Amme Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 78. Sayfa
AMME SURESİ[1]
9- "Uykunuzu ise, bir dinlenme kıldık."
Yani işleriniz için bir kesinti bedenleriniz için bir rahatlık olsun diye.
İbni Ravendi'nin dediğine göre ayette geçen "es-subat" uykudur. Buna göre ifade sanki şu anlamda kullanılmıştır: Uykunuzu uyku yaptık.
Aslında es-Subat uykunun isimlerinden biri değildir, zira sıfatlarından biridir ( o da istirahat veya dinlenmedir).
Yevmus sebte (cumartesi gününe) işi bırakıp tatilet-melirnden dolayı (yevmus-sebt) deniliyorsa (es-subat) içinde işleri bırakıp istirahete çekilmesinden dolayı demekte mümkündür. İsim değlide vasıf (takma isim) bakımından deriden yapılmış bazı iyi ayakkabı çeşitlerinede (sebtun) denilir. Şairin dediği gibi:
"Keşke benim deve kuşu yavrusu Mucaşi'den Cafer'e evinde ve İbni Cafer'in yanma konaklasaydı. Ehli iyali ve ailesine doğru gittiklerinde onların ayakları yorulmuyor aşınmıyor ve yol yakın olmayana kadar durup dinlenmiyorlar."[2]
Birinci görüş şöyle dursun (es-subat). kelimesinin aslının et-Temeddud (uzatmak) olmasıda caizdir. Mesela: (Sebetat el-Mer'etu şa'reha) Kadın saç ölümlerinin uçlarını fitilleyerek Örüm yaparak uzattı demektir. Çeşitli ve muhtelif zamanlarda uzayıp kısaldıklarından gece ve gündüze (ebnaus-subat) subatoğulları denilir. îbni Ahmer'de biz ve onlar tıpkı birbirinden farklılık arzeden gece ve gündüz gibi bîr idik. Sonra ikiside muncitli ve Tehamili oldu. Onlardan tahamlı olan bütün ağırlığım attı v e benim yerime var gücüyle çalışmaya devam etti.[3] Şiirinde (şubat) kelimesini bu manada kullanmıştır:
Bütün bunlara göre (es-Subat) derin ve uzun uyku demek* tir. Bize verilen bu nimetin güzel yönü: Verilen uykumuzun bize herhangi bir takvim (zaman sayımı) ve kınama ayıplama kılınmamasıdır. Kişinin işi bırakıp istirahat etmesi manasın-dadır. Ve tıpkı uzun zaman uyuyan kişiye (sebete) denildiği gibidir.
14- "Rüzgarların üst üste. sıkıştırdığı bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik."
Ayette geçen (el-Mu'sirat) yağmur yağdırmak üzere olan buluttur. Tıpkı hayız (iddet) vakti yaklaşan kadına (mu'sireh) denildiği gibi.
Ebu Necm şöyle dedi:
"Evi Sefvan'da olan bir genç kız vardır ki, kırıta kırıta yavaş yavaş yürür örtüsü etrafa sarkan."[4] Hayır oldu yahut hayız olana vakti yaklaştı.
16- "Sarmaş dolaş bağlar, bahçeler..."
Ayette geçen (el-Fafen) den kasıt üst üste yığılıp birbirine dolaşmış demektir. (El-Leffu) ise meyvelerle donanmış ağaç demektir.
17- "Şüphesiz (herkes hakkında) adaletle hüküm verme günü, belirlenmiş bir zamandır."
Ayetteki mefhum şudur: Addedilen ecel veya vaktin sonu veya haşr için belirlenmiş mi'adın zamanı veya vaktidir o gün.
21- "Muhakkak ki azgınların barınağı olacak cehennem bir gözetleme yeridir."
Ayette geçen (mirsaden) kelimesi "er-Resed" ten türemiş mif 'al vezninde bir kelimedir. Gözetlemek manasındadır.[5]
24- "Orada ne bir serinlik tadacaklar ne de içilecek bir şey!"
Bir rivayete göre ayette geçen (berden) uyku demektir. Bir başka rivayette ise (berd)in hava ve su olduğu söyleniyor.
26- "Dünyada yaptıklarına uygun tarzda bir cezadır."
Yani dünyada ne amel işlemişseler bu ceza da ona göre verilen bir cezadır.
28- "Bizim ayetlerimizi pervasızca yalanlamışlardı."
Ayette geçen (kezzebu) kelimesinin vezni şöyledir: Kez-zebe, yukezzibu, kezben vekzızaben ve kezibe kizaben denilir.
Bunun gibi kelleme kelamen ve kadda kadade de denilir.
31- "Şüphesiz takva sahipleri için kurtuluş vardır."
Ayette geçen (mefazen) den kasıt kurtuluş zafer ve mu-vafakiyet yerleridir.
34- "Hem dolgun kadehler var"
Ayette geçen (dihaken)'den kasıt dolu, dolu dolgun demektir.[6]
36- ""Bu takva sahiplerinin işledikleri güzel amellere bir karşılık ki, Rabbinden bir ihsandır; yeter mi yeter."
Ayette geçen (ataen hisaben) den kasıt: kifayet edecek yeterli derecede bir rivayete göre de çok manasındadır. Kuşeyroğullarından bir kadın da şiirinde (hisaben) kelimesini yeterlilik manasında kullanmıştır şöyle ki:
"Mahallenin çocuğu şayet aç ise onu ağırlarız. Eğer aç değilse onu kafir görürüz."[7]
[1] İbni Dureys, Beyhakİ ve İbni Mürdeveyh'in İbni Abbas'tan çıkardığına göre Amme yetesaelun Mekke'de nazil oldu demiş. Abdub-nu Humeyd, İbni Cerir, İbni Münzir ve İbni Ebu HatenTin Hasan'dan çıkardıklarına göre şöyle demiş:
"Nebi (s.a.v.) gönderilidğinde, onlar kendi aralarında birbirlerine sorup duruyorlardı. Bunun iizeriene "Amme yeteseuluna en nebeil azim." nazil oldu.
[2] Beyit, Uteybe b. Mirdas'ındır. ibni Fesve adıyla bilinir. Eğani: 19/144; Hayavan: 3/112. İkinci beyit, Beyan ve Tebyin: 3/103; Mean'il-Kebir: 1/488. Mahtutada "Feleyte"nin yerine "feleyse" gelmiş hatadır. Zamahşeri şöyle dedi:
"İbni Fesve, İbni Abbas'"a gelip yaklaşmak istedi o, ona yaklaşmadı. Ve iki beyti söyledi. Abdullah b. Cafer ona dedi ki:
"Amcamın oğlunun metaını ben satın alıyorum." Ona dedi ki: "Satın al hiç tehir etme. Yeter diyene kadar ona yakınlaştı. İki beyitten önce şu sözler vardır:
"îbni Abbas'a geldim ondan bir şeyler temenni ediyorum, o ise maruf olan şeylerimi temenni etmiyor ve benim münkerlerimden de korkmuyor.
[3] Divanı: 174; Makayisi'1-Iuğa: 2/97; Lisan'ul-Arap mad. lalete: 7/276; Es-Sihah: 3/1120. İkincisi, Efal: 3/368; Es-Subat zamandır. Letatuhu: Onun ağırlığıdır. Ve gayret ettiğ i zaman adamı gemine zorladı.
La eriymu: Devam ederimdir.
[4] Ricz Ebu Necm'e nisbet edilir ve hakeza, Manzur b. Mursid En-diye'de nisbet edilir. Böylece lisanda da ona nisbet etti. Tefsir'ul-Kurtubi: 19/172; Tefsir Ruh'ul-Maani: 30/192; Müzekker ve'1-Müennes sh. 515; Muhakkik nisbet etmemiş. Lisan mad. asere: 4/576; Şerh'ul-Hamase: 4/1'
[5] Mahtutada: El-İriykab gelmiş ama hatadır.
[6] Tastİ'nin İbni Abbas'tan çıkardığına göre Nafi b. Ezrak ona "Veke'sen dihaken" ne demektir. Bana haber ver demiş. O da:
"Kes, şaraptır" demiş. Dihakan: Dolu oldu. Tekrar:
"Araplar bunu biliyor mu?" der. O da:
"Evet, sen şairin şu sözünü duymadın mı?" der. Amir bize gelip ziyafet temennisinde bulundu biz de ona dolu dolu bîr berdak şarap ikram ettik.
Bu ayet hakkında Hennad'ın Atiyye'den naklettiğine göre: Sürekli peş-peşe dolu anlamındadır demiş.
[7] Tefsir'ul-Kurtubi: 19/184. Lisan Kafa: 15/197; Et-Takfiyetu fil-lugah sh. 682. Muhakkikdir. Halil Atiyye nisbet etmemiş. Ve beyit, Um-mu Abbas Kuşeyriye'nindir. Kitab'ul-Efal: 1/365. Mahtutede (nakiy) gelmiş hatadır. Nukfı: Onu ağırlamayı tercih ederiz. Yani misafir ve sabiyi tercih etmedir. Bir rivayete göre yeter diye ne kadar ona veririz anlamındadır. Bu mana üzerine şahit delil elverişli olur. Ukberi, onu Ah-mer b. Cendel'e nisbet etmiş. Maşuf'ul-Muallim: 1/194.
Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/506-509.
İslami Okul Okulların En Önemlisi