OTUZÜÇÜNCÜ BÖLÜM - Ashabindilinden - 35. Sayfa
RASULULLAHIN BA’Sİ, HAŞRÎ VE ONUN BAŞINDAN GEÇECEK ŞEYLER
Rasulullâh Kıyamet Günü, Toprağı Yarılarak Kabirlerinden Çıkacakların İlkidir
İsa İbn Meryem'in Feygamberimizle Birlikte Haşredileceğt
Rasulullah'ın Nasıl Haşredileceği
Rasulullah’ın Sancağı (Livası)
Rasulullah Peygamberler Arasında Tabisi En Çok Olan Peygamberdir
Rasulullah'ın Sıratta Mü'minleri Kurtarması
Peygamberimizin Cennete Gireceklerin İlki Olduğu
Rasulullahın Ümmetinin Fazileti
Rasulullah'ın Cennettekiler Yanındaki Derecesinin Yüksekliği
OTUZÜÇÜNCÜ BÖLÜM
RASULULLAHIN BA’Sİ, HAŞRÎ VE ONUN BAŞINDAN GEÇECEK ŞEYLER
Rasulullâh Kıyamet Günü, Toprağı Yarılarak Kabirlerinden Çıkacakların İlkidir
1570) Enes İbn Malik şöyle dedi: Rasuîullah (s.a.v.):
"İnsanlar basedildiklerinde (yeniden dirilliidikJerinde) ilk çıkacak olanları benim" dedi.[1]
1571) Ebu Said, RasLÛullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etti:
"Kıyamet gün d, Sûra üfürüldükten sonra, başını topraktan kaldıranların ilki ben olurum. Musa'yı arş'm yanında bu! urum. Bilmiyorum artık, o, sûr'un üfürülüşünden etkilendi mi, etkilenmedi mi?"[2]
1572) Ebu Said şüyie dedi: Rasulullah (s.a.v.):
"Ben, Adem oğluni-n efendiliyim, Toprağı kendisi İçin'yarüacak-ların ilki benim. İlk şefaat eden ve ilk şetaatı kabul edilecek benim" buyurdu."[3]
1573) Abdullah İbn Selam şöyle dedi: RaEulüllah (s.a.v.): "Toprağı yarılarak kabirden çıkacakların ilki benim. Bunda övünme yoktur" buyurdu.[4]
1574) Ebu Hüreyre şöyle ckdi: Kasulullah şunu buyurdu:
"Kıyamet günü, toprağı y.ı ilan. * kabirden çıkacakların ilki benim. Bunda övünme yok."[5]
İsa İbn Meryem'in Feygamberimizle Birlikte Haşredileceğt
1575) Abdullah İbn Ömer anlattı: Rasulullah şöyJo buyuidu:
"îsa îbn Meryem yeryüzüne iner. Evlenir ve çocuğı olur. K>kbeş yıl kalır. Sonra ölür ve benim kabrime, yanıma defnedilir îsa ile hen, Ebu Bekr'le Ömer'in arasındaki aynı kabirden kalkarız."[6]
Rasulullah'ın Nasıl Haşredileceği
1576) Enes îbn Malik şunu söyledi: Rasulullah (s.a.v.):
"Kıyamet günü, toprağı yarılarak kabrinden çıkacakların ilki benim. Etrafımda, muhacirler ve ensar, başlarından topraklan silkeler oldukları halde kabrimden çıkarım" buyurdu.[7]
1577) îbn Ömer şunu anlattı: Rasulullah (s.a.v.):
"Toprağı yarılarak kabirlerden çıkacak olanların ilki benim. Sonra Ebu Bekr, sonra Ömer, daha sonra Bakî'ya gömülenlere gelirim. Onlar da benimle birlikte hasredilirler. Sonra da Mekke halkım beklerim."
El-Mutarriz şunu ilave etti: "Ben Haremeyn (iki Harem) arasında hasredilirim."[8]
1578) Ka'bu'l-Ahbar şunu anlattı:
Fecir -doğar doğmaz, yetmiş bin melek iner, kanatlarını çırparak kabri kuşatırlar ve Peygamber'e (s a.v.) salât getirirler. Akşam olunca onlar göğe çıkarlar. Onların benzerleri inip aynı şeyi yaparlar. Yer varıldığında da, Rasulullah (s.a.v.) etrafında pervane gibi dönen yetmiş bin meleğin arasında çıkar.
1579} Yusuf îbn Yusuf şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.)
"însanlar yaya olarak hasredilirler. Ben ise, Bilal Önümde, kırmızı bir deve üzerinde olduğu halde, Burak'a binmiş olarak hasredilirim, insanların toplandığı yere ulaştığımızda, Bilal, ezan okuyarak seslenir. Eşhedu en lâ ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden Rasulullah dediğinde, öncekiler ve sonrakiler onu tasdik ederler" buyurdu.[9]
Rasulullah’ın Sancağı (Livası)
1580) Enes İbn Malik şöyle dedi: Rasulullah şöyle buyurdu: "Livau'1-Hamd, benim elimdedir."[10]
1581) Enes İbn Malik şöyle dedi: Rasulullah şunu buyurdu:
"Livau'1-Hamd, benim elimdedir. Bunda övünme yok. Adem ve diğer peygamberler, kıyamet günü benim sancağımın altındadır. Bunda övünme yok."[11]
Rasulullah Peygamberler Arasında Tabisi En Çok Olan Peygamberdir
1582) Enes şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.) şunu buyurdu:
"Kıyamet günü, bir peygamber, yanında bir kişi olduğu halde gelir. Başka bir peygamber, yanında iki kişi olduğu halde gelir. Ben, kıyamet günü, insanların tabisi en çok olanıyım."[12]
Rasulullah'ın Havuzu
1583) Enes Ibn Malik, Rasulullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etti:
"Havuzumun mesafesi Eyle ile Yemen'in San'a şehri arasındaki mosafe gibidir. O havuzumda gök yıldızlarının sayısınca bardaklar vardır."[13]
1584) Abdullah ibn Anar anlattı: Rasulullah şöyle buyurdu:
"Benim (cennetteki) havuzum bir aylık yoldur. Kokusu miskten daha hoştur. Bardakları da gökyüzünün yıldızları gibi çoktur. Ondan içen kimse hiç susamaz."[14]
1585) Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Havuz'un başına ben sizden önce varacağım. Kim gelirse ondan içecek ve kim içerse ebediyyen susamayacaktır."[15]
1586) Abdullah İbn Mes'ud şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.):
"Havuzun başına ben sizden önce varacağım. Önümdeki bazı kimseler (diğerlerinden) bölünüp ayrılacaklar. Ben: Ya Rabbi! Ashabım, diyeceğim. Bana şöyle denilecek: Onların, senden sonra ne yaptıklarını bilmiyorsun" buyurdu.[16]
1587) İbn Ömer şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Önünüzde gerçekten, bir havuz vardır. Onun iki tarafının arası Cerba ile Ezruh arası gibidir."[17]
1588) Ebu Zerr şöyle anlattı:
- Ya Rasulellah! Havuzun kapları nelerdir? diye sordum. Rasulullah (s.a.v.) şu cevabı verdi:
- Canım elinde olan Allah'a yemin olsun! Onun kapları açık karanlık gecedeki gökyüzünün yıldızlarından daha çoktur. Bunlar cennetin kaplarıdır. Kim bu kaplardan içerse, ömrünün sonuna kadar susamaz. Havuzun cennetten çıkan iki oluğu şarıl şarıl akar. Eni, uzunluğu gibidir. Amman'la Eyle arası kadardır. Suyu sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır."[18]
1589) Huzeyfe şöyle anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şunu buyurdu:
"Havuzum, Eyle'nin Aden'e olan uzaklığı kadardır. Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, ben, kişinin yabancı develeri kendi (sulama) havuzundan kovup uzaklaştırdığı gibi adamları ondan uzaklaştırırım."
-Ya Rasulallah! Bizi tanır mısın? dediler. Rasululîah (s.a.v.):
- Evet, siz bana yüzünüz ve ayaklarınız bembeyaz ve nurlu bir şekilde gelirsiniz" dedi.[19]
Hz. Peygamberin Şefaati
Daha önce, Ebu Hüreyre'nin rivayet ettiği bir hadiste şöyle geçmişti: "İlk şefaat eden ve şefaati ilk kabul edilecek olan benim."[20]
1590) Ebu Hüreyre şöyle anlattı:
Rasulullah'a (s.a.v.) bir et (yemeği) getirildi. Ona kol tarafından bir parça takdim edildi. O, kolu severdi. Etten, dişleri ile bir parça kopardı. Sonra şöyle buyurdu:
"Kıyamet gününde, insanların efendisi benim. Bu neden? biliyor musunuz? Allah, gelmiş geçmiş bütün insanları düz bir yerde toplayacak. Çağıran sesini hepsine duyurabilecek, göz hepsini görebilecek, güneş yaklaşacak, insanların gam ve kederi dayanamayacakları ve tahammül edemeyecekleri dereceyi bulacak. Bunun üzerine insanlar birbirlerine: Halinizi görmüyor musunuz? Başınıza geleni görmüyor musunuz? Rabbinizin huzurunda kendinize şefaat edecek bir zat arasa-niza, diyecekler.
İnsanlar yine birbirlerine: Babanız Adem'dir, diyecekler. Adem'e gelecekler ve şöyle diyecekler:
-Ya Adem! Sen, insanların babasısın. Allah seni eliyle yarattı. Sana, kendi ruhundan üfledi. Meleklere emretti de sana secde ettiler. Aziz ve Celil olan Rabbinin huzurunda bize şefaat et. Halimizi görmüyor musun? Başımıza geleni görmüyor musun? Adem de şöyle der;
-Rabbim bugün öyle bir Öfkelendi ki, ne bundan önce böyle öfkelenmiştir ne de bundan sonra böyle öfkelenecek. O bana cennetteki a-ğaçtan yemeyi yasak etti de, ben ona isyan ettim. Nefsî, nefsî. Siz başkasına gidin. Nuh'a gidin.
Nuh'a gelirler v,e şöyle derler:
-Sen yeryüzüne gönderilen ilk peygambersin. Allah, sana şükreden kul demişti. Bize, Rabbin huzurunda şefaat et. Halimizi görmüyor musun? Başımıza geleni görmüyor musun? Nuh onlara:
-Rabbim, bugün Öyle bir öfkelendi ki, ne bundan önce böyle öfkelenmiştir, ne de bundan sonra böyle öfkelenecektir. Benim vaktiyle ettiğim bir bedduam vardır ki, onu kavmime etmiştim. Nefsî, nefsi". Siz benden başkasına gidin. İbrahim'e gidin.
Onlar İbrahim'e (a.s.) gelirler ve şöyle derler:
-İbrahim! Sen Allah'ın peygamberisin ve yeryüzü halkından Allah'ın halîlisin. Bize Rabbin huzurunda şefaat et. Halimizi görmüyor musun? Başımıza geleni görmüyor musun? İbrahim onlara:
-Bugün Rabbim öyle bir öfkelendi ki, daha önce öyle öfkelenmedi ve daha sonra da öyle öfkelenmeyecektir. Bu arada vaktiyle söylediği a-sılsız şeyleri andı ve: Nefsî, nefsî (ben ancak kendimi düşünebilirim, kendimi), siz benden başkasına gidin. Musa'ya gidin, dedi.
Onlar Musa'ya gelirler ve şöyle derler:
-Musa! Sen, Allah'ın Rasulüsün. Allah, seni risaletleri ve konuşmasıyle diğer insanlardan üstün kılmıştır. Bize Rabbin huzurunda şefaat et. Halimizi görmüyor mus.un? Başımıza geleni görmüyor musun? Musa onlara:
-Bugün Rabbim öyle öfkelendi ki, ne bundan önce böyle öfkelenmiştir ne de bundan sonra böyle öfkelenecektir. Hem ben (vaktiyle) öldürmeye memur olmadığım bir insan öldürdüm. Nefsî, nefsî. Siz, benden başkasına gidin. İsa'ya gidin.
isa'ya (a.s.) gelip şöyle derler:
-Isa! Sen Allah'ın Rasulüsün, Meryem'e attığı kelimesisin ve Allah'tan bir ruhsun. (Isa da: Evet öyle, dedi). Sen insanlarla daha beşikteyken konuştun. Bize, Rabbin huzurunda şefaat et. Halimizi görmüyor musun? Başımıza geleni görmüyor musun? Isa da onlara şöyle der:
-Bugün Rabbim öyle öfkelendi ki ne bundan önce, böyle Öfkelendi, ne de bundan sonra böyle öfkelenecektir. -Hiçbir günah zikretmedi-Benden başkasına gidin. Muhammed'e gidin.
Onlar gelip şöyle derler:
-Muhammedi Sen Allah'ın Rasulüsün ve peygamberlerin sonun-cususun. Allah senin önceki ve sonraki günahlarını affetmiştir. Rabbinin katında bize şefaatçi ol. Halimizi görmüyor musun? Başımıza geleni görmüyor musun?
Ben de kalkıp Arş'm altına geleceğim ve orada Rabbime secdeye kapanacağım. Sonra Allah kendisine ait hamdlerden ve senaların güzellerinden bana Öylelerini feth ve ilham buyuracak ki, onları, benden önce, hiçbir kimseye feth ve ilham buyurmuş değildir. Sonra: Muhammedi Başım kaldır, iste, istediğin verilecek. Şefaat et. Şefaatin kabul o-lunacak, denilir.
Bunun üzerine ben de: Rabbim! Ümmetimi, ümmetimi. Ya Rabbî! Ümmetimi, ümmetimi, diyeceğim. Bunun üzerine: Muhammedi Ümmetinden hesapsız olanları cennet kapılarının sağmdakinden cennete koy, denilecek. Onlar, bu kapıdan başka, öteki kapılarda da insanlara ortaktırlar.
Canım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, cennet kapılarının iki kanadının arası, Mekke ile Hecer arası kadar veya Mekke ile Busra a-rası kadardır."[21]
1591) Enes îbn Malik rivayet etti: Peygamber (s.a.v.) buyurdu:
"Mü'minler kıyamet gününde toplanacaklar ve bu kendilerine ilham olunacak. Onlar şöyle diyecekler: Yüce Rabbimizden şefaat ailesel de bizi şu vaziyetimizden kurtarsa."
(1433)
(Bundan önceki hadiste geçenlere yalan bir ifade.)
Ravi şöyle dedi: "Ben (Muhammed) kalkacağım. Rabbimin huzuruna çıkmak için izin isteyeceğim. Bana izin verilecek. Rabbimi görünce secdeye kapanacağım. Allah dilediği kadar beni secde halinde bırakacak, sonra bana: Muhammed! Başını kaldır, iste, istediğin verilsin. Şefaat dile, sana şefaat hakkı verilsin, denilecek.
Başımı kaldıracağım. Rabbimin bana öğrettiği bir hamdle hamdedeceğim, sonra şefaat edeceğim, Rabbim bana bir had çizecek ve onlan cennete sokacağım. Dördüncü defa döneceğim ve şöyle diyeceğim: Ya Rabbi! Cehennemde Kur'an'ın hapsettiklerinden yani kendilerine ebe-diyyen cehennemde kalmak vacip olanlardan başka kimse kalmadı."
Enes îbn Malik bize Rasulullah'ın şöyle buyurduğunu anlattı:
[La ilahe illallah diyen ve kalbinde arpa tanesi kadar iyilik bulunan cehennemden çıkarılır.] Sonra la ilahe illallah diyen ve kalbinde zerre miktarı iyilik bulunan cehennemden çıkarılır. Sonra la ilahe illallah deyip de kalbinde buğday tanesi kadar iyilik bulunan cehennemden çıkarılır."[22]
1592) Enes şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.) şunu buyurdu:
"Her peygamberin kabul olunan bir duası vardır. Fakat ben, duamı kıyamet gününde, ümmetime şefaat etmek için sakladım"[23]
1593) Ubeyy İbn Ka'b anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Kıyamet günü, insanların imamı, hatibi ve onların şefaat sahibi ben olacağım. Bunda övünme yok."[24]
1594) Enes şöyle dedi: Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Sırattan geçerken ümmetimi beklemek üzere ayakta dururken îsa yanıma çıkagelir ve şöyle der: Bu peygamberler, senden istemek ü-zere sana geldiler, (veya şöyle der: Onlar senin yanında toplanırlar ve içlerinde bulundukları durumun öneminden dolayı bütün ümmetleri Allah'ın dilediği yere ayırması için Allah'a dua ederler. Bazı insanlar ter içinde gemlenecekler. Mü'min, sanki çuval gibi terin üzerindedir. Kafiri ise, ölüm kaplar. Sana dönünceye kadar bekle der. Rasulullah (s.a.v.) gider. Arş'm altında ayakta durur. Hiçbir seçilmiş meleğin ve hiçbir peygamberin karşılaşmadığı şeyle karşılaşır. Allah, Cebrail'e şöyle vahyeder: Muhammed'e git. Ona şöyle de: Başını kaldır. İste ki istediğin verilsin. Şefaat et ki şefaatin kabul edilsin. Her doksan dokuz kişiden birini şefaatimle cehennemden kurtarma yetkisi bana verilir. Azız ve Celil olan Rabbime devamlı gider gelirim. Her istediğimde bana mutlaka
şefaat yetkisi verilir. Nihayet yüce Allah şöyle der: Muhammedi Allah'ın yaratıkları olan ümmetinden, bir gün ihlasla la ilahe illallah diyeni ve bu halde öleni cennete sok,"[25]
1595) Imran İbn Husayn şöyle dedi: Peygamber (s.a.v.) buyurdu:
"Muhammed'in şefaatiyle bir topluluk ateşten çıkarılır. Bunlar cehennemlikler diye adlandırılanlardır."[26]
1596) Enes Ibn Malik şöyle dedi: Rasulullah şunu buyurdu:
"Şefaatim, ümmetimden ehl-i kebaire (büyük günah işleyenlere) dir."[27]
1597) Abdullah İbn Amr şunu rivayet etti: Rasulullah buyurdu:
"Ben, şefaatle, ümmetimin yansının cennete girmesi arasında muhayyyer bırakıldım. Ben, şefaati tercih ettim. Çünkü o, daha umumî ve. daha yeterlidir. Onun (sadece) muttaki mü'minlere olduğunu mu zannediyorsunuz? Hayır. O, lekeli, kirli günahkârlar için de olur."[28]
1598) Abdullah şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Her peygamberin dünyada hemen yaptığı bir duası vardır. Ben, duamı kıyamet gününde kirli, lekeli günahkâr ümmetime şefaat olarak sakladım."[29]
1599) Ebu Said rivayet etti: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Ben kıyamet gününde Adem oğlunun efendisiyim. Bunda övünme yok. Ben, kıyamet gününde ilk şefaat edenim. Yine bunda da övünme
yok." [30]
1600) Cabir İbn Abdillah şunu rivayet etti: Peygamber (s.a.v.):
"Her peygamberin ümmeti için bir duası vardır. Ben duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat olarak sakladım."[31]
1601) Ubeyy Ibn Ka'b şöyle dedi: Rasulullah şöyle buyurdu:
"Kıyamet günü, ben peygamberlerin imamı, onların hatibi ve şe-faatlarının sahibi olacağım. Bunda övünme yok."[32]
Makam-ı Mahmud
1602) Ka'b İbn Malik şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.) şunu buyurdu:
"Kıyamet gününde, insanlar hasredilirler. Ben ve ümmetim bir tepenin üzerinde oluruz. Rabbim, bana, yeşil bir elbise giydirir. Sonra bana izin verilir. Ben Allah ne söylememi dilerse söylerim, işte Ma-kam-ı Mahmud, bu makamdır."[33]
1603) İbn Mes'ud şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v.):
"Ben Makam-ı Mahmud'da dururum. Yalınayak, çıpîak ve sün-netsiz olarak getirildiğinizde, ben Makam-ı Mahnıud'da dururum. Orası, benim ümmetim için şefaat edeceğim makamdır" dedi.[34]
1604) Ebu Hüreyre rivayet etti: Rasulullah şöyle buyurdu:
"Alemlerin Rabbi beni, hiç kimsenin durmadığı bir makamda durdurur. -Ağladı- Benden sonra orada kimseyi durdurmayacak."
1605) İbn Abbas; "Rabbinin seni Makam-ı Mahımıd'a göndermesi umulur"[35] ayeti hakkında şöyle demiştir:
Allah onu Arş'a oturtacaktır.
Mahmud'un manâsı nedir? denilirse: Biz de şöyle deriz:
Onu Arş'm üzerine oturtur. Mahlukata olan üstünlüğünden dolayı bu ona hamdettiği makamdır.
1606) İbn Abbas; "Rabbinin seni Makam-ı Mahmud'a göndermesi umulur" ayeti hakkında şöyle demiştir:
Muhammed'in, Rabbinden verilme, hiçbir peygamberin ve hiçbir mukarreb meleğin oturmadığı bir makamı vardır. Aziz ve Celi! olan Allah, bütün önceki ve sonraki yaratıklara onun üstünlüğünü açıklar.
1607) Ali Îbnu'î-Huseyn anlattı: Rasulullah şöyle buyurdu: ı
"Kıyamet günü arz, derinin uzatıldığı gibi uzatılır. Öyle ki, insan için sadece iki ayaklık yer kalır."
Yine Rasuîullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Ben ilk çağrılan olacağım. Cebrail, Rahman'ın sağındadır. Vallahi daha önce onu görmemiştir. Ben şöyle diyeceğim: Rabbim! Bu, bana senin onu, bana gönderdiğini söyledi. Yüce Allah da: Doğru, diyecek. Sonra şefaatte bulunup şöyle diyeceğim: Ya Rabbi! Kulların yeryüzünün her tarafmdadır. İşte bu. Makam-ı Mahmud'dur."[36]
Rasulullah'ın Sıratta Mü'minleri Kurtarması
1608) Ebu Hüreyre şöyle dedi:
Cehennem köprüsünün üzerine sırat kurulacak. Peygamber (s.a.v.):
"Onu (sıratı) ilk geçecek benim" buyurdu.
1609) Müslim'in Huzeyfe ve Ebu Hüreyre'den alıp rivayet ettiği ferd hadisler arasında şu vardır:
' Peygamberiniz sırat üzerinde durarak şöyle der: Rabbim! Selamet ver, selamet ver."[37]
1610) Enes şöyle dedi:
Peygamber'den (s.a.v.), kıyamet gününde bana, şefaat etmesini istedim. O da:
- "Tamam" dedi. Ben:
- Ya Rasulallah! kıyamet günü, seni nerede arayayım? dedim. Ra-sulullah:
- Sırat'ta, beni ilk aradığın yerde ara" dedi. Ben:
- Sırat'ta seninle karşılaşamazsam, dedim. O da:
- "Ben, Mizan'm yanındayım" dedi. Ben:
- Seninle, Mizan'm yanında karşılaşamazsam, dedim. O:
- "Ben, Havuz'un yanında olurum. Bu üç yerde yanılmam. (Bu üç yerde mutlaka bulunurum" cevabını verdi.[38]
Peygamberimizin Cennete Gireceklerin İlki Olduğu
1611) Sabit şöyle anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Kıyamet günü, ben cennetin kapısına gelerek açılmasını isteyeceğim. Cennetin bekçisi:
-Sen kimsin, diyecek. Ben de: -Muhammed'im, diyeceğim. Bunun üzerine:
-Bana ancak, sana açmam emredildi. Senden önce hiç kimseye açmayacaktım, diyecek."[39]
1612) Enes İbn Malik rivayet etti: Rasulullah şöyle buyurdu: "Cennetin kapısını ilk çalacak olan benim. Hazin (cennetin bekçisi): -Sen kimsin? diyecek. Ben de:
-Ben Muhammed'im, diyeceğim. O da:
-Kalkıp sana açacağım. Bunu, senden önce hiç kimseye yapmadım ve senden sonra da kimseye yapmayacağım, diyecek."[40]
1613) Huzeyfe şöyle anlattı: Rasulullah'm ashabı şöyle dediler:
- ibrahim Halilullati'tır (Allah'ın dostudur). Musa, Allah'ın kendisiyle konuştuğu kimsedir. İsa,, Allah'ın kelimesi ve ruhudur. Peki sana ne verildi? Rasulullah (s.a.v.):
- Adem oğullarının hepsi kıyamet gününde sancağımın altındadırlar. Kendisine cennetin kapılarının açılacağı ilk kişi benim" dedi.[41]
1614) Ömer Ibnü'l-Hattab, Rasulullah'm (s.a.v.) şu sözünü rivayet etti:
"Cennet, ben girinceye kadar bütün peygamberlere haram kılındı. Ümmetim girinceye kadar da bütün ümmetlere haram kılındı."[42]
1615) Enes Ibn Malik anlattı: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Onlar tutuldukları zaman, şefaatçileri benim. Ümitsizliğe düştüklerinde, onlara (cenneti) müjdeleyen benim. Cennetin anahtarları da benim elimdedir."[43]
1616) Ebu Hüreyre şunu rivayet etti: Rasulullah (s.a.v.):
- Cennete ilk girecek benim. Bunda övünme yok" buyurdu.[44]
Rasulullahın Ümmetinin Fazileti
1617) Ebu Hüreyre rivayet etti: Rasulullah buyurdu:
"Bizler en son gelenleriz, anîa kıyamet gününde herkesi geçenler de biz olacağız. Şu kadar var ki onlara bizden önce kitap verildi, bize onlardan sonra verildi. Allah'ın, bize farz kıldığı şu gün yok mu? Allah bizi ona hidayet etmiştir. Onlar, bu hususta bize tabidirler. Yahudilerin bayramı yarın, hristiyanlannki ise öbür gündür."[45]
1618) Behz ibn Hakim Ibn Muaviye'nin babası dedesinden şunu rivayet etti: Peygamberin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu duydum:
"Bilesiniz ki, siz yetmişinci ümmet olarak gelirsiniz. Siz, Allah katında, bu ümmetlerin en hayırlısı ve en değerlisisiniz."[46]
. 1619) Huzeyfe İbnu'l-Yeman şöyle anlattı:
Rasulullah (s.a.v.) öyle bir secde yaptı ki ruhunun alındığını zannettik. Başını kaldırınca, şöyle dedi. Rabbim beni ümmetime ne yapacağım konusunda muhayyer bıraktı. Ben de şöyle dedim: Rabbim! Onlar, senin yaratıkların ve kullarındır. Beni ikinci defa tekrar muhayyer bıraktı. Ona aynı şeyi söyledim. Yüce Allah bana: Muhammedi Seni, ümmetin hakkında mahcup etmeyeceğim, dedi ve bana: Ümmetimden benimle birlikte cennete gireceklerin ilki, her bin kişiyle yetmişbin olan, yetmiş bin kişidir. Onlara hesap yoktur. Sonra bana şu haberi gönderdi: Dua et ki sana icabet edilsin. İste ki sana verilsin. Elçisine şöyle dedim: Rabbim! Benim istediğimi verecek mi? Elçi şöyle cevap verdi' Rabbim, beni sana sadece vermek için gönderdi.
Rabbim bana verdi. Bunda övünme yok. Benim önceki ve sonraki günahlarımı affetti. Bana, ümmetimin aç kalmamasını ve yenilmemesi nimetini lütfetti. Bana Kevser'i verdi. Kevser, cennette, havuzum içinde akan bir nehirdir. Bana, izzet, şeref ve bir aylık yoldan korku salmayı lütfetti. Bana, cennete girecek ilk peygamber olma özelliğini verdi. Bana ve ümmetime ganimeti helal kıldı. Bizden öncekilere zorlaştırdığı (haram kıldığı) şeylerin birçoğunu bize helal kıldı. Bize (onlarda) güçlük çıkarmadı."[47]
Rasulullah'ın Cennettekiler Yanındaki Derecesinin Yüksekliği
1620) Ebu Said rivayet etti: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Vesile, Allah Teala'mn yanında bir derecedir ki, ondan üstün derece yoktur. Allah'tan bana vesile vermesini isteyin."[48]
1621) Ebu Hüreyre rivayet etti: Rasulullah şunu buyurdu:
- "Bana salât getirdiğinizde, Allah'tan benim için vesile isteyin."
- Ya Rasulallah! Vesile nedir? denildi. Rasulullah (s.a.v.):
- "O cennette, sadece bir kişinin erişebileceği en yüksek derecedir. Benim, o kimse olacağımı umuyorum."[49]
1622) Yine Ebu Hüreyre rivayet etti: Rasulullah buyurdu:
"Bana salât getirin. Çünkü bu, sizin için zekattır. Allah'tan, benim için cennetteki vesile derecesini isteyin. O, bir kişi içindir. Benim o kişi olacağımı umuyorum." [50]
1623) Abdullah İbn Amr, Rasulullah'tan şunu duyduğunu rivayet
etti:
"Müezzini duyduğunuzda, onun söylediğinin aynısını söyleyin, sonra bana salât getirin. Çünkü kim bana salât getirirse, Allah da ona on salât getirir. Aziz ve Celü olan Allah'tan vesile isteyin. Kim Allah'tan benim için, vesile'yi isterse, şefaati hakeder."[51]
1624) Rufeyfi" İbn Sabit anlattı: Rasulullah (s.a.v.) buyurdu:
"Kim, Allah'ım, Muhammed'e salât et ve onu, cennette senin katına mukarreb (yakın) makama indir, derse, kıyamet günü, o kişi şefaatimi hakeder."[52]
[1] Daha önce kaynakları geçti.
[2] Buharı, Sahih, Kl/159 IV, 192, *Af75, V!ll/13fc, ıX'16. 170; Müslim, Sahih, kita-bu'l-fedail,-hadis* 1G0,162; İmam Ahmed. Vlusr-ed, ıl!/41.
[3] Ebu Davud ^Suner!. 4673; inr.m Mımed, Musned/ll/540
[4] Tirmizî, Sünen. 3148, 392, İbn Ma^e, Sünen, 4308- İmam Ahmed, Musned, I/ 281, 312, 33; Hakim, Müstedrek, Ü/465.
[5] Yukarıdaki dipnota bakınız. İthafu's-Sadet i'l-M uttaki n, İV/278, 424, X/28, 288, 469, 496.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 655-656.
[6] Bakınız: Kenzu'l-Ummal, 39718, Keşfu'l-Hafa, Ü/552; Mişkâtj'i-Mesab'h, 5508.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 656.
[7] Daha önce kaynakları geçti.
[8] Daha önce kaynakları goçti.
[9] Nesaî, Sünen, fV/114; İmam Ahmed. Musned, IH/495. Bakınız: Fethu'l-Barı, I/ 174; İthaf, X/456.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 656-657.
[10] İbn Mace, Sünen, 4308; Suyutî, Durru'l-Mensur, İV/86, İV/301.
[11] Kaynakları yukarıdaki dıbnotta geçti.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 657.
[12] imam Ahmed, Musned, IH/58. Bakınız: Fethu'l-Barı, VIII/172, İthaf, X/3.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 657.
[13] Buharı, Sahih, 1/149; İbn Ebi Asım, Sunne, II/328.
[14] Buharı, Sahih, VIII/194; Müslim, Sahih kitabu fedaıli's-sahabe, hadis: 27. Bakınız: İthaf, H/39, X/500, 504; Fethu'l-Barı, XI/463.
[15] Bakınız. Buharî, Sahih, VIII/148, 150, IX/58; Müslim, Sahih, kitabu'l-fedail, hadis: 25, 26, 32; İthaf, X/502, 503, 508, N/39.
[16] Yukarıdaki dipnota bakınız
[17] Müslim, Sahih, hadis: 34, 35; Ebu Davud, Sunne, bab: 25; İmam Ahmed, Musned, 11/21, 125.
[18] Daha önce kaynaklan geçti. Bunu Müslim de rivayet etmiştir.
[19] Daha önce kaynakları geçti.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 657-658.
[20] Müslim, Sahih, kitabu'l-iman, hadisp 332; İmam Ahmed, Musned, 111/140; jbn Mace, 4308; Darimî
[21] Buharî, Sahih, İV/163, VI/605; Müslim, Sahih, kitabu'l-iman, hadis: 327; Tirmiz Sünen, 2431; İmam Ahmed, Musned, U/435, 436,111/144.
[22] Yukarıdaki dipnota bakınız.
[23] Buharî, Sahih, kitabu'r-rikak; Müslim, Sahih, 1/124 ve devamı.
[24] İmam Ahmed, Musned, V/137; Beyhakî, Delariu'n-Nubuvve, V/481; İbn Ebî Asım, Sunne, H/364.
[25] Daha önce kaynakları geçti
[26] Buharî, Sahih, VIU/143
[27] Ebu Davud,4739,Tırmızî, 2436; İmam Ahmed, Musned, 111/213; Beyhakî, Su-r.enu'l-Kubra, VII1/17, X/190, Taberanî, el-Kebîr, I/332, Xt/189.
[28] Daha önce kaynakları geçti.
[29] Yukarıdaki dipnota bakınız.
[30] Daha önce kaynaları geçti.
[31] Daha önce kaynaları geçti.
[32] Daha önce kaynaları geçti.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 658-662.
[33] Ebu Davud, el-ba’s, bab:23; İmam Ahmed, Müsned, III/456; Hakim, Müstedrek, II/363, 514, IV/564; Taberani, el-Kebir, XIX/73.
[34] Taberanî, ei-Kebir, X/98: Taberanî, Tefsir, XV/99; !bn Kesir, Tefsir, V/105.
[35] İsra Suresi, 79.
[36] İbn Cerîr et-Taberî, "tefsir, XV/99, XXX'72; İbn Kesir, V<108, Zebıdî, İthaf. X/453.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 663.
[37] Müslim, Sahih, kıtabu'l-ıman, hadis: 329; Tırmızî, kıyame, bab: 9.
[38] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 664.
[39] Müslim, Sahih, kıtabu'l-ıman, hadis: 333; İmam Ahmed, Musned, 111/136, Ibnu'l-Mubarek, Zuhd, 11/119.
[40] Müslim, Sahih, kitabu'l-iman; Nesaî, Sünen, kitabu'l-iman, bab: 331. Bakınız: Fethu'l-Bari, XI/436; İthaf, X/497.
[41] Daha önce kaynakları geçti.
[42] Bağavî, Şerhu's-Sunne; Suyutî, Camİ'u'l-Kebir, 5435; Zehebî, Mizanu'l-l'tida!, 4536; İbn Adiyy, el-Kamil, İV/1448.
[43] Daha Önce kaynakları geçti.
[44] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 664-665.
[45] Buharî, Sahih, enbiya, bab: 54; Müslim, Sahih, cumua, bab: 6.
[46] imam Ahmed, Musned, V'3, Taberî, Tefsir, l'?09, İV/30: Ibnu'l-Cevzî, Mevzua I/30; Ebu Nuaym, Tarıhu Isbehan, H/6
[47] Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 665-666.
[48] imam Ahmed, Musned, Ilı 83, Heysemî, -ıau[z-Zevaıd, i/332
[49] İmam Ahmed, Musned, II/265, Ibn EbîŞey1-. Musannef, Xl'5O4
[50] İbn EbîŞeybe, Musannef, 11/517.
[51] Buharî, Sahih, 1/159; MusÜm, Sahih, kitabu's-saiah, hadis: 10
[52] İbn Ebi Asım, Sunne, İt/395; Taberanî, el-Kebir, V/14; Münzirî, Terğib vet-Terhib, K/504. Bakınız: İthaf, V/51.
Ezher'deki nüshanın sonunda şöyle yazılıdır:
Mübarek kitap bitti. Bu kitap şeyh Abdurrahman İbnu'l-Cevzî el-Hanbelî'nin (Allah ona rahmet etsfn) telifidir. Allah, Efendimiz, Muhammed'e (s.a.v.) aline ve ashabına salât etsin ve çok selam etsin.
Teymur'dakİ nüshanın sonunda da şöyle yazılıdır:
Bu, şeyh, imam, alim, cesur ve cömert kişi Ebu'l-Ferec Abdurrahman Îbnu'l-Cevzî'nin "el-Vefa fî Sîreti'l-Mustafa" isimli kitabın sonudur. Allah onu rahmetine bürüsün. Onu firdevs cennetine yerleştirsin. Hamd ve minnet Allah'a aittir. Bu, 1182 yılının Gumadeîahiresinin üçünde gerçekleşmiştir. Hamd Allah'adır. Allah, kul, hakir, aczini ve kusurunu itiraf eden Muhammed İbn Ahmed el-Budirî vasıtasıyla Peygamber Muhammed'e (s.a.v.) salât etsin.
Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, Ashâbın Dilinden Peygamberimizin Hayatı, Uysal Kitabevi: 666-667.
İslami Okul Okulların En Önemlisi