Mülk Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 67. Sayfa
MÜLK SURESİ[1]
3- "O ki, birbiriyle ahenktar yedi göğü yaratmıştır..."
Ayette geçen "tibaken" kelimesinin tabeke kelimesinin ceminin olması caizdir. Tıpkı cimal ve cemel kelimesinde olduğu gibi. Bu şekilde manası: Bazılarının bazılarının üstünde olmasıdır. Ayrıca fial vezni üzerinde "et-Tefabuk" tan türemiş bir isim olması da caizdir. Bu şekilde manası mü-teşabih (birbirine benzerlik)tir. Bu şey buna mutabıktır (benzer, aynısı) sözünde olduğu gibidir.
3- "...Çok merhametli olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin..."
Ayette geçen Tefavut kelimesinin teravut ve tefevvut şeklinde iki lügati vardır.[2] Taahhud ve teahud misalinde olduğu gibi.
Ayette geçen tefavut: Bir rivayete göre tecaveze manasında olması da caizdir. Bir rivayete göre tefavvut: Kendisinin dışında olan herşeye tamamının muhalif olmasıdır.
Tefavut ise bazı kısımların bazılarına muhalif olmasıdır. Sanki o muhtelif olan şey, en yüksek ve en ali bir nizam içindir.
Ebu Said Ganimi'nin nüktelerinde şu ifadeler vardır: Muhakkak ki (el-Fevt): İki parmak arasındaki boşluk veya arahktır.[3] el-fevt ile Tefavut aynı anlamdadır. (Min tefevvut) manası (min fütur) anlamındadır.
3- "...Gözünü çevir bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?"
Ayette geçen fütur kelimesi çarpıklık, yarık, ayrım ve dağınıklık manasında olan (es-Sudu) anlamındadır.
Şöyle dedi:
"Ey sevgili sen kalbi yardın sonra onun içine nevanı nüfuz ettirdin. Senin hevan dehşet bir şekilde ürkütür ve yarık olan yeri iyileştirip sarar. İçine sokulup sirayet etti. Ta ki ne şarap ve ne de hüzün onun içine girdi ve mutluluğa da giriş-medi.[4]
4- "(Aksaklık görebilmek için bir değil) iki defa gözünü çevirip bak..."
Yani gözünü çevir, bakışlarını ebediyete kadar tekrar tekrar oraya yöneltip bak bir ayınk görebilecek misin? Böylece biz sana iki kez bakıp kontrol etmeni istedik ki artık bütün hüccet ve deliler aleyhinde gerekli kılınsın.
"göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) aciz ve bitkin halde sana dönecektir."
Ayette geçen Hasien: Zelil ve hakir manasındadır.
Haşir ise: Bitkin, yorgun ve kendinden geçmiş demektir. Şair de şiirde hasien ve haşir kelimelerini aynı anlamlarda kullanmıştır:
"Uzattım ki ruh iyice görsün ve hakir olsun ve bir tarafı bana yöneldi ve o bitkin bir haldedir. Bendeki şevki sürekli artırmaya devam ettim ki ben kuşun iki kanadını ödünç alıp uçuyorum."[5]
7- "Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler."
Ayette geçen (şehiken) kelimesi: Cehennemin kaynayış ve fokurdayış şekillerinin seslerinden biridir. Tefur ise: Cehnnemin kaynayış şeklidir.
8- "Neredeyse cehennem öfkesinden patlayacak!" Ayette geçen temeyyeze parçalanıp ayrılmak manasında
olan "tenkatiu ve teteferraku" demektir. EI-Gâyz ise kin ve öfkedir.
12- "Fakat daha görmeden Rablerinden korkanlara gelince, onlar için gerçekten hem bağışlanma hem büyük mükafat vardır."
Ayette geçen (bil ğaybi) kelimesi başbaşa kalmak manasında olan (bil halveti) demektir.
Onlar yalnız, tenha veya başbaşa kaldıkları bir zamanda günahlarını hatırladıklarında Rablerinden istiğfar dilerler.
15- "Yeryüzünü size boyun eğdiren O'dur"
Yani yeryüzünde nehirler akıtmak, ağaçlar bitirmek ve güvenilir meskenler yapmakla size boyun eğdirip kolaylaştırmıştır.
"Şu halde yerlerin sırtlarında dolaşın ve Allah'ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O'nadir"
Ayette geçen "menakibiha" kelimesi yerin etraflarında ve küçük küçük sıra dağlar manasında olan (etraf ve ezrab) anlamındadır.[6]
16- "Gökte olanın, sizi yere batın vermeyeceğinden emin misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır."
Göktekilerden kasıt meleklerdir. Veyahut ta gökte arşı olana veyahut ta hükümran olan kişi demektir.
Veya ayette geçen (fi) harfi çeri şu ayette de olduğu gibi (fesihu fil ardi) üst manasında olan (favka)dır. Böyle olursa murad olunan yükseklik (el-Uluvv) ve zuhur olur. Veyahut ta semada ma'bud olan kişidir.
Semanın tahsis edilip bu konumda zikredilmesinin sebebi, adet üzere dua anında genel itibarıyla ellerin havaya kaldırılışından ve inen hükümler ve emirlerin gökten indi-rilisinden dolayıdır.
19- "Üstlerinde kanatlarını aça-kapata uçan kuşları görmediler mi?"
Ayette geçen (saffatin) den kasıt uçuşta kanatlarını açma ve inişte de kanatlarını sabit tutma veya kapatma anlamındadır.
Bir rivayete göre (yakbidne) kelimesi düşmanın şiddet-liliği anlamında olan (el-Kabid) ten türemiş ve süratlenmek anlamında olan (yesrine) demektir.
Tebbete şerren şöyle demiş:
"Benden daha süratli birşey yoktur. Bu tür mübalağa değildir. Kanat sahibi, dağın sivri çıkıntısının yanında düşük ve alçaktır. Kurtulana kadar, süratli yürüyüşüylen ve büyük genişliğiylen onun aklının başından gitmesiyle onlar benden aklımı çelip çıkaramadılar."[7]
"Onları Rahman olan Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz o herşeyi görmektedir."
Eğer havada bir anormallik olur ve kanatlar da uçuş fonksiyonunu kaybederlerse kuşlar hemen düşerler. Hakeza eğer Alluh-a Teala alemlerin tümü için bir göz açıp kapatacak kadar hareketini kabzedip durdursa alemlerin felekleri çokları alt üst olur ve dağlar havada toz gibi gider gelirler.
21- "Hayır, onlar azgınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar."
Ayette geçen (leccu) masiyetlerde ısrar edip bocalamak
ve durmaktır.
Eİ-Licac ise: Bir işin dayatılıp ısrarla, inatla onda kötü
hasletlerde olsa yapılmasıdır.
El-Utuv: Bozgunculuk, fesatlık ve fahiş şeyleri yapmak için çıkıştır.
22- "Şimdi, kapanarak yürüyen mi varılacak yere daha iyi erişir, yoksa doğru yolda düzgün yürüyen mi?"
Ayette geçen (mukibben ala vechihi) den kasıt yüz üstü düşüp sürünerek kapanarak yürümektir.[8] Mukibbe'nin kıyasa muhalif olarak veznini şöyle getirmişler: Kebebtu ala vechihi feekebbe (Onu yüz üstü düşürdüm, o da yüzüstü düştü.) Şu misallerde buna benzer örneklerdir:
"Keskin za ile Nezeftu mael bi'ri. Kuyunun suyunu çıkardım.
Ve enzefetil bi'ru maeha: Kuyunun suyu "çıkarıla çıkarıla" bitti.
Ve mereytun nakete ve emret: Deve sütü vermek için memesini okşayarak sütünü sağdım, o da sütünü verdi. Bu durum sütünü vermek için çoğalması halinde olur.
27- "Ama onu (azabı) gördükleri zaman"
Ayette geçen (zülfeten) görülecek derecede yakın mesafede olmasıdır.
"İnkar edenlerin yüzleri kararacak ve (kendilerine) "işte sizin arayıp durduğunuz budur" denecektir."
Ayette geçen (si'et)ten kasıt yüzleri çirkinleşip kötü olacak ve bu zahiren belli olacak.
(Teddeune)den kasıt: Tetedaune: Onun vuku bulması için aramak veya olmasını istemektir. Mefhum olarak bu kelime çağırmak manasında olan duadır.
Tefsirde manası Tukezzibun yalanlıyorlar olarak getirilmiştir. Lugatta Tukezzibune'nin te'vili şöyle yapılmıştır. Yalan, batıl ve anlamsız olanları istemek, temenni etmek. Şairin şiirde dediği gibi:
"Atlar dönüp dolaşmaya devam ediyor. Onların evveline ve ahirine ilhak ediyor. Bunun akabinde gecelerin gelip geçmesiyle. O günün görünmezliği tecelli etti onun şerri de aşikar oldu."[9]
30- "De ki: Suyunuz çekilecek olsa, söyleyin bakala-mi, size kim bir akarsu getirebilir?"
Ayette geçen (maukum ğavren) suyun çekilip gitmesi ve yok olmasıdır. Burada fail, mastar ile vasıflandırılmıştır. Adil olan birine mastar ile raculun adi denildiğinin misalidir. Maun main: Tatlı su demektir.[10]
[1] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre Mülk Suresi Mekke'de nazil oldu demiş. Ahmet, Ebu Davud ve Hakim'in Ebu Hureyre'den çıkardığına göre şöyle demiş:
"Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi:
"Allah'ın kitabında öyle bir sure var ki o sadece otuz ayetten ibarettir ve kişiyi mağfiret ettirene dek ona şefaat eder" O da:
"Tebarekellezi bi yedihil mülk"tür."
Müstedrek: 2/497; Ebu Davud: 1400.
İbni Mürdeveyh'in Aişe'den çıkardığına göre Nebi (s.a.v.) "Elif-lam-mim-tenzil" secde ve "Tebarekellezi bi yedihil mülk" suresi her gece okuyordu. Ne seferde ve ne de mukim iken o iki surenin okuyuşunu bırakmazdı.
[2] Hamza ve Kesai de onunla okumuşlar.
[3] Lisan'da şöyle demiş: "el-Fevt: İki parmak arasındaki aralık ve boşluktur. Cem sigasi: Efvat'tir ve o (rmmiyu fevte'l-yed)tir. Yani iki elin miktarı kadardır.
[4] İki beyit: Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe'nindir. Yedi fakih-ten biridir. Kali'nin Nevadir'i: 217; Tefsir'ul-Kurtubi: 18/209; Mecalis'us-Saleb sh. 236; Zehr'ul-Adab: 1/212. Birincisi Ruh'ul-Meani'de: 29/7.
[5] İki beyiti bulamadım.
[6] Ez-Zerab: Dağ manasındadır ve zaribe'nin cemidir. Bir rivayete göre: Küçük sıra dağlardır. İstiska hadisinde ise şöyledir: "Allahum-me alal akamı vez zirabi ve butinil evyeti vet telali'dir."
[7] Mafdaliyat sh. 28; Divanı: 133-134; Şerh'ul-Mafdaliyat Teb-rizi'nin: 1/112; El-Valih: Aklı giden. Eş-Şeddi'1-Kabid: Süratli yürüyüştür. El-Geydak: Büyük ve geniştir.
[8] Katade'den naklen ayet hususunda şöyle demiş: O, Allah'ın masiyetiyle amel eden kafir'dir. Kıyamet gününde Allahu teala onu yüzüstü vaziyette haşr eder.
[9] İki beyit: Avf b. Ahves'indir. Cahili şairdir. Maflaliyat sh. 365-366 daha önce ikisi de geçmişti.
[10] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/446-451.
İslami Okul Okulların En Önemlisi