Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 9. Sayfa - Piriintifada

 

Dokuzuncu Bölüm

Çalışma bürosunda günlük rutin işlerini takip eden Şeyh Yasin, tekrar  direnişin öncüsü tekrar faaliyetlerin önündeydi. İhvan çatısı altında "Müslüman Kardeşler" ola-Irak daha farklı çalışmalar, daha farklı projeler düşünüyor, (istikrarlı ve kararlı bir metod geliştirmeyi planlıyordu.

Bu sıralarda Filistin direniş Örgütleri arasında işgalci Si­yonistlerin ekmek için çalıştığı fitne tohumlan filizlenmeye başlamıştı.

Birlik ve beraberliklerini bozmak, bölüp parçalamak ve tek tek yutmak esasına dayalı olan tarihi "böl, parçala, yut!" siyaseti güdülüyordu işgalci İsrail yönetimi tarafın­dan. .. Önü alınmazsa kötü sonuçlar yaşanacak, kardeş kar­deşe kırdırılacaktı.

Şeyh Yasin buna bir çözüm düşünüyor, fitne büyüme­den Filistinli tüm direniş grupları/örgütleri arasında birlik ve beraberliği sağlamayı istiyordu.

Bu gayeye binaen "Islah Komitesi" adı altında bir ara­bulucu komite oluşturulmuştu. Seçkin ve saygın kişilerden teşekkül eden bu komite, fitnenin önüne geçecek bir rolü üstlenecekti. Lakin yine de bir eksiklik vardı. Ortalık durul­muyordu. "Bir adam gerekli" diye düşündü Şeyh Yasin. "Öyle biri ki bu fitne ateşini söndürmede aktif ve etkin ol­malı."

Bu düşünceler içerisindeyken ziyaretçisinin olduğunu haber verdiler. Kim olduğunu sorunca "Ebu Şenneb" dedi­ler. Birden düşünce duvarındaki eksik taş yerini buldu. Her şey yerli yerine oturdu. "Ebu Şenneb bu iş için en münasip insan. Adeta biçilmiş kaftan" diye düşündü.

Ebu Şenneb'in, İslami Cemiyet'in gençlere yönelik . t-kinliklerindeki organizesini, öğretim görevlisi olarak Nab-lus'ta görev yaptığı En-Neccah Ulusal Üniversitesi'ndeki ve sivil kuruluşlardaki teşkilatçılık ve halkı yönlendirmedeki öncülüğü gibi aktif görevlerini hatırladı. Hepsini başarıyla

gerçekleştirmişti.

Hatta akrabaları, arkadaşları ve tanıdıkları içinde çıkan sorunlarda hep Ebu Şenneb hakem olmuş; en uygun çö­zümle bu işlerde görev almıştı. Öyle ise tüm gayret ve bece­risini bu işte de ortaya koyar, ihtilafı ortadan kaldırmayı ba­şarırdı. Öyle ki bu uzlaşmacı vasfını herkes bildiği için onun birlik ve beraberliği sağlamadaki gayreti takdirle kar­şılanacaktı. Neden hemen düşünememişti ki?

İçeri giren Ebu Şenneb, her zamanki gibi mütebessim bir çehre ile Şeyh Yasin'i selamladı. Sohbetleri koyulaş-

mıştı.

- Üniversitede durumlar nasıl Ebu Şenneb? İşgalci Siyo­nistlerin zaman zaman rahatsızlık verdiğini duyuyorum.

Ebu Şenneb;

- Doğru efendim, dedi. Fakat yine de silahların gölge­sinde elimizden geleni yapıyoruz. Sadece biz değil, Nab-lus'taki kardeşlerimiz de faaliyetlerini fertten topluma ka­dar gayretle yapıyor, sohbet ve derslerle İslami şuur ve bi­linci yayıyorlar. Zaman zaman işgalcilerin baskılarına ma­ruz kalsalar da yılmıyorlar.

- Buna sevindim. Allah'u Teala, kendi yolunda çalışan­ların gayretlerini zayi etmez. Peki, inşaat mühendisliğinin bölüm başkanlığına getirilmende bir sorun yaşandı mı?

- Hamdolsun efendim. O konuda da bir sorun yok. Her ne kadar üç yıf önce doktoramı tamamlamak için gittiğim Amerikan Üniversitesi beni çağirttıysa da bir sorun yaşa­madım şimdiye kadar.

Şeyh Yasin'in aklına farklı bir soru gelmişti:

- Ebu Şenneb, dedi. Gerçi Amerika'da kısa bir süre kal­dın; ama yine de sorayım. Bizden o kadar uzak olan bir ül­kede insanların Filistin davasına bakış açısı hakkında bir fi­kir edinebildin mi?

- Nasıl söylesem efendim! Sizin de bildiğiniz gibi Ame­rika büyük bir ülke...  Gücünü emperyalizmden  alıyor. Dünya'da fitne ve fesat tohumu ekmediği tek bir coğrafya kalmamış. Menfaat ve çıkarı neyi gerektiriyorsa, onu bir şe­kilde yapıyor. Zayıflara karşı uluslararası hiçbir kuralı ve antlaşmayı takmaz.

- Tıpkı işgalci Siyonistler gibi...

- Evet! Tıpkı onlar gibi. Fakat bir farkla ki Siyonistlerin işgalci tutumuna göz yuman da yine Amerika'dır. Hatta on-

lan besleyen, ekonomik ve savunma sanayine yönelik her türlü desteğini gittikçe arttıran da yine Amerika'dır. Yani İs­rail'i semizleten güç... Yine de şunu belirtmeden geçmeye­yim; Yahudi lobisinin Amerikan yönetimini ve finansmanı­nı ele geçirdiği bir hakikattir. İsrail'e verilen Amerikan des­teği ve her türlü Amerikan yardımının altında bu lobinin et­kinliği yatıyor. Üzülerek şunu da ifade edeyim ki Amerika-da çok sayıda Ortadoğu ve Arap kuruluşları olması, hatta finans gücü bulunmasına rağmen etkin lobicilikten mah­rumdurlar. Birlik ve beraberlik içinde hareket edememeleri birçok zararı da beraberinde getirmektedir. Buna sebep ise aralarındaki fitne ve fesattır...

- Doğru, Ebu Şenneb; çok doğru... dedi Şeyh Yasin, ba­şını sallayarak. Hazır fitne ve fesattan söz açılmışken bu aralar işgalci gücün direniş grupları arasına ekmeye çalıştı­ğı fitne hakkında da konuşmak istiyorum.

- Sizi dinliyorum efendim.

-  Biliyorsun ki işgalci İsrail, Filistinliler arasındaki bu birlik ve beraberliği bozmak için birçok sinsi plânı uygula­maya çalışıyor. Gazze'mizde de bu durum söz konusu... Direniş, farklı farklı kesimlerin değişik örgütlenmeleri altın­da dayanışma içinde ilerlerken; metodun ayrı, nihai gaye­nin aynı olduğundan kuşkuda değiliz. Kimi bizim gibi İsla-mi bir şuur ve bilinçle direniş mücadelesi verirken; kimi de­mokrat, kimi milliyetçi, kimi laik, kimi de sol bir kimlikle direniyor. Adı direniş olan bu birlik ve beraberlik şimdiye dek sorunsuz sürdü. Şimdi ortaya çıkan bu nevzuhur fitne

ateşinin büyümesine fırsat vermememiz gerektiğine kani-yim. Bu konu üzerine nice zamandır düşünüyordum. "Islah Komitesi" her ne kadar çalışıyorsa bile, yine de birinin bu işle ilgilenmesini tefekkür ediyordum. Senin gelişin hayra vesile oldu. Zira akraba ve dostların arasında ve bulundu­ğun ortamda bu işe layık girişimlerde daha önce bulunmuş­tun. Bunun için özel gayretinle, bu işte hayırlı neticelere se­bep olacağına inanıyorum.

- Siz nasıl uygun görürseniz efendim. Elimden geleni mutlaka yapacağım.

Şeyh Yasin buna sevindi.

- Öyleyse git ve bu hayırlı işle uğraş. Fakat önce iki re­kât namaz kıl. Allah'tan yardım dile ve kalben bu fitneyi söndürmek için istek duy. Rabbimize, sözlerini taraflara et­kili kılması için biz de dua edeceğiz. Biraz önce de dediğim gibi ihlâsı elden bırakma. Ayrıca sana yardımcı olabilecek arkadaşlarını da yanına alabilirsin. Allah yardımcın olsun.

Kısa bir müddet sonra İsmail Ebu Şenneb'in, yüklendi­ği bu vazifeden de yüzünün akıyla çıktığı görüldü. Tüm di­reniş gruplarıyla görüştü. Onlara işgalci siyonistin hile ve oyunlarını anlatıp fitneye alet olmamalarını telkin eden Ebu Şenneb, Allah'ın izni ve yardımıyla bu fitnenin kaybolma­sında başarı sağladı.

Filistinliler arasında birlik ve beraberliğin sağlanmasın­da oldukça önemli mesafeler katetti.

Ebu Şenneb, Gazze'de değişik örgütler arasında çıkan bu fitnenin ortadan kaldırılmasındaki olumlu gayretlerin-

den dolayı 'Islah Komitesi' üyeliğine seçildi. Bu durum onun azmini daha da kamçıladı. Nitekim fitneyi tamamen ortadan kaldırarak büyük bir tehlikenin Önüne geçti. Uzlaş­macı kişiliğiyle tüm grupların takdirini kazandı. Şeyh Ya­sin, bu başarının gizli anahtarının Ebu Şenneb'in ihlâsı, tak­vası ve halis niyeti olduğunu biliyordu. O, el attığı her işte Allah'ın izniyle başarılı oluyordu.

Bu birlik ve beraberliğin sağlanmasında Ebu Şenneb'in şahsında Şeyh Yasin'in İhvan abasıyla gerçekleştirdiği dire­nişin değeri daha çok arttı. Halkın teveccühü, sempatisi her geçen gün çoğalıyordu.

Halk, gerek bireysel bazda, gerek aşiretsel yahut top­lumsal bazda aralarında çıkan anlaşmazlıklarda soluğu Müslüman Kardeşler Cemaati'nde, Ebu Şenneb'in yanında alıyor; bir çözüm, bir hakemlik istiyordu. Tüm bu gelişme­ler Allah'ın nusretiyle tabanın gittikçe yer bulmasına ve di­renişin İslami şuur ve bilinçle yapılmasına katkıda bulunu­yordu.

Şeyh Yasin, durgun ve düşünceliydi. Yıllardır ektiği to­humlar bölge bölge gelişmiş, Filistin'e serpilmiş, boy boy fi­danlar vermişti. Gazze'nin yanı sıra Batı Şeria'da da teşki­latlanmalar gittikçe artmıştı. İşgale karşı kabaran kin ve öf­ke seli patlama noktasındaydı.

İşgalci İsrail'in Gazze yakınlarına yahut Batı Şeria gibi bölgelere Yahudi yerleşimcileri, planlı ve sinsi oyunlarla yerleştirmesi, halkın öfkesini daha da arttınyordu. İleriki

yılarda sayıları 7800'lere kadar varacak olan bu Yahudi yer­leşimcileri koruma adına işgalci güçlerin tank ve ağır silah­larla Gazze'ye yerleşmesi ise, halkın öfkesini dizginlenmez bir boyuta sürüklüyordu. Öyle ki bu durum Şeyh Yasin'i düşündürüyor, bir çözüm bulma noktasında zorluyordu.

Direnişin ulaştığı boyutu düşündü. Bu yapı ve bu kor-dinasyon artık ihvan abasına sığmayacak bir boyuta/bir se­viyeye gelmişti. Zamanıydı; direnişe yeni bir elbise biçilme-li, yeni bir yapılanmaya gidilip yeni bir hüviyete bürünme-liydi. Lokal direnişten umumi direnişe geçirecek bir kimlik gerekiyordu. Tamamıyla Filistin'e has, Filistin'e özgü... Ar­tık İhvan havası bu yapıyı taşımayacak kadar dardı. Zira di­reniş büyümüştü. İşgal devletine karşı fiili bir mücadele ve halk ayaklanması tarzında bir örgütlenme yapısı, direnişe

giydirilmeliydi.

Bugünlerde halkın artan öfkesi bir kıvılcım bekler gi­biydi. Bu öfkeyi disiplinli ve kontrollü bir şekle sokmak onu işgalciye karşı diri tutmak ancak bu çapta bir örgütlenmey­le mümkün oacaktı.

Bu amaçla Abdulaziz Rantisi ve Ebu Şenneb vasıtasıy­la, teşkilat içinde güvenilen ve öncü kadroda bulunan üç-dört kişiye daha haber gönderdi. İki gün sonra toplanacak ve düşündüklerini yeni bir hüviyete büründürecek bir ka­rar alacaklardı. Yeni ve daha kapsamlı, daha kuşatıcı, daha ^ aktif bir yapı, yeni bir direniş, yani yeni bir kan, yeni bir

can.

8 Aralık 1987...

Gazze'nin Cebalya mülteci kampı….

Sabahın erken saatleriydi. Sokak başında bir tank gö­rüldü. Paletli, geniş ve oldukça büyüktü. Bu demir yığını tankın üstüne şeritli üç ağır makineli silah monte edilmişti. Uzunca olan top namlusuyla mülteci kampında devriye gezmekten çok, savaş alanında gibiydi. Ağır ağır ilerleyerek geçtiği sokaklardaki evleri yıkarcasma sarsıyordu.

Tanktaki işgalci askerler zırhlı bir aracın içinde olmala­rına rağmen hep sıkıntılı, hep tedirgindiler. Dışarıyı gözet­leyen askerin gülüşü, diğerlerinin dikkatini çekti.

- Ne oluyor dedi, tank komutam. Neden gülüyorsun?

- Bir çocuk yolun üstüne çıkmış komutanım, dedi asker. Elindeki taşı bize atmaya çalışıyor.

Komutan da bakınca dokuz- on yaşlarında yolun orta­sında pervazsızca duran bir çocuk gördü. Üstünde kolsuz gri bir penye ve ona uygun renkte bir şort, ayaklarında da sandalet tipi bir ayakkabı vardı. Manzarayı çocuğun elinde­ki taş, gözlerindeki kin ve öfke tamamlıyordu.

Çocuk, üstüne doğru ilerleyen tanka birkaç adım daha yaklaştı. Elinde tuttuğu taşı tüm gücüyle tanka doğru sa­vurdu. Komutan demir yığını tanka değen taşın sesini bile duymadı. Birden kan beynine sıçradı komutanın. Bir çocuk hangi cesaretle bunu yapabilirdi. Sinirlenip tank sürücüsü­ne bağırdı.

- Hızlan, çabuk hızlan! Ez şunu! dedi.

Paletler hızlanınca çocuk bir ok gibi geriye doğru fırla-

dı. Peşinde tank olduğu halde dar bir sokağa girip kaybol­du. Aniden tekbir sesleri arasında nereden geldiği belli ol­mayan yüzlerce taş, tankın üzerine düştü. Tanka monte edilmiş silahlar kırıldı. Açık olan üst kapaktan içeri düşen taşlar askerleri ürkütmeye yetmişti.

Komutan ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Gördüğü manzara karşısında şaşkındı. Çoğu genç olan yüzlerce Filis­tinli ellerinde sapanlar ve taşlarla saldırıyordu. Kiminin yü­zü kefiyelerle örtülü, kiminin de başı bandajlıydı. Gittikçe çoğalan bu insanlar durmadan sloganlar atıyor, durmadan bağırıyorlardı. Hepsinin gözlerinde kıvılcım kıvılcım bir kin, bir öfke dolaşıyordu.

Komutan aniden irkildi:

- Tuzak bu, dedi şaşkın şaşkın. Çocuk bizi tuzağa çekti; aptallar!...

Ne yapacağını bilememenin öfkesiyle emirler yağdırı­yordu.

- Çabuk geri çekil, çabuk geri çekil! Tuzak bu! Ardından üzerinden ilk şoku atar atmaz telsize sarıldı.

- Merkez, beni duyuyor musunuz? Acil yardım istiyo­ruz. Cebalya'da isyan var; gittikçe artan direnişçiler her ta­raftan türüyorlar.

Cebalya'da başlayan öfke seli kısa bir zamanda tüm Gazze'ye yayıldı. Derken Batı Şeria başta olmak üzere bir­çok şehirde tutuşup tüm Filistin'i saran bir hareket, bir öfke doğdu: İNTİFADA!

Önceki akşam İsrail'deki işlerinden Gazze'deki evleri-

ne dönen bir grup Filistinli işçi, kontrol noktasında işgalci askerler tarafından durdurulmuştu. Kontrol bahanesiyle durdurulan ve içinde işçi Filistinlilerin bulunduğu bu ara­cın üzerine sivil bir Yahudi yerleşimci kamyoneti kasten Çarpmış; dört Filistinli işçinin Ölümüne, dokuz Filistinli işçi­nin de yaralanmasına sebep olmuştu.

Bu olayın verdiği öfkeyle Cebalya mülteci kampında başlayan Birinci İntifada alevi gittikçe tüm Filistin'i sardı. Kin ve nefrete bürünen öfke, sapanlarda taş olup işgalci gü­cün üzerine yağıyordu.

Aynı gün önemli bir gelişme daha yaşandı. Gazze'deki Müslüman Kardeşler Cemaati'nin önde gelenleri Şeyh Ya-sin'in liderliğinde önemli bir toplantı düzenledi. Yedi kişilik bu toplantıda, birazdan tarihi bir gelişmenin temeli olacak bir karar alınacaktı.

- Kardeşlerim! diye söze başladı Şeyh Yasin. Yıllardır toprağımızı, sevgili Filistin'imizi, kutsal Kudüs'ümüzü ve Mescid- i Aksa'mızı işgal eden Siyonist düşmana karşı hal­kımız bir direniş vermektedir. Başından bu yana gayemiz, şuurlu ve Islami bir direnişi gerçekleştirmektir. Zira İslami olmayan bir direniş özümüze, kimliğimize uygun değildir. Rabbimizin inayetiyle yıllardır verdiğimiz emekler boşa çıkmadı. Bugün tutuşan 'İntifada' ateşi ellerde taş olup Ya­hudi'nin suratını yakmaktadır.

Bugüne kadar giydiğimiz bu aba, bu yapıya artık dar gelmektedir. Dünya arenasında biz Filistinlilerin hakkım, mağduriyetini, maruz kaldığımız zulmü artık kendi adımı-

za başkaları değil, biz savunacağız. Bunun savaşını biz ve­receğiz. Artık Rabbimizin nusretiyle bünyemizde bu bilinç­le yetişen, hareketimizin tüm kadrolarında görev ve sorum­luluk alabilecek, dünya siyasetinde bizi çekinmeden ve bi­hakkın temsil edecek kardeşlerimiz var.

Şimdiye kadar attığımız adımlara birçok engel çıkarıl­masına rağmen, büyük mesafeler katettik. Şimdi bir adım daha atıp direnişimizi daha disiplinli, daha örgütlü, daha kapsamlı ve kuşatıcı bir hale getireceğiz. Bundan böyle ye­ni yapılanmamızı HAMAS (Hareketü'l Mukavemetü'l İs-lami/İslami Direniş Hareketi) çatısı ve adı altında gerçek­leştireceğiz. HAMAS anlamı gibi Filistin'e ve direnişe cesa­ret, güç ve kuvvet olacaktır.

Şeyh Yasin, oy birliğiyle hareketin manevi liderliğine seçildi. Zira o, direnişin ve İntifada'nm sürmesinde motor görevi görüyordu.

Toplantıda kurucu üyelerden bazıları çeşitli vazifeler al­dılar. Kimi sözcü, kimi güvenlikçi, kimi de koordine edici olarak Şeyh Yasin'in kontrolünde faaliyetlerine devam ettiler.

Toplantıdan bir gün sonra HAMAS'm resmen kuruldu­ğunu ilan etme görevi Doktor Abdulaziz Rantisi'ye verildi. Başta öğretim görevlisi olarak çalıştığı Gazze İslam Üniver-sitesi'nde olmak üzere halkı, İntifada için örgütleme faali­yetlerinde Mahmud Zahar'la beraber sorumluluk aldı.

Daha sonra Ebu Şenneb de Gazzze'de aynı görevle gö­revlendirildi. İntifada süresince intifada alevinin sürekli tu-tuşturulmasmda, işgale karşı mücadelenin yönlendirilmesinde ve özellikle Gazze'de intifadanın koordine edilmesi konusunda sorumluluk yüklendi. Aynı zamanda Şeyh Ya-sin'in yardımcısıydı.

Ebu Şenneb, İntifada'nın ilk gününden itibaren, HA-MAS'm önderliğinde tüm faaliyetleri aşkla, şevkle, ihlâsla takip ediyordu. Sürekli mücadele metotlarını geliştirecek çalışmalarda bulunuyordu. Şeyh Yasin'in adeta sağ kolu gi­biydi.

Ertesi gün 9 Aralık 1987'ydi. HAMAS'm kurulduğu resmi olarak ilan edildi. Kısa vadedeki gayesi; işgal altında­ki Filistin topraklarından İsrail askerlerini çıkarmak, uzun vadedeki gayesi ise İslami temele dayalı bir Filistin devleti kurmak olarak açıklandı. Artık mücadele sahasında, şanlı intifada meydanında yepyeni bir direnişçi güç vardı: HA-MAS... Filistinlileri merhametsiz ve gaddar bir askeri işga­le karşı savunan, halka dayalı bir güç...

Bir gün sonra HAMAS, yayınladığı ilk bildiride kuru­luş gayesine binaen işgale karşı Filistin halkının en kapsam­lı cihadını başlattığını ilan etti. Böylece intifada yeni bir ruh, yeni bir dinamizmle gittikçe kök saldı. Sokak sokak, cadde cadde her gün sapanlarla koca koca tanklara, tam donanım­lı işgalci İsrail askerlerine karşı bir intifada gücü sürüp git­ti.

İntifada'nın ateşleyicisi ve sahibi olan HAMAS, sadece fiili bir direnişte bulunmadı. Eskiden beri süregelen sosyal ve kültürel etkinlikler aksamadan devam etti.

Yıllar boyu toplanan akdi ve nakdi yardımları birçok

mülteci kampında işgalci güçler tarafından kaderine terk edilmiş Filistinler için kullandı. Kimi yerde anaokul, kimi yerde Kur'an kursu açtı; kimi yerde de esir, şehid ve mah­kûm aileleri başta olmak üzere fakir ve yoksul ailelere erzak yardımı yaptı.

Sadece fiili cihadı esas tutmadı. Filistinlilerin hemen her sorunuyla ilgilendi. Hastaneler kurup çocuklar ve yara­lıları bedava tedavi etti. Muhtaçların ve ihtiyaç sahiplerinin yanında oldu. Sadece Gazze'de değil; Kudüs'ten Cenin'e, Hayfa'dan Askalan'a kadar örgütlenmenin gerçekleştiği birçok yerde halkın yanında her yönüyle yer aldı. Sürgüne gönderilenlerin, işgalcilerin verdiği ağır yaraların sarılma­sında Önde hep o vardı. Tavan hareketi boyutunu çoktan geride bırakmış, taban hareketi haline gelmişti.

HAMAS Filistinliler için artık bilindik direniş grupları­nın ötesinde halka mal olan, hayatın içinde ve hayatın ger­çeklerini halkla paylaşan bir direniş olmuştu. Filistinliler için anlamı ve çağrışımı oldukça farklıydı. Zor günlerinde yanlarında buldukları direnişin adıydı. Şimdiye kadar ya­şanan çaresizlik karşısında bundan sonrası için dillerde ve gönüllerde bir ümit, bir sevdaydı.

Bu organizasyonun beyni ve kilit ismi Şeyh Ahmed Ya-sin'di. Hastalığına ve sakatlığına bakmadan gece-gündüz sorunlarla ilgileniyor, yol gösteriyor, gelişmelere göre stra­teji üretiyordu.

Artık teşkilatsal çalışmalar, bir organizasyon disiplini ve koordinasyonu altında yürütülüyordu. Başta ismail Ebu

Şenneb olmak üzere diğer yardımcıları, günlük çalışmalar ve programlan koordine edip bilgi ve belgelen ona arz edi­yor, gösterdiği doğrultuda Filistin çapında örgütlenmeyi

idare ediyordu.

El-Halil ve Kudüs'ün özellikle doğu kesimi, Ramallah, Nablus, Cenin, Hayfa, Askalan, Gazze ile Güney Filistin'e kadar tüm Filistin bir HAMAS direnişi, bir intifada yaşıyor­du. Disiplinli ve teşkilatlı bir hak arama mücadelesiydi bu. Tanklara ve ağır silahlara karşı sapan taşlan... Ebrehe'nin fillerine karşı Ebabil kuşları... Tüm dünyaya haklılıklarını sapanlarıyla ispatlamaya çalışan onurlu ve izzetli bir dire­niş, onurlu ve izzetli bir intifada yaşanıyordu Filistin'de.