Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Hadıd Suresi - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 57. Sayfa

HADID SURESİ

 

7- "Sizi kendisine halife kılıp sarf yetkisi verdiği şey­lerden harcayın"

Mefhum şöyledir: Sizi sizden öncekilere varis kıldı ve si­zi onlardan bedelen halife kıldı. Bir rivayete göre manası şöyledir: Bazıları bazılarından bedelen halife kılar ve hiç kimseye birşey geride kalmaz.

Bu manada şiir şöyle:

"Mızraklarım, onu elime alıp avucumu doldurmamış çok mal mı, onun zevalinin ardına düşmem.

Zırhımı, onunla servet edinmeyi istemem, Her kişi ken­dine olanı toplar veya biriktirir bir yere koyar."[1]

Buna benzer bir misal de Temmi b. Mukbil söylemiş:

"Telef et ve bırak, zira mal ultef ve bedeldir. Malı yiyen zamanla beraber sen de onu ye. Kolay kaybolan ve ehven bir şekilde helak olandır.[2]

Aretun sözü: Tıpkı hilfetin gibidir. Halef ve bedeldir.

10- "Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah'ındır"

Mefhum şudur: Mademki öleceksiniz ve topladığınız malları terkedip gideceksiniz niçin Allah yolunda infak et­miyor sunuz?

10- "Elbette içinizden fetihten önce harcaya ve sava­şanlar, daha sonra infak edip savaşanlarla bir değil­dir..."

Mefhum mana şudur: Onlar diğerlerine rağmen infak ve savaş konusunda daha öncü olduklarından daha sonraki­lere rağmen dereceleri daha yüksektir.

11- "Kim Allah'a güzel bir ödünç verecek olursa, Al­lah ta onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca ona çok değerli bir mükafatı vardır."

Arapların yanında, hayır olsun şer olsun cezayı gerekti­ren ve o mesabede olan her bir amel karz (ödünç)dır. Bun­dan dolayı ayetteki ifade hasen (iyi) sıfatıyla vasıflandırıl­mış ki karşılığında verilecek mükafat veya ceza kötü veya şer olduğu anlaşılmasın.

Şair Şenfera da karz kelimesini biraz önce verdiğimiz an­lamda kullanmıştır:

"Selaman b. Mufrec'in borcunun karşılığını verdik. On­ların elleriyle verdikleri ve harcadıkarıyla.

Abdullah ile hastalığımızdan şifa bulduk. Avf ise madi-nin elinde şimdi bir işe başladı."[3]

12- "Mü'min erkeklerle mü'min kadınları, önlerinden ve sağlarından nurları koşarken görüğün günde..."

Nurlarından kasıt makbul olan amellerinin nuru veya imanlarının nurudur. Sağlarında olan nur ise, sağ tarafların­dan infak ettiklerinin nurudur.

12- "...Onlara, bugün müjdeniz, zemininden, ırmak­lar akan ve içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir de­nilir..."

Mefhum şudur: Mümin kadın ve erkeklerin Önlerinden ve sağlarından olan nur onlara cenneti müjdeleyen bir alamet nurudur.

13-  "Münafık erkeklerle münafık kadınların, mü­minlere; "Bizi bekleyin, nurunuzdan bir parça ışık ala­lım" diyeceği günde kendilerine: "Arkanızı dönün de bir ışık arayın" denilir. Nihayet onların arasına, içinde rahmet, dışında da azap olan bir sur çekilir."

Ayette geçen "unzuruna" dan kasıt bekleyin manasında olan "inteziruna" demektir. Bu şeva ve işteva, harefe ve ih-tefere keliirielerinin misalidir.

Şair şiirinde her iki kelimenin lugatlarım cem edip aynı manada kullanmıştır:

"Aylardan beri onları beklemeye devam ediyorum, tıp­kı açık alanda bekleyenin deve çobanlarını beklediği gibi."[4]

"Münafıklara arkanızda bir nur arayın denilmişti."

Çünkü onlar halisane iman ile gelmemişti; yani imansız gelmişlerdi. İçi rahmet dışı azap olan o Sur, Kur'an'da zik­redilen el-A'raf tır.[5] Abdullah b. Amr b. As'ın dediğine gö­re: "Mescidi Aksa'nın oralarda olan surdur, arkasında cehen­nem vadisi vardır."[6]

Ka'b'dan nakledildiğine göre o sur: Mescidi Aksa'da Babu'r-rahman (rahmet kapısı) diye isimendirilen kapıdır.

14- "Münafıklar onlara: "Biz sizinle beraber değümiy-dik?" diye seslenirler. Müminler de derler ki: "Evet ama, siz kendi canınızı yaktınız, gözlediniz, şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok aldatan (şey­tan) sizi, Allah hakkında bile aldattı. Nihayet Allah'ın em­ri gelip çattı."

Ayette geçen "Fetentum enfusekum" siz nefsinizi helak ettiniz ve sapıttınız, delalete düşürdünüz demektir. Bir riva­yete göre "Fetenehu ve eftenehu" da denilir.

Şair şiirinde bu kelimenin iki lügatim cem ederek kullan­mıştır:

"Eğer beni aldattıysa, o dün Said de aldatmıştı. Dün de bütün müslümanlara buğzetmişti."[7]

Bir rivayete göre "Fetentum": Fitneyi siz gözetleyip çı­karttınız ki cihada gitmeye geride kalasınız diye. Yani şöy­le dediler: Siz dediniz bana izin verin, beni fitneye düşürme­yin, canımı yakmayın."

Ayette geçen, "Terebbestum" dan kasıt: Siz dediniz ki; ölümü, zamanın musibetlerini onunla gözetleyelim.

Ayette geçen Allah hakkında sizi çok aldatan o şeyden ka­sıt şeytandır. Bir rivayete göre de dünyadır.

15- "Bugün artık ne sizden ne de inkar edenlerden fid­ye kabul edilir. Varacağınız yer ateştir. Size yaraşan odur. Ne kötü bir dönüş yeridir!"

Ayette geçen "Hiye mevlakum"dan kasıt size layık olan, yaraşan veya evla olan odur demektir.

16-  "İman edenlerin Allah'ı anma ve O'ndan inen gerçek için kalplerinin saygıyla yumuşaması zamanı da­ha gelmedi mi?"

Ayette geçen (Ye'ni) kelimesinin sigalan şöyledir: Ena ye'ni, veane yeinu kelimeleri sigalan hane "vakit, zaman gir­di" anlamındadır.

Şiirde her iki lügat arası cem edilerek kullanılmıştır:

"Artık amalığımın son bulması tecelli etmesi ve Leyla'­dan men edilmemem zamanı daha gelmedi mi? Evet artık be­nim vaktim geldi."[8]

Şiirde kullanılan yein ve ena kelimeleri vakit geldi anla- . mında olan "hane" demektir.

18- "Sadaka veren erkeklere ve sadaka veren kadın­lara ve Allah güzel bir ödünç verenlere, verdikleri kat kat arttırılır ve onlara şerefli bir mükafat vardır."

Tasadduk eden kimseler, verdikleri sadakayla Allah'a gü­zel bir ödünç verdiler demektir. Bundan dolayıdır ki fiil ile atıf yapılmıştır. Ayette geçen "El-Mussaddikine vel mussed-dikat" kelimelerindeki sad harfini tihfifle[9] "musaddikine vel musaddikat" şeklinde okursa manası şu ayette olduğu gi­bi mana edilir:

"İman edip salih amel işleyen kimseler."

(Bakara: 2/277)

Çünkü tasdik iman edemektir. Ve Allah'a ödünç bırak­ma ise salih amelle ancak olur.

20- "...Tıpkı yağmurun bitirdiği ve ziraatçilerinde hoşuna giden bir bitki gibi önce yeşerir sonra kururda sen onun sapsarı olduğunu görürsün..."

Ayette geçen "el -Kuffare "den kasıt ziraatçılardır. Bir rivayete göre kafirlerdir. Çünkü bu tür manzaralar onların hoşuna gider ve onların yanında daha caziptir.

22- "Yeryüzünde vuku bulun ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan ön­ce bir kitapta yazılmış olmasın."

Ayette geçen "Kable en nebreeha"dan kasıt, yer ve üze­rindeki canlıları nefisleri yaratmadan önce demektir. Riva­yet edildiğine göre merhum Said b. Cübeyr, Haccac zalimin yanına haksız yere boynunun vurulması emri için götürül­düğünde bazı arkadaşları Said b. Cübeyr'in başına gelenler­den dolayı ağlar ve bunun üzerine o da kendilerini teselli için bu ayeti okur.[10]

23- "Böylece elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Al­lah'ın size verdiği nimetlerle şimarmayasınız..."

Mefhum şudur: Böylece olacak şeyleri size bildirdik ki dünyadan sakınasmız ona fazlaca bağlanmaktan kendinizi soyutlayasınız ve bilesiniz ki sizin başınıza gelecek olan şey­ler daha önce kitapta mevcuttur ve değişmesinin asla bir yo­lu yordamı yoktur.

Nakledildiğine göre İbni Mes'ut (r.a.) şöyle demiş: Di­limin üzerinde bir kor olup onu parça parça cüz cüz yakıp tahrif ve yok etmesi, Allah'ın yazdığı bir şey hakkında, keşke olmasaydı dememden, bana o kor ateş daha sevimli ve hayırlıdır.

Kuteybe b. Said şöyle bir hadise rivayet etmiş:[11]

Ve ben ona:

"Bu develerin hepsi senin miydi?" diye sordum. İhtiyar adam da:

"Hepsi benim mahiyetimde benim ismim ileydİ ama sa­hibi onları tekrar geri alıp götürdü" der ve şöyle bir şiir söy­ler:

"Hayır hayır, ben ona ibadet eden bir kulum kişi zaman içinde afet bela ve musibetlere maruz kalır. Develerimin ken­di ağıllarında olması hiçbir zaman beni mutlu etmedi. Al­lah'ın hükmettiği bir şeyin olmaması imkansızdır."[12]

İbni Kuteybe: "Doğrusu ben bu kadar malı, develeri te­lef olduktan sonra hala surur ve mutluluk dolu şiir söyleyen bu bedeviyi çok kıskandım." diyor,

24- "Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emre­derler. Kim yüz çevirirse şüphesiz ki Allah'zengindir, hamde layıktır."

"Huve" zamiri; bu ayette olan konumda olduğu gibi bu­na benzer bütün yerlerde Basri'lere göre fasl konumunda, Kufi'lere göre de imad konumundadır. Sibeveyh bu konu­da şöyle demiş: Huve zamirinin burada araya gelmesinin se­bebi, kendisinden önceki isim veya mananın tamam olduğu­nu bildirmek içindir, Ne bedel ne de na't olarak gelmemiş­tir ki onun haberini araştırıp durasın.

Böyle konuma sahip olan misaller şu ayetlerde de mev­cuttur:

"İnni ene rabbuke."                              (Taha: 20/12)

"Ennehüm humulfaizun."         (Mü'mimın: 23/111)

Ve:

"İnna nahnu nezzelna ez zikre."             (Hicr: 15/9)

Bu ayetlerde gelen zamirlerin tümü birer tekidli fasl (durak) konumundadır, irabta hiçbir konuma (mahalle) sa­hip değildirler.

Ayette geçen "huve" zamiri için şu şekilde diyenlerin söz­leri daha isabetlidir huve "mubtedadır." Haberi ise "el-Ga-niyyu" dur. El-Hamid ise haberden sonra gelen haberdir (ikinci haber). Cümlenin tamamı ise mubteda ve iki haber­den oluşmuştur. Çünkü iki haberin veya ikisinin "inne"nin; Eksudu ve eksitu fiilleri olmaksızın vasıtasız olarak iki ha­beri olmaları, mubtedanın haberi kılınması, daha sonra da "huve ve huma" zamirlerinin "inne"nin haberi kılınması içindir.

25- "...Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuv­vet ve insanlar için faydalar vardır..."

Bir rivayete göre Adem (a.s.) yeryüzüne indiğinde bera­berinde "kelpeten, çekiç ve demirci örsü" de vardı.[13]Bir ri­vayete göre o faydaların tümü yerin kendisindendir. Ayet­te geçen "inzaT'ın manası izhardır (açığa vurma çıkarma). Gökten inen yağmur sularını yer emip kendine çeker ve depolar. Daha sonra bu su kibrit ve cıva gibi maden cevher­lerini katılaştırıp ve böylece günler sonra bu karışımdan demir vb. madenler meydana gelir. Bu ayet te şu ayet misa­lidir:

"Sizin için hayvanlardan sekiz çift meydana getir­miştir..."                                                   (Zümer: 39/6)

"...Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine, görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir..."

Allahu Teala, eşyaların yaratılışında illet koyması men­faat ve maslahatları kolay kılmasında bıraktığı her bir illet, görmeden gaybtan onun dinine ve peygamberlerin davası­na yardım edenleri belirlemek içindir. Allah için gizli aşi­kar diye birşey yoktur onun için, sır olan da aleni olan gibi­dir.

27- "...Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yaz­madık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar..."

Cümlenin mefhumunun takdiri şöyledir: Onlar Öyle bir Ruhbaniyet icat ettiler ki halbuki biz, onların üzerine, Allah rızasını talep etmeleri dışında bir şey yazmadık.

28- "...ki o, size rahmetinden iki kat versin ve size ışı­ğında yürüyeceğiniz bir nur lütfetsin; sizi bağışlasın..."

Ayette geçen (kifleyni)den kasıt şudur: Size iki şey ve­ya hisse veya pay nasip etsin ki onlar da şudur: Biri, daha Ön­ce gelmiş geçmiş peygamberle iman etmeleri, diğeri de, son peygamber Muhammed'e (s.a.v.) iman etmeleridir.

29- "Böylece kitap ehli, Allah'ın lütfundan hiçbir şey elde edemeyeceklerini bilsinler. Lütuf bütünüyle Al­lah'ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir."

Bir rivayete göre ayette geçen (ya'lemu) yezunnu (zan­netmek) manasındadır ve bazı yerlerde de (ez-Zennu) el-ilm (bilmek) manasına geldiği gibi burada da bu böyledir.

Bir rivayete göre "li ella ya'leme"nin manası "liya'leme" bilmeleri için anlamındadır.

Raciz şöyle dedi:

"Yumurtayı küçük görmelerini kınamıyorum. Çünkü onlar kabih ve fahiş karışımını gördüler."[14]

 



[1] Beyit, İbnİ Z-yyabe'nindir. Cahiliyye şairlerindendir. Adı: Amr b. Luey'dir. Çok ki .skin bir atlı şövalyedir. Mucliz atının adıdır. Şerh Hamaset Tebrizi: 1/7; Hazanetu'1-Edeb: 5/114 ve Kamil ikincisi Şerh Maf-daliyat: Tebrizi: 1/471

[2] Divanı: 244; Tezkiret'us-Sadiyye: 227. Birincisi Tehzib Islah'l-Manuk: 1/432; Şerh Mafdaîiyat: 2/60; Cemhere: 3/427. İkincisi Muha-derati-'l-Edibba: 1/572.

[3] İki beyit te Mafdaliyat'ta sh. 112.

[4] Lisan mad. Sehere. Mean'il-Kebİr: 2/687. Nisbetsizdir. Eşhe-re Vsufar; Üzerinden ayların geçmesidir.

[5] Abdubnu Humeyd'in Katade'den çıkardığına göre cennetle cehennem arasında bir duvardır.

[6] Abdubnu Humeyd, Hakim'in sahih gördüğü ve İbni Asakir'in Abdullah b. Amr b. As'tan çıkardığına göre şöyle demiş: "Allahu Teala-mn Kur'an'da zikrettiği sur (Nihayet aralarına bir sur çekilir) Beyt'ul-Makdis eş-Şerkiy'de olan surdur. (Onun içinde rahmet) vardır derken mes-cidtir. (Dışında azap) vardır derken yani: Cehennem vadisi ve ardında ge­len şeylerdir.

[7] Beyit Aşa Hemedan'ındır.

Said b. Cübeyr için söylemiştir. Lisan mad. Fetene. Celus'us-Salih: 1/199. Muhakkik nisbet etmemiş. Mecaz'ul-Kur'an: 1/168; Divanı shf. 162; Bahr'ul-Muhit: 5/51; Divanı: 162.

[8] Sırru Sanaat'ul-İrab: 1/210. Lisan mad. Eyin. Nisbetsizdir. Tefsir'ul-Kurtubi; 17/248.

[9] İbni Kesir ve Şube ikisinde de sad'in tahfifiyle okumuşlar. Bu da Et-tasdik'tendİr. Yani Rasulullah'ı (s.a.v.) tasdik ettiler. Yani onun getirdiklerine iman ettiler.

[10] İbni Ebu Şeybe, Abdubnu Humeyd ve îbnİ Munzir'in Rabi b. Ebu Salih'ten çıkardığına göre şöyle demiş:

"Bir grupla Said b. Cübeyr'in yanına girdim kavimden bir adam ağ­ladı. O da:

"Seni ağlatan nedir?" dedi. O da dedi ki:

"Sende olan şeyden ve seni onun yanına götüren sebebten dolayı." O da dedi ki:

"Ağlama. O Allah'ın ilminde olacak şeydir. Şu ayeti duymadın mı hiç" der.

"Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılmış ol­masın."

[11] Kuteybe b. Said Ebu Raca Sekafi'dir. Belh asıllıdır. Irak, Mek­ke, Medine, Şam ve Mısır'a gitmiş İmamı Malik ve Leys'ten dinlemiş na­killer yapmış. Ahmet b. Hanbel ise ondan rivayet etti. Horasan'da hicri 24O'ta vefat etti. Tarih-i Bağdat: 12/468-470.

[12] İki beyitte Uyun'ul-Ahbar: 3/114; Vahşiyat sh. 170; Behçet'ul-Mecalis: 1/748; Es-Sedaketu ve's-Sadik sh. 94. İbni Kuteybe şöyle de­miş:

"Araplardan develeri giden bir odamı öyle kıskanıp gıpta ediyo !im der ve beyti söyler."

[13] îbni Ady ve İbni Asakir'in Tarihi-Bağdat'ta zayıf bir sened ile çıkardıklarına göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi demiş:

"Adem yeryüzüne indiğide onun beraberinde, Kelpeten, çekiç ve örs vardı. Hawa Cidde'ye indi."

[14] Ricz, Ebu Necm Ucli'nindir. Mecaz'ul-Kur'an: 1/26; Tefsir'ul-Kurtubi: 2/182; Tefsir'ul-Taberi: 1/61; Kitabu Sibeveyh: 2/32; Kefenden Kabih ve fahiş. Yani yumurtayı hakir görmelerini kınamıyorum.

Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/406-141.