Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Müddesir Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 74. Sayfa

 

MÜDDESİR SURESİ[1]

 

4- "Elbiseni tertemiz tut."

Bir rivayete göre burada elbiseden maksat nefistir. An-

tere'nin dediği gibi:

"Kör bir mızrak ucuyla vücuduna dürttüm. Kerim olanın havaya sarılması haram değildir. Onu vahşi hayvanlara ter-kettiğimde başının üstüyle bileği arasındaki yerde henüz kıpırdanış vardı."[2]

İbni Abbas'tan rivayet edildiğine göre manası şudur: Canını, bedenini veya elbiseni hainlik, hilebazlık ve gü­nah işlemek için harcama veya giyme mananın böyle oldu­ğuna dair Gaylan Sakafi'nin şu şiirden delil getirilmiştir:

"Allah'a hamdolsun ben ne facirlik elbisesini giydim ve ne de rezillik ve alçaklığı arzuladım."[3]

Buna benzer görüşler ve kavillerin hem faydası hem de misalleri çoktur.

İmru'1-Kays da şiirinde aynı misali dile getirmiştir:

"Yani Avfoğlları günah işlemekten ve hainlik yapmak­tan beri ve tertemizdirler demektir."[4]

Ebu Esved ed-Düeli şöyle demiş:

"Elbiselerimi zorbalık, zulüm ve hainlikten temizler ve en doğru ve hayırlı olanı arzular ve ona dönerim. Cömert­liğin ve iyiliğin benim adetim olduğunu bilmiyor musun? Ki­şi, mutad olan iyi şeyi yapması gerekir."[5]

Bu manın zıddına -fakat o manada- Cerir'in şu özü var­dır:

"O kadın Zübeyr'den sonra, adet gördüğü" elbisesini giy­di ve kanını da yıkamadı."[6]

İbni Sikkiyt ve Saleb şöyle dile getirdiler:

"Bişr ile ölüler ile onların elbiseleri temizlenmedi."[7]

Ferezdak şöyle dedi:

"Ey Asım oğulları oraya sığınmayın. Zira siz kötü ve za­rarlı başlara ve kavuklara sığmıyorsunuz. Ey Asım oğulla­rı eğer babanız sağ olsaydı, bu gün oğlu olan Kays b. Asım'ı kmardı."[8]

Bununla Kay s'm, onlardan intikam almayı taleb etmedi­ğini açıklamış.

Evs'in buna yakın sözü ise şöyle:

"Haber aldım ki haram olan bir kana girmişim ve üzerin­de olan merkepli hırkaya akmış kanı.

Ve yine haber aldım ki Cüzeyme oulları beyitlerine Munzir'in bedenin kanını girdirmişler."[9]

Huzeli'nin sözü de şöyle:

"Maktulün kanından ve onun cefasından kurtul ve beri ol. Zira maktulun kanı onun izarına çarşafına yapıştı."[10]

5- "Kötü şeyleri terket."

Mücahid'in dediğine göre kesre ile "er-Ricz" azap anla­manda zammeyle ise putlar anlamındadır.[11]

6- "Yaptığın iyiliği çok görerek başa kakma." Yani verdiğin az birşeye karşılık çokşey bekleme, Hasan'ın dediğine göre manası şöyledir: Yaptığın amellerine karşılık Rabbine karşı minnet duygularını çoğaltıp durma. Mücahid'in dediğine göre (la temnun): Hayırlarında ek­siltmeye azaltmaya gitme ki (amellerinde) sevaplar daha da çoğalsın ve sana faydası olsun.

8- "O sura üfürüldüğü zaman."

Ayette geçen "en-nakur" sura ilk üfürülüştür. Ennaka-de'den türemiş faul veznindedir.

9- "İşte o gün zorlu bir gündür."

Ayette geçen "zalike" ismi işareti "en-nekara" kıyame­te işaret ediyor. Cümlenin mefhumu sanki böyleymiş gibi: işte sura üfürülen o gün zorlu bir günün olacağının üfürülü-şüdür.

11- "Tek başına yarattığım o kafiri bana bırak."

Kastedilen kafirden kasıt Velid b. Muğire'dir. Yani onu mal ve evlatsız olarak tek başına yarattım demektir ayetin mefhumu.

12- "Bu adama da uzun boylu mal verdim." Ayette geçen "malen memduden" den kasıt: Çoğalan

artan ve bünyesinde ziyadelik maddesi bulunan mal mülk de­mektir.

13- "Hem hazır bulunan oğullar."

Onun gözünün önünde ayrılmayan sürekli yanında ve on­ların çağırmasıyla zevk alan ve onların koşuşturmaları ken­disine azîm ve şevk veren yirmi tane oğlu vardı.

17- "Ben onu sarp bir yokuşa sardıracağım." Ayette geçen "er-rehak" zorlu ve meşekkatli bir azaba uğ-

ratılmasında acele etmektir. (Saudan) ise ateşte olan sarp yo­kuş veya yoldur.

18- "Çünkü o kendi kendine bir düşündü ve uydurup kurdu."

Yani Velid b. Muğire Kur'an hakkında düşünüp taşındı ve bu bir şiir değildir ama kalpler üzerinde korkunç bir te­siri ve bir de tatlılık ve hoşnutluğu vardır dedi. Ve daha son­ra kendi kendine uydurarak olsa olsa bu beni büyüledi ve­ya bir sihirdir dedi.

22- "Sonra suratını astı ve kaşlarını çattı." Düşünüp taşındıktan sonra göğsü sıkışıp söyleyecek bir söz de bulamayınca yüzlerinde asılmalar ve kaşlarında çat­ma izleri belirlemeye başladı. Bir rivayete göre (el-Abus) ke­limesi şudur: Münazaa ve karşılıklı mücadele neticesinde asılma izlerinin belirginleşmesidir.

El-Besur ise: Yüz çevirme ve alıkoymakla beraber belir­ginleşen kaşların çatıklığıdır. Bunun için ikisini bir arada ge­tirmiş.

Tevbe şöyle dedi:

"Ben Leyla'nın yanına geldiğim zaman peçeyle yüzünü kapatırdı. İçinde ona karşı bir kuşku başladı onun açıklığın­dan. Ondan gördüğüm alıkoyma ihtiyacımı aldırmamasın­dan ve yüzünün çatıklığından ondan endişelendim."[12] "İnsanın derisini kavurur." Ayetteki mefhum şudur: Cehennem ateşinin kızgın alev­leri insan derisini yakıp kavurur. Şair şöyle dedi:

"Seyakilleri açıkta terkettik vahşilere gidip susatıyor­lar."[13]

Şair şöyle dedi:

"Susuzluk ve bitkinlik amndahangi genç önünden su akıp

giderken susuzluğa dayanır."[14]

Ahfaş'ın dediğine göre ayette geçdn (le vahatun) dan kasıt insanları aşırı derecede susatan demektir. Çünkü levh: susuzluk anlamındadır.

30- "Üzerinde ondokuz melek vardır."

Allahu Teala bu adetleri daha önce gönderdiği kitaplar­da zikrettiği gibi Kur'an'da da* zikretmiştir ki:

"...Onların sayısını da inkarcılar için sadece bir im­tihan (vesilesi) yaptık ki böylelikle kendilerine kitap ve­rilenler iyiden iyiye inansın, iman edenlerin imanını ar­tırsın..." Müddesir: 31.

Kadı Maverdi (tefsirinde) bu konuda şöyle zikretmiştir: Dokuz (tis'ata) sayısı Ahad (tekli sayı)ların son sayısı ve­ya sonu, el-Aşere (on) ise onlar sayı basamağının başlangı­cı ve daha kapsayıcı olduğundan, bu hesap aritmetiğiyle ce­hennem zebanilerinin sayısının hesaplanma şekli kılınmış­tır.[15]

Aynı şekilde şöyle bir şeyde zikretmiştir: On iki burçla­rın sayı toplamı ve yedi gezegenlerin sayı toplamı da bu ra­kama (on dokuza) denkleşmektedir.[16] Böylece: Yıldız ge­zegenlerinin ve burçların sayısının bu adetlerle sınırlandı-rılmadığı gibi cehennem zebanilerinin de sayılarında adet­leri bunlarla sınırlı değildir ancak ayette belirtildiği gibi (ka­firlere imtihan vesilesi müslümanlara da imanlarının ziya-deleştirilmesi) nden ibarettir. Maverdi ise işi maddi ve ak­li olarak ta çözümlemeye çalışmıştır.

31- "...Rabbinin ordularını kendisinden başkası bil­mez. Bu ise, insanlık için bir öğütten ibarettir."

Ayette ordunun sayılmayacak derecede çok olduğuna bir işarettir. Ve dünyada olan ateşle ahirette olan ateşe dik­kati çekmek istemiş ve ibret alınmasını talep etmiştir.

33- "Dönüp gitmekte olan geceye andolsun ki."

Yani gündüzden sonra gelen gece deber eş-şeyyu ve ed-bere demek: Kabile ve ekbele (dönek, gitmek) anlamında­dır.

35- "Muhakkak o cehennem büyük belalardan biri­dir."

Ayette geçen (Le ihdal-Kubar) dan kasıt kıyamettir. Bir rivayete göre cehnenem ateşidir. Çünkü daha önce bunların mevzusu geçmişti diğer ayetlerde.

Hurmazi şöyle demiş:

"Ey İbni Mualla! Kıyamet alametlerinden biri nazil ol­du geldi. Biri zamanın afeti diğeri ise benzeri olmayan fe­laketlerin olmasıdır."[17]

50- "Sanki ürkmüş yaban eşekleri."

Ayette gçen (müstenfiretun) kelimesi (fa)nın kesresiyle (nafiretun) ürken veya ürkmekte olan demektir.

Fethayla[18] (mustenferetun) ise ürküp kaçan anlamın­dadır.

51- "Aslandan kaçmaktalar."

Ayette geçen (el-kasveretu) ise: Atıcı, atan anlamında­dır.

Bir rivayete göre (kasvereh) öğüt veya aslan anlamında­dır. Ve (el-kesveratu) kelimesi kasere'den türemiş fa'vele-tun vezninde bir kelimedir.

56- "Koruyacak ta odur bağışlayacakta o."

Ayetteki mefhum şudur: Allah, kendisinin yasakladığı ha­ramlarından ve azabından sakmilmaya yaraşandır.[19]

 



[1] İbni Dureys, İbni Murdeveyh ve Nahhas'ın İbni Abbas'tan çı­kardıklarına göre şöyle demiş:

"Müddesir suresi Mekke'de nazil oldu."

Ahmet, Buharı, Müslim, Tirmizi ve diğerlerinin Yahya b. Ebu Ku-seyr'den çıkardıklarına göre: Kur'an'ın ilk inen ayetlerini, Ebu Seleme b. Abdurrahman'dan sordum. O da:

"Ya eyyuhel müddesir" dedi. Dedim ki: "İkra bismi rabbika" diyorlar. Ebu Seleme şöyle dedi: "Bunu Cabir b. Abdullah'tan sordum ve aynı senin dediğin şekilde ben de ona dedim." Cabir dedi ki:

"Sana sadece Rasulullah'ın bize söylediğini söylüyorum." Dedi ki: "Hıraya yaklaştım işimi bitirip gayem hasıl olduğunda indim ve ani­den nida edildi. Sağıma baktım birşeyi bulamadım. Soluma baktım bir-şeyi bulamadım. Arkama baktım bir şeyi bulamadım. Başımı kaldırdım birde baktım ki, Hira'da bana gelen melek, Kursinin üzerinde yerle gök arasında oturuyor, ondan ürktüm ve beni korku sardı. Eve döndüm, be­ni örtün beni örtün dedim. Bunun üzerine:

"Ya eyyuhel muddesir"den "Verrucze fehcur"a kadar nazil oldu. Müsned: 3/392; Feth'ul-Bari: 8/677.; Müslim: 161; Aride: 12/224.

[2] İki beyit, Muallakat'mdandır. Şarh'ul-Muallakat: 2/33; Divanı:26.

[3] Bunu, Said b. Mansur, Abd b. Humeyd, îbni Cerir ve İbni Murdeveyh, İkrime'den çıkarmış ve şöyle demiş:

"îbni Abbas'tan soruldu..."

Beyit Tefsir'ul-Kurtubi: 19/63; Durru'l-Mensur: 8/326; Ruh'ul-Me-anİ: 29/117; Tefsir'ul-Maverdi: 4/341 daha Önce geçti.

[4] Divanı: 167; Tefsir'ul-Maverdi: 4/342; Tefsir'ul-Kurtubi: 19/64; Şerh Kasaid Essab'a et-Tival İbni Enbari'nin: 46.

[5] Divanı: 70. Atiyye b. Samure'nin, Ebu Carud'tan aldığı ve onun da Atiyye'ye sunduğu beyitlerdendir.

[6] Divanı: 448; Bahr'ul-Muhit: 5/543. Nisbetsizdir.

[7] Bu, Cerir'in beyitinin bir parçasıdır. Başı şudur: Ey Ebu Ma­lik senin başınla ilkbahar duyuldu. Bu, onun, Ahtal'i hicvettiği kaside-sindendir. Divanı: 49; El-Hucce Farisi'nin: 2/325.

[8] Divanı Cerİr: 19. El-Munakadat'ın zımnındadır. Ensab'ul-Eş-raf: 5/20; Eğani: 19/9. Bu beyitlerin sebebi şudur: Ferezdak Nevvar ile evlendiğinde Nevvar ondan hoşnut olmadı ve bunun üzerine Kays b. Asım'ın oğullarına sığındı vs onlar hakkında bu beyiti söyledi. Bu şiir on­lara kadar ulaştı ve ona dediler ki:

"Allah'a yemin olsun! Eğersen bu beyitler başka birşey söylesen seni bir darbeyle öldüreceğiz. Onun İbni Zübeyr'e olar nefretini irade etti."

[9] Divanı; 47; Mean'il-Kebir: 1/483. ikincisi Lisan mad. Nefs. et-Tamur: Kan'dir.

[10] Beyit, Ebu Zaeyb Huzeli'ninder. Şerh Eş'ar'ul-Huzeliyin: 1/77; Şerh'ul-Fasîyh: 1/258; Mean'il-Kebir: 1/483; Mesaik'ul-Halebiyat: 146. (Bezzihi)'nin yerine (ve sevbihi) rivayet ediliyor. Burada hem refa hem de cer caizdir.

[11] Zammeyle, Hafs, Ebu Cafer ve Yakub okumuş. Diğerleri kes­reyle okumuş. İthaf: 427.

[12] İki beyit Tevbe b. Himyer'indir. Emal'il-Kali: 1/88; İkincisi Tef­sir' ul-Kurtubi: 19/76; Mecaz'ul-Kur'an: 2/275; Tefsir'ul-Taberi: 29/84; Ruh'ui-Meani: 29/124.

[13] Bey iti bulamadım.

[14] Beyit 259 rakamıyla geçti. Rub'in'in Nizam'ul-Garibi: 233. Ora­da nisbetsizdir. Rabi'ul-Ebrar: 4/158. Zamahşeri onu Bazı İyadi'ye nis-bet etmiş. Orada "ey" yerine "ve inni" gelmiş.

[15] Tefsir'ul-Maverdi!ye bak. 4/349.

[16] Maverdi, bunu, akli ilimler teatisinde bulunanlardan nakletmiş. Bundan sonra şöyle demiş:

"Zahirince ve derin de olsa bu şeriat ile savunulmuştur. Tefsir'ul-Ma-verdi: 4/35. Yani bu durum ilmi olarak sabitlenmiş ve savunulmuştur ki gezegenler sayılmaz. Sadece yedi adet üzere tahsis etmek doğru değildir."

[17] Ricz Maverdi'nin Tefsir'inde: 4/351; Tefsir'ul-Kurtubi: 19/85. Nisbetsizdir. Hayavan: 4/146. Lisan mad. Gabere. Mecma'ul-Emsal: 1/44. Kurtubj'de "El-öayr" dır. Hatadır. Bunun kaili: Kezzab el-Hirma-zi'dir. Yalancı olduğundan böyle isimlendirilmiştir. Adı: Abdullah b.

Aver'dir.

[18] O, Nafi, İbni Amir ve Ebu Cafer'in kıraatidir.

[19] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/482-488.