Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Amme Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 78. Sayfa

AMME SURESİ[1]

 

9- "Uykunuzu ise, bir dinlenme kıldık."

Yani işleriniz için bir kesinti bedenleriniz için bir rahat­lık olsun diye.

İbni Ravendi'nin dediğine göre ayette geçen "es-subat" uykudur. Buna göre ifade sanki şu anlamda kullanılmıştır: Uykunuzu uyku yaptık.

Aslında es-Subat uykunun isimlerinden biri değildir, zi­ra sıfatlarından biridir ( o da istirahat veya dinlenmedir).

Yevmus sebte (cumartesi gününe) işi bırakıp tatilet-melirnden dolayı (yevmus-sebt) deniliyorsa (es-subat) için­de işleri bırakıp istirahete çekilmesinden dolayı demekte mümkündür. İsim değlide vasıf (takma isim) bakımından de­riden yapılmış bazı iyi ayakkabı çeşitlerinede (sebtun) de­nilir. Şairin dediği gibi:

"Keşke benim deve kuşu yavrusu Mucaşi'den Cafer'e evinde ve İbni Cafer'in yanma konaklasaydı. Ehli iyali ve ailesine doğru gittiklerinde onların ayakları yorulmuyor aşınmıyor ve yol yakın olmayana kadar durup dinlenmiyor­lar."[2]

Birinci görüş şöyle dursun (es-subat). kelimesinin as­lının et-Temeddud (uzatmak) olmasıda caizdir. Mesela: (Sebetat el-Mer'etu şa'reha) Kadın saç ölümlerinin uçlarını fitilleyerek Örüm yaparak uzattı demektir. Çeşitli ve muh­telif zamanlarda uzayıp kısaldıklarından gece ve gündüze (ebnaus-subat) subatoğulları denilir. îbni Ahmer'de biz ve onlar tıpkı birbirinden farklılık arzeden gece ve gündüz gibi bîr idik. Sonra ikiside muncitli ve Tehamili oldu. On­lardan tahamlı olan bütün ağırlığım attı v e benim yerime var gücüyle çalışmaya devam etti.[3] Şiirinde (şubat) kelimesi­ni bu manada kullanmıştır:

Bütün bunlara göre (es-Subat) derin ve uzun uyku demek* tir. Bize verilen bu nimetin güzel yönü: Verilen uykumuzun bize herhangi bir takvim (zaman sayımı) ve kınama ayıplama kılınmamasıdır. Kişinin işi bırakıp istirahat etmesi manasın-dadır. Ve tıpkı uzun zaman uyuyan kişiye (sebete) denildiği gibidir.

14- "Rüzgarların üst üste. sıkıştırdığı bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik."

Ayette geçen (el-Mu'sirat) yağmur yağdırmak üzere olan buluttur. Tıpkı hayız (iddet) vakti yaklaşan kadına (mu'sireh) denildiği gibi.

Ebu Necm şöyle dedi:

"Evi Sefvan'da olan bir genç kız vardır ki, kırıta kırıta yavaş yavaş yürür örtüsü etrafa sarkan."[4] Hayır oldu yahut hayız olana vakti yaklaştı.

16- "Sarmaş dolaş bağlar, bahçeler..."

Ayette geçen (el-Fafen) den kasıt üst üste yığılıp birbirine dolaşmış demektir. (El-Leffu) ise meyvelerle donanmış ağaç demektir.

17- "Şüphesiz (herkes hakkında) adaletle hüküm ver­me günü, belirlenmiş bir zamandır."

Ayetteki mefhum şudur: Addedilen ecel veya vaktin sonu veya haşr için belirlenmiş mi'adın zamanı veya vaktidir o gün.

21- "Muhakkak ki azgınların barınağı olacak cehen­nem bir gözetleme yeridir."

Ayette geçen (mirsaden) kelimesi "er-Resed" ten türemiş mif 'al vezninde bir kelimedir. Gözetlemek manasındadır.[5]

24- "Orada ne bir serinlik tadacaklar ne de içilecek bir şey!"

Bir rivayete göre ayette geçen (berden) uyku demektir. Bir başka rivayette ise (berd)in hava ve su olduğu söy­leniyor.

26- "Dünyada yaptıklarına uygun tarzda bir cezadır."

Yani dünyada ne amel işlemişseler bu ceza da ona göre verilen bir cezadır.

28- "Bizim ayetlerimizi pervasızca yalanlamışlardı."

Ayette geçen (kezzebu) kelimesinin vezni şöyledir: Kez-zebe, yukezzibu, kezben vekzızaben ve kezibe kizaben de­nilir.

Bunun gibi kelleme kelamen ve kadda kadade de de­nilir.

31- "Şüphesiz takva sahipleri için kurtuluş vardır."

Ayette geçen (mefazen) den kasıt kurtuluş zafer ve mu-vafakiyet yerleridir.

34- "Hem dolgun kadehler var"

Ayette geçen (dihaken)'den kasıt dolu, dolu dolgun demektir.[6]

36- ""Bu takva sahiplerinin işledikleri güzel amellere bir karşılık ki, Rabbinden bir ihsandır; yeter mi yeter."

Ayette geçen (ataen hisaben) den kasıt: kifayet edecek yeterli derecede bir rivayete göre de çok manasındadır. Kuşeyroğullarından bir kadın da şiirinde (hisaben) ke­limesini yeterlilik manasında kullanmıştır şöyle ki:

"Mahallenin çocuğu şayet aç ise onu ağırlarız. Eğer aç değilse onu kafir görürüz."[7]

 



[1] İbni Dureys, Beyhakİ ve İbni Mürdeveyh'in İbni Abbas'tan çıkardığına göre Amme yetesaelun Mekke'de nazil oldu demiş. Abdub-nu Humeyd, İbni Cerir, İbni Münzir ve İbni Ebu HatenTin Hasan'dan çıkardıklarına göre şöyle demiş:

"Nebi (s.a.v.) gönderilidğinde, onlar kendi aralarında birbirlerine sorup duruyorlardı. Bunun iizeriene "Amme yeteseuluna en nebeil az­im." nazil oldu.

[2] Beyit, Uteybe b. Mirdas'ındır. ibni Fesve adıyla bilinir. Eğani: 19/144; Hayavan: 3/112. İkinci beyit, Beyan ve Tebyin: 3/103; Mean'il-Kebir: 1/488. Mahtutada "Feleyte"nin yerine "feleyse" gelmiş hatadır. Zamahşeri şöyle dedi:

"İbni Fesve, İbni Abbas'"a gelip yaklaşmak istedi o, ona yaklaş­madı. Ve iki beyti söyledi. Abdullah b. Cafer ona dedi ki:

"Amcamın oğlunun metaını ben satın alıyorum." Ona dedi ki: "Satın al hiç tehir etme. Yeter diyene kadar ona yakınlaştı. İki beyit­ten önce şu sözler vardır:

"îbni Abbas'a geldim ondan bir şeyler temenni ediyorum, o ise maruf olan şeylerimi temenni etmiyor ve benim münkerlerimden de kork­muyor.

[3] Divanı: 174; Makayisi'1-Iuğa: 2/97; Lisan'ul-Arap mad. lalete: 7/276; Es-Sihah: 3/1120. İkincisi, Efal: 3/368; Es-Subat zamandır. Letatuhu: Onun ağırlığıdır. Ve gayret ettiğ i zaman adamı gemine zorladı.

La eriymu: Devam ederimdir.

[4] Ricz Ebu Necm'e nisbet edilir ve hakeza, Manzur b. Mursid En-diye'de nisbet edilir. Böylece lisanda da ona nisbet etti. Tefsir'ul-Kurtubi: 19/172; Tefsir Ruh'ul-Maani: 30/192; Müzekker ve'1-Müennes sh. 515; Muhakkik nisbet etmemiş. Lisan mad. asere: 4/576; Şerh'ul-Hamase: 4/1'

[5] Mahtutada: El-İriykab gelmiş ama hatadır.

[6] Tastİ'nin İbni Abbas'tan çıkardığına göre Nafi b. Ezrak ona "Veke'sen dihaken" ne demektir. Bana haber ver demiş. O da:

"Kes, şaraptır" demiş. Dihakan: Dolu oldu. Tekrar:

"Araplar bunu biliyor mu?" der. O da:

"Evet, sen şairin şu sözünü duymadın mı?" der. Amir bize gelip ziyafet temennisinde bulundu biz de ona dolu dolu bîr berdak şarap ik­ram ettik.

Bu ayet hakkında Hennad'ın Atiyye'den naklettiğine göre: Sürekli peş-peşe dolu anlamındadır demiş.

[7] Tefsir'ul-Kurtubi: 19/184. Lisan Kafa: 15/197; Et-Takfiyetu fil-lugah sh. 682. Muhakkikdir. Halil Atiyye nisbet etmemiş. Ve beyit, Um-mu Abbas Kuşeyriye'nindir. Kitab'ul-Efal: 1/365. Mahtutede (nakiy) gel­miş hatadır. Nukfı: Onu ağırlamayı tercih ederiz. Yani misafir ve sabiyi tercih etmedir. Bir rivayete göre yeter diye ne kadar ona veririz an­lamındadır. Bu mana üzerine şahit delil elverişli olur. Ukberi, onu Ah-mer b. Cendel'e nisbet etmiş. Maşuf'ul-Muallim: 1/194.

Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/506-509.