Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Giriş - İslam Tarihi - Kettani - 2. Sayfa

GİRİŞ. 1

Birinci Mukaddime. 27

Kıtabut-Tahrîcin Müellifinin Adı, Nesebi Ve Memleketi: 27

Doğumu Ve Hocaları 28

Tavsif Edildiği Özellikleri 28

Şiirlerinden Bazı Parçalar. 29

Huzâî'den Nakilde Bulunan Kavilerin Anılması Ve Ona Ulaşan Rivayet Zincirimiz. 31

Memleketi, Vefatı Ve Defnedildiği Yer. 33

Kitabüt-Tahric’in Kütüphanelerdeki Yazmaları Ve Ondan Nakilde Bulunanlar. 34

Kıtabut-Tahrıcin Mukaddimesinin Baş Tarafı 35

Eseri Te'lifinde Gayesi 35

Ebü'l-Hasan El-Huzâî İle İlgili Toplu Bilgi Ve Eserin Te'lifiyle Uğraştığı Tarih. 35

Eseri Takdim Ettıgı Hükümdar. 36

Merînîler Devletindeki Görevi 37

Hüzâî'nin Tahrıcu'd-Delâlati’s-Sem'iyye Kitabında İzlediği Metod. 37

Huzâîtvîn Kitabında Faydalandığı Ve Nakilde Bulunduğu Kaynaklar. 40

İkinci Mukaddime. 42

Birinci Bölümün Konuları 42

İkinci Bölümün Konulanı 43

Üçüncü Bölümün Konuları 44

Dördüncü Bölümün Konuları 46

Beşinci Bölümün Konuları 47

Altıncı Bölümün Konuları 49

Yedinci Bölümün Konuları 50

Sekizînci Bölümün Konuları 51

Dokuzuncu Bölümün Konuları 51

Onuncu Bölümün Konuları 55

Hatime: 61

 

 

 

 

GİRİŞ

 

Uahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla.

Allah'ın salât ve selamı efendimiz Hz. Muhammed'e (sav), onun âl ve ashabına olsun.

Hamd Allah'adır, o herşeye yeter. Selam O'nun seçtiği kullarına olsun. Arap uygarlığı ve İslâm devleti halifelerinin idarî düzenlemeleri konusunu kaleme alan ve Emevi devleti ile Abbasi halifeliği dönemlerinde İslâm yöne­ticilerine ait makamlar (rütbe), vazifeler, hizmetler ve görevlileri zikre­denler, Resulullah (sav) zamanında mevcut bu hususları ihmal etmişlerdir. Oysa Hz. Peygamber, getirdiği hak dinin din ve dünya idaresini (siyâ­set), her iki otoriteyi de din adı altında birbirine mezcederek bir araya ge­tirecek tarzda dinî nübüvvet makamında bulunurken, her iki yönetim için de gerekli uygulamalar onun zamanında yürürlükte idi ve hizmetler en eksiksiz şekliyle uygulama ve gelişme yolundaydı. Öyle ki, araştırıcı, bu­günkü hükümdarın kapıcı, abdest, yatak, ayakkabı ve ahır görevlileri gibi maiyetinin onun şahsıyla ilgili görevlerinin Nebi (sav)'in zamanında mev­cut olduğunu görür. Ve muhtemelen bunları müslüman hükümdarlar bu devirden almışlardır. Nitekim bütün çeşitleriyle vezirlik, bütün türleriyle kitabet (özel kalem, sekreterlik), mektuplar, i k t â lar, a h i d n â -m e ve sulh kâtipliği, elçiler, tercüman, ordu kâtipleri, kadılar, s âh i -bü'1-mezâlim, nafaka ve miras bölücüsü, şehirde sâhibü'l-a s e s (inzibat amiri), hapishane görevlileri, gözcü ve casuslar, hastaneler, medreseler, zaviyeler, vasî tayini, hemşireler, cerrahlar, sarraflar, b e y -t ü 1 m a 1 görevlisi (hazinedar), arazi vergisi (haraç) mütevellisi, arazi paylaştıran, mancınık yapımcı ve atıcısı, d ab b â b e (savaşta içine girilip surlara yaklaşmak için ahşaptan yapılmış araç) görevlisi, hendek kazıcısı, kuyumcular, ticaret, zanaat ve meslek türleri gibi idarî düzenlemelere bak­tığın zaman, kısalığına rağmen Hz. Peygamber (sav) zamanında bu görevle­rin uygulama alanına konulduğunu ve bu hizmetlerin yürütüldüğünü, bun­ların Hz. Peygamber'in arkadaş ve yardımcılarından yetenekli kimselere tevdi edilmiş olduğunu görürsün. Bunu duyan bazı kimseler, özellikle müteahhirîn ulemaya ait siyer kitaplarıyla mütalaası sınırlı kalıp da siyer kitaplarının bu tür bilgileri ihtiva etmediğini zannedenler, bu kadarı ilk an­da garip karşılayabilirler. Böylesi biri bazan garipsemenin ürkekliğini du­yar. Fakat ne dert? Bugün siyerle meşgul olanların çoğunluğunun siyer kitaplarmdan okudukları el-Hemziyye ve Benis'e ait şerhinden öteye git­mez. Bu yüzden, bu tür vazife, düzenleme ve hizmetleri görmemeleri çok gö­rülmez. Bunu bazen başkaları da uzak bir ihtimal olarak görmektedirler. Şöyle ki son zamanlarda Arap İslâm uygarlığını araştırma konusunda ön­cülük eden ve bu hususta sayısız eser kaleme alan müslüman ve hıristiyan yazarların İslâm'a uygarbk adına isnad ettikleri olanca şey, sözgelimi Ab­basi ve Emevi devletleri ile ondan sonra doğuda ve batıda Acem, Deylem, Türk, Fars, Berber ve diğer İslâm devletlerinin ortaya koyduklarını anma­larından ibarettir. Hatta daha sonra da Kur'ân ve Allah Resulü nden değil de Yunanlılar ve İranlılardan aldıklarını kolayca söyleyebilmeleri için, ba-zan İslâm uygarlığını Abbasilere isnatla yetinirler. Öyle ki Şamlı yazarlar­dan biri, dinlerin yayılışına dair risalesinde İslâm uygarlığının İslâm Şeria-ti'nden doğduğunu fakat onunla birlikte olmadığını açıkça söyler. Bu vahim bir hata olup hatayı işleyenin siyer ve hadisi bilmemesi veya bilgelerin uy­garlığa mesned kabul ettikleri kaynakların gerçeğini görmemesinden ileri gelmektedir. Yapılara bakmak, bu yapıların, kendilerinde yaşamış toplum­ların ilerleme işareti olmaları; ilmî, edebî ve felsefî miraslarına bakmak, bu mirasın sahip oldukları entellektüel kapasitenin seviyesini yansıtması; faydalandıkları servete bakmak, bu servetin onların sınaat, ziraat ve tica­rette sahip oldukları gücü göstermesi; nihayet hukuk düzenlerine bakmak," hukuk düzenlerinin o toplumda yüksek ahlakın varlık veya yokluğunu, mevki ve makamlarda eşitlik veya eşitsizliği, adalet, zulüm, güzel adab ve­ya kötü ahlakın bulunduğunu gösteren en büyük delil olması bakımından önemlidir. İslâm'ın yükselişi ve Allah Resulü'nün (sav) Öğretilerini tanıyan kimse, İslâm'ın, ortaya çıkışı sırasında kendisine kaynak ve temel teşkil et­mediği hiçbir ilerleme yolunun mevcut olmadığını kavrar. Kim, Nebi (savj'in yaydığı öğretiler ve irşad türleri, Kur'ân'm ihtiva ettiği toplum ada­bı, çizdiği karşılıklı tanışma ve kaynaşma yolu, Allah'ın özlü kelimelerinin kıvrımlarına yerleştirdiği tabiat kanunları, varlık sırları ve kâinatın cev­herleri, düzenlediği hukuk, çizdiği hayat düzeni ve ardından Nebevî sünne­tin ahlak ve nefisleri süslendirmesi, güzelin güzelini elde etmeye irşadı, koyduğu ilerleme (yükselme) normları, beşerî kardeşlik ve her türlü hürri-yettten faydalanma esasları üzerinde düşünseydi, bu öğretilerin o sırada dinleyenlerin kalbinde tesir bırakması sebebiyle, İslâm uygarlığının daha doğuşunun başlangıcında bu uygulamalarla birlikte olduğunu anlardı. Evet, İslâm uygarlığının her hususta tabiî bir gelişme seyri gösterdiğini ve yükselmede zirveye varıncaya dek tedricî bir seyir takip ettiğini inkar etmi­yoruz. Kim bunu düşünüp taşınmaz ve konuya müsbet ve menfi yönleriyle bakmazsa, Hz. Peygamber'in (sav) hicret-i nebevîyeden sonra Medine-i Münevvere'de geçirdiği on yıllık süre içinde yönetim, hizmetler, zanaat ve tica­ret konularında varılan noktayı, ilerleme ve uygarlığın bu süre zarfında kitabet (sekreterya), muhasebe, kaza (adliye), savaş, sağlık vb. konularla ilgili yönetim dallarında bugün bilinen görevlerin ihdası sevi­yesine ulaşmış olduğunu bilmemesi kaçınılmazdır. Hele bu kimsenin bütün bildiği, bu devirde halkın yalınayak yumduğu ve yediklerinde de ellerini ayaklarına sürdüklerinden ibaretse. Bazı tanınmış âlimler, bu konuda, ku­sur veya hata demesek bile surçmuşlerdır. Hatta Veliyuddin Ibn Haldun Mukaddimetü'l-İber'de[1] çeşitli yerlerde şöyle der. Islâmiyetin ilk zaman­larında, saflık ve bedeviliğin gereği olarak toplum ilim ve sanattan mah­rumdu. Allah'ın emir ve yasaklarından ibaret olan Şeriat hükümlerini ise ezbere naklediyorlardı Bu hükümlerin Kıtab ve Sünnet'ten kaynağını Şeri-at'ın sahibi (kanun koyucu, Hz Peygamber) ve ashabından naklettikleri bilgilerle öğrenmişlerdi, islâm toplumu o gun Araplardan oluşmaktaydı; ne öğretim, telif ve tedvini biliyorlar, ne buna yönetiyorlardı ve ne de buna ihti­yaç soz konusuydu. Ashab ve tabiîn zamanında durum böyle şurup gitti (Ibn Haldun Tarih'ınin mukaddimesine bakınız Mısır baskısı, s 477).Buifade-lerin benzerini Emir Sıddık Hasan Han el-Kannevcî el-Hİtta fî zikri's-sihâhi's-sitte adlı eserinde (s.11) Ibn Haldun'a nisbet etmeden zikretmiş­tir.[2]

Fakat kim gecesini gündüzüne katarak çalışır, dikkat ve önemle araş­tırma ve mütâlâada bulunursa, islâm'ın Hz. Peygamber (sav) zamanındaki on yıllık döneminin ilim, yazı, eğitim, birlik ve beraberlik gucu, gençliğin harekete geçirilmesi, bu pâk devrin insanlarının yaptıkları ve üstesinden geldikleri işler, ele geçirdikleri ülkeler, ortaya koydukları davet güzelliği, beliğ hikmet ve sağlam oğut açılarından vardığı uygarlık ve gerçek yüksel­me vasıtaları seviyesine hiçbir devlet ve toplumun yüzyıllar zarfında vara­madığım gorur Hatta o günden bugüne diğer butun toplumlar nezdinde bu­lunan herşey bu mükemmel Islâmî esasların temeli üzerinde gelişme kay­detmiştir Eğer bu buyuk akıllar ve olağanüstü kurumlar, yaydıkları ilim­ler ve sonsuza dek anılacak etkinlikleri olmasaydı, yeni uygarlıklar var­dıkları yükselme ve ilerlemeyi gerçekleştiremeyeceklerdi. Hz. Peygamber'in (sav) yaşadığı devire dikkatle bakınca, doğudan batıya dek dünyanın her tarafında zulüm yıkım ve tahribin hakim olduğunu göreceksin. Bizans devleti, refahta haddi aşmaları, zevke düşkünlükleri sebebiyle hükümdar­larını saran zaaf ve iç ve dış karşıklıklarla yaşlanmıştı. Fars toplumu, ma­halli karışıklıklarla birlikte Bizans'la yaptığı uzun savaşlar yüzünden gucunu kaybetmişti. Arap milletler tam bir çokuş ve umumî bir cehalet için­deydiler. Bu ortam içinde şu Nebevi nur şulesi doğarak bir defada hemen alemi aydınlattı ve derken şu veya bu yerde eşi görülmemiş bir hareket ve uyanış doğurdu dünyada. Bu şule dünyanın her tarafında birbirine ulaşa­rak buyudu ve hak esaslarını yayma ve alemi duştuğu çukurdan çıkarmak için nasıl buyuk insanlar yetiştirdiği anlaşılmış oldu. Onlar ki islâm'dan önce dünyaları olarak bir evvelki geceden, hayvan yetiştirme ve en aşağı bir çöl hayatı yaşamaktan başka birşey bilmiyorlardı. İslâm'dan sonra ise tecr übeli liderler, dehalar, siyaset bilgeleri, güvenilir vali ve yöneticiler halin* geldiler. Öyle ki Karâfî el-Furûk’ta (IV, 167) şöyle der: Allah Resulü'nür (sav) ashabı hangi türden olursa olsun şer'î ve aklî ilimler, matematik ve siyaset ilimleri, zahirî ve batım ilimlerde derya idiler. Hatta Hz.Ali'nii İbnAbbas'la" Bismillah "taki"ba" harfi konusunda yatsıdan sabah fe cir doğuncaya kadar oturup konuştukları rivayet edilir; ne bir yaprak den görmüş, ne bir kitap okumuş ve ne de cihad ve savaştan vakit bulamamış ol dukları halde. Bununla birlikte[3] durumları bu idi. Hatta usulcüîerden bir şöyle der: Eğer Resullah'ın (sav) ashabından başka mucizesi olmasaydı peygamberliğim isbat konusunda ona yeterlerdi.[4] Ebu Muhammed Heyse me b. Süleyman et-Tarablusî[5], Ebu Muhammed Tirâd b. Muhammed ez Zeynebî[6], Ebül'l-Kasım Hamza b. Yusuf el -Cürcânî[7], Ahmed b. Muhammec el-Mühendis[8] ve Ebü'l-Hasan Ahmed b. Hamza el-Mevâzinî[9] gibi selef alim lerinden önde gelen bir grup, ashabın fazileti hakkında müstakil eserle kaleme almışlardır. Ebû Nuaym el-Isfahânî[10] ve Ebü'l-Hasan Ahmed b. Mu hammed b. Zenceveyh de yalnız dörthalife ile ilgili olarak müstakil eser ver mislerdir. Ebû Tahir Muhammed b. Ali el-Uşârî'nin[11] Fedâilu Ebîbekr Esed b. Musa'nın[12] Fadlu Ebîbekr ve Umer, Hafız Ebül- Hasan Muham­med b. Muzafferin[13], Ebû Muhammed Hamza b. Yusuf es-Sehmî[14] ve Ebü'l Kasım İsmail b. Ahmed es-Semerkandî'nin[15] Fedâilü'l-Abbâs, Ebû Beki Ahmed b. Amr b. Ebî Âsım'm[16] Fedâilu Muâviye[17], Muhibbüddin et-Taberfnin de Fedâilu'i-aşere[18] adlı eserleri var ki bu sonuncusu basılmış­tır.

Ebu'l-Hasan Mervan b Osman el-Mekkf nin ashabın faziletine dair bir kasidesi, Hafız Ebu Ali Hasan b. Muhammed el-Hallarm[19] Kerâmâtü's-sahâbe, Ziyâuddin Muhammed b. Abdulvâhid el-Makdisînin[20] Menâkıbu Cafer b. Ebî Tâlib, Muvaffakuddin Ibn Kudâme el-Makdisî'nin[21] de el-İs-tabsâr fî menâkibi'l ensâr adlı eserleri vardır Sahabîler, Kur'ân ve sün­net okulunda öğrendikleri ilimle gerek milletleri yönettikleri siyaset ve hik­met gerek ülkelere hakim oldukları guç bakımından butun çağdaşları ve hatta yaşadıkları çağdan sonraki yuzyıllardaki insanlar içinde eşsiz kimse­ler oldular. Bu sahih ilim sayesinde çok kısa bir zaman içinde, dun taştan daha katı ve kayadan daha sert olan kalpler yumuşadı, sürtüşmenin yerini anlaşma, düşmanlığın yerini kardeşlik, zulüm ve haksızlığın yerini de ih­san aldı. Bu nur şulesi, üzerinden şu kısacık sure daha geçmeden yeryüzü­nün her tarafına yayıldı. Bu bayrak altında golgelenenler ve onun güveniy­le bürünenler çoğalınca Hz. Peygamber (sav) onların işlerini, yapacağı dü­zenlemeler, koyacağı yönetim ve kuracağı hizmet birimleriyle düzenlemek istedi. Bu düzenlemeler olmadan hiçbir hükümdarın hükümdarlığı (yöneti­mi, hakimiyeti) ve hiçbir toplumun işi yolunda gitmez. Bu sebeple, ümmetin izleyeceği bir örnek ve elden kaçanı ele geçirmek için gayreti harekete geçi­recek bir uyancı olması, başa geleceklere karşı ümmetin istiklalini koruma ve varlığını kollamayı garanti etmek veya en azından yüce metbuları Hz. Peygamber'in (sav) dininin yüceliğini bilmeleri ve o dine olan sevgilerinin, O'na olan saygılarının artması ve kendilerini çağırdığı şeye daha çok sarı­lmaları için bu hususuları bilmenin muslumanlara aynî vacip lerden (farz) olduğunu söylemesek bile, kifâî vacip olduğu görüşündeyim. Alimlerden biri şöyle der islâm dininin esasları şunlardır: Hakka inan­mak, inanılan şey hakkında delil ikame etmek, karşılıklı iyi ilişkileri ve kar­deşliği yaymak, herkese hayatta bir tek varlık kaldığı surece sosyal hayatı koruyacak ve kendisine sahip olanları ifrat ve tefrite düşmekten koruyacak şekilde hikmete uygunlukla sınırlı olan halis hürriyeti bahşetmek, islâm dini, ayrıca insanlar arasında mevki ve dereceleri korumayı, buna riayeti onlara gerekli ve haketme ve kabiliyet muktezasınca bazılarının diğerleri­ne derecelerle ustun kıldı. Sonra onlara başkalarının hak ve menfaatlerine saygı göstermeyi gerekli kılarak bu buyuk uygarlığın nimetlerinden başka­larının da faydalanmasını kendilerine sevdirdi. Hz. Peygamber (sav) zama­nında ziraate önem veriliyor, bizzat kendisi bunu emrediyor ve teşvikte bu­lunuyordu. Sanat (zanaat) da böyleydi, Hz Peygamber sanatla uğraşmayı ve öğrenmeyi emrediyordu. Allah Resulü, öğretimin esaslarını uygulamayı ve ilimleri küffârm ülkesinden bile olsa edinmeyi emretti. Fars ve başka kâfirlerin kulandığı ve kendisine haberi ulaşan faydalı işlerden bazılarının toplum hayatına girmesine müsade etti; hendek kazılması, Mescid-i Ne-bevî'de önceleri ateşle aydınlatma yapılırken Temim ed-Dârî'nin seyaha­tinden dönüşte getirdiği bir kandil ve lambayı yakarak mescidi aydınlat­masını hoş görmesi gibi. Hz. Peygamber (sav), ilim ve bilgininin (maârif) yayılmasını, görev bölümünü, kardeşliğin lüzumunu, kişilerin takdir edil­mesini, savunma ve hücum güçlerinin düzenlenmesini emretti ve bunun ge­rekliliğini vurguladı. Vücut sağlığını koruma, tıp, teşrih ve tabiî hikmetin türlerini gözleme, mekârim-i ahlak, adâb, tarih, coğrafya, seyahat ve keşif­leri yaygınlaştırma, yeni buluşlar, astronomi, hesap, kısas, rivayetler, muhâdaravemüsâmere adabı konusunda gayret göstermenin lüzumu üzerinde durdu. Bütün bunlarla birlikte idari işlerle ilgili görevleri, idarî ve malî iktisadı, istatistiğe varıncaya dek uygar milletlerde olan her şeyi vazetti. Ticarete gelince, onunla bizzat Hz. Peygamber'in (sav) kendisi uğraştı. Bunlar içişleriyle ilgili hususlardır. Dışişleriyle ilgili konulara ge­lince, apaçık tebliğle davette bulundu, devletler ve milletlerarası hukuk ku­rallarını koydu, savaş, mütareke, sulh, antlaşma, mukavele, yazışma, siya­si dengeyi koruma, antlaşmalara riayete dair esasları vazetti ve himaye altındaki kimselere dair kuralları, komşuluk hakları, yabancı devletin te­baası veehl-i zimmeye yapılacak muameleyi vehergrubahikmetle sınırlı ve doğru ile ihatalı bir hak bahşetmeyi zorunlu kıldı. Bu metin dinin gerçeğini anlamak isteyen kimsenin, zaman ve mekânla ilgili veya ilmî, amelî her olay da onun açık naslarına başvurması gerekir. Böylece o şer'î uy­gulama konusunda yeterli bir selahiyete güç kazanmış olur ve her türlü te­reddüt ve kapalılıktan kurtulmuş olarak hikmetin kendi önünde parıl­dadığını, görür. Bu konuda Huccetü'l-kirâm fi mahacceti ehli'l-İslâm adlı risaleye bakınız. Başka bir müellif de şöyle der: Hz. Peygamber (sav). kendisiyle her hak sahibinin hakkından emin olduğu, şerli ve hırslı kimse­lerin ümmetten birine veya ehl~i zimmeye yönelik tecavüzlerini önleyecek yasa ve düzenlemeler getirdi. Evlilikle ilgili hükümleri, hoşnut bırakan bir yolla en mükemmel düzenleme ve en eşsiz kurallar üzerine kur­du. Birlikte veya ayrı olmaları halinde eşlerin birbirleri üzerindeki hakları­nı açıkladı. Alışveriş, kira, ortaklık, borç alıp verme, mirasları paylaştırma gibi muamelatla ilgili hükümleri hikmete dayalı bir şekilde belirledi. Can mal ve ırzları korumak için kısas, tazir ve cezaları koydu. Yeme içme, uyku konuşma, oturma ve sohbet, ziyaret, hazar ve yolculuk, evlilik adabı, yakır akrabalar, komşular, arkadaşlar ve bütün müslümanlarm birbirleriyle v( e h 1 - i z i m m e leriyle (gayr-ı müslim vatandaş) ilişkilerinde ve diğe" hususlarda uyacakları her türlü muaşeret kurallarını (adâb) belirledi. Neb (sav)'in getirdiği ve koyduğu son derece sağlam, kuvvetli ve mükemmel ka nun ve düzenlemelerin araştırılmasından sonra kesin olarak şu sonucî varılır ki, Hz. Peygamber'in (sav) bir ümmî, bedevi ve cahiliyye toplunu içinde yetişmiş bir ummi ve memleketinden azın azı bir seviyede ilim tahsi­line uygun olmayan birkaç aylık bir süreden başka ayrılmamış[22], memleke­tindeki hay atı boyunca da ilim sahibi kimseyle bir araya gelmemiş ve hukuk düzenleri ve devletlerin yasalarını öğrenmeye özen gösterdiği müşahade edilmemiş biri olarak, her göz kamaştırıcı hikmeti kapsayan, her güzel değerli hasleti ihtiva eden, insanlığın durumunu düzenlemeyi, hallerini düzeltmeyi, nefislerini temizlemeyi, ülkelerinin imarı, şerlilerini engelle­meyi ve onlara hayır getirecek ve kendilerinden zararı defedecekher şeyi te­keffül eden bu enterasan ve hayret verici düzeni aklıyla kavrayıp ortaya koyması mümkün değildir. Akıl, Hz. Peygamber'in (sav) getirdiği esasların hepsini kendiliğinden kavramaya muktedir olabileceğini tasdik imkanını doğru bulamayınca, onun Allah tarafından gönderilmiş olması gerekir. Bü­tün bunlara onu ulaştıran, muttali kılan, sırlarım kendisen kavratan ve bu­nu tebliğ etmesini emreden Allah'tır.

Hafız Ebü'l-Kasım es-Süheylî'ye aferin ki er-Ravdü*l-Ünüfte s îretten bazı zarafetler andıktan sonra şöyle der: Bu bir bilgiler bütünüdür ki onu bilmeye istekliler can atar ve onu müzakere ederken edep sahibi kim­selerin kalpleri neşe bulur. Peygamber efendimizi tanımaya matuf ve onun s î r e t 'iyle ilgili haberlerle bağlantılı her şey kulaklara haz verir ve saygı duyan ruhları heyecanlandırır. Bundan öğrettiklerinden ötürü Allah'a hamdolsun (II, 93).İbnü'l-Münâsif el-Ezdî diye bilinen İmam Kadı Ebû Ab­dullah Muhammed b. el-Asbağ[23], ed-DürretüVseniyye fî'1-meâlimi's-Sünniyye'de Siret-i Nebevîyye'nin dördüncü "ma'lem"inde şöyle der:

Müslümanm kendisiyle süsleneceği en değerli şey,

Allah'ın kitabından sonra, ya da en Öncelik vereceği,

Resulullah'm hayatım bilmektir

Başlangıcından sonuna kadar.

Ve bilgisiz kalınmaması gereken şeyleri bellemektir

Onun iş ve ahvaliyle ilgili, tafsilatlı olarak.

Öğrenelim bilgisiz kalınması

Hak katında doğru olmayanı, işte en üstün iştir bunu yapmak

Ki hafız muallimin yüceliğini gösterir,

Onunla yükselir rütbe kesinlikle

Dünya şerefi ve din nazarında.

İmam Ebü'l-Hüseyin Ahmed b. Fâris er-Râzî siyere dair Muhtasar'ımn[24] baş tarafında şöyle der: "Bu, Resulullah'ın (sav) nesebi, doğumu, yetiştiği yer, tabileri, gavzelerindeki hattı hareketi, çocuklarının, amcaları­nın ve eşlerinin adlarını bilmek gibi müslümana bellemesi gerekli ve dinine bağlı kimseye bilmesi vacib olan hususların zikridir. Bunu bilen kimse, bil­meyenden üstün bir dereceye sahip olduğu gibi, bunu bilmek kalbe bir fe­rahlık verir. Hayır meclisleri, Allah'ın kitabından sonra Resulullah'ın (sav) haberlerinden daha güzeliyle mamur olmamıştır." İmam Ebül-Abbas el-Azefî es-Sebtî ed-Dürrü'l-munazzam'da'[25] İbn Fârİs'in dediklerini naklet­tikten sonra onun "vaciptir" sözüne işaretle şöyle der: O müslümanların imamlarından biri olup, Hz. Peygamber'in (sav) doğumunu bilmenin mü'minlere vacip olduğuna hükmetmiştir. Ebû İsa el-Mehdi b. Ahmed b. Ali el-Fâsî de ed-Delâil'e yaptığı orta şerhte[26], İbn Fârîs'in sözünün ardından şöyle der: "Onun sözünde geçen "vücûb", şer'î veya 'gerekli' manasına örfî vücuba muhtemeldir ki örfî vücubun mesnedi en üstün ve en uy­gun olana ittibadır. Azefî bunu şer'î vücuba hamletmiştir. Allah doğ­rusunu en iyi bilir. Bana göre, anılanların hepsinin veya bir kısmının bilin­mesinin vacip olması muhtemeldir ki bu son durumda geri kalanı istidrat ve ziyade kabilinden olup 'onu bilmeyenin derecesinin üstüne yükselir' diye belirttiği gibi bunu bilen kimseye bir derece kazandırır. Allah doğrusunu en iyi bilir." Görünüşte anlaşılan, vücubunun şer'î vücuba hamli olup sayılan kısımlarının hepsine taalluk eder.

Şerhu'l-Erbaîn'de de müellifin işaret ettiği gibi Karafî ez-Zahîre’de[27] şöyle der: "Özellikle kendisine ait olanlara ilaveten, Resulullah'la ilgili ahvalin hepsi amele değil inanca râcidir. Böylece bunun araştırılması, inancın ve vasıflarının kemâli için vaciptir. Bu da Hz. Peygamber'in (sav) adının, nesebinin, yaşadığı zaman ve mekânın, özelliklerinin bilinmesidir." Şam'ın iftihar vesilesi olan İbn Kayyim el-Cevziyye Zâdül-meâd'da[28], in­sanların Allah Resulü ve onun getirdiğini bilmeye, haber verdikleri konu-dakendisini tasdik ve emrettiği hususlarda ona itaate olan ihtiyaçlarını açıkladıktan sonra şöyle der: "îki dünyanın da saadeti Nebi (sav)'in izinden gitmeye bağlı olunca, nefsine Öğütte bulunan ve onun kurtulmasını ve mut­luluğunu isteyen herkese, Hz. Peygamber'in yolu, sî reti (hayat tarzı) ve halinden, kendisini cahillerden olmaktan çıkarıp, onun tabileri, bağlıları ve taraftarları cümlesine dahil edecek hususları öğrenmesi vaciptir." İbn Kay-yim'in sözünün devamı için ilgili yere bakınız.

Şüphe yok ki müslüman sîreti belirttiğimiz şekil ve maksatla araştırırsa, Peygamberinin asla âlemi harab etmek ve amelden elçekmek için değil, dünyanın iman ve ahirete yönelik amel İçin geldiğinden şüphesi kal­maz. Evet, Hz. Peygamber (sav), müslümanı rabbinden ve O'nu birlemek­ten (tevhid) gafil bırakacak tarzda kalbi dünya ile imara gelmiş ol­mayıp sana dünya ile elini doldurman için çalışıp gayret göstermeni ve kal­bini ise Allah'a, O'nun senden razı olmasını s ağlayacak hemcinslerine kalıcı iyilik ve güzel amellere terketmeni emretmektedir. Dinin getirdiği budur, aksi değil. İslâm Şeriati'nin üçte birinin ibadetlerden ibaret olması da bunu göstermektedir. Amelin Allah rızasını sağlamaya yönelik olmasına ilâve­ten bu ibadetlerin sırları senin bedeninin mutluluğunu, ruhunun hayatiye­tini tazammun eder. Dinin geri kalan üçte ikisi ise dünyevî muamelata ve adalete uygun olarak ondan alıp vermenin keyfiyetine dairdir. Meselâ, Zurkânî'nin el-Muhtasar'a yaptığı sekiz ciltlik şerhe bakın; ibadetle ilgili hükümler iki ciltten fazla tutmazken, kalan altı cilt, dünyevî muamelelerin hükümlerine dairdir. Hatta bazı yazarlar Kur'ân-ı Kerîm'de k e v n î (koz­mik) ilimlere dair ayetlerin 750'yi geçtiğini, fıkıh ilmine dair sarih ayetlerin ise 150'yi geçmediğini söylerler. İbn Asâkir'in Enes'ten (ra) tahric ettiği ve Hafız Suyûtfnin el-Hâvî'de[29] çeşitli vecihlerle sahih olduğunu söylediği bir hadis şu mealdedir: "Sizin en hayırlınız ne ahireti için dünyasını, ne de dünyası için ahiretini terkedendir; O, her ikisinden de elde eden kimsedir. Zira dünya ahirete vasıtadır, insanlara yük olmayın." İbn Asâkir, Ömer b. Kays'tan şu taricte bulunur: "Abdullah b. Zübeyr'in dünya işlerine baktığım zaman, "bu bir göz açıp kapaması kadar süre olsun Allah'ı isteyen biri değil", ahiret işlerine baktığım zaman ise 'bu bir göz açıp kapaması kadar süre Isun dünyayı isteyen bir kimse değil' derdim." Bunun içinîbn Zübeyr'in Tarîhu'l-hulefâ'daki biyografisine bakınız.[30] Enes'in rivayet ettiği bir ha­diste Allah Resulü (sav) şöyle buyurur: "Kim samimiyet ve ihlasla bir tek olan Allah'a inanır ve O'na hiçbir ortak koşmadan ibadette bulunur, namaz kılar ve zekât verir halde dünya ile rızıklandırılırsa, Allah kendisinden razı olarak ölür. " İbn Abdilber bunu Câmiu beyâni'l-ilm'de[31] tahric eder. İbn Ömer şöyle der: "Uhud dağı altın olarak benim olsa, sayısını bilsem, zekâtını versen, bundan hoşnutsuzluk duymaz, beni aldatacağından kork­mazdım."[32] Said b. Müseyyeb de şöyle der: "Mal biriktirip te borcunu öde­yen, sıla-i rahimde bulunan ve malıyla kendisini dilenme arından sakın­dıran bir kimse olmayanda hayır yoktur."[33] Deylemi, Câbir'den merfu ola­rak şu rivayeti tahric eder: "Allah'a karşı gelmekten sakınma konusunda mal ne güzel yardımdır![34] Ömer b. Hattab (r.a.) da şöyle der: "Allah beni hazinedar kılmıştır, kim maldan sormak istiyorsa bize gelsin."[35] Sahih-i Buhâri*de geçtiği üzere Peygamber efendimiz (sav), malının çoğunu tasad-duk etmek istediğinde Sa'd'e şöyle dedi: "Mirasçılarını zengin olarak bırak­man, onları kalka avuç açan fakirler olarak bırakmandan daha hayırlı­dır."[36] Malının hepsini vermek konusunda kendisine danışan Ka'b b. Malik'e de şöyle buyurdu: "Malının bir kısmını kendine bırak, bu senin için da­ha hayırlıdır. "[37] Kays b. Asım vefat etmek üzereyken çocuklarına şöyle de­di: "Ey çocuklarım, size mal sahibi olmanızı ve onu Allah yolunda harcama­nızı tavsiye ederim; mal cömert için uyarıcı ve cimriye muhtaç olmaktan müstağni kılıcıdır."

Büyük sahabi, efendimiz Nemr b. Tevleb el-Uklî[38] kazanmaya teşvik, malı övme, kazanmaktan geri durmaktan dolayı azarlama ve fakirliği kına­maya dair şu şiiri söylemiştir:

Nefsini riske sok ki rağbet edilen şeyi elde edesin Kadınlarla" oturmak çirkindir Malda yücelik ve vakar vardır Fakirlikte ise horlanmak ve rezillik.

Bu iki beyti ona is nadla Hafız İbn Abdilber Behcetü'l-mecâlis adlı ki­tabında verir.[39] Süfyan es-Sevrî, dinarları karıştırıp dururken kendisini ayıplayana şöyle dedi[40]: Eğer bunlar olmasaydı Abbasiler bizi silip süpü­rürlerdi. O yine şöyle der: Allah'ın beni hesaba çekeceği binlerce dirhem ardımdan miras bırakmayı, insanlara muhtaç olmamdan daha çok isterim. Onun şöyle dediği de rivayet edilir: Bu zamanda mal mü'minin silahıdır. Süfyan b. Uyeyne şöyle der: Kimin bir malı varsa onu faydalı kılsın. Bu riva­yetleri, Hafız Sehâvi, konuyla ilgili olarak sorulan bir soruya verdiği cevap münasebetiyle onlardan nakletmiştir. Yine bu konuda Ebü'd-Derdâ'dan (ra) şu rivayet nakledilir: 'Yaşayışını iyi şekilde düzenlemesi, kişinin an­layış sahibi olmasındandır." Zemahşeri el-Keşşâfta "Allah'ın sizi başına diktiği mallarınızı aklı ermezlere vermeyin." (Nisa: 4/5) ayetiyle ilgili ola-rakseleftenburivayetlerden bazısını zikretmiştir.[41] Ne olursa olsun, şüphe­siz bu, İslâm Şeriati'nin senin hayat düzenine, servet kaynaklarını ve rahat bir yaşayışın vasıtalarım geliştirmeye seni yöndendirmeye ne kadar önem verdiğini gösterir. İslâm'ın senin için koyduğu bu düzen, bugünkü uygar dünyanın hepsinin olmasa bile büyük kısmının sahip olduğu düzenin temel unsurudur. Sen ise ey müslüman, bundan habersiz ve gafil! er-Ravdü'lünüfte şu bilgi verilir: Alâ b. el-Hadramî, Münzir b. Sâvâ'ye gidip İslâm ve İslâm esasları konusunda onunla konuştuğunda, Münzir kendisine şu sözleriyle cevap verdi: "Şu elimde bulunana (saltanat) baktığımda onu ahireti ihmal edip sadece dünya ile ilgili buldum; sizin dininize baktım, onun hem dünya, hem ahiret için olduğunu gördüm. Hayat arzusu ve ölüm ra­hatlığı bulunan bir dini kabulden beni ne alıkoyabilir? Dün onu kabul eden­lere şaşardım, bugün ise onu reddedenlere hayret ediyorum. Binaenaleyh, elçisine saygı göstermek, bu dini getiren kimseye (Peygambere) saygı cümle sindendir.[42] Yine aynı eserde, Amr b. As'ın elçi olarak Cülündâ'ya git­tiğinde ona şöyle dediği zikredilir: Şu ümmî Peygambere bak ki hem dünya hem ahiretle ilgili esasları getirmiştir.[43] İşte bu ve benzeri sebeblerden do­layı Hz. Peygamber döneminde İslâm uygarlığının kuruluşu sırasında mev­cut idarî düzenlemeler, meslekler, sanatlar, ticaret ve kazanç yolları, ilim çeşitleri ve temel özelliklerle ilgili tedvinde bulunmaya ilgi duyduk. Ta ki dindaşlarımızla diğer insanlardan tarih aşıkları, Hz. Peygamber'in (sav), kendileri için koyduğu uygarlık ( u m r â n ) esasları ve ilerlemenin dayan­dığı düzenlemelerle halkları uygarlaştırdığım ve milletleri ilerlettiğini bil­sinler. Çoğu kimseler Nebi (sav)'in bu uygarlık ve ilerlemeyi, Allah'ın kendi­sine indirdiği bu hususlarlailgili işaret ve yollarla gerçekleştirdiğini söyler­ler. Fakat onlar, bu düzenin o zaman nasıl çalıştığını ve halka bu düzenin adâb ve usulüne göre hareket etmeyi kolaylaştıran, fertlerin bu esaslara bağlı hareket etmelerini gözetleyen bu çalışmanın koruyucularını anmak­tan gafil kaldılar. Bazan bana, bu sohbetinde Mustafa'yı (sav) düzen kuru­cusu, hükümdar, ashabını da kumandanlar ve valiler olarak anmakla su-i edepte bulunduğum ve nezaket sınırlarını aştığım söylendi. Derim ki, bu, nezaketin sığlığı ve basirete taş atmaktan ileri gelmektedir. Yoksa bütün insanlar aslında insandırlar, fakat içlerinde insanlıkları bakımından hayırlı (salih) ve hayırsız, mükemmel (kâmil), daha mükemmel, zeki, daha zeki, resil ve daha rezil kimseler vardır. Resulullah'ın (sav) ashabı da, ona olan yakın mevkileri ve taze vahiy ve sahih ilmi duymalarından dolayı, ku­mandanları kumandanlar gibi, emirleri de emirler gibi değil, başkaydılar. Nitekim Hz. Mustafa (sav) da bir insandır, diğer insanlar gibi değil ve bir hükümdardır, diğer hükümdarlar gibi olmayan. İslam filozofu Gazzâli el-İhyâ'da şöyle der: Hz. Peygamber'in (sav) bir özelliği de nübüvvet ve hükümdarlığın birlikte kendisinde bulunmasıdır. Hafız Suyûti onun bu sözüne Ünmûzecü'l-lebîb'de şöyle diyerek işarette bulunur: Daha önce hiç bir peygambere birlikte verilmiş olmayan nübüvvet ve hükümdarlık birlikte ona verilmiştir. Bunu Gazzâli el-İhyâ'da zikreder.[44] İmam Süheylî er-Ravdü'l-iinüf te,[45] Abbas'ın Mekke'nin fethi gününde Ebû Süfyan'ın ona "kardeşinin oğlunun mülk u (saltanatı, hükümdarlığı) buyuk olmuş" demesi ve Abbas'm da "bu nübüvvettir." diye ona karşılık vermesin­den soz ederken şöyle der Evet Kadı Ebubekr Ibnu'l-Arabi'den şu nakilde bulunulur: Abbas bu hükümdarlığın nübüvvet ten bağımsız olarak anılmasını ve üstelik islâm'a girdiği ilk sıralarda hoş karşılamamıştı; yoksa böyle bir durumun isterse bir peygamber için olsun hükümdarlık diye ad­landırılması normaldir. Allah Teâla Hz. Davud (as) hakkında şöyle buyu­rur: "Onun mulkunu (hükümdarlık, saltanat) kuvvetlendirmiştik. " (Sâd, 38/20). Hz Süleyman (as) da şöyle der. "Rabbım beni bağışla, bana benden sonra kımtenın ulaşamayacağı bir mülk (hükümdarlık) ver." (Sâd, 38/35). Fakat Hz. Peygamber'ın (sav) durumunun "hükümdarlık" diye ad-landırılmasındaki" kerahet" daha açıktır; hadiste geçtiği üzere Allah Resulü nebi-kul olmak ile nebi-hukumdar olmak arasında muhayyer bıra­kıldı ve Cebrail'e bakınca Cebrail kendisine tevazu göstermesini işaret etti, bunun üzerine o da nebi-kul olmayı tercih ettiğini söyledi.[46] Ibnu'l-Arabfnin bu sozunu el-AhkâmMa (1,199) buldum.[47] Şüphesiz bizim ele aldığımız hu­sus ne reddedilen ne de kimsenin reddettiği bir husustur. Şihâbuddin el-Hafâcî, Ebû Mesud el-Bedrfnin rivayet ettiği "Bir adam Hz. Peygamber'ın (sav) huzurunda durdu ve korkudan titremeye başladı. Hz. Peygamber: Sa­kın ol, ben hükümdar değilim, buyurdu"[48] hadisi ile ilgili olarak şöyle der: Yanı ben zorba hükümdarlardan değilim ki benden korkasın. Çunku Cebra­il (as) Allah'dan ona gelerek kendisini nebi-kul olmakla nebi-hukumdar ol­ma arasında muhayyer tuttu, o da nebi-kul olmayı seçti ve hükümdarlıkla vasıf!andırılmasına razı olmadı.[49] Dört halife de boyleydıler. islâm'da hükümdarlık yapan ılkkimse Muavıye'dır Bazılarının bu hususta şöyle de­melerinin mesnedi yoktur: Hz Peygamber'm bu tavrı, her ne kadar asıl ikti­dar ve hükümranlığı nübüvvet çerçevesinde ve nübüvvet ten iba­retse de, hükümdarlığının açık ve baskın olmasıyla çelişmez; Allah Resulü bu sözüyle, sadece, muhatabı katında diğer hükümdarlara benzeyen bir hukumdar olmadığını ifade etmek istemiştir.[50] Yine Hafâcî, Ibn Ebî Hâle'nin, Hz. Peygamber'ın (sav) "ihtiyacını ulaştıramayan kimsenin ihtiyacını ba­na ulaştırın. Kim ihtiyacını ulaştıramayan kimsenin ihtiyacını bir s u I -tana ulaşürırsa, Allah kıyamet gunu onun ıkı ayağını sabit kılar" buyur­duğu hadisi ile ilgili olarak da şöyle der- Denildi ki Hz. Peygamber bu so-zuyle şunu kasdetmiştir Bir kimse birinin ihtiyacını bir su1lana bildi­rirse bu buyuk mükafatla mükafatlandırılır, nerede kaldı Hz. Peygamberce bildirmesine. Allah Resulü'nun kasdettiği budur, yoksa o bir hükümdar ve­ya sultan olmaktan daha yüce olup "ben hükümdar değilim" buyur­muştur. Bence bu açıklama münakaşa götürür. Çünkü burada "Sul­tan" dan maksadın, Allah'ın halifesi olan büyük İmam (devlet başkanı) ol­duğu da söylenmiştir. Sübki'nin el-Kavaid'de zikrettiği ve bizim de Resulullah'ın (sav) saltanat (devlet başkanlığı), kaza ve fetva vasfıyla hü-küm vermesi bahsinde açıkladığımız gibi[51], müslüman hukukçular "sultan" sözünü devlet başkanı anlamında kullanmışlardır.[52] Hafâcî'nin söyledikle­ri burada bitti. Mâlikîlerin iftihar vesilesi olan İmam Ebû'l-Abbas el-Karâfî, el-Furûk'ta[53] Hz. Peygamber'in (sav) kaza (yargı) yoluyla tasarrufu kai­desi ve tebliğden ibaret olan f e t v a yoluyla tasarrufu kaidesi ve ima­met (devletbaşkanlığı)yoluylatasarnıfukaidesiarasındakifarkıelealan "36. Fark"ta şöyle der: Bil ki Resulullah (sav) en büyük imam (devlet başkanı), en yüce hakim ve en alim müftüdür. O, devlet başkanlarının dev­let başkanı, hakimlerin hakimi ve alimlerin alimidir. Allah bütün dinî gö­revleri ris âleti (peygamberliği) içinde ona vermiştir. O, kıyamete dek, bu görevlerden birini üstlenen herkesten, o görevde daha büyüktür. Hiçbir dinî görev yok ki o en üst derecede onunla muttasıf olmasın. Ancak Hz. Pey­gamber'in (sav) tasarruflarının çoğu tebliğ yoluyladır. Çünkü risâlet vasfı bunda ağır basmaktadır.[54] Bazı tasarruflarının tebliğ ve fetva yoluyla birlikte olduğu icinaen sabittir. Tasarruflarından bir kısmı, alimlerin görüş birliğine (icma) göre yargı yoluyla; bazıları, yine â-limlerin ittifakına göre İmamet (devlet başkanlığı) yoluyladır. Bazıla­rında ise, bu tasarrufların iki veya daha fazla durum arasında bir özellik be­lirtmeleri sebebiyle alimler ihtilaf etmişlerdir. Bu tür tasarrufların bazı­sında bir durum, bazısında başka bir durum ağır basmaktadır. Sonra, Hz. Peygamber'in bu türden tasarruflarının sonuçları Şeriat'te de farklılık arzetmektedir. (Karâffnin bu değerli sözleri için bkz. age, I, 249). Kadı Iyâz eş-Şifâ'da Hz. Peygamber'in (sav) adları arasında "Sultân "i dasayar.[55] Şihâbüddinel-HafâcîdeŞerhu'ş-Şifâ'daşöyleder:Bunun, burhan (de­lil, hüccet), mülk (hükümranlık, saltanat), nüb üwet (Peygamber­lik) ve galebe gibi birçok manası vardır. Burada bu manaların hangisi olur­sa olsun kastedilmesi sahihtir. Hz. Peygamber (sav), Eş'iyâ'nın (İşaya) ki­tabı ile bazı kadim kitaplarda bu isimle anılmıştır. Hafâcî'nin sözü.[56]

Bûsîrî'nin Hemziyye'sinde[57] ashab hakkında şöyle denir:

Ashabınla ki onlar senden sonra

Aramızda yol gösterici ve vasilerdirler

Senden sonra dinde hilafeti güzel yaptılar

Ve hepsi de yüklendikleri göreve denktir

Zenginler, nezih ve iffetliler, fakirler

Alimler, imamlar ve emirler olarak.

Dünyada savaştıkları hükümdarların değerini düşürdüler

Arta kalanları ise artıktan ibaret kaldı.

Şemsüddin İbn Abdurrahman, bunun şerhinde "emirler" sözüyle ilgili olarak şöyle der: Ashab, Hz. Peygamber'in (sav) sağlığında ve vefatından sonra emirlik (yöneticilik) ve müslümanların işlerini yüklendiler. Bu görevlerinde, vacip olduğu ve gerektiği şekilde, adaletin en sağlam ve doğru terazisi üzere bulunan Allah'ın hak ve adaletini uyguladılar.

İbn Hacer, Sahih-i Buhârî'de geçen "iki (haslet sahibijden başkasına hased (gıpta) edilmez:Bir kişi ki Allah ona bir mal verir ve malını kak yolda harcamaya yönlendirir; diğeri de Allah ona hikmet ihsan eder, o kimse de hikmetle hüküm verir ve onu başkalarına öğretir"[58] hadisi ile ilgili olarak Fethü'l-Bârî'de şöyle der:

Buhadiste, şartlarına sahip, hak ve adaleti yerine getirmeye muktedir ve kendisine yardımcılar bulan bir kimsenin kaza (yargı,hakimlik) göre­vi üstlenmesine teşvik vardır. Çünkü bu görev, hepsi de insanı Allah'a yak­laştıran davranışlar (ibadet) olan iyiliği emr, mazluma yardım, hakkı sahi­bine verme, zalimin zulmüne engel olma ve insanların arasını bulma gibi hususları kapsamaktadır. Bu sebeple bu görevi Peygamberler ve onlardan sonra da hulefâ-yı râşidin yüklenmiştir. Bundan dolayıdır ki alimler, onsuz halkın işinin yolunda gitmemesi sebebiyle, yargı görevinin farz-ı kifaye ol­duğu hususunda görüş birliğine varmışlardır.[59] Yine İbn Hacer, 'Emirliğe (yöneticiliğe) hırslı olmanın keraheti babı'nda şöyle der: Bu, emir1ik gö­revini ehliyetsiz olaraküstlenen ve adaletle davranmayan kimse içindir. Zi­ra bu kimse kıyamet günü zilletle cezalandırıldığında elden kaçırmış oldu­ğu fırsata pişmanlık duyacaktır. Ama göreve ehil olup da adaletle davranan kimsenin ise, birçok hadisin de gösterdiği üzere, mükâfatı büyüktür.[60]

el-Mevahİb'de şu bilgi verilir: Kays b. Sa'd b. Ubâde, Hz. Peygam­ber'in (sav) yanında "Sâhibu'ş-şurta" mevkiineydi.[61] Zurkânî, Şerhu'l-Mevâhib'de bununla ilgili olarak şöyle der: Bu kelime ş u r u t a ve bazan sureta şeklinde okunur. Tekili şuretî'dir. Hadiste geçen ifade "onların büyüğü (başı) mevkiindeydi" manasmdadır. Şurta valile­rin yardımcılarıdırlar. Bu şekilde adlandırılmaları, askerin güçlü ve çetin­lerinden olmalarındandır. Ordunun seçkinlerinden olmalarından dolayı böyle anıldıkları da söylenmiştir. Her şeyin şurtası onun seçkini de­mektir. Ş u r t anın, kendisiyle tanındıkları işaretleri bulunmasından do­layı bu isimle anıldığı da söylenmiştir. Bu hadisin bütününü Taberânî riva­yet eder. Son parçasını ondan Buhari rivayet etmiştir; Enes'ten: "Kays b. Sa'd, Allah Resulü'nün (sav) huzurunda, e mî r'in huzurundaki şurtanm nıevkiindeydi."[62] İmam Ebû'l-Hasan es-Sindî el-Medenî, Ahmed b. Hanbel'inMüsned 'ine yaptığı haşiyede şöyle der: Surat,   şurtave ş u r t î 'nin çoğuludur. Bunlar insanların durumlarını araştırma, onları koruma ve had cezalarım tatbik konusunda sultanın yardımcılarıdırlar. Şurtanm, emirlerini yerine getirmek üzere emîrin (yönetici) huzu­runda bulunan askerlerin en öndekileri olduğu da söylenmiştir. Şöyle de de­nildi: Onlar, emîrin başkalarına karşı kendilerine öncelik verdiği yakın­larıdır.

Allah, İmam Ebû'l-Hasan el-Huzâî'yerahmetetsinkioileride anıla­cak olan kitabında şöyle der: Bu iş ve görevlerin her birinde, Resulullah'ın (sav) ashabdan ona tayin ettiği kimseyi zikrettim ki bugün bu görevde olan­lar bunu bilsinler ve Resulullah'ın (sav) ashabından bazılarının yüklendiği şer'î bir işte kendisini kullandığı ve onun makamına koyduğu için Allah'a şükretsin. Ve bu görevde Şeriatın vacip kıldığı ve gerektirdiği hakkı ikame etmeye çalışsın. Böylece de bir sünneti ihya ve bir haseneyi (sevap) elde et­miş olur. Derim: Bu bilginin aslını EbûMusael-Medînî, Ebû'r-Rebîel-Kelâî el-İktifâ'da, sonra İbnü'l-Esîr'Üsdü'l-ğâbe'de[63] ve îbn Hacerel-İsâbe'de[64] Ebû Hûreyre'nin annesi Ümeyme'nin, ki adının Meymûne olduğu da söyle­nir, biyografisinde verir; Ebû Hûreyre'den; Ömerb. Hattab (ra), görevlen­dirmek üzere kendisinin çağırdı, o da bu görevi kabul etmedi. Bunun üzeri­ne Hz. Ömer ona şöyle dedi: Sen görev almaktan hoşlanmıyor musun? Oysa senden daha hayırlısı ona talip olmuştu. Ebû Hûreyre onun kim olduğunu sorunca, Hz. Ömer: Yusuf b. Yakub (as) dedi. Bunun üzerine Ebû Hûreyre şöyle dedi: Yusuf, bir peygamberin oğlu olan bir peygamberdir, ben ise Ümeyme'nin oğlu Ebû Hûreyre'yim (bkz. el-Isâbe, kadınlarla ilgili cilt, s. 21). Edip yazar Ebû Muhammed eş-Şarkî b. Muhammed el-Ishâkî, er-Rih-letü'I-Hicâziyye'sinde[65] "... bizi Allah'a karşı gelmekten sakınanlara Ön­der kıl" (Furkân: 25/74) âyetiyle ilgili olarak şöyle der: Bazı alimler bu ayet­ten, insanın, mesela velayet (yöneticilik) ve ilimle ilgili dinde yüce mer­tebeleri ve bunda ilerlemeyi talep etmesinin caiz olduğu hükmünün çıkarı­lacağını söylerler. Hafız Celalüddin es-Suyûtî de el-İklîl alâ istinbâti't-Tenzîl adlı enteresan kitabında Hz. Yusufun "Beni ülkenin hazineleri üstüne (memur) koy. Çünkü ben (onları) iyi korur, (yönetmesini) iyi bilirim"(Yusuf 12/55) sözü ile ilgili olarak şöyle der: Bu âyetle, gereklerini yerine ge­tireceğine güvenen kimsenin, kaza (yargı) vb. görevleri istemesinin ve kâfir ve zalim kimse tarafından bu göreve getirilmesinin caiz olduğu istidlal edilmiştir.[66] İbn Atıyye Tefsirinde şöyle der: Hz. Yusuf un görev istemesi, Allah rızasını kazanma gayesi ve adaletin yerine gelmesine olan arzusu se­bebiyledir. Bunun benzeri, ensardan kendisine danışan birisini, iki kişiye emir1ik yapmaktan nehyetmesine rağmen, Hz. Ebubekir'in hilafet görevini yüklenmesidir. Hadis. Nitekim faziletli kimseye de, yerine kimseyi görmediği zaman, bir görevde çalışması ve görev istemesi caizdir.[67] İbn Hacer, el-İsâbe'de birçok yerde, hulefâ-yı râşidinin idarî görevlerde ashaptan başka kimseyi tercih etmediklerini belirtir.[68] İbn Sa'd'ın Tabakat'da Müstazil b. Husayn el-Bârikî el-Ezdî'nin biyografisinde ondan şu rivayette bulunduğunu gördüm: Ömer b. Hattâb'ı duydum, şöyle diyordu: "Kâ'be'nin Rabhine andolsun ki Arapların ne zaman helak olacağını biliyorum; on­ların işlerini Resulullah'a (sav) arkadaşlık etmemiş ve câhiliyye işine gale­be çalmamış kimseler yürüttüğü zaman" (bkz. VI, S8).[69] İbn Ebî Şeybe de Musannef inde, hulefâyı râşidinin fetihler sırasında ashaptan başkasını emir tayin etmediklerini belirtir.

Nasılki her şeyin bir materyali vardır, bizim bu kitabımızın da hadis açısından kaynakları şunlardır[70]: İslâm'ın kolu ve bileği olan Kütüb-i Sitte ve şerhleri. Özellikle hafızların efendisi İbn Hacer'in Fethu'l-Bârî, Bed-rüddin el-Aynf nin Umdetü'1-kârî, Bedrüddin ez-Zerkeşî'nin et-Tenkîh[71], Hafız es-Suyûtî'nin Tevşîh[72] ve ihtisarı, Bedrüddin ed-Demâmînî'nin el-Mesâbîh[73], Arif İbn EbîCemre'ninBehcetü'n-nüfûs[74] Şihâbüddin el-Kas-tallânî'nin Irşâdü's-sârî, İbn Gâzî ve Meserrâte'de medfun arkadaşı derin İmam Ebû'l-Abbas Zerrûk'un[75] haşiyeleri. Arif el-Fâsî'ninTeşnîfü'1-mesâmi'i[76] ve kardeşinin torunu Ebû Zeyd el-Fâsî'nin taliki. Ebû Abdullah İbn Zekri[77] ve talebesinin talebesi Ebû Abdullah Muhammed et-Tâvudi İbn Su-de'nin haşiyeleri.[78] Ebû Zeyd el-Meccâcfnin, İbn Ebî Cemre'nin Muhta-sar'ına şerhi. Ebûl-Feyz Hamdun İbnü'î-Hâc'ın Neflıatü'1-miski'd-dâri şerhu nazmi Mukaddimeti Fethi'1-Bârî.[79] Hocamız Ebû Abdullah Mu­hammed el-Fudayl el-İdrisî ez-Zerhûnfnin[80] el-Fecrü's-sâti* ala's-Sahî-hi'1-câmi'i. Sahih-İ Müslim'in Nevevî, Kadı Iyâz, Ubbi, İbnü'n-Neşşât, Senûsi ve Suyûti'ye ait şerhleri. Suyûti'nin Kütüb-i Sitte'ye haşiyeleri, özellikle Kûtu'l-muğtezî ala Câmii't-Tirmizî. Ebûl-Hasenât Muham­med b. Abdullah el-Pencâbî el-Hindî'nin Avnü'l-Vedûd alâ Süneni Ebî Davud[81] Fahrü'l-Hasan el-Gankohî el-Hindfnin et-Ta'lîku'1-mahmûd alâ Süneni Ebî Dâvud. Hocalarımızdan birçoklarının hocası Medine-i Münevvere'nin muhaddisi Şeyh Abdülaziz[82] Ebû Said ed-Dihlevî el-Mede-nî'nin İncâhu'1-hâce alâ Süneni İbn Mâce. Emîr Seyyid Sıddık Hasan Han el-Bûhubâlî (el-Bhopâlî) el-Hindî'nin el-Hitta fi zikri's-sihâhi's-sitte. Dârülhicre imamının (İmam Mâlik) Muvatta’ı ve şerhleri, özellikle İmâm Ebû'l-Velid el-Bâcfnin el-Müntekâ'sı, İmam Ebubekr İbnü'l-Arabî el-Meâfırî'nin el-Kabes alâ Muvattai Mâlik b. Enes[83], Suyûtî'nin haşiye­si[84], Muhammed b. Hasan'ınMuvatta’ı[85] ve Ebû'l-Hasenât Muhammed Ab-dülhay el-Leknevî el-Hindfnin buna haşiyesi[86] Ahmed b. Hanbel'in Müsned'i ve Medine'nin muhaddisi Ebûl-Hasan es-Sindî'nin ona haşiyesi. Ebû Muhammed Abdullah b. Abdurrahman ed-Darîmî'nin Müsned’i, Halife Ömer b. Abdülaziz'in Ebû Bekr Muhammed b. Muhammed el-Bâğandî[87] ta­rafından tahricedilenMüsned'i. Bueser Hindistan'da basılmış olup naşiri­nin kimin tarafından derlendiğini zikretmemiş olması gariptir.

Buharî'nin el-Edebü'1-müfred, İmam Ebû Muhammed Abdurrah­man b. Ebî Hatim el-Hanzelî'nin el-üel, Hafız Nuruddin el-Heysemî'nin Mecmau'-zevâid'i. Hafız Suyûtî'nin el-Câmiu'1-kebir, eI-Cami uV sa­ğır adlı eserleri ve her ikisi de Münâvî'ye aitFeyzü'l-Kadîr[88] ve et-Teysîr adlı şerhleri ile Azizi[89], Şemsüddin el-Alkami[90] ve Şemsüddin el-Hifnfye ait haşiyeleri. İbnü'l-Hindî'nin (Muttaki el-Hindî) Kenzü'l-ummâl ve muhta­sarı Muntahabu Kenzil-ummâl. Hafız Cemalüddin ez-Zeylaî el-Hanefî'nin Nasbu'r-râye fi tahrîci ahâdîsi'l-Hidaye ve Hafız İbn Hacer'e ait muhtasarı. Yine îbn Hacer'in Telhîsül-habîr fî tahrîci ahâdîsi'r-Itâfiî el-kebir. Mişkâtü'l-Mesâbîh ve el-Kârî el-Hanefî diye bilinen Şeyh Ali. b. Sultan el-Mekkî'nin (Aliyyül-Kârî) buna Mirkâtü'l-mefâtîh alâ Mişkâti'l-Mesâbîh adlı şerhi[91] Mecdüddin Ibn Teymiyye'ninMüntekâl-ahbâr ve Kadı Muhammed b. Ali eş-Şevkânî es-San'ânî'nin buna yaptığı Neylül-evtâr adlı şerhi. Mağrib'in iftiharı Kadı Ebû'1-Fadl Iyaz'ın (Allah ondan razı olsun ve rahmet etsin) Şerhu Hadîsi Ümmi Zer’[92], Hafız es-Sehâvî'nin el-Mekâsıdü'1-hasene, Şemsüddin Muhammed b. Ahmed b. Akîle el-Mekkî'nin Arûsül-efrâh fî ma'nâ hadîsi'l-ervâh[93], Ebû Muham­med İbn Kuteybe'ninMüşkilû'l-hadîs[94], arkadaşımız Şeyh Tahir el-Cezâ-irî ed-Dımaşkî'ninTevcîhü'n-nazar[95], İbn Hacer el-Heytemî'ninel-Fetâ-va'1-hadîsiyye, İbnü't-Tallâ el-Kurtubî'nin Akdiyetü Resûlillah (sav), Hafız Ebû'1-Alâ el-Irâkî el-Hüseynî el-Fâsî'nin ed-Dürerü'1-levâmi fil-kclâm alâ ahâdîsi Cem'il-cevâmi[96], Emîr Sıddık Hasan Han el-Bhopâlî'nin Bülûğü's-sûlfî akdiyyeti'r-Resûl, Arif Ebû Muhammed Ab-dülvehhab eş-Şa'rânî el-Mısrî eş-Şafıî'nin Keşfü'l-ğumme, Şemsüddin Muhammed b. Mustafa el-Kirmânî el-Hanefı'nin Nibrâsül-ukûli'z-ze-kiyye fî şerhi'l-Erbâine hadîseni'n-Nebeviyye, TahâvfninMüşkilü'l-âsârma Bâcf nin yaptığı ihtisara Kadı Ebû'l-Mehasin Yusuf b. Musa el-Ha-nefı'nin telhisi olan el-Mu'tasar mine'l-Muhtasar[97], İbn Sultan el-Mekkî diye bilinen Ebûl-Hasan Ali el-Kârf nin Haskefî tarafından rivayet edilen Müsnedü Ebî HanîfeVe şerhi, Şeyh Ebû'l-Mehâsin Muhammed b. Halil el-Kâvukcî el-Hanefî et-Tarablusî eş-Şami'nin ez-Zehebü'I-ibiiz alal-Mu'cemi'l-vecîz"i.[98]

Siret-i Nebeviyye kitapları: Tirmizi'nin ŞemâiH ve İbn Hacer ile Mü-nâvî'ye ait şerhleri, Suyûti'nin haşiyesi. Islâmda ilk telif edilmiş sîret kitabı olan İbn Ishak'ın Sîretfi, İbn Hişâm'a ait tehzîbi (es-Siretü'n-Nebeviyye), Ebû Zer el-Huşenî'ye[99] ait gariblerinin şerhi ve Merakeş'te medfûn Ebûl-Kasım es-Süheyli ed-Darir’e ait şerhi (er-Ravdü’l-ünüf).Hafız Ebu Ömer b. Abdilber’in ed-Dürer fi’l-meğazi ve’s-siyer adlı sireti.Hafız İbn Hacer al-İsabe’de çeşitli yerlerde bir vasıta ile bu eserden nakilde bulunur ki o sırada bu eserin elinde bulunmadığı anlaşılmaktadır.Ebü’r-Rebi el-Kelai’nin el-İktifa, Şifa ve şerhleri, özellikle İbn  Sultan diye bilinen Ali el-Kari’nin şerhi, Şihabüddin el-Hafaci’nin Nesimü’r-riyaz’ı, İbnü’t-Tilimsani’nin el-Menhelü’l-asfa ale’ş-Şifa, İbn Abdisselam Bennani[100]  ve Hureyşi’ye[101]  ait ihtisarları. Gördüğünüz  veya duyduğunuz  en büyük  mevlid olan Hafız  Ebu’l –Kasım el-Azefi el-Büsti’nin ed-Dürrü’l-munazzam fi mevlidi’n-Nebiyyi’l-muazzam.[102] Amiri’nin Behcetü’l-menafil’i ve bunun İbnü’l-Eşhar el-Yemeni’ye ait haşiyesi.[103] İbn Seyyidinnas’ın sireti[104] ve Hafız Burhanüddin el-Halebi’ye ait haşiyesi Nuru’n-Nibras.Şerif et-Taberi’nin Sireti.Hafız Zeynüddinn el-IrakiElfiyyesi[105]   ve Münavi ile Şeyh Tayyib  İbn Kiran’ın[106]  buna şerhleri. Şihabüddin el-Kastallani’nin el-Mevahibü’l-ledüniyye’si.Bu elden ele dolaşan özlü ve kapsamlı bir kitap olup kendisiyle ilgili  çeşitli çalışmalr yaparak alimler ona itina göstermişleredir.Ancak tuhaftır ki bu kütabın, şarihi Zürkan’ın de belirttiği gibi (I,19), referans vererek veya vermeden yarısının Fethü’l Bari’den alındığını görmekteyiz.[107] Nitekim Zurkani bundan önce şöyle der: Müellif, bölüm ve babların çoğunda eş-Şifa’dan iktibasta blunmuştur.Hatta önsözün başında onu izleyerek, münakaşa konusu olmakla birlikte “e-Münferid” demiş ve böylece tabi kimsenin lisan-ı haliyle sanki şu beyti söylemiştir.[108] 

Ben başka değil Gaziyye[109] kabilesindenim, o azar zulmederse

Ben de ederim, Gaziye doğru yolda olursa ben de olurum.[110]

Ve el-Mevâhib'in ŞemsüddirrMuhammed b. Abdülbaki ez-Zurkanî'ye ait şerhi ve onun hocası Nuruddin Ali eş-Şebrâmellisî'ye ait haşiyesi.[111] İbn Kayyim'in el-Hedyü'n-Nebevî'si.[112] Nuruddin Ali b. Burhanüddin el-Ha-lebî el-Mısrî'nin es-Sîretü'1-Halebiyye'si.[113] Hafızların sonuncusu Muhammed b. Yusuf eş-Şâmî'nin eş-Şâmiyye'si.[114] Bu eser siyer kitaplarının muhteva bakımından en kapsamlısı, en genişi ve cildi en çok olanıdır. Al­lah'a hamdolsun elimde mevcuttur. Dil alimi İbn Fâris'in Sîret'i[115] ve muhaddis Kadı Ebû Ali b. Ebi'l-Kasım b. Badis el-Kısmıtînî'nin Fevâidü'd-dürer ve ferâidü'l-fiker fî şerhi Muhtasari's-siyer[116] adlı şerhi. Bu şerh, kalın bir cilt halinde, konusu ihatalı ve muhtavası zengin bir eserdir. Allâme Osman b. Ali'nin Makâlâtü's-seniyye fî medhi hayril-beriyye[117] adlı eseri. Manzum bir siret olan bu eser İslâm'da telif edilen kitap­ların en enteresanlarından ve İlyada destanına karşı kendisiyle övünebile­ceğimiz eşsiz manzumelerden biridir. İbnü'l-Münâsif el-Kurtubî diye tanı­nan Kadı Ebû Abdullah Muhammed b. îsa b. Asbağ el-Ezdî'nin ed-Dür-retü's-seniyye fi'1-mealimi's-sünniyye'si.[118] Bu eser yaklaşık yedi bin beyitlik recez türünden enteresan bir manzumedir. Minhatü'1-vâhi-bi'1-hibâtil-behiyye ve's-salâtil-fâhire fi medhi sâhibi'1-âyâti's-se-niyye ve'1-mu'cizâti'l-bâhîre.[119] Bu da son derece beliğ ve olağanüstü gü­zel bir "hemziyye" manzume olup yaklaşık beşbin beyitten meydana gel­mektedir. Ebûl-Abbas el-Makkarî'nin Fethü'l-müteâl fî medhi'n-niâl adlı eseri[120] ve muhtasarı. Suyûtî'nin Ünmûzecül-lebîb fî hasâisi*l-ha-bîb'i[121] ve Şemsüddin Muhammed b. Ömer er-Ravdî el-Mâliki el-Ezherî'nin buna şerhi. el-Kutbu'1-HaydarfninHasâis'i.[122] Bu, Hafâcî'nin Şerhu'ş-Şi-fâ'da birçok yerde, eşi bulunmayan bir eser olduğunu belirttiği bir kitaptır. Ebû İsa el-Mehdî b. Ahmed el-Fâsî'nin Simtü'l-cevheri'l-fâhir fî mefahi­ri Seyyidi'l-evâil ve'1-evâhir'i.[123] Şihâbüddin el-Halvânî'nin el-Mevlîdül-kebirl Seyyid es-Semhûdf nin Vefâül-vefâ ve Hulâsatü'l-Vefâ'sı.

Seyyid Cafer el-Berzencî'ninTârîhu'1-Mescidrn-Nebevî.[124] EbûZeydAb-durrahman b. Abdülkerim el-Ensârî el-Medenî'nin Tuhfetül-muhibbîn vel-ahbâb fi mâ lil-Medeniyyîn minel-ensâb.[125] Bu kitap, Medine-i Münevvere'ye dair nadir eserlerden biridir. Şeyh Ebûl-Mehâsin en-Nebhâ-nîel-Beyrûtî eş-Şâmî'nin Nücûmü'l-muhtedîn ve rücûmü'l-mu'tedîn fî delâili nübüvveti Seyyidi'l-mürselin.[126] Şerefiiddin el-Bûsîrî'nin el-Hemziyye’si[127] ve Şemsuddin (Muhammed b. Abdülmün'im) el-Cevcerî, Şihâbüddin İbn Hacer el-Heytemî, Şemsuddin el-Hıfnî, Ebû Abdullah Muhammed (b. Ahmed) Benis el-Fâsî, Şeyh Süleyman (b. Ömer) el-Cemel el-Mısrî, Ebû'l-Abbas (Ahmed b. Ahmed) es-Sâvî el-Mısrî[128], Ebû Abdullah Muhammed Züneybir es-Selâvî, Ebû Abdullah Muhammed b. Ahmed el-Hudaykîes-Sûsî[129], Miknâs kadısı Ebû MuhammedAbdülkâdires-Sicilmâsî, Ebû Abdullah Muhammed b. Abdurrahman es-Savmaî et-Tâdelî ve di­ğerleri tarafından yapılan şerhleri. Ebû'l-Abbas el-Câderî'nin Şerhül-Bürde’si[130]

Ashab biyografilerine dair eserler: İmam İbn Sa'd'ın et-Tabakâtül-kübrâ'sı. Bu kitap Avrupa'da sekiz cilt halinde basılmış olup muhtemelen ashab tabakatına dair İslâm'da yazılmış ilk eserdir. Ondan sonra ashabl a il­gili eser yazan herkes onu örnek almışlardır. Sonra, Hafız Ebû Ömer b. Ab-dilber'in el-İstiâb! ve bunun muhtasarı Envâru ûli'l-elbâb fihtisârî Kitâbi'l-İstiâb.[131] Îbnü'l-Esîr'in Üsdü'1-ğabe ve hafızların efendisi îbn Ha-cer'in el-İsâbe'si. Bu eser, her araştırıcının diğer konularda da aradığı her türlü bilgiyi bulacağı taşkın deniz olup bu konuda en geniş muhtevaya sa­hiptir. Mağrib ve Fas'ın muhaddisi Ebû'1-Alâ el-Irâkî el-Hüseynf nin[132] oğlu Ebû Zeyd Abdurrahman'ın[133] el-İsâbe'ye yaptığı muhtasar. Hafız ez-Zehebfninet-Tecrîd'i. Suyûtî'ninDürrü's-sehâbe fî-men dahale Mısr mi-ne's-sahâbe.[134] Behcetül-mehâfil müellifi Ebû Zekeriya Yahya el-Âmi-rî'nin er-Riyâzül-müstetâbe fî cümleti men ravâ fi's-Sahihayn mi-ne's-sahâbe.[135] Zamanın iftihar vesilesi Zü'1-vezâreteyn İmam Ebû Abdullah Muhammed el-Gafıkî el-Endelüsfnin Zıllül-ğamâme ve tavku'1-hamâme fî menâkıbi men hassahu Resulullah (sav) bi'l-kerame.[136] Bu eserin müellifi hakkında şöyle denmiştir: Endülüs'te onun gibi bir başkası hakkında "kâtib" sözü kullanılmış değildir. îmam Muvaffakuddin Abdul­lah b. Ahnıed b. Kudâme el-Hanbelî el-Makdisî'ninel-İstabsâr fî ensâbil-ensâr.[137] Hafız İbnü'l-Cevzi'nin Sîretu Ömer b. el-Hattâb. Hafız İbnü'l-Cezerî'ninEsnel-metâlib fî menâkıbi seyyidina Ali b. Ebî Talib.[138] Ha­rem Şeyhi ve Hicaz hafızı Hafız Muhibbüddin Ahmed b. Abdullah et-Ta-berî'ninZahâirü'1-ukbâ fî menâkıbi zevi'l-kurbâ. Medine-i Münevvere tarihçisi İmam Nuruddin Ali es-Semhûdî eş-Şafiî el-Medenî eş-Şâmî'nin Cevâhirül-ikdeyn fî fadli'ş-şerefeyn şerefil-ilmi ve'n-neseb.[139]

Tarih, edebiyat ve ensâb kitapları: İslâm'ın hafızı Ebû'l-Kasım İbn Asâkir'in Târîhu'ş-Şam'ı.Veliyyüddin îbn Haldun el-Hadramfnin el-İber ve Mukaddime'si. Hafız Ebû Muhammed İbn Hazm el-Endelüsî'nin Cem-here'si. Ebû'l-Ferec Muhammed b. Ebî Yakub Ishak en-Nedîm eş-Şîî'nin Fihrist'i. Şihâbüddin Ahmed el-Kalkaşandî'nin Subhu'1-a'şâ fî sınâati'l-inşâ'sı. Bu kitap İslâm tarih, medeniyet ve edebiyatı konusunda yazılmış en büyük eserlerden biri olup basılması bu çağın en eşsiz hasenatındandır. îbn Kuteybe'nin el-Maârifi. Kadı İbn Hallikân'm Vefeyâtül-a*yân'ı Hafız es-Suyûtî'ye ait şu dokuz kitap: Târflıu'l-hulefâ, Lübbü'l-eibâb fi'l-ensâb[140],Tabakâtü'l-luğaviyyînve'n-nuhat[141],Âkâmü'l-ikyânfi'l-hisyân[142], Hüsnü'l-muhâdara fî ahbari Mısr ve'1-Kahire, Tedbirü'r-ravi fi şerhi Takrib'in-Nevevi, Risaletü'z-zecer fi'l-heceri[143],el-Müsâ rae ile'l-musâraa[144], el-Ecrü'1-cezel fi'1-gazel[145], Şehy Kuveysim et-Tû nisî'nin ed-Dürerü'l-münteşire fi'1-ahâdîsi'l-müştehire[146], Simtü'1-le âl fî beyâni mâ iştemele aleyhi Kitâbu'ş-Şifâ mine'r-ricâl.[147] Bu eseı onbir cilt olup bende dört cildi vardır ve diğer ciltlerini de mütalaa etmişim dir. Bu, kapsamlı ve nadir bulunan kitaplardan biridir. İbn Abdirabbih el-Endelüsfnin el-ikdü'1-ferîd. İbn Ebî Usaybia diye tanınan Muvaffakuddin Ebû'l-Abbas Ahmed b. Kasım es-Sa'dî el-Hazrecî'nin Uyûnu'1-enbâ fî ta-bakâti'l-etibbâ. Sıbtu İbni'I-Cevzî el-Hanbelfnin Mir'âtü'z-za-mân. el-Karamânî diye meşhur Ebû'l-Abbas Ahmed b. Yusuf b. Ahmed ed-Dımaş-kî'nin Ahbârü'd-düvel ve âsârü'l-üvel.[148] Makrizî ve Ali Paşa Mübârek'in Hıtatu Mısrları. Arkadaşımız saygın yazar, Mısır'da mukim Refik Bey el-Azm ed-Dımaşkî'nin Eşheru meşâhiri'I- İslâm fTl-hurûb ve's-siyâse.[149] Hafız Muhammed b. Nasiruddin ed-Dımaşkî'nin tabakâtul-huffâza dair Bediiyyetü'l-beyân'ın[150] et-Tibyân adlı şerhi. KadıTâcüddines-Sübkîeş-Şafîî'nin Tabakâtü'ş-Şâfiiyyeti'I-kübrâ. İbnüVSem'ânî'nin el-Ensâb'ı. Salahuddin es-Safedf nin Nektü'l-himyân fî haberi'l-umyân. Subhu'l-a'şâ müellifinin (Kalkaşandî) Nihâyetü'1-ereb fî ma'rifeti ensâbi'I-Arab. İbn Ferhûn'un ed-Dîbâcü'1-müzheb ve Ebû'l-Abbas es-Sûdânî'ye (Ahmed Bâbâ et-Timbuktî) ait zeyilleri en-Neyl (Neylül-ibtihâc bi-tatrî-zi'd-Dibâc) ve el-Kifâye. İmam Ebû Abdullah Muhammed b. Ahmed el-Hudaykî es-Sûsfnin Tabakât'ı.[151] Allâme Hafız İbn Kutluboğa el-Ha-neffnin Tabakâtu'l-Hanefîyye'si (Tâcü't-terâcim). İbn Ebî Zer'in Rav-du'1-kırtâs'ı (el-Enîsü'1-mutrib bi-ravdil-kırtâs..). Kalkaşandî'nin Subhu'l-a'şâ'sının temel kaynağı olan îbn Fadlullah el-Ömerî'in et-Ta'rîf bn-mustalahi*ş-şerîf adlı eseri. Yine İbn Fadlullah'ın Mesâlikü'l-ebsar fî memâliki'l-emsâr[152] Mûcirüddin el-Hanbelî'nin el-Ünsü'1-celîl fî târîhil-Kuds vel-Halîl. İbn Beşkuval'ın Sila'sına Hafız İbnül-Ebbâr el-Endelüsî ve başkalarının "tekmile"leri. İbnü'l-Ahmer diye bilinen Ebûl-Velîd İsmail b. el-Emîr Yusufun Ravdatü'n-nisrin fî devleti Benî Merîn.[153] Yine İbnü'l-Ahmer'inMüstevdau'l-alâme. Hafız ez-Zehebî'nin Tezkiretü'l-huffâz ve Târihu'l-İslâm’ı. Muhammed b. Abdüsselâm b. Is-hak el-Ümevî el-Maîîkî'nin[154] et-Ta'rîf bi'r-ricâli'1-mezkûrîn fî Muhta­sarı Îbnil-Hâcib el-fer’î. Ebû Abdullah Muhammed b. İbrahim eî-Lu'luî ez-Zerkeşi'ninTârîhü'd-devleteyn el-Muvahhidiyye ve'1-Hafsiyye.[155] Ebû Ali Ahmed b. Ömer b. Rüste'ninel-Alâku'n-nefîse.[156] Tunus devletin­de divânü'1-inşa reisi tarihçi Hüseyin Hoca el-Hanefî et-Tûnisî'nin Zeylü Beşâiri'1-imân fî ftıtûhati Al-i Osman.[157] Makkarfnin Nefhu't-tîb ve Ezhâru'r-riyâz fî ahbâri İyâz adlı eserleri. Ebû'l-Abbas İbnü'l-Kâdî'nin Cezvetü'l-iktîbâs. Yine onunDürretü'l-hicâl ve Laktü'l-ferâid.[158] Şeyb Ebû Ras el-Muaskerî'nin el-Haberu*l-mu'rib.[159] Hafız Ebûl-Ferecîbnü'l-Cevzî'nin Reyyü'z-zamâ fî-men kâle'ş-şi're mine'1-imâ, Telbîsu İblîs ve et-Telkih.[160] Şemsüddin Muhammed Halil el-Murâdî ed-Dımaşkî'nin Sükü'd-dürer fî ehli'1-karni's-sâni aşer. Ebû Mansur es-Sealibî'nin er eşsiz eserlerinden biri olan Simârü'l-kulûb fi'1-muzâf ve'1-mensûb.[161] Şemsüddin Muhammed b. İbrahim b. Said el-Ensârî el-Ekfânî'nin îrşâdü’l-kâsid ilâ esne'l-mekâsıd.[162] Ahmed b. Mustafa Taşköprüzâde'nir Miftâhu's-saâde ve misbâhu's-siyâde. Kadı Ebû'1-Feth Muhammed et Tâlib b. Şeyh Ebi'1-Feyz Hamdûn b. el-Hâc es-Sülemî el-Fâsî'nin el-Ezhâ ru't-tayyibetü'n-neşr fî ba'di mebâdi'1-ulûmi'l-aşr.[163] Selâ'nın iftihar Ebû'l-Abbâs en-Nâsırî es-Selâvî'nin el-İstiksâ.[164] Meşhur Fransız tarihç Sedillot'un Hulâsatu Târüıi'l-Arab'ı.[165] Ebû Muhammed Abdüsselâm b el-Hayyâtel-Kâdirîel-Fâsî'ninet-Tuhfetül-kâdiriyye.[166] KadıEbû'l-Fet Îbnül-Hâc'ın el-İşrâf alâ men bi-Fâs min meşâhiri'l-Eşrâf.[167] Ebû Zeyc Abdurrahman b. Abdülkâdir el-Fâsî'nin[168] Tuhfetü'l-ekâbir fî menâkı-bi'ş-Şeyh Abdilkâdir. Ebû Muhammed el-Velid b. el-Arabî el-IrâM el-Fâ sî'nin ed-Dürrü'n-nefîs fî-men bi-Fâs min ebnâi Muhammed b. İdris.[169] Dayımın oğlu Ebû Abdullah Muhammed b. Cafer el-Kettanî el-Fâsî' nin Selvetül-enfâs fî-men ukbire mine'l-nlemâ ve's-sâlihîn bi-medi neti Fâs.[170] Molla Katip Çelebi'nin Keşfu'z-zunûn. İmam Hafız Ebû'l-Kâ sim et-Tücîbî'nin Rihle'si.[171] Ebû Muhammed Abdulah et-Ticânî'nin Rihle'si.[172] Şeyh Ebû Salim Abdullah b. Muhammed el-Ayyâşî'nin Rihle's Mâu*l-mevâid.[173] Ishâkî'niner-Rihletü'l-Hicâziyye'si.[174] Mağrib-iAksa da hafızların sonuncusu EbûAbdullahMuhammedb. Abdüs selam en-Nâsı-rî ed-Der'î'nin Rihle'si.[175] Orta Mağrib'in hafızı Şeyh Ebû Râs el-Muas-kerfnin Rihle'si.[176] Şeyh Mustafa Es'ad el-Lukaymî'nin Fevâtihu'1-üns fi'r-rihle îlel-Kuds.[177] Kâtib Ebû'l-Kasım ez-Zeyyânî el-Fâsî'nin Rihle'si-nin adı ise et-Tercümânetül-kübrâ'dır.[178] Muhanımmed b. Abdülcevâd el-Kâyânî el-Mısrî'nin Ravdatü'l-beşâm fî'r-rihle ilâ bilâdi'ş-Şâm.[179] Sadık Paşa el-Müeyyed el-Azm'ın Rihletü'l-Habeşe.[180] Şeyh Rifaa et-Tahtâvî el-Mısrî'nin Tahlisü'l-ibrîz'i.[181] Şam'ın hafızı Şemsüddin Muham-med b. Nâsirüddin ed-Dımaşkî eş-Şâfıî'niner-Reddü'1-vâfîr alâ men zea-me enne men semmâ îbn Teymiyye Şeyha'l-İslâm kâfir.[182] Ebûl-Me-hâsin'inen-Nücûmu'z-zâhire fî mülûki Mısr ve'1-Kâhire. Bu eser 1851 yılında Leiden'de basılmıştır.[183] CorciZeydan'ınTârîhuMısri1-hadîs[184] ve bunun tenkidi Nebşü'l-hezeyân min Târihi Corci Zeydân[185] ve onun bu­na cevabı. Suyûtf ninEvâil'i. Ana tarafından dedemiz Ahmed b. Abdülhay el-Halebî'nin ed-Dürrü'n-nefîs.[186] Ebû Abdullah Muhammed el-Mekkî b. Musa b. Muhammed en-Nâsırî'nin ed-Dürerül-murassaaa fi sulehâi Der'a.[187] Mısır'da medfun Ebû Abdullah Muhammed b. et-Tayyib el-Alemf-ninel-Enısül-nıutrib fi-men lakiytuhu min udebâi'l-Mağrib.[188] Şeyh Abdülğani en-Nablusî'nin er-Reddül-metîn alâ müntekisi'ş-Şeyh Muhyiddin.[189] Ebûl-Abbas İb-nü'1-Hâc'ınTârîhu'd-devleti'l-Haseniyye el-Aleviyye. Ebû Zeyd el-Fâsî'nin Tarihu Büyü (ati Fas.[190] Kadı îbnül-Hâc'ınRiyâzü'1-verd fî-mâ intemâ ilâ hâze'1-cevheri'l-ferd.1[191] Ebû Abdullah Ekensus es-Sûsî el-Merâkeşf nin el-Ceyşü'l-aremremül-humâ-sî.[192] Mahmud Fehmi el-Mısrî'nin müteaddit ciltlerden oluşan el-Bahrü'z-zâhir fî târihi'1-âlem ve ahbâril-evâil vel-evâhir.[193] Takiyüddin el-Makrizî'ninRisâletü'n-nukûdil-îslâmiyye.

Tefsir, fıkıh, usûl, tasavvuf, dil, siyâset, tıp ve hikmete dair eserler: Hicri IV. yüzyıl ulemasından ve ahkâmü'l-Kur'ân'a dair ilk defa telifte bulu­nanlardan biri olan İmam Ebû Bekr Ahmed b. Ali el-Cessâs el-Hanefî el-Bağdadî'nin Ahkâmü'l-Kur'ân'ı. Kadı Ebûbekr İbnü'l-Arabî el-Meâfıri el-Mâlikfmn Ahkâmül-Kur*ân*ı. İbn Atıyye'nin Tefsîr'i. Kurtûbrnin Tef-sîr'i. Zemahşerî'nin el-Keşşâfı. İbn Arefe et-Tûnisî'nin Tefsîr'i. Ebussuud el-Hanefî'nin Tefsiri Hafız es-Suyûtî'nin ed-Dürrü'1-mensûr, el-İtkân fî ulûmi'l-Rur'ân ve el-îklîl fî istinbâti't-Tenzîl. Şeyh Muhammed en-Nevâvî el-Câvfnin Merâhulebîd adlı tefsiri.[194] Üstad Mukri Ebû Abdullah Muhammed b. Abdüsselam el-Fâsî'nin el-Muhâdî.[195] Mâliki fıkıh kitapla­rından: el-Müdevvene. İbn Ebî Zeyd'iner-Risâle'si ve Ebû Yahya et-Tâzî, İbn Naci, Zerrûk, Uchûrî, Cesus ve başkalarının şerhleri.[196] Ebû Ömer İbn Abdilber'in el-Kâfi.[197] Ebûl-Velid İbn Rüşd'ün el-Beyân ve't-tahsîl. Ebûl-Kasımİbn Cüzey'in el-Kavânin.[198] Ebû'l-Abbas el-Kabbâb'ın,Kavâidu I-yâz'a şerhi.[199] Hafız el-Venşerîsî'nin el-Mi'yârü'1-mu'rib. Ebû Abdullah el-Mevvâk el-Gıfnâtî ve el-Hattâb el-Mekkî'nin Muhtasar'a şerhleri. Yine Zurkânî, Şebrahîtî ve Ebû Ali b. Rahhâl' el-Ma'dânî'nin şerhleri.[200] Rehûnî ve Şeyh el-Emîr el-Mâlikî el-Mısrf nin haşiyeleri. Mezkur el-Emîr'in kendi el-Mecmû'una yaptığı şerhin haşiyesi.[201] Şemsüddin ed-Desûkî'nin Der-dîfin Muhtasar şerhine haşiyesi.[202] Tefcerûtî'nin Tenbîhü'l-gâfil.[203] İbn Ferhun'un Elgâz'ı[204] İbn Gâzî'nin bazı hocalarının hocalarından olan İmam Ebû Yusuf Yakub b. Musab. Yakub b. Abdullah es-Sinânf nin[205] ferâi-ze dairŞerhu*l-Manzûmeti*t-Tilimsâniyye'si. İbn Ferhûn'un et-Tabsi-ra. Ebû Abdullah Muhammed b. Tayyib el-Kâdirî'nin el-Mürşidü'1-muîn'e yaptığı şerh.[206] İmam Ebû Abdullah Muhammed b. Ahmed b. Kasım el-Uk-bânî et-Tilimsânf ninTuhfetü*n-nâzir ve gunyetü’z-zâkir fî hıfzi'ş-Şe-âir ve tağyîril-menâkir.[207] Ebû'l-Velid et-Turtûşî'ninSirâcü'1-mülûk.[208] Şehbûn el-Yâlsûtî eş-Şefşâvenî diye anılan Ebû Abdullah Muhammed et-Tihâmî b. Muhammed'in el-Misbâhu'1-vehhâci'l-muğnî ani's-Sirâci'ddâc.[209] Şeyh Sîdî el-Muhtâr b. Ahmed b. Ebubekir el-Küntfnin Fethu'I-Vehhâb alâ Hidâyeti'l-tullab.[210] Hocalarımızdan bazılarının hocası, sâ-lih allâme Ebû Abdullah Muhammed b. Ahmed Ulleyş el-Mâlikî'nin Fetâvâ'sı.[211] Yeni Fas'ın kadısı Kadı Ebû'l-Abbas Ahmed b. Said el-Müceylîdî'nin et-Teysîr fî ahkami't-tes'îr[212] adlı eseri. Şeyh et-Tâvûdî b. Sûde el-Fâ-sî'nin Şerhu Camii Halîl.[213] Şeyh Ebû'l-Abbas el-Heştûkîeş-Sûsî'nin[214] el-Vezîaa nazmının şerhi. Şam fakihi ve müftüsü, hocalarımızdan bazı­larının hocası Şemsüddin Muhammed. b. Âbidîn el-Hanefî'nin Tenvîrü*l-ebsâr*ın şerhi olan ed-Dürrü'1-Muhtâr'a yaptığı haşiye. Bu kitap, müte-ahhirin ulemanın Hanefi fıkhına dair telif ettikleri en kapsamlı eserdir. Tenvîru'l-ebsâr'ın adı geçen şerhi ed-Dürrü'1-muhtâr. İmam Alauddin b. Mesud el-Kâsânî'nin Bedâiu's-sanâi fî tertîbi'ş-şerâi'i. Bu, hanefi ki­tapları arasında benzeri olmayan büyük bir eserdir. Büyük üstad allâme Şeyh Abdülğani b. Şeyh İsmail en-Nablusî el-Hanefî ed-Dımaşkî'nin el-Ha-dîkatü'n-nediyye fî şerhi't-Tarîkati'l-Muhammediyye. el-Hâc Receb b. Ahmed et-Türkfnin el-Vesiletü'1-Ahmedîyye ve'z-zeriatü's-serme-diyye fî şerhi't-Tarikati*l-Muhammediyye.[215] Şeyh Ebû Said el-Hâdimî el-Haneffnin el-Berîkatü'l-Mahmûdiyye fî Şerhi't-Tarîkati'1-Mu-hammediyye.[216] Arkadaşımız Seyyid Ahmed el-Hüseynî eş-Şâfıî el-Mısrî'ninNihâyetîn-ihkâmfîmâli'n-iıiyyenıine*l-ahkâm.[217] ŞeyhMansurb. îdris ei-Hanbelî'nin (el-Behûtî), Hanbeli fıkhının büyük kitaplarından olan Keşşâfü'1-kmâ an metni*l-îknâ. Şihâbüddin Ahmed b. Hacer el-Hey-temfnin el-Fetâval-fikhiyye. Şihâbüddin Ahmed er^Remlî eş-Şâfiî el-MısrfninFetâvâ'sı. Adududdin el-îcfnin el-Mevâkıf ve Seyyid Şerifin bu­na şerhi. Ebû Talib el-Mekkî'nin Kûtül-kulûb. Gazzalf nin el-İhyâ. Hafız el-Irâkî'nin bunun hadislerini tahrici.[218] Müteahhirin ulemanın iftiharı ve müsnid muhaddislerin alemi, Mısır'da medfun Seyyid Murtaza ez-Zebî-dfnin İhya şerhi.[219] Hafız Ebû Şâme Abdurrahman b. İsmail el-Makdisî eş-Şâfiî'nin Muhtasaru Kitâbi'l-Müemmel fi'r-redd ala'l-emril-evvel.[220] Fas'ta medfun İmam Ebubekr İbnül-Arabî el-Meâfîrfnin el-Avâsım mi-nel-kavâsım.[221] İmam Takiyüddin es-Sübkî el-Ensârî eş-Şâfiî'nin el-İb-tihâc fî şerhil-Minhâc.[222] Hafız es-Suyûtî'nin Cem*u*l-cevâmi^n nazmı el-Kevkebü's-sâti'e yaptığı şerh.[223] Bazı hocalarımızın hocası Şam müftü­sü ve mahir alimi Şemsüddin Muhammed b. Ahmed b. Âbidîn el-Hanefî ed-Dımaşkî'nin, Usûlü'l-Menâr metnine İf âdetül-envâr adıyla yapılan şerh üzerine Nesemâtü'l-eshâr adıyla yaptığı haşiye. Allâme Abdülali b. Ni-zamüddin el-Ensârî el-Hindî'nin FevâtihuV-rahâmût alâ Müsellemi's sübût.[224] Ebû'l-Abbas Ahmed Hulûlû el-Kayravânfnin ed-Diyâul-lâmi adlı Cemu'l-cevâmi şerhi.[225] Cemu'l-cevâmi*in Celâlüddin el-Mahallfye ait şerhi.[226] Ebû Ali el-Attâr el-Mısrf nin haşiyesi. Ebû Abdullah İbnü'1-Hâc el-Abderî'nin el-Medharı. îmam Ebû'l-Abbâs el-Karâfî'nin el-Furûk. Mevvâk'ın Sünenü'l-mühtedîn.[227] Şeyh Salih el-Makbilî el-Yemenfninel-Alemü'Ş"Şâmihfîîsâri'l-Hakalel-âbâve'l"meşâyih.[228] KadıEbûAbdu} lah İbnü'l-Ezrak el-Gırnâtfnin Bedaiu*s-silk fî tertîbil-milk.[229] Mâver dfninEdebü'd-dünyâ ve'd-dîn. Üstad alim Ebû Osman Said b. Ebû Cafeı Ahmed b. İbrahim b. Luyûn et-Tücîbî'nin el-İnâletü*l-ilmiyye fî ta-rîka-ti'l-fıütarâil-mütecerridîne mine's-sûfiyye.[230] Ifrikiyye sahrasının ali­mi ve kendi adıyla meşhur tarikatın kurucusu Şeyh Muhtar b. Ebubekir el-Küntî'nin el-Ecvibetül-mühimnıe li-men lehû bi-emri dînihi himme.[231] İmam Ebû Muhammed b. Müflih el-Makdisî el-Hanbelî'nin Kitâ-bü'l-Adâbi'ş-şer*iyyeti'l-kübrâ. Bu kifcap İslâm adabına dair en geniş eserlerden biri olup iki büyük ciltten oluşmaktadır. İmam Muhammed b. Abdülkavi el-Merdâvî el-Hanbelf nin Manzume's i[232] ve XII. yüzyıl Şam muhaddis ve alimi Ebû Abdullah Muhammed b. Ahmed es-Seffârînî en-Nablusî el-Hanbelf nin buna yaptığı Gıdâ-ü'1-elbâb li-şerhi Manzûnıe-ti'1-âdâb adlı şerhi.[233] Bu da iki ciltlik bir eser olup çağdaşı eserlere nisbetle kapsam bakımından en geniş ve sağlamlıkta en nadiridir. Allâme Ebû Ab­dullah Muhammed b. Mesud et-Turunbâtî el-Fâsî'nin Bulûğu aksa'I-me-râm fî şerefi'I-ilm ve mâ yeteallak bihi mine'l-ahkâm.[234] Mahir alim Şeyh Abdülhadi el-Ebyârî el-Mısrî'nin Suûdul-metâli', el-Fevâkihül-Ceneviyye ve el-Kasrul-mebnî alâ havâşil-Muğnî adlı üç eseri.[235] Şi-hâbüddin Ahmed el-Berbîr el-Beyrûtî'nin eş-Şerhu'1-celî alâ beyteyi'l-Mavsilî.236 Amcamın oğlu tarihçi, edip, müderris Ebû Muhammed Me'mun b. Ömer el-Kettânî el-Hasenf nin dilci İbn Fâris'in iki beytine Hidâyetü'd-dâl mine'1-kîl vel-kâl adıyla yaptığı şerh:

Bir ihtiyaç İçin gönderdiğinde Bir elçi, ona düşkün durumda.

Hanıza Fethullah el-Mısrî'nin eKMevâhibü'l-fethivye fî ulûmi'l-Arabiyye.[236] Ebû'l-Abbas Ahmed b. Âşir el-Hâfîes-Selâvî'ninKünâşe'si.[237] Ebûl-Abbas el-Hilâlî es-Sicilmâsf nin Şerhu Hutbetil-Muhtasar. Hafız es-Sehâvf nin, Irâki'nin, ıstılahlara dair Elfiyye*sine şerhi.[238] Şeyh Abdur-rauf el-Münâvî el-Mısrî'nin el-Yevâkît ve*d-dürer fî şerhi Nuhbeti İbn Hacer.[239] Şihâbüddinel-Mercânîel-Gâzânî'ninVefeyâtü'l-eslâfvetahiy-yetül-ahlâf adlı tarih mukaddimesi.[240] Bu nefis bir mukaddime olup bu­nunla, İbn Haldun'un kendi tarihine yaptığı Mukaddimesinin benzerini telif etmeyi istemiştir. Türk vezir Cevdet Paşa'nın Tarih'inin mukaddime­si. Adaşımız Ebû'l-Hasenât Abdülhay el-Leknevî el-Hindî'nin Akâmü'n-nefâis fî âdâbi'l-ezkâr bi-lisânı Fâris.[241] Kadı Iyâz'ın Meşârikul-en-vâr, İbnül-Esîr'inen-Nihâye. Şeyh Muhammed Tahir el-Fettenfnin Mecmau bihâri'l-envâr.[242] İmam en-Nevevî'nin Tehzîbü'l-esmâ ve'1-lugât. Mahmud el-Aynî el-Mısrî'nin Şerhu'ş-Şevâhidi'l-kübrâ. Ebûl-Vefâ Nasr el-Hûrînî el-Mısrî'nin el-Metâliu'n-Nasriyye li'1-metâbiil-Mısriyye fi'l-usûlil-hattiyye.[243] Endülüs kadılarının sonuncusu olup Beytü'1-Mak-dis kadısı iken vefat eden Ebû Abdullah Muhammed b;Ali el-Ezrak'm Rav-datü'l-a'lâm bi-menzileti'1-Arabiyye min ulûmil-İslâm.[244] Bu büyük bir eser olup MakkarîNefhu't-tîb'de onunla ilgili olarak "kendi konusunda benzeri yazılmamıştır" der.[245] el-Kâmûs ve İmam Muhammed b. Tayyib eş-Şerkî el-Fâsî'nin haşiyesi.[246] İmam Ebû'l-Abbas Ahmed b. Abdülaziz el-Hi-lâlî es-Sicilmâsî'nin Kâmus'un hutbesine FethuT-Kuddüs adıyla yaptığı şerh.[247] Hafızların sonuncusu Ebû'1-Feyz ez-Zebîdî el-Mısrf nin el-Kâmus Şerhi Tâcü'1-arûs. el-Misbâh. es-Sihâh. Ebû Abdullah Muhammed b. Ah­med b. Yusuf el-Kâtib el-HârizmfninMefâtîhul-ulûm.îbn Ğâzi'nin, İbn Mâlîk'in Elfi yye'sine İthâfu zevîl-istihâk bi-ba'zi mûradil-Mur âdî ve zevâidi Ebî Ishâkadıylayaptığıhaşiye.[248] Ebûl-Feyz Hamdûn b. el-Hâc el-Mirdâsî'nin[249] en-Nevâfihu'1-âliyye fî'1-medâihi's-Süleymâniyye. Ha­fız İbn Teymiyye el-Hanbelî ed-Dımaşkî'nin er-Redd alâ İbni'l-Mutah-har el-Hillî.[250] Yine onun es-Sârimü'1-meslûl alâ şâtimi'r-Resül. İbn Kayyim'in et-Turuku'1-hükmiyye fi's-siyâseti'ş-şer'iyye. Ebû Abdul­lah Muhammed b. Abdurrahman el-Habeşî el-Yemeni'nin Kitâbü'I-Bere-ke fî fadli's-sa'y ve'1-hareke.[251] Şeyh Ebû Salim el-Ayyâşî'nin, İbn Cemâa et-Tûnisî'nin Maûnetü'l-müktesib ve buğyetü't-tâciril-muhtesib adlı buyûuna yaptığı nazma îrşâdü'l-mütesebbib adıyla yazdığı şerh.[252] Emin İbrahim Şümeyyil'in el-Vafi fî'1-mes'eleti'ş-şarkiyye ve müteallika-tihâ.[253] 1296 yılında basılan bu eserin ancak 455 sayfalık birinci cildine va­kıf olabildim. Müsnid muhaddis Allâme Ebû'l-Abbas Ahmed b. Kasım el-Bûnî et-Temîmfnin Fihris'i.[254] el-İhyâ sarihi Hafız Seyyid Murtaza ez-Zebîdî'nin Mu'cem'i.[255] Ebubekr İbn Hayr el-Emevî'nin Fehrese'si. İmam Ebû Zeyd Abdurrahman et-Temenâretî'nin el-Fevâidü'1-cümme fî isnâ-di ulûmi'l-ümme.[256] Şam'da medfun İbn Süleyman er-Rudânfnin Sıla-tül-halef bi-mevsûli's-selef.[257] Şeyh Abdülbâki el-Hanbelî ed-Dımaşkî'-nin (İbn Fakihi Fissa) Riyâzu ehlil-cenne fî âsâri ehli's-sünne adlı fihrisi.[258] Ebû Abdullah Muhammed es-Sağîr el-Fâsf nin el-Minehul-bâdiye fil-esânidi'1-âliye.[259] Hocalarımızdan bazılarının hocası Hicaz muhaddisi Şeyh Muhammed Âbid es-Sindî el-Ensâri el-Medenî'nin Hasru'ş-şârid fî esâttîdi Muhammed Âbid.[260] Şeyh Ebû Muhammed Abdülkadir b. Ahmed el-Kûhin el-Fâsî'nin Imdâdu zevi*l-isti'dâd ilâ meâlimi'r-rivâye ve*l-isnâd.[261] İbn Ebi'l-Hadîdel-MedâinfninŞerhuNehci'l-belâğa.Tunus ka­dısı Ebû Hafs Ömer b. Halef b. Mekkî es-Sıkıllfnin Teskîfii'l-lisân ve tel-kîhu'l-cinân.[262] Bu eser nadir kitaplardan olup Keşfuzzunûn veel-Bulğa müellifleri onu zikretmemişlerdir. Papaz Henri Lammens el-Yesûî'ninTes-rîhu'l-ebsâr fîmâ yahtevî Lübnan mme'l-âsâr.[263] Tarihçi ve nesep ali­mi, seyyah Ebû Abdullah Muhammed b. Hayyat b. İbrahim el-Fâsî'nin Künâşe'si. Ebû'1-Fadl Abbas b. Ebû Abdullah Muhammed b. Abdurrahman es-Sicilmâsî el-Fâsî'nin Künâşe'si[264] Kemalüddin Ebû'1-Fadl Cafer b. Sa'leb el-Udfuvî eş-Şâfıî'ninel-İmtâ bi-ahkâmi's-semâ.[265] Zebid müftüsü ve müsnidi Seyyid Abdurrahman b. Süleyman el-Ehdel'in (rh) en-Nefesü'l-Yemânî ve'r-ravhu'r-reyhânî fî icâzeti'l-kudâti's-selâseti Beni'ş-Şevkânî.[266] Şa'rânfnin Fethu'l-minne fî't-telebbüs bi's-sünne[267], et-Tabakâtü'l-kübrâ, el-Minen[268], Tenbîhü'l-muğterrîn.[269] Hocamız veli­yi nimetimiz üstad babam Şeyh Ebûl-Mekârim Abdülkebir b. Muhammed el-Kettânî el-Hasenî'nin Tahdîdü'l-esînne fî'z-zabb ani's-sünne.[270] Yine onun et-Tevfîk mine'r-Rabbi'l-karîb fî adedi şeybi ve hidâbi'n-Nebiyyi'l-habîb. Allâme Şeyh Abdülkadir el-Fâkihî el-Mekkî'nin Menâ-hicü'l-ahlâki*s-seniyye fî mebâhici ahlâki's-sünniyye.[271] Şemsüddin Muhammed b. Osman el-Belhî'ninel-İhyâ ihtisarı Aynül-ihn ve İbn Sul­tan el-Mekkî el-Hanefî diye tanınan Molla Aliyyü'l-Kârî'ye ait şerhi.[272] Fas'­ta medfun Ebû'l-Kasım b. Haccû el-Hassânî'nin Diyâu'n-nehâri'1-mücellî.[273] Allâme Arif Ebû'l-Meârif Mustafa b. Kemalüddin el-Bekrî es-Sıd-dıkî ed-Dımaşkî el-Hanefî'nin[274] Teşyîdü'l-mekâne li-men hafeze*l-e-mâne.[275] İbn Kayyim ez-Zer'î ed-Dımaşkî'nin el-Vâbilü's-sayyib fî'1-keli-mi't-tayyib[276] veBedâiu'l-fevâid.[277] Huccetü'l-kîramfîmahacceti eh-lil-İslâm[278] Mütefekkir Allâme Ebû Ali Hasan b. Mesud el-Yûsî'ninel-Mu-hâdarât ve el-Kânûn adlı eserleri.[279] Şeyh Rifâa et-Tahtâvî el-Mısrî'nin Menâhi'cül-elbâbi'l-Mısriyye fî mebâhici'l-âdâbi'l-asriyye.[280] Arka­daşımız Şemsüddin Muhammed b. Abdurrahman el-Bûsaîdî el-Cezâirî'nin Bezlü'l-kerâme li-kurrâi'1-mekâme. Vezir Tunuslu Hayreddin Paşa'-mnAkvemü'l-mesâlik fî ma'rifeti ahvâli'l-memâlik[281] adlı eserinin mu­kaddimesi. Ebû'l-Hasan Ali. b. Yusuf b. Ebû'l-Hasan el-Kûmî el-Fâsî'nin ed-Devhatü'1-müştebeke fi davâbiti dâris's-sikke. İmam Ebû Osman b. Bahr el-Câhız'ın et-Tâc fî ahlâki'l-mülûk ve âdâbihim.[282] Bu eser, Câhız'a nisbeti konusunda görüş ayrılığı bulunmaması gereken bir kitapt­ır. Zira bende ondan kalın bir deriye eski bir hatla yazılmış bazı yapraklar var ki Câhız'm bizzat sağlığında veya ondan kısa bir süre sonra yazıldığını sanıyorum. Başlığı şöyledir: "Ebû Osman Amr b. Bahr el-Câhız'ın Mevlây Emîril-mü'minîn Feth b. Hakan için telif ettiği et-Tâc'ın sekizinci cildi." Eğer Ahmed Zeki Paşa el-Mısrî bu yaprakları bulsaydı onları neşreder ve sevinçten coşardı, kitapla ilgili şüphe ve tereddütler de ortadan kalkardı. Metni nakledilen başlığın bizzat Feth b. Hakan tarafından yazılmış olacağı da bazan zihnimi kurcalamıştır. Yine Câhız'm el-Beyân ve't-tebyîn ve Risale fî medhi't-tüccar ve zemmi ameli's-sultan.[283] Hüsnü's-sınâa fî ilmi'z-zirâa ve bundan başka risale ve eserler.

Dayandığım ve izlediğim en büyük kaynaklardan biri de, her ne kadar bütün olarak elde edemediysem deTahrîcü'd-delâlâtiVsem'iyye alâ mâkâne fî ahdi ResûliIIah (sav) mine'l-hiref ve's-sanâi' vel-amâlâtfş-şer'iyye kitabıdır. Bu eserin elde edebildiğim kısmının tertibini esas aldım, onun ana başlık, fasıllar ve nakillerine misillerce ilâvede ve düzeltmede bu­lundum

Ibn Hacer'in el-îsâbe'de, kendisinden önceki müelliflerin yazdıkları­na ilâvede bulunduğunda yaptığı gibi, ben de yapılan ilâveleri genellikle omıne (z. ziyâde) ve (kultu: dedim) işaretini koyarak ayırdım (z. kultu). Onun söylediklerinin benim ilâvelerden ayrılması için, onun sözlerine si­yah mürekkepli çizgiler çektim. Her ne zaman üstten siyah mürekkepli çiz­giler görürsen, o Huzâî'nin sozudur. Benim sozumun başlangıcı ise (z. kul­tu) işaretinden itibarendir. Bu işareti eğer başlıktan önce koymuşsam, bil ki bu başlık ve içindeki bilgilerin hepsi benim ilâvelerimdir. Eğer işareti başlık ve onu izleyen bilgiden sonra koymuşsam, bil ki başlık ve muhtevası Hu-zâî'ye ait, fazlalık ve ilâvelerin hepsi de benimdir.

Bu konuyu yazmada çağın ruhuna uygun bir dil ve konudan çıkmadan mümkün oldukça özet ve kısalık yolunu hedef edinen bir kalem kullandım. Öteden beri, bildiğimiz kadarıyla müellifinin ne kendisinden önce ne de son­ra hiç kimsenin ilgi duymadığı bir konuyu ele aldığı değeri buyuk bu Tah-rîcü'd-delâlât kitabını elde etmeye son derece arzuluydum. Bu kitapta ele alınan konu, ilk kuruluş döneminde islâm uygarlığıdır.

inanarak kesinlikle, ilham edildiğine müellifine dalması

Dikkatleri çeker bir projeye

Ki son derece şükrana değer

Ve bu eser onun için en buyuk anı olarak kalacak

Bununla birlikte görüyorum ki uzun zaman eseri ve müellifini

Yok etti, gömüldüler birlikte nısyân köşelerine

inkâr vadilerinde attı onların ustune ağırlığını ihmal

Bu kitaba arzu ve istekle dolu kaldım ve Vadi Nûn'un bir ucundan el-Arîş'e[284] kadar araştırmaya devam ettim; ta ki 1339 (1921) yılında yaptığım seyahat sırasında Tunus'un goz kamaştırıcı kütüphanesinde buldum ve is­tinsah maksadıyla kütüphaneden çıkardım. Kitabı emanet almam konu­sunda bana yardımcı olanlardan biri de içinde nadir bir "ben" olduğu bu şeh­rin güzelliği ve o zamanki kadısı olan Şeyh Muhammed Tahir Aşûr'dur. Bi­zim memleketle diğer yerlerden birçok ilim ehlinin gelip gittiği bu parlak şehirde bu hazinenin bulunup da hiç kimsenin neşir ve basımı bir tarafa is­tinsah edip getirerek onu ihya etmemiş olduğuna son derece hayret ettim. Fakat çok esef vericidir ki Tunus nüshasının ne üstünde ne fihristinde müellifin adı bulunmamaktadır. Uzun zamandan beri koltuğumun altında oraya buraya taşımama, yazarının biyografisini veren ve onu tanıtan birini anarak sozu çok zamandır onun üzerinde kurmama rağmen ne buna yöne­len ne de bunu araştıran ve dikkat eden kimseyi görmedim. Bu kitaba olan aşkımlayalnız başıma ve gecelerimde onunla tek başıma kalarak kitaba son derece özen gösterdim. İslâm'a hizmet eden müellifinin hakkım vermek, bugün en hayati ihtiyacımız olan konusunu ele almak ve İslâm toplumla­rının karşı karşıya kaldıkları musibeti defetmek maksadıyla, eser Fas'ta elime geçtikten sonra günler ve gecelerle bablarmı fasıllarından ayırmaya, sözlerin başına ve asıllarına İşarete, esere ne önem verir ne değerini bilir ve ne de onun ben ve İslâm eserlerinin aşığı kimselerin katında değerli kitap­ların en büyüklerinden olacağını anlar bulmadığım müstensihinin hata­larını düzeltmeye koyuldum.

Uzun süre onu mütalaa ettim, geceleri inceledim, yolculuklarımda ya­nımda taşıdım, gittiğim her yere götürdüm. Eğer eser örnek alınır, mak­sadına uygun eklemelerde bulunmaya çalışılırsa, faydalı ve sağlam olması­na Önem verenler nezdinde, konu ilâveyi götürür Özelliktedir. Hele daha ön­ce yalnız ehlinin elinde bulunup yaygın değilken bugün kitapların enine bo­yuna yeryüzünün her tarafında, doğusunda, batısında yaygınlık kazandı­ğına bakılırsa. Özellikle İslâm toplumlarının son uyanışları sırasında, mat­baaların geliştiği, çağın buluşlarının ulaşım ve seyahat vasıtalarını yaygı­nlaştırarak daha önceleri çok güç, süre ve mesafeleri çok büyükken yolcu­lukları kolaylaştırdığı bu sırada, daha önce elde edemediğim fırsatı bulup Allah'a hamdolsun en faydalı ve kapsamlı kitapların bulunduğu kütüpha­nemin büyük kısmını mütalaa ederek dört ay veya daha fazla zaman ver­diğim bu risaleyi derledim. Tahrîc kitabındaki bütün faydalı bilgilere ilâ­velerde bulunduğum ve ona güzel kokulu çiçeklerden en güzel ve en faydalı­ları eklediğim bu derlemeyle en büyük şaheser, geçmiş ve geleceklerin ulaş­mayı arzuladıkları en uzak gaye gerçekleşti. Kendi meramımı dile getirme­den önce, geçen bilgileri sundum, sonra iki mukaddimeye yer verdim. Birin­ci mukaddimeyi, kaynakların çoğunun kendisini tanıtmamaları ve çağdaş­ların da gizlice beni dinleyip sonra burada duyduklarım, bu konuda benden müstağni olduklarını izharla anlatanlar olmasa hepsinin onu tanımama­ları sebebiyle Tahrîc kitabı ve müellifini tanıtmaya, onun usulünü, maksat ve gayesini, muhtevasını zikre ayırdım. Sözü benden dinleyip başkasına sa­tanlar aslında hizmetçi veya köleden öte birşey değiller; eğer ben olmasay­dım ne gelebilir ne gidebilirler ve kötülük sahiplerinin siliklikleri içinde kalırlardı. Zira kim olduğundan başka bir tavır takınırsa, sadece aslının de­ğersizliğini ortaya koymuş olur. îkinci mukaddime ise, önce gelenlerle son­ra gelenlerin her iki gruba hizmetlerinin ortaya konulması için, her iki ki­tabın planının açıklanmasına dairdir. Derim ki yegâne yardımcı Allah'tır.[285]

 

Birinci Mukaddime

 

Kıtabut-Tahrîcin Müellifinin Adı, Nesebi Ve Memleketi:

 

Eserin müellifi Ebû'l-Hasan Ali b. Zül-Vezâreteyn Muhammed b. Ah-med b. Musa b. Mesud b. Musa b. Ebî Ğafre el-Huzâfdir. İbnü'1-Kâdî, İbn Hallikân'ın tarihine[286] zeyl olarak kaleme aldığı Dürrretü'l-hicâl[287] ile diğer eseri Cezvetü'I-iktibâs fî zikri men halle mine'l-a*lâm bi-medî-neti Fâsfta[288] onun biyografisini verir. Dürretü'l-hicâl'de Ali. b. Mesud el-Huzâî et-Tilimsânî ifadesinden başka onun nesebi hakkında birşey söy-lemeyen İbmıl KâdîCezvetü'l-İktibâs'ta şöyle der: Ali b. Zü'1-Vezâreteyn Muhammed b. Mesud el-Huzâî, baba[289] ve dedeleri Endülüslü, kendisi Ti-limsân doğumlu olup Fas'ta vefat etmiştir.

Babası Zü'1-Vezâreteyn Muhammed b. Mesud el-Huzâî'nin adını ve bi­yografisini birçok kaynakta araştırdıysam da şimdiye dek elde etmeye mu­vaffak olmadım. Sonra Ibnü'l-Ahmer'in Müstevdau'l-alâme[290] adlı eserin­de, oğlu Ebû'l-Hasan'ın biyografisinde özelliklerinin zikredildiğini gördüm. Müellif onu şöyle vasfediyordu: Zü'1-Vezâreteyn, kumandan, fakih, katip, hükümdara ait işlerin[291] görevlisi, babası fakih ve kadı, Muhammed b. Mu­sa b. Mesud el-Huzâî.[292] Huzâî'nin babası kılıç ve kalem görevlerini birleştir­mişti, her ik görevi de yürütüyordu. Kahramanlık ve ilimde yeteneği, bir alemden (dağ, yol işaret taşı) daha köklü ve sağlamdı. Endülüsteki ataların­dan bir kısmı kadı, ilm ehli ve güzel haslet sahibi kimselerdi.[293] Bunlardan babası denizin ötesine geçerek Adve'ye vardı ve Tilimsân'da yerleşti. Orada bilgi ve- yeteneği görülünce, kâtiplik, kumandanlık ve vezirlik görevlerine getirildi.

"Huzâî", Hafız es-Suyûtî'nin Lübbü'l-Lübâb fî tahrîril-ensâb'ında geçtiği gibi, Ezd'den bir kabile olan Huzâa'ya nisbettir.[294] el-Kâmûs*ta d şöyle denir: Huzâa, Ezd'den bir boy olup bu şekilde adlandırılmaları, kavin lerinden ayrılıp Mekke'de ikamet etmelerinden dolayıdır.[295] es-Sıhâh'ta d şu bilgi verilir: Çünkü Ezd kabilesi memleketlere dağılmak üzere Mekke'den çıktığında Huzâaonlardan geri kalıp orada ikamet etti. el-îber*de d Mekke, Merruzzehrân ve her ikisi arasındaki bölgeyi yurt edindikleri zikrdilir.[296]

 

Doğumu Ve Hocaları

 

Ebû Zekeriyya es-Serrac'ın Fehrese'sinde[297] geçtiği üzere 710 (131 1311)yılındadoğdu. Yine bu eser de kayedildiğine göre râviye Hatib Et Abdullah Ahmed b. Merzuk et-TIlimsânî'den[298] ders ve icazet aldı. Aj ıca,Cezîre'de Kâdî'l- cemâa olanmnhaddisEbü'l-BerekâtMuha] med b. Ebubekir Muhammed b. İbrahim el-Bellifîkî'den[299] ders aldı. Deriı O, muhtemelen, ya az rivayette bulunmuş veya yaşlılığında icazet al rivayet etmiştir. Çünkü onun vefatı, adı geçen her iki hocasının da vefatıı yakındır, Hatib İbn Merzuk'a gelince, İbn Ferhûn ed-Dibâc'da onun 7 (1378) yılından sonra vefat ettiğini söyler.[300] el-İber'de 781 (1379) yılınd, sonra vefat ettiği belirtilir.[301] Ebül-Berekât İbnül-Hâc'a gelince, o da El Abdullah el-HadramfninFehrese'sinde[302] geçtiği üzere 771'de (1369-131 vefat etmiştir. Enteresandır ki bir h â f ı z in hocalarından yalnız kenı sinden on yıl kadar önce vefat etmiş ve yaşça kendi akranı olan hocaları aı labilisin. Huzâî'nin doğumu ile bunların doğumu gözönüne alındığında ai lanndaki yakınlık daha da belirmiş olur.[303]

 

Tavsif Edildiği Özellikleri

 

Mutasavvıf talebesi Fas muhaddisi ve râviyesi Ebû Zekeriya Yi ya b. Ahmed b. Muhammed es-Serrâc el-Hirnyerî el-Fâsî (ö, 805/1402-141 Fas), Fehrese'sinde onu şöyle vasıflandırır: Yüce hoca, hafız, dilci, ta­rihçi, musannif, nâzım, nâsir. Sonra şöyle der: O, yüce, faziletli bir hoca, hafız, dilci, yüce bir şair, tarih konusunda önde idi, çok sadaka ve hayır­da bulunurdu, zamanında bu hususta kimse ona denk değildi, yolunda tekdi.

Ibnu'l-Ahmer de Müstevdau'l-alâme'de[304] onu şöyle vasıflandırır: Fakih, katip, "yüce kalem" gorevlisi.[305] Sonra şöyle der: Ovunç bayrağını sağ eline almıştır, Adveteyn katiplerinin önde gelenlerinden, değerli ovunç ve­silelerinin gerdanlığının ortasındaki mücevher taşıdır Onun hesap bilgisi, sayı ve kavrandırın[306] sınırını aştığından, akılları hayrette bırakır. Dil (lügat) konusuna gelince, bu husustaki yolu (metodu) Ibnu's-Sikkit'i[307] sus­turdu, dili bellemedeki derin anlayışı ona son derece ustun geldi Arapça'nın ise ilmi riyasetinin alemidir.[308] Onu ifâdede[309] ilmî anlayışı ortaya koydu. Fıkıh ve hadis bilgisi de yeterli düzeydeydi. Elleri ihsan yollamada aza mey­yal değildi, ne de cömertliğinin büyüklüğü sebebiyle, ona "cimrilikte fazilet­lerin burnunu kestin ey cimri!" denildi. Ibnu'1-Kâdî ise Cezvetü'l-iktibâs'-ta onu "fakih, katip" diye vasıflandırmakla yetindi, fazla birşey söylemedi. Dürretü'l-hicâl'da da böyle yapmakla birlikte onun hakkında yalnız "edip" ilavesinde bulundu.[310]

 

Şiirlerinden Bazı Parçalar

 

Ibnu'1-Kâdî Cezvetü'l-iktibâs'ta, Musa b. Ebû Inân el-Merînî'nin[311] atının Şemmâîn'de sürçmesi münasebetiyle onun şu şiiri söylediğini kayde­der[312]:

Efendim günâhı yok kızıl atın eğer tokezledıyse

Kim onu kınarsa andolsun zulmetmiştir ona

Sizin heybetinizden başına gelen ona korku verdi

Bu yüzden tutmadı ayaklan

Bindiklerinden beri süvarilerin olageldi adeti

Tökezledi soylu atlar kalmadı güç ve kararlan

Nebi'de, Allah Resulü'nde örneğimiz

Ölçüde nebilerin en üstünü ve sonuncusu

Sürçtü atı kaldı düşmesiyle

Yanında bir sıyrık izleri görünen

Öyle ki oturarak kıldı bir namazı ve kaldı

Bize onunla bir sünnet izleri beliren

Allah ona salat etsin daima her zaman

En temiz salatla, meltemleri canlandıran

el-Veli Muhamed b. Abbâd el-Himyerî er-Rundî de bu olayla ilgili olarak şöyle der:

Soylu at tökezlemez, ancak büyük bir haber götürünce

Bu, imamımızda olanı kabuldür takarrüben.

Ebûl-Velid İbnü'l-Ahmer de buna yaptığı tahmiste şöyle der:

De o kimseye ki kaçınmadı getirilenden ve bindi

Bir engelde şahlandı, soylu at tökezlemez

Ancak büyük bir haber götürünce

.........................................................[313]

Ebû Serhan Mesud b. Muhammed b. Ebi't-Tallâk da bu hususta şöyle der:

Soylu at tökezlemez, ancak yakın bir fetih için

Namaz kıldı o ve kim namaz kılarsa erer muradına

Şüphesiz onun namazı vacib olan zafer namazıdır.[314]

İmam el-Câderî'nin Şerhü'l-Bürde'de Busîrî'nin "Beni bu dalâletten kim kurtarır" sözü yanında bu olayı şöyle anlattığını gördüm: Kızıl bir a Emîrü'l-mü'minîn Sultan Musa b. Emîrü'l-mü'minîn Ebû İnan el-Merînî'y cuma namazım kıldıktan sonra yere vurdu. Bununla ilgili olarak Kati Ebûl-Hasan Ali b. Muhammed el-Mesûdî "Efendim... günahı yok" şiirir söyledi. Câderî, İbnü'l-Kâdî'nin zikrettiği "Süvarilerin adeti olageldi... beytim (3. beyit) atlayarak altı beyti kaydeder. O, beşinci beyitte de "At tc kezledi, düşmesiyle. .."derken" ebdâ *'kelimesini kullanır. İbnü'l-Kâdîd ise " ebkâ "dır. Câderî "Allah ona salat etsin" şeklindeki son beyitte" i1âh " kelimesini farklı yazdığı gibi, " aleyh " ile de takdim-tehir yamıştır.[315] Sonra da îbn Abbâd ve İbn Ebi't-Tallâk'ın beyitlerini zikreder.

Benim yanımda bulunan bir mecmûada   Silsiletü*z-zehebi'] menkûd fi zikril-a'lâm mine'I-eslâf ve'1-cüdûd[316] müellifi tarihçi, ne sep alimi ve seyyah Ebü'l-Abbas Ahmed. b. Muhammed el-Hayyât b. İbra­him el-Fâsî'nin el yazısıyla bu olayın şöyle anlatıldığını gördüm: Ebû İnan'-ın kardeşi Sultan Musa, Şemmâîn'de atından düşünce, başına gelen bu du­rumdan dolayı halktan çok utandı. Bu olay onun salih veli Ebû Abdullah Muhammed b. İbrahim b. Abbâd er-Rundf nin[317] (Ö. 792/1390) ardından Ka-raviyyin Camii'nde cuma namazından çıkışından sonra oldu. Katibi Ebû's-Suûd şöyle diyerek onun utancını giderdi:

"Efendim kızıl atı ayıplama eğer tökezlerse"

Müellif sonra da bazı kelimeler dışında sözkonusu beyitleri olduğu gibi verir. Meselâ ilk beyit İbnü'1-Kâdf de "Efendim kızıl atın günahı yok..." şek­linde iken İbn İbrahim'in yazısında "Efendim kızıl atı ayıplama" şeklinde­dir. İkinci beytin ikici satırında "tesbut" yerine "sebete", üçüncü beytin ikinci satırında "tenbû" yerine "tekbû", altıncı beytin ikinci satırında "lenâ bihi sünne..." yerine "lenâ biha sünne tuhyî meâlimuhâ" ve yedinci beytin ikinci satırında da "tuhyîhâ" yerine "tuhyihu" şeklinde farklı verilmiştir. Mezkur beyitlerin ardından yine İbn İbrahim'in yazısıyla, Şeyh İbn Ab-bâd'ın (ra) da sultanın utancını "Soylu at tökezlemez" şiiriyle giderdiği belir­tilir. Ancak bu şiir üç beyit halinde verilir ki üçüncü beyti şöyledir:

"O gününde kutla onu ki ecir ve zafer vacip oldu"

Bu olayı anılan şekil ve yazılan son tarzda, güvenilir derin alim Ebû Muhammed Abbas b. Şeyh Ebû Abdullah Muhammed b. Abdurrahman es-Sicilmâsî el-Fâsî'nin Künâşe'sinde buldum. Bu iki müellif de Musa'yı Ebû İnan'm kardeşi olarak anarlar ki yanlıştır. Zira daha önce de geçtiği gibi Musa onun oğlu olup doğrusu da budur. Ayrıca her ikisi de "Efendim kızıl atın günahı yok" şiirini Sultan Musa'nın katibi Ebû's-Suûd'a nisbet et­mişlerdir. Bu, ya Huzâf nin lakabının Ebû's-Suûd olmasından veya her iki­sinin de ondan başkasını kasdetmiş olmalarındandır. Doğrusunu Allah bi­lir. Sonra İbnü'l-Ahmer'inMüstevdau'l-alâme'sinde, Sultan Ebû Fârisel-Merînî'nin h â c i b i olan tuğra katibi Muhammed b. el-Hâcib el-Kâtib Ebi'1-Fadl Muhammed et-Temîmî'nin biyografisinde[318] İbn Abbâd'ın olayla ilgili beyitlerinin t a h m î sini buldum. Bu şiir için anılan esere bakınız.

Bu olayın benzeri Tunus'ta meydana gelmiş olup Tunus emîri Mustafa Bây'ı atı yere vurunca kılıcı sıyrılıp çıktı ve yaralandı. Şeyh Ahmed Zerrûk el-Fâsî[319] de şöyle dedi:

Makamının yüceliğini vakar korur

Ahirette ve bu dünyada aziz olursun.

Sonunda şöyle der:

Soylu atın binicisi guçsuz ve aciz düşmez

Ne de onu yolundan vazgeçırır tökezlemesi

Fakat heybetinle onu korku sardı

Bu korkuyla onda karar kalmadı

Kapandı yeryüzüne yüzüyle

Ve duşuş onu gördüğümüzden başka hale çevirdi

Geçici bir durum onu kendi halinden ayırdı

Musameretü'z-zarîf[320] müellifi edip, katıp ve tarihçi Ebû Abdull Muhammed es-Senûsî et-Tûmsî'nın[321] el-Keşkûl fî mehâsini*l-kavl a eserine bakınız

Ebû Alı Hasan b Zeyd el-Ensârî'nm, Şıhâbuddın el-Kastallânî'nın 8 (1474-75) yılında kendi elyazısıyla istinsah ettiği bir nüshası yanımda bu] nan Kitâbü'l-Mûrâselât li'1-ümerâ ve'1-vüzerâ ve's-selâtîn adılı es rinde, attan düşmeyle ilgili olarak sağlık dileğinde bulunmaya dair bir sureti gordumkı dört taneydi Bin sultana, diğeri de bunun gibi, bu mana bir diğeri sultan veya oğluna ve bir yazı da halifeye hitaben yazılmıştı Bu elde et

Sa'dîler devletinin vezirlerinden birine ait bir mecmua da, 14 Cun delâhır 1037 (20 Şubat 1628) gunu Sultan Mevlây Ahmed b Mevlây Zeydan'ın binmesi sırasında mızrağının kırılmasıyla ilgili olarak şu söyledik rım gordum

Mızrak emîrın kılıcına karşı üstünlük tasladı ve ovundu

Gururlandı boyunun uzunluğuyla

Ve normal duzgunluğuyle Kılıcmsa özelliğidir

Kısalık ve eğrilik

Kılıç dedi ona kısa ol, sen ki ağaçtan budanmış

Bir dalsın Yok mızrağa üstünlük

Uzaktan darbeden başka eğer yeterse gucu

O yerli yerinde olan kimseye eşlik edemez

Kılıçsa savaş gunu vuruş ve darbede de suratlıdır

Ve ayrılmayan bir arkadaş

Hazarda ve seferde Ve yaptığı sanki der bize

Görülen, haber gibi değildir'

Kılıcın mızrağa üstünlüğü açıkça belh oldu

Ve mızrak baş egdı ona

Bu yüzden kırıldı, andolsun, kalacak zaferiniz

Bir yıldız ya da ay parladıkça

Bu anılan olayın kenarında Musa el-Merînrnın olayı ve Câderf naklen daha önce zıkredıldığı üzere onunla ilgili olarak söylenenler zılmıştı[322]

 

Huzâî'den Nakilde Bulunan Kavilerin Anılması Ve Ona Ulaşan Rivayet Zincirimiz

 

Ondan şimdiye kadar Ebû Zekeriya es-Serrâc'dan başka rivayette bu­lunan kimseye vakıf olamadım. Ebû Zekeriya şöyle der: Onun ağzından Tahrîcü'd-delâlâti's-seın'iyye alâ mâ kâne fî ahdi Resûlillah (sav) mine'l-hiref ve's-sanâi' ve'1-amâlâti'ş-şer'iyye adlı eserinin bir kısmını dinledim, eserin hepsini ise bana "munâvele "de bulunarak onu riva­yet için tam icazet verdi.

Ebû Zekeriya es-Serrâc'm rivayeti sahih olan her bilgiye ve özellikle Fehrese'sinin içerdiği bilgilere ulaşmamız çeşitli yollarladır: Bunlardan biri, Medine-i Mûnevvere'nin muhaddisi, alim, dilci, edip, muammer mus-nid, seyyah, Ebû'1-Yusr Fâlih b. Muhammed ez-Zâhirî el-Mehnevî el-Mede-nî'den[323] (ö. 1328/1910), önce " mükâ tebe " yoluyla sonra 1324 (1906) yılında şifahen icazet verdiğirivayetimizolupo;Vâdi'l-Cağâbîb'demed-fun, muhaddislerin sonuncusu Ebû Abdullah Muhammed b. Ali es-Senûsî'den[324] o; Mekke kadısı Abdulhafîz b. Derviş el-Acîmî el-Mekkî'den[325]; bir de­rece daha "âlî" isnadla Hind diyarınınm mûsnidi Nûru'l-Haseneyn b. Muhammed Haydar el-Eyyûbî el-Ensârî Haydarabad ed-Dekken'den bana yazdığı umumî icazet lebabasınınhocasıadıgeçenkadıAbdulhafîz'den, o da hafızların sonuncusu Ebû'1-Feyz Murtaza ez-Zebîdî el-Huseyni'den[326] rivayet etmişlerdir. Diğer rivayetim: Uzun omurlu, derin ilim ve bilgi sahip­lerinden Ebû Muhammed Abdullah b. Derviş er-Rikâbî es-Sukkerî[327] ve Muhammed Said el-Habbâl'ın[328] her ikisinden de Şam'da şifahen; onlar, Şam diyarının musnidi Abdurrahman b. Muhammed b. Abdurrahman el-Kuzberî ed-Dımaşkfden[329]; buna denk bir isnadla Ebû'l-Abbas Ahmed b. Salim en-Nehtihî el-Mısrî eş-Şâfıî'den[330]; Mısır diyarının musnidi Ebû Ab­dullah Muhammed b. Ahmed b. Yusuf el-Behî et-Tendetâî'den[331]; bundan bir derece daha "âl i " bir senedle, muammer allâme Ahmed b. Salih es-Suveydî el-Bağdâdf den[332] 1321 (1904) yılında hacca gittiğinde Mekke'den bana yazdığı i' c â z e t le; Acîmî, Behî, Kuzberî ve Suveydî şöyle dediler: Hafızların sonuncusu Ebû'1-Feyz Muhammed Murtaza ez-Zebîdî el-Husey-ni el-Mısrî bize haber verdi, ilk uçune özel icâz etle, dördüncünün ise de­desi ve soyuna umumî i c â z e t le; Ebû Abdullah Muhammed b. Tayyib eş-Şerkî el-Fâsî bize haber verdi; o, Şeyh Ebû'I-Abbas Ahmed b. Muhammed b. Nasır ed-Der'î et-Temkrûtî'den, o babasından, o Ebû Abdullah Muhammed el-Masmûdf den, o Fas müftüsü Ebû Zekeriya Yahya es-Serrâc'dan, o Ebû'l-Hasan Ali b. Muhammed b. Harun el-Fâsfden; İskenderiyye'nin müsnidi Ebû Muhammed Abdullah b. Muhammed b. Salih el-Bennâ el-Hanefî el-İskenderî 1323 (1905) yılında îskenderiyye'de şifahen "âlî" isnadlabize haber verdi; o, babasından, o Medine'nin müsnidi Seyyid Zeynelâbidin Ce-melü'1-leyl el-Medenfden[333]; ayrıca Şeyh Hıdır b. Osman er-Redavî el-Hay-darâbâdîbizeHaydarabad'dank itâbetle haber vererek şöyle dedi: bi­ze Şihâbuddİn el-Umerî el-Kandehârî haber verdi ve şöyle dedi: Bize Refî-uddîn el-Kandehârî haber verdi; bunların her ikisi de Muhammed b. Mu­hammed b. Abdullah el-Mağribî el-Medenfden; Bize Hicaz müsnidi Abdul­lah b. Salim el-Basrî el-Mekkî haber verdi; O, Ebû Mehdi İsa b. Muhammed es-Seâilibî el-Mekkfden[334]; O, Said b. Muhammed el-Makkarî'den; Bize Sukkayn el-Asımî es-Süfyânî'[335] haber verdi; o ve İbn Harun şöyle dediler: bize Ebû Abdullah İbn Gâzî, mübarek şeyh Ebû Abdullah Muhammed b. Ebû'l-Kasım Muhammed b. Yahya en-Nefzî el-Himyerî'den, ki es-Serrâc el-Fâsî diye meşhurdur; O, babası Ebû'l-Kasım Muhammed'den O, dedesi, hafız, râviye, kâmil sûfi Ebû Zekeriya es-Serrâc'dan; o da Ebûl-Hasaıı el-Huzâî'den rivayetle haber verdiler.[336]

 

Memleketi, Vefatı Ve Defnedildiği Yer

 

Huzâî, Îbnü'l-Kâdfnin Dürretü'l-hicâl[337] ve Laktu'l-ferâid adlı eserlerinde geçtiği üzere 789 yılında vefat etti. Talebesi Ebû Zekeriya es-Serrâc şöyle der: 789 yılı Zilkade ayının beşinci günü (17 Kasım 1387) pazar günü ikindi namazından sonra vefat etti ve pazartesi günü de defnedildi. Buna göre Huzâî Fas'ta toprağa verilmiştir. Cezvetü'l-İktibâs müellifi­nin, onun Tilimsân doğumlu, Fas'ta vefat ettiği, baba ve dedelerinin Endü­lüs asıllı olduğunu belirttiği daha önce geçmişti. Dürretü'l-hicâPde ise onu tavsifle ilgili olarak Tilimsânlı olduğundan başka bilgi vermemiştir. O hal­de, Cezvetü'l-İktibâs'ta onun Fas'ta vefat etmiş oluduğunun kaydedilme­sine Serrâc'ın da vefatının ertesi günü defnedildiğine dair sözünü eklersek, Fas'ta medfun olduğunu kesinlikle söyleyebiliriz. Kitabına verdiği Tahrî-cü'd-delâlâti's-sem'iyye alâ mâ kân e fî ahdi Resûlillâh (sav) minel-hiref ve's-sanâ'i ve'1-amâlâti'ş-Şer'iyye adı da memleketini, doğum yerini ve yetiştiği yeri göstermektedir. Çünkü "delâlât" kelimesini "sem'iyye" vasfı ile birlikte kullanma ve bunu bir kitaba ad olarak vermek, genel olarak ancak kendisini kelâm ilmine hasretmiş veya uzun süre kelâmla meşgul olmuş bir kimsenin yapacağı bir iştir. Bu daTilimsân'-lılariçinsözkonusu bir durumdur. Nitekim Ebûl-Abbâs el-Makkarî, Ezhâ-ru'r-riyâz'da, müteahhirîn ulemadan birinin telif sanatına dair söyledikle­rinden şu nakilde bulunur: Nazarî ilimlerin eserini Tilimsân'da görmekte­yiz.[338] Huzâî'nin Fas'ta medfun olduğunu kesin olarak belirtmemize rağ­men, maalesef ebedi yattığı yeri kesin olarak bilinmemektedir. Fas'ta Bâ-bül-fütûh dışındaki Matrahu'l-cille'de olduğu kuvvetle muhtemeldir. İ-mam el-Makkarî Ezhâru'r-rİyâz'da İmam İbn Rüşeyd el-Fihrî'nin biyog­rafisinde, onun Bâbü'l-fütûh'un dışında Matrahu'l-çille diye bilinen müba­rek bahçede medfun olduğuna zikrederken şöyle der: Gariplerden (yabancı) Fas'a uğrayan salihler ve alimlerin toprağa verildikleri yer.[339] Derim: Hu­zâî'nin talebesi Ebû Zekeriya es-Serrâc'm onun ne İlk ne son memleketini, ne defnolduğunu yeri ve ne de onunla karşılaştıkl an yeri zikretmemesi hay­ret vericidir. O halde, İbn Ebî Meryem'in el-Büstân fî ulemâi Tilimsân'­da, Tilimsân'lı olmasına rağmen onun biyografisinin ihmal etmesine; Fas'ta medfun olmasına rağmen, dayımın oğlunun Selvetül-enfâs'ta onun bi­yografisinin ihmal etmesine; Ebû Ishak İbn Ferhûn'un, kendisinden kısa bir süre sonra yaşamış olmasına rağmen ed-Dîbâc'da onu anmamasına; Ebül-Abbas es-Sûdânî'nin(Ahmed Baba), her ikisi de ed-Dîbâc'ın zeyilleri olan Neylül-ibtihâc ve Kifâyetü'l-muhtâc'da onun biyografisini verme­mesine; Bedruddin el-Karâfî'nin, mâliki olmasına rağmen, yine ed-Dîbâc'-ın zeyli olanet-Tevşîh'te onun biyografisini ihmal etmesine; Ebûl-Abbas İbn Acîbe'nin Tabakâtü'l-Mâlikeyye'de onu anmamasına; hele Hafız îbn Hacer'in İnbâu'1-ğumr bi-havâdisil-umr adlı kitabında, 789 yılında ve­fat edenlerin biyografisini verirken onu ihmal etmesine; Ebû'l-Abbas îbn Kunfuz el-Kısmıtînî'nin, onun zamanında Tilimsân ve Fas'a gitmiş olması ve akranlarını anmasına rağmen Vefayât'ında onu anmayı ilmal etmesine; Keşfuzzunûn an esâmil-kütüb vel-fünûn[340] müellifi ve ona zeyl yaza-mn"T"harfinindekikitaplar içinde onuneserini anmamasına; hocalarımız­dan bazısının hocası Hicaz muhaddisi Şeyh Muhammed Âbid el-Ensârî es-Sindî'nin Hasru'ş-şârid min esânîdi Muhammed Âbidede T" harfinde onun bu kitabını anmayı ihmal etmesine; Mağrib'in eşsiz alimi Ebû Abdul­lah Muhammed b. Süleyman er-Rudânî'nin Sdatu'l-halef bi-mevsuli's-selef adlı " s e b t " inde "T" harfinde, doğulu ve batılı alimlerin eserlerinden uzun uzadıya bahsetmesine rağmen bu kitabı ihmal etmesine; kadı mu-haddis, arkeologMuhammed b. Ali eş-Şevkânî'nin İthâfu'l-ekâbir bi-isn-âdi'd-defâtir adlı kitabında "T" ve "M" harflerinde, çağdaşı ve talebesi Hasru'ş-şârid müellifinin yaptığı gibi, müelliflerin adlarını eserlerinin adları altında vermesi sırasında Huzâî'nin eserini anmamasına; Hafız Mu­hammed b. Nâsirüddin ed-Dımaşkî'nin, rical kitaplarının en kapsamlı ve en nefislerinden biri olan Bedîİyyetü'l-beyân adlı manzumesi ve şerhi et-Tibyân'da onu ihmal etmesine; Hafız İbn Hacer'in buna yaptığı zeylde onu anmayı ihmal etmesine; daha önce de geçtiği üzere Ebû Zekeriya es-Serrâc'ın Huzâî'yi "hafız" olarak nitelemesine rağmen, Hafız Suyûtî'-nin Zehebi, İbn Hacer ve İbn Nâsır'm eserlerini topladığı ve ilavede bulun­duğu Tabakâtu'l-huffâz' da onu anmamasına; Ebû'l-Abbas el-Makkarf-nin Ezhâru'r-riyâz fî ahbâri Iyâz, Nefhu't-tîb ve Fethu'l-Müteâl'de, Tilimsân'lılarm haberlerine istitrâden itina göstermesine ve onlardan na­kilde bulunmaya düşkün olmasına rağmen, ondan hiç söz etmemesine hay­ret etmiyorum. Kemâl yalnız Allah'a aittir.[341]

 

Kitabüt-Tahric’in Kütüphanelerdeki Yazmaları Ve Ondan Nakilde Bulunanlar

 

Bize icazet verenMiknâskadısıAllâmeEbû'l-AbbasAhmedb.Ta-lib b. Sûde'nin bir Künâşe'sinde, kendi elyazısıyla, Kitâbü't-Tahrîc'den bir nüshanın Miknâsetü'z-Zeytûn'da vakıf kütüphanesinde[342] bulunduğu­nun belirtildiğini gördüm. Fakat yıllar boyu devamlı ve mükerrer araştır­malara rağmen onu orada bulamadık. Yine bu kitabın adını Yeni Fas'taki el-Mektebetü'l-Mahzeniyye' nin Fas Kralı Mevlây Abdülhafiz'in yönetimi sı­rasında hazırlanan katalogunda da buldum. Şimdi eserin nerede olduğunu bilmiyorum. Paris'e yaptığı seyahatte Paris Kütüphanesine giden çağdaş kadılardan biri onun katalogunda adını gördüğünü bana haber vermişti. Benim elde ettiğim ise Tunus nüshasıdır. Bu nüsha Zeytûne Camii Kütüp-hanesi'nde 1572 numarada kayıtlı ve Müşir Ahmed Paşa'nm 1256 tarihli vakıflarından olup onuncu bölümü noksandır. Daha önce belirtildiği gibi, elimdeki nüshayı ondan istinsah etmiştim. Kitabın böylece beş nüshası mevcut olup doğuda ve batıda, Hicaz, Mısır, Şam, Tunus, Cezayir ve Mağ-rib-i Aksa'da gittiğim veya kataloglarını incelediğim kütüphanelerde al­tıncı bir nüshasını bilmiyorum. Bu eserden nakle gelince, vakıf olduğum ki­taplarda hadis vs. imamlarından tedvin ve derlemede bulunan kimselerden ondan birşey zikreden ve nakilde bulunan bir kimseyi ne biliyor, ne de şimdi hatırlıyorum. Ancak son olarak hünerli alim Şeyh Rifâa et-Tahtâvî el-Mısrî'nin Nihâyetü'1-îcaz fî sîreti sâkini'l-Hicâz[343] adlı kitabında, gaye ve muhtevasına uygun bilgilere yer vererek bu eseri ihtisar ettiğini öğren­dim. Bu eserin daha önce Mısır'da taşbasması yapılmış olup Huzâî'nin ki­tabından yaptığı özetler, 305-531 sayfaları arasında yer almaktadır. Fakat anılan kitap ne memleketimize ulaşmış ne de onu göreni görmüş bulunuyo­ruz. Ondan nakilde bulunduğunu gördüğümüz ilk kimse ise yazar Seyyid Muhammed Ibnü'1-Hoca el-Cezâirî olup Cezayir kanununa yaptığı mukad­dimede buna yer vermiştir. Hilâfet ve otoritesinden çok söz edilen bu zamanımızda ise muasırlar adı geçen Tahtâvî vasıtasıyla ondan nakilde bu­lunmaktadırlar. Allah en doğrusunu bilir.[344]

 

Kıtabut-Tahrıcin Mukaddimesinin Baş Tarafı

 

Ebû'l-Hasan el-Huzâî eserinin başında şöyle der: "Mahlukatı, onlara hiçbir ihtiyaç duymadan yaratan Allah'a hamdolsun. O Allah ki rızkı kendi­sinden bir keremle onlara saçtı. Onlara kendilerinden peygamberler gönderdi; Allah'ın varlık ve birliğine dair en açık delilleri kendilerine getir­diler, onları Allah'a iman, emir ve yasaklarına uymakta en doğru yola yönelttiler. Bize de onların değer bakımından en büyükleri, anılma ba­kımından en yüceleri, azamet bakımından ilkleri ve r i s â 1 e t bakımın­dan sonuncularını, en güzel son ve tamamlama tuğlası, mu'minlere karşı esirgeyen ve bağışlayan kerim peygamberi Efendimiz Muhammed'i (sav) seçti. Hz. Peygamber (sav) de yüklendiği emanetin gereğini yerine getirdi, kendisine indirileni tebliğ etti, doğru yola irşad ve öğütte bulundu, açıkladı, izah etti... ilh."[345]

 

Eseri Te'lifinde Gayesi

 

Müellif (rh) şöyle der: "ilim ve bilgide derinleşmemiş, talebe araç ve ge­reçlerinden ise kalem ve mürekkepten başka birşeyi bulunmayan birçok­larını gördüm ki zamanımızda bu görevlerden birçoğunu üstlenenleri ken­disine uyulan (mütteba) değil de bid'at ehli, övgüye değer bir görevde ça­lışmayan ve aşağılık biryola girmiş kimse saymaktadırlar. Cahil olanın bil­mesi ve haksız davrananın da insafa gelmesi için, bu görevlerden hakkında bilgi edindiklerimi, bilgisizlere onlarla ilgili bilgi verecek ve açıklamaları içerecek bir kitapta toplama konusunda istiharede bulundum ve bu kitabı telif ettim. Eserde, Resulullah'm (sav) bu görevlerden her birinde ashaptan kimi görevlendirdiğini, nesebini ve onunla ilgili haberleri zikrettim ki şimdi o görevi üstlenen kimse bunu bilsin ve Allah Teâla'ya kendisini Resulul-lah'ın ashabından birinin yerine getirdiği şer'i bir işte görevlendirdiği ve onun makamına koyduğu için şükretsin ve Şeriat'm gerektirdiği şekilde on­da hakkı ikameye çalışsın. Böylece bir sünneti ihya etmiş ve bir sevap ka­zanmış olsun. îçerdiği bütün meslek, sanat ve görevleri tes bitle bu eseri der-îemede çekeceğim yorgunluğa karşılık, inşaalîah, Allah 'm fazl ve rahmetiy-le ahirette bol mükafat kazanmayı, dünyada da erbabı katında güzel şük­ran ve uzun sure anılmaya nail olmayı, şer'î ölçüyle övgü ve ta'zim, bidattan kaynaklanan kötü şüpheden tenzihi umuyorum.[346]

 

Ebü'l-Hasan El-Huzâî İle İlgili Toplu Bilgi Ve Eserin Te'lifiyle Uğraştığı Tarih

 

Allah rahmet etsin Huzâî şöyle der: "Çalışmayı bıraktığım ve iş-güçten ayrıldığım günlerde, kaçakları saklandıkları yerlerden avlamak ve meyve­leri yerlerinden derlemekle meşgul oldum. Ustalık bahçesinde çiçek açıp ifade ufkunda ay parlayıncaya dek telif ve tasnife, eseri bâblara ayırmaya, düzenlemeye, tashih ve gözden geçirmeye devam ettim. Bunu yaptığımda 786 (1384J yılının başlarıydı. Böylece değerli mücevheri üzerinde cimrinin ellerini birleştirdim ve incisini gözlerin yan bakışından korudum."[347]

Huzâî eserini 786 yılında tamamladığını belirtmekte olup eserim ta­mamladıktan sonra üç yıl kadar yaşamıştır, Allah rahmet etsin. Derim: Kim benim kadar Ebû'l-Hasan el-Huzâî'nin durumuna vakıf olursa, onun (rh) son derece yorulduğunu ve zihninin uzun zaman meşgul olduğunu an­lar. Eserdeki başlık ve bâbların çokluğu da bunu göstermekte olup bunların çoğunun hangi kısma gireceği konusunda tereddüt ortaya çıkar. Ancak sağlam bilgi sahibi bu hususu kavrayabilir. Bunda da tuhaf ve garip karşı­lanacak bir durum mevcut değildir. Imad el-Kâtib şöyle der: Kitap telif eden hiçbir kimse yoktur ki ardından "şunu öne alsaydım veya şunu geri alsayd­ım" demesin. Bu aynı zamanda genelde insanlığın aczini ve kemâlin de yalnızca güç ve kudreti bağışlayana ait olduğunu gösterir. Hammâd er-Râviye de şöyle der: Zu'r-Rimine, mal1aı "Gözlerine ne oldu ki yaşlan durmuyor" olan kasidesini hayatının sonuna dek bitiremedi. Derim: Bu­nunla birlikte Huzâî'nin kitabının başlıklarından birçoğunun bir bölüm altında ele alınması ihtimal dahilinde olup şimdi başka bir bölüm altında ele alınması daha uygun ve isabetli olmaktadır. Yaptığı ve ardında bıraktığı şeylerde çok tereddüt gösteren beşerin hali bu olup gerçekleştirmeye az­mettiği bir hususta çoğu zaman kendisine buyuk yorgunluğu eşlik etmiştir. "Eğer o (Kur'ân) Allah'tan başkasından gelseydi onda çok aykırılıklar bu­lurlardı" (Nisa: 4/82). Böylece insan, birçok gerek ve tercihin, muhtelif yön­lerin soz konusu olduğu böyle bir konuda telifte bulunmaktan daha zor bir-şeyin olmadığım anlar. Böyle bir münasebetle şöyle denmiştir: "Te'lifte bu­lunan kimse, hedef olmuştur." Şöyle de denilmiştir: "Kim eser telif ederse, aklını bir tabağa, şeref ve haysiyetini de insanlara karşı ortaya koymuş olur". Derim Her turlu yorum ve değerlendirmeye açık çok yonlu bir konu­da telifte bulunmak, müellifin muhayyilesinin, sabır sınırının, ulaşabildiği noktanın, tercihinin olcusu ve fîkrî istiklalinin gözetlendiği küçük bir pen­ceredir.[348]

 

Eseri Takdim Ettıgı Hükümdar

 

Huzâî şöyle dedi. "Allah Teâla, Efendimiz râşid halifeler, ormanın ars-lanlan, Benî Merîn hükümdarlarının (Allah onlardan razı olsun) oğlu, efen­dimiz Emîru'l- mu'minîn el-Mutevekkil-Alellâh Ebû Inân Fâris'in oğlu efendimiz Emîru'l-mu'minîn el-Mutevekkil-Alellâh Ebû Fâris Musa'nın yönetime gelişiyle bu Mağrib bölgesine lutufta bulununca, kul hizmetçinin gelen efendisine ithaf adeti olduğu üzere, onun yüce makamına ki Allah yüceltsin, sundum kitabı... ilh." Derim- Adı geçen Ebû Fâris Musa b. Ebû Inân, Sultan Ebû Inân'm el-Mutevekkil-Alellâh lakaplı oğlu olup 2 Rebiu-levvel 786 (25 Nisan 1384) gunu kendisine biat edilmiştir. Kadı Ibnu's-Sekkâk'ın el-Vest fî Ali'1-beyt adlı eserinde geçtiği üzere ona biat Yeni Fas'ta oldu, sonra Miknâs'a goçtu ve 788 (1386) yılında zehirlenerek oldu. Ibn Haldun el-İber'de şöyle der: Hilâfetinin uçuncu yılında Cumâdelâhi-re'de hastabğa yakalandı ve bir gun bir gece sonra da oldu. Halk, kendi vezi­ri Yâış'i onu zehirlemekle itham ediyordu. (VII, 352). el-İstiksâ'daki biyog­rafisinde ise Ramazan ayında vefat ettiği ve hükümdarlık suresinin iki yıl dört ay kadar olduğu belirtilir.[349] Ebû'l-Velîd Ibnu'l-Ahmer de Ravdatü'n-nisrîn fî devleti Benî Merîn'de onun biyografisini vererek şöyle der: Ken­disine Rebiûlevvel ayının yirmisinde perşembe gunu biat edildi, 788 yılı... ayında 31 yaşındayken zehirlenerek oldu. Hükümdarlık suresi de iki yıl dört aydı.

Adı geçen Sultan Musa, Karaviyyin Camii'nde namaz kılmaya gitti­ğinde Fas'ta Şemmâîn'de atının tökezleyerek düşürdüğü hükümdar olup daha önce geçtiği üzere Ebû'l-Hasan el-Huzâî, Ibn Abbâd ve başkaları bu olayla ilgili olarak şiir söylemişlerdir. Olay Karavİyyin Camii kapısında meydana geldiğinden Târîhu Karavİyyin adlı eserimde zikrettim, ona bakınız Bu hükümdar, meşhur şair Ebû Abdullah b. Zumruk'un bir m u -vaş şahla ovduğu hükümdar olup Ebû'l-Abbas el-MakkarîEzhâru'r-rî-yaz adlı eserinde bu şiiri vermiştir. Oraya bakınız.[350]

 

Merînîler Devletindeki Görevi

 

Ibnu'l-Kâdî'nin onunla ilgili nitelikleri saymasından, kendi zamanın­daki Merîni hükümdarlarından birine kâtiplik yaptığı anlaşılmaktadır. Ebû Fâris Musa b. Ebû Inân'm katip ve kadılarını araştırdım, Ibnu'1-Ah-mer'in Ravdatü*n-nisrîn*inde onun vezirinden bahsettiğini ve adını Me-sud b. Abdurrahman b. Mâsây[351] diye verdiğini, kâtiplerini ele aldığını ve adlarım Muhammed b. Muhammed b. Ebû Amr et-Temîmî ve Ebû'l-Kasım Muhammed b. Sûde el-Murrî, kadısını da yalnızca Muhammed el-Mağîlî di­ye verdiğini gordum.[352] Sonra Ebû Fâris'ten önceki Benî Merîn hükümdar­larına bu görevi yapmış kimseleri araştırdım, onun adını, 760 (1359) yılı Şa­ban ayı ortasında cuma gunu kendisine biat edilen ve 21 Zilkade 762 (22 Ekim 1361) gunu öldürülen el-Müstain-Billâh İbrahim b. Ebû'l-Hasan el-Merînî'nin[353] katipleri arasında buldum. Ravdatü'n-nisrîn'de onun kâtip­lerini verirken şöyle der: Kâtipleri Ebû'l-Kasım b. Yusuf b. Rıdvan ve Ali b. Muhammed b. Mesud el-Huzâî'dir.[354] Sonra Ibnu'l-Ahmer'in İ*tâbü'l-küt-tâb'da onun biyografisini vererek kendisinden şöyle soz ettiğini gördüm: Mağrib Sultanı Emîru'l-muslimîn Ebû Salim ibrahim b. Emîru'l-mü'rninîn Ebû'l-Hasan Ali b Emîru'l-muslimîn Ebû Said Osman b. Emîru'l-mu'minîn Yakub b.Abdulhakel-Merînfnin alâme (muhur,tuğra) kâtibi.BenîAb-dulvad (Abdulvâdîler) hükümdarlarının yanında katiplik yaptı, bu mahfil ve meclislerde baş idi. Sonra Benî Merîn hükümdarlarının yanında divân-ı asâkir katiplığıyaptı.Sonrabuyoredekatipliğinisurdurduve Adveteyn de önde gelen kimseler her iki görevde de başarısını itiraf etti­ler.[355]

 

Hüzâî'nin Tahrıcu'd-Delâlati’s-Sem'iyye Kitabında İzlediği Metod

 

Huzâî kitabını on bölüme, her bölümü müteaddit bâblara, birçok babı müteaddit fasıllara ve birçok faslı da müteaddit meselelere ayırmış olup ki­tabından sözle şöyle der: "Eseri mütalaa ettim ve konularda geçen lügatle il­gili lafızlara dair bilgiler ekledim, bunlardan hareke ve noktalamada güçlük ve tereddüt bulunanları doğru olarak kaydettim. Kitabın içerdiği bütün bilgileri, dileyenlerin bu bilgileri yerinde görmeleri ve böylece nakil sorumluluğundan kurtulmuş ve tenkit akıbetinden selamete ermiş olmam için, ulemanın (rh) kitaplarından naklettiğim yerleri belirttim."[356] Müellif (rh) kendi zamanında lügat kitapları azmış gibi lügatle ilgili bilgilere geniş yer vermiş ve benzer kelimeleri yan yana zikretmiştir. Ayrıca birçok istidra-dî ve benzer bilgilere yer vermiştir. Bİr sahabiyi andığı her defasında, el-İstiâb müellifini izleyerek onun bu sahabi hakkında kaydettiği bütün ma­lumatı icermeküzere biyografisi ve nesebi hakkında geniş bilgi vermiş, son­ra da bu sahabinin biyografi ve nesebinde geçen garib kelimeleri uzun uza-dıya izah etmiştir. Kitabın konusu Hz. Peygamber (sav) zamanındaki görev ve sanatlar olmakla birlikte, ondan sonra hulefa-yı râşidin devrinde ortaya çıkanları da vermiştir. Kim Kitâbu't-Tahrîc'i dikkatlice inceler ve muhte­vası üzerinde iyice düşünürse, onun andığı " tahrîc "lerden çoğunun ya zayıf haberlere veya zoraki hüküm çıkarmalara dayandığını anlar. Yine ki­tabın incelenmesinden, müellifi Ebû'l-Hasan'm (rh) hadis mesleği konu­sunda koklu bir eğitim görmediği anlaşılır. Bu yüzden onun genellikle ha­dislere "rivayet edilir" sözüyle başladığını görürsün. Hatta bunu bazan Sa-hihayn'm hadisleri ile ilgili olarak da kullanır. Oysa Ibnu's-Salâh, Nevevî, Irâkî ve başkalarının da yaptığı gibi "rivayet edilir" lafzı ancak zayıf hadis­lerde kullanılır. Nitekim Münziri et-Terğîb ve't-terhîb'in başında buna dikkat çekmektedir.[357] Bir hadis Sahih-i Buhâri'de olduğu halde çoğu za­man o hadisi Müslim'e isnadla zikrettiğini de mülahaza etmişimdir. Hadis alimleri katında kaide şudur ki hiç kimse isnadda Buhâri'ye tercih edilmez ve hadis her ikisinde de mevcut olduğunda Sahihayn'a isnad edilir, fakat Hz. Peygamber'in (sav) sözlerinini aynen muhafazadaki titizliği sebebiyle Müslim'in metni zikredilir. Gerçeği öğrenmek konusunda sabırsızlık göste-riyorsan Huzâfnin eserinde zikrettiği ilk hadise bak. Şöyle ki, o, kitabını za­manının hükümdarı Musa el-Merînî'ye takdim ettiğini açıkladığında şöyle der: "...hizmetçinin, gelen efendisine ithafı adetine uymak, Hz. Peygam­ber'in (sav) hediyeye teşvik ve hediye verme emrine uyma ve bu sebeple mu­habbet oluştuğuna dair verdiği haberin —ki haberi hak ve va'di gerçektir— gerçekleşmesini umarak... hediye ettim." Allah Resulü (sav) şöyle buyurdu: "Hedıyeleşin, birbirinize karşı muhabbet duyarsınız." Yine şöyle buyurdu: "Hediyeleşin, sevginiz artar." Bu rivayetleri Kadı Muhammed b. Selâme eş-Şihâb adlı kitabında zikreder.[358] "Merîni hükümdarlarının hoşnutluğunu kazanmak, Allah onları yüceltsin, arzu ve umudun son noktasıdır... ilh."[359] Bu bilginin Mâliki ve muhaddis birinden sadır olması hayret vericidir. Mâliki oluşuna gelince, bu hadis kendi imamı Malik b. Enes'in Muvatta'-ında mevcut olup "cami" kitabı "muhâcere" (terk, ayrılık) babında Mâlik, Atâ b. Abdullah el-Horâsanf den şöyle dediğini rivayet eder: Resulul-lah (sav) şöyle buyurdu: "Birbirinizle tokalaşın, kin gider; hediyeleşin, bir­birinizi seversiniz ve düşmanlık gider."[360] Muhaddis oluşuna gelince, Buhâ-ri bu hadisi el-Edefoü'l-müfred'de[361] Ebû Ya'lâ, Nesâîel-Künâ'da, İbn Ab-dilber et-Temhîd'de " h a s e n " bir isnadla Ebû Hureyre ve başkasından şu lafızla tahric ederler: "Hediyeleşin, birbirinizi seversiniz ve düşmanlık gider". Huzâî, birçok sünen vemu'cem'de tahric edilen bir hadisi, nasıl olur da Kudai'ye, onuneş-Şihâb adlı eserine isnadda bulunur ve "zik­retti" der. Suyûti bu hadisi el-Câmiu's-sağîr'de şu lafızla verir: "Hediye­leşin, birbirinizi seversiniz". Suyûti bu hadisi, Ebû Hureyre'nin rivayeti olarak Ebû Ya'lâ'ya isnad eder.[362] Münavi büyük şerhinde[363] şöyle der: Suyûti'nin yaptığına bakılırsa, hadisin Kütüb-i Sitte müelliflerinden hiç­biri tarafından tahric edilmediğini görmüştür, aksi halde ondan sarf-ı na­zar etmezdi. Oysa durura böyle olmayıp Nesâî bu hadisi el-Künâ'da, Buhâri de el-Edebü'l-müired'de rivayet ederler. Zeynüddin el-Irâkî senedinin "ceyyid" (sahih),İbnHacerise " h as e n " olduğunusöyler.Suyûtibu hadisi Cem'ul-cevâmi'de de muhtelif lafızlarla verir ki biri şöyledir[364]: "Hediyeleşin, sevginiz artar; hicret edin, çocuklarınıza izzet miras bırakır­sınız, cömert kimselerin de kusurlarını affedin". Suyûti bu hadisi Hz. Aişe'-nin rivayeti olarak el-Mu'cemu'1-kebîr'den naklen Taberânî'ye ve el-Em-sâl'den naklen Askerî'ye isnad eder. Cem'ul-cevâmi'de hadisi şu lafız da verir: "Hediyeleşin, muhakkak ki hediye kalplerin kinini giderir". Bunu da Ebû Hureyre'nin rivayeti olarakMüsned'den naklen Ahmed b. Hanbel'e ve Tirmizi'ye isnad eder.[365] Derim: Tirmizi bu hadisi "el-Velâ ve'l-hibe" kitabı­nda Ebû Ma'şer tarikiyle rivayet ederek şöyle der: Hadis " garîb " dir, Ebû Ma'şer zayıf bir ravidir.[366] Buhâri de onun için" münkerü'1-ha-d i s " değerlendirmesinde bulunarak bu rivayetini zikreder.[367] İbn Hacer de şöyle der: "Hadisin isnadında Ebû Ma'şer el-Medenî mevcut olup bu riva­yetle teferrüd etmiştir. O gerçekten zayıftır." Yine Suyûti hadisi şu lafızla tahric eder: "Hediyeleşin, hediye kalpten düşmanlıkları çıkarır". Bunu da Hz. Aişe'nin rivayeti olarak Kudâfye, yani Müsnedü'ş-şîhâb'a ve Hatib'e isnad eder. Yine Cem'ul-cevâmi*de şu lafızla verir: "Hediyeleşin, muhak­kak ki hediye sevgiyi kat kat artırır ve kalbin fesadını giderir.”[368] Bunu da Semüre'nin rivayeti olarak el-Mu'cemu'1-kebîr'den naklen Taberâni'ye ve İbnü'd-Düreys'e isnad eder. Cem'ul-cevâmiîn bir başka nüshasında ise Ümmü Hakim binti Veddâ el-Huzâîyye'nin rivayeti olarak el-Hilye'den naklen Ebû Nuaym'a isnad eder.[369] Cem'ul-cevâmi'de şu lafızla da verir: "Aranızda yiyecekleri hediye olarak verin, muhakkak ki bu dünyada rızkı­nızın artmasını, ahirette de sevabınızın çoğalmasını sağlar". Suyûti bunu îbn Abbas'ın rivayeti olarak Deylemî'ye isnad eder. el-Câmiu's-sağîr'de hadisi bu lafızla vererek İbn Abbas'a isnad eder.[370] Münâvi iseMüsnedü'l-Firdevs'ten naklen[371] Deylemî'ye isnad eder.[372] Suyûti yine el-Câmiu's-sağîr'de "Hediyeleşin, sevginiz artar..." lafzıyla verir ve Hz. Aişe'nin rivaye­ti olarak İbn Asâkir'e isnad eder.[373] Munâvi, büyük şerhinde (Feyzul-Ka-dîr) İbn Hacer'in şöyle dediğini söyler: "Bunun isnadı münakaşa götürür." Suyûti'nin metodu gereği, kendileri için rumuz verdiği meşhur kimselerden hiçbirinin bunu tahric ettiğini görmediği anlaşılmaktadır. Oysa Taberâni Hz. Aişe'den naklen buhadisi tahric etmiştir. Heysemi de şöyle der: Hadisin isnadında el-Müsennâ Ebû Hatim var ki biyografisini veren kimse görme­dim, senedin diğer ravileri ise s i k a (güvenilir) dırlar.[374] Derim: Suyûti'nin bu rivayeti el-Mu'cemul-kebîrlnden naklen Taberâni'ye isnadı daha ön­ce geçmişti. el-Câmi-u's-sağîr*de yalnız İbn Asâkir'i anmış olması ihtisar sebebiyledir, Suyûti el-Câmi-u's-sağîr'de şu lafızla da verir: Hediyeleşin, muhakkak ki hediye öfkeyi giderir. Ben eğer paça (yemeye) davet olunsay-dım muhakkak icabet ederdim. Bana bir paça hediye edilse, kabul eder­dim." Bunu da ŞuabuU-imânndan naklen Beyhaki'ye isnad eder.[375] Mu­nâvi de Muhammed b. Mende'nin Bekr b. Bekkâr'dan, onun Âbid b. Şureyh ve onun da Enes'den rivayeti olduğunu söyler. Sonuç olarak, söz konusu ha­dis Ebû Hureyre, Aişe, Semüre, Ümmü Hal^îm el-Huzâîyye, İbni Abbas ve Enes gibi sahabeden bir grup tarafından "merfu" olarak ve Atâ'dan da "mürsel" olarak rivayet edilmiştir. Bu sahabe tarikiyle de Mâlik, Ah-med b. Hanbel, Buhâri, Tirmizi, Nesâi, Ebû Ya'lâ, el-Mu'cemul-kebîr'de Taberâni, el-EmsâTde İbn Asâkir, Müsnedü'ş-Şihâb'da Kudâi, Hatîb, İb-nü'd-Düreys,[376] Müsnedü'l-Firdevs'te Deylemi, Şuab'da Beyhaki gibi bir grup ve başkaları tarafından tahric edilmiştir. Huzâî bütün bu tahricde bu­lunanlardan habersiz olarak "Kudâi eş-Şihâb'da zikreder" demekle yeti­nir. Hem Üstelik Şihâb'a değil de MüsnecTine isnadda bulunur. Zira ilki is-nadsız bir kitaptır.[377] Fakat eksiksizlik.yalmz Allah'a mahsustur.[378]

 

Huzâîtvîn Kitabında Faydalandığı Ve Nakilde Bulunduğu Kaynaklar

 

Huzâî, kitabının onuncu bölümünün dört babından birini bu konuya ayırmış olup maalesef Tunus'ta elde ettiğim tek nüshada bu kısmı bula­madım. Bu bâb gerçekten faydalı bir bâbdır. Fakat kitabı devamlı olarak ve defalarca incelememizle meslek, sanat ve görevlerle bunları yapanlar, bi­yografileri ve neseplerini ele alırken en çok dayandığı kaynağın Ebû Ömer İbn Abdilber'in el-Istîâb'ı olduğu anlaşılmıştır. Öyle ki kitabın yarısının ondan alındığını, başlık ve biyografilerin üçte ikisinden fazlasının ona ve İbn Fethûn'a ait zeyline dayandığını söyleyebilirsiniz. Bu iki kitap onun te­mel kaynakları olup geri kalanı tali kaynaklardır. Huzâfnin eserinde ver­diği tefsirle ilgili bilgiler İbnü'l-Arabî'nin Ahkâmu'l-Kur'ân, Zemahşerî'-ninel-Keşşâf,Râzi, Sa'lebi ve İbn Atıyye'nin Tefsirleri, Kadı Münzir b. Sa-id'in Garîbu'l-Kur'ân ve meânih ve ahkâmuh ve ihtüâful-ulemâ fî helâli h ve harâmih; Hadis ve ilgili konulara dair bilgiler el-Muvattâ, Sahîhayn, Ebû Davud ve Nesâi'nin Sünenleri, Tirmizi'nin el-Câmiu's-sahîh ve eş-Şemail'i, İbn Hayyân el-İsbehânfnin Ahlâku'n-Nebî (sav), İbnül-Cevzi'nin Müşkilü's-Sahih ayn, yine onun Keşfül-meşâkil,[379] Ruşâti'nin ensaba dair İktibâsul-envâr, Hattâbi'nin Meali mü's-sünen, Kadı Iyâz'ın el-İkmâl, İbn Başkuvâl'ın Tefsirü'l-mübhemât,[380] Bâci'nin el-Müntekâ, Ebû Cafer Ahmed b. Nasr ed-Davudi'nin el-İktifâ fî şerhil-Muvattâ, İbn Dakîkilid'in Şerhul-Umde ve diğer kitaplardan alınmış­tır.

Tarih, lügat, edebiyat ve tasavvufî bilgiler de şu eserlerden alınmıştır İbn Hişâm ve Süheyli'nin eserleri ki Suheyli'nin eserinden tamamen fayda­lanmadığı veya elinde tam olarak bulunmadığı anlaşılıyor. Nefhatül-hadâ ik vel-hamâil fil-ibtidâ vel-ihtirâ vel-evâil. Huzâî bu esere çok da­yanmış olup müellifinin adını vermemiştir. Bunu Keşfuzzunûn'da bula­madığım gibi Suyûti de onu ne EvâiPinde ne de başka yerde anmamıştır. İbn Cemâa'nın Muhtasaru's-siyer, el-Azefi es-Sebti'nin Mevlîdî, İbn Hazm ve Ebû Ubeyd Kasım b. Sellâm'ın Cemhere'leri, Taberi'nin Hulâ-sa'sı,[381] İbn Hazm'ın Cevâmiu's-sîre ve Ebû Abdullah et-Tilimsâni'nin el-Umde'si. Bu eser çok nakilde bulunduğu ve andığından başka da hiçbir ilâ­vede bulunmadığı bir kitap olup ne Keşfuzzunûn ne el-B ustan gibi eser­lerde adını bulamadım. Yalnız îbn Badis Şerhu Sîreti İbn Fâris*te ondan biraz nakilde bulunur ve bir defasında nakilde bulunduktan sonra şöyle der: "Ben el-Umde kitabına itimad etmem; bu bilgiyi anmam bunu yalnız onun aldığına dikkat çekmek ve peçesinden sakınmaya işaret içindir." O esere bakınız. İbnü'l-Cevzi'nin Safve'si, et-Telkîh[382] ve el-Müdhişl Hatîb'in Târih'i. İbn Kuteybe'nin el-Maârif ve Uyûnu*l-ahbâr. el-Meşra-u'r-revî.[383] HâtımfninHilyetü'l-jauhâdara, Kudâi'nin Enbâul-enbiyâ, Cahız'ın Kitâbu'l-Mevâlî, İbn Hişâm'm Behcetü'n-nefs,[384] Ebû's-Sürûr er-Ravhf nin Bulğatü'z-zurefâ,[385] İbnü'l-Esîr'in el-Kâmil, Şirâzi'nin Ta-bakâtul-fukahâ, Ebû Bekr Muhammed b. Yahya es-Sûli'ninEş'âru'1-hu-lefâ[386] Mutarrız'ın el-Yevâkît,[387] İbn Abdilber'in Behcetül-mecâlis, Sâ-id'in Tabakât'ı[388] İbn Cübeyr'inRihle'si, Câhız^ın el-Merâtib ve'1-ahtâr, Ebûl-Feth Kuşâcim'in Kitâbu'l-Mesâyıd ve't-Tarâid,[389] İbnü'd-Derrâc ve Asmai'nin Kitâbu'1-Hayl, îbn Abdilmelik'in es-Sıla, Ebûl-Hasan el-Harrâni'nin Buğyetü'1-edîb, Abdülmüheymin el-Hadrami'nin el-İstiârât,[390] Sâbûni'nin Müsâmeretü*l-ümerâ,[391] Risâletü'l-Ku§eyri, Muham­med b. Tahir el-Makdîsi'nin Safvetü't-tasavvuf, Ebû Ubeyd'in el-Garib, Isfahâni'nin Kitâbu's-simâ'ı,[392] el-Meşârik (Kadı Iyâz'ın), es-Sıhâh, îb-nü1-Kûtiye ve îbn TarîfineI-Efâl,Ebû Zerel-Huşeni'nin Garîbü Sîre,[393] Dîvânül-edeb,[394] İbnü's-Sîd'in el-Muhkem ve el-Müselles'i, İbnül-Haş-şâ'ın Tefsîrül-elfâzi't-tıbbiyye[395], İbnü'n-Nahhâs'ın Sınâatül-kitâbe, et-Teshîl[396] ve İbn Hâni'ye ait şerhi, İbn Ebi'r-Rebî'in el-Basît ve Kazzâz'ın Câmi'i.[397]

Fıkıh ve ahkâma dair bilgiler de şu eserlerden alınmıştır: et-Tenbî-hât,[398] İbn Rüşd'ün el-Beyân ve't-tahsîl, Zenâti'nin Şerhu'r-Risâle,[399] Ebû Ubeyd Kasım b. Sellâm'ın Kitâbu'l-Emvâl, Berâdii'nin Tehzîb, Mâ-verdi'nin el-Ahkâmu's-sultâniyye, İbn Abdilber'in el-Kâfî, îbn Şas'm el-Cevâhir, Îbnü'd-Derrâc'ın el-Kifâye ve'1-ğanâ fî ahkâmi'1-gınâ, Fakih Ebûl-Abbas el-Azefı'nin Kitâbul-İsbât,[400] Tilimsâni'nin et-Tabsİre, İbnül-Kattân, İbn Atıyye, Ebûl-Abbas İbnül-Bennâ ve Ebûbekir b. Halef el-Ensârî'nin Makaleleri[401] ve diğer eserler.[402]

 

İkinci Mukaddime

 

Bu mukaddime, önce ve sonra gelenin, kendi zamanlarındaki insanla ra hizmetlerini ortaya koyması için her iki kitabın (Tahrîcü'd-delâlât ve et-Terâtîbül-idâriyye) konu başlıklarına dairdir. Bu mukaddimenin ve riîmesi iki şeyden dolayı gereklidir. Birincisi, kitabı mütalaa eden ve incele yen kimseye kolaylık sağlamak, ikincisi de iki ayrı zamanda yapılan iki der leme arasındaki farkı göstermek. Derim: Allah yegâne yardım edendir Ebûl-Hasanel-Huzâî kitabını on bölüme ayırdı. Bu bölümlerde 156 meslek görev ve sanatı içeren 178 bâb mevcuttur. Biz de kitabı on bölüme ayırdik.[403]

Birinci Bölümün Konuları

 

Huzâfnin hilâfet, vezâret ve bunlarla ilgili hususları ele almış olduğu bu bölüm yedi bâbdan meydana gelmiştir.

I. Bâb          : Resulullah'ın (sav) Halifesi.

II. Bâb        : Vezir.

III. Bâb       : Sırdaş (Sır Arkadaşı).

IV. Bâb       : îzin isteyen (Mabeynci), Hâcib, Bevvâb.

V. Bâb        : Hizmetçi.

VI. Bâb       : Yastık Görevlisi.

VII. Bâb     : Ayakkabı Görevlisi.

Bu bâbları üslup ve isnad bakımından derli toplu ve gözden geçirilmiş olarak zikrettim. Bu bölümde bâblar arasına eklediğim konu başlıkları ise şunlardır:

1. Halife, Melik ve Sultan kelimeleri Arasındaki Şer'î ve Istılahî fark.

2. Bazı Elçilerin Mabeynci Tarafından Engellenmesi.

3. Hür ve Kölelerden Hz. Peygamber'in Hizmetinde Bulunanlar.

4. Allah Resulü'ne Hizmet Eden Azatlı Köleleri.

5. Allah Resulü Uyuduğunda Kendisini Uyandıran, Guslettiğinde Örtü Tutan.

6. Allah Resulü'nün Kapısında Geceleyen Erkekler.

7. Allah Resulü'nün Hastalığı Sırasında Azad Ettiği Köleler.

8. Allah Resulü'ne Evi İçindeki İhtiyaçları İçin Hizmet Eden.

9. Allah Resulü'nün özel Hizmetinde Kadın İstihdam Etmesi.

10. Allah Resulü'nün Yahudi Bir Çocuğu İstihdamı.

11. Allah Resulü'nün Yapılmasını Hiçbir Hizmetçisine Ismarlamadığı Hu­suslar.

12. Allah Resulü'nün Kendilerine Hizmet Ettiği Kimseler.

13. Muhacirlerin İzdiham Sırasmda Kalkıp Allah Resulü'nün Etrafını Aç­maları.

14. Allah Resulü'nün Düşmekten Dolayı Sırtı ve Ayaklan Oğmadaki Hare­ket Tarzı.

15. Elçi Heyetlerine Allah Resulü'nü Nasıl Selamlayacaklarını Öğreten Kimse.

16. Allah Resulü'nü Güldürenler.

17. Devlet Başkanının Küçük Akrabalarıyla Oynaması.[404]

 

İkinci Bölümün Konulanı

 

Bu bölüm fıkhî konular, ibadetler ve bunlarla ilgil mescid, taharet ve bunlara bağlı işlerle ilgili görevler, hacemîli ği  ve bununla ilgili hususlara dair olup muhtelif bâblara ayrılmıştır.

I. Bâb         : Kur*ân Öğretmeni.

II. Bâb       : Yazı Öğretmeni.

III. Bâb      : Dini Konularda Bilgi Sahibi Kimse.

IV. Bâb      : Kurra'nın Konaklaması tçin Ev Edinme ve Bundan Medrese Yapımına Dair Hüküm Çıkarılması.

V. Bâb        : Müftü.

VI. Bâb      : Rüya Tabircisi.

VII. Bâb     : Farz Namazlarda îmâm.

VIII.Bâb    : Ramazan Namazında (Teravih) İmâm.[405]

IX.Bâb       : Müezzin.

X. Bâb        : Muvakkit.

XI. Bâb       : Seccade Görevlisi.

XII. Bâb     : Asa (Aneze) Görevlisi.

XIII. Bâb    : Kandil Yakıcısı.

XIV. Bâb    : Buhurcu (Güzel Koku Tütsüleyen).

XV. Bâb      : Mescidi Süpüren, Toprak, Pislik ve Çöpleri Atan.

XVI. Bâb    : Cemaatle Namaz Kılmaya Halkı Yönlendiren ve Cemaaatı Terkedenlere Sert Davranan.

XVII. Bâb   : Mescidde insanları Bağırıp Çağırma ve Münakaşadan Meneden.

XVIII. Bâb : Abdest Suyu Görevlisi.

XIX. Bâb     : Misvak Görevlisi.

XX. Bâb      : Kürsü Görevlisi.

XXI. Bâb     : Saki (Sucu).

XXII. Bâb   : Hac Emirliği.

XXIII. Bâb : Kurban Görevlisi.

XXIV. Bâb : Ka'be Hicâbe Görevi.

XXV. Bâb   : Ka'be Sikâye  Görevi.

Bütün bu bâblan üslup ve isnad bakımından Özlü şekilde zikrettim. Bu bölümde bâblar arasına ilavede bulunduğum konu başlıkları da şunlar­dır:

1. Allah Resulü'nün Halka Komşularından Kur'ân ve Dini Bilgileri öğren­melerini Emretmesi.

2. Allah Resulü Zamanında Kur'ân'ı Ezberleyenler.

3. Allah Resulü'nden Kıraat Vecihlerini Nakleden Sahabiler.

4. Kadınların Öğretimi.

5. Allah Resulü ile Ashab Arasında Aracılık Yapan.

6. Allah Resulü'nün Hastalığı Süresince Halka Namaz Kıldıran ve Hutbe Okuyan.

7. Allah Resulü'nün Hz. Ali'yi Kendi Huzurunda Sözlerini Aktarmakla Görevlendirmesi.

8. Allah Resulü'nün Veda Haccında Hayvan Üzerinde Hitabede Bulun­ması.

9. Halkın Susup Kendisini Dinlemelerini Sağlamak İçin Allah Resulü'nün Onlardan Boyca En Uzun ve Sesi En Gür Olan Birini Görevlendirme­si.

10. Devlet Başkanının Kavmini Biraraya Toplaması İçin Ashabından Önde Gelen Birini Görevlendirmesi.

11. Allah Resulü'nün Kendi Adına Berâe Sûresini Tebliğ Etmek Üzere Hz. Ali'yi Göndermesi.

12. Allah Resulü Zamanında Neyin Üzerinde Ezan Okunduğu.

13. Allah Resulü Kalktığında veya Evine Gitmek istediğinde Önünde Asası­nı Taşıyan Kimse.

14. Allah Resulü Zamanında Medine'de Mum Yakılıp Yakılmadığı.

15. Namaz Kılanların Önüne Geçip Safları Düzenleyen ve Buna Uymayan­lara Vuran Kimse.

16. Allah Resulü'nün Cam Kabdan Abdest Alması.

17. Allah Resulü'nün Leğenden Abdest Alması.

18. Allah Resulü'ne Tatlı Su Kuyularından Su Getirilmesi.

19. Allah Resulü'nün Mekke'den Medine'ye Zemzem Suyu Getirtmesi.

20. Seferde Allah Resulü ile Birlikte Taşınan Su Tulumları ve Onları Dol­durmakla Görevli Kimse.

21. Allah Resulü'nün Yahudi Sucusu.

22. Allah Resulü Zamanında Su İçin Kimseye Afiyet Dilenip Dilenme­diği.

23. Yeşil Kaplarda Nebiz Yapılması.

24. Allah Resulü'nün, Suyundan Bir Kılı Çıkaran Kimseye Dua Etmesi.

25. Yemek Sırasında Allah Resulü'ne Hizmet Eden Hizmetçi.

26. Allah Resulü'nün Kaplan.

27. Allah Resulü'nün Hac Sırasında Bizzat Kurban Kesmesi ve Geri Kalanı Tamamlaması İçin de Hz. Ali'ye İzin Vermesi.[406]

 

Üçüncü Bölümün Konuları

 

Bu bölüm yazı ve benzeri konular ile buna bağlı hususlarla ilgili görev­lere dair olup muhtelif bâblara ayrılmıştır.

I. Bâb         : Vahiy Kâtipleri.

II. Bâb       : Mektup ve î k t â Kâtipleri.

III. Bâb      : Ahidnâme ve Sulh Kâtipleri.

IV. Bâb      : Mühür (Hâtem) Görevlisi.[407]

V.Bâb         : EIçi.

VI. Bâb      : Mektup Götüren.

VII. Bâb  : Ehl-i Kitab'ın Mektuplarını Tercüme Eden ve Onlara Kendi Dil ve Yazılarıyla Cevap Yazan Tercüman.

VIII. Bâb   : Şâir.

XI. Bâb      : Namaz Dışında Hatip..

X.Bâb         : Ordu Katibi.

XI. Bâb      : Arîf.

XII. Bâb     : M ü n â d i: Arz Zamanında İnsanları Çağıran.[408]

XIII. Bâb    : Muhasip.

Bu bâblan üslup ve isnad bakımından derli toplu ve Özlü şekilde ver­dim, bâb başlıkları arasında şu ilavelerde bulundum:

1. Allah Resulü'nün Badiye Araplarına Gönderdiği Mektupları Yazan.

2. Allah Resulü'nün Deriye Yazdırması ve Bu Derinin Ebadı.

3. Allah Resulü'nün Özel İşleriyle İlgili Yazıları Yazdırdığı Kimse.[409]

4. Allah Resulü'nün Katiplerinden Biri Bulunmadığında Onun Yerine Ya­zan Kimse.

5. Mühür ve Mühürleme ile İlgili Hususlar.

6. Allah Resulü'nün Katiplerine Kalemi Nereye ve Nasıl Koyacaklarını Öğretmesi.

7. Allah Resulü'nün, Yazıyı Topraklamaları (Kurutmaları) Konusunda Katiplerini Teşvik Etmesi.

8. Allah Resulü'nün Ehl-i İslâm'a Yazdığı Mektuplardan Tarihin Aslını Bize Ulaştırdığı En Son Mektup ve Müslümanların Bunu Muhafaza Et­meleri.

9. Tarihin Allah Resulü'nden Aslını Bize Kadar Ulaştırdığı En Sahih Mek­tup.

10. Allah Resulü'nün Ehl-i Küfre Yazdığı Mektuplarda Tarihin Metnini Bi­ze Ulaştırdığı En Son Mektup.

11. Son Zamanlarda Tunus ve Mısır Gazetelerinin Yayınladıkları Mek­tup.

12. Allah Resulü'nün Ahkama Dair Mektuplarından Tarihin Metnini Bize Ulaştırdığı En Uzun ve Kapsamlı Mektup.

13. Allah Resulü'nün Bizzat Birşey Yazıp Yazmadığı.

14. Allah Resulü'nün Mektuplarına Hangi îfade ile Başlandığı.

15. Allah Resulü'nün, Mektubun Bölüm ve Konu Başlarını Birbirinden A-yirmak için "Emma Ba'd" Lafzını Kullanması.

16. Allah Resulü'nün Mektuplarında Her Zaman "Emmâ Ba'd" Lafzını Kullanması.

17. Allah Resulü'nün Mektuplarını Tertip özelliği. İS. Allah Resulü'nün Mektuplarında Başlık.

19. Kendisine Çağdaş Olan Hükümdarların Allah Resulüne NasılHitap Et­tikleri

20. Allah Resulü'ne Hitaben Yazılmış Mektuplarda Başlık.

21. Yanında Mührü Olmadığı Zaman Allah Resulü'nün Ne Yaptığı.

22. Mektuplarda Tarih Verilmesi ve İslâm'da Tarih Başlangıcının Tesbi-ti.

23. Ashaptan Allah Resulü'nü Öven Şairler.

24. Allah Resulü'nün Kâfir Olarak Ölmüş Kimselerin Şiirlerini Okut­ması.

25. Allah Resulü'nün Kâfirlerin Şiirlerini Okutması.[410]

26. Allah Resulü'nün Aşk Konulu Şiiri Susup Dinlemesi ve Bunu Ka­bulü.

27. Allah Resulü'nün, Kendisine İthaf Edilen Beyitler Sebebiyle, Ele Geçi­rilen En Büyük Esir Grubjına Lütufta Bulunması.

28. Allah Resulü'nün Vefatmdan Sonra Kendisine Mersiye Okuyan Erkek ve Kadın Sahabiler.

29. Allah Resulü'nün Ashabından Aldığı Biat ve Bunun Mesnedi.

30. Allah Resulü'nün, islâm Ordusunun Gücünü Görmesi îçin Yabancı Bir Liderle Birlikte Oturmasını Birine Teklif Etmesi.

31. Allah Resulü'nün, Cihad için Anne ve babasından İzin Almamış Birini Asker Arzında Kabul Etmemesi.

32. Vasiler.

33. Nâkipler.[411]

 

Dördüncü Bölümün Konuları

 

Bu bölüm ahkâm (yönetim, yargı) ve buna bağlı konularla ilgili görev­lere dair olup muhtelif bâblardan oluşmaktadır.

I. Bâb      : Taşra Genel Yönetimi

II. Bâb    : Kadı (Hakim).

III. Bâb  : Mezâlim Görevi.

IV. Bâb  : Evlendirme Hakimi,[412]

V.Bâb       : Şahit ve Sicil Katibi (Noter).

VI. Bâb     : Mirasları Paylaştıran.

VII. Bâb    : Nafaka Taksimcisi.

VIII. Bâb  : Devlet Başkanının Mali İşler Dışındaki Konularda Tayin Ettiği Vekil.

IX.Bâb      : Yapı işlerinde Mütehassıs Kimse.

X.Bâb        :Ka ssâm.

XI. Bâb     : Muhtesib.

XII. Bâb    : Mu nâd i.

XIII. Bâb   : Şehirde Sahibü'1-ases (Gece asayiş ve emniyet görevlisi).

XIV. Bâb   : Karışıklıklık Sırasında Şehir Kapılarını Koruyan.

XV. Bâb     : Karışıklık Sırasında Gözeticilik Yapan.

Bu iki bâb, Huzâi'nin mesned olarak herhangi bir nas bulamadığı ko­nular olup tarafımızdan ilave ve ikmal edilmiştir.

XVI. Bâb    : Hapishane Görevlisi.

XVII. Bâb  : Had Cezalarını Uygulayan.

Bu bâbları üslup ve isnad bakımından derli toplu ve özlü olarak zikre­derek birçok bâb ilavede bulundum:

1. Kendisine Gönderecekleri Postacının Özellikleri Konusunda Allah Resulü'nün Âmi1lerine (Vali, Zekât Memuru) Nasıl tavsiyede Bulun­duğu.

2. Allah Resulü'nün, Gönderdiği Âmil lerde de Bu özellikleri Ara­ması.

3. Allah Resulü'nün Görevlendirdiği Valiler İçin Yazdırdığı Ahidnâme'nîn Nasıl Olduğu.

4. Allah Resulü'nün Sağlığında Vukubulup Hakkında Bizzat Hüküm Ver­diği Olaylarla ilgili Kimlerin Eser Kaleme Aldığı.

5. Allah Resulü'nün Hüküm ve Fetva Verdiği Konular.

6. Allah Resulü'nün Hakim Olarak Görevlendirdiği Kimselerde Büyük Yaşta Olmayı Şart Koşup Koşmadığı.- -

7. Hakimin Davaya Bakmak İçin Nerede Oturduğu.

8. Vali ve Hakimlerin Maaş Alıp Almadıkları.

9. Allah Resulü'nün Yaptığı Bazı Akitlerin Metinleri.

10. Çocukların Şahitliği ve Adlarının Sicillere Kaydedilmesi.

11. Kabile ve Suları (Kuyuları) Dolaşarak Halk Arasında Akitlerini Yazan lar.[413]

12. Esirleri Gözetlemekle Görevlendirilen Kimse.

13. Mahpuslara Yiyecek Verilip Verilmediği.

14. Ağaçları Kesmekle Görevlendirilen Kimse.

15. Allah Resulü'nün Müstahak Olan Kimseye Yüz Asama vb. Şekilde Mua­melede Bulunması.[414]

16. Allah Resulü'nün Dayakla (Sopa ile) Had Cezası Uygulaması.

17. Allah Resulü'nün ilgiyi Kesip Yalnız Bırakmıkla Tedipte Bulun­ması.[415]

18. Allah'ın Onulmaz Gazabına Uğramış Kimseyi Resulullah'ın Bizzat Öldürmesi.

19. Allah Resulü'nün Yıkıp Yakma Suretiyle Cezalandırması.

20. Allah Resulü'nün, Haketmiş Kimseye, Gözlerine Mil Çekme, Susuz Ye­re Atma vb. Bir şekilde Muamelede Bulunması.

21. Mezalim Görevi.[416]

22. Allah Resulü'nün Yapı ve Mühendislik İşlerinden Anladığı.[417]

 

Beşinci Bölümün Konuları

 

Bu bölüm savaş ve buna bağlı konularla ilgili görevlere dair olup muh­telif bâblardan oluşmaktadır.

I. Bâb         : Savaş E m î r ligi.

II. Bâb       : Devlet Başkanı Savaşa Çıktığında Başkentte Kendi Yerine Bıraktığı Kimse.

III. Bâb      : Devlet Başkanı Sefere Çıktığında Ailesinin İşlerini Yürütmek Üzere Halef Bıraktığı Kimse.

IV. Bâb      : Müstenfir (Halkı Savaşa Katılmaya Çağıran).

V. Bâb        : Bayrak/Sancak Görevlisi.

VI. Bâb      : Ordunun Beş Kısma Ayrılması ve Devlet Başkanının Bunlardan " Ka1b "  Kısmında Yer Alması.

VII.Bâb      : Düşmanla Karşılaşıldığında Devlet Başkanını Korumak Maksadıyla Ordunun " Kalb " Kısmında Başkanın Kendi Yerine Koyduğu ve Birbirlerinin Elbiselerini (üniforma) Giydikleri Kimse.

VIII. Bâb   : Ordunun Ön Kısım Kumandanı.

IX.Bâb         : Ordunun Sağ Kısım Kumandanı.

X. Bâb          : Ordunun Sol Kısım Kumandanı.

XI. Bâb        : Ordunun Arka Kısım Kumandanı.

XII. Bâb       : Okçu Kumandanı.

XIII. Bâb      : Piyade Kumandanı.

XIV. Bâb      : Safları Düzenleyen.

XV. Bâb       : At Görevlisi.

XVI. Bâb      : Eyerci.

XVII. Bâb    : Binme Sırasında Üzengiyi Tutan ve Süvarinin Elbisesini Eyerde Toplayan.

XVIII. Bâb   : Devlet Başkanının Atına Binerek Onunla Yanşan Kimse.

XIX. Bâb      : Yük Devesi Görevlisi.

XX. Bâb        : Katır Görevlisi.

XXI. Bâb      : Bineği Yularından Tutup Çeken.

XXII. Bâb     : Binekleri Coşturan.[418]

XXIII. Bâb   : Silah Görevlisi.

XXIV. Bâb    : Mızrak Taşıyan.

XXV. Bâb      : Kılıç Taşıyan.

XXVI. Bâb    : Kılıç Cilacısı.

XXVII. Bâb   : Kılavuz.

XXVIII. Bâb : Yol Güvenliğini Sağlayan.

XXIX. Bâb     : Gölgelik Görevlisi.

XXX. Bâb      : Yük Görevlisi.[419]

XXXI. Bâb     : Devlet Başkanının Harem (Ailesi) Emini.

XXXII. Bâb   : Muhafız.

XXXIII. Bâb  : Casus.

XXXIV. Bâb  : Darülharpte Devlet Başkanına Haberleri Göndermek Üzere Tutulan Kimse.

XXXV. Bâb    : Düşmanı Dağıtmakla Görevli Kimse.

XXXVI. Bâb   : Gemi Yapımcısı.

XXXVII. Bâb  : Allah Resulü Zamanında Gemi Kullanımı.

XXXVIII. Bâb: Mancınık Yapımcısı.

XXXIX. Bâb   : Mancınık Kullanan.

XL. Bâb           : Debbâbe Yapımcısı.[420]

XLI. Bâb         : Ağaç Kesen.

XLII. Bâb       : Hendek Açma.

XLIII. Bâb     : Ganimet Görevlisi.

XLIV. Bâb     : Humus Görevlisi.

XLV. Bâb    : Fetih Müjdesini Getiren ve Başkent Halkının Kendisini Tebrik İçin Devlet Başkanını Karşılamaya Çıkması.

Bu bâbları üslup ve isnad bakımından derli toplu ve Özlü bir şekilde ve­rerek araya şu ilavelerde bulundum:

1. Düşmanın Tuzak Kurması Düşünülen Yola Devlet Başkanının Birini Halef Bırakması.

2. Devlet Başkanının Çocuklara Sarık Sarması.

3. Ensarın Bayrakları.

4. Okçu Emiri.[421]

5. Savaşçıların Parolası.

6. Allah Resulü'nün Bineğini Kimin Çektiği.

7. Allah Resulü'nün Kurbanlıklarını (B e d e ne) Sevkeden.

8. Allah Resulü'nün Sağmal Develerinin Çobanı.

9. Allah Resulü'nün Sağmal Develerine Kimin Baktığı

10. Allah Resulü'nün Atının Kimin Yanında Olduğu

11. Allah Resulü'nün Devecisi.

12. Allah Resulü'nün Deve Üzerindeyken Üzengisini Tutan.

13. Allah Resulü'nün Devesinin Yularını Tutan.

14.Allah Resulü'nün Kurbanlık Görevlisi,

15. Allah Resulü'nün Kurbanlıklarına (Hedy) Kimin Baktığı.

16. Allah Resulü'nün Silah Görevlisi.

17. Allah Resulü'nün Kılıcını Nereye Taktığı.

18. Allah Resulü'nün Huzurunda Boyun Vuranlar.

19. Devlet Başkanının Uğradığı Çöllerde, Oraya Varmış Olduğunu Göster­mek için Yaptırdığı Yapı.

20. Devesine Binmesi îçin Allah Resulü'nün Önünde Eğilen Kimse.

21. Allah Resulü'nün Büyük Çadırı.

22. Allah Resulü'ne Çadır Kuran.

23. Başkente Girmek istediğinde Allah Resulü'nü Çevreleyip Koruyan­lar.

24. Ordunun Konaklaması için Yer Araştırma.

25. Allah Resulü'nün Hanımlarına Yolculukta Eşlik Ederek Hayvanlarını Süren Kimse.

26. Devlet Başkanının Savaşa Çıkması ve Ardından Başkentte Muhafız Bırakması.

27. Seferde Devlet Başkanını Arkadan izleyen Kimse.

28. Fetih Günü Allah Resulü'nün Önüne Geçip Şiir Okuyan.

29. Ordu Gözcü Kolu.

30. Devlet Başkanının Kendi Ülkesinde Halk Arasında Casus (Haberci) Edinmesi.[422]

31. Nemmâm (Kovucu, Söz Taşıyan).

32. Devlet Başkanının Savaştığı Kimselerin Hayvanlarından Bir Türü Hi­be Etmesi.

33. Allah Resulü'nün Ganimetlerini Yazan.

34. Seferden Dönüşte Yemek Verilmesi.

35. Allah Resulü'nün Seferden Dönünce Söylediği Söz.

36. Allah Resulü'nün Bir Köye Girmek İstediğinde Söylediği Söz.

37. Arap Yarımadası Kafirlerinin Allah Resulü'ne Karşı Tutumları.

38. Allah Resulü'nün Kendi Zamanındaki Kafirlere Muamelesi.[423]

 

Altıncı Bölümün Konuları

 

Bu bölüm vergi toplamasıyla ilgil görevlere dair olup muhtelif bâblan kapsamaktadır.

I. Bâb     : Cizye Görevlisi.

II. Bâb   : Uşûr Görevlisi.

III. Bâb  : Müslümanların Memleketine Geldiklerinde Zimmilere Tercümanlık Yapan Kimse.[424]

IV. Bâb  : Arazi Haracını Toplayan.

V.Bâb     : Arazi Ölçümü Görevlisi

VI. Bâb  : Zekat Âmili.

VII. Bâb : Zekat Mallarını Yazan.

VIII Bâb: Miktar Takdirinde Bulunan.

IX Bâb   : Vakıf.[425]

X.Bâb     : Miras Görevlisi.[426]

XI. Bâb  : Zekat Ami1lerinden Topladıkları Malları Alan Görevli (Müstevfi).

XII. Bâb :Âmil Müfettişi ( Müsrif,  Bündâr).[427]

Bu bâblan isnati arıyla birlikte özlü ve derli toplu bir şekilde vererek şu ilavelerde bulundum:

1. Allah Resulü'nün Badiyeye Zekat Develerinin İçine Bizzat Çıkması.

2. Allah Resulü'nün Ramazan Zekatını (Fıtır sadakası) Korumakla Görevlendirdiği Kimse.

3. Allah Resulü'nün Ganimetlerini Almaya Memur Kıldığı Kimse

4. Allah Resulü'nün H u m u s una Bakmakla Görevli Kimse.[428]

 

Yedinci Bölümün Konuları

 

Bu bölüm hazine ve buna bağlı hususlarla ilgili görevlere dair olup muhtelif bâblardan oluşmaktadır.

I. Bâb        : Emin Hazinedarın Fazileti.

 

II. Bâb      : B e y t ü 1 m a 1 Görevlisi, Para Hazinedarı.[429]

III. Bâb    : Tartıa.[430]

IV. Bâb    : Erzak Hazinedarı.

V.Bâb       : Kileri (Tahıl Ölçümcüsü)

VI. Bâb    : Allah Resulü Zamanında Kullanılan Şer'i Ağırlık ve Hacim Ölçüleri.

VII. Bâb   : Sikke veya Darphane Görevlisi.

VIII. Bâb : Deve Edinme.

IX.Bâb     : Koyun Edinme.

X.Bâb      : Damgacı (Hayvanı Dağlayan).

XI. Bâb    : Devlet Başkanının Korusu.

Bütün bu konuları isnadh bir şekilde özlü ve derli toplu olarak zikret­tim. Huzâi'nin el aldığı meseleleri dile getirdim ve bu arada özellikle sikke, para, s â ölçüsü ve en büyük hazinelerimizden biri olarak kütüphanemizde bulunan Meriniler döneminden kalma Nebevi m ü d den bahsettim.[431]

 

Sekizînci Bölümün Konuları

 

Bu bölüm diğer görevlerle ilgili olup muhtelif bâblara ayrılmıştır.

I. Bâb         : Harcama Görevlisi.

II. Bâb       : Devlet Başkanının Mali Konulardaki Vekili.

III. Bâb  : Devlet Başkanının Başkent Dışında Emrettiği Konularda Harcamada Bulunması İçin Mal ile Gönderdiği Kimse.

IV. Bâb      : Elçilik Heyetlerini Ağırlama.

V. Bâb        : Hastane.

VI. Bâb      : Doktor.[432]

VII. Bâb     : Şifa îçin Okuyan.

VIII. Bâb   : Kan Alan.

IX. Bâb      : Dağlama.

X. Bâb      : Aile ve Malları Bulunmayan Fakirlerin Barınması îçin Yapılan Yer, Ki Zaviyelerin Kurulması da Buna Dayanmakta­dır.

Bu bâbları isnadlı olarak derli toplu ve özlü bir şekilde verdim ve arala­rında şu bâb ve bilgileri ekledim:

1. Allah Resulü'nün Savaşta Mal ve Esirleri Gözetmesini Birine Emretme­si.

2. Allah ResuhVnün Elçilere Hediyeleri.

3. Allah Resulü'nün Elçiler Geldiğinde Güzel Giyinmesi.

4. Yaraya Allah'ın Adını Okuyup Üflemesini Birine Emretmesi.

5. Tıp Bilgisi Olmayan Kimsenin insanları Tedavi Etmesinin Mubah Olmadığı.

6. Hıfzısıhhada Bugün Karantina Diye Bilinen Uygulamanın Temeli.

7. Astrolog (Müneccim).

8. Kıyâfe timini Bilen.

9. Kur’ân öğrenenler İçin Kalacak Yer Yapmak.[433]

 

Dokuzuncu Bölümün Konuları

 

Bu bölüm, Hz. Peygamber (sav) zamanında mevcut olan sanat ve mes­leklerle ashaptan bunları kimin yaptığına dairdir. Daha önce geçen bölüm­lerde Huzâi tarafından daha uygun görülen yerlerde zikredilenlerden ayrı olarak burada verilen bâblar şunlardır.

I. Bâb     : Ticâret.

II. Bâb    : Manifaturacı (Bezzaz).

III. Bâb  : Itriyatçı (Attâr).

IV. Bâb  : Sarraf.

V.Bâb     : Mızrak Satıcısı.

VI. Bâb  : Yiyecek (Buğday) Satıcısı.

VII. Bâb     : Hurma Satıcısı.

VIII. Bâb   : Tabaklamada Kulanılan Ağaç Satıcısı.

IX. Bâb      : Dellâl (Simsar).

X.Bâb         : Oduncu.[434]

XI. Bâb      : Dokumacı.

XII. Bâb     : Terzi.

XIII. Bâb   : Marangoz.

XIV. Bâb   : Kadeh Yontucusu.

XV. Bâb     : Kuyumcu.

XVI. Bâb   : Demirci.

XVII. Bâb  : Bina Ustası.

XVIII. Bâb : Tabaklayıcı (Debbâğ).

XIX. Bâb    : Hurma Yaprağından Eşya Yapan.

XX. Bâb      : Kara Avcısı.

XXI. Bâb    : Deniz Avcısı.

XXII. Bâb   : Bahçelerde Çalışanlar

XXIII. Bâb  : Sırtında Su Taşıyan.[435]

XXIV. Bâb  : Hamal

XXV. Bâb    : Hacamatçı.

XXVI. Bâb  : Kasap.

XXVILBâb :Aşçı.

XXVIII. Bâb: Kebapçı.

XIX. Bâb      : Kadın Kuaför.

XXX. Bâb     : Ebe.

XXXI. Bâb   : Sünnetçi Kadın.

XXXII. Bâb  : Emzirici Kadın.

XXXIII. Bâb : Şarkıcı

XXXIV. Bâb : Kabir Eşici.

XXXV. Bâb   : Ölü Yıkayıcısı.[436]

Bu bâblan isnadlı olarak derli toplu ve Özlü bir şekilde verdim ve arada şu ilavelerde bulundum:

1. Alışveriş Yapan Kimseye Tacir Denilmesinin Mesnedi.

2. Allah Resulü Zamanında Medine'de Manifaturacılar Çarşısı.

3. Allah Resulü'nün Pazar Yerini Bizzat Belirlemesi ve Nezarette Bulun­ması.

4. Câhiliyye Devrindeki Pazarlar (Panayırlar) ve îslâm Devrinde Halkın Buralarda Alışveriş Yapması.

5. Ziraatçiler ve Ziraat.[437]

6. İslâm'ın ilk Zamanlarında İnsanların ilgili Hükümleri öğrenmedikçe Alışverişle Meşgul Olmadıkları.

7. Ticaretle Uğraşmayı Avam ve Sıradan Kimselere Bırakmalarından Do­layı Hz. Ömer'in Ashaba Sert Davranması.

8. Hz. Ömer'in Hoşuna Giden Bir Çocuk Gördüğünde Söylediği Söz.

9. Kazançla İştigal ve Gazveye Katılma ile İlgili Olarak Hz. Ömer'in Sözü ve Kendisine Nisbetle Bu İkisi Arasındaki Tercihe Dair Görüşü.

10. Hz. Ömer'in Fakirlere ve Başkalarına Çalışıp Kazanma Konusundaki Emri.

11. Pazara Mal Getiren.

12. Ashaptan Şam Denİzi'nde (Akdeniz) Ticaret Yapanlar.

13. Şam'dan Medine'ye Halis Un, Yağ ve Bal Getiren.

14. Allah Resulü Zamanında Arızi Bir Sebeple Medine'den Hurma Çıkarılmasının Yasaklanması.

15. Medine'ye Tahıl vs.'nin Getirildiği Yerin Uzaklığı.

16. Anber ve Civa Ticareti.

17. Altın Madeni Kazılması.

18. Çocukların Alışveriş Yapmaları.

19. Şeker Satımı.

20. Itriyat Satımı.

21. Tıbbî İlaçlar Satımı.

22. Ayakkabıcı.

23. İşlenmiş Deri.

24. Çocuk Beşiği.

25. Altından Burun Yapımı.

26. Yeldeğirmeni.

27. Ressam(Musavvir')

28. Liderlerin Millî ve Dinî Yapılara Temel Taşı Koymalarının Kaynağı.

29. Allah Resulü'nün Mescid-i Nebevfyi Üç Kez İnşası ve Bunlardan Biri­nin Dişili-Erkekli Kerpiçle Olduğu.

30. Devlet Başkanın Mescid Yerini Tayini ve Kıble Yönünü öğretmesi

31. Devlet Başkanının Bir Yeri Mescid Edinmesi Konusunda Kendisine! Vekâlet Edecek Kimseye Emri.

32. Allah Resulü'nün Evleri ve Eşlerinin Meskenleri.

33. el-Avâlî'de Hz. Mâriye'nin Meskeni'nin Haritası.

34. Allah Resulü'nün, Binaların Sıhhî Esaslara Göre Yapılmasını Emretmesi ve Komşular İçin Çiğnememeleri  Gereken Esaslar Belirlemesi.

35. Allah Resulü'nün Mescidi-i Dırâr'ı Yıktırması.

36. Boyacı.

37. Yüzme.

38. Su Satışı.

39. Süt Satışı.

40. Lambada Yakmak Veya Gemi Kerestesine Sürmek için İçyağı KulUanıl- ] ması.

41. Su Kaynağının Tesbiti ve Suyun Çıkarılması Konusunda Mütehassıs] Kimse.

42. Bulamaç Aşı Yapma.

43. Fınna.

44. Allah Resulü'nün Ekmeklerinin Küçük Olup Olmadığı.

45. Belli Bir Yerde Avlanmanın Yasaklanması.

46. Allah Resulü'nün Hiç Avlanmadığı ve Av Satın Almadığı.               

47. Yün Eğirme.                                                                              

48. Allah Resulü Zamanında Medine'deki Şarkıcı Kadınların Adları.

49. Allah Resulü Zamanında Deflerin Zilli Olup Olmadıkları ve Ashabın Ud Dinleyip Dinlemedikleri.

50. Seleften Bazılarının Musiki timi ile İlgilenip İlgilenmedikleri.

51. Şarkı Sözleri.

52. Habeşlilerin Mescid-i Nebevide Allah Resulü'nün Önünde Oynama' lan.

53. Allah Resulü'nün Medine'ye Gelişi Sırasında Habeşlilerin Mızraklarıy la Oynamaları.

54. Bazı Ashap Büyüklerinin Allah Resulü'nun önünde Seksek Oynama­ları.

55. Şarkı ve Şiir Okumak.[438]

56. Mezarı Bekleyen Yaşlı Kadın.

57. Müsabaka.

58. Güreş

59. Atıcılık.

60.  Kız Çocukların Oynaması.

61. Oyuncakla Oynamaları.

62. Evde Vahşi Hayvan Bakılması.

63. Allah Resulü'nün "Genç Kızın Bu Husustaki Arzusunu Takdir Edin" Sözü.

64. Çocukların Oynaması için Kuş Tutulması.

65. Düğünde Badem, Hurma Saçılması ve Kapışılması.

66. Bir Sahabinin Yolda Oynayan Habeşlilere Rastlaması ve Onlara Para Vermesi.

67. Savaşta Allah Resulü'ne Eşlik Eden Hastabakıcı Sahabi Kadınlar ve Bunların Gösterdikleri Kahramanlık, Çeviklik ve Savaşanlara Yardım­ları.

68. Ticaretle Uğraşan Kadın Sahabiler.

69. Kadınları Allah Resulü'nun Meclisinde Temsil Eden Kadın.

70. Gelini Kocasının Evine Götürdüklerinde Söyledikleri.

71. Düğünde Yedi Gün Yemek Verilmesi.

72. Kılıç Yapımcısı.[439]

73. Resmî-Dinî Bir Toplantıda Kendilerini Resmen Temsil Etmek Üzere Topluluğun Bir Kimse Üzerinde Birleşmesi.

74. Taş Yontucusu.

75. Ölen Kadının Tabutu îçinde örtülmesinin Mesnedi ve Bunu Uygun Gö­ren Kimse.[440]

Görüldüğü üzere Huzâl, eserinde derleme ve açıklamaya çalıştığı Hz. Peygamber dönemindeki meslek ve sanatların sayısını otuz dolayına ulaş­tırmıştır. Ben de buna bir o kadar ilavede bulundum. Bilirsiniz ki sonra ge­len bazen önce gelenin getiremediğini getirir. İşte Şeyhülislam Ebû Abdul­lah Muhammed b. İsmail el-Buhari, Sahîh'inde "Kitâbu'l-buyâ" da topu to­pu on kadar meslek ve sanatı verebilmiştir ki bunlar da şudur: Kuyumcu, demirci, terzi, dokumacı, marangoz, silah satıcısı, Itriyatçı ( a 11 â r ), hacamatçı v.s. Buhari'nin bu sayıyla kalmış olması, muhtemelen, bunun koy­duğu şartlara uygun olarak kendisine rivayeti ulaşmış miktar olmasın­dandır. Fakat ne olursa olsun, sonradan gelenin himmeti inkar edilemez ve şükranla anılması gerekir. Öncekilere kapıyı açmak düşüyorsa, sonra ge­lenlere de ister güçlü ister zayıf olsun bu yol üzere tereddütsüz yürümek düşer.

"Rabbin dilediğini yaratır ve seçer...O'ndan başka ilah yoktur" (Kasas: 28/68, 70).[441]

 

Onuncu Bölümün Konuları

 

Huzâi bu bölümle eseri tamamlamış olup muhtelif konuları içine al­maktadır. Müteaddit bâblara ayrılmıştır.

I. Bâb        : Meslek, Sanat ve Görevin Anlamı.

II. Bâb       : Ehl-i Kitab ve Diğer Gayrimüslimlerin İstihdamının Nehyedilmesi.

III. Bâb     : H a li f e ,   EmîrveÂmil lerin Maaşları.

IV. Bâb     : Tahrîcü'd-delâlâti's-sem'iyye Kitabındaki Bilgilerin Alındığı Eserler.

Bu bölüm kitabın Tunus nüshasında bulunmadığı gibi elde edebilmiş de değilim. Meslek ve sanatın anlamına dair bâb'a gelince, dokuzuncu bö lüm başında sanıyoruz bu konuda yeterince bilgi vermiştik. Gayrimüslimle ri İstihdam ve â m i 1 lerin maaaşl arı konulan ise fıkıh kitaplarında etrafl ı ca ele alınmıştır. Eserini derlediği kitapları anmaya ayırdığı dördüncü bâbt gelince, bu bâb gerçekten faydalıdır. Fakat her ne kadar müellifin kalemin den buna vakıf olmadıysam da, kitabın incelenmesi suretiyle bundan müs tağni kalınabilir. Eseri inceledim ve gördüm ki meslek, sanat ve görevleri) ilgili bilgilerin çoğunda, daha önce de belirtildiği gibi, kaynağı el-İstîâb ili îbn Fethun'un buna zeylidir. Daha Önce bir başlık açarak Huzâi'nin eserin de nakilde bulunduğu kitapları andım. İstersen bu başlığı burada tesbi edersin, istersen bırakır orada okursun. Huzâi'nin dediği gibi eser on bölüm den meydana geldiğine göre, önem bakımından eserin çoğu bölümlerinde] üstün veya onlara denk olan onuncu bölümden okuyucuları mahrum etmel istemedim. Allah yegane yardım edicidir. Deriz:

Onuncu bölüm Hz. Peygamber (sav) devrinde öğrenim ve öğretim açı sından ilmi durum; yetenek, entellektüel kapasite, ahlak, adetler ve kıya feüer bakımından sosyal durumun tesbitine dairdir. Bu bölüm iki" maksad wa (taslak, plan) ayrılmış olup birincim a k s a d Hz. Peygamber (sa\ zamanında öğrenim, öğretim, yazı vb. açılardan ilmi durumun tesbit v teşhisine dairdir. İkinci maksad ise Resulullah (sav) zamanında içtima durumun tesbiti ve ashabın sahip oldukları her türlü yetenek, entellektüel kapasite, temel karakteristikler ile îslâmiyetin ilk zamanlarında Medine-i Münevvere'nin, çok kısa bir zaman zarfında dünyaya hakim olan büyük bir uygarlığa başşehir yapılacak bir şehirde olması gereken ailevi gelişme, ha­yatla ilgili uğraşlar, özellikler, fikirler ve işlerdeki farklılık ve sınıflarla hay­ran bırakıcı bir mecmua oluşturduğunu gösteren diğer hususlara dairdir. Her  maksadda çeşitli bâblardan oluşmaktadır.

I. Maksad: Allah Resulü (sav) zamanında öğrenim ve öğretim bakı­mından mevcut ilmi duruma dair olup muhtelif bâblardan meydana gelmektedir.

1. Bâb       : İnsanlığın sahip olduğu en büyük bilgi kaynağının (ansiklopedi) Kur'ân-ı Kerim olduğu.

2. Bâb   : Sünnet'in Kur'ân'a dayandığı,sahih hadisin lafzının yada lafzının bir kısmının veya manasının Kur'ân'da bulunduğu.

3. Bâb       : Allah Resulü'nden nakledilen hadislerin sayısı.

4. Bâb       : Bütün Sünneti derlemeye kimin teşebbüs ettiği.

5. Bâb       : Ashabın ilim tahsili ve bunun Mescid-i Nebevide halkalar şeklinde olduğu.

6. Bâb       : Allah Resulü'nün mescidde oluşturulan halkaların yanına gelip

duruşu ve bunlardan ilim halkasına oturmayı tercih edişi.

7. Bâb   : Allah Resulü'nün ilim ve fikıh meclislerinden kalktıktan sonra orada oturmak üzere yerine kimi bıraktığı

8. Bâb     : Ashabın Kur'ân-ı Kerim'i Öğrenme keyfiyeti ve Allah Resulü'nün onlara ayet-i kerimeyi tefsir etmesi.

9. Bâb     : Ashabın kendilerine ulaşan ilme, ezberleme ve müzakere ile itina göstermeleri.

10. Bâb   : Allah Resulü'nün ashabına hadisleri senedle nakletmelerini emretmesi.

11. Bâb  : Allah Resulü'nün ashabın geçmiş milletlere ait enteresan israili-

yat haberlerini anlatmalarına müsaade etmesi.

12. Bâb  : Allah Resulü'nün, herşeyin er babından öğrenilmesi için, ashabından bir ilimde temayüz eden veya belli bir fazilete sahip bulunan kimseyi bildirmesi.

13. Bâb   : Asr-ı Saadet'te"allâme " sözünün Arap ensâbı ve şiiri en iyi bilen kimse için kullanıldığı.

14. Bâb   : Allah Resulü'nün zeka, anlayış ve ilimdeki seviyelerini göstermek için ashabının kapasitesini araştırma keyfiyeti.

15. Bâb : Allah Resulü'nün ilim ehli için belli günler ayırması.

16. Bâb : Ashabın Önce anlaşılması kolay ve açık sonra da zor olandan başlayarak ilmi tedricen öğrendikleri.

17. Bâb : Ashabın büyük yaşta olmalarına rağmen ilim tahsiline olan arzuları.

18. Bâb : Evlenmeden önce ilim tahsilinde bulunmayı emretmeleri.

19. Bâb : Ashabdan tacir olanın ilim tahsil ettiği, ilimle meşgul olanın da ticaret yaptığı.

20. Bâb : Ashabın eş ve cariyelerine ilim Öğrettikleri, Allah Resulü'nün de

kadınlara ayrı bir gün tahsis ettiği.

21. Bâb : Ashabın Allah Resulü'nden duyduklarını ezberleme ve kaydetmeye nasıl itina gösterdikleri.

22. Bâb : Ashabın ilimle ilgili anlamadıkları birşey duyduklarında onu anlayıncaya kadar tekrar ettikleri.

23. Bâb : Bu konuda, hazır olanın olmayana tebliğde bulunmasını düstur edinmeleri.

24. Bâb : Gece gündüz ilim teatisinde bulunmaları.

25. Bâb : Allah Resulü'nün yeni başlayanların fikrî kapasitelerini gözetmesi ve onlara tahsili bitirenlere öğrettiklerini öğretmemesi.

26. Bâb : Yazı yazmayı Öğretmenin, çocukların babaları üzerindeki haklarından ol duğu.

27. Bâb : Asr-ı Saadette kalem ve divit.

28. Bâb: Sahabe asrında kamış kalem ve mürekkebin mevcut olduğu.

29. Bâb: Sahabe devrinin sonlarında ArapYanmadası'nda pamuktan kağıt yapımının icad edilmesi.

30. Bâb : Ashabın hadisi yazmaları ve Allah Resulü'nün onlara ilmi kaydet-

melerini emretmesi.

31. Bâb: îsîâm'm ilk zamanlarında birşey tedvinde bulunup bulunmadıkları, ashabın herhangi bir ilim dalında birşey derleyip derleme­diği veya kendi zamanlarında ashap ve tabiine tedvin ve tasnifin nisbet edilip edilmediği.

32. Bâb : Kumandan sahabilerin, girdikleri ülkelerden Hulefâ-yı Râşidin'e coğrafî raporlar iletmeye özen göstermeleri.

33. Bâb : Uygarlıkla ilgili tıp, kimya, sanatlar v.b. ilimlere dair eski kitapların tercümesiyle ashap zamanında ilgilenildiği.

34. Bâb : Tasavvuf ilminden ilk bahsedenlerin sahabiler olduğu.

35. Bâb : İslâm'da nahiv (gramer) ilmini ilk koyanların sahabiler olduğu.

36. Bâb : Eş'ari'nin kelam ilminden bahsetmesi ve telifte bulunmasından önce bu konuda ilk defa ashabın konuştuğu.

37. Bâb : B e d î '  türlerinden biri olan " t a s h îf" le ilk konuşanın Hz.Ali'nin (ra) olduğu.

38. Bâb : Ashabın, kendilerinden hadis yazanlara hadisi imlâ ettirmeleri.

39. Bâb : Allah Resulü'nün sorulan soruları cevaplamaya ne zaman çıktığı ve kendisine genel olarak nelerin sorulduğu.

40. Bâb : Müzakere sırasında Allah Resulü'nün kendilerini bırakıp gitmesi halinde ashabın kendi aralarında hadise başvurdukları.

41. Bâb : Ashabın bir araya geldiklerinde ilim müzakere ettikleri ve Kur’ân'dan bir sûre okudukları.

42. Bâb : Ashaptan alim olanların, kendi huzurunda rivayette bulunmasını talebesine emretmesi.

43. Bâb : Ashabın Kur'ân'ı manasını belleyerek tedricen Öğrendikleri.

44. Bâb : Kur'ân'a ilk defa Mushaf adını kimin verdiği.

45. Bâb : Kur'ân'm ücretle istinsahı (çoğaltılması) konusunda ashabın fetvası.

46. Bâb : Ashap ve onların zamanlarındaki insanların Mushaf ı istinsaha önem vermeleri ve Kur'ân'ı ondan okumaları.

47. Bâb: Ashabın seferlerde Mushafıyanlarında götürmeye özen göstermeleri.

48. Bâb : Ashabın Mushafları süsleyip süslemedikleri.

49. Bâb : Mushaflan öpüp öpmedikleri.

50. Bâb: Hz.Ebubekir zamanında Mushafları muhafaza eden gÖrevliler olduğu.

51. Bâb : Ashabın, kişinin sabah evinden çıkmadan önce Mushafa bakıp okumasını arzuladıkları.

52. Bâb : Efendimiz Muaviye'nin, tarih mecmualarını korumak üzere görevlendirdiği hizmetçileri bulunduğu.

53. Bâb : Allah Resulü zamanında ashabın Kur'ân öğrettikleri ve bunların ücret almasına Resulullah'ın müsaade etmesi.

54. Bâb : Ashap zamanında Mushaf'ların satılıp satılmadığı.

55. Bâb : Çocukların okuma-yazma öğrenmeleri için okul açmaları.

56. Bâb : Çocukların ders levhalarını yıkadıkları suyu nereye döktükleri.

57. Bâb : Çocuğu Öğretime başlattıkları yaşa dair seleften bir rivayet bulunup bulunmadığı.

58. Bâb : Medine'de ashaptan kimlerin Kur'ân öğrettiği, Allah Resulü'nün bu maksatla taşraya kimleri gönderdiği, sahabeden Kur'ân hafızı olanlar, halka yazıyı Öğreten kadın-erkek, müslim-gayrımüslim kimseler, Resulullah zamanındaki müftüler, rüya tabircisi, bu­günkü medreseler gibi o zamanlar k u r r ânın kalması için ev edinilmesi.

59. Bâb : Hat ilmini öğrenmekle meşgul olmaları.

60. Bâb : Şiirle meşgul olmaya teşvikleri.

61. Bâb  : E n s â b ilmini öğrenmekle meşgul olmaları.

62. Bâb : Asr-ı saadette f e r a î z ilminin revaçta olduğu ve Allah Resulü'nün onu öğrenme ve öğretmeye teşviki.

63. Bâb : Hulefâ-yı Râşidin devrinde hesapla ilgili konularda kendilerine başvurulanlar.

64. Bâb : Avrupalıların Arap rakamlarını Araplardan almış oldukları ve bu rakamların Avrupa'ya Hz. Ah zamanında girdiği.

65. Bâb : Kendisinden ilim tahsil etmede Kureyşli'yi başkasına tercih etmeleri.

66. Bâb : 11 i m - i  n u c û mu (astronomi) öğrenmeyi emr.

67. Bâb : Atıcılık ve yüzmeyi öğrenmeyi emretmeleri.

68. Bâb : Arapça öğrenmeyi emretmeleri ve Hz. Ömer'in, katiplerden hata edenlere dayak atmalarını ve görevden almalarını valilerine em­retmesi.

69. Bâb : Ashabın hikmet,  tencim (astroloji), kıyafe (iz sürücülük), musiki, tıp, yönetim, savaş, siyaset, tercüme, imlâ, ticaret, sa­nat vb. konularla meşgul oldukları.[442]

70. Bâb : Ashabınhalka ve müptedilere duymaları zarar verecekhadis ve rivayetleri nakletmekten sakınmaları.

71. Bâb : Allah Resulü'nün genç ilim talebelerine ilgi gösterilmesine dair tavsiyesi.

72. Bâb : Alim sahabilerin, kendilerinden ilim tahsil edenlere istifade imkanı vermeleri, onları sıkıntılardan korumaya önem vermeleri ve kendilerine kanat germeleri.

73. Bâb : O devirde Öğrenim veöğretimle meşgul olarak kendisini tamamen ilme verenlerin özelliği.

74. Bâb : Allah Resulü'nün hadis Öğrenen ve nakledenleri kendi halifeleri olarak adlandırması.

75. Bâb : Müslümanların kitaplarına başlık (isim) koymalarına esas teşkil eden Kur'ân'm içindekiler ve başlığı.

76. Bâb: Allah Resulü'nün ilim talebelerine anlamadıkları şeyleri sormaya teşvik etmesi.

77. Bâb : Allah Resulü'nün,soru soranlara kapasitelerine göre cevap vermesi ve hutbelerini durum ve şartlara göre farklı okuması.

78. Bâb : Allah Resulü'nün, soru soranlara önceliklerine göre cevap vermesi.

79. Bâb : Alah Resulü'nün ashabından rivayet ve nakilde bulunması.

80. Bâb : Ashabın birbirlerinden hadis rivayet etmeleri.

81. Bâb : Onlardan birinin diğeri katında büyükmevkiesahipolmasının, içtihadına uygun düşmeyen konuda kendisine muhalefet etmesine mani olmadığı.

82. Bâb : Ashabın, kendilerinden ilim öğrendikleri kimselere karşı gösterdikleri edep tavrı.

83. Bâb : Ashabın tabiinden rivayette bulunması.

84. Bâb : Sahabe büyüklerinin m e v â 1 i den ilim tahsili.

85. Bâb : Arap sahabilerden, müslüman olan yahudilerdenilim tahsil edenler.

86. Bâb : Gerçek ortaya çıkınca ashabın ona dönmeleri ve hakkı itiraf etmeleri.

87. Bâb : Allah Resulü'nün Öğretim konusunda asahabı eğitmesi ve ashabın bu konuda onu izlemeleri.

88. Bâb : Allah Resulü'nün huzurunda ashabın münazara yapmaları.

89. Bâb : İlk asırlardaki insanların uymaları için nassla belirlenmiş ilim talebeleri adabı.

90. Bâb: Ashabın, ilim ve yaşta büyük olanlarının hakkını gözetmeleri.

91. Bâb : Allah Resulü'nün ders sırasında ilim veya yaşça büyük olanlara Öncelik vererek insanların yerlerini belirlemesi.

92. Bâb : Ashabın ilim talebi veya â 1 î isnad maksadıyla başka bir sahabinin yanına yolculuk etmesi.

93. Bâb : Ashabın birbirlerini ve başkalarını Nebevî mirastan (ilim) nasip almaya teşvik etmeleri.

94. Bâb : Allah Resulü zamanındak a s s â s (kıssacı) ve Resulullah'ın onun meclisinde oturması.

95. Bâb : Allah Resulü'nün gıda, ilaç ve hastalıkların tedavisine dair ortayı koyduğu hikemî ilimler ve tıbbî bilgiler ile bu konuda telif edilei eserler.

96. Bâb   : Allah Resulü'nün ashabıyla birlikte tarihi olaylan vegeçmiş milletlerin haberlerini uzun uzadıya ele alarak buna bir vakit ayır­ması ki bu husus bugün benzeri konularda ders teatisine temel teşkil eder.

97. Bâb   : Ensann ok atımı öğrenimi için akşam ve yatsı vakitleri arasını seçmeleri.

98. Bâb   : Muaviye'nin gece vaktim tarihe, geçmiş mileÜerin ve nesillerin haberlerine dair kitapları dinlemeye ayırması.

99. Bâb   : Ashabın, ister kâfir ister küçük olsun ilmi kimde bulurlarsa almayı prensip edinmeleri.

100. Bâb : Hz. Ali'nin ilme teşviki ve ilmin şerefine en beliğ ifadeyle işarette bulunması.

101. Bâb : Ashabın, ilimleri öğretme konusunda bir sıra belirlemeleri ve toplanan talebelerden hangilerine önce hangilerine sonra sıra verdikleri.

102. Bâb : Asahabın ders esnasında zaman zaman farklı konulara geçerek dikkatleri tazeledikleri.

103. Bâb : Hurafe hadisi.

104. Bâb : Ümmü Zer' hadisi,

105. Bâb : BirincibölümdegeçenlerdenayrıolarakAUlah Resulü zamanında erkek ve kadın güldürücüler.

II. Maksad: Allah Resulü'nün ashabının sahip oldukları üstünlükler, tamayüz ettikleri entellektüel seviye ve özelliklere, İslâmiyet'in ilk za­manlarında Medine-i Münevvere'nin, en kısa bir zamanda dünyaya hakim olan büyük bir uygarlığa başşehir yapılan bir şehirde olması ge­reken işler, fikirler, özellikler, hayatla ilgili meşgalelerdeki farklılık ve sınıflarla hayran bırakıcı bir mecmua oluşturduğunu gösteren diğer hususlara; bu parlak devir ve temiz şehrin sosyal durumda ihtilaf ve ihtilat ile ilkelerde birleşme konusunda vardığı seviye ve bunun geç­miş zamanlar ve nesiller boyunca tarihin kaydettiği en nadir durum­lardan biri olduğuna dairdir. Bu maksad da muhtelif bâblardan oluş­maktadır.

1. Bâb     : Ashabın şer1! hükümlerde içtihada ehil ve teşriî naslann mana ve yorumlarını kavramaya muktedir oldukları.

2. Bâb     : Fetva konusunu araştırmaları ve birbirlerine havale etmeleri, henüz meydana gelmemiş bir hususta ise konuşmayı hoş karşıla­mamaları.

3. Bâb     : Kimin "Sahabenin en alimi" olarak nitelendirildiği.

4. Bâb     : Ashaptan kimin "ilim şehrinin kapısı" olarak tanındığı.

5. Bâb     : Ashaptan kimin"Allahın arslant" diye lakaplandığı.

6. Bâb     : Ashaptan kimin "Şeyhülislâm" diye lakaplandığı.

7. Bâb     : Ashaptan kimin "Allah'ın kılıcı" diye lakaplandığı.

8. Bâb     : Ashaptan adaleti dillerde dolaşan

9. Bâb     : Ashaptan heybeti dillerde dolaşan

10. Bâb   : Ashaptan doğruluğu dillerde dolaşan.

11. Bâb   : Ashaptan bütün faziletleri dillerde dolaşan.

12. Bâb   : Ashaptan yürüyüşü dillerde dolaşan.

13. Bâb   : Ashaptan fıkıh bilgisi dillerde dolaşan.

14. Bâb   : Ashaptan "ümmetin emini" lakabını kazanan.

15. Bâb   : Ashaptan verdiği düğün yemeği dillerde dolaşan.

16. Bâb   : Ashaptan hilmi dillerde dolaşan.

17. Bâb   : Ashaptan meleklerin kendisinden haya ettikleri kimse.

18. Bâb   : Ashaptan isabetli görüş sahibi olanlar.

19. Bâb   : Ashaptan her iki elini de kullananlar.[443]

20. Bâb   : AshaptanZü'l-amâme denilen kimse.

21. Bâb   : Ashaptan kılıcı dillerde dolaşan.

22. Bâb   : Ashaptan ordu içinde haykırışı bin kişiye bedel kabul edilen.

23. Bâb   : Dört nala koşan atı geçen sahabi.

24. Bâb   : Ashaptan hakkında darb-ı mesel söylenecek kadar dehasıyla tanınan kimse.

25. Bâb   : Arapların Fars ve Bizanslılara karşı kendisiyle övünecekleri kadar dehşetli kuvvetiyle tanınan sahabi.

26. Bâb   : Ashaptan son derece uzun boylu olanlar.

27. Bâb   : Ashaptan kısa boyluhığuyla tanınanlar.

28. Bâb   : Zamanında belli bir konuda eşsiz olmasıyla dillerde dolaşan sahabi.

29. Bâb   : Ashaptan güzelliği dillerde dolaşan.

30. Bâb   : Ashaptan mezarlan birbirinden uzak yerlerde bulunan yedi kardeş.

31. Bâb   : Babasından onbir yaş küçük olan sahabi.

32. Bâb  : Zamanında hutbe için oniki bin minber dikilecek çapta elinde fetih kılıcı bulunan sahabi.

33. Bâb   : Ashaptan kendisine haraç ödeyen bin kölesi bulunan kimse.

34. Bâb   : Ashaptan yüz ayrı dil bilen (hizmetçilere sahip) kimse.

35. Bâb  : ölümüyle ilimin onda dokuzunun Ölmüş sayıldığı sahabi.

36. Bâb   : ÖldüğündeHz. Ömer'in "müslümanların efendisi öldü" dediği sahabi.

37. Bâb   : Ashaptan zengin ve refah içinde olanlar.

38. Bâb   : Hz.Ali ve Fatuna'nın kızıyla evlendiğinde en yüksek mehrivereiı sahabi.

39. Bâb   : Ashabın sayısı.

40. Bâb   : Medine'de Allah Resulü ile birlikte en son kaç sahabinin bulunduğu.

41. Bâb  : Allah Resulü'nden en çok rivayette bulunan( m uk s i r ûn ) sahabiler.

42. Bâb   : Ashap içinde en büyük hadis hafızı ve İslâm'da ilk muhaddis.

43. Bâb   : Ashaptan fetva imamları.

44. Bâb  : Ashaptan en çok fetva veren,fetvalarından yedi cilt derlenen;deniz, Kur'ân alimi, ümmetin arif ve abidi ye dalgıç lakaplarıyls anılan; yolda gidişinden tanınan ve babası vefat ettiğinde heybe ve azametinden halkın bir ay taziyeye gidemediği kimse.

45. Bâb   : Verdiği fetvalarda müctehide nisbetle mukallid gibi kendisini tafclid eden tabileri bulunan sahabiler.

46. Bâb   : Ashaptan ilimde en üst seviyede olanlar,

47. Bâb   : Ashaptan cömertlik ve bağışıyla tanınanlar.

48. Bâb   : Ümmet içinde f e r â i zi en iyi bilen sahabi.

49. Bâb   : Ashaptan ses ve tilavet güzelliği ile tanınanlar.

50. Bâb   : Hakkında "insanların en hatibi" denilen sahabi.

51. Bâb   : "Ümmetin hekimi" (bilge) lakabıyla anılan sahabi.

52. Bâb   : Ashaptan kadim kitapları okuyup anlayan.

53. Bâb   : Sahabe kadınlarından hakkında "insanların en bilgilisi* denilen.

54. Bâb   : Sahabe kadınlarından hakkında "eğer erkek olsaydı hilafete layıktı" denilen.

55. Bâb   : Ashaptan,Hz.Ömer'in "eğeryaşıyorolsaydıhaleftayinederdim" dediği azatlı köle. ,

56. Bâb   : Hakkında "insanların en fasih konuşanı" denilen sahabi.

57. Bâb   : Ashaptan hac menasikini en iyi bilen.

58. Bâb   : Halka altmış yıl fetva veren sahabi.

59. Bâb  : Allah Resulü zamanında kendisine "alim" denilen sahabi.

60. Bâb   : Allah Resulü'nün ashaba kendilerinden alim olana karşı ayağa kalkmalarını emretmesi.

61. Bâb   : Ashaptan elini talebelerin öptüğü kimse.

62. Bâb   : Ehl-i beyit'ten olması sebebiyle talebesinin elini öpen sahabi.

63. Bâb   : Hz.Ömer'inhakkında"onun başını öpmek her müslümana borçtur" dediği sahabi.

64. Bâb   : Hz. Ömer zamanında Medine'ye geldiğinde Hz. Ömer'in kendisiyle birlikte onu karşılamaya çıkmalarını halka emrettiği saha­bi.

65. Bâb  : Hz. Ömer'in hakkında "hiç kimse ben ondan daha hayırlıyım diyemez" dediği sahabi.[444]

66. Bâb   : Köse sahabiler ve onlardan halife olan.

67. Bâb  : Hadım sahabiler.

68. Bâb   : Hunsa sahabiler.

69. Bâb   : Tenasül uzvu kesik sahabi.

70. Bâb   : Selefin eski eserleri koruyup korumadıkları.

71. Bâb : Bâbların sonuncusu ve kitabın Özü yaptığım bu bâb,AllahResulü'nün vücut özellikleri ve ahlaki vasıflan konusunda en kap­samlı hadis olan tbn Ebî Hâle hadisine dairdir. Allah Resulü'nün ahvalini bilmeyen kimse bu babı incelemekle, bu ahval, düzen ve ahlak sahibi insanın, insanlığı trşad ve evrenin yönetimini ger­çekleştirmeğe yetenekli kimseler yetiştirmiş o burasını garipse­mez.[445]

 

Hatime:

 

Burada Arapların buluşlar ve ilimi disiplinlerde ilerleyişleri ve insaf sahibi Batılı araştırmacılar ile devlet adamlarının itiraf ettikleri gibi Avrupalıların üstadları olduklarına dair faydalı bilgiler verilmiştir.

Bu kitabın bâblarının incelenmesi ve her iki eserdeki gerçeğe vakıf olunması suretiyle, Huzâi'nin kitabının özünü kaydettiğimiz, mükerrer ve arada verdiği ek bilgilerle ne delil ne ihtiyaç bulunmayan bilgilere yer ver­mediğimiz anlaşılır. Huzâi'nin eserine, her bölümde zikredilen sanat, mes­lek, görev ve karakteristiklere kat kat fazlasıyla ilavede bulundum. Öyle ki, Allah'a hamdolsun, akla gelmeyen ve hesapta olmayan birçok bilgiyi elde et­meyi başardık. Ebü'l-Hasan el-Huzâi'yi isnadl arının çoğunda izlemedim. Bu sebeple, eğer Huzâi'nin nakilde bulunduğu kitap basılıysa onun bilgi ik­tibas ettiği sayfayı zikrediyorum. Şüphesiz, doğu ve batı dünyasındaki mat­baaların bastığı değerli eserler sayesinde bu konunun kaynaklarına ulaşmak şimdi daha kolay olmuştur. Doğu ve batıdaki yayın kataloglarının incelenmesiyle, geçen nesillerden birçoğunun ulaşmaları zor şeylere bugün kolayca ulaşıldığında şüphe kalmaz. Apaçık olanı açıklamaya lüzum yok­tur. Bununla Câhız'ın şu sözünün haklılığı da gerçekleşmiş olur: İnsanlara "önce gelen, sonra gelene birşey bırakmadı" sözlerinden daha zararlı birşey yoktur. Hafız Ebû Ömer İbn Abdilber, Hz. Ali'nin (Allah yüzünü keremlen-dirsin) "Kişinin değeri, yaptığı işin güzelliğiyle biçilir" sözüyle ilgili olarak şu­nun söylendiğini nakleder: Bu sözün benzeri söylenebilmiş değildir, ilim ta­lep eden kimse için hangi söz bundan daha teşvik edicidir? Şöyle dediler: İlim, ulema ve ilim tahsil edenler için "Önce gelen sonra gelene yapacağı birşey bırakmadı" sözünden daha zararlısı da yoktur.[446] Ebü'l-Hasan el-Mes'ûdi de Avrupa'da basılan et-Tenbîh[447] adlı eserinde şöyle der: "Bazan akıl ve gönüller bir noktada birleşir, bazan da sonra gelen tecrübeler, hataya düşmekten sakınma ve araştırma endişesi sayesinde daha güzel tasnif ve daha sağlam telifte bulunur. Böylece önce gelenin bulamadığını sonra gele­nin bulmasıyla ilimler namütenahi gelişme göstermiş olup bunun da belli ve sınırlı bir sonu yoktur. Bununla birlikte, yeni gelenlerin eserleri daha fay­dalı ve verimli de olsa, Önce gelenleri övüp eserlerini yüceltmek, geçmişi övüp geleni kötülemek insanlardan birçoğunun alışkanlığıdır." Mes'ûdi da­ha sonra, yazarlar ve belagat sahipleri arasında değerinin yüceliğine rağmen Câhız'm şöyle dediği nakleder: Ben zengin anlamlı ve güzel tertipli bir eser telif edip kendime nisbet ediyorum, fakat kulakların ona verilip is­teklerin ona yöneldiğini görmüyorum. Sonra seviye bakımından ondan da­ha aşağı ve daha az faydalı bir kitap telif edip Abdullah b. Mukaffa, Sehl b. Harun veya onlardan başka mütekaddiminden adları müellifler arasında yer alan birine isnad ettiğimde, başka bir sebepten değil yalnızca mütekad-dimîne nisbeti sebebiyle, onu yazmaya yöneliyor ve istinsaha can atıyorlar. Bu asrın insanlarının kendi çağdaşları bir insanı çekememeleri ve ona has ve yüceltilen övgüye değer işlerde kendisiyle rekabete girişmeleri üzerine de şöyle der: Halkın büyükleri bu grubu kaâle almazlar ve iş, her şeye ada­letten yana hakkını ve haktan taraf nasibini veren görüş ve anlayış sahiple­rinin takdirine göre değer alır ki bunlar, eksik olduğu hususta önce geleni yüceltmez, fazla olduğu konuda da sonra geleni alçak düşülmezler. İşte ilimlerin tedvini ve kitapların telifi böyle kimseler içindir.[448] İlim pazar­larının coşkun ve ilim ehlinin kavrayış ve gayeler bakımından üstün olduğu bir zamanda durum böyle olunca, gerileme, inhitat, her çirkini körükörüne taklit, sefil arzuların olgunluk ve olgunlara baskın gelme ve direnişi, fazile­te kızgınlık ve mukavemetten dolayı eksik ve aşağılık kimselerin kuyruk­larına yapışma zamanı olan zamanımızda nasıl olur? Endülüs'ün hafızı İmam EbûMuhammed İbn Hazm, Endülüs alimleri ile diğerleri arasındaki üstünlük konusundaki risalesinde şöyle der: Bizim memleketimize gelince, bu konudaki hüküm "bir âlime en az rağbet gösterenler kendi ailesidir" meşhur meselinde dile getirilmiştir. İncil'de Hz. İsa'nın (as) "Peygamber, saygınlığını yalnız ülkesinde kaybeder" sözünü okudum. Bunu, insanların en anlayışlıları, en selim akıllıları ve en dikkat ve itina sahibi kimseler ol­maları, yurt olarak kendilerine yerlerin en faziletlisi verilmesi ve en şerefli su (zemzem) ile gıdalandırılmalarına[449] rağmen Kureyş'in Allah Resulü'ne (sav) karşı takındıkları tavırla kesin şekilde müşahade etmiş bulunuyoruz. Ta ki Allah, kendilerini bütün insanlardan ayıran fazileti Evs ve Hazrec ka­bilelerine hasretti. Özellikle bizim Endülüsümüz ise, halkının, kendi içle­rinden çıkmış kendilerinden mahir âlime haset etmeleri, onun ortaya koy­duğu şeylerin çoğunu küçümsemeleri, getirdiği güzellikleri çirkin sayma­ları, onun açıklarını ve sürçmelerini araştırmalarıyla temayüz eder. Bunun çoğu da diğer ülkelerde görülenin kat kat üstünde ve o kimsenin hayatı sü­resince olur. Eğer iyi yaparsa "değiştiren hırsız, başkasının görüşünü ken­disine mal eden iddiacı"; orta yolu tutarsa "aptal, budala, değersiz zayıf; er­ken büyük başarı elde ederse "bu ne zaman oldu, ne zaman öğrendi ve ne za man okudu, bravo!" derler. Bundan sonra da güç ve takdirler onu iki yoldan birine sokar; ya devamlı başarı ki onu benzerlerinin üstüne çıkarır veya kendisine tavsiye ettiklerinden başka bir yola giriş ki o zaman da zavallıya karşı girişilen amansız savaşa düçâr, söz ve isteklere hedef ve ırzına yol aranmaya maruz olur. Bazan da söylemediği söz kendisine isnad edilir, kuşanmadığı şey kuşatılır. Ağzına almadığı ve kalbinin inanmadığı şeyi ona yakıştırırlar. Eğer sultandan bir nasip alamamışsa yokluktan selamete, muhaliften kurtuluşa da eremez. Eğer bir telife girişirse kaş-göz edilir, en­gel olunur ve çekiştirilir. Faziletleri saklanır, unuttukları ayyuka çıkarılır. Bu yüzden azmi gevşer, nefsi usanır ve hamiyeti yumuşar... ilh. İbn Hazm'ın tan selamete, muhaliften kurtuluşa da eremez. Eğer bir telife girişirse kaş-göz edilir, engel olunur ve çekiştirilir. Faziletleri saklanır, unuttukları ay­yuka çıkardır. Bu yüzden azmi gevşer, nefsi usanır ve hamiyeti yumuşar... ilh. İbn Hazm'ın sözü. Devamı için Nefhu*t-tîVde verilen risalesine bakın­ız.[450] Endülüs'ün harap oluşu ve İslâm'ın ondördüncü asırda düştüğü zaaf­tan sonra söylenenleri bilmeyi ne kadar isterdim!

Sözün özü şuki bir şeyi bilmeyen ona düşman olur, nezleye tutulan ıtırın ko­kusunu duymaz, aksine onu inkâr eder Allan Rûhu'l-meânî müellifi Ebü's-Senâ Mahmud b. Abdullah el-Âlûsi el-Bağdâdi'ye rahmet etsin ki şöyle der:

Kişi üstünlüğüyle semaya ulaşınca Olur düşmanları yıldızlar sayısınca Hasetten atarlar ona her çirkinliği Fakat eksiltemezler yüceliğini.

Eğer Ebül-Hasan el-Huzâfnin durumunu ve onun dirilttiği geçmişle­re ait iyi amellerin, son zamanların inkâr tavrı takınmasına rağmen, ölü­münün üzerinden iradesiz isteksiz altıyüz yıl geçtikten sonra işaretlerini ihya, yol izlerini takip ve saikleriyle etkilenmek konusunda kaderin beni bağladığını düşünmeseydim, üstelik şu anda ilgilendiğimiz hususun böyle­si bir zamanda ve gelecekte tarafına bakılmaması ve iltifata değer bir iş gö­rülmemesi karşısında bu işten vazgeçer, onu terkeder, tamamen ayrılır ve keserdim ilgiyi. Fakat "Eğer şunlar, onları inkâr ederlerse (bilsinler ki) biz, kendilerini inkâr etmeyecek bir toplumu onlara vekil bırakmışızdır." (En(-âm: 6/89) hükmü karşısında, çağdaşlarının faziletlerine inananlara ve gele­ceklerde ölenlerin kerametine inananlara çekiyor söz; bildiklerimizi saçma­ya çalışıyor ve gayretli adımlarla yürüyoruz. Size ey gelecek nesiller ve geç­mişlerden bazı kimselerin ruhları, nübüvvet kaynağının zamanında ve Mu­hammedi risâlet vaktinde olgunluğun bütün yönleriyle akıp coştuğu ilk de­virde sosyal, siyasal, ilmî, ahlakî, ailevî ve savaşla ilgili durumu büyütücü bir ayna gibi yansıtan bu nefis mecmuayı size sunuyorum. Onu şükranla alın, hayırla anarak okuyun. Allah yegâne yardımcıdır. Başkasına değil yalnız O'nadır tevekkül ve istinad. Maksuda başlayınca, münezzeh olan Ma'bud Rab'den yardım dileyerek derim ki: Birinci bölüm hilâfete... dair­dir.[451]

 



[1] el-İber,Beyrut 1399/1979,1, 25,Mukaddime,Beyrut ts,s 29 Buradaılımvesa-natın yokluğu değil, ılının bir sanat (ihtisas) seviyesinde gelişmediği söylenmektedir.

[2] el-Hitta, Beyrut 1405/1985, s 30.

[3] el-Furûk'ia burada "Hz. Peygamberin bereketi sayesinde" ifadesi vardır.

[4] el-Furûk, Tunus: 1302, IV, 167.

[5] Ölüm tarihi 343 (954) olup eserinin adı Fedâilü's Sahabe'dir. bkz. Zehebî, Alâ-mü'n-nübelâ, XV, 412-416.

[6] Olara tarihi 491 (1098) olup eserinin adı Fedâilü's-Sahâbe'dir. bkz. Zehebi, age XIX,37-39

[7] Ölüm tarihi 428 (1037) olup Keşfuzzunûn'da (1,57) el-Erbaînfî fedâilil-Abbâs adlı bir eseri zikredilir Ayrıca bkz Zehebî, age,XVTI, 469-471; Brockelmann, GAL, I, 407-408, SuppLI, 571.

[8] Olum tarihi 385'tir (995). bkz. Zehebî, age, XVI, 462.

[9] Zehebîbuzatı Ebu'l-Hüseyin Ibnü'l-Mevâzinî(d.585/1189) diye zikre der(Alâmü'n-nübelâ,XXI, 161-162).

[10] Zehebî, Fedâilu's-Sahâbe adlı bir eserini zikreder {age, XVII, 456).

[11] Bu zatın adı Ebû Tahb Muhammed b Ahmed, Ibnu'l-Uşârî(o 441/1049)diyegeçeı (Ibnu'l Esir, el-Lübâb,TI, 341;SuppL, I, 601)

[12] Olum tarihi 212(827)olup Zehebî bu eserini /ikretmeinektedır(bkz. age, X, 162-164).

[13] Zehebî künyesini Ebu'l Hüseyin (o.379/989) diye verir (age, XVI, 418-421). Eseri Menâkıbu Abbas b. Abdilmuttalib (Keşfuzzunûn, II, 184.3)

[14] Bu zat yukarıda geçon Hamza b Yusuf el-Curcânî olmalıdır. Zira o es-Sehmi nisbe siyle de anılmaktadır Eseri için bkz Keşfuzzunûn, II, 1843.

[15] Bu zatın ölüm tarihi 536 (1142) olup (Zehebî, age, XX, 28-31), eseri için bkz. Keş­fuzzunûn, II, 1843.

[16] Olum tarihi 287'dır (900) bkz. Zehebî, XIII, 430-439

[17] Bu konuda Gulâmu Sa'leb (o.345/957) ve Ubeydullah es-Sekat^nin de eserleri var­dır, bkz. Brockelmann, Suppl, I, 184, III, 1315.

[18] Eserin adı er-Riyâzu'n-nadire fî menâkıbi (fedâili)l-aşere'dır (I-II, Kahire 1327) bk/  Serkıt,, Tl, I232,SuppL, 1,615.

[19] Olum tarihi 439'dur O 047) bkz  Zehebî,age, XVII, 593-595.

[20] Ölum tanhı 643WÜ345) bk/ age, XXIII, 126-130, GAL, I, 504.

[21] Olum tarihi 620'dır (1223) bk? Zehebî, XXII, 165-173, Suppl-, I, 689.

[22] Bu konuda bkz. Muhammed Hamidullah, "Hz. Peygamber'in İslâm Öncesi Seya­hatleri" (Çev.: Abdullah Aydınlı), İslâmî İlimler Fakültesi Dergisi, 1980, sayı: 4, s. 327-342.

[23] Muhammed b. Isa b. M. b. el-Asbağ (ö. 620/1223'ten sonra), bkz. Brockelmann, Suppl-, I, 910; Kebbâle, XI, 107-108.

[24] İbn Fâris'in (ö. 395/1004) lam adı Muhtasara Siyeri Resûlillah olan bu eseri Evcezü's-siyer li-hayri'1-beşer (Cezayir, 1301; Bombay, 1311) adıyla basılmıştır (Brockelmann, SuppL, I, 198; H. Fleisch, "İbn Fâris", El, III, 764).

[25] Tam adı ed-Dürrül-munazzam fî mevlîdi'n-nebiyyîl-muazzam olan bu eser Azelfnin oğlu tarafından tamamlanmıştır. (Makkarî,Ezhâru'r-riyâz,II, 374 -377; Ziriklî, VI, 218 - 219; Suppl., I, 626).

[26] Şerhin adıMetâliul-musirrâtbi-şerhîDelâili'l-hayrât'Lır (Kahire: 1289,1299, 1309). bkz. Serkis, II, 1341; Suppl.,II, 360;Pihrisü'l-fehâris,I, 186.

[27] ez-Zahîre fil-furû (bkz. Suppl., II, 665)

[28] Zâdü'l-meâd,Beyrut 1401/1981,1,69 - 70. Yapılan iktibasta hata olup asıl metinle karşılaştırılmalıdır.

[29] el-Hâvî fîl-fetâvâ, II, 202.

[30] Suyûti, Târihu'l-hulefâ, s. 223.

[31] Câmiu beyânil-ilim, II, 14. Metinde eserin adı Câmml-üm diye yanlış veril­miştir.

[32] a.g. e.ll, 14.

[33] age,ll, 13.

[34] Bu rivayet için bkz. Kenzül-ummâl, IV, 256 (nr. 6756), III, 239 (nr. 6842).

[35] el-Emvâl, s, 285.

[36] Buhâri: Vesâya, 2; Menâkıbu'l-ensâr, 49.

[37] Buhârî: Vesâyâ, 16.

[38] Biyografisi için bkz. Üsdül-gâbe, V, 357.

[39] Behcetül-mecâlis, I, 202. Krş. Uyûnul-ahbâr, I. 238. Ayrıca bkz. Câbizâde Ali Fehmi, Hüsnü's-sihâbe fî şerhi eş'âri's-sahâbe, istanbul: 1324, s. 216-217.

[40] bkz. Zehebî.Alâmü'n-nübel^VII, 241;Câmiubeyânil-ilm,II, 14.

[41] el-Keşşâf,I, 500.

[42] er-Ravdül-ünüf, VII, 520.

[43] age,VIII, 521.

[44] bkz. Suyûti, el-Hasâsiül-kübrâ, II, 332.

[45] er-Ravdül-ünüf, VII, 93.

[46] Bu konuda bkz Seyyıd Hüseyin Nasr, islâm, Çev Ahmet O/el, istanbul 1985, s 78,87, 102

[47] Ahkâmül-Kur'ân, IV, 1626 – 1627.

[48] Ibn Mâce,Et'ıme 30,Kenzü'l-ummâl,VI,88(nr 14965) Hadiste devamla"   ben Kureyş'ten, tuzlanıp güneşte kurutulmuş et yiyen bir kadının çocuğuyum" buyuru­lar

[49] bkz Ibnu'l-Arabî Ahkâmul-Kur'ân, IV, 1627.

[50] Hafaci Nesîmu'r-riyâz, I, 468.

[51] bkz. Hafâci, Nesîmü'r-riyâz, IV, 264.

[52] age, II, 180.

[53] el-Furûk, I, 249-250.

[54] Bu iki cümle iktibasta düşmüş olup asıl metne; bakılmalıdır.

[55] eş-Şifâ, I, 820.

[56] Nesîmü'r-riyâz,II, 404. Işaya kelimesi metinde yanlış olarak Şuayb şeklinde geç­miştir.

[57] bkz. Brockelmann, Suppl., 1, 470.

[58] Buhârî: İlim, 15; Zekat, 5; Ahkam, 3. Ayrıca bkz. Câmiu beyânil-ilm, I, 16-18.

[59] Fethu1-Bârî,XXVII, 141.

[60] age, XXVII, 146, (Buhâri: İmâre, 7).

[61] Aynı rivayet İçin bkz. Üsdül-ğâbe, IV, 425 (Kays b. Sa'd'ın biyografisi).

[62] Buhârî: Ahkâm, 12.

[63] Üsdü'l-ğâbe,VII, 30.

[64] el-İsâbe,IV,243.

[65] Şarkî (ö. 1170/1756) için bkz. Fihrİsül-fehâris, II, 1067-1071; Brockelmann, SuppL, II, 522-523.

[66] el-İklü, Beyrut: 1405/1985, s. 155.

[67] îbn Atıyye, el-Muharrerii'1-vecîz fî tefsiril-Kitâbil-aziz, el-Muhammediyye 1403/1983, IX, 324-325. İktibasta hata ve düşmeler olup aslıyla karşılaştırmalı­dır.

[68] el-İsâbe,II, 398.

[69] Tabakât, VI, 129. Metinde el-Müstazil kelimesi yanlış olarak Hanzal şeklinde ge­çer.

[70] Kettâni'nin başvurduğu kaynaklardan müracaat imkânı bulduklarımız eserin so­nunda bibliyografya halinde "verilecek, fazla tanınmayan eserler ve yazarları hak­kında ise, bulunabildiği kadarıyla burada kısa bilgilerin takdimiyle yetinilecektir.

[71] et-Tertkîh li-elfâzri-Câmii's-sahîb. (GAS, I, 120).

[72] et-Tevşîh ala'l-Câmii's-sahîh (GAS, I, 123).

[73] Mesâbihul-CâmiiVsahîh (GAS, I, 120).

[74] Behcetü'n-nüfûs ve tehallîhâ ve ma'rifetu mâ aleyhâ ve lehâ(GAS, I, 127).

[75] Fihrisü'l-fehâris, I, 455-456.

[76] Teşrifül-mesâmi H-ba'zi fevâidil-Câmi (GAS, I, 125).

[77] GAS,I, 125.

[78] Zâdü1-mûciddi's-sârîadh(GAS, I, 125-126).

[79] GAS, I, 130.

[80] Bu zat eş-Şebîhî diye meşhurdur (bkz. Fihrisü'l-febârîs, II, 929).

[81] GAS, I, 151 Pencâbî nisbesi metinde yanbş olarak Kabcâbî şeklinde geçmekte­dir.

[82] Abdülğani ed-Dihlevî olacak (bkz. Fihrisü'l-fehâris, II, 758-763; GAS, 1,148).

[83] GAS, I, 462.

[84] Tenvîrül-hevâlik kastediliyor.

[85] Şeybâni'ninMuvatta rivayeti kastediliyor.

[86] et-Talîkul-mümeccet (GAS, 1, 463).

[87] Bâgandi'nin vefat 312'dir (925). bkz. GAS, I, 172-173.

[88] Metinde yanlış olarak Fethül-Kadîr diye geçer.

[89] Ali b. Ahmedel-Azîzfnin(ö. 1070/1659)es-Sîrâcül-münîradlıeseridir(Suppl.II, 184).

[90] Şemsüddin Muhammed b. Abdurrahman el-Alkamîel-Kevkebî'nin(ö.978/1570)el-Kevkebül-münîr adlı eseridir (Suppl, II, 183-184).

[91] Metinde el-Mefâtîh alal-Mesâbih diye verilmiştir.

[92] Buğyetü'r-râid fîmâ fî hadîsi Ümmi Zer' minel-fevâİd (GAL, I, 456).

[93] bkz. Fihrisü'l-fehâris, Iî, 607-608; Suppl. II, 506.

[94] Ibn Kuteybe'nin Te'vilü muhtelifil-hadîs, Garîbül-hadîs, Müşkilül-Kur'ân ve Garibül-Kur'ân adlı eserleri olup Müşkilü'l-hadis diye bir eserine rastlan­mamıştır, bkz. Suppl., I, 184-187; G Lecomte, "Ibn Kutayba" El, III, 844-847.

[95] Tahir b. Salih el-Cezairi (o. 1338/1919), Tevcihü'n-nazar ilâ usûli ilmîl-eser (SuppL, II, 777-778).

[96] îdris b. Mubammedel-Irakjel-FâsîCo. 1183/1769) bkz.Fihrisü'l-feMris,II,818-825.

[97] bkz. Suppl., I, 293.

[98] el-Mu'cemül-vecîz de Abdullah b ibrahim el-Mîrganî'ye (o. 1207/1792) aittir, bkz Suppl., II, 523, 776.

[99] bkz. Ziriklî, VII, 151;Suppl.,I, 206.

[100] Muhammed b. Abdüsselam el-Bennani (ö. 1163/1750). Eseri: Lafzu nida’l-hiyaz fi şerhi’ş-Şifa li’l-Kadi İyaz (Fihrisü’l-ferais, I, 224-227.)

[101] Ebu’l-Hasan Ali b. Ahmed el-Hureyşi (ö. 11143-1370). Bkz.Fihrisü’l-feharis, I, 342-344; Suppl, I, 631.

[102] Bkz. Fihsirü’l-feharis, I, 156; GAL, I, 45, Suppl, I, 626.

[103] Cemalüddin Muhammed b. Eşhar el-Yemeni (ö. 991/1583). Bkz.Suppl, II, 226.

[104] Adı: Uynu’l-eser fi fünuni’l-megazi ve’ş-şemail ve’s-Siyer. Halebi’ye ait şerhi de Nuru’n-nibras ala Sireti ibn Seyyidi’n-Nas’dır.(GAL, II, 80, Suppl, II, 70.)

[105] Adı: Nazmü’d-Dürer fi’ meğazi ve’s-Siyer veya ed-Dürerü’s-Seniyye fi nazmi’s-siyeri’z-Zekiyye (Suppl,II, 70).

[106] İbn Kiran, Muhammed Tayyib b. Abdülmecid(ö. 1227/1812). Bkz. Zirikli, VII, 47; Kehhale, X, 109.

[107] Zurkani, I, 15.

[108] Bkz. Zurkani, Şerhu’l-Mevahib, I, 15.Zurkani şunu kastediyor:Kadı İyazeş-Şifa’nın önsözünde (I,1)hamledele  “el-hamdu li’l-lahi’l-Münferid” demiş.Kastallani de, bu kelimenin Allah’ın isimlerinden olup olmadığı münakaşalı olmasına rağmen, onu izleyerek kendi önsözünde aynısını tekrarlamıştır. (bkz.Zurkani, I, 6.).

[109] Bir arap kabilesidir (bkz. Kehhale, Mu’cemu kabaili’l-Arab, V, 104).

[110] Bu beyit Düreyd b. Simme’ye aittir. (bkz. Lisanü’l-Arab, XV, 125, 140, “Gzv” ve “Gva” maddeleri).

[111] bkz. Zirikli, V, 130; Serkis, I, 952;GAL, II, 420, SuppL.II, 443.

[112] Zâdül-meâd fî hedyi hayril-ibâd kastediliyor.

[113] Eserin diğer adı İnsânü'l-uyûn'dur.

[114] es-Sîretü'ş-Şâmiyye, diğer adı Sübülül-hüdâ ve'r-reşâd fî sîreti hayril-ibâd'dır.

[115] Muhtasaru siyeri ResûlillahveyaEvcezü's-sİyer li-hayril-beşer.

[116] bkz.NeyIül-ibtihâc,s. 108;SuppL, II, 214.

[117] bkz. Suppl.,11, 640.

[118] Eserin adı ed-Dürretü's-seniyye fî muktefal-meâlimi'fi-sünniyye diye geçer (bkz. Neylül-ibtibâc, s. 228-229; Suppl., 1, 910). Metinde tbnü'l-Münâsif in isim zincirinde hatalar mevcuttur.

[119] bkz. Îzâhul-Meknûn, II, 579.

[120] bkz. Suppl., II, 408.

[121] Yine Suyûti'ye ait el-Hasâisul-kübrâ'nm muhtasarıdır.

[122] Kutbuddin Muhammed b. Muhammed el-Haydarî (ö. 894/1498), eserinin adî: el-Lafzul-mükerrem bi-hasâisi'n-Nebiyyil-a'zam (GAL, II, 120-121; Suppl, II, 116).

[123] bkz. Fihrisü'l-fehâris, I, 282-283; Suppl, II, 961.

[124] Cafer b. İsmail ei-Berzencî(ö. 1317/1899). Eserin adı: Nüzhetü'n-nâzirînfî mes­cidi Seyyidil- evvelîn vel-âhirîn (bkz. Serkis, I, 548; Kehhâle, III, 134 - 135).

[125] bkz. Fihrisü'l-fehârîs, I, 342-343 Muradİ, Silkü'd-dürer, II, 303-304.

[126] Eserin adı metinde eksik ve yanlış verilmiştir.

[127] bkz. GAL, I, 313;SuppI., I, 470-471.

[128] Buraya kadar adı geçenlerin şerhleri için üstteki kaynağa bakınız.

[129] bkz. Fihrisü'l-fehâris,r, 351-353.

[130] Ebû Zeyd Abdurrahman b. Muhammed (ö. 818/1415). bkz. Pihrisü'l-fehâris, I, 295-296; Kehhâle, V, 179.

[131] bkz.SuppL,I,628.

[132] bkz. Fihrisü'l-fehâris, II, 818-825.

[133] bkz. age, I, 825.

[134] bkz. Ahmed Şerkâvî İkbal, Mektcbetül-Celâl es-Suyûtî, Rabat: 1397/1977, s. 189. Bu eser Hüsnül-muhâdara ile birlikte 1321 yılında basılmıştır.

[135] SuppL, II, 226.

[136] Suppl., I, 629: Muhammed b. Mesud el-Gâfıkî (ö. 540/1146).

[137] age,I, 689.

[138] age, I, 917: Menâkıbu Ali b. Ebî Tâlib adıyla.

[139] age,II, 223.

[140] Lübbül-lübâb fî tabrîril-ensâb (A. Şerkâvî, age, s, 298-299).

[141] Suppl, Il, 195.

[142] Âkâmul-ikyân fî ahkâmil-bisyân (GAL, II, 192; SuppL, II, 188).

[143] A. Şerkâvî, age, s. 215.

[144] GAL, II, 192.

[145] age, II, 188; Suppl., II, 186.

[146] Metinde Kuveysim'e ait gibi zikredilen bu eserde Suyûtfnindir (bkz.Serkis,1,1079 GAL, H, 187; SuppL, II, 185).

[147] Muhammed Kuveysim et-Tûnisî (ö. 1114/1702). Eser Kettânfnin kütüphanesi v Tunus Milli Kütüphanesinde (nr. 11396-11406) bulunmakladır (bkz. M. Mahfûs Mu'cemül-müeIlifîne't-Tûnisiyyîn,Beyrut: 1405/1985, IV, 127-130).

[148] Suppl, II, 412.

[149] SuppL, II, 755.

[150] Bediiyyetül-beyân an mevtil-aVân ala'z-zamân (GAL, II, 92).

[151] Tabakâtu ulemâi Sûs (Fihrisül-fehâris, I, 352).

[152] Bu eserin Fuat Sezgin tarafından tıpkıbasım neşri yapılmıştır (c-I-XXVTI, Frank­furt 1988-1989).

[153] SuppL, II, 340.

[154] Neylül-ibtihâc, s. 290; SuppL, II, 346.

[155] GAL, II, 606, SuppL, II, 677. Tunus'ta (1289) basılmış ve E. Fagnan tarafından Fransızca'ya çevrilmiştir (Coostantine: 1895).

[156] SuppL, I, 406.

[157] age,II, 687.

[158] age.II, 679.

[159] el-Kasasul-muğribani'1-haberi'l-mu'ribanıınevekaabİl-Endelüevesugûril- Mağrib (GAL, II, 655).

[160] TeUtîhu fuhûmi ehlil-eser fî uyûni't-târih ve's-siyer (Kahire: 1975).

[161] SuppL, I, 500.

[162] age,II, 169.

[163] age, II, 95; Püırisül-fehâris, I, 465.

[164] el-İstiksâ li-ahbâri düvelil-Mağribil-aksâ.

[165] Ali Paşa Mübarek tarafından Arapça'ya çevrilmiştir (Kahire: 1309). bkz. SuppL,I 733.

[166] et-Tubfetü'l-Kâdiriyye fit-tarîf bi-şurefâi ehli Vezzân (Kehhâle, V, 227-228).

[167] Fibrisü'l-fehâris, I, 465. Yukarıda geçen Gİ-Ezhârü't-tayyibetü'n-neşr deb zatındır (bkz. dipnot 163).

[168] Fihrisül-fehâris, II, 735-36; SuppL, II, 694-695.

[169] SuppL, II, 881; Kehhâle, VI, 82.

[170] SuppL, II, 891;Fihrisül-fehâris,I, 515-518.

[171] age, I, 264-265.

[172] SuppL, II, 368.

[173] Müellifin künye ve nisbesi metinde yanlış verilmiştir, bkz. SuppL, II, 711; Fil risul-fehâris, I, 169, II, 832-835; Zirikli, IV, 273.

[174] Fihrisü'l-fehâris, I, 97,428.

[175] age, II, 677-680.

[176] age,I, 150-152.

[177] Zirikli(VIII, 130)veBrockeİmann{GAL,II,476;SuppL,II,490)MGvânihul-üns bi'r-rihle (bi-rilıleti) li vâ'dil-Kuds diye verirler.

[178] Pihrisü'I-fehârisJ, 313; SuppL, II, 878-879.

[179] Fihrisü’l-fehâriste (I, 165) bu adla verilen eser aynı yerde dipnotta ve Serkis (II, 1492) ile Zirikli (VII, 56-57) tarafından Nefhatül-beşâm... diye verilir.

[180] Serkis, II, 1181, 1342-1343.

[181] Tahlisül-İbrîz fî telhisi Bariz (GAL, II, 633; Serkis, 1,943). Eser metmdeTelbi-sül-Ibrîz diye verilmiştir.

[182] GAL, II, 92.

[183] İlk iki cildi 1855-1861 yıllarında Leiden'de basılmıştır (bkz. Serkis, I, 52; El, I, 138).

[184] SuppL, III, 186,189.

[185] Bu eser Emin b. Hasan el-Hulvânfnin (o. 1898) olup (bkz. Serkis, II, 1720; SuppL, II, 815), Medine'de (1410/1989) de basılmıştır.

[186] ed-öürrü'n-nefîs ve'n-nûrul-enîs fî menakıbi Mevlâna İdris. b. İdris (Fih-risül-fehârisj, 256, II, 554-555; SuppL, II, 683-684.

[187] age.II, 687;Fihrisü'I-fehâris,II, 596, 916-918, 1094, 1097.

[188] age, II, 1070; GAL, II, 608, SuppL, II, 684.

[189] GAL, II, 456; Fihrisü'l-fenâris, I, 319. "Müntekis" kelimesi metinde"munkis" şeklinde geçmiştir.

[190] Büyûtâtu Fâsil-kübrâ.

[191] Riyâzül-verd ila m'entema ileyhi hâzal-cevheril-ferd. Babasının biyografi­sine dairdir (Fihrisü'l-fehâris, I, 465; SuppL, II, 875, 882).

[192] el-Ceyşül-aremremül-humâsî fî devleti evlâdi Ali Gs-Sicilmâsî,(SuppL, II, 885).

[193] age,II, 735.

[194] Merâhulebîdli-keşfı ma'nal-Kur'âni1-mecîd(SuppL, 11,813-814).en-Nevâvî nisbesi metinde Nûrî şeklinde verilmiştir.

[195] el-Muhâdîfî ilmi'l-kırâât (Pihrisül-fehâris, II, 848).

[196] bkz. SuppL, I, 301-302.

[197] el-Kâfî fî fıkhi ehlil-Medîne, c MI, Riyad: 1400/1980.

[198] el-Kavânînül-fıkhiyye,Beyrut, ts.

[199] Kadı Iyâz'm Kitâbul-ilâm bi-hudûdi kavâidi'l-İslâm (Kitâbu'l-Kavâid) adlı eserinin şerhidir (SuppL, I, 632).

[200] bkz. SuppL, II, 99. Metinde Ebû Ali yerine Ebî yazılmıştır.

[201] Şeyh el-Emîr el-Mecmû fîl-fıkb. adlı eserini Halil'in Muhtasarından derlemiş olup buna bir şerh ve bu şerhe de Dav'a'ş-şumû' alâ Şerbil-Mecmu adıyla bir haşiye yazmıştır. (SuppL, II, 99, 738; Pihrieü'l-fehâris, I, 133-139; Serkis, I, 474).

[202] Halil'in Muhtasar şerh ve haşiyeleri için bkz. GAL, II, 102-103; SuppL,II, 96-99.

[203] bkz. SuppL, II, 99.

[204] Dürerül-gavvâs ti muhâdaratil-havas adıyladır (Neylül-ibtihâc, s. 32; SuppL, II, 226).

[205] krş. Neylül-îbtihâc, s, 249;SuppL, I, 66: el-Büstânî, es-Sebtânî?

[206] el-Mürşidül-muîn alâ'd-darûrî min ulûmi'd-dînİbn Âşir'in eseridir (GAL, II, 613;SuppL,II, 700).

[207] bkz. age, II, 366. Metinde "tagayyuril-menâkir" diye geçmektedir.

[208] Sirâcül-mülûk,İskenderiyye: 1289.

[209] Suppl., 11,1016.

[210] Fıkha dair kendi muhtasar eseri olan Hidâyetü't-Tullâb'ın şerhidir (Velâtî, Pet-hu'ş-Şekûrfî ma'rif Gtia'yâ ululemâ'it-Tekrûr, Beyrut, 1401/1981, s. 152-153; J.O. Hunwick, "Kunta" El, V, 393-395).

[211] Fethul-Aliyyil-Malik fil-fetva ala mezhebil-îmam Malik (Serkis, II, 1372-1374; SuppL, II, 738).

[212] age,II, 696; Kehhâle, 1,234. Metinde müellifin nisbesi ve eserin son kelimesi yanlış yazılmıştır.

[213] ed-Dav’ul-lâmi bi-şerhil-Câmİ veya Takjâd alal-Câmii'1-mensûb li-Halîl ("İbn SÛda", El, m, 948).

[214] Fîbrisü'l-febârisJI, 1102-1103.

[215] Keşfuzzunûn, II, 1112. Metinde eserin adı yanlış yazılmıştır.

[216] et-Tarîkatül-Muhammediyye ve bu şerhleri için bkz. GAL, II, 585, SuppL,II, 655.

[217] Serkis, I, 383-384.

[218] el-Muğnî an hamlil-esfâr fî tabrîci mâ fîl-thyâ mine'l-ahbâr (SuppL, I, 749).

[219] İthâfu's-sâdetil-müttakîn fî şerhi Üıyâi ujûmi'd-dîn{ age, I, 748).

[220] age,I,551.

[221] SuppL, I, 800. Metinde adı el-Kavâsm vel-avâsım şeklinde yazılmıştır.

[222] age,I,680.

[223] Cem'ul-cevâmi Sübkî'mn, nazım ve şerh de Suyûtfnindir.

[224] SuppL, II, 105.

[225] age,II, 105.

[226] age, II, 105;Keşfuzzunûn, I, 595.

[227] Sünenül-mühtedînfî makâmâti'd-dîn (SuppL, II, 375).

[228] age, II, 562; Kehhâle, V, 14.

[229] SuppL, II, 962: Bedâİu's-silk ti tabâil-milk.

[230] İbnLuyûn(Liyûn)içinbkz.Nefhu'ttîb,V,543-603;Fihrİ8Ü'l-fehârİ8,1,509-511 SuppL, II, 380; F. de la Granja, "Ibn Luyûn", El, III, 855.

[231] Fethu'ş-şekûr, s. 153.

[232] Manzûmetül-âdâb {Suppl., I, 459).

[233] SuppL, I, 459.

[234] age, II, 873; Kehhâle, XII, 16.

[235] SuppL, II, 741-742 236.age, II,750.

[236] age.II, 725:el-Mevâhibü1-fethiyyefî ulûmil-luğati'l-Arabiyye.

[237] age,II, 686.

[238] Fethul-Mugîs bi-şerhi Elfiyyetil-hadîs.

[239] GAL, I, 441, SuppL, I, 611.

[240] Fihrisü'l-feharisfbk.z. indeks), krş. İzâhul-meknûn, II, 717 Vefiyyetül-eslâf ve tablyyetül-ablâf.

[241] SuppL, II, 857.

[242] Mecmau bihâril-envâr fî garâibi't-Tenzîl ve letâfil-ahbâr.(age, II, 602).

[243] age, II, 726. Eserin adı metinde eksik zikredilmiştir.

[244] Nefhu't-tîb, II, 699-704; Kehhâle, XI, 43.

[245] Nefhu't-tîb, II, 700.

[246] Fihrisü'l-fehârisJI, 1069.

[247] Fethul-Kuddüs fi şerhi hutbetil-Kâmûs (SuppL, II, 235).

[248] age, I, 523;îzâhuT-meknûn,1,17.

[249] Mahluf, Şeceretü'n-nûri'z-zekiyye, s. 379-380; Kehhâle, IV, 76.

[250] Suppl., II, 206. Bu zat meşhur Allâme Hillî olup metinde yanlış olarak İbnü'l-Müzhir (Muzahhir) şeklinde geçmiştir. Kastedilen eser İbn Teymiyye'ninMinhâ-cü's-Süime'sidir.

[251] age, II, 251.

[252] İbn Cemâa'nm bu eserme yapılan şerhler içînbkz. Mahluf, age, s. 205-206;Terâci> mu müellifine't-Tûnisivyin, II, 48.

[253] Serkis, I, 1144; Kehhâle, III, 4-5.

[254] Fihrisü'l-fehâris,I, 236-239.

[255] Mu'cemül-meşâyih (age, I, 531; SuppL, II, 399).

[256] Fihrisü'l-fehârisJI, 922-925.

[257] Sılatül-halef,Beyrut: 1408/1908.

[258] Krş.Fihrisü'l-fehâris,I, 450-451; SuppL, II, 448.

[259] el-Minehul-bâdiye fil-esânîdil-âliye ve'1-mervîyyâtİ'z-zâhiye ve't-turu-kil-hâdiyet'ü-kâfiye (Fihrisü'l-fehâris, II, 595-602; SuppL, II, 3).

[260] Fihrisu'l-fehârîsJ, 363-371. Hasru'ş-şârid min...

[261] Fihrisül-fehârİs, I, 490;Suppl., II, 881. Metinde kitabın adında hatalar vardır.

[262] GAL, I, 375; SuppL, I, 541.

[263] Serkis, II, 1585.

[264] Kebbâle, V, 64.

[265] SuppL, II, 27; Zirikli, II, 16.

[266] Fihrisü'l-fehâris, II, 695-700.

[267] age, II, 1080; SuppL, II, 466: Minehul-minne...

[268] Letâİfül-minen? (bkz. Suppl., II, 466).

[269] Tenbîhül-muğterrînfil-karni^-âşiralâmâhâlefûselefehümü't-tâhir(age, II, 465)

[270] Mibredü's-savârim vel-esinne... (FibrisiH-fehâris, II, 745).

[271] SuppL, II, 529.

[272] age, I, 749.

[273] age, II,701: Muhtasaru Diyâİ'n-nehâril-mücellîli-ganıâmil-ebfiâr fînus Gti ehli's-sünnetil-fukarâîl-ahyâr. Metinde eserin adı yanlış verilmiştir.

[274] bkz. C. Brockelmann, "al-Bakri", El, I, 965-966,

[275] îzâhul-meknûn,I, 292.

[276] SuppL, II, 128.

[277] Bedaiul-fevâidJ-IV, Kahire: 1392/1972. Metinde "fevâid", "ferâid" şeklinde geç­miştir.

[278] îzâhul-meknûn, I, 393. Müellifi zikredilmemistir.

[279] Serkis.il, 1959-1960;GAL,II,605,SuppL, 11,675-676;Fihrisül-fehâris,II, 1154-1161.

[280] Serkis, I, 946; SuppL, II, 731. "Mebâhic* kelimesi metinde "menâhic" şeklinde geçmiştir.

[281] G.S. Van Krieken, "Khayr al-Din Pasha", El, IV, 1153-1155.

[282] et-Tâc, Kahire: 1322/1944. (nşr. Ahmed Zeki Paşa).

[283] Suppl, I, 244.

[284] Sına yarımadasının Akdeniz sahilinde bir şehir (F Buhl, "El'arîş", İA, IV, 221).

[285] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/1-34.

[286] Vefeyâtü'l-a'yânkastedilmektedir.

[287] Dürretü'l-hicâl, Kahire 1390/1970, III, 247-248.

[288] Cezvetü'I-iktibâs, Rabat 1974, II, 498-490.

[289] Metinde "eb" (baba) keümesi "edeb " şeklinde geçmiştir.

[290] Müstevdau'l-alâme ve müstebdiul-allâme, Tetvaır 1384/1364, s, 62-63.

[291] Metinde geçen "el-eşgâlu's-sultâniyye" ifadesi, Ibn Haldun tarafından et-Ta'rîf b'İbn Haldun (Kahire, 195 l,s, 43) adh eserinde "Dîvânuî-asâkir" şeklinde açık­lanmıştır bkz. M, Rıdvan ed-Dâye,Nesîrü’l-cümân [Jbnu'l-Ahmerl Beyrut: 1407/1987, s 249 (dipnotj; ihsan Abbas, Tahrîcü'd delâlâti's-sem'iyyelHuzâî],Bey­rut  1405/1985, Mukaddime, s. 7.

[292] Müstevdau'î-alâme'dekı ısını 7İncİrinde, Muhammed'in babası olarak Musa'dan önce "Kadı Fakih Ahmed" zıkredîlmekde ve Kettânıye Kütüphanesi nüshasında bu ifadenin bulunmadığı belirtilmektedir. Bu sebeple Kettâni de bunu eksik İzkret-mıştir AyrıcaHuzâî'nınbuyuk dedesi Mesud, Ibnu'l-Ahmer'in diğer eseri Nesîrül-Cümân'da (s 249) Suûd şeklinde verilmektedir Huzâî'nin eserini neşreden ihsan Abbas da, Huzâî'nin çağdaşı Ibn Haldun'un et-Ta'rîfte onu bu şekilde anması sebe­biyle Suûd'un tercihe şayan olduğunu söyler (Tahrîcü'd-delâlât,Mukaddime, s. 9, dipnot 3) Nitekim Tahrîc'in Suleymaniye Kütüphanesinde mevcut (Şehid Ali Paşa, nr. 1853) nüshasında da Suûd şeklinde geçmektedir.

[293] Metinde "hilâl" kelimesi "hulel"  şeklinde geçmiştir.

[294] bkz. İbnü'l- Esîr, el-Lübâb, I, 439.

[295] bkz.age, I, 439.

[296] bkz. Tâcül-arûs, "hza" mad, V, 317.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/35-36.

[297] Bu zat ve eseri için bkz. Fihrisü'l-fehâris,II, 993-994.

[298] M. Hadi-Sadok, Ibn Marzûk", El, III, 866,

[299] İbnü'l-Hâcel-Bellifîkî(FihrisÜ'l-felıâris,I, 152-153).

[300] ed-Dîbâcü1-mü«heb,II, 290-296.

[301] bkz. Fihrisü'l-fehâris,I, 521-523;EI, III, 866.

[302] Fihrisü'l-fehâris,I, 350.

[303] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/36.

[304] Müstevdaul-alâme, s, 62-64.

[305] ihsan Abbas (s 8) bunu "alâme" (muhur, tuğra) katipliği olarak niteler   Muhur, tuğra, sır ve inşa katipliği manalarına gelen alâme terimi ıçınbkz Müstevdaul-alâme, s 18-25, naşir mukaddimesi, s 7-14.

[306] Metin ve Müatevda'da"menkûl" şeklinde geçen bu kelimeyi thsan Abbas (s.8)<ıynı esere atıfla "ma'kûl" diye verir ki manaya uygunu bu olmalıdır.

[307] Meşhur nahiv alımı (M Ben Cheneb, "IbnussıkkîflA, V, 874).

[308] Müstevda'da "alem" diye geçen bu kelime metinde "a/d"  şeklindedir.

[309] Aynı kaynakta "ifâde" diye geçen bu kelime metinde "ıcâde" şeklindedir.

[310] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/36-37.

[311] Sultan Ebû inan el-Merînı'nm oğludur (huk 787-788/1384-1386) bkz Nâsırî.el-İstiksâ, Dârulbeydâ, 1955, IV, 69-70, ibrahim Harekât, el-Mağrib abre't-târîh, Dârulbeydâ- 1405/1985, II, 55-56.

[312] Cezvetü’l-İktibas, II, 490.

[313] Tahmisin sonkısmıet-Terâtibve Cezvetül-Iktibâsla birbirinden çok farklı vesik olup anlaşılamamıştır. Buna karşıhk Muhammed b. Ebü'l-Padl'ın tahmis daha açık ve güzeldir (bkz. Müstevdaul-alâme, s. 39).

[314] Bu şiiirlerin hepsi Cezvetül-iktibâstan alınmıştır.

[315] bkz. et-Terâtib, Giriş, s., 36-37; Cezve, II, 498.

[316] Kebhâle, 11,100.

[317] Karaviyyin Camii'nin hatibi olan bu zat için bkz.Nefhu't-tîb, V, 341-350.

[318] Müstevda1-alâme,s.38-39.Hacib kelimesi et-Terâtib'desahib olarak geçerek ki Müstevda'm naşiri Kettâniyye nüshasında bu şekilde olduğuhu belirtmektedir.

[319] Neylül-ibtihâc,s. 84-87;Fihrisü'l-fehâris, 1,455-456. el-Fâsînisbesimetindeel-Kâfi olarak geçmiştir.

[320] bkz   Suppl., II, 888.

[321] Terâcimul-müellifîne't-Tunîsiyyîn,III, 73-83.

[322] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/37-40.

[323] Suppl., 11,815-816, Fihrisül-fehâris, 11,895-898.

[324] age, II, 1040-1049.

[325] age,I, 290, 368, 393 Ayrıca bkz indeks.

[326] age, I, 526-543.

[327] Kehhâle, VI, 53.

[328] Fihrisü'I-fehâris.I, 135, 167, 201 ve indeks.

[329] age, I, 485-488.

[330] age, I, 89, 92, 202 ve indeki.

[331] age, I, aynı yerler.

[332] age, I, 202 ve indeks.

[333] age, III, 34 (indeks).

[334] age, III, 83; Kehhale, IV, 215. Adı, Said b. İbrahim olacak.

[335] Fihrisül-fehâris, II, 987-989.

[336] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/41-42.

[337] Dürretül-hicâl, III, 247-248.

[338] Ezbârur'r-riyâzfîahbârilyâz, III, 21. Burada sözü nakledilen zat, Kuzey Afrika ulemasının daha çok fıkha Önem verdiklerini, nazarî ilimlerde ihtisasın doğu ülke­lerine has olduğunu ve bunun, doğuya yaptığı seyahatten sonra ibn Zeylûn (ö. 730/1330}, talebesi tbn Abdiaselara ve onun talebesi İbn Arâfe vasıtasıyla bölgede sistemleştirildiğini belirttikten sonra nakledilen sözü söyler.

[339] Ezhâru'r-riyâz,II, 356.

[340] Metinde ...fî esjnâiT-kûtilb şeklinde yanlış geçmektedir.

[341] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/42-44.

[342] bkz "Meknes", İA, VII, 649.

[343] bkz. Serkis,I, 946-947; SuppL, II, 731. Eser Kahire'de 1291 yılında basılmıştır.

[344] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/44-45.

[345] bkz. ihsan Abbas, s 21.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/45.

[346] bkz ihsan Abbas, s. 22. Metinde son derece batah ve eksik olup aslına bakılmalı­dır.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/45-46.

[347] age, s. 22-23.

[348] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/46-47.

[349] el-Istiksâ,IV, 71 Ibn Haldun'dan nakledılen bılgıler burada daondan naklen veril­mektedir

[350] Ezhâru'r-riyâz, II,201-203 el-İstiksâ'da da (IV, 69)Tbn Zumruk'un onun veziri ol­duğu belirtilerek bu şiirin baş tarafı verilmektedir

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/47-48.

[351] bkz el-İstiksâ, IV 69,71  Metinde bu ısım yanlış zikredilmiştir.

[352] age, IV, 71.

[353] age, IV, 37-41.

[354] el-Istiksâ'da (IV, 391 Abdullah b Yusuf ve Ibn Haldun'un adlan verilmiştir.

[355] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/48.

[356] bkz ihsan Abbas, s 22.

[357] et-Terğîb, I, 4.

[358] Muhammed b. Selâme el-Kudâî.Müsnedü'ş-şihâb,Beyrut, 1405/1985,1,380-381 (nr. 425, 427). Burada diğer bazı rivayetler de vardır.

[359] bkz. îhsan Abbas, s. 23.

[360] Muvattâ, Cami "muhâcere babı", hadis: 4.

[361] el-Edebül-müfred, s.205.

[362] el-Câmiu's-sağîr, I, 112.

[363] Feyzu'l-Kadîr, III, 271.

[364] bkz. Mecmau'z-zevâid, IV, 146-147; Kenzül-ummâl, VI, 110-111 (nr. 15055-15061).

[365] el-Câmiu's-sağîr, I, 112.

[366] Tirmizi, el-Velâ ve'l-hibe, 6.

[367] et-Târihul-kebîr, IX, 92.

[368] bkz el-Câmiu's-sağîr, I, 112.

[369] bkz Mecmau'z-zevâid, IV, 147.

[370] el-Camiu's-sağîr, I, 112.

[371] Mu'cemül-fîrdevs, II, 46-47.

[372] Feyzul-Kadîr, İÜ, 272; et-Teysîr, I, 457.

[373] el-Câmiu's-sağir, 1,112.

[374] Peyzul-Kadîr.in, 272.

[375] el-Câmiu's-sağîr, 1,112.

[376] bkz. Zehebi,Alâmü'n-nübelâ,XIII, 449-453.

[377] Deylemî'nin eserlerinin adıŞihâbul*ahbârveMüsnedü'ş-Şihâb'dır(bkz.Müs-nedü'ş-Şihâb, naşir mukaddimesi, II, 11).

[378] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/49-52.

[379] krş. ihsan Abbas s. 791: Keşfu müşkili's-Sabihayn. Metinde eserlerin müellif olarak İbnü'l Cezeri anılır ki anlıştır.

[380] Tefsîru ma'gte'came min gavâmizil-esmâ minel-ahâdis(bkz. İhsan Abbas, s 791).

[381] eş-Şerîf et-Taberî'ninHulâsatu's-siyer (ihsan Abbas, s. 793).

[382] Telkîhu fuhûmi ehlil-eser.

[383] ibn Asker el-Mâliki'nin eseridir (ihsan Abbas, s. 790).

[384] Hişâm b. Abdullah b. Hişâm el-Ezdfnin eseridir (age, s 794).

[385] îbn Ebı's-Sürur er-Ravhi'nin Bulgatu'z-zurefâ fî ahbâril-çnbiyâ vel-hulefâ (age, s. 794; SuppL, I, 585).

[386] el-Vereka fî eş'âril-hulefa (İhsan Abbas, s. 797). Yahya, metinde Bahr olarak geçmiştir.

[387] Mutarrız (age, s. 795) adı metinde Mutarrizî olarak geçer.

[388] bkz. age, s. 794; Suppl., I, 586.

[389] Eserin adı metinde yanlış olarak Âid şeklinde verilmiştir (bkz î Abbas, s. 726, 731).

[390] bkz. age, s.766. Metinde yanlış olarak el-îstinsârât diye geçmiştir.

[391] age,s. 766 Sâbûni, metinde, Sâlûni şeklinde geçmiştir.

[392] Ebû'l-Ferec el-Isfahâni'ninAdabu's-simâ (age, s. 763).

[393] Kbû Zer Mus'ab b. Muhammed el-Huşeni'nin (Ö.604/1207) eseri Şerhugarîbi's-Sîreti'n-Nebeviyyeadlı olup matbudur(Serkis,l, 31 l;Zirikli, VIII, 151). Ebû Zer el-Huşenİ'nİn adı, metinde "ibn Derâkutni" gibi anlamsız bir şekil almıştır.

[394] Ebû İbrahim Ishak b. ibrahim el-Fârâbi'nin eseridir (bkz. İhsan Abbas, s. 794).

[395] age, s. 797. Îbnü'l-Haşşâ'ın adı metinde tbnü'l-Haşşâb olarak geçmiştir.

[396] Ebû Abdullah Muhammed b. Mâlik'in eseridir (age, s. 796).

[397] Câmiul-luğât (age,s. 794).

[398] Kadı Iyâz'ın eseridir (age, s. 792; GAS, I, 467,469).

[399] ibn Ebî Zeyd el-Kayravâni'nin Risâle'sinin şerhidir (SuppL, I, 302).

[400] îsbâtu mâ leyse minhu büdd li-men erâdel-vukûfe alâ hakikati'dînâr ve'd dirhem ve'8-sâ'vel-müdd {İhsan Abbas, s. 831).

[401] bkz. age, s. 793.

[402] Kettâni burada 90 civarında eseri zikretmiştir. Huzâfnin eserinde ilgili bölümd (age,s. 789-797) 166 eser adı verilmiş olup eserin naşiri tarafından düzenlenen ilgi fihristte ise 210 kitap zikredilmiştir.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/52-54.

[403] Huzâi'nin verdiği 178 "bâb" başlığı altında 297 "fasıl" bulunmaktadır. Huzâi bı lümlere "cüz", Kettâni ise "kısım" adı vermiştir. Burada Huzâi'nin yalnız bâb bas lıklarını zikrederek fasılları anmayan Kettâni, metin içinde nadiren herhangi b bâb başlığı hakkında bilgi vermemesine karşılık bu fasıllardan bazılarına zaman zaman yer vermiştir. Aynca buradaki sıralama ile metin içindeki sıralama arasında zaman zaman takdim-tehir olduğu gibi, aynı manayı ifade etmekle birlik­te konu başlarında da yer yer farklılıklar mevcuttur.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/54.    

[404] Bu başlıktan sonra anılan "Allah Resulü Zamanında Neyin Üzerinde Ezan Okun­duğu" başlığı, ikinci Bolüm'deki bir konu başlığı olup burada yanlışlıkla verilmiştir.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/55.

[405] "imâm" kelimesi metinde "kıyam" şeklinde geçmiştir.

[406] Metinde yer aldığı halde Kettâni'nin burada zikretmediği bazı konu başlıkları da şunlardır: Halka Kur'ân ve dini bilgileri öğretmeleri için Allah Resulü'nün etrafa gönderdiği kimseler, Müslüman öğretmen, Kâfir öğretmen, Kadın öğretmen, Hac Emirl iği ile görevlendirme, Minber edinme, Mescidlerin namazda "Cami Mescid" in (Merkez Cami, Ulu Cami) müezzinine uymaları, Allah Resulü'nün müslüman sucu­ları.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/55-57.

[407] "Hâtem" kelimesi metinde yanlış olarak "meğânim" şeklinde geçmiştir.

[408] Kettâni böyle bîr başlığa yer vermemekle birlikte konu "Allah Resulü Zamanında Ata (maaş) Verilmiş Olduğu" başlığında (I, 224) ele alınmış olup Huzâi de eserinde (s. 242,251,260) buna işaret etmiştir. "Arz" kelimesi metinde "farz" şeklinde geç­miştir.

[409] Kettânî'nin bu başlıktan sonra zikrettiği "Kabile ve Sulan Dolaşarak Halk Arasın­da Akitlerini Yazanlar" başlığı metinde IV. Bölüm içinde (I, 275) verilmiştir.

[410] "istinşâd" kelimesi bu ve bir önceki başlıkta yanlış olarak "istişhâd" şeklinde geç­miştir.

[411] Metinde yer aldığı halde Kettâni'nin burada zikretmediği bazık'onubaşlıkları şun­lardır Sır Kâtibi, Allah Resulü'nün Resmi yazılarda ihtiyatlı davranması (kelime­leri seçerek kullanması), Elçilerini güzel yüzlülerden seçmesi. Etrafa gönderdiği el­çi ve emirlerine tavsiyesi, Hulefa-yı Râşidin zamanında Berid (posta teşkilatı) ku­rulması, İslâm'a davet için elçi gönderilmesi, Sulh ve eman için elçi gönderilmesi, Bu görevle gönderilen erkek ve kadınlar. Yanındaki müslümanlan yollaması için yabancı hükümdarlara elçi gönderilmesi, Devlet başkanıyla ülkesinde bulunan müslüman bir kadını evlendirmesi için yabancı hükümdara elçi gönderilmesi, Hz. Peygamber'in kendisine gelen elçiye hediye vermesi, Müslüman olmaması halinde kendisine savaş açılacağı tehdidiyle hükümdara elçi gönderilmesi, Yahudi yazısı, Allah Resulü ve ashabın Arapça'dan başka bir dille hitap edip etmedikleri, Allah Resulü (sav) zamanındaatâ (maaş) verilmiş olduğu, Hz. Ömer'in divan teşkilatını kurması, Devlet başkanını divana kayıt için hangi yaştakilere müsade ettiği, halkın her yıl arza tabi tutulması, Liderin ordusunu gözetlemesi için kurulan çardak (ka­rargâh).

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/57-59.

[412] Kettâni bu başlığı burada anmakla birlikte Huzâi'nin Resulullah tarafından iki ki­şinin evlendirilmesini naklettiği bu bâb hakkında bilgi vermemiştir (bkz. Tahıl-cü'd-delâlât, s. 285).

[413] Kettâni'nİn III. Bölümün konu başlıkları İçinde verdiği bu başlık, metinde IV. Bö-lum içinde yer aldığından burada zikredilmiştir.

[414]  "Muamele"kelimesi metinde "Mukabele" şeklinde geçmiştir.

[415] Kettâni, burada vermemekle birlikte ilgili yerde bu başlıktan önce "Sürgünle Te'dip" başlığını zikretmiştir (1,301).

[416] Kettâni, Huzâi'ye atfen daha önce bunubâb başlığı olarak zikretmekle birlikte onun Abdülmelik b. Mervan'la başlattığı (bkz. 1. Abbas, s. 283) bu göreve dair verdiği bil­gileri almayarak burada müstakil bir şekilde ele almış ve bu görevin Allah Re-sulü'nden beri var olduğunu ispata çalışmıştır (I, 266)

[417] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/59-61.

[418] "Hadi"  kelimesi metinde yanlış olarak "Hadim" şeklinde geçmiştir.

[419] "Sakel" kelimesi metinde yanlış olarak "Tenakkul" şeklinde geçmiştir.

[420] Metinde geçen "Sıfat" kelimesi "Sâni" olacaktır (bk. ihsan Abbas, s. 495).

[421] Kettâni daha önce Huzâi'ye atıfla bu bâb başlığını zikretmiş olmakla birlikte bura­da, ilavede bulunduğu başlıklar arasında vermiştir. Üstelik Huzâi'nin eserinde (s. 379) verdiği bilgi, onun verdiğinden (I, 325) daha çoktur.

[422] Metinde "fi beledihi" kelimesi yanlış olarak"fi'l-ba'd" şeklinde geçmiştir.

[423] Metinde yer aldığı halde Kettâni'nin burada anmadığı bazı konu başlıkları:'Allah Resulü'nün kaç gazveye çıktığı. Bayrak ve sancağı taşıyanlar, Her kabilenin bir bayrağı olması, Sancağın ebadı, rengi, neden yapıldığı, üstünde ki yazı, hilalin şekli, Allah Resulü'nün atını yanşa sokması.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/61-63.

[424] Huzâi bu konuda mezheplerin görüşlerini vermiş olup (s. 526-528) Resuluilah (sav) zamanında uygulaması görülmediğinden Kettâni tarafından ele alınmamıştır.

[425] Metinde geçen "sâhib" kelimesi burada fazla olup yukarıda anılan "Arazi ölçümü Görevlisi" başlığında ise verilmemiştir (krş. Huzâi, s. 535, 561).

[426] Mirasçısı bulunmayan mirasın devlete kalıp kalmayacağı konusunun işlendiği bu başlık (Huzâi, s. 570-573) yukarıdaki gerekçeyle Kettâni tarafından ele alınma­mıştır.

[427] Huzâi'nin verdiği bu başlık da (s. 575) aynı sebeple Kettâni tarafından anlatılmamıştır.

[428] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/64.

[429] Huzâi'nin temas ettiği bu ve darphane görevlisi (s. 581-586, 627-629) ile ilgili hususlar Resulullah zamanında uygulaması bulunmadığından Kettâni tarafından ayrıca alınmamış, bu konudaki bilgilere "Divan" (I, 225 v.d.) ve "Dirhem ve Kullanunr (1,414 vd.) başlıkları altında temas edilmiştir.

[430] Kettâni bu başlığa IX. Bölümde (II, 33) yer vermiştir.

[431] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/64-65.

[432] Metinde "tıp" olarak geçen kelime Huzâi'de "iabib" şeklindedir (s. 667).

[433] Burada verilen başlıktan birşey anlaşılmamakla birlikte Huzâİ'nin zikrettiği son Babın ardından Kettâni'nin Suffe'yi etraflıca ele almasından dolayı başlığın böyle olabileceği düşünülmüştür. Ayrıca, Kettânİ burada anmamakla birlikte metin için­de Otel ve Hekim (Bilge) başlıklarına da yer vermiştir.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/65-66.

[434] Kettâni bu babı metin içinde (II, 57) vermekle birlikte burada anılmamıştır.

[435] Metin içinde (II, 104) konu başlığı böyle olmakla birlikte Kettânİ burada "Parayla Su Taşıyan" şeklinde başlık koymuştur.

[436] Bu başlık Huzâi'ye ait olmayıp Kettâni tarafından eklenmiştir.

[437] Bu başlık metin içinde (II, 40) "Ziraat ve Ağaç Dikimi" şeklindedir.

[438] Metinde "Ginâ" kelimesi "Sima" şeklinde geçmiştir.

[439] Metinde "Sâni" (yapımcı) kelimesi "Bâi" (satıcı) şeklinde geçmiştir.

[440] Burada geçmemekle birlikte Kettâni'nin metin içinde verdiği bazı başlıklar şöyle­dir Ashabın ticarete sabah erken çıkmayı tercih etmeleri; Nakkaş; Allah Re-sulü'nün oturması için yapılmış kanepe; Usta yüzücü; Ashaptan arazisini mah­sulün 1/3 ve 1/4'ü karşılığında işletmeye verenler; Kadınlar arasında koguculuk ya­pan kadın; Söz konusu bir kadınla evlenmeye arzulu olup olmadığı konusunda kişinin nabzını yoklamaya giden kadın; Bir grubun arkadaşlarından birinin yanın­da toplanıp şarkı söyletmeleri ve Resulullah'm (sav) bunları duyup ngellememesi; Hanende bir cariyenin Ali ah Resulü'nun huzurunda şarkı söylemesi; Meşru oyun ve eğlence; Bizans peyniri getirilmesi ve Allah Resulü'nun onu bıçakla kesip yemesi.

[441] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/66-70.

[442] Kettâni eserde bu başlığa yer vermekle birlikte, bu konunun çeşitli yerlerde ele alındığını belirtmekle yetinerek (II, 315) herhangi bir bilgi kaydetmemiştir.

[443] Kettâni bu babı 30. Bâb olarak tekrar ettiğinden orada tekrar zikredilmemiştir.

[444] Bu başlık fihristte zikredilmemekle birlikte metin içinde mevcuttur (bk. II, 438).

[445] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/70-77.

[446] ibn Abdilber, Câmîu beyânil-ilm ve fadlih, Medine: 1388/1968,1, 119.

[447] Leîden'de 1894 yılında basılmış olup metindeen-Nebîhşeklinde geçmiştir, iktibas­ta başka hatalar da mevcut olup aslıyla karşılaştırılmalıdır.

[448] Mes'ûdi, et-Teiibîh vel-işrâf, Leiden: 1967 (II. Baskı), nşr. M. J. de Goeje, s. 76-77.

[449] Metinde"tağziyetihim bi-ekremil-miyah" ifaâesiatakdîsihimbi'l-haremi'l-cibâh!" şeklinde geçmiştir.

[450] Makkari, Nefhu't-tîb, III, 166-1647. Metindeki hata ve eksiklikler için mezkûr eserle karşılaştırılmalıdır.

[451] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 1/77-80.