Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Abese Suresi [1] - İslami Bilgiler - Vedeulburhan - 80. Sayfa

ABESE SURESİ[1]

 

2- "Kendisine ama geldi diye"

Ayette geçen ama insan Abdullah b. Ümmü Mek-tum'dur.[2]

6- "Sen ona dönüp sözüne kulak veriyorsun."

Ayette geçen (tesedda)dan kasıt yüz çevirmek ve ar­kasını dönmektir. Sad'ın şeddesiyle (tessedda) kelimesi (tetearredu) yüz çevirmek manasındadır.[3]

10- "Sana gelenle ilgilenmeyip ondan yüz çeviriyor­sun."

Ayette geçen (tellehha)dan kasıt meşgul olmamak il­gilenmemek ve ona aldırmamak demektir.

11-  "Hayır! Çünkü o Kur'an bir hatırlama ve öğüt­tür."

Ayette geçen (tezkire) den kasıt öğüt ve hatırlamadır. Öğüt ve hatırlama olan abese süresidir.

12- "Artık dileyen ondan öğüt alır." Öğüt alınacak şey Kur'an'dır.

15- "Katiplerin elleriyle yazılmıştır."

Bu katipler vahiy yazan meleklerdir. Bir rivayete göre vahyi yazan katiplerdir ve bir rivayete göre de tefsirciler ve kıraatçılar (kariler) kastedilmektedir deniliyor.

Bunların tamamı birşeyi açıklayıp izah etmek manasın-dadır. Mesela (el-feres-subhu) sabah aydınlık oldu anlamın­dadır. Mesela (seferet'il-mer'etu) kadm peçesini açtı demek­tir.

17- "Kahrolası insan! Ne de nankör şey."

Ayette geçen "kutile" kelimesi lanetlenmiş anlamın­dadır. Bir rivayete göre azap edilmiş anlamındadır ve bu in­san Umeyye b. Haleftir.

21- "Sonra onu öldürdü de kabre gömdürdü." Ayete geçen "fe ekberahu" dan kasıt: Defnedilmesi için

ona bir kabir yapıldı demektir. Ama onu leş gibi ortaya atar vaziyette kılmadı.

Rivayete göre Salih b. Abdurrahman öldürüldüğü za­man Temimoğullan İbni Hubeyre[4] ye şöyle demişler: Ek-birna salihan: Yani bize izin ver de Salih'e biz kabir yapıp defnedelim. İbni Hubeyr de: "Fedunekumuhu" der. Yani buyurun yaklaşın demektir.

22- "Sonra dilediği vakit onu yeniden diriltecek." Ayette geçen "enşerehu" dan kasıt onu diriltme sidir.

Mesela "Enşerehullahu fenuşire" Allah onu diriltti, o da dirildi demektir. A'şa şöyle dedi:

"Şayet bir Ölü kendi yerine konulsa ve yaşasa ve bir kabre konulmasa ta ki insanlar gördükleri şeyden ötürü

şöyle derler:

"Hayret doğrusu sonra dirilecek olan bu ölüye."[5]

Ayette geçen (el-Kadb) kuru yonca ve kesildikten son­ra tekrar tekrar çıkan otlara denilir. 30- "İri ve sık ağaçlı bahçeler"

Ayette geçen "ğulben" den kasıt, iri sık ve dalları bir­birine geçmiş ağaçlardır. Ğulben kelimesi ğelbae'nin cemidir. Neredeyse ğelba iri ve yüksek hurma ağaçlarına isim olarak verilecekti. Çünkü iri yüksek ve sarp hurma ağaçlarına (el-cebbare ve el-mecnune) deniliyor. Şair de "el-ağleb ile el-mecnun" kelimelerini aynı anlamda bir beyitte kullanmıştır:

"Mukade kendisine bağlanmayanı kerih gördü. Şer ve fit­ne kızışıp şiddetlendi ve miskinler de geri döndü. İri ve uzun olan herkesten sarıkları uyuklamalarından ötürü sark­tı düştü. Sanki o, zulüm ve saireden gelen ziyaneden ötürü bir deli gibiydi."[6]

31- "Meyveler ve nice çayırlar bitirdik." El-Fakihetu yaş meyvelerdir. (Eleb)[7] ise kuru mey­velerdir. Zira bunlar kış ve sefer için saklanıp yenilir. Aşa şöyle dedi:

"Yiğit oldum ama sizi yiğit yapmadım. Yiğit gibi bir kar­deş işini gizleyip sır yaptı ve gitmek için hazırlık yaptı."[8]

33- "Ama kıyamet sayhası geldiği zaman."

Es-Sahhetu, kıyamet sayhasıdır ki kulakları patlatıp sağır[9] yapan bir gürültüdür.

37- "O gün, onlardan herbirinin, başından aşacak

işi vardır."

Yani herkes kendine göre derdiyle meşgul olur ve derdin­den kimseyle muhatab olamaz.

41- "Onları karanlık ve karalık kaplayacaktır." Terhekuha: Onları örtecek, kaplayacak demektir. Kat-retun ise: Dumanın vermiş olduğu karanlık ve siyahlıktır.[10]

 



[1] İbni Abbas'tan nakledildiğine göre Abese Suresi Mekke'de nazil oldu demiş.

[2] Tirmizi çıkarmış onu hasen görmüş ve Hakİm'in sahih gördüğü ve Aişe'den naklen çıkardıklarına da şöyle demiş:

"Abese Suresi, ama olan Abdullah tbni Ummu Mektum hakkında nazil oldu. Rasulullah'a (s.a.v.) gelip şöyle diyordu:

"Ey Allah'ın Rasulu beni irşad et ve Rasulullah'ın yanındaysa müş­riklerin büyüklerinden biri vardı. Bu esnada Rasulullah ondan yüzünü çe­viriyor diğerine bakıyordu ve diyordu ki:

"Sen benim söylediklerimde-herhangi bir kötülük görüyor musun?" Müşriklerin büyüğü ise hayır diyordu. İşte bu durum hakkında nazil ol­du bu sure.

[3] O, Nafi, İbni Kesir ve Ebu Cafer'in kıraatidir. İthaf: 433.

[4] İbni Hubeyr'e Yezid b. Abdulmelik zamanında Irak ve Horasan vahşiydi. Salih b. Abdurrahman ise Süleyman b. Abdulmelik tarafından Irak harraç mülkiyeti memurluğuna hicri 197. senesinde atanan kişidir.

[5] Divanı sh. 93; Mecaz'ul-Kur'an: 2/286; Tefsir'ul-Kurtubi: 19/219; Tefsir'ul-Maverdi: 4/402; İrab'ul-Kur'an Nahhas'ın: 3/629.

[6] İki beyit, Eşheb b. Rumeyle'nindir. Muhadremun şairlerin­dendir. Hem cahiliyede hem de İslam'da hayat sürmüş. İki beyit divanın­da sh. 244; Hayavan: 3/106. ikincisi de onda: 6/246. Mahutada (Herrel mukadete) yerine (hiyel ifadetu) gelmiş hatadır. (Eşşer) yerine (esseyr) (dırar) yerine (hazar) gelmiş. Herce: Kerih gördü. Malet imametuhu: Bu uykunun onunla oynaşmasıdır.

[7] Züccac şöyle dedi:

"EI-Ebbu: Hayvanların otlandığı çayırlar otlaklar manasında plan (el-Kele)'nin cemidir.

Enes'in hadisinde Öme- b. Hattab (ve fakiheten ve ebban) ayetim okuyup el-Ebbu nedir? demi;. Sonra dedi ki:

"Bununla ne sorumlu tutulduk ne de emredildik." Lisan ebebe.

[8] Divanı sh. 8; Usan'ul-Arap mad: Ebbe: 1/205; Esas'ul-Belağa: 1,

[9] Mahtutada (el-Esman)'dır ama hatadır.

[10] Muhammed Ebu’l-Hasan En-Nisaburi, Vedehu’l Burhan, Tevhid Yayınları: 2/513-516.