Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

OTUZIKINCî BOLUM - Ashabindilinden - 34. Sayfa

 

OTUZIKINCî BOLUM... 2

RASULULLAH'IN HASTALANMASI VE VEFATI. 2

Rasulullahın Zehirlenmesi 2

Rasulullah'ın Ecelinin Yaklaşması 3

Rasulullahın Vefat Etmeden Önce Cebrail'e Kuranı Arzetmesî 3

Ebu Bekrin Hastalığı Esnasında Rasulullah'a Bakmak İstemesi 4

Rasulullahın Hastalığı Esnasında Hanımlarının Odalarına Dolaştırıldığı 4

Rasulullah'ın Ağrılarının Artması 4

Rasulullahın Gücünün Yerine Gelmesi İçin, Üzerine Su Dökülmesi Ve Cemaate Tavsiyelerde Bulunması 5

Rasulullah'ın Kendisine Kısas Yapılmasını İstemesi 6

Rasulullahın Hastalığının Ne Kadar Sürdüğü Ve Ebu Bekr'e Cemaate İmamlık Yapmasını Emretmesi 9

Rasulullah1n Ebu Bekr'e Bir Mektup Yazmak İstemesi Ve Sonra Yazmaması 10

Rasulullah'ın Evindeki Parayı Elden Çıkarması 10

Rasulullahın Ölmeden Önce Kölelerini Azat Etmesi 11

Rasulullahın Kızı Fatımaya Öleceğini Haber Vermesi 11

Rasulullahev Vefatından Önce Misvak Kullanması 11

Rasulullah'ın Kalmakla Ölmek Arasında Muhayyer Bırakıldığı 12

Rasulullahın Ashabını Toplayıp Tavsiyelerde Bulunması 12

Rasulullahın Vefat Ederken Namazı Tavsiye Etmesi 13

Rasulullah'ın Dünyalık Birşey Vasiyet Etmediği 13

Rasulullah'ın Kabrinin Mescit Haline Getirilmesini Yasaklaması 13

Rasullulahın Ölümünden Üç Gün Önce Durumunu Sormak Üzere Allah'ın Emriyle Cebrail'in Ona Gelip Gitmesi 14

Ölümü İstemediği İçin Rasulullah'ın Kendisini Kınaması 15

Rasulullahın Temiz Ruhunun Çıkışı 16

Rasulullah Vefat Ettiğinde, Üzerinde Bulunan Elbiseler. 16

Rasulullahın Öldüğü Vakit 16

Halkın Rasulullah'ın Vefatı Konusunda Şüpheye Düşmeleri 16

Rasulullahev Kaç Yaşında Vefat Ettiği 18

Rasulullahev Mirası Ve Onun Hükmü. 18

Rasulullahın Yıkanması 19

Rasulullah'în Kefeni 20

Rasulullah İçin Kılınan Cenaze Namazı 20

Rasulullah'ev Kabrinin Yeri 21

Rasulullahın Lahdi 22

Rasülullahın Kabrine Ne Konulduğu. 22

Rasulullah Ne Zaman Defnedildi?. 22

Rasulullahın Kabrine İnenler. 23

Rasulullah'ın Ve İki Arkadaşının Kabirlerinin Nasıl Olduğu. 23

Rasulullahın Kabrinin Fazileti 23

Rasulullahınkabriyle Yağmur İstenmesi 24

Fatımanın Rasulullah'a Ağıt Yakması 25

Rasulullaha Salât Getirmenin Fazileti 25

Meleklerin Getirilen Salât Ve Selamları Rasulullah'a Tebliğ Etmeleri 27

Rasulullah'a Nasıl Salât Getirilir?. 28

Yanında Rasulullahev Adı Anılıp Da Ona Salât Getirmeyen Kimsenin Kötülenmesi 28

Rasulullah Hakkında Duyulan Taziye. 28

Rasulullahın Ceskdînin Çürütmeyeceği 29

Rasulullah'a Ümmetinin Amellerinin Sunulması 29

Rasulullahın Rüyada Görülmesi 29

 

OTUZIKINCî BOLUM

 

RASULULLAH'IN HASTALANMASI VE VEFATI

 

Rasulullahın Zehirlenmesi

 

1434) Enes İbn Malik şunu anlattı:

Bir Yahudi kadım, içine zehir koyduğu eti Rasulullah'a (s.a.v.) ge­tirdi. Rasulullah (s.a.v.) o etten yedi ve:

- "Bu kadın etin içine zehir koymuş" dedi. Sahabiler:

-Ya Rasulellah! Bu kadım öldürelim mi? dediler. Rasulullah:

- "Hayır" dedi.

Enes şöyle der: Ben bunu (zehirlenmenin alametini) Rasulullahrm (s.a.v.) diş etlerinden görüp bilmeğe başladım.[1]

1435) Ebu Hureyre şöyle anlattı:

Bir yahudi kadını, Rasulullah'a (s.a.v.) zehirli bir koyun hediye etti. Rasulullah (s.a.v.) ashabına:

-  "Durun yemeyin, et zehirlidir" dedi. Daha sonra: "Seni böyle yapmağa sevkeden nedir?" dedi. Kadın:

-Öğrenmek istediğim şuydu: Eğer sen peygarabersen, Allah sana bunu haber verecektir. Eğer yalaıicıysan, insanlar senden kurtulurlar.[2]

1436) Ebu Seleme şöyle anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) hediyeyi yer, sadakayı kabul etmezdi. Hayber yahudilerinden bir kadın ona kızartılmış bir koyun hediye etti. Rasu­lullah (s.a.v.) ondan yedi. Bişr Îbnu'1-Bera da yedi. Peygamber (s.a.v.) kadına şu haberi gönderdi.

- "Seni böyle yapmağa ne şevketti?" Kadın;

-Eğer sen peygambersen, sana hiçbir şey zarar vermez. Eğer kralsan, insanları senden kurtarırdım, dedi.

Rasulullah (s.a.v.) kendi hastalığı hakkında şöyle demişti:

"Hayber'de yediğim yemeğin acısını hâlâ duyuyorum. Şu anda, kalbimin damarının koptuğunu hissediyorum."[3]

1437) Cabir İbn Abdülah şunu anlattı:

Hayber halkından yahudi bir kadın, kızartılmış bir koyunu zehir­leyerek onu Peygamber'e (s.a.v.) hediye etti. Rasulullah (s.a.v.) koyunun ön kolunu alıp ondan yedi. Onunla birlikte, ashabından bazıları da ye­diler. Peygamber (s.a.v.) onlara:

- "Ellerinizi kaldırın" dedi. Peygamber (s.a.v.) yahudi kadına adam gönderip yanına getirtti. Ona:

- "Bu koyunu sen mi zehirledin?" dedi. Kadın:

-Evet, sana bunu kim haber verdi? dedi. Rasulullah (s.a.v.) elindeki eti göstererek:

- "Bana bu haber verdi" dedi. Kadın:

- Evet, dedi.

- "Bunu yapmaktan kastın neydi?" diye sordu. Kadın:

-İçimden şöyle geçirdim: Eğer o peygamberse, bu ona zarar vermez. Şayet değilse, ondan kurtuluruz, dedi.

Rasulullah (s.a.v.) onu affetti, ceza vermedi.[4]

O koyunun etinden yiyen bazı sahabiler öldüler. Peygamber (s.a.v.) koyunun etinden yediği için omuzundan hacamat yaptırdı (kan aldırdı). Hacamatı, Beyaza oğullarından mevlâsı (azatlı kölesi) Ebu Hind kara ve şefre denilen bıçaklarla yapmıştı.

Musannif (Ebu'l-Ferec İbnu'l-Cevzî): Onu zehirleyen kadının adı: Sellâm İbn Mişkem'in hanımı Zeyneb Bintu'l-Haris'tir, dedi.

Muhammed İbn Sa'd şöyle demiştir: Bizdeki rivayetlere göre; Pey­gamber (s.a.v.) o kadını öldürmüştür.[5]

 

Rasulullah'ın Ecelinin Yaklaşması

 

1438) îbn Abbas şöyle anlattı:

Nasr suresi inince, Rasulullah (s.a.v.) Fatıma'yı çağırıp:

"Bana ecelimin yaklaştığı haber verilmiştir" dedi. Bunun üzerine Fatıma ağladı. Rasulullah (s.a.v.):

"Ağlama! Ailemden bana ilk kavuşacak olan sensin" deyince Fatı­ma güldü.[6]

 

Rasulullahın Vefat Etmeden Önce Cebrail'e Kuranı Arzetmesî

 

1439) Abdullah îbn Abbas şunu anlattı:

"Rasulullah (s.a.v.), her Ramazan'da, Cebrail'e Kur'an'ı arzederdi. Öldüğü ayda, Kur'an'ı ona iki defa arzetmişti."[7]

1440) Hicretin onbirinci yılında, Safer ayının sonlarında Rasulul-lah'ta (s.a.v.) bir baş ağrısı başladı.

el-Vakıdî şöyle demiştir: Safer'in bitmesine iki gece kala, başladı. Başkaları: Bir gece kala, demişlerdir. Rabiu'l-evvel m başında da, denilmiştir. Hz. Aişe şöyle anlattı:

Rasulullah'ın (s.a.v.) rahatsızlığı, Meymune'nin evinde başladı. O gün çıkıp benim yanıma geldi. Ben:

- Başım ağrıyor, dedim. Rasulullah (s.a.v.):

- "Benim de başım ağrıyor" dedi.

Daha sonra Meymune'nin evine döndü ve ağrısı şiddetlendi. O, hanımlarından, hastayken Aişe'nin odasında kalmasına izin vermelerim istedi Ona izin verdiler. Rasulullah (s.a.v.) ayakları yerde sürünür bir halde (başkalarının desteğiyle) onun evine gitti.

1441) Hz. Aişe şöyle anlattı:

Bir gün, Rasulullah (s.a.v.), Baki mezarlığından, bir cenazeden geldi. Beni, baş ağrısından: Vay başım! derken buldu ve şöyle dedi:

- "Bu sana zarar vermez. Eğer benden Önce ölseydin, seni yıkar, kefenler, cenaze namazım kılar ve defnederdim."[8] Ben de şöyle dedim:

-Vallahi, ben sanki senin ne yapacağını görür gibiyim. Eğer ben böyle olsaydım, sen benim odama döner, orada hanımlarından biriyle yatardın.

Rasulullah (s.a.v.) gülümsedi. Ölümüyle sonuçlanan rahatsızlığı başladı.

1442) Hz. Aişe, Rasulullah'ın (s.a.v.) hastalığı esnasında şöyle sor­duğunu söyledi: "Ben, yarın neredeyim? Ben, yarın neredeyim?" Bu sö­züyle Hz. Âişe'yi kasdediyordu. Hanımları onun istediği yerde olmasına izin verdiler. O, Hz. Aişe'nîn odasına geçti. Nihayet onun yanında öldü.[9]

 

Ebu Bekrin Hastalığı Esnasında Rasulullah'a Bakmak İstemesi

 

1443) İbn Salim şunu rivayet etti: Ebu Bekr Peygamber'e gelip:

-Ya Rasulellah! Bana izin ver de, hastalığın esnasında sana ben bakayım, dedi. Rasulullah (s.a:v.) da şu cevabı verdi:

- "Ebu Bekr! Başıma gelen hastalık hanımlarıma ve kızlarıma çok ağır gelse de, bakım ve tedavimi onlara yüklemedinı. Baktığın için Allah sana ecrini verecektir." [10]

 

Rasulullahın Hastalığı Esnasında Hanımlarının Odalarına Dolaştırıldığı

 

1444) Cafer İbn Muhammed'in babası şunu anlattı:

"Peygamber (s.a.v.), hastalığı sırasında hanımları arasında taksi­mat yapılarak örtüsünün içinde sırasıyla onların odasına götürülüyor­du."[11]

 

Rasulullah'ın Ağrılarının Artması

 

1445) Hz. Aişe şöyle dedi:

Peygamber yatağında sızlanmağa ve kıvranmağa başladı. Ö'na:

-Bunu, bizden birisi yapsa, ona üzülürdün, dedim. Bunun üzerine şöyle dedi:

- "Mü'minler ağır belalara uğratılırlar."[12]

1446) Abdullah şöyle anlattı:

"Ağır hasta iken Rasulullah'm (s.a.v.) yanma girdim. Ona dokun­dum ve şöyle dedim:

-Ya Rasuiellah! Sen, şiddetli bir hummaya tutulmuşsun. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

-  "Evet. Ben sizden iki kişinin hummasına eşit hummaya tutul­dum" buyurdu. Ben:

-Sana iki ecir vardır, dedim. Rasulullah (s.a.v.):

- "Evet. Canım elinde olan Allah'a yemin olsun! Hastalğıa tutulan hiçbir müsiüman yoktur ki, Allah onun hata ve günahlarını, ağacın yapraklarının döküldüğü gibi dökmesin" buyurdu.[13]

1447) Hz. Aişe şöyle dedi:

Hastalığı Rasulullah'ınkinden (s.a.v.) daha şiddetli olan hiç kim­seyi görmedim.

1448) Ebu Said el-Hudrî şöyle anlattı:

Rasulullah'a. (s.a.v.) geldik. Şiddetli bir hummaya tutulmuştu. Bizden birinin eli, hummanın şiddetinden dolayı ısınır ısınmaz, teşbih getirmeğe (hayretimizi ifade etmeğe) başladık. Bunun üzerine. Rasulul­lah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

'İnsanların en ağır belaya uğratılanları, peygamberlerdir. Bize geleh bela böyle ağır olduğu gibi, ecrimiz de kat kat olur."[14]

Şöyle denilse: Büyüklere belanın ağırlaştırılmasının sebebi nedir? Buna İbn Akü şöyle cevap vermiştir:

Büyüklere, ağır belaya dayanıklı olmaları için cevherler verilmiş­tir. Allah onları göstermek ve verdiği belaya sabretmeleri ve kazasına rıza göstermeleri için, sonrakilere hüccet yapmıştır.

1449) Ebu Ubeyde'nin halası Fatıma şunu anlattı:

Biz, bazı kadınlarla birlikte Rasulullah'ı ziyarete gitmiştik. O'nu, hummanın hararetinin şiddetinden, sanki asılı duran bir sudan üzerine hep su damlıyormuş gibi bulduk. Bunun üzerine:

- Ya Rasulellah! Şifa bulman için dua etsen" dedik. Rasulullah:

- "İnsanların en ağır belaya uğratılanları peygamberlerdir. Sonra, derecelerine göre, onlardan sonra gelenlerdir. Sonra derecelerine göre onlardan sonra gelenlerdir."[15]

1450) Hz. Aişe şunu anlattı:

Rasulullah'ı (s.a.v.) ölürken gördüm. Yanında içi su dolu bir bardak vardı. Elini bardağın içine sokup suyu yüzüne sürüyor, sonra da şöyle diyordu:

"Allah'ım! Ölümün sekeratına (sıkıntılarına) karşı bana yardım et."[16]

1452) Hz. Aişe şöyle anlatmıştır:

Ölümün, Rasuluüah'a (s.a.v.) olan şiddetinden sonra, ölümü şid­detli bulunan mümine imrenmekten geri kalmadım.

1453) Enes şöyle anlattı:

Rasulullah (s.a.v.), ölüm ızdırabını çekerken Hz, Fatıma: -Vay çektiğin ızdıraba babacığım! dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

- "Bugünden sonra, babanın üzerinde hiç ızdırap kalmayacak. Her kimin ondan bir alacağı varsa Allah kıyamete kadar alacaklılarına onun borçlarını ödemiştir."[17]

 

Rasulullahın Gücünün Yerine Gelmesi İçin, Üzerine Su Dökülmesi Ve Cemaate Tavsiyelerde Bulunması

 

1454) Hz. Aişe şöyle anlattı: Rasulullah (s.a.v.) ağırlaşıp ağrıları artınca:

- "Üzerime ağız bağları çözülmemiş yedi tulum su dökün ki cema­ate tavsiyelerde bulunayım" dedi.

Onu, Hafsa'ya ait bir leğene oturttuk ve üzerine su dökmeğe baş­ladık. Sonunda yeter demeğe başladı. Daha sonra cemaatin yanına gidip onlara namazı kıldırdı ve hutbe okudu. [18]

1455) Yine Hz. Aişe şöyle anlattı: Rasulullah (s.a.v.) hastalığı esnasında:

"Çeşitli, yedi kuyu suyundan üzerime dökün ki, cemaatin yanma gidip tavsiyelerde bulunayım" dedi.

Bunun üzerine onu, Hafsa'ya ait bir leğenin içine oturttuk. Sonra onun üzerine su döktük. Rasulullah (s.a.v.) bir rahatlama hissetti. Gidip minbere çıktı. Allah'a hamd ve senada bulundu. Uhud'da şehit olan sa~ habiler için Allah'tan mağfiret diledi ve onlar için dua etti. Sonra şöyle dedi:

"Ensar, benim kendilerine sığındığım hususî cemaatimdir. onların iyilerine iyilik ediniz. Onların kötülerini bağışlayın. Ancak had gereken şeylerde affetmeyin. Allah'ın kullarından biri dünya nimetleriyle Al­lah'ın katmdakiler arasında muhayyer bırakıldı. O, Allah'ın katmdaki-leri seçti."

Hz. Ebu Bekr ağladı ve Rasulullah'ın (s.a.v.) kendisini kastettiğini anladı. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi:

"Yavaş ol Ebu Bekr! Şu mescide açılan kapıları kapatın. Yalnız Ebu Bekr'in kapısı açık kalsın. Yarın, bana göre arkadaşlık konusunda Ebu Bekr'den daha üstün birisini bilmiyorum."[19]

 

Rasulullah'ın Kendisine Kısas Yapılmasını İstemesi

 

1456) el-Fadl îbn Abbas şöyle rivayet etti:

Rasulullah (s.a.v.) bana geldi. Onun yanına çıktım. Onun humma­ya tutulmuş olduğunu ve başını örttüğünü gördüm.

-  "Elimden tut" dedi. Elinden tuttum. Gidip minberin üzerine o-turdu. Daha sonra şöyle dedi:

- "Halka seslen."

Cemaat toplanınca, Allah'a hamd ve senada bulundu ve:

- "Ey cemaat! Aranızdan bazı kimselerin hakları bana geçmiş ola­bilir. Ben kimin sırtına kamçı vurmuşsam, işte sırtım. Benden öcünü alsın. Kimin malından almışsam, işte malım. Kimin namus ve şerefine dil uzatmışsam [işte namus ve şerefim]. Benden öcünü alsın. Hiç kimse şöyle demesin: Rasulullah'm (s.a.v.) kin ve düşmanlık beslemesinden korkarım. Kin ve düşmanlık beslemek asla, benim huyumdan ve halim­den değildir. Bana göre, sîzin en sevgili olanınız, varsa hakkım benden alan veya hakkını bana helal eden kişidir ki, Rabb'ime, onun sayesinde, gönül hoşluğu ve rahatlığıyla kavuşacağım. Ben, aranızda durup bu sö­zümü tekrarlamaktan kendimi müstağni göremiyorum."

Bu konuşmayı yaptıktan sonra minberden indi ve ikindi namasım kıldı. Tekrar minbere oturdu. Yine kin ve düşmanlıkla ilgili diğer konu­lardaki ilk konuşmasını yaptı. Bir adam kalkıp:

-Benim senden üç dirhem alacağım var, dedi. Rasulullah (s.a.v.): -Fadlî Ona (dirhemlerini) ver, dedi.

Daha sonra: "Ey cemaat! Kimin üzerine geçmiş bir hak varsa, onu hemen ödesin. Dünyada rezil olurum demesin. Dünyada rezil olmak, a-hirette rezil olmaktan daha hafiftir" dedi.

Bir adam ayağa kalkıp şöyle dedi:

-Ya Rasulellah! Ben, Allah yolunda savaş ganimetine hıyanet et­miş, üç dirhem üzerime geçirmiştim. Rasulullah (s.a.v.):

- "Sen, bu hıyaneti niçin yaptın?" diye sordu. Adam:

- Ona ihtiyacım vardı, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Fadl! Bu kişiden üç dirhemi teslim al" buyurdu. [20]

1457- Abdullah İbn Ebî Bekr şöyle anlattı:

Hayber savaşında ayağımdaki kalın ve kaba ayakkabılarla Rasu-îullah'a (s.a.v.) sıkıntı verdim. Onlarla Rasulullah'm (s.a.v.) ayağına bastım. Elindeki kırbaçla bir defa bana vurdu. O şöyle dedi:

- "Bismillah, benim canımı yaktın."                                ,

Ben: Rasulullah'm (s.a.v.) canını yaktım diye geceyi kendimi kı­nayarak geçirdim. Allah biliyor, gecem hep böyle geçti.

Sabah olunca bir adam:

-Falanca nerede? diye bağırmağa başladı. Ben:

-Vallahi, dün şu şu hareketi yapan kimseyim, dedim. Korka korka gittim. Rasulullah (s.a.v.):                                                             

- "Sen dün ayakkabınla benim ayağıma bastın. Benim canımı yak­tın. Ben de kırbaçla sert bir şekilde sana vurdum. Şu seksen baş davarı onun karşılığı olarak al" dedi.[21]

1458) İbn Ömer şöyle anlattı:

Rasuiullah (s.a.v.) bir gün, cihada teşvik etti. Sahabiler onun ya­nında toplandılar. Onun üzerine üşüştüler. RasuluUah'm (s.a.v.) eîinde kabuğu soyula soyula incecik kalmış bir hurma çubuğu vardı.

Rasuiullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

- "Benden şunu uzaklaştırın. Üzerime fazla üşüştünüz." Peygamber, birisinin karnına dürttü ve onu kanattı. Adam: -Bu, senin peygamberinin bana yaptığı şeydir, diyerek çıktı.

Hz, Ömer onu duydu ve onu Rasulullah'a (s.a.v.) getirdi. Rasuiul­lah (s.a.v.):

- "Gerçekten ben sana dürttüm mü?" dedi. Adam:

- Evet, diye cevap verdi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Ne istiyorsun" diye sordu. Adam:

- Senden öcümü almak istiyorum, dedi.

Adam hurma çubuğunu aldı. Rasulullah'm (s.a.v.) karnını açtı. Çubuğu elinden atıp Rasulullah'm (s.a.v.) göbeğini öptü ve şöyle dedi:

- "Bunu yapmak istedim ki, senden sonra yeryüzüne zalim gelme­sin."

1459) Ebu Said el-Hudrî şöyle anlattı:

Muhacirlerden zayıf birisinin Rasuiullah'tan (s.a.v.) bir isteği var­dı. İsteğini arzedebiîmek için onunla yalnızken görüşmek İstedi. Rasu­lullah (s.a.v.) Batha'da ordugâh kurmuştu. O geceleyin geliyor, Beyt'i tavaf ediyordu. Sabah olunca da sabah namazını kılıyordu.

Bir gece, sabaha kadar tavaf etti. Hayvanına binince adam karşı­sına çıkıp devesinin yularını tuttu ve:

-Ya Rasulellah! Senden bir isteğim var, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

-  "Sen ihtiyacına kavuşacaksın" dedi. Adam çekip gitmedi. Rasu­lullah onun, kendisini alakoyacağmdan endişe ederek ona kırbaç salladı. Sonra yoluna devam etti. Onlara sabah namazını kıldırdı.

Namazı kıldırıp işlerini bitirince yüzünü cemaate döndü. Bu ha-raketinden bir olay olduğunu anladılar. Hemen etrafında toplandılar.

Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi:

- "Az Önce kırbaç vurduğum kişi nerede?" Sözünü tekrar etti: "Ce­maatin içindeyse ayağa kalksın" dedi. Adam:

-Allah'a sonra da Rasulü'ne sığınırım demeye başladı. Rasulullah (s.a.v.) da:

- "Ona yaklaşayım, ona yaklaşayım" diyordu. Sonunda Rasulullah (s.a.v.) onun önüne geldi. Kırbacı ona verdi ve: "Al kırbacı, öcünü al" dedi. Adam:

-Peygamber'ini (s.a.v,) kırbaçlamaktan Allah'a sığınırım, dedi. Ra­sulullah (s.a.v.):

- "Affetmen şartıyla" dedi. Adam, kırbacı attı ve: -Affettim ya Rasulellah! dedi.

Ebu Zerr kalkıp yanma gitti ve:

-Ya Rasulellah! Akabe gecesini hatırla. Uyurken seni götürüyor-dum. Binmiş olduğun hayvanı sürerken yavaşlıyor, yularından tutunca da huysuzluk yapıyordu. Kırbaçla sana dürttüm ve: Sana gelenler var, dedim. Sen de: Sen suçlu değilsin, dedin. Al ya Rasulellah! Kısasa kısas yap. Rasulullah (s.a.v.):

- "Ben affettim" dedi.

-Kısasa kısas yap. Çünkü bana göre böylesi daha iyi dedi. Rasu­lullah (s.a.v.) ona kırbacı vurdu. Rasulullah'ın (s.a.v.) vurduğu kırbacın acısından dolayı onun kıvrandığını gördüm.

Daha sonra Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

-"Ey cemaat! Allah'tan korkun. Vallahi, bir mü'min, başka bir mü'mine, zulmetsin de, Allah kıyamet günü, ondan onun intikamını al­masın."

1460) Muhammed îbn Ömer şunu anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) Taiften Ci'rane'ye giderken, yanında Rasulul-lah'ın (s.a.v.) devesinin üzerinde Ebu Zuneym de vardı.

Ebu Zuneym bunu şöyle anlatır:

Ayakkabımın ucu onun bacağına dokunup canını yaktı. Rasulullah (s.a.v.):

- "Canımı yaktın. Ayağını geri çek" dedi ve ayağıma kırbaçla vurdu. Beni biraz uzaklaştırdı. Kendisi de yerinden kımıldamadı.

Yaptığım şeyin büyüklüğünden dolayı hakkımda ayet inmesinden korktum. Sabahı Ci'rane'de geçirdikten sonra, benim günüm olmadığı halde, beni arayan bir elçinin peygamber'e gelmesinden korktuğum için sırtı daha kalın bir şekilde çıktım. Yolcular gidince sordum. Rasulullah (s.a.v.) seni istedi, dediler. Çekine çekine geldim. Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi:

- "Sen ayağınla benim canımı yaktın. Ben de kırbaçla senin canını yaktım. Vurduğumun yerine şu davar sürüsünü al."

Onun benden hoşnut kalması, benim için dünyadan ve dünyada-kilerden daha iyiydi.

Peygamber (s.a.v.) onu, Tebuk'e gitmek istediğinde, savaşa davel etmesi için kabilesine gönderdi.[22]

 

Rasulullahın Hastalığının Ne Kadar Sürdüğü Ve Ebu Bekr'e Cemaate İmamlık Yapmasını Emretmesi

 

Rasulullah'm (s.a.v.) hastalığı on iki gün sürdü. Ondört gün de denilmiştir.[23] Namaza çıkıyordu. Sadece üç gün çıkamadı. O:

- "Ebu Bekr'e emredin, cemaate namazı o kıldırsın" dedi.[24]

1461) Hz. Aişe anlattı:

Rasulullah'm (s.a.v.) hastalığı ağırlaşmca, namaz vaktinin geldi­ğini duyurmak için Bilal ona geldi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Ebu Bekr'e emredin cemaate namazı kıldırsın" dedi. Ben:

-Ya Rasulellah! Ebu Bekr, yufka yürekli ve zayıf birisidir. O, senin makamında durursa, insanlara sesini duyuramaz. Ömer'e emrteseydin, dedim. Rasulullah (s.a.v.):

- "Ebu Bekr'e emredin. Cemaate namazı kıldırsın" dedi. Ben Haf-sa'ya:

-O'na sen söyle, dedim. Hafsa O'na:

-Ya Rasulellah! Ebu Bekr, yufka yürekli ve zayıf birisidir. Senin makamında durursa, insanlara sesini duyuramaz. Ömer'e emretseydin, dedi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

- "Sizler de, Yusuf un (a.s.) sahabileri olan kadınlar gibisiniz. Ebu Bekr'e emredin. Cemaate namazı kıldırsın" dedi.

Ebu Bekr'e emrettiler. O da, cemaate namazı kıldırdı. Ebu Bekr namaza başladığında, Rasulullah (s.a.v.) kendinde bir hafiflik hissetti, iki kişiye dayanarak ve ayakları yerde sürünerek mescide geldi. Ebu Bekr, Ö'nun geldiğini hissedince geriye çekilmek istedi. Rasululîab (s.a.v.): "Olduğun yerde dur" anlamında ona işaret etti. Rasulullah (s.a.v.) gelip Ebu Bekr'in solunda oturdu. Rasulullah (s.a.v.) oturuyor, Ebu Bekir ise ayaktaydı. Ebu Bekr, Rasulullah'm (s.a.v.) namazına uydu. Cemaat de Ebu Bekr'in namazına uydu.[25]

1462) Enes İbn Malik şöyle anlattı:

Ebu Bekr, Rasulullah'ın (s.a.v.) vefatından önceki hastalığında, cemaate namaz kıldırıyordu. Pazartesi günü, Müslümanlar saflar halinde namaz kılarlarken Peygamber (s.a.v.), odanın perdesini açıp bize baktı. Kendisi ayaktaydı ve yüzü mushaf yaprağı gibiydi. Rasulullah (s.a.v.) gülümsedi. Rasulullah'ı (s.a.v.) gördüğümüzde sevindiğimiz için namazdan çıkmayı düşündük. Ebu Bekr, Rasulullah'ın (s.a.v.) namaz için çıktığını zannederek, safa gelmesi için ökçesinin üzerinde geri dön­dü. Rasulullah (s.a.v.): "Namazınızı tamamlayın" manasında cemaata i-şaret etti. Perdeyi indirdi. O gün vefat etti.[26]

 

Rasulullah1n Ebu Bekr'e Bir Mektup Yazmak İstemesi Ve Sonra Yazmaması

 

1463) Hz. Aişe şöyle anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) ağırlaşınca, Abdurrahman İbn Ebi Bekr'e:

- "Bana yazı yazacak şeyler getir. Ebu Bekr'e bir yazı yazayım ki, onun üzerinde anlaşmazlığa düşülmesin" dedi.

Abdurrahman ayağa kalkınca:

- "Ebu Bekr! Allah da, mü'minler de, senin hakkında anlaşmazlığa düşülmesine razı olmazlar" dedi.[27]

Rasulullah'ın (s.a.v.), Ebu Bekr'in adım zikretmeden bir yazı yaz­mak istediği de rivayet edilmiştir.

1464) Abdullah îbn Abbas şunu anlattı: Rasulullah'ın (s.a.v.) vefatı yaklaştığında şöyle buyurdu:

- "Getirin, size bir yazı yazayım da, bundan sonra yolunuzu şaşır-mayasımz."

Evde, aralarında Ömer Îbnu'l-Hattab'm da bulunduğu bazı kişiler vardı. Hz. Ömer:

-Rasulullah'ın (s.a.v.) hastalığı şiddetlendi. Sizin Kur'an'mız var. Allah'ın kitabı bize yeter. Ev halkı anlaşmazlığa düştü ve tartışmağa başladılar. Bazıları: Rasulullah (s.a.v.) sizin için yazacağını yazsın di­yordu. Bazıları da Ömer'in söylediğini söylüyorlardı.

onlar Rasulullah'ın (s.a.v.) yanında, anlaşmazlığı artırıp sözleri birbirine karıştırınca ve Rasulullah'a (s.a.v.) baygınlık verince:

- "Yanımdan kalkın" dedi. îbn Abbas şöyle diyordu:

Ne büyük musibettir ki, anlaşmazlığa düşüldüğü ve sözler birbiri­ne karıştırıldığı için yazacağı yazı arasına girilmiştir.[28]

 

Rasulullah'ın Evindeki Parayı Elden Çıkarması

 

1465) Sehl îbn Sa'd şunu anlattı:

Rasulullah'ın (s.a.v.) yanında yedi dinar vardı. Onları Hz. Aişe'nin yanma koymuştu. Hastalığı esnasında:

- "Aişe! Yanındaki altını (parayı) Ali'ye gönder" dedi.

Sonra bayıldı. Aişe, O'nun hastalığıyla meşgul oldu, Hz. Aişe onu Ali'ye gönderdi. Ali'de fakirlere dağıttı. Rasulullah da pazartesi gecesi vefat etti. Aişe, lambasıyla kadınlardan birine gitti ve:

-Tulumundan, benim lambama yağ damlat. Çünkü Rasulullah (s.a.v.) vefat etti, dedi.[29].

1466) el-Muttalib îbn Hantab şöyle anlattı:

Rasulullah, Hz. Aişe'nin göğsüne yaslanmış bir haldeyken ona:

- "Aişe! O, azıcık altını (parayı) ne yaptın?" dedi. Aişe:

- Yanımda, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Onu fakirlere dağıt" dedi.

Daha sonra kendinden geçti. Kendine gelince:

- "O azıcık altını fakirlere dağıttın mı?" dedi. Hz. Aişe:

- Hayır, diye cevap verdi. Rasulullah (s.a.v.) altınları getirtip avu-cuna koydu. Sonra saydı. Hepsi altı dinar idi. Sonra şöyle dedi:

-  "Muhammed, bunlar yanmdayken, Rabb'ine kavuşacağını san­maz."

Onların hepsini fakirlere dağıttı ve o gün vefat etti.[30]

 

Rasulullahın Ölmeden Önce Kölelerini Azat Etmesi

 

1467) Sehl İbn Yusuf un babası, dedesinden şunu nakletti: Peygamber hastalığı esnasında kırk kişiyi (köleyi) azat etti.[31]

 

Rasulullahın Kızı Fatımaya Öleceğini Haber Vermesi

 

1468) Hz. Aişe şunu anlattı:

Patıma (r.a.), Rasulullah (s.a.v.) gibi yürüyerek babasının yanma geldi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Hoş geldin kızım!" dedi. Yanına oturttuktan sonra ona gizlice birşey söyledi. Bunun üzerine Fatıma ağladı. Fatıma'ya:

-Rasulullah (s.a.v.) özel olarak seninle konuştu ama sen ağlıyor­sun, dedim.

Sonra Rasulullah (s.a.v.) ona gizlice bir söz daha söyledi. Fatıma bu defa da güldü. Ben şöyle dedim:

-Ben, bugünkü gibi sevincin üzüntüye bu derece yakın olduğunu görmedim.

Ona, Rasulullah'ın (s.a.v.) ne dediğini sordum. Fatıma;

-Rasulullah'm (s.a.v.) sırrını asla ifşa edemem, dedi. Rasulullah (s.a.v.) vefat edince, ona tekrar sordum. Şöyle cevap verdi:

-Bana gizlice şunu söylemişti: "Cebrail bana Kur'an'ı her yıl bir defa arzediyordu. Bana (bu yıl) iki defa arzetti. Ecelimin gelmiş oldu­ğunu zannediyorum. Ailemden bana ilk kavuşacak olan sensin. Ben se­nin için ne iyi selefim." İşte bunun için ağladım. Daha sonra da şöyle dedi: "Bu ümmetin kadınlarının veya mü'minlerin kadınlarının hanı­mefendisi olmaya razı olmaz mısın?" Buna da güldüm.[32]

 

Rasulullahev Vefatından Önce Misvak Kullanması

 

1469) Hz. Aişe şöyle anlattı:

Allah'ın bana ihsan ettiği nimetlerden birisi, Rasulullah'm (s.a.v.) benim evimde, benim günümde ve başı benim göğsümde olarak vefat etmesidir. Yine Allah vefatı esnasında benim tükrüğümle O'nun tükrü-ğünü feiraraya getirmiştir. Rasulullah'ı (s.a.v.) göğsüme yasladığım sı­rada, Abdurrahman elinde bir misvakla yanıma geldi. Rasulullah'm ona baktığını gördüm. Misvak! istediğini anladım. Onu senin için alayım mı? diye sordum. Başıyla: Svet diye işaret etti. Misvağı yumuşattım. Alıp dişlerine sürdü. Önünde içinde su bulunan bir kap vardı. Ellerini suya sokup yüzüne sürmeğe ve şöyle demğe başladı:

"Lâ ilahe illallah. Ölümün de ızdırap ve şiddetleri var." Sonra elini kaldırdı ve: "Rafîk-i â'lâ zümresine kat" demeğe başladı. Mübarek ruhu alındı ve eli düştü.[33]

 

Rasulullah'ın Kalmakla Ölmek Arasında Muhayyer Bırakıldığı

 

1470) Bişr İbn Said şöyle anlattı: Rasuhıllah (s.a.v.), cemaate şu konuşmayı yaptı:

"Aziz ve Celil olan Allah bir kulu, dünya ile Allah katındakiler a-rasında muhayyer kıldı. O kul da, Allah katında olanı tercih etti."

Bunun üzerine Ebu Bekr ağladı. Biz, Rasulullah'm (s.a.v.), mu­hayyer bıkarılan kuldan bahsetmesine Ebu Bekr'in ağlamasını yadır­gadık. Muhayyer bırakılan Rasulullah'tı (s.a.v.). Bunu, Ebu Bekr daha iyi biliyordu. [34]

1471) Hz. Aişe şunu anlattı:

Hiçbir peygamberin dünya ile ahiret arasında muhayyer bırakıl­madıkça vefat etmeyeceğini duyardım. Hastalığı esnasında, Rasulul-lah'ın (s.a.v.) sesi çok kısıldı. Onun şöyle dediğini duydum: "Kim Allah'a ve Rasul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine lutuflarda bulun­duğu peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır."[35] Anladım ki muhayyer bırakılan oydu.[36]

 

Rasulullahın Ashabını Toplayıp Tavsiyelerde Bulunması

 

1472) İbn Mes'ud şunu anlattı:

Peygamberimiz (s.a.v.) ve habibimiz daha ölmeden bir ay Önce bize öleceğini haber vermişti. Babam, anam ve kendim onun yoluna feda o-layım. Ayrılık yaklaşınca, bizi annemiz Aişe'nin evinde topladı ve şöyle konuştu:

- "Hoş geldiniz. Allah sizi yaşatsın. Sizi yükseltsin.' Sizi korusun. Size ihsan etsin. Size nzık versin. Sizi menfaatlendirsin. Sizi barındırsın ve sizi korusun.

Size, Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Yine size Allah'ı tavsiye ederim ve sizi ona havale ederim. Sizin Allah'tan sakınmanızı tavsiye ederim. Ben, size, O'nun tarafından gönderilen açık bir uyarıcıyım. Kulları ve ülkeleri hakkında siz Allah'a üstün gelemezsiniz. Çünkü o, bana ve size şöyle dedi: "işte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbür­lenmeyi ve bozgunculuğu arzu etmeyen kimselere veririz. Akıbet, takva sahiplerinindir."[37] Daha sonra şöyle buyurdu:

"Kibirlenenler için Cehennemde barınacak bir yer mi yoktur?"[38]. Biz:

- Ya Rasulellah! Ecelin ne zaman? dedik. Rasulullah (s.a.v.):

- "Ayrılık, Allah Cennetu'l-me'va, Sidretu'l-munteha', Rafik-i a'la, en yeterli nimet ve pay ve en mutlu hayata dönüş yaklaştı" dedi.

- Ya Rasulellah! Seni kim yıkasın? dedik.

-  "Ehl-i beytimin erkekleri ve en yakın olanlar" diye cevap verdi. Biz:

-Ya Rasulellah! Seni, ne ile kefenleyelim? dedik, Rasulullah:

- "isterseniz şu elbiselerimle, isterseniz Mısır işi örtülerle, isterse­niz Yemen işi bir hırkayla" dedi. Biz:

- Ya Rasulellah! Senin namazını kimler kılsın? dedik. Bunun üzerine ağladı. Biz de ağladık. Sonra şöyle dedi:

- 'Yavaş olun! Allah size merhamet etsin ve size pygamberinizden dolayı iyilikle karşılık versin. Beni yıkayıp kefenlediğinizde, şu evimdeki kabrimin kenarındaki şu şeririmin (divanımın) üzerine koyun. Sonra bir süre yanımdan çıkın. Benim namazımı ilk kılacaklar, habibim ve halilim Cebrail, sonra Mikail, sonra israfil, sonra da bir melek ordusu içinde ölüm meleğidir. Sonra grup grup benim yanıma girin ve bana salat u selam getirin. Kadınların ağlamaları ve yas tutmalarıyla bana eziyet etmeyin. Benim namazımı önce Ehl-i Beyt'imin erkekleri sonra da onla­rın kadınları kılsın. Sonra da sizler ashabımdan burada olmayanlara ve Kıyamet gününe kadar dinim üzere bana tabi olanlara selam söyleyin." Biz de:

-Ya Rasulellah! Seni kabrine kim koyacak? dedik. Rasulullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi:

-  "Birçok melekle birlikte akrabalarım. O melekler sizi görürler ama siz onları göremezsiniz."[39]

 

Rasulullahın Vefat Ederken Namazı Tavsiye Etmesi

 

1473) Enes şöyle dedi: Rasulullah'm ölürken vasiyeti şuydu: "Namaza ve ellerinizdeki kölelerinize."

Rasulullah (s.a.v.) dili onu söylemeğe çalışırken son nefesini verdi.[40]

1474- Enes şunu anlattı:

Rasulullah'm (s.a.v.) son nefesinde, daha dili konuşurken yaptığı vasiyet şuydu:

"Allah'tan korkun. Namaza, namaza ve ellerinizdeki kölelerinize."[41]

 

Rasulullah'ın Dünyalık Birşey Vasiyet Etmediği

 

1475) Talha şunu anlattı: Abdullah İbn Ebi Evfa'ya: -Rasulullah (s.a.v.) vasiyette bulundu mu? diye sordum. O: -Hayır, diye cevap verdi. Ben:

-Kendisi vasiyette bulunmadığı halde nasıl mü'minlere vasiyeti emretti? dedim. Abdullah:

-Allah'ın Kitab'ını vasiyet etti, dedi.[42]

1476) Hz. Aişe şöyle anlattı:                                                    

Rasulullah (s.a.v.) ne dinar, ne dirhem, ne koyun ne de deve bı­raktı. Hiçbir şey vasiyet etmedi.[43]

 

Rasulullah'ın Kabrinin Mescit Haline Getirilmesini Yasaklaması

 

1477) İbn Abbas'la Aişe şunu anlattılar:

Rasulullah (s.a.v.) son deminde kendisine ait bir elbiseyi yüzüne örtmeğe başladı. Bunaldıkça onu yüzünden kaldırıyordu. Bu halde iken yahudilerle hristiyanların yaptıklarından ümmetini sakındırmak için:

"Allah'ın laneti yahudilerle hristiyanlara olsun! Peygamberlerinin kabirlerini mescide çevirdiler" dedi.[44]

 

Rasullulahın Ölümünden Üç Gün Önce Durumunu Sormak Üzere Allah'ın Emriyle Cebrail'in Ona Gelip Gitmesi

 

1478) Ebu Hureyre şöyle anlattı:

Cebrail, Rasulullah'ın (s.a.v.) vefatıyla sonuçlanan hastalığında Peygamber'e gelip:

-Allah sana selam ediyor ve sana: Kendini nasıl buluyorsun? diye soruyor, dedi. Rasuhıllah (s.a.v.):

- "Allah'ın emîni (Cebrail)! Kendimi acı çekiyor buluyorum" dedi. Cebrail ertesi gün yine geldi ve:

-Muhammedi Allah sana selam söylüyor ve: Kendini nasıl bulu­yorsun? diye soruyor, dedi. Rasulullah (s.a.v.):               

- "Allah'ın emîni! Kendimi acı çekiyor buluyorum" diye cevap verdi. Üçüncü gün, Cebrail yanında ölüm meleği olduğu halde geldi ve:

-Muhammedi Rabbin sana selam ediyor ve: Kendini nasıl bulu­yorsun? diye soruyor, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Allah'ın emîni! Kendimi acı çekiyor buluyorum. Şu yanında olan kim?" dedi. Cebrail:

-O, ölüm meleğidir. Bu, senden sonra dünyada benim görevimin sonu, senin de dünyadaki görevinin sonudur. Senden sonra, Adem oğul­larından Ölecek hiç kimseye sana üzüldüğüm kadar üzülmeyeceğim. Senden sonra yeryüzünde hiçbir kimseye inmeyeceğim, dedi.

Peygamber (s.a.v.), Ölümün ızdırap ve şiddettim hissetti. Yanında içinde su bulunan bir bardak vardı. Ölümün ızdırap ve şiddetini hisse-tikçe bu sudan alıp yüzüne sürüyordu ve şöyle diyordu:

"Allah'ım! Ölümün ızdırap ve şiddetlerine karşı bana yardım et."[45]

1479) Cafer İbn Muhammed'inbabası şunu anlattı: Rasulullah'ın (s.a.v.) vefatına üç gün kala Cebrail ona geldi ve:

-Muhammedi Yüce Allah, sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi, senden daha iyi bildiği halde, "kendini nasıl hissediyor­sun" diye soruyor, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Cebrail! Kendimi, baygın hissediyorum. Cebrail! Kendimi sıkın­tılı hissediyorum" dedi.

ikinci gün Cebrail yine geldi:

-Muhammedi Yüce Allah sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden daha iyi bildiği halde "kendini nasıl hissediyorsun" diye soruyor, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Cebrail! Kendimi, baygın hissediyorum. Cebrail! Kendimi sıkın­tılı hissediyorum" dedi.

Üçüncü gün olunca, Cebrail yine geldi. Onunla birlikte, İsmail de­nilen, havada ikamet eden, semaya asla çıkmayan, arzın (yerin) var ol­masından beri yere inmeyen ve yetmişbin meleğin üstünde olan bir başka melek indi. Cebrail onlaruı önüne geçip:

-Muhammed! Yüce Allah sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden daha iyi bildiği halde "kendini nasıl hissediyorsun" diye soruyor, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Kindimi baygın ve sıkıntılı hissediyorum" dedi. Daha sonra, ölüm meleği izin istedi. Cebrail:

-Muhammed! Bu ölüm meleğidir. Senin yanma gelmek için izin istiyor. Senden önce hiçbir Ademoğlundan izin istemedi ve senden sonra da hiçbir Ademoğlundan izin istemeyecek, dedi. Rasulullah:

- "Ona izin veriyorum" dedi.

Ölüm meleği içeri girdi. Rasulullah'm huzurunda durdu ve:

-Ya Rasulellah! Allah, hej\ sana gönderdi ve senin bana emrede­ceğin her şeyde sana itaat etmemi emretti. Eğer bana canını almamı emredersen, canını alacağız. Eğer canını almamamı emredersen, alma­yacağım, dedi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Ey Ölüm meleği! Böyle yapacak mısın?" dedi. Ölüm meleği:

-Bana böyle emredildi. Bana emredeceğin her şeyde sana itaat edeceğim, dedi. Cebrail:

-Allah seni özledi [46], dedi. Rasulullah (s.a.v.):

- "Ölüm meleği! Emrolunduğun şeyi yerine getir" dedi. Cebrail:

-Es-Selamu aleyke ya Rasulellah! Bu, yeryüzüne son ayak basışım. Benim dünyadaki işim sadece sendin, dedi. Rasulullah (s.a.v.) vefat etti.[47]

 

Ölümü İstemediği İçin Rasulullah'ın Kendisini Kınaması

 

1480) Ebu'l-Huveyris şöyle anlattı: '

Rasulullah (s.a.v.), vefatıyla sonuçlanan hastalığına kadar, ne za­man bir rahatsızlık geçirse, Allah'tan mutlaka afiyet isterdi. Son rahat­sızlığında şifa vermesi için dua etmedi. O şöyle demeğe başladı:

"Ey nefs! Sana ne oluyor ki, her sığınacak yere sığınıyorsun." [48]

1481) Hz. Aişe şöyle anlattı:           ı

Rasulullah (s.a.v.) şu kelimelerle istiâzede bulunuyordu:

"Ey insanların Rabbi! Hastalığı gider. Şifa ver. Senden başka şifa verici yoktur. Sen öyle bir şifa ver ki, hiçbir hastalık bırakmasın."

Rasulullah (s.a.v.), ölümüyle sonuçlanan hastalığında durumu a-ğırlaşınca, elinden tuttum. Kendi eliyle onu meshetmeğe (vücuduna sürmeğe) ve okumağa başladım. Elini benden çekip şöyle dedi:

"Rabbim! Beni bağışla ve beni Rafîk'a kavuştur." Bu ondan duyduğum son sözdü.[49]

 

Rasulullahın Temiz Ruhunun Çıkışı

 

1482) Hz. Aişe şöyle dedi:

Rasulullah, başı benim bağrımdayken vefat etti. Ruhu çıktığında, şimdiye kadar ondan daha hoş bir koku duymamıştım.[50]

 

Rasulullah Vefat Ettiğinde, Üzerinde Bu­lunan Elbiseler

 

1483) Ebu Burde şöyle dedi:

Aişe, bize mulebbede denilen keçeleşmiş bir elbiseyle kaim bir izar çıkarıp: Rasulullah'ın ruhu, bunların içinde alındı, dedi.[51]

 

Rasulullahın Öldüğü Vakit

 

Rasulullah (s.a.v.), pazartesi günü, günün ortasında, kaba kuşluk vaktinde öldüğü de söylenmiştir. Hicretin onbirinci yılında, oniki Rabi-ulevvel'de vefat etmiştir.

1484) Hz. Aişe:

Rasulullah (s.a.v.) pazartesi günü vefat etti, demiştir.[52]

 

Halkın Rasulullah'ın Vefatı Konusunda Şüpheye Düşmeleri

 

1485) Ebu Seleme Hz. Aişe'nin kendisine şunları anlattığını riva­yet etti:

Ebu Bekr, Sunh'taki evinden, bir at üzerinde geldi. înip mescide girdi. Aişe'nin yanına girinceye kadar halkla konuşmadı. Üzeri çizgili bir kumaşla örtülü olan Rasulullah'a (s.a.v.) yöneldi. Yüzünü açtı. Üzerine kapandı. Onu öptü ve ağladı. Daha sonra şöyle dedi: Babam, anam sana feda olsun! Vallahi, Allah sende iki ölümü birleştirmeyecek. Sen mu­kadder olan ölüm geçidinden geçtin."[53]

1486) Ebu Seleme bana, Abdullah İbn Abbas'tan rivayet etti:

Ebu Bekr'le Ömer İbnu'l-Hattab halkla konuşmağa çıktılar. Ebu Bekr: Otur, Ömer! dedi. Ömer oturmak istemedi. Halk, Ebu Bekr'in ya­nma geldi. Ömer'i terkettiler. Ebu Bekr şöyle konuştu:

-Kim Muhammed'e tapıyorsa bilin ki, Muhammed ölmüştür: Kim Allah'a ibadet ediyorsa, hiç şüphesiz, Allah, Hayy'dır, ölmez. Yüce Allah şöyle buyurdu: "Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o, ölür yahut öldü-rülürse., ökçenizin üzerinde gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim, böyle iki ökçesi üzerinde ardına dönerse, elbette Allah'a hiçbir şeyle zarar yapmış olmaz. Allah şükür ve sebat edenlere mükafat verecektir."[54]

Vallahi, sanki Ebu Bekr bu ayeti okuyuncaya kadar halk onun indi­ğinden habersizdi. Herkes onu okudu. Onu okumayan kimse kalmadı.

Bana; Said İbnu'l-Museyyeb şunu haber verdi:

Ömer şöyle demiştir: Vallahi, Ebu Bekr'in o ayetleri okuduğunu duyar duymaz, dizlerimin bağı çözüldü ve yere çöktüm. Okuduğunu dinleyince, Rasulullah'ın ölmüş olduğuna kanaat getirdim.[55]

Ebu Muhammed ed-Darimî, bize onun şöyle dediğini haber verdi: Onun (Ebu Bekr'in) okuduklarını duyar duymaz dizlerimin bağı çözüldü ve yere düştüm.

1487) îbn Abbas şunu anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) pazartesi günü vefat etti. O gün ve o geceyle, ertesi gün durduruldu. Çarşamba gecesi defnedildi. Bazıları: Rasulullah ölmedi. Fakat Musa'nın ruhunun semaya kaldırıldığı gibi onun ruhu da semaya kaldırıldı, dediler.

Ömer kalkıp şöyle dedi:

- Rasulullah (s.a.v.) ölmedi. Fakat Musa'nın ruhunun semaya kal­dırıldığı gibi, onun duhu da semaya kaldırıldı. Vallahi, Allah'ın Rasulü bazı kimselerin ellerini ve dillerini kesmedikçe ölmez. Ömer devamlı konuştu. Sonunda konuşmaktan ağzı köpürdü.

el-Abbas kalkıp şu konuşmayı yaptı:

- Rasulullah (s.a,v.) Ölmüştür. O da bir insandır. O'nun cesedi de, herkesin cesedi gibi durdurulunca bozulabilir. Ey Kavim! Sahibinizi gö­mün. Rasulullah (s.a.v.) Allah katında iki defa ölmekten üstün ve uzak­tır. Sizi bir defa öldürürken onu iki defa mı öldürecek? O, Allah katında böyle olmaktan üstün ve uzaktır.Ey Kavim! Sahibinizi defnedin. Eğer O, dediğiniz gibiyse, Allah O'nun kabrinin üzerindeki toprağı giderip yanınıza çıkarmaktan aciz değildir. Rasulullah (s.a.v.), açık bir yol, he­lali helal, haramı haram kılmadıkça evlenme, boşanma, savaş ve barış hükümlerini bildirmedikçe ölmemiştir. Sürüsünü dağların tepelerine götüren, hayvanlar için ağaçların yapraklarını silkeleyen onların su iç­tikleri havuzu eliyle yapan çoban aranızdaki Rasulullah'tan (s.a.v.) daha gayretli ve ciddi değildi. Ey Kavim! Sahibinizi defnedin.

Ummu Eymen ağalamağa başladı ve şöyle dedi:

- Rasulullah'm (s.a.v.) öldüğüne ağlamıyorum. Çünkü O'nun, dün­yadan daha hayırlı olana gittiğini bilmiyor değilim. Ben, artık semadan gelen haberin kesileceğine ağlıyorum.[56]

1488) Enes şunu anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) pazartesi günü öldü. Ömer kalkıp şöyle dedi: Rasulullah(s.a.v.) ölmedi. Musa'nın kırk gece kavminden ayrılıp Rabb'ine gittiği gibi, Rabb'ine gitmiştir. Ben Rasulullah'm (s.a.v.) vefat ettiğini söyleyen münafıkların ellerini ve dillerini kesinceye kadar ya­şayacağını umuyorum.[57]

1489) Enes şöyle anlattı:

Rasulullah'm (s.a.v ) Medine'ye girdiği gün, Medine'nin her şeyi aydınlanmış, vefat ettiği fc'ün de her şeyi kapkaranlık olmuştur, Rasu­lullah'm (s.a.v.) kabrinin toprağından ellerimizi çeker çekmez duygula­rımızı bastırdık.[58]

 

Rasulullahev Kaç Yaşında Vefat Ettiği

 

1490) Ibn Abbas şöyle dedi:

Rasulullah (s.a.v.) altmışüç yaşındayken vefat etmiştir.[59]

1491) Enes Ibn Malik anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) kırk yaşma girince peygamber olarak gönderil­di. On yıl Mekke'de, on yıl da Medine'de kaldı. Altmış yaşına girince de vefat etti.[60]

1492) Dağfel Ibn Hanzala şunu söyledi:

Peygamber (s.a.v.) altımş beş yaşındayken vefat etti.[61]

Musannif şöyle dedi: Doğru olan birincisidir. Altmış diyen kimse, onluk sayıları kastetmiştir. Kişi: Yaşım kırk diyebilir. Yaşı kırktan fazla olabilir. Ancak fazlalık on sayısını geçmemiştir,[62]

 

Rasulullahev Mirası Ve Onun Hükmü

 

1493) Cuveyriye  Bintu'l-Haris'in erkek kardeşi,  Rasulullah'm (s.a.v.>kayınbiraderi Amr Îbnu'l-Haris şöyle dedi:

Vallahi, Rasulullah (s.a.v.) öldüğünde, ne dinar, ne dirhem, ne köle; ne cariye ne de koyun bıraktı. O, sadece beyaz katırım ve vakfettiği bir araziyi bıraktı.[63]

1494) Hz. Aişe Rasulullah'm (s.a.v.) şu hadisini rivayet etti: "Biz mirasçı bırakmayız. Bizim bıraktığımız, sadakadır."[64]

1495) Ebu Hureyre, Rasulullah'm (s.a.v.) şu sözünü rivayet etti:

"Benim varislerim ne dinar bölüşürler ne de dirhem. Hanımları­mın nafakasında ve memurumun rızkının dışında bıraktığım sadaka­dır."[65]

1496) Ebu Bekr es-Sıddîk, Rasulullah'm şu sözünü rivayet etti: "Biz miras bırakmayız. Bizim bıraktığımız sadakadır."[66]

1497)  Ömer İbnu'l-Hattab, Said, Abdurrahman ve ez-Zuheyr'e şöyle sordu:

-Allah'ınızın aşkına söyleyin, Rasulullah'm (s.a.v.):

"Biz miras bırakmayız. Bizim bıraktığımız sadakadır" dediğini bi­liyor musunuz? Onlar:

-Evet, diye cevap verdiler. Ömer aynı şeyi el-Abbas'la Ali'ye sordu. O ikisi de aynı cevabı verdiler.

1498) Muhammed İb Sa'd, Muhammed îbn Sehl Ibn Ebi Hasme'nin şöyle dediğini rivayet etti:                                            

Rasulullah'ın (s.a.v.) vakfettiği şeyler Beni Nadir'in mallarmdandı. [Bunlar] yedi taneydi (yedi bahçe ve bostandı): Araf, Delâl, Miseb, Bur-ka, Husna ve Meşrebetu Ummi İbrahim'dir. [Bu, Meşrebetu Ummu İb­rahim diye adlandırılmıştı. Çünkü, Ummu İbrahim (ibrahim'in annesi) Mariye'dir]. O (Mariye) orada kalıyordu. Bu mal, Beni Nadir'den olan Sellâm İbn Mîşkem'e aitti.

Ömer İbnu'l-Hattab şunu anlattı:

Rasulullah'm üç safisi (kendisine ayrıdığı ganimet) vardı. Beni Nadir, felaket ve musibete uğrayanlar için ayrılmıştı. Fedek,' yolcular içindi. Hayber, ailesinin geçim ve rızkı içindi. Humus'u (beşte biri) üçe ayırmıştı. Üçte ikisi müslümanlar içindi. Üçte birinden ailesine harcı­yor, eğer artarsa, muhacirlerin fakirlerine geri veriyordu.[67]

 

Rasulullahın Yıkanması

 

1499) İbn Abbas şöyle anlattı:

Müslümanlar Rasulullah'ı yıkamak için toplandıklarında, evde, aile halkı: Amcası el-Abbas, Ali îbn Ebî Talib, el-Fadl İbnu'l-Abbas, Ku­şem İbnu'l-Abbas, Usame îbn Zeyd, azatlı kölesi Salih vardı. Onu yıka­mak için biraraya geldiler. Kapının gerisinden Bedir savaşma katılan Ensarlı Enes İbn Havlı, Ali îbn Ebi Talib'e şöyle seslendi:

-Ali! Allah aşkına, Rasulullah'a (s.a.v.) hizmette bizi de nasiplen­dir. Ali ona:

-İçeri gir, dedi. enes içeri girdi. Rasulullah'ın (s.a.v.) yıkanışında ha­zır oldu. Rasululîah'm yıkanmasıyla ilgili hiçbir şeyden geri kalmadı.

Hz. Ali, üzerinde karnisi (gömleği) olduğu halde, Rasulullah'ı (s.a.v.) bağrına bastı. el-Abbas, el-Fadl ve Kuşem, Ali'yle bir yandan öbür yana çeviriyorlardı. Usame'yle Salih de su döküyorlardı. Ali onu yıka­mağa başladı. Ölüler de görüle gelen şeylerden hiç birini Rasulullah'ta görmedi. Hz. Ali şöyle diyordu: Babam, anam sana feda olsun! Sen diri iken de, ölü iken de ne kadar iyisin, temizsin.[68]

1500) Hz. Aişe şöyle anlattı:

Rasulullah'ı (s.a.v.) yıkamak istediklerinde şöyle dediler: Vallahi, ölülerimizin elbiselirini soyduğumuz gibi, Rasulullah'm (s.a.v.) elbiselirini soyup soymayacağımızı bilmiyoruz? Yoksa O'nu elbi­seleri üzerinde olduğu halde mi yıkayacağız? Bu konuda anlaşmazlığa düştüler. Allah onlara bir uyuklama verdi. Vallahi, onlardan uyuya u-yuya çenesi göğsüne düşmeyen kimse kalmadı.

Evin bir köşesinden, kim olduğunu anlayamadıkları birisi onlara: Peygamber'i (s.a.v.) üzerinde elbisesi olduğu halde yıkayın dedi.

Hemen kalkıp O'nu üzerinde gömlek olduğu halde, su ve sidrle[69] yıkadılar, erkekler O'nu gömleğinin üzerinden oğuyorlardı.

Hz. Aişe şöyle diyordu:

Başımdan geçenlerle ilerde karşılaşacak olsaydım, Rasulullah'ı (s.a.v.) sadece kadınları yıkardı.[70]

1501) Cafer îbn Muhammed şöyle dedi:

Su, Peygamber'in (s.a.v.) göz kapaklarında birikiyor. Hz. AH onu içiyordu.

1502) İbn Abas şöyle anlattı:

Hz. Ali Peygamber'i (s.a.v.) yıkamağa başladı. Onda, ölüde görülen şeylerden hiçbirini görmedi. O, şöyle diyordu: Diriyken de ölüyken de, ne kadar iyisin, temizsin. [71]

1503) Hz. Ali'den nakledildi. O, Peygamber'i yıkadı ve karnının ortasını sıktı. Ondan hiçbir şey çıkmadı. Bunun üzerine şöyle dedi:

Babab anam sana feda olsun! Sen ölüyken de, diriyken de terte­mizsin.[72]

1504) Cafer îbn Muhammed'in babası şöyle dedi:

Rasulullah'ı (s.a.v.), Ali, el-Fadl, el-Abbas ve Usame îbn Zeyd yı­kadı. Rasulullah (s.a.v.) suyundan içtiği Sa'd İbn Hayseme kuyusundan getirilen su sidrle üç defa yıkandı.

Başka bir rivayette de şöyledir:

Bu kuyuya el-Urs denilmektedir.[73]

1505) el-Hasen şöyle dedi:

Rasulullah (s.a.v.) vefat ettiğinde, elbisesinin içinde bir misk ku­tusu buldular, o kokuyla elbisesi kokulandı.[74]

 

Rasulullah'în Kefeni

 

1506) İbn Abbas şöyle anlattı:

Rasulullah'ı (s.a.v.) yıkadıklarında kuruladılar ve ona, ölüye yapı­lan şeyler yapıldı. Sonra o, iki parça beyaz bezle Hıbere denilen beze sarıldı.[75]

1507) İbn Ömer şöyle anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) üç parça bezle kefenlendi. İkisi suhuliye denilen Yemen bezi, biri de Hıbere denilen Yemen beziydi.[76]

1508) Hz. Aişe şöyle dedi:

Rasulullah (s.a.v.), gömlek ve sarık hariç pamuktan dokunmuş suhuliye denilen üç parça beyaz Yemen beziyle kefenlendi.[77]

 

Rasulullah İçin Kılınan Cenaze Namazı

 

1509) Ca'fer İbn Muhammed'in babası şöyle dedi:

Rasulullah (s.a.v.) için imamsız cenaze namazı kılındı. Cenaze na­mazı kılmak üzere Müslümanlar gruplar halinde içeri giriyorlar ve çı-kıyorlardı. Cenaze namazı kılınınca Ömer:

Cenazeyi ve cenaze sahiplerini artık kendi hallerine bırakın, diye seslendi.

1510) Sehl İbn Sa'd es-Sa'idî'nin babası dedesinden şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.) vefat edince, kefenlenip şeririne konuldu. Halk, onun için gruplar halinde ceuaze namazı kılıyorlardı. Hiç kimse onlara imamlık yapmıyordu. Önce erkekler içeri girip O'nun için cenaze namazı kıldılar. Sonra da kadınlar namaz kıldılar.[78]

1511) el-Hasen şöyle dedi: Rasuiullahi (s.a.v.) yıkayıp kefenlediler ve kokular sürdüler. Sonra şeririne konuldu. Onun için cenaze namazı kılmak üzere Müslümanlar grup grup içeri girdiler. Bir grup kılıp çıkı­yor, diğer grup içeri giriyordu. Böylece hepsi O'nuu cenaze namazım kılmış oldular.[79]

 

Rasulullah'ev Kabrinin Yeri

 

1512) Ibn Cureyc şunu anlattı;

Babam bana şöyle haber verdi: Peygamber'in (s.a.v.) ashabı, Pey-gamber'i (s.a.v.) nereye gömeceklerini bilemediler. Sonunda Ebu Bekr şöyle dedi: Ben Rasulullah'ın (s.a.v.) şöyle dediğini duydum:

"Hiçbir peygambere vefat ettiği yerin dışında kabir kazılmaz." Rasulullah'ın yatağını geri çekip altına kabir kazdılar.[80]

1513) Hz. Aişe şöyle dedi:

Rasulullah'ın (s.a v.) ruhu alınınca, defn konusunda anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Ebu Bekr şöyle dedi: RasululJah'tan (s.a.v.) u-nutmadığım birşey duydum. O şöyle buyurmuştu;

"Allah, bir peygamberin ruhunu, gömülmesini istediği yerden baş­kasında almaz." O'nu, yatağının bulunduğu yere gömün.[81]

1514) Ebu Bekr es-Siddik şöyle dedi: Peygamber'in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu duydum:

"Her peygamber, ruhunun alındığı yerde defnedilir."[82]

1515) Hz. Aİşe şöyle dedi:                                                  ,

Peygamber (s.a.v.) vefat ettiğinde, O'nu nereye defnedeceğiz? de­diler. Ebu Bekr şöyle dedi:

-Vefat ettiği yere, dedi.

1516) Abdurrahman Ibn Said îbn Yerbu' şöyle anlattı:

Rasuluîlah (s.a.v.) vefat ettiğinde kabrinin yerinde anlaşmazlığa düştüler. Birisi: Baki'a gömelim, çünkü Rasuluîlah (s.a.v.) onlar için is ğfarda bulunuyordu; birisi de, Minberinin yanına gömelim, dedi. Birisi: Namaz kıldığı yere. dedi. Ebu Bekr gelip: Bu konuda, haber ve ilim var, dedi. Rasulullah'ın (s.a.v.) şöyle dediğini duydum:

"Her peygamber ruhunun alındığı yere defnedilir."[83]

1517) Hz. Aişe, Ebu Bekr'e şöyle dedi:

-Rüyamda, üç ayın benim odama düştüğünü gördüm. Ebu Bekr: -Hayır olsun, dedi. Yahya şöyle demiştir:

HalkuvRasulullah (s.a.v.) vefat edince, Aişe'nin odasına defnedil­diğini konuştuklarım duydum. Bunun üzerine Ebu Bekr:

-Bu, senin aylarından biridir, dedi.[84]

1518) Hz. Aişe şöy'e dedi:

Peygamber (s.a.v.) vefat ettiğinde, onu defnetme konusunda an­laşmazlığa düştüler.

- Rasulullah (s.a.v.) nereye gömülecek? dediler. Hz. Ali:

- Yeryüzünde Allah katında içinde Peygamberi'nın (s.a.v.) canının alındığı yerden daha değerlisi yoktur.[85]

 

Rasulullahın Lahdi[86]

 

1519) îbn Abbas şöyle anlattı:

Müslümanlar, Rasulullah'ı fs.a.v) jıkamak için toplanınca, el-Abbas iki kişivi çağırdı. Biriniz Ebu Ubeyde Îbnu'l-Cerıah'a gitsin, dedi. Ebu Ubeyde, Mekke halkı için kabir kazardı. Biriniz de Ebu Talha'ya gitsin, dedi. Ebu Talha da Medine halkı için kabir kazardı.

el-Abbas, o ikisini gönderdikten sonra:

Allah'ım! Peygamber'in için hayırlısını tercih et, dedi. Ebu Ubey-de'yi arayacak olan onu bulamadı. Ebu Tallıa'nın adamı ise onu buldu ve Ebu Talha, Rasulullah'ın (s.a.v.) lahdini kazdı.[87]

1520) Cerir İbn Abdillah şöyle dedi: .   Rasulullah (s.a v.) şöyle buyurdu:

"Lahd yapın. Şakk yapmayın. Çünkü lahd bizim içindir. Şakk ise başkaları içindir."[88]

1521) Amir ibn Sa'd [îbn Ebi Vakkas] şöyle dedi: I Sa'd ölmek üzereyken şöyle dedi:]

-Rasulullah'a (s.a.v.) yapıldığı gibi, benim için bir lahd açın ve ü-zerime kerpiçleri güzelce dizin.[89]

 

Rasülullahın Kabrine Ne Konulduğu

 

1522) Ibn Abbas şöyle dedi:

Rasulullah'm (s.a.v.) kabrine kırmızı bir kadife konuldu. Vekî' şöyle dedi: Bu, peygambere hastır.[90]

1523)  el-Hasen şöyle dedi:

Rasulullah'm (s.a.v.) kabrine Hayber savaşında ganimet olarak aldığı kırmızı bir kadife konuldu.

Onu, Medine'nin toprağı nemli ve çorak olduğu için koydular.[91]

 

Rasulullah Ne Zaman Defnedildi?

 

1524) Ca'fer îbn Muhammed şunu söyledi:

Rasulullah (s.a.v.) pazartesi günü vefat etti. O gün ve salı gecesi bekledi, ertesi gece (çarşamba gecesi) defnedildi.

1525) Hz Aişe şöyle dedi:

Rasulullah'm (s.a.v.) gömüldüğünü, salı gecesi, seher vakti kürek seslerini duyuncaya kadar öğrenemedik.[92]

1526) Cabir îbn Abdillah şöyle dedi: Rasulullah'm (s.a.v.) kabrine su serpildi.[93]

 

Rasulullahın Kabrine İnenler

 

1527) îbn Ömer şöyle dedi:

Rasulullah'm (s.a.v.) kabrine, Ali, el-Abbas, Akîl İbn Ebî Talib, el-Fadl ve Şükran indi.[94]

1528) Ebu Asîb, Kasulullah'ın (s.a.v.) cenaze namazında bulundu­ğunu söylemiştir.

Bir kapıdan giriyorlar, onun için cenaze namazı kılıyorlar, sonra diğer kapıdan çıkıyorlardı.

Lahdine konulunca, el-Muğire şöyle dedi: Ayaklarından bir kısmı kaldı. Onu düeeltmediler. în, onu düzelt, dediler. Girip elini soktu.. A-yaklanna dokundu. Bana toprak verin dedi. Ona toprak verdiler. Toprak bacaklarının yarısına kadar ulaştı. Sonra o çıktı. Şöyle dedi:

Ben sizin, Rasuluilah'ı (s.a.v.) en son göreninizim.[95]

 

Rasulullah'ın Ve İki Arkadaşının Kabirlerinin Nasıl Olduğu

 

Rasulullabla (s.a.v) iki arkadaşının kabirlerinin Hz. Aişe'nin o-dasımn sofasında olduklarını bil. Kabirlerin nasıl durduğu konusundaki rivayet farklıdır. Onların şu şekilde olduğu rivayet edilmiştir:

           ÖMER     RASULÜLLAH

                  EBUBEKÎR

Başkaları da kabirlerin şu şekilde olduğunu rivayet etmişlerdir:

RASULULLAH

EBUBEKÎR

ÖMER

Kabrin tümsek mi yoksa düz mü, olduğu rivayeti de farklıdır. Sun1 an her ikisini de rivayet etti.[96]

 

Rasulullahın Kabrinin Fazileti

 

1529) Ibn Abbas şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Kim hacceder ve öldükten sonra benim kabrimi ziyaret ederse, beni sağken ziyaret etmiş gibi olur."[97]

1530) îbn Ömer şöyle dedi: Peygamber (s.a.v.):

"Kim kabrimi ziyaret ederse, şefaatim ona vacip olmuştur."[98]

1531) Enes îbn Malik şöyle dedi: Peygamber şöyle buyurdu:

"Kim Allah'tan sevap umarak, Medine'deki kabrimi ziyaret ederse, kıyamet gününde, onun için şefaatçi ve şahit olurum."[99]

1532) îbn Ebi Muleyke şöyle dedi-

Kim, Peygamberin (s.a.v.) karşısında durmak isterse, kıblede bu­lunan kandili kabrin baş tarafına koysun.

1533) İbn Ebû Fudeyk şöyle dedi:

Görüştüğüm kimselerden birisinin şöylft dediğini duydum: Bize, Rasuluilah'ın (s.a.v.) kabrinin yanında duran kimsenin, şu ayeti okudu­ğu ulaştı: "Allah ve melekleri Peygamber'e (s.a.v.) salat ederler,"[100]

O şöyle der: Allah, sana salat etsin. Muhammedi Bunu yetmiş kere söyler. Ona bir melek şöyle seslenir: Ey falanca! Allah sana salat etsin. Senin hiçbir isteğin geri çevrilmedi.

Kabrini ziyaret edenlerden birisi şu şiiri söyledi:

Sana yaya olarak geldim. Kendisine bineceğim gözbebeğim (gibi) olan (hayvan) a sahip olmak isterdim.

Bana ne oluyor? (Neden) içinde RasuluHah'm (s.a.v.) kabrinin bu­lunduğu yere göz pınarlarının üzerinde (ağlayarak) yürümüyorum?[101]

 

Rasulullahınkabriyle Yağmur İstenmesi

 

1534) Ebu'I-Cevzâ şöyle anlattı:

Medine halkı şiddetli bir kuraklıkla karşılaştı Bunu Hz. Aişe'ye anlattılar. Hz. Aişe şöyle dedi:

Rasulullah'ın (s.a.v.) kabrine bakın. Üzerini açık yapın, yeni bir tavanla Örtmeyin. Öyle yaptılar. Öyle bîr yağmur yağdı ki yeşil otlar bitti. Develer karınları ve etleri çatlayıncaya kadar yediler, içtiler. O yıla Fetk yılı (Çatlama yılı) adı verildi.[102]

1535) Said İbn Abdülaziz şöyle dedi:

Eyyamu'l-harre (Harre günlerinde[103] Rasulullah'ın (s.a.v.) mescidinde üç defa ezan okunm-ıdı ve kamet getirilmedi. Said Ibnu'l-Museyyeb mescidden ayrılmadı. O, namaz vaktini ancak Rasulullah'ın (s.a.v) kabrinden duyduğu bir fısıltıyla anlıyordu.

1536) Ebu Bekr el-Minkarî şöyle anlattı:

Ben, et-Taberanî ve Ebu'ş-Şeyh Rasulullah'ın (s.a.v.) Harem'in-deydik Açlıktan dolayı İnze birşeyler olmuştu. O günü öylece geçirdik. Yatsı olunca, Rasulullah'ın (s.a.v.) kabrine gidip:

-Ya Rasulellah! Açız, açız, dedim ve ayrıldım.

Ebu'ş-Şeyh bana:

-Otur, ya rızık gelir \a da Ölürüz, dedi. 

Ebu'ş-Şeyh'le ben yatıp uyuduk. et-Taberanî birşey düşünerek o-turuyordu. Kapıya bir alevî[104] gelip kapıyı çaldı. Yanında, her biri­nin elinde içinde birçok şeyin bulunduğu büyük bir sepet bulunan iki köle vardı. Oturup karnımızı doyurduk. Artanları kölenin alıp götüre­ceğini zannettik. Köle çekilip gitti. Artanları bize bıraktı. Yiyecekleri bitirince, alevî şöyle dedi:

-Siz Rasulullah'a halinizi arzettiniz mi Çünkü ben rüyamda Ra-sulullah'ı gördüm. O da bana size birşeyler getirmemi emretti.[105]

 

Fatımanın Rasulullah'a Ağıt Yakması

 

1537) Enes şöyle anlattı:

Rasulullah'ın (s.a.v.) hastalığı ağırlaşmca, onu sıkıntı basmağa başladı. Fatmıa:

-Vay, babamın çektiği sıkıntıya! dedi. Rasulullah da (s.a.v.) ona:

- "Bugünden sonra, babanın sıkıntısı olmayacak" dedi. Rasulullah

(s.a v )-vefat edince Fatıma:

-Babacıgım! Rabb'inin davetine icabet eden babacığım! Mekanı Firdevs C   nr.eti olan babacığım! Ey Cebrail'in ölüm haberini getirdiği

babacığını!

Rasulullah fs.a.v.) defnedilince:

-Enes! Rasulullah'm (s.a.v.) üzerine toprak saçmanıza gönlünüz nasıl razı olabildi? dedi.

1538) Hz. Ali şöyle anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) vefat edince, Fatıma gelip kabrinin toprağından aldı"ve gözlemine sürdü. Ağlayarak şöyle dedi:

Ahmed'in toprağını koklayanın hali ne mi olur? Ömür boyu, güzel koku koklamamak.

Benim üzerime Öyle musibetler döküldü ki, onlar, gündüzlerin ü-zerine dökülseydi, gece olurlardı belki.

1539) Ata şöyle anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle dedi:

"Sizden birinizin başına bir felaket gelirse, benim başıma gelenleri hatırlasın. Çünkü onlar, musibetlerin en büyüklerindendir."[106]

 

Rasulullaha Salât Getirmenin Fazileti

 

1540) Ebu Hureyre şöyle dedi: Rasulullah şöyle buyurdu: "Kim bana bir saîât getirirse, Allah ona, on saîât getirir."[107]

1541) Enes lbn Malik şöyle anlattı: Rasulullah (s.a.v,):

"Kim bana bir salât getirirse, Allah rona] on salât getirir ve onun on günahını indirir" buyurdu.[108]

1542) Ubeyy îbn Ka'b şöyle dedi: Bir adam şöyle dedi:

-Ya Rasuîellab! Ben bütün salatlarımı sana verdim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

- "Öyleyse dünya ve ahiretinle ilgili şeylerde Allah sana kefildir" dedi.[109]

1543) Abdullah îbn Ebi Talha nın babası şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.), bir gün, sevinçli olarak geldi ve şöyle dedi:

"Bana melek geldi ve şöyle söyledi: Muhanımed! Aziz ve Celil olan Rabb'm sana: Ümmetinden birisinin sana salât getirdiğinde, benim ona on saîât getirmem, seni memnun etmez mi? diyor. Ben de. Elbette, memmun eder, dedim."[110]

1544) Amir îbn Rabia şunu söyledi: Rasulullah m (s.a.v.) şöyle dediğini duydum:

"Kim bana salât getirirse, salât getirdiği sürece melekler de ona devamlı salât getirirler. Öyleyse kişi salâtı ister azaltsın ister çoğaltsın."[111]

1545) Abdurrahman îbn Avf şöyle anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) dışarı çıktı ve mescidine doğru yöneldi içeri girdi. Kıbleye yönelip secdeye kapandı. Uzun süre secdede kaldı. Oyleki biz Allah Tealâ'nın onun ruhuna aldığını zannettik. O'na yaklaştım. Sonra Rasulullah (s.a.v.) oturdu. Başım kaldırıp:

- "Kim o?" dedi. Ben:

- Abdurrahman, dedim.

- "Neyin var? N'oluyor?" dedi.

- Ya Rasulellah! Secde yaptın. Ben de, secdedeyken, Allah'ın ru­hunu almış olmasından endişe ettim, dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.):

- "Cebrail gelip bana şöyle bir müjde verdi: Allah Taâlâ sana şöyle diyor: Kim sana salât getirirse, ben de sana salât getiririm Kim sana selam ederse, ben da sana selam ederim, onun için Allah'a secde ettim" cevabım verdi.[112]

1546) Ebu Talha el-Ensarî anlattı:

Rasulullah, bir sabah, gülümseyerek ve neşeli bir halde geldi.

-Ya Rasulellah! Bu sabah, neşelisin ve gülümsüyorsun, dediler. Rasulullah (s.a.v.):

- "Evet. Bana, Rabb'imden gelen (Cebrail) geldi ve şöyle dedi: Kim sana salât getirirse, Allah, o kişiye, getirdiği salât sebebiyle on iyilik (sevap) yazar ve ondan on kötülüğü (günahı) siler. Onu, on derece yük­seltir ve ona, onun gibisini iade eder."[113]

1547) Ebu Talha şöyle anlattı:

Rasulullah f«.a.v.) benim yanıma geldi. O'nu, o güne kadar görme­diğim bir şekilde neşeli ve sevinçli olarak gördüm. Şöyle dedim:

-Ya Rasuîellah! Seni böyle bir halde görmemiştim. Rasulullah:

- "Ebu Talha! Nasıl böyle olmayayım? Biraz önce Cebrail yanımdan ayrıldı. Bana yüce Rabb'imden bir müjde getirdi: Allah, beni sana şunu müjdelemek üzere gönderdi dedi: Ümmetinden birisi sana salat getirsin de Allah ve melekler ona on defa salat getirmesinler" cevabım verdi.[114]

1548) Sehl îbn Sa'd es-Sa'ıdı şöyle anlattı:

Rasulullah (s.a.v.) dışarı çıktı ve Ebu Talha'yı gördü. Ebu Talha kalkıp onun yanma geldi ve:

-Babam anam sana feda olsun, ya RasuleUah! Yüzünde bir sevinç ve memnuniyet ifadesi görüyorum, dedi. Rasulullah şöyle buyurdu:

- "Evet. Biraz Önce bana Cebrail geldi ve şöyle dedi: Muhamed! Kim sana bir defa salât getirirse, Allah ona, on sevap yazar ve onun on gü­nahını siler. Onu on derece de yükseltir."[115]

Muîıammed îbn Habib de şöyle demiştir: Onun ancak şöyle dediğini biliyorum: Melekler de ona on defa salat getirirler.

1549) Ebu Talha şöyle anlattı:

Bir gün, Rasulullah'ın (s.a.v.) yanına girdim. O gün onu, o güne kadar görmediğim bir neşe ve sevinç içinde gördüm. Ben:

-Ya Rasuîellah! Allah sana salat etsin. Babam ananı sana feda ol­sun. Seni bugün şimdiye kadar görmediğim bir neşe ve sevinç içinde görüyorum, dedim. Rasulullah (s.a.v.):

-  "Ebu Talha! Niye böyle olmamayım? Cebrail, benim yanımdan biraz önce ayrıldı-. O şöyle dedi: Muhammedi Rabb'im, beni sana gön­derdi. O şöyle buyuruyor: Ümmetinden birisi sana salat getirsin de Allah sana onun salatmm aynısını iade etmesin ve Allah salatı sebebiyle ona, on sevap yazmasın ve onun on günattmı indirmesin ve onu on derece yükseltmesin. Onun salatı arşa kadar yükselmesin. O salat bir meleğe rastlar rastlamaz melek: Onun Muhammed'e salat getirdiği gibi siz de ona salat getirin, der."[116]

1550) Ebu Talha şöyle anlattı:

Peygamberin (s.a.v.) yanma girdim. Neşeliydi. Ben:

-Ya Rasulellah! Seni bugünkünden daha neşeli ve sevinçli görme­dim, dedim. Rasuiullah (s.a.v.):

Niye neşeli ve sevinçli olmayayım? Şimdi, Cebrail benim yanım­dan ayrıldı. O şöyle dedi; Muhammedi Ümmetinden kim sana salat ge­tirirse, Allah o salat sebebiyle ona on sevap yazar ve onun on günahım siler. Onu on derece yükseltir. Melek ona onun söylediğininin aynısını söyler. Ben: Cebrail! Peki o melek nedir? dedim. O da şöyle söyledi: Şüphesiz Allah Teala, seni yarattığı andan tekrar diriltinceye kadar bir meleği senin için görevlendirdi. Birisi sana salat getirince o: Allah sana da salat etsin, der" dedi.[117]

1551) Ebu Bekr es-Sıddîk şöyle dedi:

Peygambere (s.a.v.) salat getirmek köle azat etmekten daha üs­tündür. Rasuiullah'ı (s.a.v.) sevmek, Allah yolunda

kılıç sallamaktan daha üstündür. (Ya da bu anlamda birşey söyledi).[118]

 

Meleklerin Getirilen Salât Ve Selamları Rasulullah'a Tebliğ Etmeleri

 

1552) RasuJullah (s.a.v.): Kim bana salât getirirse o salât sebebiyle, Allah da o kimseye on salât getirir ve o kimsenin selamım ruhuma tebliğ etmek üzere iki melek yarışa girerler."[119]

1553) Ibn Mes'ud, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) şöyle dediğini rivayet etti: "Allah'ın, ümmetimin selamını bana tebliğ etmek üzere dolaşan melekleri vardır"[120]

1554) Ebu Hüreyre şöyle anlattı: Rasuiullah şöyle buyurdu:

"Kim kabrimin yanında bana salât getirirse, onu, bana tebliğ et­mek üzere bir melek görevlendirilir. Onun dünya ve ahiret işi halledilir. Ben kıyamet gününde onun için şahit -veya şefaatçi- olurum."[121]

1555) Aramar ibn Yasir anlattı: Rasulullah'ın (s.a.v.) şöyle dediğini duydum:

"Allah Teala, meleklerden birine, mahlukatın seslerini dinleme imkanı verdi. O, kıyamet gününe kadar, kabrimde bekler. Birisi bana salât getirince, onun adını ve babasının adını vererek, şöyle der: Mu-ha3nrûed! Falancanın oğlu falanca sana salât getirdi. Aziz ve Celil olan Rab bana, her bir salât için, ona on tane geri vermeyi tekeffül etti."[122]

 

Rasulullah'a Nasıl Salât Getirilir?

 

1556) Ibn Ebi Leyla şöyle anlattı:

Ka'b Ibn Ucre benimle karşılaştı ve şöyle dedi:

-Sana bir hediye vermemi ister misin? Bu arada Rasululîah (s.a.v.) yanımıza geldi. Biz şöyle dedik:

-Ya Rasulallah! Sana nasıl salât getirilir? Rasulullah (s.a.v.):

- Şöyle söyleyin: Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Mu-hammedin kema salleyte alâ Ibrahîme. înneke hamîdün mecîd.[123]

1557) Ka'b İbn Ucre şöyle anlattı:

"Ey iman edenler! Siz de O na salât getirin ve selam verin"[124] ayeti indiğinde:

- "Ya Rasulallah! Sana selamı anladık. Sana salât nasıldır? dedik. RasuluJlah (s.a.v.):

- Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammedin kema salleyte alâ Ibrahîme  ve  alâ âli  İbrahîme inneke hamidün mecîd.[125]

 

Yanında Rasulullahev Adı Anılıp Da Ona Salât Getirmeyen Kimsenin Kötülenmesi

 

1558) Ali Îbnul-Huseyn'in babası söyle dedi: Peygamber (s.a.v.):

"Cimri, yanında adım anılıp bana salât getirmeyen kimsedir" bu­yurdu.[126]

1559) Ebu Hüreyre şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v ) minbere çıktı ve:

- Amin, âmin, âmin, dedi. inince şöyle denildi:

- Ya Rasulallah! Minbere çıktığında: Amin, âmin, âmin dedin. Ra­sulullah şu cevabı verdi:

- Bana Cebrail geldi ve şunu söyledi: Kim ramazan ayına erişir de bağışlanmadan ölürse cehenneme girer. Allah onu rahmetinden uzak etsin. Amin de. Ben de: Amin, dedim. Kim, anne ve babasına veya bun­lardan birisine yetişir de onlara iyi davranmadan ölürse cehenneme girer. Allah onu hayırdan, rahmetinden uzak kılsın. Amin de. Ben de: Amin dedim. Kimin yanında adın zikredilir de sana salât getirmeden ö-lürse, cehenneme girer. Allah onu hayırdan uzak kılsın. Amin de. Ben de: Âmin, dedim.[127]

1560) Ebu Hüreyre şunu anlattı: Peygamber (s a.v.):

Müslümanlar aralarında toplandıklarında Allah'ı anmasalar ve peygamberlerine salât getirmeseler, günah ve kusur işlemiş olurlar. Al­lah dilerse onlara azabeder, dilerse onları bağışlar" buyurdu.[128]

 

Rasulullah Hakkında Duyulan Taziye

 

1561) Ali îbn Ebi Talib şöyle dedi:

Rasulullah (s.a.v.) vefat ettiğinde, sesi duyulan, kendisi görülme­yen birisi gelip şöyle dedi:

- Es-Selamu Aleykum ve rahmetuHah! Her musibetin Allah katın­da bir bedeli ve her ölenin bir halefi vardır. Allah'a güvenin ve O'ndan umun. Asıl mahrum olan, sevaptan mahrum olandır. Ve's-Selam.[129]

 

Rasulullahın Ceskdînin Çürütmeyeceği

 

1562) Evs îbn Evs şöyle anlattı: Rasulullah şöyle buyurdu:

- "Günlerinizin en üstünü, cuma günüdür. Adem (a.s.) c gun yara­tılmış ve o gün vefat etmiştir. Sûr o gün ufürülecek ve bütün canlılar o gün ölecektir. Cuma gününde, bana çok salât getirin. Çünkü salâtmız bana sunulur."

- Ya Rasulallah! Kabrinizde çürümüş bir kemik haline gelmişken, bizim salatanız sana nasıl sunulur? dediler. Bunun üzerine Rasulullah:

-  "Allah, peygamberlerin cesetlerini yeyip çürütmeyi, yere haram kılmıştır" buyurdu.[130]

 

Rasulullah'a Ümmetinin Amellerinin Sunulması

 

1563) Evs'in hadisinde Rasulullah in şöyle buyurduğu geçti: "Amelleriniz, kıyamet gününde bana sunulur."[131]

1564) Bekr İbn Abdillah anlattı: Rasulullah şöyle buyurdu:

'Sağlığım, sizin için hayırlıdır. Siz benimle konuşursunuz, ben de sizinle konuşurum. Vefatım da sizin için hayırlıdır. Amelleriniz bana arzolunur. Hayırlı amellerinizi görürsem, Allah'a hamdederim. Kötü a-mellerinizi görürsem, sizin için Allah'tan mağfiret dilerim."[132]

1565) Enes bin Malik şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.):

"Sağlığım, sizin için hayırlıdır. Bana, semadan vahiy gelir. Size, helalleri ve haramları haber veririm. Ölümüm de sizin için hayırlıdır. Her. perşembe amelleriniz bana arzedilir. Güzel olursa, Allah'a hamde­derim. Günah olursa, Allah'tan günahlarınızı bağışlamasını isterim" buyurdu.[133]

 

Rasulullahın Rüyada Görülmesi

 

1566) Ebu Hüreyre şöyle anlattı:

"Kim rüyada beni görürse, gerçekten beni görmüştür. Çünkü şey­tan benim suretime giremez."[134]

1567) Enes İbn Malik şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.):

"Kim beni uykuda görürse beni görmüştür. Çünkü şeytan bana benzeyemez" buyurdu.[135]

1568) Ebu Said şöyle dedi: Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

'(Rüyada) beni gören, gerçek olarak görmüştür. Çünkü şeytan be­nim suretime giremez."[136]

1569) Ebu Malik el-Eşcaî şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.): "Beni rüyada gören, (gerçekten) beni görmüştür." [137] 

 



[1] Buharı, Sahih, kitabu'l-hibe, bab: 28; Müslim, Sahih, kitabu's-selam, 45; Ebu Davud, Sünen, kitabu'd-diyaî, bab: 6; imam Ahmecl, Musned, İN/8.

[2] Buharî, Sahih, kitabu'l-hibe, bab: 28;_Muslim, Sahih, hadis: 42; Darimî. Sünen, mukaddime, bab: 11; Ebu Davud, diyat, bab: 6; İbn Mace, Tıbb, bab: 45; İmam Ahmed, Musned, I/305, 373.

[3] Buharî, Sahih, kitabu'l-mağazî, bab: 83; Darİmî, mukaddime, bab: 11; imam Ahmed, Musned, Vl/18.

[4] Ebu Davud, diyat, bab: 6; Darimî, Sünen, mukaddime, bab: 11.

[5] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 615-616.

[6] Buharî, Sahih, kıtabu't-tefsir, bab: 4, tefsıru sureti'n-nasr; Beyhakî, Deiailu'n-Nubuvve, VI1/167; Buharı, Sahih (Hz. Aişe'den), kitabu fedaili's-sahabe, bab-u menakıbati Fatıma; Müslim, Sahih, kitabu fedaili's-sahabe, bab: 15; İmam Ahmed, Musned, VI/77; İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kübra, II/247.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 617.

[7] İmam Ahmed, Musned, I/276,325; İbn Ebî Şeybe, Musannef, X/560; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, IX/288.

[8] Buharî, Sahih, kitabu't-tıb, bab: 21; kiîabu'd-dıyat, bab: 14, 21; Müslim, Sahih, kitabu's-selam, bab: 27; Ahmed, Musned, VI/53; Tirmizî, Sünen, İV/391; Beyhakî, delaıl, Vli/ 169.

[9] Buharı, Sahih, H/128, V/37, VI/6, VII/44; Müslim, Sahih, kitabu fedaili's-sahabe, hadis: 84; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, VII/74, 298. Bakınız: Fethu'l-Bari, VII/107, VIII/141, IX/ 317; İthafu's-Sadetil-Muttakin, V/368.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 617-618.

[10] Kaynaklan ileride gelecek.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 618.

[11] İbn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, H/28; Zebidî, İthaf, V/68; İbn Hacer, Metaübu'l-Aüye, VI/10.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 618.

[12] Hakim, Müsteclrek, I/346; İbn Sa'd, Tabakatü'i-Kübra, 11/11 (şu lafızla: "Hastal­ığı sebebiyle günah ve hatalarının dökülmesi için, müminler bela ve musibetlere uğratılır­lar").

[13] Buharî, Sahih, kitabu'l-marad, bab: 3,13,16; Müslim, Sahih, kitabu'l-birr, hadis: 45; Darımî, Sünen, kitabu'r-rikak, bab: 57; İmam Ahmed, Musned, 1/381, 441, 455.

[14] İbn Sa'd, Tabakatü'i-Kübra, 11/12.

[15] İmam Ahmecl, Musned, VI/369, Hakim, Mustedrek, İV/404; İbn Sa'd, Tabaka-tiı'l-Kübra, VIII/238; İmam Ahmed, Musned, Zevaıdu'l-Musned, 357.

[16] Tırmızî, Sünen, kıtabu'l-cenaiz, bab: 8 (Tırmızî şoyie demiştir: "Bu hasen garib bir hadistir."); İmam Ahmed, Musned, 6416, 70, 77, 151-; İbn Mace, Sünen, kıtabu'l-cenaiz, bab: 64; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, VII/207.

[17] Buharî, Sahih, kitabu'l-mağazî, bab  83; İbn Sa'd, Tabakatü'l-Kubra, 11/311, Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, VII/213.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 619-620.

[18] Buharî, Sahih, kiîabu'l-mağazî, babu maradi rasulullahi ve vefatihi; Müslim, Sahih, kitabu's-salah, bab:21 (Bir başka vecihten: Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, VII/173,174; Bağavî, Şerhu's-Sunne, Xll/152; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, V/225.)

[19] Buharî, Sahih, kitabu menakıbi'l-ensar, babu hicreti'n-nebiyyi ve ashabihi ila'l-medine; Müslim, Sahih, kitabu fedaili's-sahabe, bab: 1; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, VII/174, 175.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 620-621.

[20] Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, VI1/179, 180; İbn Kesir, el-Bidaye ve'n-Nihaye, V/231 (İbn Kesir şöyle dedi: Senedinde ve metninde aşırı bir gariplik vardır).

[21] Darimî, Sünen, I/35.

[22] İbn Sa'd, Tabakatu'i-Kubra, İV/180.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 621-624.

[23] Vakidî, Mağazi'de (111/1120), Rasulullah'm (s.a.v.) hastalığının onüç gün sür­düğünü rivayet etmiştir. Beyhakîde Oelailu'n-Nubuvve'de (Vlf/235) aynı şeyi söylemiştir.

[24] Buharî, Sahih, kitabu's-salah, babu ehli'l-ilmi ve'l-fadli bi'l-imameti; Müslim, Sahih, kitabu's-salah, babu istihlaîi'l-imamİ iza arada lehu uzru maradin ve seferin ve ğayri-hima; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, VII/186, 187.

[25] Bundan önceki dipnota bakınız.

[26] Buharı, Sahih, kıtabu'l-ezan, bab: 46, 94, el-amelu îı's-salah, bab: 6, mağazi, bab: 83; Müslim, Sahih, kıtabu's-salah, hadis: 98; İmam Ahmed, Musned, 111/163.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 625-626.

[27] İmam Ahmed, Musned, VI/47; İbn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, MI/28.

[28] Buharî, Sahih, kitabu'l-mağazı, bab: 83; Müslim, Sahih, kıtabul-vasıyye, bab:5; Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, VI1/183,184.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 626.

[29] İbn Sa'd, Tabakatıi'l-Kubra, II/34; Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, 111/124.

[30] İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kübra, l!/33; İmam Ahmed, Musned, VI/104; İbn Ebî Şeybe, Musannef, XIII/238; Beyhakî, Sünenu'l-kubra, VI/357; İbn Hıbban, Sahih, 214 (Me-vartd); Zebidî, İthaf, IX/366.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 627.

[31] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 627.

[32] Daha önce kaynakları geçti.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 627-628.

[33] Buharî, Sahih, krtabu'l-marad, bab: 19, îedailu's-sahabe, bab: 5, mağazî, bab: 83, 84, rikak, bab: 42, daâvat, bab: 28; Müslim, Sahih, kitabu's-selam, hadis: 46, fedailu's-sahabe, hadis: 85, 87; Tırmızî, Sünen, kitabu'd-daavat, bab: 76; İbn Mace, Sünen, kitabu'l-cenaİz, bab: 64.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 628.

[34] Buharı, Sahih, I/26, V/4; İmam Ahmed, Musned, 111/18; ibn Asakir, Tarih, Vl/ 412; İbn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, M/25.

[35] Nisa Suresi, 69.

[36] Buharî, Sahih, VI/12, 58; Müslim, Sahih, kitabu îedaıli's-sahabe, hadis: 86; İbn Mace, Sünen, 162; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, VII/208; İmam Ahmed, Musned, VI/176.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 629.

[37] Kasas Suresi, 83

[38] Zumer Suresi, 60.

[39] İbn Sa'd, Tabakatul-Kübra, 11/46; Zebidî, İthaf, X/286.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 629-630.

[40] İbn Mace, Sünen, 1625, 2697; İmam Ahmed, Musned, 117; İbn Sa'd, Taba katü'l-Kübra, H/44; Münzirî, Terğib ve't-Terhıb, 111/215; Hatib, Tarih, İV/240; İbn Asakir, Tarih H/236

[41] Yukarıdaki dıpota bakınız.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 630-631.

[42] Buharî, Sahih, kitabufedaıiı'l-kur'an.bab: 18; mağazî, kitab: 83; Muslirtv Sahih kitabu'l-vasıyya, bab: 17; Tirrnizî, vasaya, bab: 43; İmam Ahmed, Musned, 354, 355,381.

[43] Müslim, Sahih, kitabu'l-vasaya, bab: 18; Ebu Davud, kıtabu'l-vasaya, bab: £ İbn Mace, Sünen, kitabu'l-vasaya, bab: 1; Nesaî, vasaya, bab: 1; İmam Ahmed, Musneo VI/44.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 631.

[44] Buharî, Sahih, VII/109, İV/206, VI/14; Müslim, Sahih, kitabu'l-mesacid, bab: S İmam Ahmed, Musned, VI/275, 299; Nesaî, Sünen, kitabu'l-mesacid, bab: 13; Beyhakî, De lailu'n-Nubuvve, VII/203; Ebu Avane, Musned, I/399, 400; İbn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, M/34 47.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 631.

[45] Beyhakî, Deiaılu'n-Nubuvve, VII/211, 267; Taberanî, Mucemul-Kebîr, 111/139; İbn Sa'd, Tabakatü'l-Kubra, il/48; Şafiî, Musned, no: 1820. Bakınız: İthafu's-Sad©tı'l-Muttakin, X/295, 296; Suyutî, Hasais, H/273.

[46] Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, VII/211.

[47] 1478 nulu ve bundan önceki metinlerin sonundaki dipnotlara bakınız.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 632-633.

[48] Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, VII/210 (Beyhakî: Bu munkatı bir ısnaddır, dedi.)

[49] Buharı, Sahih, VII/157,173. Müslim, Sahih, kıtabu's-selam, 46,47, 48, 49; Ebu Davud, Sünen, 3883; İbn Mace, Sünen, 1619, 3520. 3530; İmam Ahmed, Musned, VI/44; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 111/381; Hakim, Mustedrek, İV/62; Abdurezzak, Musannef, 19783, Taberanî, Mucemu'l-Kebîr, İV/327, İbn Hıbban, Sahih, 41415; Beyhakî, Delaİlu'n-Nubuvve, VI/174, 175; ibn Sa'd, Tabakatü'l-Kubra, 11/14, 15.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 633-634.

[50] Daha önce kaynakları geçti.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 634.

[51] Daha önce kaynaklan geçti.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 634.

[52] Beyhakî,'VII/233; İmam Ahmed, Musned, I/277; Suyutî, Hasaİsu'l-Kubra, İl/ 270.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 634-635.

[53] Buharî, Sahih, knabu'l-cenaız, bab: 3, fedaılu ashabi'n-nebî (s.a.v.), bab: 5, mağazı, bab: 83; Nesaî, Sünen, kitabu'l-cenaiz, babO 11; İmam Ahmed, Musned, I/334.

[54] Aİ-iİmranT 144.

[55] Buharî, Sahih, kitabu'l-cenaiz, bab: 3; fedaılu's-sahabe, bab: 5; İbn Mace, ce-naız, bsb: 65.

[56] İbn Sa'd.Tabakatü'l-Kubra, İV/53.

[57] Bakınız: İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kubra, İV/5354.

[58] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 635-636.

[59] Buharî, Sahih, kitabu menakıbi'l-ensar, bab: 45; Müslim, Sahih, kitabu'l-fedail, bab: 33.

[60] Buharî, Sahih, kitabu'l-menakıb, bab: 23; Müslim, Sahih, kitabu1 l-fedait, bab: 31; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, VII/236.

[61] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, VI1/241 (Beyhakî şöyle dedi: "Bu, Ammar'ın ve ona tabi olanların İbn Abbas'tan rivayetlerine muvafıktır. Topluluğun İbn Abbas'tan altmışüç hakkındaki rivayetleri daha sahihtir. Onlar daha güvenilir ve daha kalabalıktırlar. Onların ri­vayetleri, Urve'nın Aişe'den sahih rivayetine, Enes'ten gelen iki rivayetten birine Muaviye'den gelen sahih rivayete uygundur. Bu, Sa'd Jbnu'l-Museyyeb, Amir eş-Şabi ve Ebu Cafer Mu-îtammed İbn Ali'nin kavlidir (Allah onlardan razı olsun)".

[62] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 637.

[63] Kaynakları daha önce geçti.

[64] Ebu Davud, Sünen, 2963, 2968, 2969; Nesaî, Sünen, VI1/212; Tirmizî, Sünen, 1608, 1610; İmam Ahmed, Musned, !/4, 6, 9, 10, 47, 49, 60, 208; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, VI/299, 300, 301, 302; Delailu'n Nubuvve, VİI/2S0; Abdurrezzak, Musannef, 9772, 9773, 9774; Musüm, Sahih, kitabu'!-cihacı, bab: 15; imam Ahmed, Musned, VI/262; ibn Sa'd, Tab-akatü'l-Kübra, 11/85; Tkrnızî, Şemaif, 216; Ebu Nuaym, Tarihu Isbehan, 1/83. Bakınız: el-Bidayeve'n-Nihaye, 11/48, V/249, VI/341.

[65] Bakınız: Fethu'l-Bari, Xll/235.

[66] Kaynakları daha önce geçti.

[67] Ibn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, 11/183.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 637-638.

[68] Bakınız: Hasaİsu'l-Kubra, H/275.

[69] Sidr: Arabistan kirazı denilen ağaçtır. Yaprağıyla ölü yıkanır. (Mütercimin notu).

[70] Hakim, Müstedrek, III/59, 60 (Şöyle dedi: Bu, rivayet etmedikleri halde Buha-rİ'yle Müslim'in şartına göre sahih bir hadistir.); Beyhakî, Delaİlu'n-Nubuvve, VII/242 (Şöyle demiştir: Bu sahih bir isnaddır. Ona bir şahit getirdi).

[71] Bakınız: Hasaisu'l-Kubra, H/275; Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, VII/243,245; İbn Sa'd, Tabakatü'l-Kübra, H/276, 277, 278.

[72] Yukarıdaki dipnota bakınız.

[73] 1355 nolu dipnota bakınız.

[74] 1501 nolu metnin dipnotuna bakınız.'

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 638-640.

[75] İmam Ahmed, Musned, I/260.

[76] Buharî, Sahih, kıtabu'l-cenaız, bab: 19; Müslim, Sahih, kitabu'l-cenaiz, bab: 13; Malik, Muvatia1, kitabu'l-cenaiz, bab: 2; İmam Ahmed, Musned, VI/40, 93,118,123,165, 231; Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, VII/246, 247.

[77] Yukarıdaki dipnota bakınız.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 640.

[78] Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, Vil/250; Ibn Hişam, Sıretu n Nebevivye, İV/271.

[79] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 640-641.

[80] Bey haki, Delailu'n-Nubuvve, (Son tarafı bu hadistir. Bu tarika işaret otti), Vll/ 2i>9. 260: Suyulı, hasaisu'l-Kubra, II/278 (Suyutî şöyle demiştir: Bunun birçok mevsul ve mursel tarikları vardır). Bakınız; Siretu İbn Hişam, İV/271.

[81] Kaynaklan yukarıdaki dipnotta geçti.

[82] 1513 nolu metnin dipnotuna bakınız.

[83] 1513nolumeınİn dipnotuna bakınız.

[84] Hakim, Mustedrek, IH/60 (Hakim şöyle dedi: Bu, Buhan'yle Müslim'in şartına uygun bir hadistir. Ama onların Sahih'lerhde yoktur); Beyhakî, Delailu'n-Nubuvve, VII/262.

[85] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 641-642.

[86] Kabrin lahd tarzında kazılması şöyledir: Kabrin kıble tarafı yandan kazılarak altı cenaze girecek kadar uyulmasıdır. Şakk tarzı da şöyledir: Kabrin ortasının dere gibi oyul-masıdır. (Mütarcımin notu).

[87] el-Beyhaki, Delailu'n-nübüvve, V11/252: îbn Hışam, es-Siretü'n-mebeviyye, 1V/ 270,271.

[88] imam Ahnıed, Musned, ıV/359; İbn Kesir, Tefsir, NI/289; ibn Hacer, Metalıbu'l-Al.ye, 780; el-Hındî, Kenzu'l-Ommal, 2377.

[89] Müslim, Sahih, kitabu'l-cenaiz, hadis: 90, Nesaî, cenaız, bab. 85; ibn Mace, ceridiz, bab: 39, İmam Ahmed,

Mu-;ned, 1/169, 173, 184; Jbn Sa'd, Tabakatu'l-Kübra, IH/74.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 642-643.

[90] Müslim, Sahih, kıtabu'l-cenaiz, bab: 91; imam Ahmed, Musned, I/22S, 355; Beyhakî, delail, VII/254.

[91] Yukarıdaki dipnota bakınız.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 643.

[92] ibn f-iışam, Sıretu'n-Nebeviyye, İV/271; Beyhakî, Delaılu'n-Nubuvve, VII/256 (Onda şöyledir- Çarşamba gecesi gece yarısında kürek seslerini duyuncaya kadar Rasulul­lah'm (s a.v.) gömüldüğünü öğrenemedik.)

[93] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 643.

[94] Bakınız: BeyhaKî, Delailu'n-Nıubuvve, Vll/253, 254; Siretu İbn Hişam, İV/271; Vakıdî, Mağazî, 111/1120.

[95] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 644.

[96] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 644.

[97] Beyhakî, Sünanu'l-Kubra, V/246; Darakutnî, Sünen, H/278; Taberanî, Mu'cemu'l-Kebir, XH/407; Zebidî, İthaf, İV/416; Heysemî, Mecmau'z-Zevaıd, İV/2; Suyutî, Durru'l-M&nsur. J/237.

[98] Darakutnî, Sünen, II/278; Dulabı, el-Kuna ve'l-Esma, M/64. Bakınız: İthafu's-Sadeti'l-Muttakın, İV/417, X/363; Suyutî, Durru'l-Muntesira, 157.

[99] Münzirî, Terğıb ve'î-Terhib, H/224; İbn Arrak, Tenzihu'ş-Şerîa, 11/176; Suyutî, el-Leâli'l-Masnu'a, H/72; Fettenî, Tezkiratu'l-Mevzuat, 75.

[100] Ahzab Suresi, 56.

[101] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 645.

[102] Darımi, Sünen mukaddime, 15.

[103] Eyyamj'l-Harre: Yezıd İbn Muavıye zamanında Medine'de meydana gelen br olay.

[104] Buraca geçen alevî kelimesinin "Ali (r.a.) taraftarı, yani şrî" anlam ında mı yoksa başka bir anlamda mı kullanıldığı anlaşılamamıştır. Bu sebeple kelime/t metinde geçtiği g-bt aktardık. (Mütercimin notu).

[105] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 645-646.

[106] İmam Ahmed, Musned, VI/313; ibn Adiyy, el-Kamil, V/1821. Bakınız" Mec-mau'z-Zev'aid, III/2

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 646-647.

[107] Musltm, bahih. kıtabu's-salah, nadıs: 70: İmam Ahmed, Musned, IC372, 28G. İbnEbîŞeybe 11/517.

[108] Yukarıdaki dipnota bakınız Ayrıca. Bağavî, Şerhu's-Sunne, 111/195. Mec-mau'z-Zevaıd, X/162; Fethu'l-Ban, Xl/167.

[109] imam Ahmed, Musned, V/136; Taberanî, Mu'cemu'l-Kebır, İV/42. Bakınız: Mecmau'z-Zevaıd, X/16Ö

[110] Hakim, Müstedrek, li'420. Bakınız: Lisanu'i-Mizan, I/250,111/118.

[111] İmam Ahmed, Musned, HI/445; Münzirî, Terğib ve't-Terhib, H/500.

[112] imam Ahmed, Musned, 1/191; Beyhakî, Sünenu'l-Kubra, 11/371; Münzirî, Ter­ğib, U/495; İbn Ebİ'd-Dunya, eş-Şukr, 64.

[113] İmam Ahmed, Musned, V/159.

[114] Daha önce kaynakları geçti. 1549 nolu metnin dipnotuna bakınız.

[115] Bakınız: Âmâlİ'ş-Şecerî, 1/134.

[116] Bakınız: Kenzu'l-Ummal, 2226.

[117] Bakınız. Mecmau'z-Zevaid, X/161.

[118] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 647-650.

[119] Kaynaklan daha önce geçti.

[120] İmam Ahmed. Musned, I'452: Taberanî, Mu'cemıTl-Kebir, X/271; Ebu Nuaym, H'lyem'l-Evliya, İV/201, VII! 130.

[121] Bakınız Ithafu's-Sadetı'l-Muttakın, İÜ/289, X/365; Tefsiru İbn Kesir. Vİ/466.

[122] Bıkınız Kenzu'l-lımmal, 2218; Cem'ul-Cevami', 4693, 4963.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 650.

[123] Müslim, Sahih, kitsbu's-salah, bab. 65, 66, 69; Buharı, Sahih, kıtabu'l-enbıya, bab 10,daavat, bab.31,32.

[124] Ahzab Suresi, 56

[125] 1556 nolu metnin dipnotuna bakınız.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 651.

[126] Hakim, Mustedrek, i/549; ibnu's-Sınnî, el-yevmu ve'l-leyie, 376; Buharı, Tarın, V/148

[127] İbn Hıbban, Sahih, 2028; İbn Sa'd, Tabakat, VIII/58. Bakınız: Mecmau'z-Zevaid, i/75; Fethu'l-Bari, IX/286; Suyutî, Durrul-Mensur, 1/185.

[128] İmam Ahmed, Musned. V/515, 527; İbn Hıbban, Sahih, 2321. Bakınız: İtha-fu's-Sadetil-Muttakın, V/9.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 651-652.

[129] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 652.

[130] Ebu Davud, Sünen, 1047; Nesaî, Sünen, H/91; İbn Mace, 1085; Hakim, I/278, İV/560; İbn Huzeyme, Sahih, 1733.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 652.

[131] Ahmed İbn Hanbel'ın Musned'ınde şu lafızla geçmektedir "Ademoğullarının amelleri her perşembeyi cumaya bağlayan gece bana sunulur"; Munzirı, Terğib ve't-Terhib, IH/343. Bakınız: Fethu'l-Bari, X/415.

[132] ibn Adıyy, e!-Kamil, İli/945. Bakınız. lihafu's-Sadeti'l-Muttakin, IX/176, 177; Keşfu'l-Hafa, I/442.

[133] Yukarıdaki dipnota bakınız.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 652-653.

[134] Buharı, Sahih, IX/42; Müslim, Sahih. 1775; Ebu Davud, Sünen, 5023; İmam Ahmed, Musned   V/306: Taberanı, Md'cemu'i-Kebır, XIX/297; Hatib, Tarih, I/284; Tirmizî, Şemail, 218, 220,219.

[135] Yukarıdaki dipnota bakınız.

[136] 1409 nolu dipnota bak'nız.

[137] 1409 nolu dipnota bakınız.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 653.