Otuzuncu Bolum - İslam Tarihi - Ashabindilinden - 32. Sayfa
Yememden Gelen Sa'd Huzeym Heyeti
RASULULLAHA GELEN HEYETLER
Sa'd İbn Bekr Heyeti
1418) Abdullah Ibn Abbas şunu anlattı:
Sa'd İbn Bekr oğulları, Dımanı İbn Sa'lebe'yi elçi olarak Rasulul-lah'a (s.a.v.) gönderdiler. Dımam gelip devesini mescidde çöktürdükten sonra bağladı. Mescide girdi. Rasulullah (s.a.v.), ashabının arasında o-turuyordu. Dımam, güçlü, cesur, saç] iki Örgülü birisiydi. İlerleyip ashabının arasındaki Rasulullah'ın tepesine dikildi ve:
-Hanginiz Abdulmuttalib'in oğludur? dedi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Abdulmuttalib'in oğlu benim" dedi. Dımam: -Muhammed mi? dedi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Evet" dedi. Dımam:
-Abdulmuttalib'in oğlu! Ben sana sorular soracağım. Sorularımla seni sıkıştıracağım. Bu konuda gücenme, dedi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Hayır, kırılmam. Aklına geleni sor" dedi. Dımam:
-Senin ilahın, senden öncekilerin ilahı ve senden sonrakilerin ilahı olan Allah aşkına sbyle. Allah seni bize elçi olarak mı gönderdi? dedi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Evet" dedi. Dımam:
-Senin ilahın, senden öncekilerin ilahı ve senden sonrakilerin ilahı olan Allah aşkına söyle. Bize, senin, tek olan ve ortağı olmayan Allah'a ibadet etmemizi ve tapılan şu birbirlerinin benzeri olan putları bırakmamızı söylemeni sana Allah mı emretti? dedi. Rasulullah:
- "Evet" dedi. Dımam:
-Senin ilahın, senden öncekilerin ilahı ve senden sonrakilerin ilahı olan Allah aşkına söyle. Sana, şu beş vakit namazı kılmamızı Allah mı emretti? dedi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Evet" dedi.
Daha sonra birer birer tslam'm farzlarını zikretmeğe başladı. Zekatı, orucu, haca ve İslam'ın bütün hükümlerini zikretti. Herbir farzda daha öncekilerde yaptığı gibi "Allah aşkına söyle" diyordu.
Bitirince şöyle dedi;
-Ben, Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet ediyorum. Bu farzları eda edeceğim. Benim yapmamı yasakladığın şeylerden çekineceğim. Bunları ne artıracağım ne de eksilteceğim.
Dımam geri dönüp devesine doğru yönelince Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi:
- "Eğer iki saç örgülü adam doğru söylüyorsa, Cennet'e girer."
Dımam devesinin yanma geldi. Bağını çözdü. Yola çıktı. Sonunda kavminin yanına geldi. Kavmi etrafına toplandı. İlk konuştuğu şey, şu oldu:
-Lafla Uzza ne kötüdür! Onlar:
-Yapma, Dımam! Alaca hastalığından, cüzzamdan ve delilikten sakın, dediler. Dımam:
-Yazıklar olsun size! Vallahi, Lafla Uzza ne zarar verirler, ne de fayda. Aziz ve Celil olan Allah bir peygamber göndermiştir. Ona, sizi, i-çinde bulunduğunuz şeylerden kurtaracak bir kitap indirmiştir. Tek olan ve ortağı olmayan Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederim. Onun yanından size emrettiği ve sizden menettiği şeyi getirdim, dedi.
Vallahi o gün, onun- mahallesinde müslüman olmayan ne erkek ne de kadın kaldı. O gün herkes müslüman oldu.
İbn Abbas şöyle der:
Dımam İbn Sa'lebe'den daha faziletli bir elçi geldiğini duymadık.[1]
Muzeyne Heyeti
1419) Kesir İbn Abdillah el-Muzenî şunu anlattı:
Rasuluîlah'a gelen ilk heyet Muzeyne'nin Muzar boyundan dörtyüz kişiydi. Bu, beşinci senenin Receb ayında olmuştu. Rasulullah (s.a.v.) onların hicretini kendi yurtlarına yaptırdı. Bu konuda şöyle buyurdu:
"Sız olduğunuz yere hicret ediyorsunuz. 'Mallarınızın yanma dönün." Onlarda kendi memleketlerine döndüler.[2]
Fezare Heyeti
1420) Ebu Vecze es-Sa'di şöyle anlattı:
Rasulullah (s.a.v.), Tebuk'ten döndükten sonra, ona, aralarında Harice İbn Hısn'la el-Hurr İbn Kays'm da bulunduğu on küsur kişilik Fezare oğulları heyeti zayıf develer üzerinde geldi. Onlar müslünıan olduklarını söylemek üzere gelmişlerdi. Rasulullah (s.a.v.) onlara, memleketlerini sordu. Onlardan birisi şöyle cevap verdi:
-Ülkemiz kuraklık yılma uğradı. Hayvanlarımız kırıldı. Kıtlık her tarafımızı sardı. Çoluk çocuğumuz aç kaldı. Bizim için Rabbi'ne dua et.
Rasulullah (s.a.v.) minbere çıkıp şöyle dua etti:
"Allah'ınıfÜlkelerine ve kullarına su ver. Rahmetini yay. Ölü bedeni dirilt. Allah'ım! Sen bize, kıtlıktan kurtarıcı, güzel ve iyi sonuçlu, her yanı kaplayıcı, bol, iri damlalı, hiç zarar vermeyen, yararlı, sağnaklı bir yağmurla acele olarak su ver. Allah'ım! Sen bize, rahmet olan su ver. Azap olan, yıkan, batıran, yok eden su verme. Allah'ım! Sen bize yağmur ver. Düşmanlara karşı bize yardım et.
Yağmur yağdı. Onlar göğün açılmadığını gördüler. Rasulullah (s.a.v.) minbere çıkıp şu duayı yaptı:
"Allah'ım! Üzerimize değil, etrafımıza. Allah'ım! Dağlara, tepelere, vadi içlerine ve ağaçlık ormanlık yerlere yağdır."
Bulutlar, Medine'nin üzerinden, elbisenin sıyrılıp çıkarıldığı gibi çekildi.[3]
Tucîb Heyeti
1421) el-Huveyris şunu anlattı:
Hicretin dokuzuncu yılında, onüç kişilik bir Tucîb heyeti Rasulul-iah'm (s.a.v.) yanma geldi. Mallarının zekâtlarım da yanlarında sürüp getirdiler.
Onların bu davranışına, Rasulullah memnun oldu ve onlara:
"Hoşgeldiniz" dedi. Onları iyi bir yerde misafir etti. Bilâl'e de onları güzel bir biçimde ağırlamasını emretti. Onlara heyetlere verilenin en fazlasını verdikten sonra:
- "Sizden bahşiş verilmeyen kimse kaldı mı?" diye sordu. Onlar:
-Binitlerimize bakmak üzere yaşça en küçüğümüz olan bir çocuğu geride bırakmıştık" dediler. Rasulullah (s.a.v.):
- "Onu da bize gönderin" dedi. O çocuk, Rasulullah'ın (s.a.v.) yanma geldi ve şöyle dedi:
-Ben, Ebza oğullarından birisiyim. Biraz önce senin, yanma gelen ve senin isteklerim yerine getirdiğin cemaattanım. Benim de isteğimi yerine getir. Rasulullah (s.a.v.):
- "Peki, senin isteğin nedir?" dedi. Çocuk:
-Allah'tan beni bağışlamasını, bana merhamet etmesini ve kalbime de zenginlik vermesini dile, dedi. Rasulullah (s.a.v.):
- "Allah'ım! Onu bağışla, ona merhamet et ve kalbine de zenginlik ver" diye dua etti. Sonra ashabından biri için emrettiğim onun için de emretti.[4]
Onlar, ailelerinin yanlarına döndüler. Onuncu yılda, hac mevsiminde, Mina'da Rasulullah'la (s.a.v.) buluştular. Rasulullah (s.a.v.) onlara, o çocuğu sordu. Onlar şöyle cevap verdiler:
-Allah'ın verdiği rızka, onun kadar kanaatkar olanını görmedik.[5]
Yememden Gelen Sa'd Huzeym Heyeti
1422) Ferve îbn Sa'îd'in dedesi şunu anlattı: Peygamber'in (s,a.v.) yanmdaydık. O'na, Yemen heyeti geldi ve:
-Ya Rasulellah! Allah, bizi İmruu'l-Kays'm iki beytiyle diriltti, dediler. Rasulullah (s.a.v.):
-"Nedir onlar?" dedi.
-Seninle buluşmak üzere geliyorduk. Şöyle şöyle yerde bulunduğumuz sırada, su bizi yanılttı. Onu' bulamadık. Sonunda muğlayan a-ğaçlarmın bulunduğu bir yere vardık. Her birimiz, dibinde ölmek için bir ağaç gölgesine gitti. Ölmek üzere olduğumuz bir sırada bir süvari çıka geldi. Süvari bazımızı görünce şu şiiri okudu:
Eşekler, su arkını aradıklarında, kendilerine ok atanlardan bir zarar gelmesinden ve onların attıkları okların böğürlerini kanatmasından korkarak, oradaki pınarın başında okçular bulunmadığı için Daric'e doğru yöneldiler:
Süvari:
-Bu şiiri kim söyledi? diye sordu. Bazımız:
-îmruulkays, dedi. Süvari:
-İşte, Vallahi, Daric önünüzdedir, dedi. O, bizim yorgunluğumuzu görmüştü. Hemen dönüp Daric'e vardı. Aramızdaki mesafe elli zira (arşın) kadardı. Imruulkays'ın tarif ettiği gibi su yosunu, o suyun üzerine gölge yapmaktaydı.
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Dünyada meşhur olan bu kişi, ahirette meşhur olmayan birisidir. Kıyamet günü, o, beraberinde kendilerini cehenneme götüren şairlerin sancağı olduğu halde gelir."[6]
Muharib Heyeti
1423) Ebu Vecze es-Sa'dî şöyle anlattı:
Hicretin onuncu yılında, Veda haccı sırasında, Rasulullah'a on kişilik bir Muharib heyeti geldi. Heyettekilerin arasında Seva İbnu'l-Haris'le oğlu Huzeyme de vardı. Onlar Müslüman oldular. Rasulullah'a (s.a.v.) onlardan daha kötü ve kaba davranan olmamıştı.
Heyet içinde, Rasulullah'm (s.a.v.) tanıdığı birisi vardı. O:
-Allah'a hamdolsun, seni tasdik edinceye kadar beni sağ bıraktı, dedi. Rasulullah da (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- "Şüphesiz, bu kalpler Allah'ın elindedir."
Rasulullah (s.a.v.), Huzeyme'nin yüzüne elini sürünce, yüzünde bir aklık meydana geldi. Diğer heyetlere verdiği gibi onlara da hediye ve bahşişler verdi. Onlar da oradan ayrıldılar.[7]
Becîle Heyeti
1424) Abdulhamid İbn Ca'fer'in babası şunu anlattı:
Cerir İbn Abdillah el-Becelî, hicretin onuncu yılında, beraberinde kendi kavminden yüzelii kişi olduğu halde Medine'ye geldi. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Sizin yanınıza şu kapıdan Yemenli, hayırlı bir kimse girecektir. Onun yüzünde ancak hükümdar alameti vardır."
O sırada, Cerir ibn Abdillah, hayvanının üzerinde ve kavmi de yanında olduğu halde çıkageldi.
Cerir şöyle anlatır:
Rasulullah elini uzattı ve: "Bana şu şartlarla beyat et" dedi:
- "Seni, Allah'tan başka ilah bulunmadığına, ve benim, Rasulullah olduğuma şehadete, namaz kılmağa, zekat vermeğe, Ramazan ayında oruç tutmağa, müslümanlara nasihat etmeğe, Habeşli köle de olsa, valiye (idareciye) itaat etmeğe davet ediyorum." Ben de:
-Evet, deyip beyat ettim.
Rasulullah (s.a.v.) ona, gerideki kavmimi sorardı. O da bir defasında şu cevabı vermişti:
-Ya Rasulellah! Allah, îslam'ı üstün kıldı. Ezan açıktan okunuyor. Kabileler de taptıkları putlarını yıktılar. Rasuluîlah (s.a.v.):
- "Zulhalasa ne oldu?" diye sordu. O: -O, olduğu gibi duıuyor, dedi.
Rasulullah (s.a.v.) onu Zulhulasa'y][8] yıkmağa gönderdi. Ona
bîr de sancak verdi.
Cerir Fon Abdillah:
-Ben, at üzerinde duramam, dedi. Bunun üzerine Rasulullah
(s.a.v.) onun göğsüne vurup:
- "Allah'ım! Onu at üstünde durdur. Onu hâdî (hidayete ulaştıran) ve mehdî (hidayete ermiş) kıl" dedi.
Cerir İbn Abdillah yüz küsur kişilik kavmiyle birlikte yola çıktı. Kısa bir süre sonra döndü. Rasulullah (s.a.v.):
- "Onu yıktın mı?" dedi. Cerir:
-Evet, seni, hak dinle gönderen Allah'a yemin olsun! Onu ateşe verip yaktım. Ona tapanları da kötü bir halde bırakıp geldim, dedi.
Rasulullah (s.a.v.), Ahmeslerin atlarına ve süvarilerine bereket duası yaptı.[9]
Nehd Heyeti
1425) Ali İbn Ebi Talib şunu anlattı:
Rasululîah'a (s.a.v.) aralarında Tıhfe İbn Zuheyr'in de bulunduğu bir Nehd heyeti geldi. Onlar şöyle konuştular:
-Ey Allah'ın Rasulü! Biz, Tihame'nin en uzak yerinden, palanları Mis ağacından yapılmış develere binip çeşitli zahmet ve zorluklar çekerek geldik. Kıtlık belasından o hale geldik ki, her gördüğümüz buluttan yağmur umduk ama yağmadı. Ekinlerimiz yeşermedi, yabanî otları biçeriz, yenmesi güç yabanî ağaçlann meyvasını toplarız. Suya ihtiyacımız çok. Yağmur yağmadığı için sularımız, otlarımız kumdular. Ağaçlarımızın yapraklan döküldü, dalları kurudu. Ya Rasulellah! Biz putları terk ettik. Bidatlardan vazgeçtik. Bizim, salıverilmiş, çobansız ve damgasız develerimiz, sütü' az ama sayısı çok çobanlı koyunlarımız var. Biz kuraklık ve kıtlığa uğradık. Ekinlerimiz büyümedi. Hayvanlarınız süt vermedi. Suyumuz yok.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) şu duayı yaptı:
- "Allah'ım! Bunların hayvanlarının sütlerini artır. Ürünlerini olgun hale gelinceye kadar durdur. Azalan sularını çoğalt. Onların çocuklarını çoğalt."[10]
Rasulullah (s.a.v.) ayrıca şu mektubu yazdı:
"Bisraillahirrahmanirrahim. Allah'ın Rasulü Muhammed'den Nehd'e. Selam sizin üzerinize olsun. Namaz lalan mü'min olur. Zekat ve muslim olur.[11] Şehadet getiren de gafil olarak yazılmaz.
Zekât alınırken hayvanın ne zayıfı ne de hastası alınsın. Verilen söze, yapılan antlaşmaya aykırı davranılmasın."
Ben Rasulullah'a (s.a.v.):
-Ya Rasulellah! Babam, anam sana feda olsun! Biz aynı atanın çocuklarıyız. Aynı memlekette büyüyüp yetiştik. Ama, sen gelen Arap heyetlerine, çoğu anlaşılmayacak bir dille konuşuyorsun, dedim. O da şu cevabı verdi:
- "Beni Allah te'dîb etti (eğitti) ve beni güzel te'dîb (edeplendirdi). Ayrıca ben Sa'd oğuları (kabilesinde) yetiştim."[12]
Âmir İbn Sasaa Heyeti
1426) Ibn îshak, Asım Ibn Umer Ibn Katade'den rivayet etti:
Rasulullah'a (s.a.v.), içlerinde Âmir Ibnu't-Tufeyl, Erbed Ibn Kays ve Cebbar Ibn Sulmân'ın bulunduğu amir oğulları heyeti ^elfü. Bu üç kişi, Amir oğullarının reisleri ve cin fikirlileriydi. Kavmi, Amir'e; Müslüman ol, çünkü herkes müslüman oldu, dediler. O da: Vallahi, Araplar, ardıma düşünceye kadar uğraşmağa kendimce ahdettim. Artık, ben, Kureyş'in şu gencinin ardına düşebilir miyim hiç? dedi.
Erbed1 de şöyle dedi:
-Şu adamın yanına vardığımızda, ben karşısına geçer, onu lafa tutarım. Sen de kılıçla, onun işini bitirirsin.
Onlar Rasulullah'ın (s.a.v.) yanma gelip konuşmağa başladılar. Âmir'de Erbed1 den, emrettiğini yapmasını beklemeğe başladı. Erbed'in hiçbir şey yapmadığını görünce, Rasulullah'a (s.a.v.):
-Vallahi, süvarileri ve piyadeleri üzerine yığarım, dedi. O geri dönünce Rasulullah (s.a.v.):
- "Allah'ım! Âmir İbnu't-Tufeyl'e karşı beni koru" dedi. Amir, Erbed'e:
-Yazıklar olsun sana! Sana tavsiye ettiğim şey nerde kaldı? dedi. Oda:
-Vallahi, onun hakkında, bana emrettiğin şeyi yerine getirmeğe kaç defa davrandımsa, her defasında onunla arama sen girdin. Kılıçla sana mı vursaydım.
Böylece onlar memleketlerine gitmek üzere ayrıldılar.
Allah, yolda giderken, Âmır'in üzerine taun gönderdi ve onu oldurdu. Erbed'e de bir yıldırım gönderdi Yıldırım onu yaktı.[13]
1427) Âmir Ibnu't-Tufeyl'den rivayet edilmiştir: Rasulullah (s.a.v.), Amir'in oturması için bir minder getirtti ve:
- "Amir! Müslüman ol" dedi. Amir:
-Çöllerin halkını bana ver. Şehirlerin halkı da senin olsun dedi. Ra-sulullah (s.a.v.) onun teklifini kabul etmedi. Amir öfkelenerek kalktı ve:
-Vallahi, süvarileri ve piyadeleri üzerine yığanm ve her hurma a-ğacma bir tane*at bağlarım, dedi. Peygamber (s.a.v.) de şöyle dedi:
- "Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, eğer o ve Amir o-ğulları Müslüman olmuş olsaydı, hakimiyeti hususunda Kureyş'i zorlamış olurlardı." ,
Rasulullah (s.a.v.) ayrıca şu duayı yaptı:
- "Ey kavim! îman edin. Allah'ım! Amir .oğullarına hidayet ver. Amir İbnu't-Tufeyl'in belasını, bana bırakmadan ne ile ve nasıl dilersen, onun başımdan defet." [14]
Amir yola çıktı. Onda, deve bezesi gibi bir beze çıktı. Şehirlere ait bir kadının evinde öldü. Ölmeden önce:
Ey ölüm! Çık karşıma, dedi. Koşarak ve gökyüzüne doğru zıplayarak:
Demek, benim gibi birisinde, deve bezesi gibi beze çıkacak ve Se-lul'lere ait bir kadının evinde Ölecek, dedi.[15]
Abdül Kays Heyeti
1428) İbn Abbas şunu anlattı:
Abdulkays heyeti, Rasulullah'a (s.a.v.) geldiklerinde, onlara: "Allah'a iman ne demek olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. Onlar:
-Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dediler. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- "Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan'da oruç tutmak ve ganimetlerin beşte birini vermek."[16]
Hanife Oğulları Heyeti
1429) İbn İshak şöyle dedi: Bana alimlerimizden birisi anlattı:
Hanife oğulları, Museylime'vi Örtülerle saklayarak, Râsulullah'a getirdiler. Rasulullah ona peygamberliğini anlattı. Rasulullah'ın (s.a.v.) elinde, hurma dalından bir değnek vardı. Museylime, Rasulullah 'tan (s.a. s) bazı şeyler istedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):
(Değil peygamberlikten bir pay) şu dal parçasını istesen, onu bile
sana vermem" dedi.[17]
Heyet Yemame'ye dönünce, Museylime irtidat etti (dinden döndü).
Esed oğullar)., Kilâb, ed-Dariyyin, el-Bekkâ oğulları, Tayyi, Sel âmân, Zubeyd, Abs ve Havlan heyetleri de gelmiştir.
Muharamed İbn Sa'd "et-Tabakat" ta yetmiş heyet zikretmiştir. Biz bu konuda sözü uzatmadık. Ancak orjinal sözleri olanları zikrettik.
Rasulullah (s.a.v.) bir heyet geldiğinde, en güzel kıyafetlerini giyerdi.[18]
[1] Beyhakî, Delâilu'n-Nubuvve, V/375; Hakim, Müstedrek, IH/54; Ahmed, Musned, I/25, 250, 264; Darimî, Sünen, 1/166; Ebu Nuaym, Tarıhu Isbehan, 1/230; İbn Hişam, İV/184-186.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 601-602.
[2] İmam Ahmed, Musned, İV/55; İbn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, I/38; Taberanî, Mu-cemu'l-Kebîr, VII/26; Buharî, Tarih, 1/21. Bakınız: Fethul-Barî, Xlil/41; ei-Bidaye ve'n-Nıhaye, V/41.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 603.
[3] Beyhakî, Delâlıu'n-Nubuvve, VI/143, 144; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye'sınde ondan nakletti, VI/91, 92.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 603.
[4] İbn Sa'd, Tabakat, 1/61; İbn Ebî Şeybe, Musannef, 111/291, X/409; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, V/93.
[5] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 604.
[6] Taberanî, Mu'cemu'l-Kebır, XVIII/99, 100 (Heysemî, Sa'd İbn Ferve İbn Afif, o da babasından o da dedesinden tarikiyle Onların biyografisini verenleri görmedim, demiştir.) Bakınız: e!-8ıdaye ve'n-ıMihaye, M/219; Kenzu'l-Ummai, 34449, 37875.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 604-605.
[7] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 605.
[8] Zulhalasa: İçinde dikili bir taş bulunan bir tapınaktır. (Mütercimin notu).
[9] Buharı, İV/76,79,92, V/208,209; Musiim, Sahih, fezaılu's-sahabe, 135,137; İbn Mace, Sünen, 159; Be/hakı, Sunenu'l-Kubra, !X/I7- DG^ılu'n-Nubuvve, V/348,Taberanî, Mu-cem, ü/338, EbuNuaym, Oeiaılu'n-Nubuvve, 162, Humeydî. Musned, 801, ibn Kesir. ei-Bıdaye ve'n-Nıhaye, İV/375, V/78, 79. Vli/56, İbn Hacer, Fethu'l-Ban, Vlll/70, X/504. Xl/136; Nevevî, Ezkar, 285.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 606-607.
[10] Suyutî, Menahtlu'd-Da'f, 10, Kâdî İyad, eş-Şifa, 1/169; el-Hındî, Kenzu'l-Ummal, 21607, 30317. (Ebu'l-Ferec Ibnu'i-Cevzî, ei-lle(u'l-Mutenahıye noh 284'de şöyle demiştir "Bu hadis sahih aoğıldır. Onda meçhul ve zayıf olanlar vardır. Nesâî onlardan birisidir Hepsinin en yalancısı el-Belvî'dıı }
[11] Burada bir matbaa hatası olabilir Ancak doğrusunu tesbıt edemedim-. Allah-u A'lem. (Mütercimin notu)
[12] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 607-608.
[13] Beyhakî, Delaılu'n-Nutuvve, V/319; İbn Kesir, el-Bıdayp ve'n-Nıhaye, V/57, 58, Ibn Hışam, Sıretu'n-Nebevıyye, İV/179
[14] Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, V/321; İbn Âsakir, Tarih, VII/202. Bakınız: Nas-bu'r-Raye, İN/392.
[15] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 608-609.
[16] Buharî, Sahih, kitabu'l-iman, bab: 40, hums, bab: 2, mağazî, 69, edeb, bab: 98; tevhid, bab: 56; Müslim, Sahih, kitabu'l-iman, hadis: 33, 34, 36.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 609.
[17] ) Buharî, Sahih, İV/247, 217, iX/117; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, I/357, V/330; Müslim, Sahih, kitabu'r-ru'ya, bab: 4; Taberanî, Mu'cemu'l-Kebir, X/376; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, V/50; İbn Hacer, Fethu'l-Bari, VIİI/89.
[18] Suyuîî, Durru'l-Mensur, IH/79; el-Hindî, Kenzu'l-Ummal, 30315, 18287.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 609-610.
İslami Okul Okulların En Önemlisi