Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

On Dokuzuncu Bölüm - Piriintifada - 19. Sayfa

On Dokuzuncu Bölüm

 

Açıklanan bu sebeplerden dolayı bu plana karşı olduğumuzu ve işgal devletiyle masa başında bir anlaşma­yı kabul etmediğimizin bilinmesini istiyoruz."

Rantisi'nin HAMAS adına basın- yayma deklare ettiği sözler, o günlerde kamuoyunda tartışılan meşhur "Yol Ha­ritası" hakkındaki bir açıklamaydı.

Özerk Yönetimin Filistin halkmı harekete geçirecek açıklamalardan uzak durması şartıyla Rantisi'yi serbest bı­rakmasına rağmen o, Filistin'in yararına olan her konuda HAMAS'in sözcüsü olarak basın- yanma birtakım açıkla­malarda bulunmaktan, çeşitli demeçler vermekten çekin­mezdi-

Aynı şekilde Filistin dışında HAMAS'ın sözcülüğünü yapan Halid Meş'al, Dr. Musa Ebu Merzuk da aynı doğrul­tuda paralel açıklamalar yapmaktan, 'Yol Haritası'm eleştir­mekten geri durmadılar.

Özellikle 11 Eylül'den sonra işgalci İsrail'in gittikçe ar­tan askeri operasyonları ve cinayetleri, sınır tanımaz boyut­lara varmıştı. Köylere kadar uzanan askeri operasyonlar, ikinci intifadanın artan baskısı karşısında ancak hizaya gel­mişti. Tel- Aviv dahil olmak üzere İsrail'in hiçbir kenti gü-

venli değildi. Gittikçe çoğalan istişhadi eylemler, işgalci İs­rail'in beyninde bir bomba olup patlıyordu.

Bu gelişmeler üzerine Amerika devreye bir plan sokma girişiminde bulundu: 'Yol Haritası!...' Bir takım göz boya­malar içeren adına barış planı denen 'Yol Haritası'yla şeha-det eylemlerini durdurmak ve Arafat'ı devreden çıkarmak gibi niyetler amaçlanmıştı. Teslimiyetçi bir Filistin isteni­yordu anlaşılan.

Yavaş yavaş basma sızan bu planın ayrıntıları belli olunca, HAMAS adına Rantisi'nin bu açıklaması gündeme oturdu.

Şaron yönetimi plana karşı yeni gelin gibi nazlansa da açıktan reddetmeye de yanaşmıyordu. Fakat planın görüş­melerinde Arafat'ın muhatap alınmayacağını ilandan çe­kinmemişti. Bu Amerika'nın desteklediği bir politikaydı.

4 Haziran 2003 Ürdün!...

- Sayın seyirciler, diye başladı spiker. Bugün Akabe zir­vesinde ABD Başkanı George W. Bush, Filistin Özerk Yöne­timi Başbakanı Mahmud Abbas ve İsrail Başbakanı Ariel Şa­ron 'Yol Haritası'nı imzaladılar. Geçen nisan ayı sonunda Filistin ve İsrail taraflarına sunulan yol haritasında, şiddet olaylarının tamamen durması, İsrail'in yeni yerleşim birim­leri açmayı durdurması ve 2005 yılma kadar Filistin Devle­tinin kurulması gibi başlıklar anlaşmada dikkat çeken nok­talar olarak belirlendi...

- Abdi! Oğlum şunu kapatır mısın?

Yerden bir- iki metre yükseklikte duvara monte edilmiş

bir tahtanın üzerinde olan televizyon, Şeyh Yasin'in müte­vazı kitaplığının yanında bulunuyordu. Abdi kalkıp tele­vizyonu kapattı.

- Baba! dedi. Bir şey sorabilir miyim?

Şeyh Yasin o gün büroya uğramayıp evinde çalışmaya karar vermişti. Zaten zaman zaman evinde, zaman zaman da bürosunda çalışırdı. Randevu ve görüşmeleri olmadığı zaman çeşitli İslami kitaplar okur, radyo/televizyondan muhtelif haber programlarını takip ederdi.

Oğlunun sorusuyla düşüncelerinden sıyrıldı.

- Tabi oğlum. Seni dinliyorum.

- Arafat neden zirvede yoktu? Gülümsedi Şeyh Yasin:

- Senin de dikkatini çekti öyle mi oğlum?

-  Elbette baba. Zannedersem bu görüntüleri izleyen herkesin dikkatini çekmiştir.

- Çok doğru oğlum! Muhakkak ki halkın da dikkatini çekmiştir. Ama Amerika ve İsrail artık Arafat'ı istemiyor. Zaten uzun zamandır Ramallah'taki bürosunda da bu yüz­den mecburi ikamete zorlanmış.

- Bu sebeple mi Başbakan Mahmud Abbas zirveye ka­tıldı?

- Elbette oğlum. İsrail Arafat'ı muhatap olarak kabul et­mediğinden Başbakan Mahmud Abbas bazı yetkilerle do­natılıp zirveye gönderildi. Zaten bu aralar Özerk Yönetim şaşkın ve ne yapacağını bilmez bir halde.

- Neden Arafat bir çözüm yolu bulmuyor baba? Şeyh Yasin, karşısındaki genç Abdi'ye baktı.

- Nasıl anlatsam oğlum? dedi. Bu, bir duruş eksikliği­nin neticesidir, işgalci yönetime güvenilmeyeceğim zama­nında bilmek, o basirete sahip olmak lazımdı. Barış yolu diye söylenen şey gerçek değildi. Direnişin ve cihadın ye­rini tutamazdı. Tavizler ve yumuşak politikaların neticesi bu oldu. Arafat bunu anladığı zaman ne yazık ki vakit geç­ti. Şimdi de yetkilerini kaybetmemenin mücadelesini veri­yor. Ama artık dış destekten yoksun ve dışlanmış bir vazi­yette.

-  Ya bu anlaşma baba? Haberde 2005 yılında Filistin Devletinin kurulacağından bahsedildi.

- Yaldızlı sözler bunlar oğlum. Yaldızlı ve afili sözler... Amerika ve İsrail, menfaatlerinin bulunmadığı hiçbir an­laşmaya imza atmazlar. Görmedin mi? Mahmud Abbas, kurtlar sofrasındaki kuzu gibiydi. Hem bu anlaşmanın bir­çok kusurları var; Mesela Siyonist düşman, Filistin tarafın­dan utanmadan hâlâ yeni tavizler istiyor. Asıl korunmaya ihtiyacı olan halkımızken, kendi güvenliğini ön planda tu­tuyor. Hem de bunu Özerk Yönetimin eliyle yapmak niye­tinde.

- Anlamadım baba!

- Yani Özerk Yönetimi kendi halkına karşı polis devle­ti niteliğine sokmak uğraşında... Bir başka deyişle "Dire­nişi kontrol altına alın" demeye getiriyor.

- Bu olmayacak bir şey baba.

Tebessüm etti Şeyh Yasin. Zaman zaman oğullarıyla akidevi ve siyasi sohbetler yapar, onların feraset ve basi­retlerinin  açılmasına  yardımcı  olurdu.  Oğullan  HA-

MAS'm siyasi işlerinde uygulamalı bir tecrübe görüyor, staj yaparcasına bir birikim sahibi oluyorlardı.

-  Baba! dedi Abdi. Geçenlerde bir arkadaşım Doğu Kudüs'ü geçip minibüsle Ramallah'a gittiğini söyledi. (Ba­basının ilgiyle dinlediğini görünce devam etti.) Utanç du­varının 67 savaşından sonraki sınırdan daha fazla içeri gir­diğini görmüş. Hatta Yeşil Hattı geçip Filistin bölgesinden yeni toprakları kapsıyormuş.

- Demek ki geçen Haziran'dan bu yana bir yıl içinde bu utancı epeyce somutlaştırmışlar.

- Geçen sene Ramallah'ta Arafat'ı bürosunda kuşatıp geri çekildikleri zaman işgalci askerler her tarafı yıkmıştı baba.

- Duymuştum oğlum.

- İşte şimdi o yıkıntıların hepsi kaldırılmış baba. Şehir de temizlenmiş. Fakat...

Durdu Abdi. Şeyh Yasin'in dikkatini çeken bu solukla-nış manalıydı.

- Fakat ne oğlum?

- Fakat Ramallah'ta Coca Cola, Mc Donalt's ve özellik­le de gece kulüplerinin varlığı manevi yıkıntı olmuş.

- Evet oğlum! Bu doğru! Maalesef bu bizim iç yaramız. Halkımız bir kültür emperyalizmine maruz kalmış. Anla­yacağın, bizler sadece işgalci askerlerle savaşmıyoruz. 1960'lardan bu yana, halka İslami şuur ve bilinç aşılamak için birçok dernek ve teşkilat adı altında çalıştık. Gençleri­mizi ve insanlarımızı kültür erozyonuna karşı uyanık ol­maya çağırdık. Zira direniş kuru bir savaş ile değil, yürek

ve bilek birlikteliğinde iman eşliğinde olur. Fakat insan eğitmek kadar zor bir zanaat yok oğul. Yine de azimle ve Allah'ın yardımıyla bu günlere geldik. Duyduğun, gördü­ğün ve şahit olduğun her manzarayı iyi düşün. İslam ni­metinin idrakinde olmayanlar, yoldan çıktıklarım yahut zorda olduklarını kabul etmez derecede bir gaflet uyku-sundadırlar. Bunu onlara anlatmak köre renk anlatmak gi­bi bir şey... Ama şunu bil ki kor olmayanlar daha çok.

- Bir de arkadaşım Mescid- i Aksa'yı gezmiş baba!

- Mescid- i Aksa mı dedin?

Mescid- i Aksa sözü babasını heyecanlandırmaya yet­mişti,

- Evet baba! Mescid- i Aksa... Fakat çevresindeki bir­çok yerleşim yeri ve evler planlı bir şekilde tahliye edili­yormuş. Ardından da Yahudi göçmenler yerleştiriliyor-muş. Dediğine göre İsrail İskân Cemiyeti adlı aşırı Siyonist bir terör örgütü bu işi üstlenmiş. Özellikle Silvan ve Vadi Havle semtleri ile el- Mağaribe mahallesin bir kısmı tedri­ci, bir kısmı da olduğu gibi yıkılmış. Daha beteri; işgalcile­rin Mescid- i Aksa'nın altında yıllardır yaptıkları kazılar-mış. Bunun sonucunda el- Meğaribe kapısı ile Burak Du­varı arasındaki yer çökmüş. Ne İslami Vakıflar Dairesi'ne, ne de el- Aksa İmar Kurumuna yeniden yapımı ile ilgili izin veriliyormuş. Kutsal mabedimiz göz göre göre yıkılı­yor.

Şeyh Yasin kitaphğındaki Mescid- i Aksa resmine bak­tı. "Ey san kubbeli sevgili!" dedi. "Ya sen özgür olacak­sın ya da bencileyin yoluna kurban,.."

10 Haziran 2003!..

Henüz Akabe zirvesinde imzalanan yol haritası anlaş­ması üzerinden bir hafta geçmemişti. O gün yanma oğlunu da alan Dr. Rantisi ve korumaları otomobildeydiler. Hava sıcak ve bunaltıcıydı. Açık camlardan esen rüzgâr, Hazi-ran'm sıcaklığım araba hareket ettiği sürece bir nebze olsun unutturuyordu.

Caddede ilerleyen araç şoförü, aniden ortaya çıkan bir Amerikan yapımı Apaçi helikopterini gördü. Herkes ola­cakları anlamıştı. Kolay bir hedef olabilirdi. Sağa sola zik­zaklar çizerek hızını arttırdı.

Helikopterin fırlattığı ilk füze hedefi ıskalayınca, pilot öfkeyle ikinci füzeyi fırlattı. Kalabalık yolda patlayan füze­ler, ortalığı savaş alanına çevirdi.

Otomobilin zikzaklı gidişi ve ilk iki füzenin hedefi ıska­laması pilotu çileden çıkarmıştı. Öfkeyle füzeleri peş peşe fırlattı. Art arda ateşlenen füzeler otomobilin önüne arkası­na düşüyor, fakat isabet etmiyordu. Neticede otomobile isa­bet eden bir füze, pilotun sevinç çığlıkları atmasına sebep oldu. Görev tamamdı ve gitmeliydi artık. Hemen gök boş­luğunda tüm uğursuzluğuyla süzülüp kayboldu. Arkasın­da bıraktığı cinayetin sorumluluğundan habersizdi.

Uzun yol boyunca asfalt yer yer gediklerle dolmuştu. Atılan füzeler kocaman gedikler açmıştı. Son füze otomobi­lin ön tarafını dağıtmıştı. Devrilen araçtan inleme sesleri yükseliyordu. Etraftan koşanlar araçtakileri çıkarmaya ça-

- Yardım edin! Koşun! diye bağırdı birisi.

- Ambulans!.. Ambulans çağırın!

Halk aracın başına üşüşmüştü. Otomobile yakın, yer­deki iki ceset hemen hastaneye kaldırıldı. Rantisi, oğlu ve bir koruması yaralı olarak gelen ambulansa alındı. Yol boyu atılan füzelerden dolayı ayrıca birçok yaralı vardı. Tam ma­nasıyla bir katliamdı bu.

Haber duyulduğu an, halk sokaklara döküldü. Şiddetli protesto gösterileri ve atılan sloganlar manidardı. Megafon­lardan öfke ve nefretin sesi dalga dalga çarpıyordu işgalci İsrail'in yüzüne.

Tüm direniş grupları eylemi kınamış, intikam yeminle­ri etmişti. Direniş grupları arasında bu gibi olaylar/eylem­ler kaynaştırma görevi görüyordu. Adına ve sanma bakıl­maksızın birlik ve beraberliği perçinliyordu.

Akın akın hastane ziyareti devam ederken, Rantisi'nin yaralı koruması da hastanede hayatını kaybetti. Rantisi ve oğlu dahil olmak üzere yaralı sayısı yirmi beşi buldu.

Bu olaydan kısa bir süre sonra yol haritası çerçevesinde Özerk Yönetimin çeşitli direniş gruplarıyla görüşmeleri başladı. Gaye; yol haritası muvacehesinde şiddet olayları­nın karşılıklı olarak tamamen durmasını sağlamak için dire­niş grupları ve İsrail işgal ordusu arasında ilk etapta üç ay­lık bir ateşkes yapmaktı. Fakat hiçbir direniş grubu buna inanmıyordu. En yakın örnek, yol haritasının imzalanması üzerinden henüz bir hafta geçmeden Rantisi'ye yapılan su­ikasttı. İşgalci İsrail'in bu konuda güvence vereceğim hiçbir direniş grubu gerçekçi bulmuyordu.                              i\-.

Tüm direniş gruplarının gözü HAMAS'taydı. HAMAS ve İslami Cihad, Özerk Yönetimden güvence istedikten sonra işgal yönetiminin saldırılarını durdurması ve Filistin­li mahkûmların bırakılması şartıyla 29 Haziran 2003'ten ge­çerli olmak üzere ateşkesi kabullendiklerini açıkladılar. Di­ğer direniş gruplarından bazıları da ayrı ayrı, aynı şartlarda ateşkesi kabul ettiklerini ilan ettiler.

Fakat Filistin halkı başta olmak üzere dünya kamuoyu dâhil hiç kimse İsrail'e güvenmiyordu. Çünkü verilen nice söz çiğnenmiş, nice vaat altüst edilmişti. Şaron'un bu konu­da karnesi olumsuzluklarla doluydu. Bu ateşkes işgalci yö­netimin gerçek yüzünü dünyaya ilan etmenin ve direnişin haklılığını ortaya koymanın başka bir adıydı.

On gün kadar sonraydı. Ramallah'taki Özerk Yöneti­min kır saçlı Başbakanı Mahmud Abbas, ateşkesten bu ya­na meydana gelen gelişmelerin değerlendirildiği bir toplan­tı yapıyordu. Yardımcısı ve bakanlarıyla etrafını çevirdikle­ri toplantı masasında, yüzler anlamsız ifadelerle doluydu.

Yardımcısına bakan Mahmud Abbas:

- Ateşkesin sağlanması için, dedi. Bazı direniş grupları­nın liderleriyle görüştük, ikna ettik. Fakat asıl önemli olan HAMAS'tır. Yarın Şeyh Ahmed Yasin'le de görüşeceğim. Hatta İslami Cihad'la beraber yönetime katılmaları için onu ikna etmeye çalışacağım.

- Yönetime katılmalar mı? dedi yardımcısı şaşkınlıkla.

- Evet dedi Mahmud Abbas. Zira direnişin gruplarını kontrol altına almanın başka bir yolu yok.

Masanın etrafındaki diğer bakanlar söylenenleri ilgiyle

dinliyorlardı. Kimsenin konuşmadığını görünce bunu hak­lılığının tasdikine yordu.

- Ateşkesten bu yana son on günlük gelişmelerin rapo­runu dinlemek istiyorum/ dedi.

- Hemen efendim, diyen yardımcısı önündeki dosyayı açtı. İlk sıraya bakarak konuştu:

- Efendim! Her ne kadar direniş grupları İsrail'in saldı­rılarını durdurması şartıyla ateşkese destek verdilerse de:

* 3 Temmuz'da Batı Şeria'nm Kalkilya kentinde bir Fi­listinlinin öldürülmesi üzerine El- Aksa Şehitleri Tugayı ilan edilen ateşkese uymayacağını bildirdi.

Mahmud Abbas, oflayıp, pofluyordu. Çünkü El- Aksa Şehitleri Tugayı Arafat'a yakın askeri bir güçtü. Arafat'la arası açık olan Abbas, bunu hatırladıkça sıkıntı basıyordu kendisini.

* Yol Haritası çerçevesinde Beytullahim'den çekilen İs­rail ordusunun yerine kontrol, bizim polis teşkilatımıza geçti.

* Kudüs'te Şaron'la yaptığınız görüşmede Başkan Ara­fat'a uygulanan ablukanın kaldırılması teklifinin reddedil­mesinin yankıları kamuoyunda olumsuz neticelere sebep oldu.

*  Amerika'nın HAMAS'ı terörist örgüt olarak itham edip dağıtılmasını istemesine HAMAS'tan şiddetli bir ce­vap geldi. HAMAS'ın Siyasi Birim Başkanı Dr. Musa Ebu Merzuk buna sert bir cevap vererek böyle bir savaşa herke­sin karşı olduğunu ifade etti.

* Filistin Halk Kurtuluş Komiteleri de "İşgalci İsrail'in

Filistinli mahkûmları serbest bırakması, suikastlara son ve­rilmesi, Arafat'a uygulanan ablukanın kaldırılması, Filistin bölgelerine yönelik askeri saldırıların durması ve yeni yer­leşim bölgeleri kurmaması koşuluyla üç aylık ateşkese uy­mayı kabul ediyoruz" şeklinde bir açıklama yaptı.

* Bu arada 350 kadar Filistinli mahkûmu serbest bıraka­cağını açıklayan İsrail'in, 8 bin Filistinli mahkûmdan sade­ce bu kadarını serbest bırakmasına tepkiler artıyor. Askalan zindanmdaki 800 mahkûm bu doğrultuda açlık grevi baş­latmış.

- Ateşkesten bu yana geçen son on günlük değerlendir­mede İsrail'in yaptığına bak! dedi Mahmu' Abbas öfkeyle. Tüm bunlar adeta ateşkes olmasın demenin fiili adı.

Ertesi gün Şeyh Yasin'Ie görüşen Mahmud Abbas, HA-MAS'ın yönetime katılıp pasifize edilmesi konusunda ya­nıldığını anlamıştı. Her ne kadar Şeyh Yasin ateşkese İsrail karşılık vermediği sürece uyacaklarını açıkladıysa da ateş­kesin uzun ömürlü olmayacağını sezmişti.

Gazze şeridindeki Cebalye mülteci kampı!

87 intifadasının doğduğu mekân... Yeri göğü inleten mahşeri bir kalabalık toplanmıştı. Sloganlar ve lanetler hep işgalci İsrail için. Tepkiler sinelerden nefret ve öfkeye dönü­şerek çıkıyordu.

Filistinli mahkûmların salıverilmesi için yapılan bu gösteride öfke, havada slogan slogan uçuyordu. Bir ara ka­labalıkta bir dalgalanma oldu. Toplananların kenara çekile­rek kendisine yol açtığı bu adam, HAMAS'm üst düzey yet-

kililerinden Nizar Neyyan'di. Gösteriye katılanlara hitaben yaptığı konuşma halkı coşturuyor, galeyana getiriyordu.

- ...Geçici ateşkes süresince eğer Filistinli mahkûmlar serbest bırakümazsa, mahkûmlarla takas yapmak amacıyla Yahudi askerlerini kaçıracağız.

Yükselen tekbir sesleri ve verilen mesajlar ayyuka çık­mıştı. Dalga dalga yayılan bu tepki birçok hapishaneye de sirayet etti. Askalan zindanı, Mecdo Askeri Hapishanesi, Remle, Nefiye, Terasta ve Biru's- Seba başta olmak üzere, birçok zindanda Filistinli tutuklu ve mahkûmların bırakıl­ması için grevler ve dayanışma protestoları düzenlendi.

Nihayet Siyonist İsrail hükümeti Filistinli mahkûmla­rın serbest bırakılması hususunda taviz vermeye hazır ol­duğunu Haaretz gazetesinde dile getirdi. Buna göre, HA-MAS ve İslami Cihad'a mensup mahkûmların da bırakıla­caklar arasında olabileceği yazıldı.

Ama buna rağmen işgalci İsrail, operasyonlarından ve baskılarından vazgeçmiyor, cinayetlerine devam ediyordu. Cenin kampım yine basması, Nablus'ta, Gazze'de, Batı Şe-ria'da Tulkarim'de halka ateş açıp birçok ölü ve yaralıya se­bep olması Arafat'a bağlı el- Fetih grubunu çileden çıkardı. Yapılan açıklamada: "İşgal devleti ateşkes konusunda ka­muoyunu yanıltmaktan başka bir şey yapmamaktadır. İş­galci düşman, güvenlik organizasyonlarının arkasına sığı­narak istediği her şeyi yaparken, ateşkes sadece Filistin ta­rafından istenmektedir" denildi. Böylece ateşkese uyulma-yacağı ilan edildi. Cinayetsiz geçmeyen bir gün, bir saat yoktu mazlum Filistin'de...

Bu süreçte direniş grupları ve işgalci İsrail taraflarınca dünya basınına karşılıklı demeçler veriliyor, birçok konuda açıklamalar ve beklentiler dile getiriliyordu.

Ateşkes üzerinden bir ay geçmişti. Batı Yaka'nın Kakil-ya şehri Deyru'I-Gusun kasabasında binlerce Filistinlinin katıldığı görkemli bir protesto gösterisi düzenlendi. Protes­tocular "Güvenlik duvarı" diye bilinen utanç duvarının ya­pılmamasına yönelik sloganlar atıyor, seslerini dünyaya duyurmak için direniyorlardı. Yapılan konuşmalarda duva­rın Filistinlilere ait binlerce dönüm arazinin gasp edilmesi­ne sebep olduğu tekrar tekrar vurgulandı.

Batı Yaka'nın Nablus şehrindeki Filistin mülteci kam­pı... Sabahın erken saatleri... Tozu dumana katarak kampa giren İsrail işgal askerleri, kuşatmaya aldıkları kampı kur­şun yağmuruna tuttular. Etrafa atılan bombalar, kırılan cam­lar, yıkılan duvarlar ortalığı savaş meydanına çevirmişti.

Etrafı sarılan yedi katlı bir binanın civarındaki evler ku­şatıldı. Birçoğunun kapıları kırıldı, içeri dalan askerler ev sakinlerini yaka paça dışarı atıyor, kimini de tutukluyordu. Korku ve panik yaşatmada adeta mahirdiler.

Fakat bir türlü yedi katlı apartmana yaklaşamıyorlardı. Uzaktan uzağa ateşlerine, binadan şiddetle karşılık verili­yordu. Karşılarmdakiler silahsız halk değildi. Yanaşmak, bedel ödemek demekti.

Apartmanda fiAMAS'ın askeri kanadına mensup dire­nişçiler vardı. İsrailli komutan olayı izliyor, kara kara düşü­nüyordu. Sabahtan beri yanaşamadıkları bu binadaki dire-

nişçileri toptan imha etmeliydi. Vakit, aleyhlerine işliyor­du...

Biraz düşündü. Eli araç telefonuna gitti. Bir müddet bi­linmeyen bir yerle konuştu. Çeşitli tarifler yapıp, koordinat verdi. Saatine baktı. Aracının koltuğunda biraz daha otur­du. Daha sonra askerlerini geri çekti.

Yaylım ateşin azalması ve askerlerin apartmandan bi­raz daha uzak durmaları, içerdeki derinişçileri kuşkulandır­mıştı. Bu gelişmenin nedenini düşünürken ansızın duyulan Apaçi helikopterinin sesiyle pencereye koştular. Semada beliren helikopter süzülüp apartmanı füze yağmuruna tut­tu. Geldiği gibi kayboldu.

Geriye yedi katlı apartmanın koca enkazından başka bir şey kalmamıştı. HAMAS'h direnişçilerin şehadetiyle ne­ticelenen bu İsrail askeri operasyonunda iki İsrail askeri öl­dürülmüştü.

Aynı gün Gazze'de HAMAS adına İsmail Ebu Şen-neb'in yaptığı basın açıklaması yankılandı;

- Siyonist düşman bu sabah ateşkesi açıkça ihlal etti. Bizce kırmızı hat aşıldı. Böyle bir saldırı karşısında sessiz kalamayız. Şehitlerimizin temiz kanları yerde kalmayacak ve bu iğrenç cinayete cevabımız Allah'ın izniyle şiddetli sarsıntıya yol açacak türden olacaktır.

Bu operasyona karşı düzenlenen cenaze töreninde bü­yük bir Öfke seli vardı. Bir yandan intikam yeminleri edilir­ken, diğer yandan tüm direniş grupları ve Özerk Yönetim, işgalci İsrail yönetimini eleştiriyordu. Hatta Arafat kamera­ların karşısına geçip gazetecilere yaptığı açıklamada:

- İsrail'in yaptığı şey sadece ateşkesi değil, tüm barış sürecini öldürmektir, dedi.

Nitekim Ebu Şenneb'in dediği gibi kısa bir süre sonra Kudüs'te HAMAS ve İslami Cihad'm ortaklaşa düzenlediği bir eylemde Siyonist yerleşimcilerden 20 kişi öldü, 120 kişi de yaralandı. Körüklü bir otobüsün içinde meydana gelen istişhadi eylem, aşırı Siyonistlerin korkulu rüyası olmuştu.

Ateşkesin bozulduğu artık fiili olarak aşikâr olsa da resmi olarak ortadan kalktığı taraflarca açıklanmamıştı. Fa­kat aradan geçen 50 günlük süre içinde kıvılcımı tutuşturan ve ateşkesi hep ihlal eden işgalciler olmuştu.

21 Ağustos 2003, Perşembe günü Kudüs'teki bu büyük eylemin hemen ertesi günüydü. Gazze'nin Rimal semtinde Amerika yapımı Siyonist Apaçi helikopterleri yine bir füze saldırısı düzenledi. HAMAS'm siyasi liderlerinden İsmail Ebu Şenneb ve iki koruması şehid oldu.

Yıllardır Şeyh Yasin'in dizi dibinde yetişen talebesi ve onun adeta gölgesi olan Ebu Şenneb, cennet yokuşuydu.' Şehid olan korumalarından biri Şeyh Yasin'in damatların­dan Hani Ebu Ömereyn'di. Şeyh Yasin iki defa yüreğinden vurulmuştu. Üzüntüsü kat kattı. Hastalığının artmasına ve­sile olan bu eylem onu derinden üzmüştü. Nereye dönse Ebu Şenneb'i görüyor, nereye yönelse onun siluetiyle karşı­laşıyor gibiydi. Ebu Şenneb eli, Ebu Şenneb koluydu.       *

Ertesi gün Cuma'ydı. Görülmemiş bir tepkiyle tüm di­reniş grupları sert açıklamalarda bulundular. Ajanslara ge­çilen fakslarda HAMAS ve İslami Cihad ortak bir açıklama­da bulunmuştu: "Biz 21 Haziran 2003 tarihinde birlikte

ateşkes ilan ettiğimiz gibi, bugün yine birlikte askeri eylem­lerin askıya alınmasının artık sona erdiğini ilan ediyoruz. Bunu Şaron'un bizzat kendisi sona erdirmiş ve kendisi kat­letmiştir. Şaron geçmiş 50 gün içinde de halkımıza, onun toprağına ve kutsal değerlerine yönelik saldırgan tutumu-nu, öldürmeleri, tutuklamaları, yıkımları ve baskınları sür­dürmek suretiyle ateşkesin üzerine birçok öldürücü ok fır-lattı. "

Bu açıklamayla birlikte Siyonist işgale karşı tutuşturu­lan intifada ateşi tekrar yükselişe geçti.

O cuma, akşama kadar on binlerce Filistinli, gösteriler yaptı. Mühendis Ebu Şenneb'in intikamının alınacağı üzeri­ne tekrar tekrar yeminler edildi. Özgürlüğe giden yolda bir yıldız daha kaymıştı. Geride "Sende mi bizi bıraktın Ebu Şenneb? " diye hasretler söylettiren bir ölümle, bir şehadet-le...