Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 13. Sayfa - Piriintifada

 

On Üçüncü Bölüm

 

Batı Kudüs'ün kalabalık caddelerinden birinde askeri bir servis otobüsü durağa doğru yaklaşınca yavaş­ladı. Mesainin bittiği bu saatte yollar daha bir kalabalık-Iaşıyordu.

Askeri servis otobüsü, içindeki subayları belirli durak­larda indire indire ilerliyordu. Bir durağa doğru tekrar ya­vaşlayıp durdu. Fakat inecek subayın kapının ağzında du­rup son koltukta oturanla ayaküstü konuşması, otobüsü gözleyen birine beklediği fırsatı vermişti. Otomobilinin gaz pedalına yüklendi. Tam otobüsün ortasına çarptığında da elindeki ateşleme mekanizmasının butonuna bastı.

Büyük bir gürültüyle havaya uçan otomobil, otobüsü ikiye bölmüş, ileri-geri savurmuştu. Gökten yağan demir parçalan eşliğinde ortalık ana-baba gününe dönmüştü. Sa­ğa sola savrulan üniformalı insan parçalan, şahadet operas­yonunun çapını gösteriyordu.

Aynı gün akşam saatlerinde bir evde iki arkadaş konu­şuyordu:

-  Televizyonu açalım da istişhadi eylemin yankılarını seyredelim.

- Sahi, dedi Muhyiddin Şerif, kimdi bu eylemdeki şaha-

det adayı?

- Henüz yeni doktor olmuş bir kardeşimiz vardı ya?

- Hatırladım, nişanlanacaktı!

- Evet! Ama şahadetle nişanlandı!

- Rabbim şahadetini kabul buyursun! Yeşil kuşun kur­sağına nail etsin!

- Âmin! Bak haberler başlıyor.

Televizyondaki spiker heyecanlı heyecanlı ilk haberi sunuyordu:

—Sayın seyirciler! Bugün saat 17.30 sularında askeri servis otobüsüne Batı Kudüs'te düzenlenen intihar saldırı­sında intihar eylemcisi dâhil sekiz kişi öldü yirmi kişi de ya­ralandı. Ortalık kan gölüne döndü. Olay mahalline sevk edilen birçok ambulans ölü ve yaralıları hastanelere taşıdı. Bu arada basın ajanslarına gönderilen bir bildiride olayı HAMAS'm askeri kanadı İzzeddin Kassam Tugayları üst­lendi. Bildiride intihar eylemcisine övgüler düzülürken, şa­hadet eylemlerinin "İsrail'in işgal ettiği topraklardan çeki-linceye kadar" devam edileceği bildirildi. Olaydan hemen sonra İsrail hükümetinin yaptığı açıklamada olay şiddetle kınandı. Söz konusu intihar eylemcisinin evine yapılan bas­kında eylemcinin ailesi gözaltına alırken, evleri buldozer­lerle yıkıldı...

- Allah'ın laneti üzerinize olsun, dedi Yahya Ayyaş hırs­la. Değil evlerimizi yıkıp ailemizi gözaltına almak, hiçbir şe­kilde Allah'ın izniyle bizi yıldıramazsınız.

Televizyonu kapatıp yerine oturdu.

-  Biliyor musun Muhyiddin? dedi. Aslında bu eylemi başka bir şehadet adayı gerçekleştirecekti. Lakin bizim genç

doktorumuz ağlaya ağlaya Öncelik istedi.

- Onun samimiyetini hatırlıyorum. Filistin ve Kudüs bu [genç kahramanlar sayesinde özgür olacaktır inşaallah.

- 3-4 ay önce şehit edilen, Dr. Fethi Şikaki'nin ahi içim-|de kalmıştı. Şimdi rahatladım. İşgalciler bizim ne hissettiği­mizi anlasınlar.

- işgalci yönetim suikastlerini dış ülkelere de yaymak-\    tan kaçınmıyor.

-  Neden çekinsin ki? Arkasında Amerika gibi zulüm |: simgesi bir hamisi varken... Fethi Şikaki Libya dönüşü Mal-I ta Adasına uğradığında MOSSAD tarafından mazlumane

şehit edildiğinde yüreği yanan yine Müslümanlardı. O muhterem bir insandı.

- Zaten son zamanda işgalci yönetim iyice zıvanadan çıktı. Öyle ki Yahudi yerleşimciler dahi ferdi eylemlere yö­neliyorlar.

- Bunu dedin de aklıma geldi. Geçen yıldı galiba. Tem-Ü muz ayıydı. Hatırlıyorum; bir Yahudi yerleşimci, Gazze-

mizde işine gitmekte olan 19 yaşındaki Ahmet Şair adlı işçi bir genci arabasıyla kasıtlı olarak arkadan vurup şehit et­mişti. Sen de hatırladın mı?

- Evet! Maalesef o olayı hatırlıyorum. Ama Ramallah'm LDevra El- Kara köyündeki olay da unutulur gibi değildi.

Yahya'nın hatırlamadığını belirten şaşkın bakışları ara­cında olayı özetledi:

- Anlattığın olaydan iki ay sonra, galiba Ağustos ayıy-|dı. Yahudi yerleşimciler Filistinlilere ait bir araziyi işgal et-

üşler. O esnada bir Filistinli kardeşimizi de kurşunla şehit ettikten sonra hırslarını alamayıp Ramallah'm yanındaki

Devra El- Kara köyüne silahlı saldırıda bulunmuşlardı. Çı­kan çatışmada Hayri El-Fisi adında bir kardeşimiz göğsün­den yaralanıp olay yerinde hayatını kaybetmişti, Adamlar, dağdan gelip bağdakini kovuyor misali, toprağımızı karış karış işgal ediyorlar. Bu halkı da kuzu zannediyorlar. İşte yanıldıkları nokta burası...

Yahya Ayyaş imalı imalı konuştu.                                 

-  Allah'ın izniyle daha yanılacakları çok noktalar ola­cak!

- Geçenlerde, dedi Muhyiddin Şerif. Bir haber aldım. İş­gal yönetiminin gizli servisi Şin-Bet bazı satılık ruhlu kim­seleri kullanarak, bilgi toplamak için faaliyet ağı kurmuş.

Gülümseyen Yahya;

- Demek ki şehadet eylemlerimiz ve operasyonlarımız onları epey zorluyor, dedi. Kinleriyle gebersinler.

Sözleriyle bir gerçeği ve endişesini dile getirdi, Muh­yiddin Şerif.

- Paranın cazibesi, intifada ve direnişten- daha doğrusu Filistin davasını gütmekten- daha çekici geliyor, bazı ruhu satılık ve şahsi menfaatini ulusal çıkardan üstün görenlere. Hatta vurduğumuz ağır darbelerden dolayı seni birinci he­def seçip yerini tespit etmek için istihbarat çalışmaları yap­tıklarını sen de biliyorsun.

- Önemli değil, dedi Yahya. Yolumuz Kudüs ve Filistin için cihad yoludur, gerisi Allah'ın takdiri...

İki arkadaş uzun uzadıya konuştular. Yeni planlar, yeni yöntemler, yeni yeni metotlar üzerinde çalıştılar. Her buluş­maları, her konuşmaları işgal rejiminin belini kırmaya yö­nelikti.

Aradan birkaç gün geçti. Tarih 5 Ocak 1996'yı gösterir­ken direniş, bir şehit daha kazandı. Gazze'de bir genç nefes nefese Muhyiddin Şerifin yanma girdi. Beti benzi atmış, üz­gün ve telaşlıydı.

- Ne oldu, dedi Muhyiddin? Sakin ol! Hah şöyle, biraz soluklan.

- Mühendis... dedi, içeri giren genç üzgün üzgün. Az önce şehit oldu.

- İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.

Üzgündü Muhyiddin. Henüz birkaç gün önce birlik­teydiler. Planlar, programlar yapmıştılar. Takdir- i ilahinin ne zaman tecelli edeceğini kim bilebilirdi? Sayıklar gibi ko­nuştu:

-  Mühendis! Rabbim şehadetini kabul etsin. İntikamın ses getirecek! Söz veriyorum.

Mühendis, Yahya Ayyaş'ın lakabıydı. İşgalci İsrail'e karşı düzenlediği şehadet operasyonlarından ve bizzat yap­tığı bombalı eylemlerden dolayı bu lakapla anılırdı. Zira o, eylemlerin arkasındaki beyindi. Bu nedenle Şin- Bet'in orta­dan kaldırılacaklar listesinin başındaydı. Nitekim lanetli iş-.   galci rejim amacına kavuşmuştu.

O gün Gazze'nin sokaklarında, geniş anayollarında bir .. insan seli akıyordu. Omuzlarda bir cenaze, başka bir iklime .   uğurlanıyordu. Yumruklar sıkılmış, eller havada, intikam yeminleri vardı dudaklarda. Gözler şahitlik etti bu insan kalabalığına. Sevgi, işte buydu. Yiğit, işte böyle olurdu. Ölü­me gülerek giden güzel insan: Yahya Ayyaş...

Remle zindanına gireli rahatsızlıkları daha bir artar ol-

muştu Şeyh Yasin'in. Tedavisi için kılını kıpırdatmayan iş- . galci yönetim, adeta Ölmesini bekliyordu. Hasta yatağında  acil tedaviye ihtiyaç duymasına rağmen, işgalci yönetimin minnetini almıyordu Şeyh Yasin... Birçok defa serbest kal-' ması karşılığında pazarlıklar yapmak, birtakım şartlar ileri sürmek istemişlerse de, hep şiddetli bir tepki görerek geri çekilmişlerdi.

Buna rağmen yüzünden tatlı, tebessümü eksik etmeyen Şeyh Yasin, zindan kardeşlerine, nasihatleri ve sohbetleriy-le faydalı olmaya çalışıyordu.

Kendini iyi hissettiği bir gündü. Tekerlekli sandalyesi- . ne oturmuş; Ebu Abdullah'la konuşuyordu. Ebu Abdullah:

- Efendim, dedi. Ziyaretçilerimin söylediğine göre Ran-tisi tahliye olmuş.

- Buna çok sevindim, Ebu Abdullah.

- Bir de Özerk Yönetim halka kötü davranıyormuş, hat­ta bazılarını gözaltına bile alıyormuş.

- Ben de duydum bu haberleri, dedi Şeyh Yasin üzgün üzgün.

Bu sırada koğuşa giren bir mahkûm selam verip yanla­rına oturdu. Sonra Şeyh Yasin'e hitaben;

- Efendim! Rahatsız etmiyorum inşaallah, dedi.

- Hayır, Münir kardeş! dedi Şeyh Yasin, ne münasebet.

- Hani efendim, rahatsızsınız!.. Düşündüm ki...

- Şu an iyiyim Münir. Hamdolsun! Hem iyi ki geldin. Biraz konuşuruz böylece. Ayrıca kardeşlerimiz, benim ra­hatsız olmamam için havalandırmaya çıkıyorlar. Bunu fark ediyor, rahatsızlık duyuyorum.

- Bu onların saygısındandır efendim.

- Biliyorum; ama rahatsız oluyorum. Kendimi sizlerden ayrı biri görmüyorum. Farklı muamelelerden sıkılıyorum.

Şeyh Yasin zindanda otoriter değil, bir arkadaş gibi iç­ten ve samimiydi. Herkesle konuşur, herkesin seviyesine göre hitap ederdi. Kimseyi kırmaz; dar olan mekânı daha da daraltmazdı. Onun bu vasıfları herkesi hürmete sürük­lüyor, bir arkadaş yakınlığım hissettiriyordu.

- Ebu Abdullah konuşuyordu, dedi Şeyh Yasin, Münir'e hitaben. Gel! Şöyle otur. Evet, Ebu Abdullah seni dinliyoruz.

- Özerk yönetimin polis gücünün zulmünden bahsedi­yordum efendim. Yani Özerk Yönetim şimdi işgalci İsrail'in yaptığının aynısını halka reva görüyor. Kim bilir, işgalci yö­netimle ne tür gizli anlaşmaları var da haberimiz yok.

Anlaşılan Ebu Abdullah doluydu. Teskin etmek gereki­yordu.

- Ebu Abdullah! dedi Şeyh Yasin. Üç yıl önce Siyonist düşmanla yapılan anlaşmayı İslami Cihat'la beraber kabul etmeyip muhalif olduğumuzda bunların olacağını tahmin etmiştik. Hatta kamuoyuna duyurmuştuk. Hem sadece biz değil; Oslo'da Arafat işgalci İsrail'le mutabakata vardığı za­man Filistin Halk Cephesi'nin lideri Ahmed Cibril de açık­lama yapmış; "Dört yüz kilometrelik toprak için Filistinli­lerle, Yahudiler adına mücadele ihalesini almış olan Arafat, zilletin en aşağısına düşecektir" demişti...

Şeyh Yasin'in kısa bir soluklanmasını fırsat bilen Münir, izin alarak araya girdi.

- Filistin Âlimler Birliği, Oslo sonrası "Kimliği ve mev-kisi ne olursa olsun hiç kimsenin bu topraklan gasp edenin, onda hak sahibi olmasını sağlayacak bir anlaşma imzalama-

ya yetkisi yoktur" diye bir bildiri yayınladığını çok iyi ha­tırlıyorum efendim, dedi.

- Evet! O bildiriyi ben de hatırladım. Fakat tüm bu tep­kilere rağmen Arafat kendini Filistin'in yasal temsilcisi ola­rak gördü veya gösterildi ve masaya oturtuldu. Tabi ki Amerika Başkanı Clinton'un huzurunda Arafat ve Rabin el sıkışmadan önce, birer gün arayla birbirlerini tanıdıklarına dair belgeler imzaladılar.

- Nasıl yani? Anlamadım efendim.

- Yani Arafat'ın FKÖ'sü İsrail devletini siyasi alanda Ya­hudilerin, İzak Rabin de FKÖ'yü Filistin halkının yasal tem­silcisi olarak tanıdı. İlgili belgeleri de karşılıklı imzaladılar. Sonrada asıl anlaşmayı...

-  Yani Filistin Özerk Yönetimi'nin kurulmasına dâhil olan anlaşmayı...

- Aynen öyle Ebu Abdullah. Yani bir başka deyişle gü­ya toprak karşılığı olan anlaşmayı... Sözde işgalci İsrail re­jimi Gazze ve Eriha gibi sınırlı birkaç şehirden çekilecek bu­raları Özerk Yönetime bırakacaktı. Bununla işgalci İsrail, Fi­listin halkının bir kısmına Filistin'in bir bölümünde hakları­nın bir kısmının verileceğini vaad ediyordu. Bu ise üç yıllık bir dönemde gerçekleşecekti. İşgalci askerler de sözde bu anlaşmaya göre dört ay içinde tamamen çekilecekti. Fakat Allah'a verdikleri ahdi tutmayan bu kavim, Arafat'a verdi­ği ahdi mi tutacak? Heyhat! Gülünç bir konu doğrusu... Biz bu durumu bildiğimiz için Amerika'nın ve işgalci İsrail'in oyununa maşa olmadık. O nedenle de FKÖ ve Arap Birli-ği'nden ayrı olarak işgalci İsrail'in 1967'ye değil, 1948'e ve hatta daha öncesine dönmesi gerektiğini vurguladık.

-  Doğru söylüyorsunuz efendim, dedi Ebu Abdullah. Zira işgale uğrayan bizim vatanımız, işgali yaşayanlar da biziz. Bu anlaşma vs hepsi birer oyundan ibaret. Onu kabul-lenmekse halkımızı ezmenin bir başka şekli. İşgalcinin ma­şası olmak, kabul edilir bir şey değil. Başkası kabul etse de... Zaten bu uğursuz anlaşmayı imzalayan işgalci rejimin başı İzak Rabin, geçen yıl, galiba Kasım 95'ti aşırı sağcı bir Yahu­di tarafından suikaste kurban gitmedi mi? Arafat ise gittik­çe pasifleştirilip devre dışı bırakılıyor. Zira alametler bunu işaret ediyor.

Münir de bu hoş sohbette bir tespitini dile getirdi.

-  Efendim! diye başladı. Şu anki işgalci rejiminin başı olan Benjamin Netanyahu geçenlerde bir demeç verdi. Ken­dileri için güvenliğin çok önemli olduğunu; ama toprağın da önemli .olduğuna işaret etti. Bu konuda hiç kimseyle uz­laşmayacağını belirtti.

-  Ben de o demeci dinledim Münir, dedi Şeyh Yasin. Amerika Hetanyahu'ya baskı yapacak; ama nafile... Pek bir sonuç alanjıayacak gibi.

- Sohbet devam ederken birden havalandırmadan "Al­lah- u Ekb^r!" nidaları yükseldi, içeriye sevinçle giren biri­ne Şeyh Yajsin sordu:

- Hayrola Haşim, nedir bu tekbirler?

- Efendim! Müjde!.. Müjde!.. Şehit Mühendisin intikamı alınmış. Az önce haberlerde dört şahadet operasyonun dü­zenlendiği ve 59 kişinin öldürüldüğü söylendi.

- Allah'u Ekber!.. dedi Şeyh Yasin.

Gözleri bir bilinmeyene takılmış gibi pencereden dışa­rıya odaklandı. Mavi gökyüzünde Yahya'nın gülümseyen

188 _--------„ mehmet ali gönül

yüzünü görür gibi bir tebessüm yayıldı yüzüne

- Allah'ın selamı ve rahmeti üzerine olsun ey Yahya. Ne mutlu sana ve bu yolda şehit olanlara!

Ebu Abdullah'ın göz işareti ile herkes Şeyh Yasin'i ken­di haline bırakıp dışarı çıktı. Çıkışta Haşim, Ebu Abdullah'a sordu:

- Yahya'nın şehadetinde hain ve işbirlikçilerin parmağı olduğunu duymuştum, doğru mu?

- Maalesef doğru. Satılık ruhlu olup paranın cazibeleri­ne kapılan yakın bir akrabası vasıtasıyla, cep telefonuna yerleştirilen bombanın patlaması sonucu şehit edildi. Zaten uzun zamandır işgal yönetimi, Yahya hakkında istihbarat çalışmaları yapıyor; fakat yerini tespit edemiyordu. Netice­de böyle bir ihanet sonucu şehit oldu. Ama intikamı alındı ya, artık gam yemem!

Haşim, düşüncelere dalan Şeyh Yasin'i kastederek sor­du:

- Galiba onu çok seviyor.

- Nasıl sevmesin, dedi Ebu Abdullah. O, hepimizi ken­disinin manevi evlatları olarak görüyor. Hepimiz onun öğ­rencileri, dergâhının müritleriyiz. Tek tek onun sohbet ve ders halkalarında yetiştik. Filistin yıllardır onun dershanesi oldu. İntifadanin ve direnişin ileri gelenleri onun yetiştirdi­ği nesildir. Düşün, bir baba için gözleri önünde çocuklarının tek tek ölümünden daha zor bir durum var mı? Allah onu başımızdan eksik etmesin. Zira direniş onunla hayat buldu; onun önderliğinde yürüyor.