Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 2. Sayfa - Peygamberler Tarihi - Peygamberlertarihisabuni

BİRİNCİ BÖLÜM... 1

Giriş. 1

Peygamberliğin Rabbani Bir Hediye Oluşu. 2

Mekkeli Müşriklerin, Hz.Muhammed(s.a.s)'in Peygamberliğine İtirazları: 2

Peygamberlik İle Meliklık Arasındaki Fark. 3

Nebi Ve Resul Ne Demektir?. 4

Peygamberlerin, İnsanların Seçkinleri Oluşu. 5

Peygamberler Arasında Üstünlük: 6

Hz. Muhammed (sav) ın, Nebilerin Ve Resullerin Efendisi Oluşu. 6

Peygamberler Arasında Üstünlük Caiz Midir?. 8

Peygamberlerin Gönderiliş Sebebi: 9

Peygamberlerin İnsanoğluna Gönderiliş Nedeni?. 9

Müşriklerin, Hz.Muhammed (s.a.s)'in Peygamber Olarak Gönderilişine İtirazları: 11

Peygamberlerin Önemli Oluşu. 12

Peygamberlerin Görevleri 12

 

 

 

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

Giriş

 

"Peygamberlik ve Peygamberler Tarihi" adlı kitabımı­zın konularına başlamadan önce; Peygamberliğin; anlamını, özelliklerini, niteliklerini, Peygamberlerin vasıflarını, getirdik­leri davetin özelliklerini, Peygamberlerin içerisinde doğup büyüdükleri toplumların yapısını, gönderildikleri ümmetlerin durumunu, insanlar üzerinde oluşturdukları etkileri, ümmet­lerin anlayışlarında ve doğuştan sahip oldukları inançlarını değiştirme de peygamberin bıraktığı büyük rolün bizim için açıklanması gerekmektedir.

Peygamberler gönderildikleri toplumları; şirk ve küfrün karanlıklarından İslam Dininin nurlu aydınlığına, sapıklıktan hidayete götürmüşlerdir... Peygamberlerin daveti; şirk ve putçuluğun pençelerinden milletleri kurtarmaktır. Çözülme, fesad, anarşi ve bozulmanın getirdiği çöküntüleri ve çirkefleri temizlemek ve düzeltmek olmuştur... Nitekim Kur'an-ı Kerim, bu durumu şöyle anlatmaktadır:

"İnsanlar tek bir ümmet idi. Binaenaleyh Allah, Peygam­berleri;     müjdeciler     ve     uyarıcılar     olarak     gönderdi. Anlaşmazlığa     düştükleri    konularda     insanlar    arasında hükmetsin diye o Peygamberlerle beraber gerçekleri içinde taşıyan bir kitap indirdi.   Oysa kendilerine kitab verilmiş olanlar,    kendilerine   açık   deliller   geldikten   sonra   sırf aralarındaki    kıskançlıktan     ötürü    o     (kitap     hakk)ında anlaşmazlığa düştüler.   İşte Allah (böylece),  İman edenleri kendi izniyle, hakkında ihtilafa düştükleri gerçeğe ulaştırdı. Allah, dilediğini dosdoğru yola iletir.[1]

Bu ayeti kerime; "İnsanların, önceden hidayet ve Hakk din üzere olduklarına, fakat insanların birbirleriyle ihtilaflara düştüklerine, birbirleriyle çekişip durduklarına ve yeryüzünde bozgunculuk çıkardıklarına;  sağlam ve güçlü olan Allah'ın yolundan saptıklarına, bunun üzerine Yüce Allah'ın bu toplu­luklara Peygamberler, uyarıcılar ve müjdeciler gönderdiğine işaret etmektedir.

Abdullah ibn Abbas (r.anhüma)'nın da bu konuyla ilgili olarak şöyle söylediği rivayet edilmiştir: "Adem ile Nuh ara­sında on asır vardı. Bu ikisi arasında yaşayan Adem oğulları hak üzereydiler.Ne zamanki ihtilaflara düşünce, Allah, onlara; Nuh'u ve ondan sonra gelecek olan Peygamberleri gönder­miştir ."[2]

Şanı Yüce Allah -sözlerin en doğrusunu söylediği halde-insanlara, Peygamberler göndermesinin sebebini şöyle a-çıklamaktadır:

"(Bunları,) müjdeleyici ve uyarıcı elçiler olarak (gönderdik) ki, Peygamberler geldikten sonra insanlarn Allah'a karşı ileri sürebilecekleri bir bahaneleri kalmasın."[3]

Nitekim Yüce Allah, bütün Peygamberleri; gönderildikleri toplulukları, cehalet ve sapıklık karanlıklarından kurtarması için, göndermiştir. Yüce Allah, bu durumu ise şöyle anlatmaktadır:

"Biz Mûsâ 'yi, 'kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara, Allah 'in günlerini[4] anlat' diye mucizelerle (İsrail oğul­larına Peygamber olarak) gönderdik. Şüphesiz ki bunda, çok sabreden ve çokça şükreden herkes için ibretler bulunmaktadır.[5]      

 

Peygamberliğin Rabbani Bir Hediye Oluşu

 

Peygamberlik, ilahi bir fazilet ve insanlığa verilmiş Rab­bani bir hediyedir. Yüce Allah, peygamberliği, kullarından dilediğine ve yarattıklarından istediğine verir...

Peygamberlik; gayret etmekle, çalışmakla, her türlü güç­lüklere ve zorluklara katlanmakla ulaşılmaz... İtaatin ve ibadetin çokluğuyla da elde edilemez. Ancak Yüce Allah'ın özel ilahi seçmesiyle olur.Yüce Allah, bu konuyu şöyle anlatmaktadır:

"Deki: 'Fazilet[6], doğrusu Allah'ın elindedir. Onu dilediği­ne verir. Allah, rahmeti bol olan ve her şeyi hakkıyla bilendir. Allah, rahmeti ni dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibi­dir."[7]

Buna göre Peygamberlik, "seçilene" ve "tercih edilene" göredir. Yüce Allah, peygamberliği, kullarından taşıyabilecek kimselere verir. Çünkü Peygamberlik, ağır bir yük ve büyük bir tekliftir. Ona ancak insanlardan Ulu'1-azm (azim sahibi büyük kimseîer)in gücü yeter.

Nitekim Yüce Allah, bununla ilgili olarak nebilerin ve re­sullerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.v) 'e hitaben şöyle buyurmaktadır:

"Doğrusu biz,sana, taşıması ağır bir söz indireceğiz"[8]

Peygamberlik; veraset, galebe ve üstün gelme yoluyla da elde edilemez. Ancak "seçme" yoluyla elde edilir. Bu da, Şanı Yüce Allah'ın, yarattıklarının en faziletlisi ve kullarının en seçkin olanlarından risalet yükünü taşıyabilecek kimseleri seçmesiyle gerçekleşir. Çünkü Allah, bu yüce iş için, onları, insanlar arasından seçer. Nitekim Yüce Allah, bu konuyu Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle anlatmaktadır:

"Allah, Meleklerden de ve insanlardan da "Peygamber­ler" seçer. Doğrusu Allah, işitendir ve görendir."[9]

Yine Yüce Allah bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmak­tadır "Doğrusu Allah; Adem'i, Nuh'u, İbrâhîm ailesini ve İrnrân ailesini, bütün alemlerin üzerine üstün kılmıştır. "[10]

Yine Yüce Allah, bazı Peygamberlerin hayatını anlatma hususunda şöyle buyurmaktadır:

"Doğrusu Peygamberler, katımızdaki seçkinlerden ve ha­yırlılardandır."[11]      

 

Mekkeli Müşriklerin, Hz.Muhammed(s.a.s)'in Peygamberliğine İtirazları:

 

Mekkeli müşrikler, Peygamberliğin; güç, kuvvet ile zen­ginlik alametlerinden ve kendi yanlarında büyük bir yeri ve değeri bulunan hükümranlık ile meliklik görüntülerinden hiç­birisine sahip olmayan bir fakire ve yetime inmesini garipsediklerinden dolayı, Abdullah'ın oğlu Hz. Muhammed'in -Allah'ın salât ve selâmı onun üzerine olsun- peygamberliğine itiraz etmişlerdir. Zira böyle bir şey,onların hoşlarına gitme­mişti. Çünkü onlar, peygamberliğin; böyle yetim ve fakir bir kimseye değil de, Kureyş'in ileri gelenleri ile büyüklerinden veya Kureyş'in eşrafı ile liderlerinden ya da şerefli ve büyük bir yere sahip zengin kimselerden birisine gelmesi gerektiğini söylüyorlardı. Fakat ardından onların bu isteklerini azarlayan ilahi cevap gelmiş ve Şam Yüce Allah -bu ilahi cevapta- onla­rın şüphelerini anlatmış ve onların bu isteklerine, keskin ve anlaşılır bir yöntemle şöyle cevap vermiştir:

"(Mekkeli müşrikler: 'Muhammed'e inen) bu Kur'an, iki şehirden[12] büyük bir adama[13] indirilmeli değil miydi ?' Yoksa Rabb'inin rahmetini (peygamberliğini), onlar mı paylaştırıyor­lar? Halbuki dünya hayatında onların geçimliklerini, aralarında, Biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini kimine derecelerle üstün kıldık Rabb 'inin rahmeti, onların toplaya geldiklerinden daha hayırlıdır.[14]

Görüldüğü üzere ayeti kerime; Mekkeli müşriklerin "Pey­gamberlik, ancak Mekke'nin(veya Taifin) zenginlerinden veya büyük kimselerden birisine inmeli, Ebu Talib'in yetimi gibi fakir ve yetim birisine inmemeliydi" şeklindeki iddiaları­nı, onların zayıflıklarına ve ahlaksızlıklarını dile getirerek Yüce Allah'ın onların bu isteklerine karşı, Peygamberliğin (rahmetin) ancak kendisinin yarattıklarından ve kullan arasın­dan dilediğini seçmesiyle ve tercih etmesiyle olabileceğini anlatmaktadır.

Yine Yüce Allah, bu konuyla ilgili olarak şöyle buyur­maktadır:

"Allah, Peygamberlik işini nereye vereceğini çok iyi bi­lendir."15[15]

Peygamberlik; mal, mevki ve meliklikten konum itibariyle daha yücedir. Buna göre Allah'ın, Yüce hikmeti gereği, mal ve rızıktan her insana rızkını ve her yarattığına bundan hissesini belirlemiş olmaktadır. Üstelik mal, peygamberliğe nispetle daha küçük bir iştir. Dolayısıyla maldan daha yüce ve daha bü­yük bir konuma sahip olan Peygamberlik, insanların arzularına ve isteklerine nasıl bırakılabilir? Halbuki Yüce Allah, rızkı dağıtma işini bile yeryüzünde bulunan insanlara bırakmayıp aksine herkese düşen hisseyi, kendisi paylaştırmış, belirlemiş ve ayırmıştır. Buna göre rızkı dağıtma işini bile insanlara ver­meyen Yüce Allah, Peygamberlik gibi Önemli bir meseleyi insanların arzularına ve isteklerine nasıl bırakılabilir? Şanı yü­ce Allah'ın şu ayetinde de belirtildiği üzere, Peygamberlik meselesi (nin kime verileceği konusu) gizli ve çok önemli bir konudur:

"Yoksa Rabb'inin rahmetini (peygamberliğini) onlar mı paylaştırıyorlar? Halbuki dünya hayatında onların geçimlikle­rini Biz paylaştırdık"[16]

Buna göre insanlara verilen rızık, Peygamberliktir. [17]

 

Peygamberlik İle Meliklık Arasındaki Fark

 

Peygamberlik, şanı yüce Allah'ın; yarattıklarından ve kul­larından dilediğine verdiği bir lütfü ve hediyesidir. Bundan dolayıdır ki, Peygamberlik, özü itibariyle meliMikten ve sul­tanlıktan farklıdır. Bu farklılıkların en önemli noktaları da şunlardır:

1. Peygamberlik, veraset yolu ile olmaz. Dolayısıyla pey­gamberin  çocuğu,  babasından  mirasla  Peygamber  olamaz. Aksine Peygamberlik, özel ilahi bir üstünlük ve Rabbani bir seçilmeyle olur. Yüce AÜah bu hususu şöyle anlatmaktadır:

"Biz onları (İsrail oğullarını) alemler üzerinde seçkin kıldik[18]

Yine Yüce Allah, konuyla ilgili olarak şöyle buyurmakta­dır:

"Doğrusu Allah; Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmrân ailesini, bütün alemlerin üzerine üstün kılmıştır. "[19]

2. Peygamberlik, sultanlığın ve melikliğin aksine hiçbir zaman kesinlikle kafir bir kimseye verilmez. Peygamberlik sadece mümin kimselere verilir. Fakat sultanlık ile meliklik ise, mümin kimselerin dışındaki

herkese verilebilir. Yüce Al­lah,     Sultanlığın     ve     melikliğin,[20]     mümin     kimselerin dışındakilere de

verildiğine dair, Firavundan naklen şöyle bu­yurmaktadır:

"Firavun, kavmi arasında seslendi ve: 'Ey kavmim! Mısır mülkü ve altımdan akan şu ırmaklar, benim değil mi? Hala görmüyor musunuz?' dedi "[21]

Nitekim Yüce Allah, Hz. İbrahim (a.s) zamanında "İlah-lık" iddiasında bulunan Nemrut'tan naklen de şöyle buyurmaktadır:

"Allah, kendisine mülk (hakimiyet ya da hükümranlık) verdiği için ibrahim 'le Rabbi hakkında çekişeni görmedin mi? Hani Ibrâhîm: 'Benim Rabbim; hem diriltir ve hem de Öldü­rür' deyince, O: 'Bende diriltir ve öldürürüm' demişti. Ibrâhîm: 'Allah, güneşi doğudan getiriyor. Haydi sende onu batıdan getir' deyince ise, o kafir şaşırıp kalmıştı. Allah, za­limler topluluğuna hidayet etmez. "[22]

3. Peygamberlik, erkeklere özel bir durumdur.[23] Kadınlar için ise kesinlikle böyle bir şey söz konusu olamaz. Çünkü bir teklif olmasından dolayıdır. Buna göre tabiatı gereği zayıf olan ka­dın, ağır ve zor olan Peygamberlik görevini yüklenemez. Çünkü Peygamberlik görevini yüklenen kimsenin, cihad etme­ye ve sabretmeye ihtiyacı vardır. Bundan dolayıdır ki, bütün Peygamberler, iman etmiş topluluklarıyla birlikte zor ve güç mihnetler içerisinde kalmışlar ve Allah'ın davasını tebliğ etme yolunda şiddetli belalara, musibetlere ve sıkıntılara maruz kalmışlardır. Nitekim Yüce Allah, bu konuyu şöyle anlatmak­tadır:

"(Ey Muhammedi) Peygamberlerden Ulu'l-azm (azim sa­hibi)[24] olanların sabrettiği gibi sende sabret!"[25]

Peygamberliğin, erkeklere özgü bir görev olduğuna dair delil,Yüce Allah'ın şu ayeti kerimesidir:

"Biz, senden önce, kendilerine ancak vahyeder olduğumuz erkekleri (Peygamber olarak) gönderdik."[26]

El Lukkani"Cevhere" konu ile ilgili olarak şöyle der:

"Hiçbir zarnan kadın, 'Peygamber' olmadığı gibi; çirkin davranışları olan bir erkekte, 'Peygamber' olamaz."

4. Peygamberliğin alanı geniş, gayesi yüce ve hedefi, he­deflerin en üstünüdür. Zira davet, Peygamberliğin temelidir...

Peygamberler, Allah'a ve Ahiret gününe iman etmeye ve Ahireti, insanlardan bir çoğunun arzu ettiği geçici dünya haya­tına tercih etmeye davet etmektedirler. Nitekim Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Dünya hayatı bir aldanma metaından başka bir şey de­ğildir."[27]

Meliklik  ise  bu Peygamberlik davasıyla çelişmektedir. Çünkü meliklik; Peygamberlerin -Allah'ın salât ve selâmı on­ların üzerine olsun- dünyevi şeylere Önem vermemeye (Zühde) çağırdığı,  dünyevi  büyüklenmelerin  görüntülerinden   ortaya çıkmıştır... Eğer Peygamberler; melikler, krallar, emirler ve sultanlar olsa, sonrada insanları, dünyadaki şeylere önem ver­memeye çağırsalardı, insanlara yaptıkları davetlerinin, insanlar üzerinde hiçbir tesiri olmazdı. Çünkü kendileri melikler gibi saraylarda  konfor  ve  lüks  içinde  yaşarlarken,   insanlardan, dünya hayatına önem vermemelerini isterlerdi. Bundan dola­yıdır  ki   insanları   bir   şeylere   çağıran   davetçi   bir  kimse, yaşantısıyla insanlara örnek olmadıkça, insanlara dair yaptıkla­rı konuşmalarında da bir etkileme ve tesir gücü olmaz...

Bunun anlamı; bir insanda, hem peygamberliğin ve hem de melikliğin bir arada bulunması imkansız demek değildir. Çünkü Hz. Süleyman (a.s) 'm şahsında da meydana geldiği gibi, bir kimsede, Peygamberlik ve meliklik, bir arada buluna­bilir. Fakat böyle bir şey, hem az ve hem de pek nadir olan bir şeydir, Nitekim Kur'ân-ı Kerîm, Hz. Süleyman (a.s) 'm, hem Peygamber ve hem de melik oluşunu şöyle anlatmaktadır;

"(Süleyman:) Rabbim! Beni bağışla ve benden sonra hiç­bir kimsenin sahip olamayacağı bir mülk (meliklik) bağışla! Doğrusu bolca bağışlayan Sensin Sen" dedi. Bunun üzerine Bizde, rüzgarı (onun) emrine verdik. Emri ile (rüzgarla) iste­diği yere kolayca giderdi  Bina yapan ve dalgıçlık yapan şeytanlar ile demir halkalarla bağlı diğer yaratıkları, (onun emrine verdik). Bu, bizim hesapsızca (dilediğimiz kimselere verdiğimiz bir) bağışımızdır (ona dedik ki: )  'Artık ister ver, ister tut!"[28]  

 

Nebi Ve Resul Ne Demektir?

 

Nebi: Yüce Allah'ın, kendisine bir şeriat vermediği, fa­kat insanlara, Allah'ın, kendisine vahyettiğini tebliğ etmekle sorumlu tuttuğu kimseye denir.

Resul: Yüce Allah'ın, kendisine bir şeriat verdiği ve in­sanlara, Allah'ın, kendisine vahyettiğini tebliğ etmekle sorumlu tuttuğu kimseye denir.

Risalet: Peygamberlik mertebesinin en büyüğüne ve en yücesine denir. Çünkü (yaygın olan görüşe göre;) "her Resul Nebidir, fakat her Nebi Resul değildir."

Nebilerin sayısına gelince; onların sayılan, -bazı rivayet­lerde belirtildiği üzere- 120.000'in[29] üzerine çıkarılsa bile, sayıları, kesin olarak bilinmemektedir...

Resullerin sayısına gelince; onların sayıları, azdır...

Kur'ân-ı Kerîm'de geçen Peygamberlerin sayısı, 25 olup kendilerine ayrı ayrı iman edilmesi gerekmektedir. Bunların hepsi, Peygamber olup sıralanışları ise şu şekildedir:

"Adem, Nûh, İbrahim, İsmâîl, İshâk, Ya'k'ûb, Davûd, Sü­leyman, Eyyûb, Yûsuf, Mûsâ, Hârûn, Zekeriyyâ, Yahya, İdris, Yûnus, Hûd, Şuayb, Salih, Lût, îlyâs, Elyesa', Zülkifl, İsâ, Hz. Muhammed (s.a.v) . Allah'ın salât ve selâmı, onları­nın hepsinin üzerine olsun.

Onların Peygamberliklerini, kişiliklerini ve isimlerini tasdik etmeyi belirtir anlamda 'onlara ayrı ayrı iman edilmesi' gerekmektedir. Çünkü onlar, Kur'ân-ı Kerîm'in çeşitli yer­lerinde anılmaktadırlar...

Kur'ân-ı Kerîm'de ismi geçmeyen ve hadiste toplam sa­yıları belirtilen Peygamberlere gelince[30]; Yüce Kitap'ta anılanların dışında kalanlara, s anki onlar, orada varmışçasına tasdik etmemiz anlamında 'onlara, topluca iman edilmesi'nin vacip olduğu belirtilmektedir. Çünkü Yüce Allah, isimleri, Kur'an'da geçen veya geçmeyen Peygamberler hakkında şöy­le buyurmaktadır:

"Öyle Peygamberler (gönderdik ki,) onların kıssalarını sana anlattık.Yine Öyle Peygamberler (yolladık ki,)onların kıssalarını sana haber veıınedik. Allah, Musa'ya da konuştu.[31]

Bu Peygamberlerden, Kur'ân-ı Kerîm'deki ayeti kerime­lerin peş peşe getirilmesiyle 18 tanesi, bir arada anılmıştır.Geriye kalan 7 tanesi ise; Yüce Allah'ın, Kitabının çeşitli ayetlerinde zikredilmiştir.

Az önce bahsi geçen ayeti kerimelere gelince; bunlar, Yüce Allah'ın şu ayeti kerimeleridir:

"İşte bunlar, kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delil­lerdi. Biz, kimi dilersek, onu, derece derece yükseltiriz. Şüphe yok ki, Rabb'in; tam hikmet sahibidir, hakkıyla bilen­dir...Biz,İbrahim'e; İshâk ile Ya'k'ûb'u ihsan ettik. Ve her birini hidayete erdirdik. Daha önce de Nuh'u ve onun soyun­dan Davûd 'u, Süleyman 'ı, Eyyûb 'u, Yûsuf'u, Mûsâ 'yi ve Harun'u hidayete kavuşturduk,Biz,iyi hareket edenleri, işte böyle mükafatlandırırız..

Zekeriyyâ 'ya, Yahya 'ya, İsâ 'ya, İlyâs 'a da (hidayet ver­dik). Onların hepsi, salihlerdendir. İsmail'i, Elyesa'yı, Yûnusu, Lût'u da (hidayete ilettik). Her birini, kendi zaman­larında yaşayan insanlara üstün kıldık. Onların babalarından, soylarından, kardeşlerinden kimini de (yine üstün imtiyazlara mazhar ettik). Onları, (insanlar arasından seçtik ve onları bir yola ilettik... "[32]

Geriye kalan Peygamberler ise, ezberlenmesini kolaylaş­tırmak maksadıyla bir şiirin şu iki beyitin de şu şekilde bir araya getirilmiştir:

"Bizim bu konuda Peygamberlerden bir kısmına dair de­lilimiz, (Kur'an'm bir yerinde toplu halde) 18'dir. Bu Peygamberlerden geriye kalanlar ise; İdrîs, Hûd, Şuayb, Sa­lih, Zülkifl, Adem, Hz. Muhammed (s.a.v) ."

Resullerin, risalet (elçilik) görevlerini, tebliğ etmekle emr olunduklarına dair delile gelince, -onlar, bu noktadaki ko­numları itibariyle Nebilerden farklı olup- o da, Yüce Allah'ın şu ayeti kerimesidir:

"Allah'tan aldıkları asaletleri, (insanlara) tebliğ eden­ler; O'ndan korkarlar ve Allah'tan başka hiçbir kimseden

korkmazlar. Allah, hesap gören olarak yeter.'[33]

Yüce Allah, Peygamberlerin efendisi Hz.Muhammed (s.a.v) 'e hitaben konu ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Ey Peygamber! Rabb 'inden sana indirileni tebliğ et. E-ğer (bu görevini) yerine getirmezsen, risaletini (elçilik) görevini tebliğ etmiş olmazsın. Allah, seni, insanlardan koru­yacaktır. Doğrusu Allah, kafir olan toplumları hidayete ulaştırmaz.[34] 

 

Peygamberlerin, İnsanların Seçkinleri Oluşu

 

Şanı Yüce Allah; mükemmelliğe örnek olabilecek, üstün­lüğe ad olabilecek, Nur ile îşık meşalesini yüklenebilecek ve geçip gitmekte olan zamana ve asırlara damgasını vurabilecek ve insanlık medeniyeti içerisinde yer alanları yönetebilecek olanları insanlık alemi içerisinde bulunan yarattıkları arasından bir topluluğu Peygamber olarak seçmiştir. Yüce Allah, hikmeti gereği onları, insanlığa bir hidayet yani rehber ve düzelticiler yani ıslahatçılar olmaları itibariyle peygamberliğe seçmiş, za-tıyla onları kötülüklerden korumuş, en güzel bir şekilde arıtarak yetiştirmiş, vasıfların en güzeliyle onları şereflendir­miş ve onları, din ile dünya önderleri yapmıştır. Nitekim Yüce Allah bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Onları (Peygamberleri), buyruğumuz altında insanlara doğru yolu gösteren önderler kıldık ve onlara; iyi şeyler yap­malarını, namaz kılmalarım, zekat vermelerini vahyettik. Onlar, Biz e kulluk eden kimselerdir.[35]

İşte bu nebiler ve resuller, Allah'ın kullan arasından se­çilmiş seçkin kimselerdir. Allah, onları; Peygamberlikle şereflendirmiş, onlara hikmeti vermiş, doğru olanı bulabilme­leri için de onlara akü gücü vermiştir. Ayrıca yüce Allah, onları; kendisi ile yarattıkları arasında arabulucular olmaları, Allah'ın emirlerini ve yasaklanın insanlara tebliğ; etmeleri, Allah'ın gazabından ve azabından insanları sakındırmaları ve dünya ile Ahirette bulunan mutluluğa erişebilmelerini sağlaya­bilmek suretiyle insanları irşat etmeleri için seçmiştir .

Dolayısıyla Peygamberler, yaratıkların en hayırlıları ve in­sanlığın en seçkinleridir... İşte onlar için olan bu ikram, Peygamberliktir. Ancak bu ikram, özel ilahi bir üstünlük ile Rabbani bir hikmet sebebiyle olup  insanlardan hiçbirisinin nefsi arzularını terk edip ibadete dalarak ruhunu yüceltme veya itaat ile ibadette gayret etmekle Peygamberlik mertebesine nail olması mümkün değildir. Çünkü Peygamberlik çalışmakla elde edilemez ve daha önce de belirttiğimiz gibi, hayr ile itaat işle­mek suretiyle gayret etmek ve ısrarlı olmakla da meydana gelmez. Peygamberlik ancak Allah'tan, kuluna verilmiş bir hediye ve Allah'ın seçmesi ve tercih etmesiyle olur. Yüce Al­lah, bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Allah, risalet (elçilik) görevini nereye vereceğini çok iyi bilendir"[36] 

 

Peygamberler Arasında Üstünlük:

 

Peygamberler; üstünlük, yer ve makam yönünden aynı de­rece olmayıp aksine bazıları, bazılarından daha üstündür. Çünkü Yüce Allah onlara çeşitli dereceler vermiştir. Bu konu da Yüce Allah, Kur'ân-ı Kerîm'inde şöyle buyurmaktadır:

"Biz, bu Peygamberlerden bazısını, bazısına üstün kıldik."[37]

Yine Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Doğrusu Biz, Peygamberlerden bazısını bazısına üstün kıldık. Davud'a da Zebur'u verdik "[38]

Ayeti kerimelerde üstünlüklerinden bahsedilenler, Kur'ân-ı Kerîm'in "Ulu'1-azm" diye isimlendirdiği Resullerdir. Ulu'l-azm olan bu Peygamberler, Peygamberlerin ileri gelenlerinden ve büyükler indendir. Yüce Allah, Kur'ân-ı Kerîm'in çeşitli yerlerinde onları, güzel övgülerle zikretmiş ve Resulü Hz. Muhammed (s.a.v) 'e de; Müşriklerle olan mücadelesinde onların mücadelesi gibi mücadele etme ve sabır konusunda da onlara uyma konusunda şöyle buyurmaktadır:

"(Ey Muhammedi) Peygamberlerden Ulu'l-azm (azim sa­hibi) olanların sabrettiği gibi, sen de sabret. Onlar için acele, etme."'[39]

Ayette kendilerinden bahsedilen Peygamberler, "Ulu'l-azm"Peygamberler" diye isimlendirilmişlerdir. Çünkü onların büyükleri, güçlü, kuvvetli olmaları yönünden olup maruz kal­dıkları musibetler ise, şiddetli ve kavimleriyle olan mücadeleleri de zor ve acılarla doluydu. Bundan dolayı Ulu'l-azm Peygamberler, uzun zamanlar sıkıntılara, zorluklara ve yalanlamalara karşı sabretmiş ve bu Peygamberlerin hayatları boyunca peşi sıra sayısız nesiller ve milletler gelip geçmiştir. Çünkü bu Peygamberler, uzun bir ömür sürmüşlerdir. Fakat hayatlarının tamamı,mihnetlerle ve zorluklarla geçmiştir. Ör­neğin; Hz. Nûh (a.s) gibi... O da, kavmi içerisinde bin seneye yakın bir zaman kalmış, fakat onunla birlikte iman edenlerin sayısı çok az olmuştur. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyur­maktadır:

"Doğrusu Biz, Nûh 'u kavmine gönderdik. (Bunun üzerine O) kavminin içerisinde elli yılı müstesna olmak üzere bin yıl kaldı. Sonunda onlar zulme devam edip dururken kendilerini tufan yakalayıverdi.[40]

Yine Yüce Allah, Hz. Nûh ile birlikte iman eden kimseler hakkında ise şöyle buyurmaktadır:

"Onunla birlikte iman eden kimseler çok azdı."[41]

Bu Ulu'l-azm Peygamberlerinden bazısına da, üzüntüler ve zorluklar gelmiş; kavminden, kendisinin ateşte yakılmasına dair hüküm vermeleri gibi korkunç musibetler ve belalar ile karşılaşan da olmuştur. Örneğin; Hz. İbrâhîm Halilurrahman (a.s)    gibi... Onun, Allah'ın davasını tebliğ etme yolunda karşılaşmış olduğu musibeti ise, ateşte yakılmak olmuştur. Fakat Şanı Yüce Allah, ateşe; Hz. İbrâhîm için serin ve zararsız ol­masını emrederek ateşin alevinden onu kurtarmıştır. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Bizde: 'Ey Ateş! İbrahim 'e karşı serin ve zararsız ol.' dedik. Onlar O'na hile kurmak istemişlerdi, ama Biz onları en büyük hüsrana uğrattık."[42]

Hz. Mûsâ, Hz.İsâ ve Hz. Muhammed -Allah'ın salât ve se­lâmı onların üzerine olsun- gibi geriye kalan Ulu'l-azm Peygamberlerinin hayatları da, öncekilerden az veya çok aynı şekilde hepside her türlü eziyete uğramışlar, yurtlarından ve evlerinden kovulmuşlar. İşkencelere ve zulümlere maruz kal­mışlar, bununla beraber her türlü eziyetlere ve sıkıntılara katlanmışlar, belalara ve zorluklara karşı -Allah'ın zaferinin yakınlığına olan imanlarından dolayı- sabretmişlerdir. Şanı Yüce olan Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"(Peygamberler) Allah yolunda başlarına gelen (belalar­dan) dolayı ne gevşeklik; ne zayıflık ve ne de düşmana boyun eğdiler. Allah sabredenleri sever."[43]

Ulu'l-azm Peygamberleri, Peygamberlerin ileri gelenle­rinden ve büyüklerinden olmaları itibariyle, insanlığı kurtuluşa ve şirk ile sapıklığın pençesinden kurtarıp tevhid ve iman nu­runa ulaştırma yolundaki "Tevhid sancağını" yüklenmelerine müstahak olmalarının sebebi işte budur. [44]

 

Hz. Muhammed (sav) ın, Nebilerin Ve Resullerin Efendisi Oluşu

 

Resullerin en üstünü -aynı zamanda bu üstünlük, yaratıkla­rın en seçkinliğini de beraberinde getirir- ve Nebilerin sonuncusu, Efendimiz Hz.Muhammed (s.a.v) 'dir. Bundan do­layı Hz. Muhammed (s.a.v) Peygamber olarak gönderilişinde Peygamberlerin sonuncusu ve makam, yer ve rütbe konusunda da onların en şereflisi ve en üstünüdür. Yüce Allah, Peygam­berlik kapısını Hz. Muhammed (s.a.v) ile kapattığı gibi Peygamberlerine indirdiği vahyi de Kur'ân-ı Kerîm ile kapat­mıştır. Buna göre Hz.Muhammed (s.a.v) , Peygamberlerin sonuncusu ve ümmetlerin ortanca olanıdır. Yüce Allah Hz. Muhammed (s.a.v) ile ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Muhammed, içinizden herhangi bir adamın babası değil. Fakat O, Allah'ın Resulü ve Peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.[45]

İşte bu ayeti kerime; Hz. Muhammed (s.a.v) 'in, Peygam­berlerin efendisi ve Nebiler ile Resullerin en üstünü olduğunu göstermektedir. Zira yüce Allah, bir Peygamber gönderdiğinde eğer Muhammed 'in zamanına yetişirse O'na mutlaka iman edeceğine, O'nun mutlak yardımcılarından olacağına ve O'na tabi olanlardan olacağına dair o gönderdiği peygamberden mutlaka ahit ve misâk almıştır. İşte bu, Hz.. Muhammed (s.a.v) 'in yüce kadri kıymetine ve üstünlüğüne delalet eden delillerin ve hüccetlerin en büyüklerindendir. Bu konuyla ilgili olarak yüce Allah şöyle buyurmaktadır;

"Allah, Peygamberlerden, "And olsun ki size,kitap ve hikmet verdim. Sonrada size yanımızdaki (o kitap ve hikmeti) tasdik eden bir Peygamber gelecektir. O'na mutlaka iman ve yardım edeceksiniz" diye misâk (ahit)[46] aldığı zaman,  "İkrar ettiniz-mi ve uhdenize[47] bu ağır yükümü alıp kabul eylediniz mi?" dedi. Onlar, "İkrar ettik" dediler. (Allah'ta): "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim" dedi.[48]

Hz.Muhammed (s.a.v) ; ahirette ki ve dünyadaki önderli­ğine dair, Allah'ın yalnızca kendisine bahşettiği bu mevki ve makamının yüceliğine işaret ederek şöyle buyurmuştur:

"Kıyamet gününde Adem oğullarının efendisi benim, bunu övünmek için söylemiyorum. Hamd sancağı benim elimdedir ve o gün Adem ve diğerleri (de dahil olmak üzere) bütün Pey­gamberler benim sancağımın altında olacaktır. Bunu övünmek için söylemiyorum. (Kıyamet gününde) ilk şefaat eden ve şe­faati ilk kabul edilen benim. Bunu övünmek için söylemiyorum. Cennetin kapı halkalarını ilk açacak olan be­nim. Bunu övünmek için söylemiyorum. Bunun sonucu olarak Allah, cennet kapısını bana açacak ve beraberimde müminlerin fakirleri olduğu halde beni cennete girdirecektir. Bunu övün­mek için söylemiyorum. Allah katında, öncekilerin (geçmiştekilerin) ve sonrakilerin (gelecektekilerin) en değerli olanı benim. Bunu da övünmek için söylemiyorum."[49]

Allame Kadı İyaz, "eş-Şifa" adlı kitabında; Resulullah (s.a.v) 'in diğer Peygamberlerin en değerlisi ve en üstünü ol­duğunu açıklarken Kur'ân-ı Kerîm'den güzel bir konuya temas etmiştir. İşte bu güzel konu şu şekildedir:

"Yüce Allah Peygamberlere hitap etmiş ve onları kendi i-simleriyle nida etmiştir. Bundan dolayı Şanı Yüce Allah, Hz. İbrâhîm (a.s) 'm durumuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Biz, ona: 'Ey İbrâhîm! diye seslendik. Sen (İsmail'i kur­ban ettiğine dair gördüğün) rüyayı gerçekleştirdin. Doğrusu Biz, ihsan edenleri böyle mükafatlandırırız."[50]

Yüce Allah, Hz. Nûh (a.s) hakkında ise şöyle buyurmak­tadır:

"Ey Nûh! 'Sana ve beraberinde bulunan ümmetlere, biz-den bir selâmla ve bereketle in' denildi..."[51]

Yüce Allah, Hz. Mûsâ (a.s) 'ı çağırışı hakkında şöyle ha­ber vermektedir:

"Buyurdu ki: Ey Mûsâ! Ben, seni, risâletlerimle, kelamım­la bütün insanlardan mümtaz kıldım;' Şimdi şu sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol. "[52]

Yüce Allah, Hz. İsâ b. Meryem (a.s) 'a hitap ederek şöyle haber vermektedir:

"Allah: 'Ey Meryem oğlu İsâ! İnsanlara Allah'dan başka beni ve annemi iki ilah edininiz diyen sen misin?' dediği za­man, O, (şöyle) söyledi: 'Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemem bana yakışmaz."[53]

Yüce Allah, Peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Mu-hammed (s.a.v) 'in dışında geriye kalan bütün Peygamberleri (s.a.v) isimlendirilmiş oldukları kendi özel isimleriyle nida etmiş. Fakat Peygamberlerin sonuncusu olan Hz.Muhammed (s.a.v) 'in kadr-ü kıymetinin büyüklüğünü ve üstünlüğünün yüceliğini ortaya çıkarmak için ise, ona; Peygamberlik veya risalet vasfiyla hitap etmiştir. Yüce Allah konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Ey Peygamber! Biz, seni, (insanlara) hakikaten bir şahid, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik."[54]

Yine Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Ey Peygamber! Sana da, mü'minlerden senin izince gi­denlere de Allah yeter. Ey Peygamber! Müzminleri savaşa teşvik et..."[55]

Yine hikmeti yüce olan Allah bu konuda şöyle buyunnaktadır:

"Ey Peygamber! Rabb 'inden sana indirileni tebliğ et. E-ğer (bu görevini) yerine getirmezsen, risalet (elçilik) görevini tebliğ etmiş olmazsın. Allah, seni, insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kafir olan toplumları hidayete ulaştırmaz. "[56]

Yine şanı yüce olan Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Ey Peygamber! Kalpleriyle sana inanmadıkları halde a-ğızlanyla 'inandık' diyen (münafık) lar ile Yahudilerden, küfürde koşuşup yarışanlar seni üzmesin."[57]

Şanı Yüce Allah'ın kendi kitabında, diğer Peygamberlere yaptığı hitap hususunda gelen ayetlerin bir benzerini (yanı on­lara kendi özel isimleriyle hitap etme hususunda) açık bir isimle; Hz. Peygamber (s.a.v) 'e de aynı şekilde yaptığı bir hi­tabı (Kur'an'da) bulamıyoruz. Ancak Kur'ân-ı Kerîm'de, Hz. Peygamber (s.a.v) 'e işaret eden her ayeti kerime; ona, sadece Peygamberlik vasfıyla hitap etmekte olup Hz Peygamber (s.a.v) 'in isminin geçtiği ayeti kerimelerdeki herhangi bir a-yet: "Ey Muhammedi" şeklinde gelmemektedir. İşte bu durum, Hz. Peygamber (s.a.v) 'in kadr-ü kıymetinin büyüklü­ğüne ve Peygamberlerin en üstünü olduğuna işaret eden delillerin en güzel ve en hoş olanlarından birisidir."[58]

Bundan dolayı Rabb'imin selâmı; kendi zamanında- hiçbir kimsenin, ona, sahabesi dışında değer vermediği, fakat Şanı Yüce Allah'ın büyük kıymet ve değer verdiği, öncekiler ile sonrakilerin efendisi kıldığı ve alemlere rahmet olarak gönder­diği, yaratıkların en seçkini olan Hz.Muhammed (s.a.v) 'in üzerine olsun...

Hz. Peygamber (s.a.v) ile ilgili şu sözü söyleyen, ne güzel söylemiştir:

"Muhammed; Allah'ın en seçkini, en merhametlisi ve A-rap olan ile olmayanın en hayırhsıdır."

Şair Tayyibe ise Hz. Peygamber ile ilgili olarak şöyle der:

"Rabb'in, kainatta rahmetini tecelli ettirmek istedi. Bun­dan dolayı da Hz. Muhammed (s.a.v) 'i, peygamberliğe seçti. Böylece onu, övülmüş vasıflarla süsledi. Bunun üzerine, bütün yaratılmışların üzerine efendi olmuştur." [59]

 

Peygamberler Arasında Üstünlük Caiz Midir?

 

Birisi, Kur'ân-ı Kerîm'de; "O'nun Peygamberlerinden hiçbirini, diğerlerinden ayırmayız (hepsine inanırız). " (Baka­ra: 2/285) buyrulduğu halde, Nebiler ile Resuller arasında nasıl üstünlük olur?" diye soru sorabilir.

Buna şöyle cevap verilir: Ayeti kerimedeki Peygamberle­rin arasını ayırmaktan kasıt; insanoğlunun, Peygamberlerden bir kısmına iman etmesi ve diğer kısmını da inkar etmesi de­mektir. Nitekim Yahudiler ve Hıristiyanlar, Peygamberlerden bir kısmının risâletine iman etmişler ve diğer kısmının risaletini ise inkar etmişlerdir. Buna göre onlar, Peygamberle­rin arasını böylece ayırmış olmaktadırlar.[60]

Şam Yüce Allah, bu manayı, Kur'ân-ı Kerîm'deki birçok ayctleriyle desteklemiştir. Bunlardan birisi de şudur:

"Allah'ı ve Peygamberlerini inkar edenler ve 'Allah ile Peygamberlerinin arasını ayırmak isteyen, (Bunlardan) bir kısmına inanırız, diğer kısmını da inkar ederiz' diyen ve böyle­ce (küfür ile iman) arasında bir yol tutmayı isteyen kimseler (yok mu?), işte onlar, gerçek kafirlerin ta kendileridir.Biz, o kafirlere, hor ve hakir edici bir azab hazırladık.[61]

Peygamberlerin arasını ayırmaktan (bir kısmını diğe rlerine üstün tutmaktan) kasıt; Yüce Allah'ın açık Kur'an nassıyla, Peygamberlerin bir kısmını diğer bir kısmına üstün tutmasıyla ilgili değildir. Çünkü Şanı Yüce Allah, bu konuda şöyîe b u-yurmaktadır:

"Biz, bu Peygamberlerin bir kısmını, diğer bir kısmından üstün kıldık. Allah onlardan bir kısmıyla konuşmuş, bir kısmım da çok üstün derecelere yükseltmiştir. Meryem oğlu İsâ 'ya, apaçık deliller verdik ve Onu Ruhu'I- Kudüs (Cebrail)'le des­tekledik..."[62]

Yine Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır;

"And olsun ki, Biz, Peygamberlerden bir kısmını diğer bir kısmına üstün kıldık. Davud'a da, Zebur'u verdik."[63]

Buna göre Peygamberlerin bir kısmım diğer bir ki smma üstün kılma, ayeti kerimeden anlaşılmak! adır...

Nitekim îmam Müslim'in, "Sahîh" adlı hadis kitabında geçtiği üzere bu ifadeyi, Resuîullah (s.a.v) 'in şu sözü de des­teklemektedir:

"Muhammed'in nefsini elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, eğer bu ümmetten olan bir Yahudi veya Hıristiyan, beni işitirde sonra benimle gönderilen (Kur'an)'a iman etme­den Ölürse, mutlaka cehennemliklerden olur."[64]  

 

Peygamberlerin Gönderiliş Sebebi:

 

Hidayete ışık tutacak, üstünlüğü haber verecek, insanlık

asında parıayan yıldızları ve alem için hay ir yollarını ay­dınlatacak kimseler olması için; İnsanları ebedi mutluluğa götürmedeki dosdoğru yolu gösterecek, İnsanları şirkin ve pu t-culuğun pencerelerinden kurtarıp izzet ve kemal dereceler ine yükseltecek nebiler, resuller, müjdeciler ve uyarıcıları İnsani a-ra göndermesi Şanı Yüce Allah'ın kullarına olan nimetinden... kullarına olan lüttunün güzelliklerinden... ve kullarına olan ihsanmdandır...

Allah'ın yarattıkları hususundaki sünneti; bir toplul uğu hayra ve iyiliğe çağıracak, onları şer'den ve kötülükten nehyedecek bir Peygamber göndermeden önce o topluluğa azab etmeme şeklindedir.[65]

İşte Allah'ın sünnetinin bu şekilde olmasının sebebi; ins a-noğlundan hiçbiri için bir mazeret kabul edilmemesi için "Biz, Peygamber göndermedikçe (hiçbir kavme) azab edici değiliz. (İsra: 17/15) ve kıyamet gününde de insanların "Bize bir müj-deleyici ve uyarıcı gelmedi." (Maide: 5/19) dememeleri için veya insanların iman etmemelerinden ötürü, Allah'ın bu sününetini bir vesile edinmemeleri için yahut ta azabı hakketmedi k-lerini ileri sürerek yüce Allah'a bir delil getirmelerini engellemek[66] içindir. .

"Eğer Biz, daha önce (Kur'ân-ı Kerîm veya Resülullah 'dan önce) onları helak etseydik, muhakkak ki onlar; "Ya Rabbi! Bize bir bir Peygamber gönderseydin de, şu aşağılığa ve rüsvaylığa düşmeden önce ayetlerine uysaydıkl diyeceklerdi"[67]  

 

Peygamberlerin İnsanoğluna Gönderiliş Nedeni?

 

Peygamberlerin (Allah'ın salât ve selâmının en üstünü o n-larm üzerine olsun) gönderilmesinden maksat; Yüce Allah'ın emirlerini ve yasaklarını insanlara tebliğ etmeleri ile yine in­sanları, Şanı Yüce Allah'ın istediği dosdoğru yola götürmeleri ve istemediği yola götürmeme konusu nda Yüce Allah ile onun kullan arasında Elçiler olmaları; gidişatlarında, ahlaklarında ve tasarruflarında insanlara örnek olmaları içindir...

Elçinin insanları ile bir araya gelmesi ve yine onların elç i-den, Allah'ın emirlerini ve yasaklarını almasının mümkün olması gerekmektedir... İşte Şanı Yüce Allah'ın, kendisinin emirlerini ve nehiylerini tebliğ edecek ve i nsanlan, ahiret ile dünya mutluluğuna çağıracak Peygamberleri insanoğlundan göndermesinin işte sebebi budur.

Eğer Peygamberler meleklerden olsaydı, insanların onla r-dan Allah'ın emirlerini ve nehiylerini almaları veya onlarla bir araya gelmeleri güçleşirdi. Onların, Peygamberlere tabi olma­ma konusu, insanlar için bir delil olurdu. Bu da, onların şöyle demelerine sebep olurdu:  "Onlar; Allah'ın bize gönderdiği, kimselerdir ve biz onlara tabi olmakla emrolunduk. Fakat on­lar, bizim cinsimizden değildirler." Üstelik bir insan bile değiller. Onlar ancak meleklerdir. Bizim yaratılışımız, onl a-nnkinden farklıdır. Bundan dolayı iki cins arasında uyuşma sağlanması mümkün değildir. Buna göre onlar, ahlak bakımın­dan bizden daha üstün, amel bakımından bizden daha temiz ve makam bakımından bizden daha değerlidirler..." Çünkü me­lekler,   tertemiz   varlıklardır.   Nitekim   Şanı   Yüce   Allah, onlardan şöyle bahsetmektedir:

"Allah 'in, kendilerine olan buyruğuna karşı gelmeyen ve emredildiklerini yapan melekler vardır."[68]

Melekler, Allah'a ibadet etme konusunda devamlı olup hiçbir şekilde ibadet etmekten geri kalmazlar. Yüce Allah k onuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Melekler, bıkıp usanmaksızın gece gündüz (Allah'ı) teşbih ederler."[69]

Ayrıca melekler,insanların yediği gibi yemezler,[70] içtiği gibi içmezler ve onların içerisinde günah işlemeye istek ve a r-zulan yoktur. Çünkü onlar, çok değerli varlıklardır. Eğer insanlara gönderilen Elçi, melek olsaydı, insanlar ondan Al­lah'ın emirlerini ve nehiylerini almada ve onunla bir araya gelmede zorluk çekerlerdi.

Çünkü Elçi, insanlara, bu durumda insan şeklinde d eğil de, bir melek şeklinde gelmiş olacaktır. Buna göre m eleğin asli şeklini gören insanlar, korkuya kapılacak, yıldırım çarpmışa dönecekler ve ondan korkmuş olarak arkalarına doğru g eri dö­nüp kaçacaklardı. Çünkü bu duruma düşen insanlar, meleğin bu asli şeklini daha önceden bilmiyorlardı. Üstelik bu yüce varlığın bir benzerini de daha önceden görmemişlerdi.

Rivayet edildiğine göre; Resulullah (s.a.v) bir gün (Hıra mağarasına doğnı) yürürken birdenbire gökyüzünden bir ses işitmiş, başını kaldırmış ki; Hıra mağarasında kendisine gelen meleği (Cebrail'i), asli şekliyle gökyüzü ile yeryüzünü do 1-durmuş ve bir kürsü üzerinde oturur bir halde görmüş. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v) korkmuş ve titremeye başlamış, pe­şi sıra evine dönüp: 'Beni örtün, Beni örtün...' demiş."[71]

Başka bir rivayette ise; Resulullah (s.a.v) başka bir sefer, Hz. Cebrail (a.s) 'ı; iki kanadı, doğu ile batı arasına doğru y a-yümış ve ufku kaplamış bir şekilde görmüştü.

Eğer melek, onlara, insan şeklinde gelse, onlar bu d efada meleğin bu durumu hususunda şüpheye düşecekler ve bu d urum ise, onları, içerisinden çıkamayacakları bir duruma getir e-cek ve "Bize vahyi getiren o varlık, melek midir? Yoksa insan mıdır?" diye kuşkuya kapılacaklardır.

Müşrikler, gönderilen elçinin insandan değil de melekler­den olmasını istediklerinde, Kur'ân-ı Kerîm, onların bu isteklerini ret etme mahiyetinde (bu manayı destekleyici seki 1-de) şöyle buyurmaktadır:

"Müşrikler, (Muhammed'e, bizimde görebileceğimiz) 'Bir melek gönderilmeliydi' dediler Eğer Biz, (onların istedikleri şekilde) bir melek gönderseydik, elbette (onların helak olma) işi bitirilmiş olur, sonra da (tevbe etmeleri için) kendilerine göz bile açtırılmazdı. Eğer Elçiyi bir melek kılsaydık herhalde onu bir insan suretinde gönderirdik ve onları yine düşmekte oldukları kuşkuya düşürürdük. (Bu sefer, 'Bu İnsan mı! Melek mi?' diye münakaşaya düşerlerdi)."[72]

Bu ayeti kerimenin anlamı şu şekildedir: Eğer Biz, Elçiyi, inkarcıların önerdikleri gibi, melek küsak[73] bile, onların bir araya gelebilmeleri ve ondan Allah'ın emirl erini ve nehiylerini alabilmelerini mümkün kılabilmek için Biz  o meleği, insan oğlundan bir adam şeklinde kılardık. O zamanda bu iş yani meleğin bir adam şeklinde gelmesi durumu onları şüpheli bir duruma sokar. Bunun üzerine onlar, "O melek midir? Yoksa insan mıdır?'1 diye melek konusunda şüphe etmeye başlarlar ve Elçinin meleklerden olmasına dair istedikleri ilk andaki gid i-şatlarına ve görüşlerine dönerler.

AUame Kurtubî, "el-Camiu-Ii Ahkami'l-Kur'an" adlı tefsirinde, Yüce Allah'ın "Eğer Biz, Elçiyi, bir melek takay­dık, herhalde onu bir insan suretinde gönderirdik." (Enam: 6/9) ayetini açıklama mahiyetinde şöyle der:

"insanlar, meleği asli suretinde görmeye güç yetir emezler, ancak çeşitli şekillere büründükten sonra onu g örebilirler. Çünkü her cins, kendi cinsinden olan varlığı sever ve kendi emsinin dışındaki varlıktan nefret duyar. Buna göre eğer Yüce Allah, elçiyi, insanlara bir melek olarak gönderseydi, insanlar onunla karşılaşmaktan nefret duyarlar ve onunla birlikte o 1-maktan kaçınırlar ve meleğin, kendilerine Allah'ın emir ve yasaklarına dair söylediği sözlerden dolayı korkuya kapılıp birbirlerine girerlerdi veya onun sözlerinden vazgeçip ondan sakınırlar ve ona soru sormaktan da kendilerini akkorlardı. Buna göre Yüce Allah'ın, Elçiyi, melek olarak göndermesi insanlara bir fayda ve menfaat sağlamayacaktı. Eğer Yüce A1lah, onlara gönderdiği meleği, melek suretinden siy irip çıkarıp onların suretine benzer bir suretle gö nderse, bu defada onlar, onunla arkadaşlık kurarlar ve onun haline alışıp: "Sen! Melek değilsin, sen ancak bir insansın. Bundan dolayı biz sana iman etmeyiz" derler ve Hz. Muhammed (s.a.v) 'e dair: "O, bir in­sandır. Onunla melekler arasında bir fark yoktur" dedikleri zaman ki hallerine ve görüşlerine dönerler. Buna göre onlar, bu fikirleriyle insanların kafasını karıştırırlar ve insanları şü p-heye düşürürler. İşte Şanı Yüce Allah daha iyi bilir ya, eğer onlara insan şeklinde bir melek indirseydi (onların da y aptıkla-n gibi) yine de ondan şüphe etmeye dair bir yol bulurlardı."[74]

Şanı Yüce Allah ayeti kerimede, Elçinin, meleklerden d e-ğil de insanlardan olmasının başka bir hikmetini de a nlatmıştır ki, o da şudur: "Gönderilen Elçinin kendilerine gönderilenin cinsinden olması gereğidir. "Buna göre yeryüzünde ikamet etmekte olanlar (insanlar değil de) melekler olsaydı, Yüce A1lah, onlara, melek olan bir Elçiyi" gönderirdi. Nitekim Yüce Allah bu konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

"Zaten onlara (Allah 'tan bir) hidayet (elçi) geldiğinde, in­sanların çoğunu ona inanmaktan alıkoyan sadece: 'Allah, Elçi olarak bir insanı mı göndermiştir?' demeleri olmuştur. (Ey Muhammed! onlara) Eğer yeryüzünde yerleşip dolaşmakta olan melekler olsaydı, Bizde onlara elçi olarak gökten bir me­lek indirirdik de."[75] 

 

Müşriklerin, Hz.Muhammed (s.a.s)'in Peygamber Olarak Gönderilişine İtirazları:

 

Müşrikler, Hz.Muhammed (s.a.s)'in Peygamber olarak gönderilişine itiraz ederek, "Peygamberlik iddiasında bulunan o zat, nasıl insanoğlundan olur? O da bizim gibi yiyen, içen, gece olduğunda uyuyan, çarşılarda ve sokaklarda gezip dola­şan bir insandır!!" dediler. Onlar, Resulullah (s.a.v) 'i yalanlamak ve onun risâletine itiraz etmek için bu çareye baş­vurdular. Zira onlar, Resulullah (s,a.v) 'in, Peygamberliğe uygun olduğuna dair onunla birlikte bir delil, bir destekçi ve bir melek; bol mal, büyük hazineler, zengin bahçeler ve krallar ile büyük kimselerin adeti olan bütün dünya güzelliklerinin ve nimetlerinin olmasını istediler.

Bu isteklerinden sonra Resulullah (s.a.v) 'i fakir ve yetim olarak gördüklerinde, böyle bir şeyi yani peygamberi bu şekil­de göndermesini Allah'a yakıştıramadılar. Bundan dolayı da Resulullah (s.a.v) 'in asaletini kabul etmediler ve bununla da kalmayıp: "Muhammed, bir sihirbazdır. Dilinin tatlılığı ve ko­nuşmasının güzelliğiyle insanları büyülemektedir. Onun getirdiği de ancak öncekilerin hikayelerinden ibarettir" diyorlardı. Yüce Allah, Furkan Sûresinde bu konuyu şöyle an­latmaktadır:

"Onlar (bir de): 'Bu ne biçim Peygamber ki, (bizler gibi) yemek yiyor, çarşılarda geziyor dolaşıyor! Ona, kendisiyle bir­likte uyarıcı olarak bir melek indirilmeli değil miydi? yahut kendisine bir hazine verilmeli veya içinden yiyip (zorluk çek-meksizin geçimini sağlayacağı) bir bahçesi olmalı değil miydi?' dediler. O zalimler (müminlere), 'siz olsa olsa büyüye tutulmuş bir adama uymaktasınız!' dediler. (Resulüm)! Senin hakkında bak,ne biçim misâller getirdiler. Onlar böyle sapmış­lardır ve artık (hidayete) hiçbir yol bulamazlar. Allah'ın Şanı yücedir ki O, dilerse sana bunlardan daha iyisi olan; alt. tara-fından ırmaklar akan bahçeleri verir ve sana sarayları da ihsan eder. Onlar üstelik o (kıyamet) saatini de yalan saydılar. Biz ise, o vakti yalan sayanlar için alevli bir ateş hazırla­dık. "[76]

Böylece her asır ve zamanda az da olsa değişmeyen ve ay­nı  zamanda  bir  düşünce  sistemi  olarak,   şirk  ve  sapıklık düşüncesini bulmaktayız. Kendini üstün gören ve inatçı müş­riklerin, Allah'ın, kendilerine gönderdiği Peygamberin asli şeklinin (insandan mı? yoksa melekten mi? olması gerektiği) konusunda birbirlerine: "O (Muhammed) de bizim gibi bir in­sandır. Zira O da, bizim yediğimiz gibi yiyor, bizim içtiğimiz gibi içiyor ve bizim geceleyin uyuduğumuz gibi uyuyor! Buna göre Allah, peygamberi, niçin meleklerden göndermiyor ? ve­ya büyük ve ileri gelen kimselerden yahut ta zengin, hükümran ve servet sahibi kimselerden göndermiyor?" şeklindeki şüphe­lerinden dolayı, onlara, insan şeklinde peygamberini göndermiştir. Yüce Allah Hz. Nuh (a.s) 'm kıssasmdaki küf­rün ve inadın durumunu şöyle anlatmaktadır:

"Andolsun ki, Nuh'u kavmine gönderdik. (O da): 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. O'ndan başka ilahınız yoktur. Hala sakınmaz mısınız?' dedi. Bunun üzerine, kavminin için­den kafir olan liderler topluluğu, "Bu (Nûh)! tıpkı sizin gibi bir insan olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hakim olmak istiyor. Eğer Allah (Peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak ki bir melek gönderirdi. Biz geçmişteki atalarımız­dan böyle (Allah'a kulluk etme gibi) bir şey duymadık Bu (Nûh)! yalnızca kendisinde delilik bulunan bir kimsedir. Öyleyse, bir süreye kadar ona katlanıp (durumu) gözetleyin bakalım' dediler. "[77]

Yine Yüce Allah, Hz. Hûd (a.s) 'm kıssasmdaki Ad kav­minin durumunu şöyle anlatmaktadır:

"0 (Hûd) 'un kavminden, kafir olup ahirete ulaşmayı inkar eden ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz varlıklı kişiler, "Bu (Hûd)! Sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediği­nizden yer, sizin içtiğinizden içer. Gerçekten, tıpkı kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz, herhalde ziyan edersiniz. Size, öldüğünüz toprak ve kemik yığını haline geldiğinizde, mutlak surette sizin (tekrar) meydana çıkarılacağınızı mı va 'd ediyor?

Bu size vad edilen (öldükten sonra yeniden dirilmek, gerçek olmaktan) çok uzak!' dediler."[78]

Yine Yüce Allah, Hz. Mûsâ ve Hz. Hârûn (Allah'ın salât ve selâmı ikisinin üzerine olsun) Peygamberlerin doğruluğu hususunda, ileri gelenleriyle birlikte zalim Firavun'un temsil ettiği "azgınlığı""şöyle anlatmaktadır:

"Mucizelerimiz ve apaçık bir delille (veya fermanla) Mûsâ ve kardeşi Hârûn Firavuna ve ileri gelenlerine gönderdik. Bunun üzerine onlar, kibire kapıldılar ve ululuk taslayan zor­ba bir kavim, oldular. Bu yüzden onlar: 'Kavimleri bize kölelik ederken, bizim benzerimiz (gibi insan) olan bu iki adama ina­nacak mıyız?' dediler. Böylece onları yalanladılar, bu yüzden de helak edilenlerden oldular."[79]

Yüce Allah, daha sonrada Peygamberlerin efendisi olan Hz.Muhammed b. Abdullah'ın (s.a.v) daveti karşısında Kureyşli kafirlerin durumunu şöyle anlatmaktadır:

"Onlar, seni gördükleri zaman, 'Bu mu Allah 'in Peygam­ber olarak gönderdiği!' diye hep seni alaya alıyorlar. Üstelik onlar, İlahlarımıza inanmakta sebat gösteımeseydik, gerçek­ten O bizi neredeyse ilahlarımızdan saptıracaktı' diyorlar. Azabı gördükleri zaman, kimin yolunun sapık olduğunu bile­cekler!"[80]

Gerçekten de bu durum, azda olsa değişmeyen bir durum ve Allah'ın, kafirlere azgınlık, inat ve kendini üstün görme konusunda mühlet verdiği bir durumdur... Çünkü müşrikler, insanlara gönderilen peygamberin, insanoğlundan olup da me­leklerden olmayışı konusundaki Allah'ın ezeli hikmetinde, azgınlaşarak doğruyu göremediler. Yüce Allah bu konuyu şöy­le anlatmaktadır:

"Senden Önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden (veya insanlardan) başkasını (Peygamber olarak) gönderme­dik. Eğer: bilmiyorsanız, zikir (ilim) ehline sorun."[81] 

 

Peygamberlerin Önemli Oluşu

 

İnsan aklı, iyilik ile kötülüğü birbirinden ayırt etmeye tek başına yeterli değildir, çünkü birtakım yerlerde insanın ancak vahy ve şeriat yoluyla bilmesi mümkün olan bazı büyük gaybi işler söz konusudur. Örneğin; Yüce Allah'a iman, yüce sıfatla­rına iman, meleklere iman, öldükten sonra dirilmeye iman, kıyamet gününde olacak olan dirilmeye vb. gaybi işler gibi.

Şanı Yüce Allah, kafirlerin mazeretlerini boşa çıkarmak ve kıyamet gününde Allah katında onların bahanelerinin kalma­ması için insanlara uyarıcılar göndermiştir. Peygamberler göndermesinin hikmeti işte budur. Nitekim Cenab-ı Allah, bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Peygamber (geldikten) sonra, insanların Allah'a karşı i-leri sürebilecekleri bir bahaneleri olmaması için (Biz), Peygamberleri; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderdik). Allah, aziz ve hakimdir."[82]

Peygamberler, insanlar için bir örnektir; sözlerinde, davra­nışlarında ve övülmüş özelliklerinde insanlara örnek olurlar. Cenab-ı Allah, bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"O (Peygamberler), Allah 'in hidayet ettiği kimselerdir. O halde (Ey Muhammedi) sen de, onların hidayet yoluna uy..."[83]

İnsanlarm,kendilerini hayra çağıran davetçinin ve hidayet nuru ile irfana götüren yol göstericinin gösterdiği dosdoğru yolu tutması gerekmektedir. İşte bundan dolayı Allah, hidayete ışık tutmaları ve üstünlüğü haber vermeleri; İslam'ın nur 'unu ve ışığını, dünyanın her tarafında kurulmuş devletlerin içlerine kadar yaymaları için Peygamberler göndermiştir...

Peygamberler, görevleri, yüce ve önemli olan kimselerdir. Peygamberlerin bu durumunu birazdan açıklamaya çalışaca­ğız. [84]

 

Peygamberlerin Görevleri

 

Peygamberlerin görevleri şunlardır:

1. İnsanları, Kahhar ve tek Allah'a ibadet etmeye davet etmek: Bu, hakikatte temel bir görevdir. Zira gönderilen Pey­gamberlerin bu görevleri, büyük bir öneme sahiptir. Bu görev, insanlara; Şanı Yüce Allah'ın birliğine iman etme ve ibadeti, Allah'ın dışında kalan ilahlara değil de sadece O'na mahsus kılmayı bildirmektir. Nitekim Şanı Yüce Allah bu konuda şöy­le buyurmaktadır:

"Senden  önce gönderdiğimiz her peygambere mutlaka 'Benden başka hiçbir ilah yoktur, yalnızca Bana ibadet edin diye vahy etmişizdir."[85]

Yine Şanı Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır: "Andolsun ki, Biz, her ümmete, 'Allah'a kulluk edin, Tağutlardan kaçının' diye tebliğde bulunması için bir Pey­gamber gönderdik. Sonra Allah (bu ümmetlerin) içlerinden, kimini hidayete erdirmiş ve kiminin üzerine de sapıklık hak olmuştur."[86]

2. Şanı Yüce Allah'ın emirlerim ve yasaklarını, insan­lara tebliğ etmek: İlahi emirleri insanlara tebliğ edecek bir tebliğci gerekmektedir. Bu tebliğcinin de, emirleri ve yasakları Allah"tan alabilmesi için insanoğhmdan olması gerekmekte­dir.   İşte   bundan   dolayı   Şanı   Yüce   Allah   (daha   öncede anlattığımız üzere) ezeli hikmeti gereği,bunun, böyle olması­nın   daha   iyi   olacağını   bildiğinden   dolayı   Peygamberleri, insanoğlundan seçmiştir.

Peygamberler, Allah'ın, kendilerine verdiği bu görevi en güzel bir şekilde yerine getirdiler. Buna göre Peygamberlerden hiçbirisi Allah'ın, kendilerine verdiği bu görevi yani insanları Allah'a davet etme görevini yerine getirmekten geri kalmadı­lar. Kur'ân-ı Kerim bu Peygamberler hakkında şöyle demektedir:

"O Peygamberler ki Allah'ın, kendilerine göndermiş ol­duklarını tebliğ ederler, Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka hiçbir kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah herkese yeter."[87]

Yüce Allah, Peygamberlerin efendisi Hz. Muhammed (s.a.v) 'e hitaben, risalet görevini tebliğ etmesini şöyle açıkla­maktadır:

"Ey Peygamber! Rabb 'inden sana indirileni tebliğ et, Eğer (bu görevini) yerine getirmezsen, risaletini (elçiliğini) tebliğ etmiş olmazsın. (Bu görevini yerine getirmek istediğin­de) Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz ki Allah, kafir olan toplumları hidayete ulaştırmaz."[88]

3. İnsanları hidayete erdirmeye çalışmak ve onları, dosdoğru yol olan İslam'a götürmek: Bu görev bütün Pey­gamberler için çok önemli bir görevdir. Nitekim Yüce Allah, Hz. Mûsâ (a.s) 'm durumu hakkında şöyle buyurmaktadır:

"Biz, Mûsâ 'yi, 'kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara, Allah'ın günlerini hatırlat diye onu mucizelerle gön­derdik. Şüphesiz ki bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için ibretler bulunmaktadır."[89]

Nitekim Yüce Allah, Peygamberlerin sonuncusu olan Hz.Muhammed (s.a.v) 'in durumu hakkında ise şöyle buyur­maktadır:

"Ey Peygamber! Biz seni hakikaten bir şahid, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Yine Allah 'in izniyle bir davetçi ve nur saçan bir lamba olarak gönderdik."[90]

4. Peygamberlerin, insanlığa güzel bir örnek ve iyi bir model olması: Buna göre Peygamberler, (Allah'ın salât ve selâmı onların üzerine olsun) bütün insanlığa güzel bir Örnek ve iyi bir modeldirler. Bundan dolayıdır ki Şanı Yüce Allah, bize, Peygamberlere uymayı ve onların bulundukları yol üzere yürümemizi emretmiştir. Aynı zamanda Allah, onları, mü­kemmel olma hususunda bir örnek ve üstünlüğe de bir ad kılmıştır. Çünkü onlar, akıl yönünden insanların en uygun ola­nı, gidişat yönünden insanların en temiz olanı ve derece ve mevki yönünden de insanların en değerli olanıdır. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Andolsun ki, Resulullah'da, sizin için, Allah'a ve ahir et aününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için en mükemmel bir örneklik vardır. "[91]

Yine Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır: "O (Peygamberler), Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. O halde sen de onların hidayet yoluna uy."[92]

5. İnsanlara; öldükten sonra dirileceklerim, sonlarının ne olacağını hatırlatmak ve ölümden sonraki halleri bil­dirmek: Bu konuya bir çok ayetler işaret etmektedir. Bunlardan birisi de Yüce Allah'ın şu sözüdür:

"Ey cinler ve insanlar topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bu gününüzün gelip çatacağını bildirerek sizi uya­ran Peygamberler gelmedi mi? (der onlarda) 'Ey Rabbimiz! Kendimiz aleyhine olarak (buna) şahidlik ederiz' diyecekler. Dünya hayatı onları aldatmıştı. Böylece gerçek kafir kimseler olduklarına, kendileri de, kendi aleyhlerinde şahid oldular. Bunun sebebi şudur: 'Rabb'in, halkı habersiz bulunurken (yaptıkları) zulüm sebebiyle, memleketleri helak edici değil­dir."[93]

6. İnsanları; geçici dünya hayatından, ebedi olan ahiret hayatına önem vermeye yöneltmek: Buna göre Yüce Allah Peygamberleri, insanların bakışlarını geçici dünya hayatından ebedi ve kalıcı olan ahiret hayatına yöneltmek için göndermiş­tir. Nitekim Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibaret­tir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı."[94]

Yine Şanı Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır: "Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olma isteğinden ibarettir."[95]

7. insanlara, Allah katında ileri sürebilecekleri bir ba­hane bırakmamak: Nitekim Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:

"Peygamberler (geldikten) sonra, insanların Allah'a karşı ileri sürebilecekleri bir bahaneleri (hüccetleri ve delilleri) ol­maması için (Biz), Peygamberleri, müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdik."[96]

Yani Allah, yarattıklarından birisi; (Peygamber geldikten sonra) "Eğer Allah bana bir Peygamber göndermiş olsaydı, (gönderilen o peygambere) iman eder ve itaat ederdim" demesi şeklindeki mazeretlerini boşa çıkarmak için insanlara, müjde-leyici ve uyarıcı olarak peygamberlerini göndermiştir. Böylece Allah, Peygamber göndermek ve kitap indirmekle, insanoğlu­nun yapabileceği bu gibi itirazların önünü almıştır. Nitekim Yüce Allah Tâhâ Sûresinde bunu şöyle haber vermektedir:

"Eğer Biz, bundan Önce onları helak etseydik, muhakkak ki onlar: 'Ya Rabbi! Bize bir Peygamber gönderseydin de, şu aşağılığa ve rüsvaylığa düşmeden Önce ayetlerine uysaydık' diyeceklerdi."[97]

İşte kısaca naklettiğimiz bu başlıklar, Peygamberlerin, (Allah'ın salât ve selâmı onların üzerine olsun) en önemli gö­revleridir. Başarıya ulaştıran ve dosdoğru yola ileten, şüphesiz ki Allah'tır. [98]

 



[1] Bakara: 2/213.

[2] Hakim. Müstedrek, 2/ 546-547 (ç).

[3] Nisa: 4/165.

[4] Geçmiş milletlerin başlarına gelen olaylar kastedlmektedir. (ç)

[5] İbrahim: 14/5.

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 15-16.

[6] Burada 'fazilet' kelimesinden kasıt, Peygamberliktir. B.k.z: Falıreddîn eFRâzî, Tefsin Kebîr, 6/403 Ank.1987 (ç).

[7] AJi İmrân: 3/73-74.

[8] Müzcmmii: 73/5.

[9] Hacc: 22/75.

[10] Âl-i İmrân: 3/33.

[11] Sâd: 38/47.

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 17-18.

[12] Mekkeli müşrikler, Kur'anm, Hz. Muhammed (s.a.v)'e inmesine itiraz ederek onun, iki şehirden büyük bir adama indirilmesi gerektiğini iddia ediyorlardı. Onl-nn "'İki Şehir" diye kastettikleri, Mekke ve Taiftir.

[13] Büyük Bir Adam" İle kastettikleri de; Mekke'den, Muğire b. Şube ve (tercih edilen görüşe göre de) Taif ten, Urve b. Mes'ud es-Sakafî'dir. Fakat Taifli bu şahıs daha sonra Müslüman olmuş ve Allah yolunda da şehit dmuştur. Onların "büyük" ile kastettikleri ise, mal ve mevki sahibi birisidir. Fakat asıl "büyük" olann Allah katında "büyük" olduğunu bilmiyorlardı. (Said ei-Havva, el-Esas-i fî't-Tefsir, 13/201)(ç)

[14] Zuhruf: 43/31-32

[15] En'âm: 6/124

[16] Zuhruf: 43/32.

[17] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 18-20.

[18] Duban: 44/32.

[19] ÂI-i İmrân: 3/33.

[20] a- Meliklik: Dünyevi devlet başkanlarına verilen bir isimdir. Bu çeşit yönetim biçimine, ilk müslümanlar, "Kisralar Düzeni" ve "Kayserler Düzeni" terimlerini kullanırlardı. Bu biçim siyasal düzenler, "kuvvet" temeli üzerinde yükseltmekteydi. Bu düzenlerin politikaları da; üstünlük kurmak, baskı altında tutmak ve Tahakküm altında bulundurmak vb. ilkelere dayanmaktaydı. Böyle bir devfeti yöneten kimse­ler, ülkeyi, kişisel arzu ve heveslerine göre yönetir ve iradesinin üstünde herhangi bir kanun ya da otorite kabul etmez ve tanımazdı. Ayrıca bu konuyla ilgili şu ayet­lere de bakabilirsiniz: Bakara: 2/247. Mâide: 5/20, Kehf: 18/79, Nemi: 27/34, Sâd: 38/35

b- Sultanlık: Devlet başkanlığının veraset yoluyla babadan oğnla geçmesi şeklinde­ki bir yönetim biçimidir. İbn Hazm, hilafetin verasete dayanamayacağını söyler ve İslam'ın, soya dayanan "Saltanatı" tanımadığını belirtir. (İbn Hazm, eî-Fisâl, 4/166).

c- Peygamberlik: Allah'ın seçmesiyle olmaktadır. Bunda kulun bir yetkisi ydctur. Fakat Hz. Ibrâhîm (a.s) ve onun oğulları ile torunlarına bakıldığında sanki Pey­gamberliğin veraset yoluyla geçtiği zannedilmektedir. Halbuki yüce Allah -Ankebut: /27 de de geçtiği üzere- Hz. İbrahim (a.s) 'in soyuna "Peygamberlik" ve "kitap" verdiğini söylemektedir. Görüldüğü üzere bu ikisi, Allah tarafından Hz. İbrahim (a.s) 'm soyuna verilmiştir. Yoksa Hz. Ibrâhîm {a.s) 'm dilemesiyle değil. Çünkü Allah peygamberliği nereye vereceğini en iyi bilendir, (ç).

[21] Bakara: 2/258.

[22] Zuhruf: 43/51.

[23] Bazıları bu konuda; "Biz Musa'nın annesine onu (Musa'yı) anzirmesini vahyettik." (Kasas: 28/7) ayetini delil getirerek; peygamberliğin bazen kadınlar için dahi geçerli olabileceğini söylemektedirler. Bu, hatalı ve yanlış bir delil getirmedir. Çünkü- bu ayetteki vahyden kasıt ancak ilham yoluyla olan vahiydir. Buna göre yüce Allah, bal ansına vahyettiğini şöyle haber vermededir: "Rabbin, bal arısına: 'Dağlarda, ağaçlarda ve hazırladıkları kovanlarda yuva edinrresini' vahyetmİştir." Nahl: /68). Buna göre Yüce Allah'ın bal ansına gerçek manada vahyettiğini söyt-memiz doğru olur mu? İşte Yüce Allah'ın; "Biz, Musa'nın annesine vahyettik" (Kasas: 28/7) sözü de böyledir. Çünkü buradaki vahy ile, ilham olan vahy kastedil mistir. Peygamberlik vahyi değil. Bunun arasındaki farkı inceden inceye düşülmek gerekir!!

[24] Söz konusu Ulu'1-Azm, Peygamberler şunlardır: Hz. Nûh, Hz. İbrahim, Hz. Mûsâ, Hz. îsâ, Hz. Muhammed (s.a.v) (ç).

[25] Ahkâf: 46/35.

[26] "Nahl: 16/43.

[27] ÂÎ-İİmrân:3/185.

[28] Sâd: 38/35-39.

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 21-24.

[29] İmam Ahmed, Ebu Zcrr cl-Gıtari'den şöyle rivayet etmiştir: "Ey AJIah'ın Resu­lü! Nebilerin ilki hangisidir?" diye sordum. O da: "Adem'dir" diye cevap verdi. (Ben:) "Ey Allah'ın Resulü! O, Nebi midir?" diye tekrar sordum. Oda: "Evet. O, Allah ile konuşan bir Nebi'dir" buyurdu. (Ben:) "Ey Allah'ın Resulü! Resullerin sayısı, ne kadardır?" diye tekrar sordum. Oda: "315 kişilik bir grup" buyurdu. Ebu Ümame'nin, başka bir rivayetinde İse. Ebu Zerr: "Ey Allah'ın Resulü! Nebile­rin sayısı, ne kadardır?'" diye sordum. O da: "120.000'dir. Bunlardan 315 kişiİk bir gurubu. Resuldür" buyurdu. (Müsned, 5/178, 266; Beyhaki, Sünen, 9/4; Heysemi, MecmauVZevaid. 8/210).

[30] Kur'an'ı Kcrim'de. bu 25 Peygamberin dışında Peygamber olup ohmdıkları tartışmalı olan 7 kişinin ismi daha gcçmektedir.Bunlann, 3 tanesinin İsmi, açıktan geçmektedir. Bunlar: Hızır (Kehf: 18/65-82), Zülkameyn (Kchf: 18/83-95), Lok­man (Lukman: 31/12-19)dır. 4 tanesinin ismi ise açıktan değil de, dolaylı olarak bahsedilmektedir. Bunlar ise; Hızkil (Bakara: 2/243). Samuel (Bakara: 2/246), îrmiya ya da Uzeyr (Bakara: 2/259), Yuşa h. Nun (Kehf: 18/60-64) dur. (ç).

[31] Nisa': 4/167.

[32] Enam: 6/83-87.

[33] Ahzâb: 33/39.

[34] Mâide: 5/6.

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 25-27.

[35] Enbiyâ: 21/73.

[36] Enam: 6/124 35.

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 28-29.

[37] Bakara: 2/253 37.

[38] İsrâ : 17/55.

[39] Ahkâf: 46/35.

[40] Ankehut: 29/144.

[41] Hûcl: H/40.

[42] enbiyâ: 21/69-70.

[43] Ali İmrân: 3/146.

[44] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 29-31.

[45] Ahzab: 33/40.

[46] Misak: Yemin ve benzen bir şeyle desteklenmiş ahittir.

[47] Yüce AİIah, bütün Peygamberlerden; Eğer Hz. Muhammed (s.a.v)'in zamanına ulaştıkları taktirde, O'na iman etmelerine, O'na yardım etmelerini, O'nun sancağı altında bulunmalarına ve O'na tabi olmalarına dair ahit almıştır. Bu da O'na verilen değerin ne kadar büyük olduğunu göstermektedir.

[48] Ali İmrân: 3/81.

[49] Tirmizi, Menakıb (3855). Tirmizî.bu hadisin, "Hasen" olduğunu söylemiştir.

[50] Saffât: 37/105.

[51] Hûd: 1/48.

[52] A'râf: 7/144.

[53] Mâide: 5/116.

[54] Ahzâb: 33/45.

[55] Enfal: 8/64.

[56] Mâide: 5/67.

[57] Mâide: 5/41.

[58] İmam Kadı İyaz, eş-Şifa.

[59] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 32-36.

[60] Yahudilerle Hıristiyanların batıl yollarından birincisi; Peygamberlerin bir kBmına İnanıp, bir kısmına inanmama lan dır. İşle bundan dolayı Cenab-ı Hak, "Allah'ı ve Peygamberlerini İnkar edenler." (Nisa: 4/150) buyurmuştur. Çünkü Yahudiler. Hz. Mûsâ ile Tevrat'a inanır. Hz.İsâ ile İncil'i inkar ederler. Hıristiyanlar ise, Hz.İsâ ve İncil'e inanır, Hz. Mubammed ile Kur'an-ı inkar ederler. Böylece onlar "Allah ile Peygamberlerinin arasını ayırmak isterler" (Nisa: 4/50).Görüldüğü üzere onlar, Allah'a iman ile Peygamberlerine imanı birbirinden ayırmak isterler ve böylece (küfür ile iman) arasında bir yol lutmayı isterler. O yolda Peygamberlerin bir kıs­mına iman edip,'bir kısmını inkar etmektir.

Yahudiler ile Hıristiyanlar iki sebeplen dolayı gerçekten kafirler idiler:

1. Bir insanın Peygamber olduğunu gösteren delil, ancak mucizedir. Peygamberlik hususlarında bir delil olduğu zaman o delil nerede varsa, orada peygamberliğinde olduğuna kesin inanmak gerekir. Eğer biz, bazı yerlerde bir Peygamberlik iddiasın­da doğruluk olmaksızın mucizenin bulunabileceğini söylersek, Mucize ile bir peygamberin doğruluğuna delil getirmek güçleşir ve o zaman bütün Peygamberleri ınicar etmek gerekir. Binaenaleyh Peygamberlerden birinin peygamberliğini kabul etmeyen kimsenin, hepsini inkar etmiş olacağı sabit olmaktadır...

2. Peygamberlerden birini kabul, eğer Allah'a itaat ve hükmüne boyuiı eğmek için bütün Peygamberleri kabulü gerektirir. Fakat bu, riyaset elde etmek arzusu ile olursa o taktirde bütün Peygamberleri İnkar manasına gelir. (Fahreddin er-Râzî, Tefsiri Kebîr. 8/391-392. Ank. 1988). (ç)

[61] Nisa: 4/150- 151 (Bununla ilgili ayetler için bakınız: Bakara: 2/136, 251; Âli İmrân: 3/84; Nisa: 4/152).

[62] Bakara: 2/253.

[63] İsrâ: 17/55.

[64] Müslim. îman 70 (240).

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 37-38.

[65] Bu, Kur'an tarafından zihinlere farklı şekillerde işlenen diğer bir ilkedir. Burada Dahi adaletin uygulanmasında Elçinin önemi vurgulanmaktadır. Çünkü ceza veya mükafat, Elçinin getirdiği mesaja göre belirlenmektedir. Bu mesaj, ilgili kişilerin lehinde veya aleyhinde bir delil olarak kullanılacaktır. Aksi taktirde insanların ceza­landırılması adil olmaz. Çünkü bu durumda insanlar, doğru yola uymalarını gerektiren bilginin kendilerine ulaşmadığı, bu nedenle de cezalandırılmamaları gerektiği özrünü öne sürebilirler. Fakat Elçinin daveti belirli bir topluluğa ulaştıktan ve onlar bu daveti ret ettikten sonra onlar için hiçbir özür imkanı kalmayacaktır. Bazıları kendilerine sunulan daveti kabul etmek yerine, bu gibi ayetleri okuyarak sapıtırlar ve şöyle saçma sorular öne sürerler:

"Hiçbir peygamberin tebliğini duymamış olanlar ne yapacaklar?" Bu tür insanlara verilecek en akıllıca cevap. Kıyamet gününde kendilerinin ne halde olacağı sorusu­dur. Çünkü onlara Elçinin tebliği ulaşmıştır. Diğer insanlara gelince, kimin daveti duyduğunu ve belirli bir kişinin ona karşı ne zaman, nasıl, ne dereceye kadar hangi tutumu takındığını en iyi Allah bilir. Kısacası, bir kimsenin cezalandırılması için gerekli şartlan hazırlayacak şekilde bir tebliğden haberdar olup olmadığını ancak Allah bilebilir. (Mevdudi. Tefhiımf 1-Kur' an: 3/89, İstanbul, 1986). (ç)

[66] Bu yalanlayıcı kafirleri, Allah'ın kendilerine şu şerefli Resulü göndermeden önce ve üzerlerine bu Yüce Kur'an'ı indirmeden önce helak etmiş olsaydı, yüce Allah'a karşı, kendilerine bir resul göndermedi diye delil getirmeye ve itiraz etmeye kalkı­şırlardı. İşte Resul onlara gönderilmiş bulunuyor ve işte ayetler onların üzerine indirilmiş durumdadır. Yine de İman etmiyorlar ve O'na tabi olmuyorlar. Dolayısıy­la onlar, kendileriyle uyarıldıkları her cezayı hak ettiler. (Said Havva, el-Esas-ı fi't-Tefsir: 9/121, İstanbul, 1991). (ç)

[67] Tahâ: 20/134.

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 39-40.

[68] Tahrîm: 66/6.

[69] Enbiyâ: 21/20

[70] Hûd: 11/69-70

[71] Buharı, Babu'l Vahy 3. Bu hadis talik olarak rivayet edilmiştir. Ayrıca İbn Hacer el-Askalani, FethiTl-Bari, 1/21. Resulullah (s.a.v), Hz. Cebrail (a.s) 'ı bir de, miraç gecesinde asli şeklinde görmüştür. (Ç)

[72] En'âm: 6/8-9

[73] a. İnsanlara, Peygamber olarak melek göndermek, apaçık ve ezici bir mucizedir. Meleğin o kafirlere (Peygamber olarak) indirilmesi halinde, Cenab-ı Hak'ında: "Eğer hakikaten Biz, onlara, melekleri indirseydik, ölüler kendileriyle konuşsaydı, her şeyi de onlara karşı kefiller olmak

üzere bir araya getirip toplasaydık Onlar, Allah dilemedikçe yine iman edecek de­ğillerdi... "(En'âm: 6/ 111) ayetinde de buyurduğu gibi. Onlar çoğu kez iman etmezler. Onlar iman etmeyince de, köklerinin

kazınması suretinde tecelli eden bir azab ile helak edilmeleri vaciptir . Çünkü Al­lah'ın kanunu; apaçık ve ezici bir mucize zuhur ettiğinde,

eğer onlar (buna rağmen) iman etmezlerse, onlara köklerinin kazınması şeklindeki azabın gelmesi cereyan eder. İşte onlar, o azaba müstahak olmasınlar diye Allah onlara melek olan bir Peygamber göndermemiştir . ..

b. Onlar meleği görüp müşahede ettiklerinde, gördükleri şeyin dehşetinden onların canları çıkar, helak olurlar... Bunu şu şekilde açabiliriz: İnsa­noğlu meleği gördüğünde, onu ya asli suretinde veyahut ta insan suretinde görecektir...Eğer asli suretinde görürse, insanoğlu sağlam kalamaz. Resulullah {s.a.v), Hz.Cebrail (a.s) :i asli suretinde görünce, kendinden geçmiş ve baygınlık geçirmiştir. Eğer insan suretinde görürse, bu durumda görülen şey, insan suretinde bir şahıs olmuş olur. Bu ise, aslında o ister melek olsun ve isterse insan olsundurumu değiştirmez. Bütün Peygamberler, melekleri, mesela; Hz. İbrâhîm (a.s) 'm ve Hz. Lût (a.s) 'm misafirleriyle ve Hz.Dâvud (a.s) 'a duvardan mescide tırmanan melekler (Sad: 38/ 21) ve Hz.Meryem'e kusursuz bir insan şeklinde görü­nen Cebrail gibi, daima bir insan suretinde görmüşlerdir.. .

c. Peygamber olarak melek göndermek, inanmaya mecbur eden ve irade ve iradeyi ortadan kaldıran apaçık ve ezici bir mucizedir. Bu ise, teklifin sıhhatini zedeler.

d. Peygamber olarak melek göndermek, her ne kadar zikredilen şüpheyi ortadan kaldırsa bile, ancak ne var ki bir başka yönden de şüpheleri kuvvetlendirir. Bu böy­ledir, zira o meleğin elinde zuhur edecek olan her mucize hakkında onlar; "Bu, senin kendi isteğin ve gücünle) yaptığın bir iştir. Eğer, senin eîinde olan kudret, kuvvet ve İlim bizim elimizde olsaydı senin yaptığının aynısını bizde yapardık..." derlerdi. Böylece biz, Peygamber olarak melek göndermenin, her ne kadar daha Önce zikredilmiş gerekçeler bakımından şüpheleri giderici olsa bile, bunun bu ba­kımlardan  da  var oian   şüpheleri   güçlendirici  olduğunu anlamış   olduk.   (Bazı değiştirmeler ve eklemelerie B.k.z: Fahreddîn er-Râzî, Tefsiri Kebîr. 9/336, Ankara 1988). (ç)

[74] İmam Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi'İ-Kur'ân, 2/394.

[75] İsrâ: 17/94-95.

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 41-45.

[76] Furkân: 25/7-11.

[77] Mü'minÛn: 23/23-25.

[78] Mü'minûn: 23/33-36.

[79] Mü'minûn : 23/45-48.

[80] Furkân: 25/41-42.

[81] NahI: 16/43.

Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 45-49.

[82] Nisa: 4/165.

[83] En'âm:6/90.

[84] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 50.

[85] Enbiyâ: 21/25.

[86] Nahl: 16/36.

[87] Ahzâb: 33/9.

[88] Mâide: 5/6.

[89] İbrahim: 14/5.

[90] Ahzâb: 33/45-46.

[91] Ahzâb: 33/21.

[92] En'âm: 6/90.

[93] En'am: 6/130-131.

[94] Ankebut: 29/64.

[95] Hadîd: 57/20.

[96] Nisa: 4/165.

[97] Tâhâ: 20/134.

[98] Muhammed Ali Sâbûnî, Peygamberler Tarihî, Ahsen Yayınları: 51-55.