir değildir..."
Mefhum mana şudur: Onlar diğerlerine rağmen infak ve savaş konusunda daha öncü olduklarından daha sonrakilere rağmen dereceleri daha yüksektir.
11- "Kim Allah'a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah ta onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca ona çok değerli bir mükafatı vardır."
Arapların yanında, hayır olsun şer olsun cezayı gerektiren ve o mesabede olan her bir amel karz (ödünç)dır. Bundan dolayı ayetteki ifade hasen (iyi) sıfatıyla vasıflandırılmış ki karşılığında verilecek mükafat veya ceza kötü veya şer olduğu anlaşılmasın.
Şair Şenfera da karz kelimesini biraz önce verdiğimiz anlamda kullanmıştır:
"Selaman b. Mufrec'in borcunun karşılığını verdik. Onların elleriyle verdikleri ve harcadıkarıyla.
Abdullah ile hastalığımızdan şifa bulduk. Avf ise madi-nin elinde şimdi bir işe başladı."[3]
12- "Mü'min erkeklerle mü'min kadınları, önlerinden ve sağlarından nurları koşarken görüğün günde..."
Nurlarından kasıt makbul olan amellerinin nuru veya imanlarının nurudur. Sağlarında olan nur ise, sağ taraflarından infak ettiklerinin nurudur.
12- "...Onlara, bugün müjdeniz, zemininden, ırmaklar akan ve içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir denilir..."
Mefhum şudur: Mümin kadın ve erkeklerin Önlerinden ve sağlarından olan nur onlara cenneti müjdeleyen bir alamet nurudur.
13- "Münafık erkeklerle münafık kadınların, müminlere; "Bizi bekleyin, nurunuzdan bir parça ışık alalım" diyeceği günde kendilerine: "Arkanızı dönün de bir ışık arayın" denilir. Nihayet onların arasına, içinde rahmet, dışında da azap olan bir sur çekilir."
Ayette geçen "unzuruna" dan kasıt bekleyin manasında olan "inteziruna" demektir. Bu şeva ve işteva, harefe ve ih-tefere keliirielerinin misalidir.
Şair şiirinde her iki kelimenin lugatlarım cem edip aynı manada kullanmıştır:
"Aylardan beri onları beklemeye devam ediyorum, tıpkı açık alanda bekleyenin deve çobanlarını beklediği gibi."[4]
"Münafıklara arkanızda bir nur arayın denilmişti."
Çünkü onlar halisane iman ile gelmemişti; yani imansız gelmişlerdi. İçi rahmet dışı azap olan o Sur, Kur'an'da zikredilen el-A'raf tır.[5] Abdullah b. Amr b. As'ın dediğine göre: "Mescidi Aksa'nın oralarda olan surdur, arkasında cehennem vadisi vardır."[6]
Ka'b'dan nakledildiğine göre o sur: Mescidi Aksa'da Babu'r-rahman (rahmet kapısı) diye isimendirilen kapıdır.
14- "Münafıklar onlara: "Biz sizinle beraber değümiy-dik?" diye seslenirler. Müminler de derler ki: "Evet ama, siz kendi canınızı yaktınız, gözlediniz, şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok aldatan (şeytan) sizi, Allah hakkında bile aldattı. Nihayet Allah'ın emri gelip çattı."
Ayette geçen "Fetentum enfusekum" siz nefsinizi helak ettiniz ve sapıttınız, delalete düşürdünüz demektir. Bir rivayete göre "Fetenehu ve eftenehu" da denilir.
Şair şiirinde bu kelimenin iki lügatim cem ederek kullanmıştır:
"Eğer beni aldattıysa, o dün Said de aldatmıştı. Dün de bütün müslümanlara buğzetmişti."[7]
Bir rivayete göre "Fetentum": Fitneyi siz gözetleyip çıkarttınız ki cihada gitmeye geride kalasınız diye. Yani şöyle dediler: Siz dediniz bana izin verin, beni fitneye düşürmeyin, canımı yakmayın."
Ayette geçen, "Terebbestum" dan kasıt: Siz dediniz ki; ölümü, zamanın musibetlerini onunla gözetleyelim.
Ayette geçen Allah hakkında sizi çok aldatan o şeyden kasıt şeytandır. Bir rivayete göre de dünyadır.
15- "Bugün artık ne sizden ne de inkar edenlerden fidye kabul edilir. Varacağınız yer ateştir. Size yaraşan odur. Ne kötü bir dönüş yeridir!"
Ayette geçen "Hiye mevlakum"dan kasıt size layık olan, yaraşan veya evla olan odur demektir.
16- "İman edenlerin Allah'ı anma ve O'ndan inen gerçek için kalplerinin saygıyla yumuşaması zamanı daha gelmedi mi?"
Ayette geçen (Ye'ni) kelimesinin sigalan şöyledir: Ena ye'ni, veane yeinu kelimeleri sigalan hane "vakit, zaman girdi" anlamındadır.
Şiirde her iki lügat arası cem edilerek kullanılmıştır:
"Artık amalığımın son bulması tecelli etmesi ve Leyla'dan men edilmemem zamanı daha gelmedi mi? Evet artık benim vaktim geldi."[8]
Şiirde kullanılan yein ve ena kelimeleri vakit geldi anla- . mında olan "hane" demektir.
18- "Sadaka veren erkeklere ve sadaka veren kadınlara ve Allah güzel bir ödünç verenlere, verdikleri kat kat arttırılır ve onlara şerefli bir mükafat vardır."
Tasadduk eden kimseler, verdikleri sadakayla Allah'a güzel bir ödünç verdiler demektir. Bundan dolayıdır ki fiil ile atıf yapılmıştır. Ayette geçen "El-Mussaddikine vel mussed-dikat" kelimelerindeki sad harfini tihfifle[9] "musaddikine vel musaddikat" şeklinde okursa manası şu ayette olduğu gibi mana edilir:
"İman edip salih amel işleyen kimseler."
(Bakara: 2/277)
Çünkü tasdik iman edemektir. Ve Allah'a ödünç bırakma ise salih amelle ancak olur.
20- "...Tıpkı yağmurun bitirdiği ve ziraatçilerinde hoşuna giden bir bitki gibi önce yeşerir sonra kururda sen onun sapsarı olduğunu görürsün..."
Ayette geçen "el -Kuffare "den kasıt ziraatçılardır. Bir rivayete göre kafirlerdir. Çünkü bu tür manzaralar onların hoşuna gider ve onların yanında daha caziptir.
22- "Yeryüzünde vuku bulun ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılmış olmasın."
Ayette geçen "Kable en nebreeha"dan kasıt, yer ve üzerindeki canlıları nefisleri yaratmadan önce demektir. Rivayet edildiğine göre merhum Said b. Cübeyr, Haccac zalimin yanına haksız yere boynunun vurulması emri için götürüldüğünde bazı arkadaşları Said b. Cübeyr'in başına gelenlerden dolayı ağlar ve bunun üzerine o da kendilerini teselli için bu ayeti okur.[10]
23- "Böylece elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şimarmayasınız..."
Mefhum şudur: Böylece olacak şeyleri size bildirdik ki dünyadan sakınasmız ona fazlaca bağlanmaktan kendinizi soyutlayasınız ve bilesiniz ki sizin başınıza gelecek olan şeyler daha önce kitapta mevcuttur ve değişmesinin asla bir yolu yordamı yoktur.
Nakledildiğine göre İbni Mes'ut (r.a.) şöyle demiş: Dilimin üzerinde bir kor olup onu parça parça cüz cüz yakıp tahrif ve yok etmesi, Allah'ın yazdığı bir şey hakkında, keşke olmasaydı dememden, bana o kor ateş daha sevimli ve hayırlıdır.
Kuteybe b. Said şöyle bir hadise rivayet etmiş:[11]
Ve ben ona:
"Bu develerin hepsi senin miydi?" diye sordum. İhtiyar adam da:
"Hepsi benim mahiyetimde benim ismim ileydİ ama sahibi onları tekrar geri alıp götürdü" der ve şöyle bir şiir söyler:
"Hayır hayır, ben ona ibadet eden bir kulum kişi zaman içinde afet bela ve musibetlere maruz kalır. Develerimin kendi ağıllarında olması hiçbir zaman beni mutlu etmedi. Allah'ın hükmettiği bir şeyin olmaması imkansızdır."[12]
İbni Kuteybe: "Doğrusu ben bu kadar malı, develeri telef olduktan sonra hala surur ve mutluluk dolu şiir söyleyen bu bedeviyi çok kıskandım." diyor,
24- "Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emrederler. Kim yüz çevirirse şüphesiz ki Allah'zengindir, hamde layıktır."
"Huve" zamiri; bu ayette olan konumda olduğu gibi buna benzer bütün yerlerde Basri'lere göre fasl konumunda, Kufi'lere göre de imad konumundadır. Sibeveyh bu konuda şöyle demiş: Huve zamirinin burada araya gelmesinin sebebi, kendisinden önceki isim veya mananın tamam olduğunu bildirmek içindir, Ne bedel ne de na't olarak gelmemiştir ki onun haberini araştırıp durasın.
Böyle konuma sahip olan misaller şu ayetlerde de mevcuttur:
"İnni ene rabbuke." (Taha: 20/12)
"Ennehüm humulfaizun." (Mü'mimın: 23/111)
Ve:
"İnna nahnu nezzelna ez zikre." (Hicr: 15/9)
Bu ayetlerde gelen zamirlerin tümü birer tekidli fasl (durak) konumundadır, irabta hiçbir konuma (mahalle) sahip değildirler.
Ayette geçen "huve" zamiri için şu şekilde diyenlerin sözleri daha isabetlidir huve "mubtedadır." Haberi ise "el-Ga-niyyu" dur. El-Hamid ise haberden sonra gelen haberdir (ikinci haber). Cümlenin tamamı ise mubteda ve iki haberden oluşmuştur. Çünkü iki haberin veya ikisinin "inne"nin; Eksudu ve eksitu fiilleri olmaksızın vasıtasız olarak iki haberi olmaları, mubtedanın haberi kılınması, daha sonra da "huve ve huma" zamirlerinin "inne"nin haberi kılınması içindir.
25- "...Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır..."
Bir rivayete göre Adem (a.s.) yeryüzüne indiğinde beraberinde "kelpeten, çekiç ve demirci örsü" de vardı.[13]Bir rivayete göre o faydaların tümü yerin kendisindendir. Ayette geçen "inzaT'ın manası izhardır (açığa vurma çıkarma). Gökten inen yağmur sularını yer emip kendine çeker ve depolar. Daha sonra bu su kibrit ve cıva gibi maden cevherlerini katılaştırıp ve böylece günler sonra bu karışımdan demir vb. madenler meydana gelir. Bu ayet te şu ayet misalidir:
"Sizin için hayvanlardan sekiz çift meydana getirmiştir..." (Zümer: 39/6)
"...Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine, görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir..."
Allahu Teala, eşyaların yaratılışında illet koyması menfaat ve maslahatları kolay kılmasında bıraktığı her bir illet, görmeden gaybtan onun dinine ve peygamberlerin davasına yardım edenleri belirlemek içindir. Allah için gizli aşikar diye birşey yoktur onun için, sır olan da aleni olan gibidir.
27- "...Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar..."
Cümlenin mefhumunun takdiri şöyledir: Onlar Öyle bir Ruhbaniyet icat ettiler ki halbuki biz, onların üzerine, Allah rızasını talep etmeleri dışında bir şey yazmadık.
28- "...ki o, size rahmetinden iki kat versin ve size ışığında yürüyeceğiniz bir nur lütfetsin; sizi bağışlasın..."
Ayette geçen (kifleyni)den kasıt şudur: Size iki şey veya hisse veya pay nasip etsin ki onlar da şudur: Biri, daha Önce gelmiş geçmiş peygamberle iman etmeleri, diğeri de, son peygamber Muhammed'e (s.a.v.) iman etmeleridir.
29- "Böylece kitap ehli, Allah'ın lütfundan hiçbir şey elde edemeyeceklerini bilsinler. Lütuf bütünüyle Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir."
Bir rivayete göre ayette geçen (ya'lemu) yezunnu (zannetmek) manasındadır ve bazı yerlerde de (ez-Zennu) el-ilm (bilmek) manasına geldiği gibi burada da bu böyledir.
Bir rivayete göre "li ella ya'leme"nin manası "liya'leme" bilmeleri için anlamındadır.
Raciz şöyle dedi:
"Yumurtayı küçük görmelerini kınamıyorum. Çünkü onlar kabih ve fahiş karışımını gördüler."[14]
[1] Beyit, İbnİ Z-yyabe'nindir. Cahiliyye şairlerindendir. Adı: Amr b. Luey'dir. Çok ki .skin bir atlı şövalyedir. Mucliz atının adıdır. Şerh Hamaset Tebrizi: 1/7; Hazanetu'1-Edeb: 5/114 ve Kamil ikincisi Şerh Maf-daliyat: Tebrizi: 1/471
[2] Divanı: 244; Tezkiret'us-Sadiyye: 227. Birincisi Tehzib Islah'l-Manuk: 1/432; Şerh Mafdaîiyat: 2/60; Cemhere: 3/427. İkincisi Muha-derati-'l-Edibba: 1/572.
[3] İki beyit te Mafdaliyat'ta sh. 112.
[4] Lisan mad. Sehere. Mean'il-Kebİr: 2/687. Nisbetsizdir. Eşhe-re Vsufar; Üzerinden ayların geçmesidir.
[5] Abdubnu Humeyd'in Katade'den çıkardığına göre cennetle cehennem arasında bir duvardır.
[6] Abdubnu Humeyd, Hakim'in sahih gördüğü ve İbni Asakir'in Abdullah b. Amr b. As'tan çıkardığına göre şöyle demiş: "Allahu Teala-mn Kur'an'da zikrettiği sur (Nihayet aralarına bir sur çekilir) Beyt'ul-Makdis eş-Şerkiy'de olan surdur. (Onun içinde rahmet) vardır derken mes-cidtir. (Dışında azap) vardır derken yani: Cehennem vadisi ve ardında gelen şeylerdir.
[7] Beyit Aşa Hemedan'ındır.
Said b. Cübeyr için söylemiştir. Lisan mad. Fetene. Celus'us-Salih: 1/199. Muhakkik nisbet etmemiş. Mecaz'ul-Kur'an: 1/168; Divanı shf. 162; Bahr'ul-Muhit: 5/51; Divanı: 162.
[8] Sırru Sanaat'ul-İrab: 1/210. Lisan mad. Eyin. Nisbetsizdir. Tefsir'ul-Kurtubi; 17/248.
[9] İbni Kesir ve Şube ikisinde de sad'in tahfifiyle okumuşlar. Bu da Et-tasdik'tendİr. Yani Rasulullah'ı (s.a.v.) tasdik ettiler. Yani onun getirdiklerine iman ettiler.
[10] İbni Ebu Şeybe, Abdubnu Humeyd ve îbnİ Munzir'in Rabi b. Ebu Salih'ten çıkardığına göre şöyle demiş:
"Bir grupla Said b. Cübeyr'in yanına girdim kavimden bir adam ağladı. O da:
"Seni ağlatan nedir?" dedi. O da dedi ki:
"Sende olan şeyden ve seni onun yanına götüren sebebten dolayı." O da dedi ki:
"Ağlama. O Allah'ın ilminde olacak şeydir. Şu ayeti duymadın mı hiç" der.
"Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılmış olmasın."
[11] Kuteybe b. Said Ebu Raca Sekafi'dir. Belh asıllıdır. Irak, Mekke, Medine, Şam ve Mısır'a gitmiş İmamı Malik ve Leys'ten dinlemiş nakiller yapmış. Ahmet b. Hanbel ise ondan rivayet etti. Horasan'da hicri 24O'ta vefat etti. Tarih-i Bağdat: 12/468-470.
[12] İki beyitte Uyun'ul-Ahbar: 3/114; Vahşiyat sh. 170; Behçet'ul-Mecalis: 1/748; Es-Sedaketu ve's-Sadik sh. 94. İbni Kuteybe şöyle demiş:
"Araplardan develeri giden bir odamı öyle kıskanıp gıpta ediyo !im der ve beyti söyler."
[13] îbni Ady ve İbni Asakir'in Tarihi-Bağdat'ta zayıf bir sened ile çıkardıklarına göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi demiş:
"Adem yeryüzüne indiğide onun beraberinde, Kelpeten, çekiç ve örs vardı. Hawa Cidde'ye indi."
[14] Ricz, Ebu Necm Ucli'nindir. Mecaz'ul-Kur'an: 1/26; Tefsir'ul-Kurtubi: 2/182; Tefsir'ul-Taberi: 1/61; Kitabu Sibeveyh: 2/32; Kefenden Kabih ve fahiş. Yani yumurtayı hakir görmelerini kınamıyorum.
Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/406-141.
İslami Okul Okulların En Önemlisi