Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Haşr Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 59. Sayfa

HAŞR SURESİ[1]

 

2- "Ehli kitaptan inkar edenleri ilk sürgünleri yurt­larından çıkaran odur. Siz onların çıkacaklarını san-mamıştınız."

Bunlar Beni nadir yahudileridir ki, Rasulullah (s.a.v.) on­ları, Hicazdan ezreat denilen mıntıkaya sürgün edip kovmuş­tur. Yahudiler kalelerinde yirmi üçgün muhasara altında kaldıktan sonra yurtlarından çıkartılarak Şam'ın üst kesim­lerinden olan bu yere sürgün edilmişlerdir.

Ayette geçen "Li evvelil haşr"dan kasıt: Yaratıkların ilk haşrolacağı bu yer: Şam mıntıkasının ezreat bölgesi ve­ya yeridir.[2]

2- "...O, yüreklerine korku düşürdü; öyleki evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle harap ediyorlardı..."

Yahudiler Medine'de kalacaklarından ve orayı yurt edin­mekten tamamen ümitlerini kestiklerinde ve korkuya kapıl­dıklarında yerlerini ve yurtlarını müslümanlar faydalan masın diye kendi elleriyle harabe ettiler.

Dahhak'tan nakledildiğine göre mü'minler, onların kalele­rini yıkıyorlardı, onlar da kelelerindeki yıkık yerleri yamayıp kapatmak ve buna engel olmak için evlerini yıkıyorlardı.

3- "Eğer Allah onlara sürgünü yazmamış olsaydı, el­bette onları dünyada başka şekilde cezalandıracaktı..."

Mefhum şudur: Allahu Teala Benu Kureyza yahudileri-ne yaptığı gibi, Beni Nadir yahudilerinin cezalandırılması­nı da dünyada nesillerinin esir alınması, köle edilmesi ve di­ğer savaş ehlinin ise kılıçtan geçirilmesi olacaktı.

5- "Hurma ağaçlarından herhangi birşeyi kesmeniz veya kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyle-dîr..."

Ayette geçen "linetin"den kasıt herhangi bir hurma ağa­cıdır. Bir rivayete göre Medine'de bulunan en iyi hurmalar­dan bir cinstir ki bunların kökten kesilmesidir. Bir rivaye­te göre yumuşak olduğu için hurma fidanları kastedilmiştir.

Ahfeş'in dediğine göre (linetin) kelimesinin aslı leyene1-den değil aksine livn'den türemiştir.[3] Aslı livnetun idi ve kendisinden öncekinin harekesi kesreli olduğundan dolayı vav harfi ya harfine kalbolmuş ve linetun olmuştur. Bu Öy­le acaip sahih bir kavildir ki bütün hurma cinslerini kapsı­yor. Lafzının aslı da manasından alınıp türetilmiştir. Ta ilk çıkıp yayılışından olgunlaşana kadar renkten renge girer. Görmüyor musun ilk çıkış halinde ince dolu parıldayan se­def gibidir Birbirleri üzerinde istif halindedirler, sonra kap-çıklanarak yavaş yavaş olgunlaşır daha sonra, kendisinden, havuzun dibine konan taşların yapıldığı, zümrüt taşına ben­zer taşların yemyeşil rengindeki parçacıklara benzerler. Daha sonra birbiri üzerine dizilmiş kıpkırmızı yakut parça­larına benzer, daha sonra sapsarı yerden çıktığı besbelli görünen altın filiz, t-tlaş veya filizlerine benzer ve böylece yarıya kadar artık olgunlaşmış haline iki renginin ihtilafı çeşitli renklerde göründüğünden mücezzaatu denilir ki bu ay­nen tırnak köklerinin iki ayrı renkte göründüğü gibidir. İm-rî'ul-Kays, gözlerin çeşitli renklerde oluşu hususunda teş­bihi şöyle dile getirmiş:

"Çadır ve kafilelerimizin etrafındaki yaban sığır yavru­larının gözlerinin rengi sanki olgunlaşmamış hurma koruğu rengiydi.[4]

6- "Allah'ın, onların mallarından peygamberine ver­diği ganimetler için siz at ve deveye binip onları sürmüş değilsiniz"

Ayette geçen evcefe kelimesi şöyledir: Vecefel feresu ve-cifen, ve evceftuhu demek: At seyir halinde süratli gitti. Ben onu seyr halinde süratli sürdüm. Bu ayeti celile Beni Nadir ya­hudilerinin malı hakkında nazil olmuştur. Yani el-Fey'u: Sa­vaşsız olarak elde edilen mal veya ganimettir.[5] Rasulullah (s.a.v.) bu mal ve mülkü (el-Fey'i) istediği şekilde nasıl uygun ise onu dağıtma yetkisine, salahiyetine sahip tek kişidir. Ni­tekim Rasulullah (s.a.v.) bunu muhacirlere verdiği gibi.

7- "...Böylece o mallar, içinizde yalnız zenginler ara­sında dolaşan bir devlet olmaz. Peygamber size ne ver­diyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının..."

Fethayle ed-devletu: Harpte (filharbi) demektir. Ama zammeyle Ebduletu olursa insanlar arasında tedavül olan dünya metaı vb. şeylerdir.

Ebu Ubeyde'nin dediğine göre fethayla ed-devletujgün-lerde (fil eyyami) demektir. Zammeyle edduletu olursa mal­larda[6] (filemvali) demektir.

9- "Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönül­lerine imanı yerleştirmiş olan kimseler..."

Bunlar Medine halkından olan, henüz kendilerine gelme­den Rasuullah'a (s.a.v.) iman eden ensarlardır.

"Kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenler karşısında içlerinde bir kaygı duymazlar"

Yani Beni Nadir'den alman ganimetlerin muhacirlere verilmesi konusunda ve onlara layık görülüp onların tercih edilmesi durumunda bir kaygı ve kıskançlık hissetmezler.

"Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir."

Rasulullah (s.a.v.) bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:

"Zekatını veren, misafirleri doyuran veya ikram eden ve musibet felaket (anlarında sadaka) verirse veya (malın­dan mülkünden sadaka) veren kimseler cimrilik (hastalı-ğından)ten korunmuşlardır."[7]

14- "Kendi aralarındaki savaşları çetindir. Sen onla­rı derli toplu sanırsın, halbuki kalpleri darmadağınıktır. Böyledir, çünkü onlar aklını kullanmayan bir topluluk­tur."

Mefhum şudur: Aslında sizinle düşmanlık gütmek üze­rine birleştiler ama bununla beraber dinlerinin muhtelif oluşundan dolayı, kalpleri, ihtilaf halinde karmakarışıktır.

Bu manada şair şöyle demiş:

"Asa'yı parçalayan niyeti Allah'a şikayet ediyorum. O bugün darmadağınktır oysa o dün birleşikti."[8]

15- "Onların durumu kendilerinden az önce geçmiş ve işlerinin cezasını tadın iş olanların durumu gibidir"

Kendilerinden önceki, bedir ehlidir. 19- "Allah'ı unutup ta Allah'ın da kendilerini unut­turduğu kimseler gibi olmayın..."

Mefhum şöyledir: Onlar Allah'ın üzerlerinde olan hak­kı terkettiklerinden ve eda etmediklerinden dolayı payların­dan nasiplerinden mahrum etmekle Allah ta onları kendi ne­fislerinde unutturdu veya bazılarının bazılarına yaptırdıkla­rı azapla veyahut ta onları rezil rüsvay ederek ta ki Allah'a itaati terkettiler ve bununla unutturdu demektir.

21- "Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, mu­hakkak ki onu, Allah korkusundan başeğerek, parça parça olmuş görürdün"

Mefhum şöyledir: Biz bir'dağa indirseydik -dağ korku­sundan ve merhamet ve şefkatinden parçalanırdı- düşünün dağ iriliğinden kuvvetliliğinden ve katılığına rağmen param parça olacaktı, ve bu zayıflık ve azlığınıza rağmen siz na­sıl olurdunuz?! Onu da siz düşünün..

Bu yapılan te'vili ayetin devamı olan şu cümle güzeî açıklıyor.

"Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz."

Arap kelamında buna benzer daha nice misaller vardır:

Şairin kavli gibi:

"Bana olan çakıl taşına olsaydı çakıl taşı parçalanırdı. Rüzgar ile onların esinti sesleri bile duyulmadı."[9]

Başka bir kavil şöyle:

"Seni öyle bir sevgiyle seviyorum ki, eğer seni adlandıran Selma ona eklenseydi, işte bu çok yüce olurdu."[10]

Hudbe'nin[11] kavli şöyle:

"Öyle bir şeyle mübtela oldum ki, eğer Selma'ya o şey­ler isabet etseydi sertliğinden vazgeçer yumuşak bir hale gi­rerdi."

23- "O, öyle bir Allah'tır ki, kendisinden başka hiç­bir ilah yoktur. O, Malik ve sahiptir, münezzehtir, sela­met verendir, emniyete kavuşturandır, gözetip koru­yandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır..."

El-Kuddus: Kendisine bir çocuk olmasından münezzeh­tir ve paktır. Veyahut ta hüküm ve fiillerinde adaletsizliğin olmasından münezzeh ve tahirdir.

Es-Selam: Kullarına eman ve selamet verendir. Veyahut-ta Es-Selam: Baki kalan manas nidadır. Es-Selametu: Baki-lik veya baki kalmaktır. Bundan kullara yaraşır bir sıfat es-Salim ve Allah'a yaraşan sıfat ise es-Selam'dır.

EI-Mü'min: El-Musaddik manasındadır. Yani Onu bir-leyenleri, onun birliği üzerinde onu doğrulayan ve tasdik et­tirendir.

Bir rivayete göre O, azabı hak etmeyenleri azaptan ko­ruyan, muhafza eden anlamındadır.

El-Muheymin: Gözetip koruyan demektir veya hükmü al­tına alıp koruyan demektir.

El-Aziz: İstediğini yapan, intikam alan ve üstün olan demektir.

El-Cebbar: İstediğini zorla yapan çok üstündür ki onun dışında herşey zelil ve küçüktür. Kibirli, gaddar, kuvvetli ve kahredici anlamlarındadır. Hurmanın yüksekte olan kısmı­na da cebbar denilir.

Süveyd şöyle dedi:

"Uzun bütün hurmaların bütün dalları sanki zift ile veya kaygan çamur ile uzamıştır. Ne bir sene meyve verip bir se­ne vermeyendir ne de meyvesinin çokluğundan altına des­tek yapılan hurma ağacıdır. Velakin senelerdir semavi afet­lerin götürdüğü yemişlerdir.[12]

El-Mütekebbir: Büyüklükte eşi olmayan, kibir ve ta'zim sıfatlarına müstehak ye layık olan demektir.[13]



[1] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre Haşr Suresi Medine'de na­zil olmuştur. Şeyheyn'in Said b. Cübeyr'den çıkardığına göre şöyle de­miş:

"İbni Abbas'a Haşr suresi hakkında sordum o da dedi ki: "Nadir suresi de" dedi.

[2] Abd b. Humeyd ve İbni Cerir'in Hasan'dan çıkardığına göre şöy­le demiş:

"Rasulullah (s.a.v.) Beni Nadir yahudİlerini sürgün ettiği zaman de­di ki:

"Bu, Haşr'm evvelidir, biz de eser Üzerindeyiz." Tefsir'uî-Taberi: 28/29.

[3] Ahfeş'in ibaresi şöyledir: Bunun Cem hali el-Luvn ve miifred hali.i;;e linetun'dur. Bir hurma cinsidir. Velakin ondan Önceki hafri kes-ra oldi.ğu zaman vav ya'ya dönüşür. Mean'il-Kur'an Ahfeş: 2/496.

[4] Divanı: 37. Meani'I-Kebir: 2/696.

[5] Ganimet ise savaşılarak elde edilen mal ve mülktür. (Mütercim) Fey ile ganimet arasındaki farkı, "Şeyh Ahmed Bedevi Eş-Şenki-

ti'nin Meğaz'il-Mustafa adlı eserdeki nazmında zikretmiş ve şöyle demiş: "Ve onların fey'i enfalda olduğu gibi: Savaşsız elde edilen mallardır. Ganimet ise: Savaşta savaşılan tarafın elinden zorla alman maldır.

[6] Ama bu nakil Mecazu'l-Kur'an kitabında mevcut değildir.

[7] Hadis: Abdubmı Humeyd'İn, Mucma b. Yahya b. Cariye'den çıkardığına göre demiş ki: Amcam Halid b. Yezİd b. Cariye'nin bana an­lattığına göre Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi demiş:

"Zekatını veren, misafirlerine yedirip içiren, ve musibet an­larında sadaka veren cimrilikten beridir."

[8] Tefsir Maverdi: 4/215; Tefsir'ul-Kurtubi: 18/36. Muhakkikler tarafından nisbetsizdir. Beyit, Lübna'mn sahibi Kays b. Züreyh'indir. Ley­la'nın Mecnun'unun olduğu da söyleniyor. Kitab'ul-Asa: 142; Eğani: 8/126; Divan Mecnunu Leyla: 191; Bahru'l-Muhit: 8/249.

[9] Beyit'in, Guseyn b. Burak Ebu Hilal Ahdab'in olduğu söyle­niyor. Bağdat'a hicret etti ve ölene dek orada ikamet etti. Bu beyitten son­ra şunları söylemiş:

"Eğer seni her hatırladığımda Allah'tan istiğfar dileseydim bana hiç günah yazılmazdı."

Beyit'in İbni Dumayne'nin olduğu da söyleniyor.

Mecnunu leyla'nın olduğu da söyleniyor ve esah olan da budur. Mu-cem'us-Şuara: 67; Emali zücaci: 157; Divan İbni Dumeyne: 111; Divan Mecnunu Leyla: 59. İbni Dumeyne'ye nisbet edilişini Esmai kabul etme­miş. Emali'l-Murteda: 1/429. Muhakkik nisbet etmemiş.

[10] Beyit Dabe'l-Huzai'nindir, Şerh Makamatu'l-Hariri: 2/252, Umdetu İbni Reşik: 1/228.

[11] O, Hudbe b. Haşrem Azri'dir. O, Ziyad b. Zeyd Azri'yi katlet­tiğinden dolayı, Medine Valisi Said b. As ta onu katletti. Beyit İmtavel-Muanese: 3/203; Muhadarat'ul-Edibba: 4/517. Ondan önce de şu beyit­ler vardır.

"Saba beni geçti ben hayra sığınacağım. Reyanu'ş-Şebab'a doğru es­ti ama her ikisi de kaçındılar. Başımızdan geçen haller, renkler ve işle­ri, zamanın Örfü onları kamdı."

[12] İki beyit Süveyd b. Samit'indir. Semtulle Ali: 1/361. İkincisi Emal'il-Kali: 1/121. 223 rakamıyla geçmişti.

[13] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/419-425.