Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Beşinci Bölüm - İslam Tarihi - Kettani - 7. Sayfa

BEŞİNCİ BÖLÜM... 4

Savaş Ve Buna Bağlı Konularla İlgili Görevler. 4

Savaş   (Cîhâd)   Emirliği 4

Allah Resulü’nün (Sav) Savaşa Bizzat Çıkışı Ve Kaç Gazve Düzenlemiş Olduğu. 4

Allah Resulü'nün Gaza İçin Emirler (Kumandan) Göndermesi Ve Gönderdiği Ordu Ve Seriyyelerîn Sayısı 4

Devlet Başkanı Savaş Veya Başka Birşey İçin Çıktığında Başkentte Kendi Yerine Bıraktığı Kimse  4

Devlet Başkanı Sefere Çıktığında Ailesinin İşlerini Yürütmek Üzere Kendi Yerine Bıraktığı Kimse  5

Düşmanın Tuzak Kurması Düşünülen Yola Devlet Başkanının Birini Halef Bırakması 5

Müstenfir (Halkı Savaşa Katılmaya Çağıran) 5

Bayrak/Sancak Görevlisi (Sâhibü’l-Livâ) 6

Allah Resulümün Liva Ve Râye'sini Önünde Kendisiyle Birlikte Savaşmak İçin Kimlerin Taşıdığı 6

Her Kabilenin Kendi Râye'sinin Bulunması Ve Herbirinin Kendi Râye'sini Takibetmesi 6

Allah Resulü’nün Ordu Ve Seriyye Kumandanlarına Râyeler Bağlaması, İslâm'da İlk Olarak Bağladığı Râye Ve Kimin İçin Bağladığı 7

Râye’nin Ebadı 7

Râyelerde Hilâl Şekli 7

Allah Resulümün Liva Ve Râyelerinîn Renkleri, Râye'sînîn Adı Ve Beyaz Liva’sına Yazılan Yazı 8

Yün Râye. 8

Siyah-Beyaz Çizgili Kumaştan (Nemire) Râye. 8

Livâ’da Ne Yazılı Olduğu. 8

Allah Resulü’nün Râye'sinin Adı 9

Ensârın Râye’sinin Rengi 9

Devlet Başkanının Çocuklara Sarık Sarması 9

Ordunun Ön, Yanlar, Kalb Ve Arka Olmak Üzere Beş Kısma   ' Ayrılması Ve Kumandanın Kalb Kısmında Bulunması 10

Okçu Kumandanı 10

Düşmanla Karşılaşıldığında Devlet Başkanını Korumak Maksadıyla Ordunun “Kalb” Kısmında Başkanın Kendi Yerine Koyduğu Ve Birbirlerinin Elbiselerini (Üniforma) Giydikleri Kimse. 10

Ordunun Sağ, Sol, Merkez Ve Ön Kısımlarına Kumanda Edenler. 11

Askerlerin Savaşta Kendisiyle Birbirlerini Tanıdıkları İşaret Ve Parolaları 11

Saffa Nezaret Edip Düzelten, Öne Ve Arkaya Alan Saf Düzenleyicisi 12

At Edinme. 13

Allah Resulü’nün Atı 13

Eyerci 14

Allah Resulümün Eyerinin Neden Yapıldığı 14

Allah Resulü Bindiğinde Üzengisini Tutan. 15

Binme Sırasında Süvarinin Elbisesini Eyerde Toplayan. 15

Devlet Başkanının Atına Binerek Yarışan Kimse. 15

Allah Resulü’nün Atını Yarıştırması Ve Ashaptan Kimin Yarış İçin Ata Bindiği 15

Yük Devesi Görevlisi 15

Katır Görevlisi 16

Bineği Yularından Tutup Çeken. 16

Allah Resulü’nün Bineğini Kimin Çektiği 17

Allah Resulümün Kurbanlıklarını (Bedene) Sevkeden. 17

Allah Resulü'nün Kurbanlık Görevlisi 17

Allah Resulü'nün Sağmal Develerinin Çobanı 17

Allah Resulünün Sağmal Develerine Kimin Baktığı 17

Allah Resulümün Atının Kimin Yanında Olduğu. 17

Allah Resulümün Devecisi 18

Hayber'de Savaş Sırasında Allah Resulümün Bineğini Kimin Tuttuğu. 18

Allah Resulü'nün Deve Üzerindeyken Üzengisini Tutan. 18

Allah Resulü’nün Devesinin Yularını Tutan. 18

Develeri Nağmelerle Coşturan (Hâdî) 19

Veda Haccında Allah Resulü’nün Kurbanlıklarına (Hedy) Kimin Baktığı 19

Silah Görevlisi Ve Allah Resulümün Silahı 19

Allah Resulümün Kılıcını Nereye Taktığı 20

Allah Resulümün Önünde Kısa Mızrağı (Harbe) Taşıyan. 21

Kılıç Taşıyan. 21

Allah Resulümün Huzurunda Boyun Vuranlar. 21

Kılıç Cilacısı 22

Yolda Kılavuz. 22

Devlet Başkanının Uğradığı Çöllerde, Oraya Varmış Olduğunu Göstermesi Ve Davetinin Oraya Ulaştığına Bir İşaret Olması İçin Yaptırdığı Yapı 23

Yol Güvenliğini Sağlayan. 23

Bineğine Binmesi İçin Allah Resulü'nün Önünde Eğilen Kimse. 23

Gölgelik Görevlisi 24

Yük Görevlisi 24

Allah Resulü’nün Büyük Çadırı 24

Allah Resulü’nün Çadırını Kuran. 25

Başkente Girmek İstediğinde Devlet Başkanını Çevreleyip Koruyanlar. 25

Harem Emini 26

Allah Resulünün Haccı Sırasında Hanımlarına Eşlik Ederek Hayvanlarını Süren Kimse. 26

Ordunun Konaklaması İçin Yer Araştırma Ve Onlar İçin Sulu Ve Otlak Yer Seçme. 26

Muhafız. 26

Devlet Başkanının Savaşa Çıkması Ve Ardından Başkentte Muhafız Bırakması 27

Allah Resulü’nün Ordu Muhafızları 27

Allah Resulümü Arkadan İzleyen Kimse. 28

Allah Resulü’nün Önüne Geçip Şiir Okuyan. 28

Ordu Gözcü Kolu. 28

Casus. 29

Düşman Ülkesinde Devlet Başkanına Onların Haberlerini Göndermek Üzere Casus Tutulan Kimse  30

Devlet Başkanının Kendi Ülkesinde Halk Arasında Casus (Haberci) Edinmesi 30

Düşmanı Dağıtmakla Görevli Kimse (Muhazzil) 31

Nemmam (Kovucu, Söz Taşıyan) 32

Allah Resulü Zamanında Gemi Kullanımı 32

Mancınık Yapan. 35

Debbâbe. 35

Ağaçları Yakan Ve Kesenler. 35

Hendek Açma. 36

Ganimet Görevlisi 37

Allah Resulü’nün Ganimetlerini Yazan. 38

Ganimetten Satışına İhtiyaç Duyulan Şeyleri Satmakla Görevlendirilen. 38

Devlet Başkanının Kendileriyle Savaştığı Kimselerin Hayvanlarından Btr Türü Hibe Etmesi 38

Humus Görevlisi 38

Devlet Başkanının Fethi Müjdelemek İçin Gönderdiği Kimse Ve Kendilerine Müjde Verilenlerin Tebrik İçin Devlet Başkanını Karşılamaya Çıkmaları 39

Seferden Dönüşte Yemek Verilmesi 39

Allah Resulümün Seferden Dönünce Söylediği Söz. 39

Allah Resulü’nün Bir Köye Girmek İstediğinde Söylediği Söz. 39

Arap Yarımadası Kâfirlerinin Allah Resulü’ne Karşı Tutumları 40

Allah Resulü'nün Kendi Zamanındaki Kâfirlere Muamelesi 41


BEŞİNCİ BÖLÜM

 

Savaş Ve Buna Bağlı Konularla İlgili Görevler

 

Savaş   (Cîhâd)   Emirliği

 

Allah Resulü’nün (Sav) Savaşa Bizzat Çıkışı Ve Kaç Gazve Düzenlemiş Olduğu

 

el-İstîâb'da şu bilgi verilir: Bu konuda söylenen en fazla sa­yı, Hz. Peygamberin (sav) bizzat katıldığı gazvelerin 26 tane olduğudur. Gazve lerinin Allah katında, Resulü ka­tında ve müslümanlar katında hürmet (yücelik, kutsallık) ba­kımından en büyüğü ve en şereflisi, Allah'ın Kureyş asilzade­lerinin canını aldığı ve o günden itibaren dinini yücelttiği sa­vaş olması bakımından Büyük Bedir Gazvesi'dir.[1]

Burada, Mısır'ın şairi Ahmed Şevki Bey'in Sîret*ınden naklen anılacak güzel bir nükte vardır:

Dediler: savaştın sen, oysa gönderilmediler Allah'ın elçileri

Ne insan öldürmek ne de kan dökmek için.

8u, cahilliktir, akılları saptırma ve safsatadır;

Sen kalemle fetihten sonra kılıçla fethettin

Affedildi sana geldiğinde butun şeref sahipleri

Sıradan kimseler ve cahiller için kullandın kılın

Eğ6r hayra musallat edersen onu bastırır şer

Sıradan kimseler ve cahiller için kullandın kılıcı

Öğrettin onlara bilmedikleri herşeyi

Hatta savaşı ve ondaki iyileştirici özü, merhemi.[2]

 

Allah Resulü'nün Gaza İçin Emirler (Kumandan) Göndermesi Ve Gönderdiği Ordu Ve Seriyyelerîn Sayısı

 

Ebû Ömer İbn Abdilber el-İstîâb'da şöyle der: Allah Resulü'nün (sav) ordu(b a' s , çoğulu: buûs)ve seriyye-lerinin sayısı 35'tir.[3] Ondan başkaları Hafız Dimyâti'nin be­lirttiği gibi, bu sayının 56'ya ulaştığını belirtirler. Bu sayının 48, 47 ve 36 olduğu da söylenmiştir.[4]

 

Devlet Başkanı Savaş Veya Başka Birşey İçin Çıktığında Başkentte Kendi Yerine Bıraktığı Kimse

 

Hz. Peygamber (sav) çıktığı bütün gazvelerinde kendisi­ne halef tayin ederdi. Gazvelerinin sonuncusu Tebük Gazvesi olup yerine Muhammed b. Mesleme el-Ensârî*yi bırakmıştır.

el-tsâbe'de İbn Abdilber'den naklen şu bilgi verilir: Neseb ve siyer alimlerinden bir grup şu rivayeti naklederler; Nebi (sav), îbn Ütnmi Mektûm'u Veda Haccı ve Bedir'e çıkışı da dahil olmak üzere 13 defa kendisi­ne halef bırakmıştır. Bedir'e çıkarken önce onu, sonra da yoldan geri çevirdi­ği Ebû Lübâbe'yi halef bırakmıştır.[5] Yine el-tsâbe'de Cuâl b. Sürâka ed-Damrî'nin biyografisinde îbn İshak'tan naklen şu bilgi verilir: Resulullah (sav) hicretin 6. yılı Şaban ayında Benî Mustalik Gazvesi'ne çıktığında Me­dine'de Cuâl ed-Damrfyi halef bıraktı.[6] Yine el-lsâbe'de Sibâ b. Urfuta el-Gıfârî'nin biyografisini verirken şu bilgiyi zikreder: Hz. Peygamber (sav) Hayber Gazvesi'ne çıktığında onu Medine'de halef olarak bırakmıştı.[7] el-tsâbe* de Ebû Rübm el-Gıfârî'nin biyografisinde de Allah Resulü'nün Mekke Fethi sırasında Medine'de onu halef olarak bıraktığı kaydedilir.[8]

el-Mevâhib ve şerhinde şu bilgi verilir: îbn Hişâm'ın belirttiğine göre Nebi (sav) Tebük Gazvesinde Medine'de Muhammed b. Mesleme el-Ensari'yi kendi yerine halef bıraktı.[9] Dimyati, Vakıdi'yi izleyerek şöyle der: "Bu görüş, bize göre[10] Hz. Peygamber'in Hz. Ali'yi, Siba'ı[11] veya İbn Ümmi Mektûm'u halef bıraktığına dair görüşlerden daha güvenilirdir Fakat Hafız Zeynuddın eMrakî Şerhu't-Takrîb'de Hz Ali'nin biyografisinde şöyle der Hz Alı, Tebuk dışında hiçbir gazveden geri kalmadı Nebi (sav) onu Tebuk gazvesinde Medine'de halef bıraktı Nitekim Abdurrezzak da Musannefınde[12] Sa'db EbıVakkas'tan sahih bir senedle şu rivayeti nakleder Re-sulullah (sav) Tebuk Gazvesı'ne çıktığında Medine'de Alı b Ebî Tâlıb'ı kendi yerine halef bıraktı.[13] el-Istîâb'da şu bilgi verilir Hz Alı, Resulullah'ın (sav) Medine'ye gelişinden itibaren Tebuk dışında hiçbir gazveden geri kal­madı Tebuk Gazvesi'nde ise Resulullah (sav) onu Medine'de yönetici olarak ve kendi ailesinin işlerim yürütmek üzere halef bıraktı.[14]

Şeyh-ı Ekber Muhyıddın Ibnu'l-Arabî'nın Muhâdaratü'I-ebrâr'ında şu bilgi verilir Hz Peygamber'm (sav) bir gazve, hac[15] veya umre için çıktığında Medine'de görevlendirdiği naıblen şunlardır Ebû Lubâbe Beşır b Munzır,[16] Osman b Affan, Abdullah b UmmıMektûm, Ebû Zer, Abdullah b Abdullahb Ubeyb Selûl,[17] Sıbâ'b Urfuta,Numeyleb Abdullahel-Leysî, Uveyf b Azbat ed-Duelî, Ebû Ruhm, Muhammed b Mesleme el-Ensârî, Zeydb Harise, Sâıb b. Osman b Maz'ûn, Ebû Seleme b Abdulesed, Sa'd b Ubâde, Ebû Ducâne es-Sâıdî Ibnu'l-Arabî daha sonra bunlardan her birinin yönetimini ayrı ayrı ele alır (Anılan esere mutlaka bakınız, s 28)[18]

 

Devlet Başkanı Sefere Çıktığında Ailesinin İşlerini Yürütmek Üzere Kendi Yerine Bıraktığı Kimse

 

Hz. Peygamber (sav) Tebük Gazvesi'nde ailesine Ali b. Ebî Tâlib'i halef bıraktı ve onlarla birlikte ikamet etmesini em­retti.[19]

el-Mevâhib*de Şerhu't-Takrîb'den şu bilgi nakledilir "Nebi (sav) Hz Ali'yi Medine'de kendi yerine yönetici ve ailesine de halef olarak bıraktı.

'Zurkâni şöyle der: Onu ailesine halef bıraktı ve şöyle buyurdu: "Ey Ali, ai­lemde bana halef ol; döv, al, ver." Sonra da hanımlarını çağırarak "Ali'yi din­leyin ve itaat edin" buyurdu. Bunu, Hâkim el-îklîPde Atâ b. Ebî Rebâh'm "mürsel" lerinden rivayet etmiştir. İbnîshak, Sa'db. EbîVakkâs'tan şu tahricde bulunur: Hz. Peygamber (sav), ailesinin işlerini yürütmek üzere Hz. Ali'yi halef bıraktı ve onlarla birlikte, ikamet etmesini emretti.[20]

İbn Sa'd'ın Tabakât'mda Safîyye bint Abdülmuttalib'in biyografisinde şu bilgi verilir: Nebi (sav) düşmanla savaşmak üzere Medine'den çıktığında hanımlarını Hassan b. Sâbit'in yüksek evine (köşk) çıkarırdı. Çünkü onun evi Medine'nin en sağlam köşklerindendi, Hz. Peygamber Uhud savaşında Hassân'ı kendine halef olarak bıraktı. Bir yahudi gelerek dinlemek ve haber almak maksadıyla onun evine ilişti. Safiyye bint Abdülmuttalib, Hassân'a şöyle dedi: "İn ve şu yahudiyi öldür." Hassan korkmuş olmalı ki Safiyye bir payanda alarak indi, ona doğru gizlice yaklaşarak kapıyı yavaş yavaş açtı, sonra ona saldırdı ve payanda ile vurarak öldürdü.[21]

 

Düşmanın Tuzak Kurması Düşünülen Yola Devlet Başkanının Birini Halef Bırakması

 

el-İsâbe'de Evs b. Havlı el-Ensârf nin biyografisini vererek Medâini ve başkalarından naklen şu bilgiyi zikreder: Nebi (sav) onu Kaza Umresi'nde (Umretü'1-kazâ) ZûTuvâ'da,Kureyş'in kurduğu bir tuzak varsa Önlemesi için halef bıraktı (görevlendirdi). Beşîr b. Sa'd'ı da Merrü'z-Zehrân'da görevlendirdi.[22]

 

Müstenfir (Halkı Savaşa Katılmaya Çağıran)

 

Nebi (sav) Fetih yılında, kendilerini Mekkelilerle savaşa çağırmak üzere Büsr b. Süfyân el-Huzâî'yi Büdeyl b. Ümmi Esram ile birlikte Huzâalılara gönderdi.[23] el-îstîâb'da şu bilgi verilir: Büdeyl b. Ümmi Esram el-Huzâî Allah Resulü'nün (sav) Büsr b. Süfyân el-Huzâî ile birlikte Mekke savaşı için Benî Ka*b*a gönderdiği kimsedir.[24]

el-İsâbe'de(s 120) bu bilgiyi müellif ondan nakletmiştir.[25] el-tsâbe'de Ebû Ruhm el-Gıfarî'nin biyografisinde Ibn Sa'd'dan şu bilgi nakledilir: Hz. Peygamber (sav) onu, kavmini Tebük savaşına çağırmaya göndermişti.[26] Ibn Sa'd'ın Tabakât'ında şu bilgi verilir: Nebi (sav) Tebuk Gazvesi'ne git­mek istediğinde Büreyde b. Husayb'ı düşmanlarıyla savaşa çağırmak üzere Eşlem kabilesine gönderdi.[27]

 

Bayrak/Sancak Görevlisi (Sâhibü’l-Livâ)[28]

 

Allah Resulü'nün (sav) önünde tutulan ilk 1 i v â : İfon Hayyân el-Isfahânî'nin Ahlâku'n-Nebî adlı eserinde hicret kıs­sası ve Büreyde'nin Resulullah'a (sav) kavuşup müslüman oluşu anlatılırken şu bilgi -verilir: Büreyde Hz. Peygamberce (sav) "Medine'ye yanında bir liva olmadan girme** dedi ve sarığını çözüp bir mızrağa bağladı, sonra Hz. Peygamberin (sav) önünde yürüyerek Medine'ye girdi.[29]

Ebû Ya'lâ Enes'ten şu rivayeti nakleder: "Allah, benim ümmetime liva' larda ikramda bulundu." Fethul-Bârî'de de[30] belirtildiği üzere bu rivayetin senedi zayıftır. L ı v â ordu genel kumandanının ( sahi -b u ' 1 - c e y ş ) yerinin bilinmesi için savaşta taşınan walem"dir.Onuba-zan birlik kumandanı (emîru'1-ceyş) taşır, bazan da öncüye (birliğin başında giden) verir. Yine Fethu'1-Bârf de "Kıtabu'l-Cihâd" da şu bilgi verilir* Liva, râye olup alem diye de adlandırılır. Bu hu­susta esas ordu kumandanının (reısü'1-ceyş) onu tutmasıydı, sonra ordunun önünde taşınır oldu.[31] Dilcilerin bazıları liva ile r â -y e ' nin eşanlamlı olduğunu belirterek her ikisine de "ordunun alemi" de­mişlerdir Râye' nin kelime olarak aslının hemzeli (re 'ye şeklinde) oldu­ğu, Arapların hafifletme gayesiyle hemzesiz okumayı tercih ettikleri de söy­lenmiştir. Bazıları bu goruşu reddederek hemzeli şeklin duyulmadığını be­lirtirler.

Ahmed b. Hanbel ile Tırmizi ise Ibn Abbas'tan şu rivayette bulunmuşlardır: "Resulullah'ın (sav) râye ' si siyah, liva ' sı ise beyazdı."[32] Taberâni bu rivayetin aynısını Büreyde'den, İbn Adî de Ebû Hureyre'den nakleder.[33] Bu rivayet, liva ile r â y e ' nin ayrı şeyler olduğu hususunda açıktır. İbnü'l-Arabî de bunu kesin olarak belirterek şöyle der: Liva r â y e ' denbaşkabirşeydir. L i v â mızrağın ucuna bağlanan ve üzerine kıvrılan(dürülen), r ây e isemızrağınucunabağlanıprüzgarındalgalan-dırmasıiçinsalıverilendir. Liva' nın râye' den daha kısa olduğu da söylenmiştir. A 1 e m ise kumandanın(emîr)bulunduğu yerin işareti (alameti) olup onunla birlikte dolaşıp durur. R â y e ' yi ise genel kumandan ( sâhibu'1-harb) kullanır.[34] Bu konudaki ayırım muhtemelen örfe dayanmakta olup bu, bir grubun bunların eşanlamlı olduğunu belirt­melerine de aykırı değildir.[35]

 

Allah Resulümün Liva Ve Râye'sini Önünde Kendisiyle Birlikte Savaşmak İçin Kimlerin Taşıdığı

 

Bunlar arasında şu sahabiler vardır: Hz. Ebubekir, Ömer, Ali, Zübeyr b. Avvâm, Sa'd b. Muâz, Sa'd b. Ubâde, Kays b. Sa'd b. Ubâde, Mus'ab b. Umeyr. Şöyle ki bunlar Resulullah'ın (sav) gazvelerinde ayrı ayrı bu görevde bulunmuşlardır.

Bu konuda İbn Hişâm'ın es-Sîre'si, er-Ravdü'1-ünüf ve diğer eserlere bakınız.[36]

 

Her Kabilenin Kendi Râye'sinin Bulunması Ve Herbirinin Kendi Râye'sini Takibetmesi

 

Sahîh-i Buhâri'de Mekke fethi kıssası ve Allah Resulü'nün (sav) Hz. Abbas'a "Allah'ın ordularını görmesi için Ebû Süfyân'ı vadinin yanında tut" sözünü verirken şu bilgi zikre­dilir: Kabileler Hz. Peygamberle (sav) birlikte bölük bölük geçmeye başladı. Bir bölük geçtiğinde "Kim bu?" dedi. Abbas "Bu Gıfâr kabilesidir" dedi. Sonra Cüheyne kabilesi, sonra Süleym kabilesi geçti. Derken eşi görülmemiş bir bölük geçti. Ebû Süfyân "Kim bu?" deyince Abbas "Bu ensârdır" karşılığı­nı verdi. Başlarında râye   ile birlikte Sa'd b. Ubâde vardı. Sonra da Resulullah (sav) ve ashabının bulunduğu bölük gel­di. Resulullah'ın (sav)  r â y e * si ZübeyrMe idi.[37]

 

Allah Resulü’nün Ordu Ve Seriyye Kumandanlarına Râyeler Bağlaması, İslâm'da İlk Olarak Bağladığı Râye Ve Kimin İçin Bağladığı

 

Hz. Peygamber (sav) hicretin ikinci yılında Ubeyde b. Haris b. Abdülmuttalib b. Abdümenâf ı bir s e r i y y e nin başında gönderdi ve kendisine bir râ y e bağladı (çektirdi, verdi), tbn İshak şöyle der: Bize ulaştığı kadarıyla bu, Resu-lullah'ın (sav) müslümanlardan biri için bağladığı ilk râye dir. Yine ikinci yılda Hamza b. Abdülmuttalib'i başka bir tarafa gönderdi. Bazıları bunun ilk verilen r â y e olduğu­nu söylerler. Bu iki seriyyenin gönderilmesinin birbirine ya­kın zamanlarda olduğu düşünülerek iki görüşün uzlaştırıl­ması ihtimal dahilindedir.[38]

Sirâc, Zer b. Ceyş tarikiyle, onun şöyle dediğini rivayet eder: Islâmda ilk r â y e Abdullah b. Cahş için bağlanmıştır.[39] Bununla, Suyûti'nin el-EvâiFde söylediği "Râye lerin ilk bağlanışı Hayber savaşı sırasındadır, daha önce ise liva lar vardı" sozunun[40] anlamı anlaşılmış olur. Hafız Ibn Hacer Fethu'l-Bârî'de bu bilgiyi Urve'den nakledilmiş olarak Ibn Ishak ve Ebû'l-Esved'e atfeder.[41] Zurkâni de Şerhu'l-Mevâhib'de (I, 453) bunun, 1 ı v â ve r â y e arasında farklılık bulunduğu konusunda açık bir ifade olduğunu söyler.[42]

 

Râye’nin Ebadı

 

İshak b. ibrahimer-Remlîel-Eft*âd'da Şâm bâdıyesıhadislerinden ola­rak Haram b. Abdurrahman el-Has'amî yoluyla Ebû Zur'a el-Fezaî es-Sümâlf den şu tahricde bulunur: "Resulullah (sav) ona râye olarak bir arşına (zira) bir arşın ebadında beyaz bir kumaş parçası verdi." Rivayetin bu şekildeki lafzı İbn Mende'ye aittir. Dûlâbi'nin rivayetinde ise "beyaz bir râye" ifa­desi vardır. Hz. Peygamber ona râye'yi verdikten sonra "Ey Ebû Zur'a, kav­mine gît ve içlerinde %im Ebû Zur'a'nın râyesi altına girerse emniyettedir' diye ilanda bulun" buyurdu. Ebû Zur'a, ben de öyle yaptım, der.[43]

 

Râyelerde Hilâl Şekli

 

İbn Hacer el-İsâbe’de Sa'd b. Mâlik el-Ezdî'nin biyografisini vererek İbn Yunus'tan şu bilgiyi nakleder: Sa'db. Mâlik, Resulullah'a (sav) elçi (tem­silci) olarak geldi, Resulullah ona kavmi için siyah bir râye verdi. R â y e ' de beyaz bir hilal vardı. Sa'd b. Mâlik Mısır fethine katılmış olup orada soyundan kimseler bulunmaktadır.[44] İslâmî râye deki hilal şekli­nin menşei de böylece anlaşılmış olmaktadır. Yine bu bilgiyle, Vefiyyetül-eslâf müellifinin söylediği sözün anlamı (isabetsizliği) anlaşılmış olur ki, o sayfa 380'de şöyle der: Hilal şeklinin işaret (remiz) olarak cami minareleri­nin ucuna konulması bidat tir.Osmanlı devleti hükümdarları resini bir işaret olarak hilal şeklini Bizans hükümdarlarından alıp kullanmışlardır. Bunun menşei ise şudur: Büyük İskender'in babası Makedonyalı Filip ordu­suyla Kostantiniyye'ye (İstanbul) saldırdığında halk ona karşı koyarak ga­lip geldi ve onu ülkeden çıkardılar. Bu olay seher vaktine rastladığından, bu­nu uğur sayarak, bu olayın hatırasına hilal şeklini resmî alem lerine (bayrak) koydular. Bizans hükümdarları da bunu onlardan tevarüs ettiler. Osmanlılar onlara galip geldiklerinde kendilerinden aldılar. Sonra da bu âdet Kazan memleketlerinde uygulanır oldu.[45]

 

Allah Resulümün Liva Ve Râyelerinîn Renkleri, Râye'sînîn Adı Ve Beyaz Liva’sına Yazılan Yazı

 

BEYAZ: İbn İshak şöyle der: Hz. Peygamber (sav) Büyük Bedir Gazvesinde 1 i v â yi Mus*abb.Umeyr*e verdi. İbn Hişâm, liva' nın beyaz olduğunu söyler.[46] Nesâi ve Ebû Davud'un Sünenlerinde C âb ir* den şu rivayet nakledilin "Allah Resu-lü'nün (sav) Mekke'ye girdiği günkü liva sı beyazdı."[47] SARI-Ebû Davud'un Sünen'inde, Simâk b. Harb'den, onun kendi kavminden bir adamdan, onun da bir başkasından yaptığı şu rivayet zikredilir: "Hz. Peygamberin (sav) r â y e sini sarı gördüm"[48] TOZ RENGİ İbn Cemâa Muhtasara's-siyer'de Resulul-lah'ın (sav) silâhı babında şöyle der: Onun toz rengi bir 1 i v â sı vardı.[49] SiYAH İbn İshak Bedir Gazvesi'yle ilgili ha­berde şöyle der: Resulullah'ın (sav) önünde iki siyah r â y e vardı; biri Ali b. Ebî Tâlib'de, diğeri de ensârdan birindeydi.[50] Abdullah b. Hayyân[51] el-Isfahânî Ahlâku'n-Nebî'de Hasan'dan şu rivayeti nakleder: Allah Resulü'nün (sav) r â - y e si siyah olup adı U k â b idi.[52] Buhâri'nin Târîh'inde Haris b. Hassân'dan şu rivayet nakledilin Mescide girdim, Hz. Pey­gamberdi (sav) minberde ayakta hutbe okurken gördüm. Fa­lan da kılıç kuşanmış olarak ayaktaydı, orada siyah r â y e ler sallanıyordu. "Nedir bu?" dedim, Amr b. Âs'm Zâtü's-selâsil ordusundan döndüğünü söylediler.[53]

 

Yün Râye

 

Kudâi   el-Inbâ'da  şöyle  der:   Resulullah'ın   (sav)   e 1 -Ukâb   adlı, siyah yünden bir r â y e * si vardı.

Hadis hafızları, râyelerin çeşitleriyle ilgili rivayetleri, bunların ayrı ay­rı zamanlarda sozkonusu olduklarını ifadeyle telif etmektedirler.[54]

 

Siyah-Beyaz Çizgili Kumaştan (Nemire) Râye[55]

 

Nemire, yünden çizgili kumaş demektir. Bu kumaş­ta "hilâl" desenleri olduğu da söylenir.[56] el-Muhkem'de şu bilgi verilir: Nemire, hangi renkten olursa olsun nokta (be­nek) demektir. el-Enmer, içinde siyah ve beyaz nokta olan şeydir. Nemire ise siyah ve beyaz çizgileri bulunan ku­maş demektir. îbn Cemâa Muhtasaru's-siyer'de şöyle der: Resulullah'ın (sav) el-Ukâb denilen, çizgili (benekli, noktalı) kadifeden[57] siyah renkli dörtgen bir r â y e si vardı.[58]

 

Livâ’da Ne Yazılı Olduğu

 

Abdullah b. Muhanimed b. Hayyân[59] el-Is fa hâni Ahlâku'n-Nebî adlı kitabında Büreyde'den şu rivayeti nakleder: "Allah ResuUVnün(sav) r â y e ' si siyah, liva* sıisebeyazdı."İbn Abbas'tan nakledilen rivayette şu ilave vardır: Liva* sının üstünde "Lâ ilahe İllellâh Muhammedün rasûlullâh" yazılı idi.[60]

Bu bilgi, isnad bakımından Huzâi'nin kusurudur. Çünkü hadis esasen Ahmed b. Hanbel'in Müsned'i ve Tirmizi'de[61] İbn Abbas'tan naklen mevcut­tur.[62] Ayrıca bu rivayetin aynısını Taberânî Büreyde el-Eslemî'den, İbn Adî de Ebû Hureyre'den naklen verirler.[63]

 

Allah Resulü’nün Râye'sinin Adı

 

Kasım b. Sabit es-Serakustî ed-Delail'de[64] şöyle der: "Allah Resulü'nün (sav) râyesinin adı el-Ukâb idi."[65]

Fethu'I-Bârî'de şu bilgi verilir: Denildiğine göre Hz. Peygamber'in (sav) el-Ukâb adlı dörtgen siyah bir r â y e si ile Rây e[66] adlıbe-yaz ve muhtemelen biraz siyahı bulunan bir r â y e si vardı.[67]

 

Ensârın Râye’sinin Rengi

 

İbn Hacer el-tsâbe'de Mezîde el-Asariyye'nin biyografisini vererek şöyle der: Ebû Nuaym onu anarak kendisinden şu tahricde bulunur: "Resu-lullah (sav) ensara r â y e ler bağladı (çektirdi) ve onları sarı renkte yap­tı."[68] Ibn Sa'd'ın Tabakât'mda şu bilgi verilir: Süleym kabilesi elçi heyeti Hz, Peygamber'e (sav) geldiğirîde "bizim liva mızı kırmızı ve parolamızı da 'öncü' yap dediler, o da öyle yaptı.[69]

Tenbih: Meşhur Türk veziri Cevdet Paşa Tarih'inde Vâsıf Efendi Ta-rih'inden, devletlerde bayraklara gösterilen itibarı açıkladığı bir makale nakleder. Makaleye şöyle başlar:[70] "T uğ ve sancak ve liva mn ihdas ve vaz'ında sır ve hikmet budur ki bir maslahata müteveccih olan nü-fus-u kesîre (bir topluluk) bir bayrağın altına cem oldukta (toplanınca), me-yanlarmda (aralarında) ittihad hasıl ederler. Yani ol bayrak onların müttehidü'1-kalb ve müttehidü'l-kelime olmalarına (birlik ve bütünlükiçin-de bulunmalarına) alet ve alamet olarak amn tahtında içtima ile (altında toplanmakla) kendülerini bir vucud hükmünde tasavvur ederler ve akraba ve taallukattan ziyade yekdiğeriyle me'luf olurlar ve esna-yı muharebede madem ki bir güruhun bayrağı kaimdir darb ve defa müteheyyi ve müstaid-dirler (hazır ve muktedir) dimek olarak zaferden me'yııs (ümitsiz) olmazlar. Ve bayrağı ahz ve itlaf olunan (alınıp yokediîen) güruha vehm ve haşyet târi olarak (korkuya düşerek) münhezim veya mütezelzil olur. Bayrakların tül ve kâmetif uzunluk ve boyu) ve zîb ve zînetİ (güzellik ve süsü) dahi cemiyet-i hâtıra bâdî ve mucib-i havf ve haşyet-i eâdîdir (düşmanları korkutup ürkü­tür). Zira muzika sedası tarik-i sâmiadan (kulaktan) ruha şevk ve şecâ'at verdiği gibi bayrakların nümayişi dahi tarîk-i bâsıradan (gözden) ashabına gayret ve taraf-ı a'dâya da (düşmana) fütur ve dehşet getürür. Ümem-i maziye ve düvel-i munkaziye (geçmiş milletler, yokolup gitmiş devletler) mütenevvi muzika alalı istimal ettikleri gibi bayrak ve sancakların dahi müteaddid nevilerini imal ve istimal etmişlerdir. Asr-ı Saadet'te çalgı yoğidi lakin bayrak varidi." Devamı için adı geçen tarihin mukaddimesine (s. 35) bakınız.[71]

 

Devlet Başkanının Çocuklara Sarık Sarması

 

el-tsâbe'de Kurt (Kurayt da denir) b. Ebî Rimse[72] el-Belevî'nin biyog­rafisini verir ve Ebû Musa'nın zeylinde Ibn Mende'den naklettiği şu rivayeti zikreder: Kurt, babası ile birlikte hicret etti. Allah Resulü'nün (sav) huzuru­na getirildiklerinde, Ebû Rimse'ye "Bu senin oğlun mudur?" diye sordu, o da "evet şahitlik ederim!" dedi. Resulllah (sav) "Ondan dolayı sana tecavüzde bulunulmaz, senden dolayı da ona tecavüzde bulunulmaz" buyurdu ve Kurt'u çağırıp kucağına oturttu, ona bereket duasında bulundu, başını ok­şadı ve siyah bir sarık giydirdi. O, Ebû Müslim el-Horasânî ile birlikte olan liderlerden Lâhiz b. Kurt'un babasıdır.[73]

Derim: Bu kıssa eğer doğruysa, bu, babamın ergenlik çağına gelen veya o çağa yaklaşanlara püskülleri (uçları) salıvererek sarık bağlamaya itina göstermesine delil teşkil eder. Böylece bazı alimlerin "sarık bağlamanın ge­rektiği zaman konusunda ne hadis ne fukaha görüşlerinden birşeye vakıf ol­madım; yedi veya on yaşma gelindiğinde mi, yoksa ergenliğe erdiğinde veya sakal çıkmaya başladığında mı?" (bkz. ed-Diâme fi ahkâmi'l-imâme, s. 29)[74] diyerek bu konuda tevakkuf etmelerinin anlamını (bu konudaki bilgi­sizliklerini ı anlamış olursun. Hicazlılar şimdilere dek çocuklara sarık bağ­lamaya özen gösteregelmişlerdir. Sanki bu, tevarüs edilegelen eski bir uygu­lamadır. Ibn Asâkir'in Tarih'inde imam Mâlik'ten tahric ettiği şu rivayet de bunun delilidir' "Sarığın terkedilmemesi gerekir, ben henüz yüzümde kıl yokken sarık bağlamıştım." el-Medârik'te, Ebû Mus'ab'ın şöyle dediği kay­dedilir: Mâlik'in şöyle dediğini duydum: "Hatırlıyorum, yüzümde hiç kıl tu­tamı yoktu, bizden hiçbir kimse Resulullah'ı (sav) iclâl (tenzih, ululamak) gayeliyle mescide sarıksız girmiyordu.[75]

 

Ordunun Ön, Yanlar, Kalb Ve Arka Olmak Üzere Beş Kısma   ' Ayrılması Ve Kumandanın Kalb Kısmında Bulunması

 

Araplar orduyu» beş kısma ayrılmış olmasından dolayı " H a m î s " diye adlandırıyorlardı. Ordunun kısımları şun­lardır: K a I b (orta, merkezi kısım), M e y m e n e (sağ ta­raf), M e y s e r e (sol taraf), Mukaddime (ön taraf, öncükısım)ve Saka (arkataraf).İbnîshakSiyer'deMekke fethi ile ilgili haberleri verirken şöyle der: Abdullah b. Ebî Necîh bana şunu haber verdi: Resulullah (sav) ordusunu Zû Tevâ*da kısımlara ayırdığında Zübeyr b. Avvâm'a bir grupla birlikte Küdâ'dan girmesini emretti. Zübeyr sol cenaha (mey-sere) kumanda ediyordu. Resulullah (sav), Sa'd b. Ubâde el-Ensârî*ye de bir grupla birlikte Kedâ'dan girmesini emretti. Halid b. Velid'e bir grupla birlikte Mekke'nin aşağı tarafında Lît'ten girmesini emretti. Halid sağ cenaha (meymene) ku­manda ediyordu. Bu cenahta Eşlem, Süleym, Gıfâr, Müzeyne, Cüheyne ve Arap kabilelerinden bazıları bulunmaktaydı. Ebû Ubeyde b. Cerrah da müslümanlarla birlikte ordunun Öncü grubu olarak Resulullah'm (sav) önünde Mekke'ye doğ­ru ilerliyordu. Resulullah (sav) bu şekilde Ezâhir*den girdi ve Mekke'nin yukarı tarafında konakladı, orada kendisine bir çadır kuruldu.[76]

 

Okçu Kumandanı

 

İbn Hacer el-lsfibe'de Abdullah b. Cübeyr el-Ensârfnin biyografisini vererek şöyle der: Uhud'da okçuların kumandanıydı. Sahîh-i Buhâri'de Berâ b. Âzib'in rivayet ettiği hadiste anılmış olup hadiste şöyle denir: "Müş­rikler hezimete uğradıkları zaman okçular ganimet almak için gittiler. Ab­dullah b. Cübeyr[77] onları engellemeye çalıştı, fakat onlar kendisini terkedip gittiler.[78]

 

Düşmanla Karşılaşıldığında Devlet Başkanını Korumak Maksadıyla Ordunun “Kalb” Kısmında Başkanın Kendi Yerine Koyduğu Ve Birbirlerinin Elbiselerini (Üniforma) Giydikleri Kimse

 

el-îstîâb'da şu bilgi verilin Uhud savaşı sırasında Ra'b b. Mâlik Allah Resulünün sarı renkli savaş elbisesini (üniforma­sını)[79] Allah Resulü de onun elbisesini giymişti. Ka*b onbir ya­ra aldı.[80]

Derim: Hicret kıssasında vukubulan olayı da burada zikretmek gere­kir. Şöyle ki Hz, Ali, Resulullah'ın (sav) yatağına yatmış, Kureyşliler onu Hz. Peygamber sanmışlardı. Sabah olunca Hz. Ali onların yanına çıktı. Bu, kafirlerin zihnen rahat olup Hz. Peygamberi (sav) izlememeleri için yapıl­mıştı. Bu kıssa meşhurdur. "İnkar edenler, seni tutup bağlamaları, öldür­meleri, ya da (yurdundan) çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarlarken Allah da tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranların en iyi-sidir" (Enfal 8/30) âyeti de bu olayla ilgili olarak nazil olmuştur.

Câhız diye meşhur îmam Ebû Osman b. Bahr, ilginç kitabı et-Tâc fi ahlâkil-mülûk'ta (s. 124) şöyle der; "Hükümdarlarımızın makamlarını (üzerine) dikilen her gözden ve dinleyen her kulaktan korumaları vaciptir. Görmüyor musun ki ResuluUah (sav) Allah'ın kendisini himayesi ve Rûhu'l-Emîn'in koruması gibi Allah tarafından özel bir mekvide tutulmasına rağ­men bunu yapmıştı. Hükümdarların da onun izinden gitmeleri ve yaptığını yapmaları gerekir. Müşrikler onu öldürmeyi kurdular, Cebrail Allah katın­dan kendisine bunu bildirdi, o da Ali'yi çağırarak yatağına yatırdı, kendisi de başka bir yere yattı. Hz. Ali kalktı, onlar da kendisinden uzaklaşıp gitti­ler. Bunda, zikrettiğimiz hususla ilgili olarak delillerin en büyüğü ve hüccet­lerin en vazıhı vardır. Çünkü hükümdarların nefisleri yeryüzündeki her­kesten ağır basan ağırlıkta en üstün ve değerli nefislerdir. Acemler şöyle der: "Hükümdarın, yattığı yere ana-babasmdan başkasını muttali etmeme­si gerekir. Onlardan başkasından sakınmak ve kendilerine güvenmemek, ihtiyatlı olmak bakımından daha uygun, hükümdarın siyaseti bakımından daha sağlam, Şeriat açısından daha gerekli, teenni ve itidal bakımından da daha isabetlidir."[81]

 

Ordunun Sağ, Sol, Merkez Ve Ön Kısımlarına Kumanda Edenler

 

İbn İshak Siyerde şöyle der: Mekke'nin fethi günü Ebû Ubeyde b. Cerrah müslümanlarla birlikte ordunun öncü kıs-mındaydı.[82] el-Istîâb'da Halid b. Velid'i anarken müellif şöyle der: O, Huneyn Savaşında Resulullah'ın (sav) ordusunun ön­cü kısmına kumanda ediyordu, emrinde Benî Süleym kabilesi vardı.[83] Resulullah (sav) Mekke fethinde Halid b. Velid'i sağ cenaha, Zübeyr b. Avvam'ı sol cenaha ve Ebû Ubeyde b. Cer-râh'ı da vadinin ortasında piyadelerin "Beyâzika" (kî bunlar aynı zamanda hükümdarın binit devesinin[84] görevlile­ri ve onun işlerini görenlerdir) başına verdi.[85] Büyük Bedir Gazvesi ile ilgili haberde şu bilgi geçer: Ordunun arka kısmı­nın başında Benî Mazin b. Neccâr kabilesinden Kays b. Ebi Sa'saa[86] vardı.[87] Allah Resulü (sav) Uhud savaşında piyadele­rin başına Benî Amr b. Avf kabilesinden Abdullah b. Cü-beyr*i[88] koymuştu.[89]

 

Askerlerin Savaşta Kendisiyle Birbirlerini Tanıdıkları İşaret Ve Parolaları

 

EbûYa'la "ceyyid" (sahih,makbul)bırsenedleHz.Ah'denşuri-vayetı tahnc eder: "Resulullah'm (sav) parolası "ey butun hayırdan lütfe­den)!" ıdı.[90] Taberânı,Ukbeb Ferkad'dan şu nvayetı nakleder-"Resulullah (sav) ashabının biraz geri kaldığını gordu ve "ey Bakara Sûresi yaratılan!" dedı.[91] Ahmed b. Hanbel ve Ebû Dâvud, Seleme b. Ekva'dan şu rivayeti tah­nc ederler ''Resulullah (sav) zamanında Hz. Ebubekır ile birlikte gazaya çıktım, parolamız "oldur oldur" idi.[92] Ebu'l-Hasan b Dahhak, Muzeyne veya Cüheyne kabilesinden bir adamdan şu rivayette bulundu: "Resulullah (sav) bir grubun parola olarak 'ey haram' dediklerini duydu ve 'ey helal' bu­yurdu."

el-tsâbe*de müellif Sinan b. Vebre el-Cühenî'nin biyografisini verir ve şu bilgiyi zikreder; Taberânî, Hârice b. Haris b. Rafı el-Cühenî yoluyla, onun da babasından yaptığı şu rivayeti nakleder: Sinan b. Vebre el-Cühenî'nin şöyle dediğini duydum: "Benî Mustalik gazvesinde Nebi (sav) ile birlikte idik, parolamız 'ey yardım olunmuş (muzaffer) öldür!' idi. Taberânî el-Mu'cemü'l-evsat'da şöyle der: "Bu hadis Sinan'dan yalnız bu isnadla riva­yet edilmiş olup Muhammed b. Cehdam bu isnadla yalnız kalmıştır."[93]

Burhanuddin el-Halebî Nûru*n-nibrâs'ta şöyle der: "Öldür!" sözüyle hem paroladan gözetilen gaye gerçekleşmiş, hem de öldürme emriyle birlik­te zafer uğuru umulmuştur. Onlar bu kelimeyi gece karanlığında birbirleri­ni tanıyabilmek için işaret yapmışlardı.

el-Garîbeyn'de, "Gecelediğinizde, 'Hâmîm, yardım olunmasınlar (muzaffer olmasınlar)! deyin"' hadisiyle ilgili olarak Ebû Ubeyd'in şöyle de­diği nakledilir: Bunun manası "Andolsun, yardım olunmayacaklar" de­mektir.[94] el-tsâbe'de, müellif herhangi bir nisbe ve mensubiyeti bulunma­yan Mühelleb adlı birini zikrederek şöyle der: îbn Şahin onu anar ve Müsedded yoluyla şu rivayeti kaydeder: "... Bize m e v 1 â larımızdan biri olan Zekvân haber vererek şöyle dedi: Mühelleb'in parolası "Hâmîm, yardım olunmasınlar" idi. Mühelleb de şöyle der: "Bu, Allah Resulü'nün (sav) parolasıydı.[95] Nesâi Berâ'dan şu rivayeti tahric eder: Resulullah (sav) şöyle bu­yurdu: "Siz yarın düşmanla karşılaşacaksınız. Onlar arasında çağrımız ola­rak "Hâmîm, yardım olunmasınlar" parolanız olsun. Ebû Dâvud ve Tirmizi şu rivayeti tahric ederler: "Düşman size gece baskında bulunursa, 'Hâmîm yardım olunmasınlar' deyin."[96]

Doğulu alimlerden fazilet ehli biri şöyle dedi: Denildiğine göre bunun manası şudur: H â m î m bulunan yedi sûre,özel öneme sahip sûreler olup Hz. Peygamber (sav) bunların anılmasının, mevkilerinin yüceliği ve ma­kamlarının büyüklüğü sebebiyle olduğuna dikkat çekmiştir. Şöyle ki onlar­la ilahî rahmetin müslümanların yardımına yetişmesi dilenir. 'Yardım olunmasınlar (olunmazlar)" kelimesi de diğerine bağlı olmayan müstakil bir ifadedir. Sanki o "Hâmîm" dediğinde, birisi kendisine "bu kelimeyi söylediğinde ne olur?" diye sorar, o da "yardım olunmazlar" karşılığını verir.[97] İbn Habîb, insanların ötedenberi parolaya önem veregeldiklerini söy­ler, îbn Abbas da şöyle der: Bedir Savaşında parola "ey yardım olunan (mu­zaffer)", Huneyn savaşında "Hamım, yardım olunmasınlar" ve mağlup ol­duklarında ise özellikle "ey Bakara Sûresi yârânı" idi. Bunu İbn Abbas'tan İbn Yunus nakleder. Safirlerden bir âlim, askerin ordu kumandanı üzerin­deki haklarını zikreder ve kendisiyle başkalarından ayırdedihneleri, topla­nıp yardımlaşmaları için her gruba birbirlerini çağıracakları bir parola ver­mesini de bundan sayarak şöyle der: Urve b. Zübeyr, babasından şu rivayet­te bulunur: "Nebi (sav), muhacirlerin[98] parolasının 'ey Abdurrahman oğul­lan', Hazrec'in parolasının 'ey Abdullah oğulları', Eus'in parola w* 'ey Ubeydullak oğulları' olmasını buyurdu ve atını da 'Allah'ın atı'diye adlan­dırdı.'1 O âlim şöyle der: Bedir savaşında Resullahm (sav) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Tanınmak için işaret edinin, çünkü melekler de işaret edinmişlerdir." Ebû Dücâne, Rtesulullah'ın (sav) Bedir savaşında hakkında "kim onu hakkıyla alacak ?"[99] buyurduğu kılıcı aldığında, başına sardığı kır­mızı sarıkla işaretlenmişti (alem lenmişti). Bu bilgiler için Fevâidü'd-dürer*e bakınız, Ebû Dücane Simak b. Hareşe'nin el-İstibsâr'daki biyogra­fisinde şu bilgi verilir: "O, savaşta tanınmak için kırmızı sarıkla işaretlenir­di; başına sardığı kırmızı sarıkla işaretlenince de insanlar onun savaşacağı­nı anlamış olurlardı."[100]

İbn Ebi'l-Hisâl el-Gâfıkf nin Zıllül-gamâme[101] adlı eserinde efendimiz Hz. Hamza'nın biyografisinde şöyle denir;

Çetin savaşların şiddetli sesine giden

Ve devekuşunun telekleriyle işaretlenmiş günlerin (savaşların) yüceliğine

Karanlık ve kızıllık içindeki savaş firmına

Kahramanların görmesi için kendisini

İşaretlerden (bayraklardan) bir işaret (bayrak) olarak

Güçlü ordulara karşı çarpışıyor feda ederek kendisini

Ve korunmuş kahramanları yok ederek.[102]

 

Saffa Nezaret Edip Düzelten, Öne Ve Arkaya Alan Saf Düzenleyicisi

 

el-İktifâ'da Mekke fethi kıssasıyla ilgili olarak şu bilgi nakledilir: Resulullah (sav) Zû Tuvâ denilen yere geldiğinde çizgili aba kumaşından bir parça ile sarık sararak bineği üze­rinde durdu. Burada durunca, Ebû Kubâfe —ki gözleri gör­müyordu— en küçük oğlundan olan bir kız çocuğuna şöyle dedi: "Ey kızcağızım Beni Ebû Kubeys dağına çıkar." O da kendisini dağa çıkardı. Ebû Kuhâfe "ne görüyorsun kızcağı­zım?" dedi. O, "biraraya toplanmış bir karaltı (topluluk) görü­yorum" dedi. Ebû Kuhafe, "bunlar süvarilerdir" dedi. Kız "*bu karaltı içinde ileri geri gidip gelen bir adam görüyorum** de­di. Ebû Kuhâfe "ey kızcağızım, bu vâzi'dir, yani süvarilere ko­nutta ve nezaret eden kimsedir** dedi. Kız sonra, "Allah'a ye­min ederim, karaltı yayıldı" deyince Ebû Kuhâfe "andolsun süvariler harekete geçti demektir, beni süratle evime götür** dedi.[103]

el-tsâbe'de müellif, Cündebb. A'cem[104] el-Eslemî'nin biyografisini verir ve Vakıdi'nin onu Huneyn gazileri arasında sayarak şöyle dediğini nakle­der: Resulullah (sav) seher vakti ashabını hazırladı, onları saflar halinde düzenledive râye ve liva lan ehline verdi. (s. 256)[105]  îbnİshak!ınSi" ret*inde şu bilgi verilir: Hibbân b. Vâsi bana bazı hocalarından şunu naklet­ti; Resulullah (sav) Bedir günü ashabının saflarını düzenledi. Elinde bir ok vardı, onunla askeri düzenliyordu. Benî Adî b. Neccâr'ın h a 1 î f i (mua hidi) Sevâd b. Gaziyye'nin[106] yanından geçiyordu, Sevâd saftan ileri çıkmış­tı. Resulullah (sav) okla onun karnına vurdu ve "ey Sevâd hizaya gir" buyur­du. Bu olayla ilgili olarak İbn Hişâm ve Îbnü't-Tilimsânî'nin Şerhu'ş-Şifâ'sına bakınız.[107]

 

At Edinme

 

Tirmizi*nin Câmi'inde Hz. Ömer*den[108] şu rivayet nakledi­lir: "Benî Nadir*in malları Allah'ın Resulüne f e y olarak verdiği, müslümanlann ne at ne deve ile çiğnemedikleri (sa­vaşla almadıkları) mallardır. Ve münhasıran Resulullah*a (sav) aitti. Resulullah (sav) ailesinin bir yıllık nafakasını ayı*ı yor, geri kalanı da Allah yolunda hazırlık olmak üzere at ve silaha harcıyordu." Tirmizi bu hadisin "hasen-sa-h i h " olduğunu söyler.[109] İbn İshak, Benî Kureyza gazvesi ile ilgili olarak şu bilgiyi zikreder: Allah Resulü (sav) Benî Ab-dü'1-Eşhel kabilesinden Sa'd b. Zeyd el-Ensârî*y* Benî Kurey­za esirlerinden bazılarıyla Necd'e gönderdi. Sa'd onlarla Resulullah'a (sav) at ve silah satın aldı.[110]

"Kıyamet gününe dek atların alınlarına kayır (bereket) bağlanmıştır" hadisini Buhâri[111] ve Müslim,[112] Mâlik'ten, o Nâfı'den, o da, İbn Ömer'den naklen rivayet ederler.[113] Hattâbi şöyle der: "Bu hadiste, at vasıtasıyla kaza­nılan malın, malların en değerli ve en temizinden olduğuna işaret vardır. Araplar, 'Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir hayır (mal) bırakmışsa...' (Bakara 2/180) âyetinde olduğu gibi malı 'hayır* diye adlandırırlar." İbn Ab-dilber de şöyle der: "Bunda, atın diğer hayvanlardan üstün olduğuna işaret vardır. Çünkü Allah Resulü'ndenlsav) attan başka hayvan hakkında böyle bir söz varid olmamıştır."

Nesâi'de şu rivayet nakledilmiştir: "Resulullah'a (sav) kadınlardan sonra at kadar sevimli gelen birşey olmamıştır."[114] Hasan b. Arafe'nin Kitabü'1-Hayl'ına bakınız. Hafız Ebû Muhammed Abdülmümin b. Halef ed~ Dimyati'nin bu konuda eseri,[115] Hafız Suyûti'nin Cerrü'z-zeyl min ilmi'l-hayl[116] ve Şemsüddin Muhammed b. Emir Abdulkâdir el-Cezârî'nin Kita-bu*s-Sâfinâti'l-ciyâd adli eserleri vardır. Bu eser ve muhtasarı basılmış­tır. Şemsüddin Muhammed b. Muhammed el-Bahşî el-Halveti'nin Re şah â-tü'1-meddâd fimâ yete al lak bi's-sâfi nâti'l-eiyâd adlı eseri olup Mısır'da Hidiviyye Kütüphanesinde bulunmaktadır.[117] Hâfiz Veliyüddin Ebû Zur'a el-Irâkî el-Mısrî'nin Fadlu'1-hayl ve mâ câe fîhâ mine'1-fadl ve'n-neyl adlı bir kitabı vardır.[118] Hafız Siracüddin Muhammed b. Raslân el-Bulki-nî'nin Katru's-seyl fî emri'1-hayl[119] adlı eseri mevcut olup Hafız Dimyâtî'-nin kitabından ihtisarla bazı ilavelerde bulunarak yazmıştır. İbn Hüzeyl el-Endelüsî diye bilinen Ebü'l-Hasan Ali b. Abdurrahman'ın Hilyetü*l-fürsân ve şiârü'ş-şuc'ân[120] adb eseri vardır. îbn Hüzeyl'in Tuhfetü'l-enfüs ve şi'âru sükkâni'l-Endeİüs[121] adla bir eseri de mevcut olup iki kısma ay­rılmıştır. Birinci kısım cihâda, ikinci kısım ise at ve silaha dairdir. Bu konu­da ayrıca Kitabu Yekazatü'n-nais fi tedrîbi'l-mücâhidi'I-fâris, Tehzîbü'l-im'ân fî'ş-şecâa ve'ş-şüc'ân, Râhatü'l-kulûb ve'i-ervâh fî'l-hayl ve's-silâh adlı eserler vardır.[122]

 

Allah Resulü’nün Atı

 

İbn Cemâa Muhtasaru's-siyer'de Resulullah'ın (sav) atını anarak şöyle der: Bunlardan biri "Sekb" dir. İlk sahip ol­duğu at bu olup bir bedeviden satın almıştı. Alnında ve sol ayağında beyazı vardı, kırmızı siyah arası bir renkteydi. İb-nü'1-Esîr bu atın yağız olduğunu söyler ve daha sonra Resulullah'a (sav) ait olduğu konusunda görüş birliği bulunan ye­di atın adlarını sayar. Hz. Peygamberdin (sav) kendisine aidi­yeti ihtilaf konusu olan onbeş atı olduğu da söylenmiştir.[123] Al­lah Resulü (sav) atlarını yarışa sokar, bunun için kalabalık içinde oturur, yarışı kazanan at ve sürücüsüne sevincini iz­har ederdi.

el-İktifâ'da şu bilgi verilir: Hz. Ömer, ortaya çıkacak her­hangi bir duruma karşı hazırlık maksadıyla, her şehirde müslümanların mallarının (bütçenin) fazlasıyla imkan nisbetin-de at ediniyordu. Kûfe'de bunlardan dört bin at vardı. Kışın Küfe kasrının kıble ve sol tarafına düşen yerde barındırıyor­du. Bu sebeple buraya "el-Ârî"[124] deniliyordu. Fırat neh­ri ile dere tarafındaki Küfe evleri arasında ise ilkbaharı ge­çirtiyordu. Acemler bu yere "ümerânın ahırı" manasına Ahûr-ı Şâhcân diyorlardı. Kûfelilerden bir grup görevlinin başında Selman b. Rebîa el-Bâhili bu atların yönetimine bakı­yordu. Yarışlarını düzenliyor, hergün onları yürütüyordu. Basra'da da bunun benzeri vardı, yöneticisi de Cez* b. Muâ-viye idi. Her şehirde imkan ölçüsünde bu uygulama mevcuttu. el-Istîâb'da Önünde soylu atların bağlandığı ilk kimsenin Muâviye olduğu kaydedilir.[125]

Nevevı'nin et-Tehzib'inde şu bilgi verilir- Allah Resulu'nün (sav) atla­rı vardı Sahip olduğu ilk at S e k b ' dir. Alnında ve sol ayağında beyazı vardı. Bu, aynızamandakendisıylegazayaçıktığıilkattır. Sebha[126] adlı bir atı daha vardı. Bu, yarıştırıp kazandığı attır. Diğer bir atı da M u r -t e c i z ' di. Bu, Resulullah'ınf sav) bedeviden aldığı ve hakkında Huzeyme b. Sâbıt'ın şahitlikte bulunduğu[127] attır. Sehlb. Sa'd şöyle der- Resulullah'ın (sav) uç atı vardı: Lizâz, Zarib ve Lulıayf.[128] Lezaz'ı kendisine Mukavkıs hediye etmişti Lahif ' iiseRabîab. Ebi'l-Berâhe-diye etmiş o da buna karşılık Benî Kilâb'ın hayvanlarından yaşlı develer ver­mişti.[129] Z a r i b ' ideResulullah'a(sav)Ferveb.Amrel-Cüzâmî[130] hediye etmişti.Temîmed-Dârî'ninhediyeettiği V e r d adlıbiratıdavardı.Resu-lullah (sav) sonra onu Hz. Ömer'e hediye etmiş, Hz. Ömer sonra bir adama hediye etmiş ve daha sonra onu satılırken bulmuştu.

Hz. Peygamber'in seferlerde bindiği Düldül adlıkatırı vardı. Re-sulullah'tan (sav) sonra, yaşlanıncaya dek yaşadı ve dişleri düştü. Kendisi­ne arpa ezilerek veriliyordu. Yenbu'da öldü. Resulullah'ın (sav) A d b â adlıbirkatmdavardı.Buna Ced'â veKasvâ dadenirdi.Bunların uç ayrı katır olduğu da söylenmiştir. U f a y r adlı bir eşeği de bulunan Hz. Peygamber'in bir vakitte yirmi sağmal deve, yuz koyun, uç ok, üç yay, al­tı kılıç, iki zırh ve bir kalkanı mevcut olmuştur.[131] Bu konuda Takıyuddın el-Makrızf nın İmtâu'1-esmâ bimâ li'r-Resûl mine'1-ebnâ ve'l emval ve'l-hafede ve'1-metâ adlı altı ciltlik eserine bakınız.

Faydalı bir bilgi: Ibn Gâzi'nin Sahîh-i Buhâri'ye yaptığı haşiyede, râvi'nin "selef bineğin erkek olmasını tercih ediyordu" sozu ile ilgili olarak Ibn Battâl'dan şu nakilde bulunulur: Alacalı dişi bir atı olan Sa'd b. Ebî Vak-kas dışında, selefin dişi hayvana bindiği nakledilmemıştir.

Enteresan bir bilgi: Hafız Ibn Hacer el-lsâbe'de buyuk sahabi Zibrikân b. Bedr b. Imrı'1-Kays et-Temîmî es-Sa'dî'nin biyografisini verir ve Kevke-bi'nin şöyle dediğini zikreder: Zibrikân, Abdulmelik'e elçi olarak geldi ve kendisine yirmi beş at getirdi. Her atı baba ve anasına nisbet ederek belirtti ve atların her biri için ayrı bir şekilde yemin etti. Abdülmelik şöyle dedi: "Onun yaptığı yeminlerin farklılığına, atların neseplerini bilmesinden daha çok şaşırdım."[132]

 

Eyerci

 

tbn Hayyân el-Isfahânî'nin Ahlâku'n-Nebi adlı eserinde Ebû Abdurrahman el-Fihrî'den şu rivayet nakledilin Resu-lullah (sav) ile birlikte Huneyn[133] savaşında bulundum. Şid­detli sıcakta bir yaz günüydü. Şöyle buyurdu: **Ey Bilâl, bana atımı eyerle." Bilâl keçeden yapılmış ince bir eyer çıkardı, ri­yasız ve gösterişsizdi.[134] Ebû Dâvud et-Tayâlisî'nin Müsned'in-de Ebû Abdurrahman el-Fıhrî hadisinde o "Biz Huneyn'de[135] Resulullah (sav) ile birlikte idik" der ve kıssayı anlatır; Resu-lullah (sav) "Ev Bilâl!" buyurdu. Bilâl bir ağacın altından fır­ladı, gölgesi bfr kuş gölgesi gibiydi sanki. "Buyur, emret, hu-zurundayım"[136] dedi. Resulullah (sav) "Atımı eyerle** buyur­du, o da hurma lifinden iki parçalı bir eyer getirdi, riyasız gös­terişsizdiler.[137]

 

Allah Resulümün Eyerinin Neden Yapıldığı

 

İbn Hayyân'm[138] eserinde keçeden, Tayâlisî ve Sicis-tânî'nin (Ebû Dâvud) rivayetlerinde ise hurma lifinden oldu­ğu belirtilir. Arap şiirlerinde ise, eyerlerinin yalnız keçeden olduğu zikredilmektedir.[139]

Allah Resulü Bindiğinde Üzengisini Tutan

 

Nesâi, Abdullah b. Büsr*ün[140] babasından naklettiği şu hadisi tahric eder: Büsr, Resulullah'm (sav) ona misafir olduğu­nu belirterek olayı anlattı ve şöyle dedi: "Resulullah (sav) sonra beyaz katırına binmek üzere kalktı, ben de üzengisini tutmak için kalktım."[141]

 

Binme Sırasında Süvarinin Elbisesini Eyerde Toplayan[142]

 

Seâlibi Fıkhu'l-luğa'da ve Mutarrız[143] da el-Yevâkit'te İbn Abbas'tan şu rivayeti naklederler: **Nebi (sav) Ali'yi bir seriy-yede gönderdi. Resulullah'ın ona elbisesini giydirip sarık bağladığını gördüm. Ali bindi, Resulullah'ı (sav) ona dua eder, tavsiyede bulunur ve elbisesini eyerinde toplar gör­düm."[144]

 

Devlet Başkanının Atına Binerek Yarışan Kimse

 

Buhâri'de İbn Ömer'den şu rivayet nakledilin "Resulul­lah (sav) eğittiği atlar arasında yarış düzenledi. Onları Hayfa'dan gönderdi, varış yerleri ise Seniyyetü'1-vedâ idi. Yarışa katılanlar arasında İbn Ömer de vardı."[145]

 

Allah Resulü’nün Atını Yarıştırması Ve Ashaptan Kimin Yarış İçin Ata Bindiği

 

Ebû Ubeyd el-Bekrî, Zühri'den şu rivayeti nakleden Sehl b. Sa'd es-Sâidî, Resulullah'ın (sav) Zarib adlı atıyla yarıştı. Resulullah (sav) ona Yemeni bir hırka ( b ü r d e ) giydirdi. Ebû Üseyd es-Sâidî de Resulullah'a (sav) ait bir atla yarıştı. At çıkagelince Resulullah (sav) dizleri üzerine doğrularak saf­tan öne çıktı ve "deniz sanki!" buyurdu. Ebû Üseyd'e de Yemeni bir elbise  (hülle)    giydirdi.

Buhâri Sahihte "Atlar arasında yarış babı," 'Tarış için atları eğitme babı" ve "Eğitilmiş atla yarış babı",[146] Tirmizi de "Ödüllü at yarıştırma babı" başlıklarına yer vermiştir. Fethu'l-Bârî*ye bakınız.[147]

 

Yük Devesi Görevlisi

 

İbn Cemâa ve Kastallâni Resulullah'ın (sav) hizmetçileri­ni anarken Esla[148] b. Şerîk b. Avf tan sözle onun Allah Resu-lü'nün (sav) yük devesinin görevlisi olduğunu kaydederler.[149]

Zurkâni, bundan maksadın, deveden yükü indiren ve ona yükleyen kimse olduğunu söyler. Taberâni'nin Mu*cem*inde, Heysem b. Zurayk[150] yo­luyla, onun babasından, onun Esla b. Şerîk el-Eşcafden, onun da Rebî b. Bedr'den yaptığı şu rivayet nakledilir: Babam kendi babasından, o da Esla denilen birinden şu rivayeti itekletti: "Ben Hz. Peygamber'e hizmet ediyor, devesine yükünü yüklüyordum. Bir gün "Ey Esla kalk deveyi yükle" buyur­du, ben de "Ey Allahın Resulü, ben cünübüm" dedim. Taberâni sonra Es-la'dan şu rivayeti de tahric eder: "Ben Hz. Peygamber'in (sav) devesine yü­künü yüklerdim. Soğuk bir gece cünüp oldum, Resulullah (sav) yola çıkmak istedi, ben cünüp halde devesini yüklemekten (hazırlamaktan) hoşnutsuz­luk duydum ve su ısıtıp guslettim, sonra da Resuîullah (sav) ve ashabına ye­tiştim. Resulullah şöyle buyurdu: "Ey Esla, ne oluyor bineğini (deveni) de­ğişmiş görüyorum ?." Ben de "Ey Allahın Resulü, onu ben yüklemedim, en-sardan bir adam yükledi" dedim. Resulullah "neden?" buyurdu, ben de cü­nüp olduğumu ve deveyi yüklemesini ona emrettiğimi söyledim.[151]

Hafız İbn Hacer el-İsâbe'de şöyle der: Şeyh Moğoltay,[152] Şerhu'l-Buhâri'de "teyemmüm" bahsinin başında, Esla kıssasını Câhiz'in Kitâbü'l-Burhan'ma isnadla verir ki bu derin vukufuna bakılırsa kendisi için büyük bir kusurdur.[153] Hâkim şu rivayeti tahric eder: Enes b. Mâlik'in kardeşi Bera b. Mâlik, bazı seferlerinde Resulullah'a (sav) devesini hazırlı­yordu (yüklüyordu).[154] el-tstibsâr’da Külsûm b. Hidm'in biyografisinde, Resulullah'ın (sav) yük görevlisi (devesini yükleyen) olduğu ve böyle tanın­dığı belirtilir.[155]

 

Katır Görevlisi

 

İbn Cemâa Muhtasaru's-siyer'inde Resulullah'ın (sav) hiz­metçisinden bahsederken Ukbe b. Amir el-Cühenf nin, Resu­lullah'ın (sav) katırının görevlisi olduğunu ve seferlerde bi­neğini çektiğini zikreder.[156]

Zurkâni Şerhu'1-Mevahib'de (III, 341) şöyle der- Bu, hayvanın bir yüksekliğe (tepe vs.) tırmanışı veya inişi sırasında ya da yoldan çıkması ha­linde Resulullah'ın (sav) itidal içinde bulunması içindir. Çunku o yolda gi­derken mesela nafile namaz gibi ibadetle meşguldü, hayvanla meşgul olma­sı kendisini bundan alıkoyardı.[157] Bu bilginin aslı Şabramellisi'ye aittir. De­rim: Ukbe b. Amir, Ahmed b. Hanbel'in Müsned'ı,[158] Ebû Dâvud ve Nesâi'-de[159] de bu şekilde zikredilmektedir. Adı geçen Âmir ise fıkıh ve fer â-ı z d e    âlim ve beliğ bir şair olup Muâviye'nın Mısır valisıydı.

Faydalı bir bilgi: Suyûtı'nin el-Evâil'inde şu bilgi verilir; islâm'da (Islâmî devirde) görülen[160] ilk katır, Hz. Peygamber'in (sav) katın Dül­dül' dür. Onu kendisine Mukavkıs hediye etmişti. Suyûti bu bilgiyi Ibn Sa'd'm Muhammed b. İbrahim et-Teymî'den[161] naklettiğini kaydeder. Yine el-Evâil'de şu bilgi zikredilir: Medine'de gonilen ilk kır renkli katır, Ferve b. Amr el-Cüzâmî'nin Hz. Peygamber'e (sav) hediye ettiği katırdır.[162] Ibn Ha-cer el-tsâbe' de (s. 153) Büsr b. Ebû Büsr el-Mâzinî'nin biyografisini vererek Ibnu's-Seken'in ondan şu tahrirde bulunduğunu zikreder- Nebi (sav) onlara "el-Himâretü'ş-Şâmiyye" (Şam eşeği) diye adlandırdıkları bir katıra binmiş olarak geldi.[163] Yine el-lsâbe'de (V, 217) Bizanslıların kendilerine bitişik Arap topraklarındaki valileri olan ve Suriye'de Maan ve havalisinde ikamet eden Ferve[164] b. Amr el-Cuzâmî'nin biyografisini vererek onun müslüman oluşunu ve Resulullah'a (sav) beyaz bir katır hediye edişini zikreder.[165]

Teşnîfü'l-mesâmî ala's-Sahihi'l-câmi'de "Bed'ül-halk" kitabının so­nunda, râvinin "Hz. Peygamber'e (sav) eşekler soruldu" sözü ile ilgili olarak İbnü'l-Arabfnin şöyle dediği kaydedilir: "Soran kimse eşekleri sordu; çünkü onların katırları yoktu ve Resulullah'ın (sav) Mukavkıs tarafından kendisi­ne hediye edilen D ü 1 d ü 1 adlı katırından başka da Hicaz'a katır girmiş değildi."

Derim: tbn Sa'd'ın Tabakât'ında Mukavkıs'ın Hz. Peygamber'e (sav) Düldül' ühediye edişim zikrederken kullandığı ibare şudur: O sıralar­da Düldül' den başka Araplar içinde katır yoktu.[166] Diğer müellifler Hz. Peygamber'in bundan başka katırları da olduğunu zikrederler ki bunlar muhtemelen Düldül' den sonra gelmiş olmalılar. Siyer kitaplarında kaydedildiğine göre Hz. Peygamber'in atlarından Mürteciz kır renkliidi.Bunungibi,merkebi U f ay r dakırdı.Resulullah'ın(sav)ken­disiyle hicret ettiği K a s v â adlı devesi de kır idi. Bir de kır renkli katın vardı.[167]

 

Bineği Yularından Tutup Çeken

 

Ukbe'nin seferlerde Resulullah'ın (sav) bineğini çektiği daha önce geçmişti. Ebû Davud'un Sünen'inde Ümmü'1-Hu-sayn'dan şu rivayet nakledilir: Nebi (sav) ile birlikte Veda haccını yaptım. Üsâme ve Bilâl'i gördüm; biri Hz. Peygam­ber'in devesinin yularını tutmuş, diğeri de elbisesini tutarak onu sıcaktan koruyordu ta ki Resulullah (sav) Cemretü'1-Akabe'yi taşladı.[168]

Taberi şu bilgiyi zikreder: Hassan el-Eslemî ile Halid[169] b. Yesâr el-Gıfarî, Hz. Peygamber'in (sav) bineğini çekiyorlardı. Bu konuda el-Mevâ-hib ve şerhine (III, 345) bakınız.[170]

 

Allah Resulü’nün Bineğini Kimin Çektiği

 

el-tsâbe'de (II, 10) müellif Hassan el-Eslemfyi anarak Taberfden şu nakilde bulunur. O ve Halid b. Yesâr el-Gıfârî, Hz. Peygamber'in (sav) bineğini çekerlerdi. İbn Hacer jbn Fethûn'unburivayete i s t i d r a k ' tebu­lunduğunu kaydeder.[171] el-İstibsâr fî menâkibi'l-ensâr*da Haris b. Simme'nin Bedir günü Resulullah ile birlikte savaşa çıktığı ve bineğini çektiği belirtilir.[172] Şair bununla ilgili olarak şöyle der:

Ya Rab, Haris b. Simme

Gerçek vefa ve ahd ehlidir

Koyuldu kuru susuz bir çölde

Kapkaranlık bir gecede bineğini çekmeye

Ümmetin hidayet rehberi Nebi'nin

Aradı cenneti basıp geçtiği yollarla.[173]

 

Allah Resulümün Kurbanlıklarını (Bedene) Sevkeden

 

el-tsâbe'de QI, 92) Halid b. Seyyar b. Abdiavf[174] el-Gıfârî'nin biyografi­sini verir ve İbnü'1-Kelbfden naklen onunla Hassan el-Eslemî'nin Hz. Peygamber'in (sav) kurbanlıklarım (bedene) sevkettiklerini kaydeder. Bunu İbn Şahin ve Taberî zikretmişlerdir.[175]

 

Allah Resulü'nün Kurbanlık Görevlisi

 

Ibn Hacer, el-İsâbe'de Naciye b. Cündeb el-Eslemî'nin biyografisini ve­rerek onun Hz. Peygamber'in (sav) kurbanlıklarının (bedene) görev lisi olduğunu söyler.[176]

 

Allah Resulü'nün Sağmal Develerinin Çobanı

 

Hafız İbn Hacer el-İsâbe'de Zer b. EbîZer el-Gıfârî'nin biyografisini ve­rerek şöyle der: Hafız Şerefûddin ed-Dımyâtî Sîret'inde onun Resulullah'in (sav) Gâbe'deki sağmal develerinin çobanı olduğunu zikreder.[177] Yine el-İsâbe'de (IV, 240) Arîb el-Müleykî'nin biyografisini vererek İbnü's-Seken'den şöyle dediğini nakleder: "O, Resulullah'ın (sav) çobanı idi."[178]

 

Allah Resulünün Sağmal Develerine Kimin Baktığı

 

el-İsâbe’de Hz. Peygamberin (sav) azatlısı Rebâh'm biyografisini ve­rir ve kendisinden bu işi yaptığını nakleder.[179]

 

Allah Resulümün Atının Kimin Yanında Olduğu

 

îbn Hacer el-tsâbe'de Sa'd b. Mâlik es-Sâidfnin biyografisini vererek Ebû Nuaym'm Ebül-Abbas'tan şu tahricde bulunduğunu kaydeder: Ebu'l-Abbas babasından, o da kendi babasından şöyle dediğini nakletti: "Hz. Pey­gamber'in (sav), babamın yanında atları vardı."[180]

 

Allah Resulümün Devecisi

 

el-tsâbe'de Abdülmelik b. Bekr'in biyografisini verir ve onun şöyle de­diğini kaydeder: "Hz. Peygambere (sav) Temim ed-Dârî ile birlikte geldim. Onun devecisi (erkek develerinin çobanı) idim." İbnü'1-Emin bu rivayete wistidrâk"te bulunur.[181] el-İhtisâr'da da[182] bu şekilde geçmekte olup ibaresi şöyledir: "Abdülmelik b. Ebi Kesir, Temim ed-Dari ile birlikte geldi, onun devecisiydi." Bu bilgi müellifin kendi elyazısından alınmıştır. Fakat o, Mısır'da basılan nüshada olduğu gibi İbn Ebî Bekr şeklinde değil de tbn Ebî Kesîr şeklinde kaydetmiştir. Sonra et-Tecrîd*de Irâkfnin İbn Ebî Kesîr şeklinde kaydetmiş olduğunu buldum. Bunun benzeri îbn Beşku-vâl'den de nakledilmiş, ancak devamı Hindistan'da basılan nüshada yanlış yazılmıştır, (s. 387).[183]

 

Hayber'de Savaş Sırasında Allah Resulümün Bineğini Kimin Tuttuğu

 

İbn Hacer el-tsâbe'de Hz. Peygamber'in (sav) azatlısı Kirkire'nin (veya Kerkere) biyografisini verir ve Vâkıdî'den şu nakilde bulunur: "O Hayber gü­nü savaş sırasında Hz. Peygamber'in (sav) bineğini tutuyordu."[184]

 

Allah Resulü'nün Deve Üzerindeyken Üzengisini Tutan

 

İbn Hacer el-tsâbe'de Munka' b. Husayn et-Temîmî es-Sa'dfnin biyografisini verir ve İbnü's-Seken'in ondan "Hz. Peygamber'i (sav) bir deve üze­rinde gördüğünü, Esved'in üzengisinden tutmakta olup boyunun Resulul-lah'ın (sav) başı hizasında olduğunu ve insanlar arasında ondan daha uzun boylusunu görmediğini" söylediğine dair rivayeti tahric ettiğini zikreder.[185] Sahîh-i Müslim'de Huneyn Gazvesi münasebetiyle Abbas b. Abdülmutta lib'den şu rivayet nakledilir; "Hz. Peygamber (sav) katırını düşmana doğru hızlı gitmesi için ayaklarıyla dürterken ben yularından, Ebû Süfyân b. Haris de üzengisinden tutuyordu."[186] Buhâri "Kitabü'l-Cihâd" da[187] "Hay­van için üzengi babı" başlığına yer verir.[188] el-Fecrü's-sâti' de müellif şöyle der: Arapça'da "rikâb" denilen üzengi demir veya tahtadan olup atlar için­dir; "garz" ise deriden yapılmış olup ata "rikâb" takılması gibi bu da deve içindir. Bu başlığa yer verilmesi üzengi kullanmanın caiz olduğunu ifade içindir. Müellif bununla, Hz. Ömer'den nakledilen "üzengileri koparın, de­velere sıçrayarak binin" sözünün, üzengi edinmeyi men için değil atlama ko­nusunda eğitilmeleri maksadıyla söylenmiş olduğuna işaret etmiştir. Bunu İbn Battal söylemiştir. İbnü't-Tilimsânî'nin Şerhu'ş-Şifâ'sında da ilk kez demirden üzengi yapanın Mühelleb b. Ebî Sufra (ö. 83/272) olduğu kaydedi­lir.[189]

 

Allah Resulü’nün Devesinin Yularını Tutan

 

el-tsâbe'de Ebû Kâhil[190] el-Ahmesfnin biyografisinde, kendisinden şöyle dediği nakledilir: "Bir bayram günü bir deve üzerinde Hz. Peygamber'i (sav) halka hitabediyor gördüm. Bir Habeşi de devenin yularını tutuyor­du."[191] Bu bilginin ashîbn Sa'd'ın Tabakalında (VI, 41) geçmektedir.[192] Taberi, Hassan el-Esîemî ve Halid b. Yesâr el-Gıfârî'nin Hz. Peygamber'ir (sav) bineğini çektiklerini zikreder (bkz. Şerhu'l-Mevâhib, III, 345).[193]

Sahîh-i Buhâri' de "Kitâbü'l-îlim" de Resulullah'ın (sav) "Kimi tebliğ olunanlar, duyanlardan daha anlayışlıdır" sözüne dair bâbda Ebû Bekre'den şu rivayet nakledilir: "Resulullah (sav) devesinin üzerine oturdu, bi­risi devenin yularından (zimâm veya hitâm) tutuyordu."[194] Fethu'l-Bârf de müellif şöyle der: Bu yuların "zimâm" veya "hitâm" olduğu hususundaki şüphe râviye aittir. Zimâm veya hitâm, devenin burnundaki "el-Büre" denilen halkanın bağlandığı ip manasına gelir. Yuları tutan bu zatın adını Buhâri sarihlerinden biri Bilâl şeklinde vermiş olup bu hususta Nesâi'nin Ümmü'l-Husayn yoluyla rivayet ettiği şu habere istinad eder: "Hacca git­tim, Bilâl'i Hz. Peygamber'in (sav) bineğinin yularını tutuyor gördüm."[195] Sünen kitaplarında Âmr b. Harice'nin "Hz. Peygamber'in (sav) devesinin yularını tutuyordum." dediği ve hutbenin bir kısmını zikrettiği rivayet edi­lir.[196] Bu, daha önceki rivayette geçen mübhem adın Bilâl şeklinde yorum­lanmasından daha evlâdır. Fakat doğrusu, söz konusu bu kimsenin Ebû Bekre olduğudur. Bu husus İsmâilî'nin, İbnül-Mübârek yoluyla İbn Avn'-dan naklettiği rivayetle sabit olmuştur. Rivayetin metni şudur: "Resulullah'ı (sav) kurban bayramı günü bineği üzerinde gördüm, bineğin yuvalann-dan\hitâm veya zimdm'ından demiştir) tuttum." Bundan anlaşılıyor ki yu­ların "zimâm" ve "hitâm" olduğu hususundaki şüphe Ebû Bekre'ye değil, ondan beriki râviye aittir. Yuları tutmanın faydası, binicisinin rahatsız ol­maması için deveyi yalpalamaktan korumaktır.[197] Bu bilgi Fethu'l-Bari'den nakledilmiştir.

Üsdü'l-ğâbe'de bir kıssabuldumki ashabın, Hz. Peygamber'in işleriy­le mükellef kimseyle bizzat Resulullah'tan (sav) başkasının tartışmasından hoşlanmadıklarına, herkesin yalnız mükellef tutulduğu hususla bağlı kal­masını arzuladıklarına delalet eder. Şöyle ki müellif Sa'd b. Ahrem'in biyog­rafisini vererek şöyle der: Sahabi olup olmadığı ihtilaflıdır. Kûfe'de ikamet etti. Oğlu Muğîre kendisinden rivayette bulunmuştur. İsa b. Yunus ve Yah­ya b. İsa, A'meş/ten, o Amr b. Mürre'den, o da babasından veya amcasından şöyle dediğini rivayet eder: "Hz. Peygamber'e (sav) geldim, kendisine birşey sormak istiyordum. Arafat'ta olduğunu bana söylediler. Kendisini karşıla­dım ve devesinin yularından tuttum. İnsanlar bana bağırdılar. Resulullah (sav) 'onu bırakın' buyurdu." Sonra da kıssayı anlattı. (II, 267) Kıssanın so­nunda da Hz. Peygamber'in (sav) ona deveyi bırak sözü mevcut olup İbnü'l-Esir bunu Ebû Ahmed el-Askeri'nin zikrettiğini söyler.[198]

 

Develeri Nağmelerle Coşturan (Hâdî)

 

Nesâi,[199] Abdullah b. Revâha'dan şu rivayeti nakleder: O (Abdullah), bir yürüyüşü sırasında Resulullah'la (sav) birlik­teydi. Resulullah (sav) ona şöyle buyurdu: "Ey İbn Revâha, in ve binekleri coştur." Abdullah "Ben bunu artık bıraktım ey Allah'ın Resulü" dedi. Hz. Ömer şöyle dedi: "Dinle ve itaat et."

O da aşağı atladı ve

"Allah'ım sen olmasaydın (dilemeseydin) biz hidayete ermezdik

Namaz kılmaz zekât vermezdik

İndir üzerimize sabır ve sükûnet ve

Ayaklarımızı yerinde tut düşmanla karşılaştığımızda"[200]

şiirini okudu. Nesâi, Abdullah b. Mesud'dan şöyle dediğini ri­vayet eden "Resulullah'ın (sav) güneş doğuncaya dek uyuya­kalıp sabah namazına kalkamadığı gece iki[201] deve coşturan bizimleydi." Ebû Davud et-Tayalisi'nin Müsned'inde[202] Enes'ten şu rivayet nakledilir: MEnceşe kadınların, Bera b. Mâlik de erkeklerin develerini coşturuyordu. Enceşe güzel sesliydi, coşturmak için nağme okuduğunda develer koşuşuyordu. Nebi (sav) kendisine 'Ey Enceşe, cam kapları yavaşlat (onlara yumuşak davran)' buyurdu.[203] Hz. Peygamber kadınları, kalp­lerinin inceliği sebebiyle cam kaplara (şişelere) benzetmiştir.[204]

 

Veda Haccında Allah Resulü’nün Kurbanlıklarına (Hedy) Kimin Baktığı

 

Hz. Peygamber (sav), yanında çok sayıda " h e d y " kurbanı olduğu halde Veda Haccı'na çıktı. İbn Sa'd'ın belirttiği gibi kurbanlara Naciye b. Cündeb el-Eslemî bakıyordu. O, Resulullah'ın (sav) Medine'den sevkettiği bütün kurbanlıklara bakmaktaydı. Tabakât'a bakınız.[205]

 

Silah Görevlisi Ve Allah Resulümün Silahı

 

Daha önce İbn İshak'tan nakledildiği üzere Allah Resulü (sav) Said b. Zeyd'i kendisi için at ve silah almak için Necd'e göndermişti.[206] Hz. Peygamber (sav) o sırada milletlerin sahip oldukları silah çeşitlerini elde etmişti. Resulullah'ın (sav) her birinin özel adı bulunan dokuz kılıcı vardı.[207]

Sirâcüddin el-Bulkîni'nin torunu Şeyh Abdülbasit bu kılıçların adları­nı manzume halinde şöyle belirtir:

Hidayet rehberimizin kılıçları vardı dokuz tane

Hasûb, Mihdem ve Zülfıkâr

Kadîb, Hatf, Bettâr, Adb

Kalaî ve Me'sûr[208] kan fişkırtan

Bu sayının hikmeti, Musa'nın mucizelerine denkliktir.

Hepsi de helak sebebidir düşman için.[209]

Başka müellifler bu kılıçlara Ma'sub adlı bir kılıç daha eklerler. Bed-reddin el-Karâfî bunun Hz. Peygamber'in (sav) kılıçlarından olduğunu söy­ler. Başka bir müellif Samsâme adlı bir başka kılıç ilave eder. İbnü't-Tayyib eş-Şerkî'nin, İbnü'l-Cezerî'nin Sîret'inde yaptığı şerhe[210] bakınız. Yine İb-nÜ't-Tayyib'in el-Kâmus haşiyesinde "hsm, adb, fkr, rsh" maddelerine ba­kınız.[211]

 

Allah Resulümün Kılıcını Nereye Taktığı

 

Allah Resulü'nün (sav) kılıç taşımada sünneti, bugün adet olduğu gibi beline bağlamak şeklinde değil de İbnü'l-Cevzî'nin kaydettiği üzere onu yü­ce (kerim) boynuna asarak kuşanmasıdır. Zurkâni bunu Şerhul-Meva-hib'de nakleder. (IV, 335). Medine halkı bir gece korkuyla çağrıştı ve bazı kimseler sese doğru gittiler, Resulullah (sav) dönmüş olarak onlarla karşı­laştı. Allah Resulü (sav) sese doğru onlardan önce giderekhaberi araştırmış­tı; Ebû Talha'ya ait çıplak bir at üstünde, kılıç da boynundaydı, "korkma­yın!" diyordu.[212] Bu hadis Sahihayn,[213] Ebû Dâvud ve Tirmizi'de[214] nakle­dilmektedir. Zurkâni, "kılıç boynundaydı" sözüyle ilgili olarak şöyle der: "Yani kılıcın bağı keremli boynuna asılı şekilde onu kuşanmıştı. "Hafâci de Şerhu*ş-Şifâ'da şöyle der: "Kılıç boynundaydı" sözünden maksat, yani Hz. Peygamber (sav) kılıcın bağı keremli boynuna asılı olarak onu kuşanmıştı" demektir. Bil ki[215] kılıç taşımada sünnet, bugün yapıldığı üzere bele bağlamak değil, Îbnü'l-Cevzî'nin de şöyle dediği gibi bu şekildedir.[216] Zurkâni, Uhud Gazvesi'yle ilgili olarak şöyle der: "Kabanı kuşandı, yani kılıcının ba­ğını sağ omuzuna geçirdi, kılıç da sol koltuğunun altındaydı." îbn Sa'd[217] şöy­le der: Resulullah (sav) zırhı[218] sırtına geçirdi ve ortasını kılıcının bağından deri bir kuşakla bağladı, kılıcını kuşandı ve kalkanı da sırtına attı.[219] Hz. Peygamber (sav) kıbç ve harp aletlerini süslerdi.[220] Beş mızrağı, bir çok harbesi (kısamızrak), asa lan ( a n e z e ),yedizırhıvebirkaskı vardı.[221] İbn Cemâa Sîretfinde şöyle der: Resulullah'ın (sav) savaş sırasında giydiği üç cübbesi vardı. Cübbelerden biri yeşil sündüsten (ince d i -b â c dan) idi. Resulullah (sav) bir defasında yenleri dar bir cübbe giymiş­ti.[222] Allah Re su lü'nün (sav) beline bağladığı ve gümüşten üç halkası olan de­ri bir kuşağı vardı. Toka ve ucu da gümüştendi.[223] Ebül-Feth el-Ya'meri de Sîret*inde bu bilgiyi verir.

İbn Sa'd[224] ve başkaları, Hz, Peygamber'in (sav) Uhud savaşında beline deri bir kuşak bağladığını zikrederler ki Ya'meri de bunu teyid eder. Zurkâni Şerhu'l-Mevâhib'de şöyle der: îbn Teymiye'nin "Hz. Peygamber'in beline deri kuşak bağladığına dair bir bilgi bize ulaşmamıştır" şeklindeki sözü bir kusurdur. Çünkü İbn Sa'd sika (güvenilir)vehâfizbirkimseolupnefye-dene (bu hususun meydana gelmediğini ileri süren) karşı hüccettir, özellikle okimse nefvi mutlak olarak beUrtmemisse. Ohalde "kîl u kâl" i(de-dikoduyu) bırak.[225] Hz. Peygamber (sav) Fetih yılı Mekke'ye başında miğfer olarak girdi. Miğfer, "kalen süve" (şapka) ve "himâr" (sa­rık) gibi, örülmüş zırhtan başa giyilen şeydir.[226] Bu, meşhur bir hadis olup hafızlardan bazıları onu müstakil olarak birçok esere konu etmişlerdir.

Latife: Alauddin Ali b. Muhammed es-Sa'dfnin (ö. 717/1317) Risale fi'1-mufahâre beyne's-seyf veV-remh, Ebû Hafs Ahmed b. Muhammed b. Ahmed el-Kâtib el-Endelüsi'nin[227] (404/1014 yıhndan sonra yaşıyordu) Mufâhare beyne's-seyf ve'1-kalem, Ali b. Hîbetullah b. Mâkûlâ'nın[228] yine el-Müfâhare beyne's-seyf vel-kalem ve'd-dînâr adlı eserleri yanın­da İbn Nübate[229] ve başkalarının da bu tür eserleri vardır.

Enteresan bir bilgi: Arif en-Nablusînin Şerhu't-Tarîkati'l-Muhammediyye adlı eserinde Merğinâni'den şu nakilde bulunur: Hz. Ömer Kis-ra'nm hazinelerini ele geçirdiğinde, askerlerinin en uzun boylusu olan Sürâka'ya Kisra'nın kaftanını (kaba') giymesini emretti, o da giydi. Sonra ona bağlamasını söyledi o da bağladı. Sonra kuşağı bağlamasını söyledi o da bağladı. Kuşak altın süslemen' olup mücevherattan kaşları vardı. Bu da, bu­nun caiz olduğuna delalet eder.[230]

 

Allah Resulümün Önünde Kısa Mızrağı (Harbe) Taşıyan

 

Ebû Muhammed b. Hayyân el-Isfahâni Ahlâku'n-Nebi[231] ad­lı eserinde tbn Yezid'den şu rivayeti nakleder: Necde el-Harûrî beni İbn Abbas'a, Resulullah'ın (sav) önünde harbe   ile yürünüp yürünmediğini sormam için gönderdi. İbn Abbas da "evet, Huneyn'den dönüşünde" dedi.[232]

Daha önce geçtiği üzere Habeşistan kralı Necâşi Hz. Peygamber'e (sav) bir harbe hediye etmişti;bayram günü musallaya çıktığında önünde taşınırdı. "Halifeler bu harbe yi birbirlerine aktarmışlardır. Bu, Allah Re­sulünün Uhud savaşında kendisiyle Übey b. Halefi öldürdüğü harbe olup " a n e z e "    diye de anılırdı.[233]

 

Kılıç Taşıyan

 

el-Istîâb, er-Ravdül-ünüf ve Nûru'n-nibrâs'ta geçtiği üzere Dahhâk b. Süfyan b. Ka'b, Resulullah'm (sav) yambaşında onun kılıcıyla duran kahramanlarından biriydi. Yalnız başı­na yüz atlıya denk idi. Zübeyr b. Bekkâr[234] zikreder: Dahhâk b. Süfyan, Hz. Peygamberin (sav) yambaşında kılıcını kuşana­rak duran kılıç taşıyıcısı idi.[235]

Huüeybiye antlaşması kıssasında geçtiği üzere Ürve Hz. Peygamberle (sav) konuşuyor, Muğire b. Şu'be de Resulullah'm yambaşında kılıç ve miğ­feri kuşanmış olarak duruyordu.[236] Hafız İbn Hacer Fethü'l-Bârî'de şöyle der: Bunda, düşmanakorku salacak koruma ve benzeri bir davranış maksa­dıyla e m î r in(yönetici,kumandan)yambaşındakıhçladurmanıncaizol-duğuna delil vardır. Oturan kimsenin başına dikilmenin nehyedilmiş olma­sı bununla çatışmaz. Çünkü o nehiy (yasaklama) büyüklük taslama ve gu­rurlanma halinde sözkonusudur.[237] İmam Mecdüddin İbn Teymiyye el-Müntekâ'da,[238] Muğîre'nin anılan kıyamıyla ilgili olarak şöyle der: Bu ha­diste, düşmanı ürkütmek maksadıyla savaşta gururlanma ve üstünlük tas­lamanın müstehab olduğuna delil vardır. Ve bu, Hz. Peygamber'in (sav) "Huzurunda insanların dikilip durmalarından hoşlananlar..." hadisiyle ifade ettiği kınamasına dahil değildir. Başkaları da bunu söylemişlerdir. Hattabi şöyle der: Bunda, liderin, korku mevkii ve savaş alanlarında yani-başına adamlar dikmesinin caiz olduğuna delil vardır. Resulullah'ın (sav) "Kim huzurunda insanların safsaf dikilip durmalarından hoşlanırsa, ateş­ten yerine hazırlansın" sözü, bununla gururlanmayı amaçlayan, övünme ve büyüklük taslama tavrı takınan kimseler içindir.[239] İmam İbn Müflih el-Â'dâbü'l-kübrâ'da şöyle der: Bundan maksat şu olmalıdır: Kim bunu şer'î bir maksatla yaparsa bir beis yoktur.[240]

 

Allah Resulümün Huzurunda Boyun Vuranlar

 

İbn Seyyidinnâs Sîret'inde bunların biyografilerini vermiş olup beş ki­şiyi saymıştır. Bunlar Ali b. EbîTâlib, Zübeyr b. Avvâm, Mikdad b. Amr, Muhammed b. Mesleme ve Asım b. Sâbit'tir.[241] İbn Kayyim bunlara Dahhâk b. Süfyân el-Kilâbi'yi ekler.[242] Nûru*n-nibrâs*ta müellif şöyle der: İbn Seyyidinnâs, onlardan Uveym[243] b. Sâide'yi, Osman'ı ve ensardan bir şahsı (burada) zikretmemiştir. Oysa O (İbn Seyyidinnâs) Uhud Gazvesi'nde Haris b. Süveyd b. Samit[244] kıssasında şu bilgiyi verir: "Hz. Peygamber (sav) Ha-ris'i huzuruna getirtti ve Üveym b. Sâide'ye boynunu vurdurttu.[245] İbn Seyyidinnas'ın bu kimseleri sayarkenmaksadı, muhtemelen, bu işi mükerreren yapanlar olmalıdır.

el-Mevâhib*de şu bilgi verilir: Hz. Peygamberin (sav) huzurunda Ali b. Ebî Tâlib, Zübeyr b. Avvâm, Mikdad b. Amr, Muhammed b. Mesleme, Asımb. Sabit b. Ebi'l-Eklah[246] ve Dahhâkb. Süfyân boyun vuruyorlardı. So­nuncusu, yüz atlıya denk sayılan bir kahramandı.[247]

 

Kılıç Cilacısı

 

el-İstîâb'da şu bilgi verilir: Ensârın mevlâsı Merzûk es-Saykal Resulullah'm (sav) sohbetinde bulunmuş olup kılıcını cilalamıştır.[248]

el-t8âbe*deşubilgiveriîir:BeğavîveTaberânibuhadisiMuhammedb. Humeyr yoluyla tahric etmiş olup o şöyle der: "Bize Ebü'l-Hakem anlattı: Bana Merzuk es-Saykal haber verdi: O, Resulullah'm (sav) kılıcı Zül-f i k â r ' ı cilaladı; kabzasının gümüşten bir ucu,[249] bağında bir halkası ve ortasında da gümüşten bir süs topuzcuğu vardı."[250] tbn Hacer bunun ardın­dan, Askerî ve başkalarından onun hakkında "Hz. Peygamber'le sohbeti vardır" ve İbn Hibbân'dan HHz. Peygamber'le sohbeti olduğu söyleniyor" şeklinde nakillerde bulunduktan sonra Merzuk es-Saykal'ın sahabi olduğu­nu kesin şekilde ifade yolunu tuttu.[251]

Tenbih: Ok, kjlıç ve mızrak (harbe) gibi savaş aletleri o devirde bilinen aletlerdi; top ve benzeri silahlar ise yenidir. Ebû İshak İbrahim b. Ahmed Ganim * el-Endelüsi'nin el-îzzü'z-zâi' fi'1-mücâhidîn bi'l-menâfi[252] adlı bir eseri vardır. Bu kitap mevcudu bulunmayan bir eser olup bir nüshası şimdi Mısır'da bulunmaktadır. İmam Hafız Bedrüddın İbn Cemâa el-Makdisî'nin Müstenedü'l-ecnâd fi âlâti'l-cihâd[253] adlı bir eseri olup İbn Süleyman er-Rûdânî Sil a'sın d a bunu zikretmiştir.[254] Şeyh Sîdî Muhtar b. Ahmed el-Küntî[255] Fethu'l-Vehhâb alâHidâyeti't-Tüllâb adlı eserinde şöyle der:"İslâm'ın ilk zamanlarında Medine-i Münevvere'de, emniyetin azlığından dolayı, kişi silahsız dolaşmazdı. Çünkü bütün dünyada insanlar onlara düşmandı." Derim: Namazda bile olunsa silah taşımaya teş­vikte bulunulmuş olması da bunu teyid eder. Bu konuda el-Medhal ve baş­ka eserlere bakınız.[256]

 

Yolda Kılavuz

 

Allah Resulü'nün (sav) hicret sırasındaki kılavuzu: Sa-hih'te[257] geçtiği üzere Resulullah (sav) hicret sırasında Benî Dîl'den[258] mahir bir kılavuz olan bir adamı tuttu. Bu kılavuz Kureyş kafirlerinin dini üzereydi.[259] Uhud savaşında kılavu­zu: Uhud savaşında Hz. Peygamber'in (sav) kılavuzu İbn İs-hak'ta geçtiği üzere» Ebû. Hayseme b. Hâris'ti.[260] Hudeybiye Gazvesinde kılavuzu: Resulullah'ın (sav) Hudeybiye Gazve-si'nde kılavuzu ise Eşlem kabilesinden bir adamdı.[261]

el-tstîâb'da müellif Sa'd el-Arcf nın biyografisini vererek şöyle der: O, hicreti sırasında Hz. Peygamber'in (sav) Medine'ye kadar götüren kılavuzu idi.[262] el-tsâbe'de müellif, Ka'b el-Ahbâr'ın karısının oğlu olan Tabî el-Hımyerf nin biyografisini verir ve Ebubekır el-Bağdâdî'den şu nakilde bulu­nur'Bağdadî onu Humus halkından sahabenin ardından gelen en âlî ta bakadan kimseler arasında zikrederek şöyle der. Hz Peygamber'in (sav) kı­lavuzubir adamdı. Resulullah (sav) ona Islama girmesini teklif etti, o ise Re­sulullah'ın vefatına dek musluman olmadı (I, 190).[263]

Ibn Hacer el-tsâbe'de Sabit b. Dahhâk b. Halîfe el-Ensârı'nın biyogra­fisini verir ve Ibn Ebı Davud ile Ibnu's-Seken'in Ebubekir b Ebı'l-Esved yo­luyla şu rivayeti tahrıc ettiklerini zikreder Sâbıt b. Dahhâk, Hendek savaşı gunu Hz Peygamber'in (sav) terkisine binen ve Hamrâu'l-Esed'e gidişte kı­lavuzluğunu yapan kimseydi, (s 201).[264]

Yine el-tsâbe'de (I, 302) Cebbar es-Sa'lebfnin biyografisini verir ve Vâkıdı'den naklen onun Allah Resulu'nun (sav) Gatafan'a gidişinde kılavu­zu olduğunu zikreder.[265] Yine el-tsâbe'de Huseyl[266] el-Eşcafnin biyografisini verir ve Hz. Peygamberin (sav) Hayber yolunda onu ashabına kılavuzluk etmesi için yirmi s â karşılığında tuttuğunu, onun da bunu yapıp sonra da müslüman olduğunu zikreder.[267] Yine el-tsâbe'de Mezkur el-Uzrf nin bi­yografisini verir ve Vâkıdi'den onun Hz. Peygamber'in kılavuzu olduğunu nakleder. Sonra da Hâkim'in el-tklîl adlı eserinden, onun senediyle şu riva­yeti nakleder: "Hz. Peygamber (sav) yanında Benî Uzre'den mahir bir kıla­vuz olarak Şam'a yaklaşmak istediğinde... (bkz. VI, 76), Hadis.[268]

 

Devlet Başkanının Uğradığı Çöllerde, Oraya Varmış Olduğunu Göstermesi Ve Davetinin Oraya Ulaştığına Bir İşaret Olması İçin Yaptırdığı Yapı

 

Siyer kaynaklarında geçtiği üzere Hz. Peygamber (sav) Tâif Gazvesine çıktığında Nahletü'l-Yemâniyye, sonra Karn, sonra Muleyh, sonra Liyye' (vadisin) de Buhratü'r-Ruğâ'a vardı, orada bir mesci&yaptırdı ve içinde na­maz kıldı.[269] İbn Badis şöyle der: "Bunda, İslâm'a ve İslâm davetinin oraya ulaştığına işaret olması için mamur yerlerde ve çöllerde mescidler yapılma­sına delil vardır."

el-Mevâhib'de Tebük Gazvesi'nden sözedilirken "Tebük yolunda mes­cidler yapıldı" denilmekte, Zurkâni de şerhinde şöyle demektedir: Yirmi mescid yapıldı; yani bu yerlerde Resulullah (sav) namaz kıldığı için orada mescidler yapılmasına sebep oldu. Bu yerlere işaretler konuldu, daha sonra da mescidler bina edildi.[270]

 

Yol Güvenliğini Sağlayan

 

el-îstîâb'da Gâlib b. Abdullah el-Leysf nin biyografisinde, onun Hz. Peygamber (sav) tarafından yol güvenliğini sağla­mak için gönderilen kimse olduğu belirtilir.[271]

el-tsâbe'de müellif, Gâlib b. Abdullah'ın bu rivayetini Buhâri'nin et-Târih'te ve ayrıca Beğâvi'nin tahric ettiğini belirterek "... ve kendisine ca­susluk yapmam için" ilavesini kaydeder.[272]

 

Bineğine Binmesi İçin Allah Resulü'nün Önünde Eğilen Kimse

 

el-İstîâb'da Resulullah'ın (sav) hizmetçisi Mâriye'nin biyografisini ve­rir ve künyesinin Ümmü'r-Rebâb olduğunu belirterek onun rivayet ettiği hadisin Basralılarca nakledildiğim söyler: "O, müşriklerden kaçtığı gece bir duvara çıkması için Hz. Peygamber'e (sav) eğildi" (s. 778).[273] İbn Hacer de el-tsâbe'de onun biyografisini vererek şu ilavede bulunur: Bu hadisi İbn Mende, Ya'la b. Esed yoluyla tahric eder; Ya'la, Abdullah b. Hubeyb'den, o Ümmü Süleyman'dan, o annesinden, o da annesi Mâriye'den şöyle dediğini rivayet etti: "Resulullah'a (sav) eğildim..." ve hadisi zikretti.[274] Elinde el-tstîâb bulunmasına ve en büyük kaynağını teşkil etmesine rağmen Huzâi'nin bu biyografiyi ihmal etmesi (ve bu konuya değinmemesi) hayret vericidir. Mükemmellik yalnız Allah'a mahsustur. Burada, Uhud Gazve-si'nde meydana gelen olayı da zikretmek gerekir. Şöyle ki Hz. Peygamberin (sav) Allah yolunda dişi kırılıp keremli yüzü de yaralanınca, üstüne çıkmak için bir kayaya tırmandı. O gün iki zırh giymiş ve bitkin de düşmüştü, kaya­ya çıkmaya güç yetiremedi. Bunun üzerine Talha altına oturup Resulullah'ı (sav) sırtında yükseltti. Resulullah (sav) "Talha vacip kıldı" buyurdu; yani cennete girmesini vacip kılan bir iş yaptı.[275]

 

Gölgelik Görevlisi

 

İbn İshak, Resulullah'ın (sav) hicreti, Medine'ye varışı ve insanların süratle onu karşılamaya çıkışları haberini verir­ken şunu zikreder: "Gölge Resulullah'ın (sav) üstünden zail olunca Ebubekir kalktı ve ridasıyla onu gölgeledi."[276] Müs­lim'in Sahihinde Ümmü'l-Husayn bint İshak el-Ahmasıy-ye'den (veya el-Ahmesiyye) şöyle dediği rivayet edilir: "Resu­lullah (sav) ile birlikte Veda Haccında bulundum. Üsâme b. Zeyd ve Bilâl'i, Resulullah (sav) Cemretü'l-Akabe'ye taş atıncaya dek biri devesinin yularını tutuyor, diğeri de elbisesini tutmak suretiyle onu sıcaktan koruyor gördüm."[277]

 

Yük Görevlisi

 

Sahîh-i Buhâri'de Abdullah b. Ömer'den şöyle dediği riva­yet edilir: "Resulullah'ın yük görevlisi Kirkire adlı biriydi."[278] Sahîh-i Müslim'de de, Resulullah'ın (sav) yük görevlisi olan Ebû Râfî'den şöyle dediği rivayet edilir: "Resulullah (sav) Mina'dan çıktığında bana el-Ebtah'ta konaklamamı emretmedi.[279] Fakat ben gelip çadırım kurdum o da gelip konakladı."[280]

İbn Hacer el-İsâbe’de Abdullah b. Zeyd b. Amr b. Mazin el-Ensârfnin biyografisini vererek şöyle der: İbn Mende onu zikrederek Yunus b. Bükeyr yoluyla îbnîshak'tan şu tahricde bulunur: "O, Resulullah'ın (sav) yük görev­lisi idi." Ebül-Feth[281] onu bu hususta tenkit ederek yük görevlisinin Abdul­lah b. Ka'b b. Amr b. Avf b. Mebdûle olduğunu söyler. Yük manasına zikretti­ği "saki" kelimesi de "neft" (ganimet) şeklinde olup sözkonusu kıssanın mü-teaddit olmasında bir mani yoktur. Kelimede ta shîf (yanlış yazılma) olduğu­na hükmetmek zordur; çünkü her iki kelimenin şekli de bu ihtimale (biri di­ğerinin şeklinde yazılmaya) müsaittir.[282] el-tsâbe müellifi, Abdullah b. Ka'b el-Ensârî'nin de biyografisini verir ve onun Resulullah'ın (sav) yük görevlisi olduğunu söyler.[283]

 

Allah Resulü’nün Büyük Çadırı

 

Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Allah, size evlerinizden oturulacak bir yer yaptı ve size hayvan derilerinden göç gününüzde ve ikamet gününüzde ko­layca kullanacağınız hafif evler ve yünlerinden, yapağılarından ve kılların­dan bir süreye kadar giyilecek, döşenecek eşya ve geçimlik yaptı." (Nahl 16/80) Malumdur ki insanların oturdukları evler iki kısımdır. Birincisi ah­şap, çamur ve kendisiyle evlerin tavanlanması mümkün olan araç gereçlerle yapılan evler olup Allah Teâlâ'nın "Allah size evlerinizden oturulacak bir yeryaptı" sözüyle buna işaret edilmiştir. Ayette geçen "seken" kelimesi,in­sanın sükun bulduğu veya oturduğu yer manasına gelir ki bu evlerin nakli mümkün olmayıp insan onlara taşınır. İkinci kısım ise çadırlar (hayme, kubbe, fustât) olup Allah Teâlâ'nın "Size hayvan derilerinden göç gününüz­de ve ikamet gününüzde kolayca kullanacağınız hafif evler yaptı" sözüyle de buna işaret edilmiştir. Bu türevleri nakil ve tahvil mümkündür. Âyette bun­dan kastedilen, deriden yapılmış yaygılar ve Araplarla onların dışındaki bâdiye sakinlerinin kullandığı deriden barınaklardır. Böylece manası şöyle olur: "Yolculuk ve ikametinizde hafif (kullanımlı) olur, her iki durumda da size güçlük vermez." İbn Seyyidinnâs el-Ya'merî'nin belirttiğine göre "fustât" a (bir çadır türü) "kinn" adı da verilir. Onun el-Fevâid adlı eserin­de şu bilgi verilir: Fustât kıldan yapılan evdir, kinn ise sıcak veya soğuğa karşı koruyan barınaktır.[284] Nûru'n-nibrâsta müellif şöyle der: "Fustât, fîstât şeklinde okunur, 'ti' veya 'te' harfiyle de yazılmakta olup 'habâ' (kıl veya keçeden yapılmış iki veya üç direkli çadır) demektir. Bu bilgi el-Metâli' adlı eserde verilmiştir." Mağrib'te buna "hizâne" denir. Hükümdar ailesine ait olana da Mağrib lehçesinde  f r â k denir.[285] Eskiden Mağ-rib'te hükümdarın maiyeti içinde bununla ilgili işlerle mükellef olanlara Ferâikiyye denirdi. H i z. â n e ' ler eskiden beri yün veya kıldan yapılırdı, H i z â n e * yi ilk defa ketenden yapan kimse, seleflerimizden biri olan Yahya b. îmran b. Abdülcelil b. Yahya b. Yahya b. Muhammed b. İd-ris b. İdris'tir (Allah ona rahmet etsin). Bunu, İdrisîlerin Fas'tan kaçtıkları günlerde Kısmitfne'ye bağlı Zevâve'de kendisine biat edildiği sırada yapmış­tı. Bundan dolayı ketenci ailemize de "Kettâni" nisbesi verilegelmiştir. Alevî Hasenî Devleti tarihçisi Ebü'l-Abbas Îbnü'1-Hâc, ed-DÜrrü'1-münta-habü'l-müstahsen[286] adlı eserde, ailemizin önde gelen şahsiyetlerinden bi­rinden şu beyitlerin yeraldığı bir şiir nakleder:

Ceddimiz Yahya ki "Kettâni* dir

Nisbesi, kesin delil getiren.

Sebebi de keten çadır yapması

Şimdiye dek sonra gelenlere de böyle dendi

Geçmişte emirliği sırasında

Ve hazinelerde bize geldi birikmiş olarak

Bunun gibi aldı el-Leâli'yi nazmeden

Onların bazı önde gelenlerinden kemâli.

ÂmirTnin[287] Behçetü'l-menâfi] (s. 172) adlı eserinde, Hz. Peygam­berin (sav) seferleri sırasında 49 kişinin kurduğu bir çadırı olduğu zikredi­lir.[288]

el-Makâlâtü's-seniyye'de de şu şiir zikredilir:

Rivayet etti görenler, bir çadırı

Dörtgendi kırmızı ve deriden.

Bir diğeri kıldandı, kırmızı ve deriden

Bir diğeri ki kırk kişiyi

Resulullahın Ashabından ilim sohbetinde gördü

Ebû Cuhayfe[289] sonra Cabir[290]

Hayırda önde olan Abdullah'la.[291]

Tenbih: Bu başlık altında verilen bilgilerden, Hz. Peygamber'in (sav) sıcaklık ve soğukluktan etkilendiği anlaşılmakta olup bir çok hadisin muk-tezası da budur. el-Mevâhib'de müellif, Bedrüddin ez -Zerke şî'nin "Hz. Pey­gamber (sav) mutedil bir sıcaklık ve soğukluğa sahip olup sıcak ve soğuktan etkilenmezdi; bulutu altında itidale sahipti"[292] sözünü kaydettiğinde buna katılmadı. el-Mevâhib şârihi Zurkâni de şöyle der: "Çünkü bu soz, Hz. Pey­gamber'in (sav) sıcak ve soğuktan etkilendiğine dair hadislerin kanıtladığı gerçeğe ters düşmektedir. Hicret hadisinde geçtiği üzere güneş Hz. Peygam-ber'i (sav) almış ve Hz. Ebubekir kendisini gölgelemişti."[293] Sahîh-i Buhâri'de de Resulullah'ın (sav)Ci'rane'de üzerinde bir elbiseyle gölgelendiği ri­vayet edilir.[294] Ibn Mende ve Beyhaki " m e r f u " olarak "Biz ne sıcak ne de soğuğa sabredemiyoruz" hadisini rivayet ederler.[295] Ahmed b. Hanbel de "ceyyid" (sahih, makbul) bir senedle, Resulullah'ın (sav) elini sıcak bir ye­meğe daldırdığını ve mübarek parmakları yandığından "hassı!" dediği riva­yetini nakleder.[296] "Hassi" kelimesi, yanma vb. bir acı duyma halinde "haz-zil" gibi söylenen bir sözdür. Bunu Halvâniel-Mevlîdü'l-kebîr'inde söyler.[297]

 

Allah Resulü’nün Çadırını Kuran

 

Geçen konu başlığı altında verilen bilgilerden, Ebû Râfı'in bununla gö­revli olduğu anlaşılmaktadır.[298]

 

Başkente Girmek İstediğinde Devlet Başkanını Çevreleyip Koruyanlar

 

Sahîh-i Buhâri'de Hz. Peygamber'in (sav) Safiyye (ra) ile birlikte bi­neğinden düşmesi kıssasında Enes'ten şöyle dediği rivayet edilir: "İkisi bindiler ve biz Resulullah'ı (sav) çepeçevre kuşattık."[299] İbn Gazi, Sahih-i Buhâri haşiyesinde-Mühelleb'den naklen şöyle der: "Bu hadiste, devlet baş­kanının şehirlere girişi ve halkın karşılayışı sırasında etrafının sarılmasına dair delil vardır." îbn Sa'd'm Tabakât'mda Verd b. Halid b. Huzeyfe'nin bi­yografisinde, onun Hz. Peygamber'in (sav) sohbetinde bulunduğu ve Mek­ke'nin fethi günü sağ tarafında olduğu belirtilir.[300]

Harem Emini

 

Resulullah'm (sav) haremi (ailesi) üzerindeki emini: el-lstîâb'da kaydedildiğine göre Abdurrahman b. Avf, Resulullah'm (sav) eşleri üzerindeki (onları gözeten» işle­riyle ilgilenen) e m î n i idi.[301] İbn Hişâm'ın el-Behce adlı ese­rinde şu bilgi verilir: Hicretin 23. yılında Hz. Ömer hacca gitti; Hz. Peygamberdin (sav) hanımları hac için kendisinden izin istediler, o da onlara izin verdi. Resulullah'ın (sav) hanımları, üstlerinde taylesanlar (bir tür elbise) olarak hevdeclerle[302] yolculuğa çıktılar. Önlerinde Abdurrahman b. Avf, arkaların­da da Osman b. Affân vardı; kimsenin onlara yaklaşmasına müsaade etmiyorlardı.

Ali b. Harb Fevâidînde Süfyan b. Uyeyne*den, onun da İbn Ebî Necîh'ten naklettiği şu rivayeti tahric eder: Hz. Peygamber (sav) "Benden sonra eşlerimi koruyup himaye eden kimse sadık kimsedir" buyurdu. Ab­durrahman b. Avf onlarla birlikte çıkar, kendilerine hac yaptırır, hev-d e c leri üzerine taylesanlar koyar ve onları geçişi olmayan dağ aralarında konaklatırdı. İbn Sa'd Tabakât'ta İbrahim b. Sa'd'dan, onun babasından, onun da kendi babasından şu rivayetini tahric eder: Hz. Ömer, Resulullah'ın (sav) hanımlarına haccetmeleri için izin verdi, onları h e v d e c lere bin­dirdi. Üstlerinde yeşil elbiseler vardı. Onlarla birlikte Abdurrahman b. Avf ve Osman b. Affan'ı gönderdi. Osman, bineği üzerinde onların önlerinde yü­rüyor ve kendilerine kimsenin yaklaşmasına müsaade etmiyordu. Abdur­rahman b. Avf da bineği üzerinde arkalarından yürüyor ve kimsenin onlara yaklaşmasına müsaade etmiyordu. Her konak yerinde Ömer'le birlikte ko­naklıyorlardı.[303] Yine Tabakât'ta şu rivayet kaydedilir. Osman onların ön­lerinde yürüyor, kimsenin kendilerine yaklaşmasına ve göz yetimi bir mesa­feden daha yakından onları görmesine müsaade etmiyordu. îbn Sa'd'ın Tabakât'mdaki başka bir rivayet de şöyledir: İbn Affân onların önünde yü­rüyor ve kendilerine biri yaklaştığında "uzaklaş, uzaklaş" diye sesleniyor du. İbn Avf da arkalarından böyle yapıyordu. Kadîd'de benim evime yakın bir yerde[304] konakladılar, insanlardan uzaklaşıp her taraftan çevrelerini ağaçlarla kapattılar (bkz. Tabakât,VHI, 151).[305]

Suyûti'nin et-Tevşîh'inde şu bilgi verilir: Hz. Ömer Önce "Evlerinizde oturun, ük cahiliyye (çağı kadınlarının açılıp saçılması gibi açılıp saçıla­rak yürümeyin" (Âhzab 33/33) âyetine istinaden yolculuğun kendilerine ha­ram olduğu kanaatiyle müminlerin annelerine izin verme konusunda ta-vakkufta bulundu. Sonra bunun caiz olduğu kanaati kendisinde belirdi ve hilafetinin son yıllarında onlara müsaade etti. Halifeliği sırasında Hz. Os­man da onlarla haccediyordu. Resulullah'ın (sav) hanımlarından bazıları ise ayetin zahirine itibar ederek —bunlar Zeyneb ve Şevde idi— Resulullah'ın (sav) ardından hiçbir yolculuğa çıkmayacaklarını söylediler.[306]

 

Allah Resulünün Haccı Sırasında Hanımlarına Eşlik Ederek Hayvanlarını Süren Kimse

 

Kadı İbn Badis, İbn Fâris'in Muhtasar'm a yaptığı şerhte Ebû Ömer'den[307] şu bügiyi nakleder: Siyahi iröleEnceşe.VedaHacc'ındaHz. Pey­gamberin (sav) hanımlarına mihmandarlık yapıyor ve daha süratli gitmele­ri için develeri coşturan nağmeler söylüyordu.[308]

 

Ordunun Konaklaması İçin Yer Araştırma Ve Onlar İçin Sulu Ve Otlak Yer Seçme

 

Bu görevi yapanlar, Mağrib'de sultanın ordusunda "mühendisler" ve "Feraikiyye" diye bilinmektedirler.[309] Hudeybiye kıssasında geçtiği üzere Hz. Peygamber (sav) Seniyyetü'l-Mürâr denilen yere varınca "ko­naklayın!" buyurdu. Sahabiler "burada su yok!!" dediler.[310] Kadı İbn Badis şöyle der: Bunda, ordunun konaklaması için yer araştırma ve onlar için sulu ve otlak yer seçmeye dair delil vardır. Buhâri'de, bir kuyunun yanına indik­lerine dair Berâ'dan rivayet nakledilmiştir.[311] Bu konuda Hubâb b. Mün-zir*in kıssası meşhurdur.[312]

 

Muhafız

 

Sa*d b. Ebî Vakkas'm Resulullah'a (sav) söylediği "seni korumak için geldim"sözü daha önce geçmişti.[313] İbn İshak'ın Sîret'inde geçtiği üzere Bedir günü de Resulullah'ı (sav) Sa'd b. Muaz ve başkaları korumuşlardı. (Ya'merî de başkalarım izleye­rek bunu kesin olarak belirtir). İbn İshak'ın Sîret'inde kaydedildiği üzere Sa'd b. Muaz, Resulullah'ın (sav) bulunduğu çardağın (karargah) kapısında kılıcını kuşanmış olarak en-sârdan bir grupla birlikte Resulullah'ı (sav) koruyorlardı.[314] Hz. Peygambere (sav) Hayber*de veya yolda Safîyye ile zifafa girdiğinde Ebû Eyyüb kılıcını kuşanmış olarak sabaha dek Resulullah'a (sav) muhafızlık yaptı ve çadırın etrafını dolaştı. Resulullah (sav) sabah uyanıp onu olduğu yerde görünce "ne yapıyorsun ey Ebû Eyyüb?** buyurdu. O da şöyle dedi: "Bu ka­dının sana birşey yapmasından korktum; bu, babasını, koca­sını ve kavmini öldürdüğün ve küfürden daha yeni kurtul­muş bir kadındır, sana birşey yapmasından korktum." Söy­lendiğine göre, bunun üzerine Resulullah (sav) "Allah'ım, be­ni sabaha kadar koruduğu için sen de Ebû Eyyüb'ü koru"diye dua etti.[315] Dârekutni'nin Kitâbu'l-îlel'inde geçtiği üzere Hz. Peygamber*! (sav) Mekke'de HicrMe namaz kılarken de Ömer b. Hattâb korumuştu. O, namazı kılıncaya kadar kılıcıyla Re­sulullah'ın (sav) yanıbaşında durmuştu.

el-İsâbe'de müellif, Edrâ es-Sülemî'nin biyografisini verir ve İbn Mâce yoluyla ondan şöyle dediğini tahric eder: "Bir gece Hz, Peygamber'i (sav) ko­rumak için geldim..."[316] Yine el-tsâbe'de Haşram[317] b. Hubâb el-Ensârfnin biyografisini verir ve Taberi'den, onun Re s ulu İla})'in (sav) muhafızı olduğu­nu nakleder.[318]

 

Devlet Başkanının Savaşa Çıkması Ve Ardından Başkentte Muha­fız Bırakması

 

İbn Fethûn, Abdan yoluyla, onun îshak b. Sayf, onun Abd b. Yusuf, onun İsmail b. Ayyaş, onun Nâfı ve onun da îbn Ömer'den şu rivayetini tah-ric eder. "Ben onüç yaşındayken Bedir Gazvesi oldu, savaşa çıkmadım. Uhud Gazvesi ben ondört yaşındayken oldu, savaşa ben de katıldım. Nebi (sav) beni görünce küçük bularak geri çevirdi ve aralarında Evab. Sabit, Evs b. Arâbe ve Râfi b. Hudeyc'in de bulunduğu bir grupla birlikte beni Medi­ne'nin korunması için halef bıraktı. Hafız tbn Hacer el-tsâbe*de Eva'in bi­yografisinde şöyle der: İbn Fethûn, hadisi bu şekilde sevketmiştir. tbn Ebî Hayseme ise Abdülvehhab b. Necde'den, onun İsmail b. Ayyaş'tan, onun Ebubekir el-Huzelî'den, onun da Nfifı'den rivayetiyle sevkeder ve Zeyd b. SAbit ile Arâbe b. Evs'i anar ki bu rivayetin "mahfuz" olmasımuhte-roeldir (bkz. s. 22).[319] Böylece, Ebül-Hasan el-Huzâi'&in "Kançıklık zama­nında Medine kapılarının, korunmasına dair babada,[320] "bu iki hususta,[321] Hi. Peygamber (sav) zamanında bunların mevcut olduğuna dair nflss bula­madım; bu iki görev daha önce zikrettiğimiz rivayetten istihraç edilir" sö­zündeki kusurunu anlamış olursun. Bunu düşün.[322]

 

Allah Resulü’nün Ordu Muhafızları

 

îbn İshak*ın Sîrefinde Zâtü'r-Rik'a Gazvesi'nden sözedi-lirken şu bilgi verilir: Hz. Peygamber (sav) bir yerde konakla­dı ve "bizi gece kim koruyacak?" buyurdu. Bir kişi muhacir­lerden, bir kişi de ensârdan Öne atılarak "biz, ey Allah'ın Re­sulü" dediler. Resulullah (sav) da onlara "vadi ağzında du­run" buyurdu. Râvi (Câbir b. Abdullah) şöyle den Resulullah (sav), ashabıyla birlikte vadinin bir yakasında konaklamış­lardı, öne atılan iki kişi de Ammâr b. Yâsir ve Abbâd b. Bişr idi. tbn İshak devamla enteresan bir olay anlatır.[323] tbn İshak Benî Kureyza Gazvesi'nden sözederken de şöyle der: O gece, yani sabahında Benî Kureyza'nın Resulullah'a (sav) teslim ol­duğu gece, Amr el-Kurazî çıktı ve ResuluÜah'ın muhafızı île karşılaştı. O gece Muhammed b. Mesleme koruma görevi ya­pıyordu.[324] Sahîh-i Buhâri'de Fetih Gazvesi ile ilgili olarak Urve'den şu rivayet nakledilir: Ebû Süfyân, ResuluÜah'ın (sav) geliş haberini araştırmak üzere çıktığında yakılan ateşleri gördü. Resululİah'ın (sav) muhafızlarından bazıları onları gördüler ve aralarına düşerek yakalayıp Resulullah'a (sav) getirdiler.[325]

İbn Sa'd'ın Tabakât'mda Abbâd b. Bişr'in biyografisinde şu bilgi veri­lir: Hz. Peygamber (sav) Tebük'te onu, geldiği günden ayrılışına kadar ken­disini korumakla görevlendirdi. Hz. Peygamber Tebük'te yirmi gün kalmış­tı.[326] Huneyn Gazvesinde Resulullah'ı (sav) Enes b. Ebî Mersed el-Ganevî korudu.[327] Ebû Dâvud, Nesfti, Beğavî, Taberânî ve İbn Mende, Ebû Sevbe yo­luyla, onun Muâviye b. Selâm'dan, onun Zeyd b. Selâm'dan şu rivayetini tah-ric ederler: Zeyd b. Selâm, Selâm'ın şöyle dediğini duydu: Bana es-SelÛlî, ya­ni Ebû Kebşe kendisine Sehl b. el-Hanzeliyye'nin şunu anlattığını haber ver­di: "Onlar Huneyn savaşı sırasında Resulullah (sav) ite birlikte yürüdüler, zeval vaktine dek yürümeye devam ettiler ve öğle namazı vakti oldu..." Ve hadisi zikretti. Hadiste şu bilgi geçer: Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Ge­celeyin bizi kim koruyacak f İbn Ebî Mersed el-Ganevî "Ben, eyAllahın Re­sulü" dedi Hadisin sonunda geçtiği üzere Resulullah (sav) ona şöyle dedi: "Gece nöbeti hiç bıraktın mı?" O "Hayır, namaz kılmak ve ihtiyaç gidermek dışında" diye karşılık verdi. Bunun üzerine Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Sen (cennete girmeni) vacip kıldın; binaenaleyh, bu geceden sonra amelde bulunmadık etmen de gerekmez."[328] Bu hadisin isnadı Sahihin şartına sa­hiptir. Bunu Hâfiz îbn Hacer el-lsâbe'cle adı geçen Enee'in biyografisinde söyler.[329]

AHah Resulft'nü (sav) bir grup sahabi korumuştur. Şâmi, Sîref inde onların adlarını verir. Burhanüddin el-Halebî de şöyle der: Bu konuda sayı­nın artması mümkün olup bunu araştır.[330]

tbn İshak'ın Suretinde hicrî 9. yılda Sakîflilerin Resulul-lah'a (sav) gelişleri kıssasında ?ıf bilgi verilir: SakSf kabilesi heyeti Medine'ye yaklaştığında Muğîre b. Şu*be'yi kendi nö­betinde Re8ulullah*ın (sav) yük develerini gözetliyor buldu­lar. Develeri otlatmak ReauluUah*ın ashabı arasında nöbete bağlanmıştı. Muğire onları görünce, develeri Sakîflilerin ya­nında bıraktı ve gelişlerini Resulullah'a (sav) müjdelemek için süratle gitti.[331]

Tenbih: "Aüah seni insanlardan korur* (Mftide 5/67) âyeti nazil olma­dan önce sahabiler, seferleri sırasında Resulllah'ı (sav) koruyorlardı. Âyet nazil olunca Allah Resulü (sav) onları korumadan menetti. Âyet, Uhud Gaz-vesi'nde Resulullah'ın (sav) başına gelen durumla çelişmez. Çünkü âyet Uhud Gazvesi'nden sonra nazil olmuştur. Yahut Kutbuddin el-Haydarî'nin Hasâis'inde açıkladığı gibi, ayette kastedilen husus Resulullah'ın (sav) öl­dürülmekten korunmasıdır. Nesîmü'r-riyâz'a bakınız.[332]

 

Allah Resulümü Arkadan İzleyen Kimse

 

el-İsâbe'de müellif, Cübeyle[333] b. Âmir el-Belevf nin biyografisini verir ve Ruşâti'nin İbnü'l-Kelbf den şu nakilde bulunduğunu zikreder. Cübeyle, Hz. Peygamber'i (sav) arkasından izleyen görevli idi. (bkz. s. 236).[334]

 

Allah Resulü’nün Önüne Geçip Şiir Okuyan

 

Nesâi Sünen* de "Harem'de şiir okuma ve devlet başkanının önünde yürüme babı" başlığını vererek şu hadisi tahric eder: "Hz. Peygamber (sav) Umretu'l-kazâ'da[335] Mekke'ye girdi, Abdullah b. Revâha da önünde şu şiiri okuyordu:'Kâfir çocukları, çekilin yolundan onun..."'[336] Bu hadis Tirmizi'de de mevcut olup hadiste "Kaza Umresi'nde girdi"[337] ifadesi zikredilmektedir. Tirmizi şöyle der: Bundan başka hadiste "Ka'b b. Malik, Hz. Peygamberin (sav)önünde... "ifadesi geçer ki bu daha sahihtir. Çünkü Abdullah b. Revâha Mute savaşında şehid edildi, kaza umresi ise bundan sonraydı.[338] Nûru'n-nibras'ta müellif şöyle der: Tirmizi'nin söylediği su götürür, çünkü kaza umresi hicretin yedinci yılı Zilkade ayında, Mute savaşı ise sekizinci yılda Cumâdelûlâ ayında olmuştu.[339]

 

Ordu Gözcü Kolu

 

Hafız İbn Hacer el-İsâbe'de Selît b. Süfyân el-Eslemî'nin biyografisini verir ve Ebû Ömer'den (İbn Abdilber) şu nakilde bulunur: O Uhud savaşında Resulullah (sav) tarafında müşriklerin izinden gözcü (haberci) olarak gön­derilen üç kişiden biridir.[340]

 

Casus

 

Resulullah'ın (sav) casus olarak gönderdiği kimse: Müs­lim, Enes'ten şu rivayeti tahric eder: "Resulullah (sav), Ebû Süfyân'ın kervanının ne yaptığını öğrenmesi için Büseybe-se'yi casus olarak gönderdi.”[341]

Adı geçen Besbes,[342] küçültme isim kalıbıyla Büseybese, Be s be s ve Bes-bese olarak üç şekilde söylenmekte olup bu konuda onun el-îsâbe'deki bi­yografisine bakınız.[343]

el-Isâbe'de Adî b. Ebi'z-Zağbâ el-Cühenfnin biyografisinde şöyle de­nir: Hz. Peygamber (sav) onu Besbese b. Amr ile birlikte Bedir Savaşında Ebû Süfyân'ın haberini araştırmak üzere gönderdi. İkisi, deniz sahiline ya­kın yere varıncaya dek gittiler. İbn Ukbe (Musa b. Ukbe) bunu İbn Şihâb'dan naklen zikreder (bkz. IV, 230).[344] Bu rivayetin benzeri el-tstibsâr'da mev­cuttur. Ancak orada "Besbes b. Amr el-Cühenî ile birlikte" şeklinde geçmek­tedir.

Buhâri'de, hicret kıssasında Hz. Âişe'den şöyle dediği rivayet edilir: "Abdullah b. Ebubekir, Hz. Peygamber (sav) ve babası Ebubekir'e Kureyş'in haberlerini getiriyordu. Zeki ve becerikli genç bir çocuktu. Onların yanında geceler, sefıerle birlikte çıkar gider ve Kureyş'in yanında gecelemiş gibi on­larla birlikte sabahlardı."[345]

tbn İshak'ın Sîret'inde şu bilgi verilir: Hz. Peygamber (sav) Bedir sava­şma çıktığında Safra mevkiine yakan bir yere varınca Benî Sâide'nin h a-1 ı f i (antlaşmalı) Besbese b. Amr el-Cühenî ile Benî Neccâr'ın halîfi Adî b. Ebi'r-Rağbâ el-Cühenî'yi, Ebû Süfyân b. Harb ve diğerlerinin durumunu araştırmak üzere Bedir'e gönderdi.[346] Yine îbn îshak'ta Bedir gazvesi ile ilgi­li olarak şu bilgi kaydedilir: Hz, Peygamberin (sav) bizzat kendisi ve asha­bından biri (Hz. Ebubekir) bineklerine binip çıktılar. Yolda yaşlı bir Arap'a rastladılar, ona Kureyş ile Muhammed (sav) ve ashabını, bunlardan kendi­sine ulaşan haberi sordu. Adam da kendilerine haber verdi. Haberi verdik­ten sonra Hz. Peygamber ve yanındakine "kimlerdensiniz?" diye sordu, Re-sulullah(sav)daasudanız!wbuyurdu. Resulullah (sav) sonra ashabının yanı­na döndü ve Hz. Ali, Zübeyr, Sa'd b. Ebî Vakkas ve başkalarını haber araştır­mak üzere Bedir'e gönderdi (bkz. II, 56).[347]

el-İstîâb'da geçtiği üzere Hz. Peygamber (sav) Medine'den Bedirce hareket etmeden önce Talha b. Ubeydullah ile Said b. Zeyd'i haber araştırmak üzere Şam yoluna gönderdi. Onlar sonra Medine'ye döndüler ve Bedir savaşı günü Medine'ye vardılar. Resulullah (sav) da onlara ganimetten paylarını verdi.[348]

İbn Sa'd'ın Tabakât*mda Ebû Temîm el-Eslemî'nin biyografisinde şu bilgi verilir:O, hizmetçisi Mesud b. Hüneyde'yi, Uhud savaşı için Kureyş'in kendisi üzerine geldiğini, sayılarının, at ve silahlarının ne kadar olduğunu haber vermek üzere yaya olarak Arc'dan Resulullah'a (sav) gönderdi.[349]

el-lstîâb'da Huzeyfe b. Yemân'ın biyografisinde şu bilgi verilir: O, Hz. Peygamberdin (sav) Hendek savaşı sırasında Kureyş'in durumunu öğren­mek üzere gönderdiği kimse olup onların göçüşleri haberini getirmişti.[350]

İbn İshak'ın Sîıetinde Hevâzin kıssasında şu bilgi geçer: Huneyn Gazvesi Öncesinde Hevâzin, Sakîf, Nasr, Cüşem ve di­ğer kabilelerden insanlar Resulullah'ın (sav) durumunu gö­rüşmek üzere toplandıklarında, Resulullah (sav) bunu haber alınca onlara Abdullah b. Ebû Hadred'i gönderdi ve halkın arasına girip bilgi edinince ve haberlerini getirinceye kadar orada kalmasını emretti. İbn Ebî Hadred hemen gitti, araları­na girdi ve Resulullah'a (sav) savaş açma kararlarını duyup Öğreninceye kadar içlerinde kaldı, sonra da gelerek Resulul­lah'a (sav) haber verdi.[351] Bu bilginin aynısı el-Mevâhib ve şerhinde de mevcuttur. (III, 2)

el-tsâbe'de müellif, Ümeyye b. Huveylid'in biyografisini vererek Hz. Peygamber'in (sav) onu yalnız başına Kureyş'e casus olarak gönderdiğini ve onun şöyle dediğini zikreder: Hubeyb'in (bağlı olduğu) odunun yanına gel­dim, gözcülerden korkuyordum, çıktım ve Hubeyb'i çözdüm.[352] Yine el-tsâbe'de Bişr b. Süfyân el-Utakî'nin biyografisini verir ve Kureyş'in haber­lerini araştırmak üzere Resulullah'ın (sav) onu Mekke'ye gönderdiğini zik­reder.[353] el-tsâbe'de Cübeyle[354] b. Âmir el-Belevî*nin biyografisi verir ve onun Ahzâb (Hendek) savaşında Hz. Peygamber'in (sav) casusu olduğunu kaydeder.[355] Yine el-tsâbe'de Hubeyb b. Adîel-Ensârfnin biyografisini ve­rir ve Buhâri'den naklen Resulullah'ın (sav) on kişiyi casus olarak gönderdiğini ve başlarına Âsim b. Sabit'i emîr tayin ettiğini zikreder. Sonra İbn Ebî Şeybe'nin tahric ettiği bir rivayetten, Hz, Peygamber'in (sav) onu yalnız ba­şına Kureyş'e casus olarak gönderdiğini nakleder.[356]

 

Düşman Ülkesinde Devlet Başkanına Onların Haberlerini Göndermek Üzere Casus Tutulan Kimse

 

el-İstîâb'da (s. 426) Resulullah'ın (sav) amcası Abbas b. Ab-dülmuttalib'le ilgili olarak şu bilgi verilir: Abbas Hayber fet­hinden Önce müslüman oldu; müslümanhğını gizliyor ve müş­riklerin haberlerini Resulullah'a (sav) yazıyordu. Hz. Pey­gamber de kendisine "Mekke'de kalman daha hayırlıdır" diye yazdı.[357]

el-tsâbe'de müellif, Enes b. Ebî Mersed el-Ganevf nin biyografisini ve­rir ve İbn Sa'd'dan naklen onun Resulullah'ın (sav) Evtas'taki casusu oldu­ğunu kaydeder.[358]

 

Devlet Başkanının Kendi Ülkesinde Halk Arasında Casus (Haberci) Edinmesi

 

Tirmizi'nin Şemailinde îbn Ebî Hâle'nin uzun hadisinde şu husus zik­redilir: Hz. Peygamber (sav)halka, halkın içinde olup bitenleri sorardı.[359] İb-nü't-Tilimsâni Şerhu'ş-Şifâ'da şöyle der: "Bu, nehyedilen tecessüs türün­den olmayıp üstün kimseyi ( f â d 11 ) onun seviyesinde olmayandan ( m e f d û 1) ayırdetmek ve bunların devlet başkanı katında kendi (ha­ke ttıkleri) mevkide bulunmaları içindir. Bundan dolayı bu hususları haber vermek, nehyedilmiş gıybetten sayılmayıp emredilen nasihat kabilinden-dir. Münâvi de Şemail şerhinde şöyle der: Bu, toplumda olup bitenlerin iç­yüzünü anlama hususunda yöneticileri, hatta onlardan başka fukaha, sali-hin ve halkın önde gelenleri gibi tabileri çok olan kimseleri irşaddır. Bunlar, bazan telafisi mümkün olmayan zararlara yol açmaması için bundan gafil bulunmamalıdırlar.

Hafız îbn Hacer Fethu'l-Bârfde "Ezaya karşı sabır babı"nda Hz. Pey­gamber'in (sav) "Allah Musa'ya rahmet etsin, bundan daha çok ezaya maruz kaldı da sabretti"[360] buyurduğu kıssada şöyle der: Bu hadiste, kendi hakla­rında söylenenleri, sözü söyleyenden sakınmaları (tedbirli olmaları) için devlet başkanına ve fazilet ehline haber vermenin caiz olduğuna delil vardır.[361] Üseyd b. Musa, Fedâilu'ş-Şeyhayp adlı kitapta Hur'dan şöyle dediği rivayetini tahric eder: Hz. Ömer'in halk arasında casusları (muhbir) vardı.

Enteresan bir bilgi: Allâme Ebü'l-Abbas Ahmed b. Ali el-Bûsaîdî'nin Fevâidü'l-münâsaha fî fVli'l-musâfaha[362] adh eserinde şu bilgi geçer: Efendim Ali b. Belkasım el-Batyavî bana haber verdi: "Bize ulaştığna göre Şeyh îbn Gazi, tabilerinden bazılarını perşembeden perşembeye, memle­kette olup bitenleri kendisine yazmak üzere görevlendirmişti. Bu yazılanla­rı, ders yapmadığı perşembe günü mütâlâa ederdi. Zamanın ve ehlinin bilin­mesi konusunda îbn Gâzi'den bu hususun nakledilmiş olması, "zamanı bil­meyen..." gerçeğine bağlı olarak bu davranışın caiz veya gerekli hususlar­dan olduğunu gösterir." Bu bilgiyi müellifin elyazısından naklettim.

Şeyh Ebû Ali el-Yusî'nin el-Muhâdarât'mda Emir Muhammed el-Hâc el-Delâî' nin ona Hafız Ebu'l-Abbas el-Makkarî[363] ile ilgili olarak şu bilgiyi naklettiği kaydedilir: Makkarî, Mısır'da kaldığı sırada, her sabah olunca çarşıları, mescidleri, meydanları ve sokaklarıyla şehri baştan başa dolaşıp gördüğü her olayı ve duyduğu her şeyi akşam kendisine haber vermesi için yiyeceği, giyeceği ve sair ihtiyaçlarını karşılamak üzere bir adam tutmuştu.

Derim: Şüphe yok ki İbn Gazi ile Makkarf nin zamanında gazeteler çık­saydı, gazetelere ilk abone olacak kimselerden olurlardı. Mesela günlük on gazeteye abone olmaları, mezkur adamın iaşesi ve diğer ihtiyaçlarını karşı­lamaktan daha ucuza malolurdu onlara. Allah en doğrusunu bilir.

Ebû Abdullah Muhammed b. Musa el-Mekkî en-Nâsırr nin ed-Düre-rü'1-murassaa fî sulehâi Der'a[364] adh eserinde sünnet ehli ve örnek imam Ebü'l-Abbas Ahmed b. Muhammed b. Nasır ed-Der'fnin[365] biyografisinde, talebelerinden birinin şöyle dediği nakledilir: Şeyh, bölge ve şehirlerdeki halkın durumu ve başlarından geçenleri çokça sorar ve araştırırdı. Bana bu­nu çok sorardı. Bir defasında "Haberlerden şeyhe ne? Namazıyla, orucuyla ve tesbihiyle uğraşsa kendisi için bundan daha güzel olurdu!" diye içimden geçirdim. Bundan kısa bir süre sonra bana haber vererek şöyle dedi: "Mü'min, müslüman kardeşleri ve durumlarının ne olduğunu sorar; hayırda olana hayrının artması ve afiyeti için dua eder, kötülük ve yoksulluk içinde bulunan için de hayır ve rahmet niyaz eder." ed-Dürer müellifi, Arif eş-Şa'rânî'nin de bu yolu izlediğini söyler.

İbn Sa'd'ın Tabakalında Hz. Osman'ın biyografisinde, Musa b. Tal-ha'dan şöyle dediği rivayet edilir: "Müezzin ezan okurken Osman b. Affân'ı gördüm; insanlarla konuşuyor, fiyatlar ve haberlerle ilgili olarak onlara so­ruyor, bilgi alıyordu." Yine Musa'dan şöyle dediğini kaydeder: "Osman'ı gördüm, cuma günü çıkıp minbere oturuyor, müezzin ezan okuyor o da konuşu­yor, halka fiyatları, yöneticilerini[366] ve hastalarını soruyordu. Müezzin su­sunca da kalkıp asasına dayanarak hutbe okuyor, sonra bir miktar oturuyor ve daha önce yaptığı gibi halkla konuşup onlara (durumlarını) soruyor, son­ra kalkıp hutbe okuyor, sonra iniyor ve müezzin kamet getiriyordu.[367]

 

Düşmanı Dağıtmakla Görevli Kimse (Muhazzil)

 

Bundan maksat dehâ ve siyasetiyle düşman topluluğunu bozup dağıtan kimsedir. İbn Hazm Cemilere'de Nuaym b. Me-sud b. Âmir el-Eşcaî'yi zikreder ve onunla ilgili olarak şöyle der: O, Ahzab topluluğunu dağıtan kimsedir.[368] el-İstîâb'da da şu bilgi verilir: Hendek savaşı sırasında müslüman oldu. O, Benî Kureyza ve Kureyşlilerin topluluğunu dağıtan (birlikle­rini bozan) kimse olup Allah böylece onların tuzaklarını boşa çıkarmıştır. Onun müşrikler ve Benî Kureyza'mn birliğini bozmasıyla ilgili siret kaynaklarında geçen haberi oldukça il­ginçtir.[369]

Nuaym'ın kıssası İbn Sa'd'ın Tabakasındaki (IV, 19) biyografisinde geniş şekilde anlatılmıştır.[370] el-f sâbe'de şu bilgi geçer: O, Hendek vakasın­da Kureyza ve Gatafân orduları arasına vefasızlık sokan kimse olup bunun üzerine onlar birbirleriyle ayrılığa düşerek Medine'den göçüp gittiler.[371]

el-Mevâhib'de, Hz. Peygamberdin (sav) fesahati bahsinde şu bilgi ge­çer: Hz. Peygamber (sav) "Harp aldatmadır (hile)" buyurmuş olup bu hadisi Buhâri[372] ve Müslim[373] Ebû Hureyre'den rivayet etmişlerdir. Ebû Hureyre şöyle der: "Nebi (sav), harbi hile diye adlandırmıştır." Müslim'in rivayetinde "adlandırmıştır" ifadesi mevcut değildir. Hud'a (hile)kelimesi"ha"harfinin üç harekesiyle de okunur. En meşhuru "ha"nın fethası ve "dâl"ın sükunu ile­dir. Sa'leb ve başkaları, bunun, Hz. Peygamber'in (sav) kullandığı lehçe ol­duğunu söylerler, İkincisi "ha"nın zammesi ve "dâV'ın sükunu, üçüncüsü ise "ha"mn zammesi ve "dâFın fethası iledir. Allah Resulü (sav) bu sözü Ahzâb (Hendek) savaşında Nuaym b. Mesud'u gönderip Kureyş., Gatafân ve Yahu­diler arasına ayrılık sokmasını emrettiğinde söylemiş olup bununla, tuzak kurmanın sayı bakımından çokluktan daha faydalı olduğuna işaret etmiş­tir.[374]

Mezkur Nuaym'm kıssası şöyledir:[375] O, nedim'i olduğu Benî Kureyza'ya gelerek şöyle dedi: "Size olan sevgimi biliyorsunuz." Onlar da "doğru söylüyorsun" karşılığını verdiler. Nuaym şöyle dedi: Kureyş ve Gatafân ka­bilelerinin durumu sizin gibi değildir; memleket sizin memleketiniz, malla­rınız ve kadınlarınız buradadır ve siz memleketinizden başka bir yere göçüp gitmeğe de muktedir değilsiniz. Kureyş ve Gatafân kabileleri Muhammed (sav) ve ashabıyla savaşmaya geldiler, sizse onlara karşı Kureyş ve Gatafân'a arka çıktınız. Onların memleketleri, malları ve kadınları başka yerdedir. Binaenaleyh onlar sizin gibi değildirler; eğer bir menfaat görürler­se ona konarlar, aksi durumda memleketlerine döner ve sizinle Muhammed'i (sav) karşı karşıya bırakırlar. Sizin de yalnız başınıza yeterli gücünüz yoktur. Bu yüzden, onların eşraflarından bazılarını rehin almadıkça savaşa girmeyin. Onlar da "bize yol gösterip nasihat ettin" dediler ve ona dua ve te­şekkür ettiler.[376] Nuaym sonra Rureyş'e giderek şöyle dedi: "Size olan sevgi­mi ve Muhammed'e (sav) olan ayrılığımı biliyorsunuz. Bana bir haber ulaştı ki nasihat olarak size bildirmeyi kendime borç bildim. Yahudiler, yaptıkla­rından pişmanlık duyarak Muhammed'e (sav) haber gönderip şöyle dediler: İster misin Kureyş ve Gatafân eşrafından bazılarını senin için alıkoyalım? Onların boyunlarını vurursan, sonra biz de seninle oluruz, kalanların kökü­nü kazırsın." Nuaym sonra Gatafân'a giderek onlara da bunun aynısını söy­ledi. Bunun üzerine İkrime'yi iki kabileden oluşturulan bir grup içinde Benî Kureyza'ya gönderdiler. Kureyzaular "bize bir rehin vermedikçe sizinle bir­likte savaşmayız" dediler. Elçiler bu haberi Kureyş ve Gatafân'a getirince[377] iki kabile mensupları "Nuaym'ın verdiği haber doğrudur" dediler ve Kurey­za'ya haber gönderip kendilerine bir tek kimseyi bile rehin vermeyeceklerini bildirdiler. Kureyza da bunun üzerine, "Nuaym'ın anlattığı doğrudur" dedi­ler.

İbn Badis şöyle der: Hz. Peygamberin (sav) söylediği *Eğer gücün ye­terse onları bizden sav, şüphesiz savaş bir hiledir" sözü sebebiyle, bu olay­dan, düşmanın zararım müslümanlardan defetmek için kendilerine hile ve tuzak kurmanın caiz olduğu anlaşılmaktadır. Müslümanlardan dargın iki kişinin arasım bulmak konusunda, onların hiçbiri söylemiş olmasa da kalp­lerini telîf için hayır kelamında bulunmak mubah olunca, Allah'ın dinini ve seçkin Resulü'nün sünnetini yüceltmek için kendilerini feda eden asker ve mücahidlerin kanlarının dökülmesini önlemek ve kafirleri helak etmek için neden mubah olmasın? Bu, müslümanlara nasihat ve vefa kabilinden olup yalan ve hıyanet türünden bir davranış değildir.

îbn Ebî Hatim el-tlel'de Nüvâs b. Sem'ân'dan şu rivayeti tahric eder: "Nebi (sav) bir seriyye gönderdi ve şöyle buyurdu: 'Kelebeklerin ateşe dalışı gibi yalana daim; her yalan, şüphesiz yalan olarak yazılır. Kişinin savaşta söylediği yalan bundan hariçtir, çünkü savaş aldatmadan (hile) ibaret­tir."[378]

et-Tevşîh'te, Hz. Peygamberdin (sav), "Harp aldatmadır" sözüyle ilgi­li olarak müellif şöyle der: Resulullah (sav), savaşta mümkün olduğu kadar hileye başvurulmasını emretti. İbnü'l-Müneyyir şöyle der: "Yani gerçek ma­nada kamil savaş, düşmanla karşı karşıya gelmek olmayıp aldatmaktan (hi­le kurmaktan) ibarettir. Bu, düşmanla karşılaşmanın tehlike arzetmesi se­bebiyledir. Maksadın hasıl olması, tehlikesiz bir şekilde aldatma yoluyla za­fere varmaktır. Ebü'l-Hasan ed-Dimnetî[379] et-Tevşîh'e yaptığı ihtisarda şu ilavede bulunur: Konstantiniyye ulemasından biri, hıristiyanlara şöyle de­diklerini bana haber verdi: Biz size silahla galip geldik, siz ise bizim hüküm­darlarımıza hileleriniz, eğlence ve haramları süslemeyle galip geldiniz ve onlar da dinin ifsadı konusunda size tabi oldular. Hıristiyanlar şöyle karşı­lık verdiler: Peygamberinizin "Harp aldatmadır'' hadisi gerçek değil midir? Biz "evet" dedik. Onlar da şöyle dediler: O halde biz de aldatmayı teşri kılma­nızla size galip geldik.[380]

 

Nemmam (Kovucu, Söz Taşıyan)

 

el-lsâbe'de müellif, Mesud'un biyografisini verir ve îbn Ebî Şeybe'nin Urve'den şu hadisi tahric ettiğini kaydeder: Resulullah'in (sav) ashabından Mesud adlı bir adam vardı, kovucu îdi. Hendek savaşında Kureyzalılar "Bize adamlar gönder; biz Muhammed'le Medine tarafından, sen de Hendek tara­fından savaş" diye haber vermesi için onu Ebû Süfyân'a gönderdiler. İki ta­raftan savaşılacağı haberi Resulullah'a (sav) ulaşınca, bu durum kendisine ağır geldi ve şöyle buyurdu: Ey Mesud, Ebû Süfyân'agit ve "Ebû Süfyân'aha-ber göndersinler, o da kendilerine adam yollasın, adamlar geldiğinde onları tutuversinler biz de öldürelim" diye Benî Kureyza'ya haber göndermiş oldu­ğumuzu ona bildir. Mesud bunu duyunca hemen Ebû Süfyân'a vararak ha­ber verdi. O da "doğrudur, vallahi Muhammed hiç yalan söylememiştir" dedi ve Benî Rurezya'ya hiç kimseyi göndermedi. îbn Hacer şöyle der: Bu kıssa­da, Nuaym b. Mesud el-Eşcaî kıs sasıyla benzerlik vardır. Allah en doğrusu­nu bilir.[381]

 

Allah Resulü Zamanında Gemi Kullanımı

 

Allah Resulü (sav) zamanında kullanılan gemiler:[382]

Siyer kaynaklarında, Nebi (sav) zamanında sahabenin kullandığı bir­çok gemi ile ilgili haberler zikredilir.

Cafer b. Ebî Tâüb'in (ra) iki gemisi: Resulullah (sav) hic­retin 6. yılında Amr b. Ümeyye ed-Damrî*yi, İslâm'a davet et­mek üzere Necâşi'ye gönderdi. O müslüman oldu ve ashaptan Habeşistan'da ikamet etmekte olanların hepsini kendisine gönderdi.[383] Habeşistan'da kalanlar için Resulullah (sav) Amr b. Ümeyye ed-Damrî'yi (ra) Necâşi'ye gönderdiğinde Necâşi onları iki gemiye bindirdi ve Amr, Resulullah (sav) Hayber*de bulunduğu sırada onları kendisine getirdi. Cafer b. Ebî Tâlib de içlerindeydi. Necaşi onlarla birlikte, Habeşistan'da vefat etmiş bulunan müslümanların hanımlarını da iki gemiye bin­dirdi.[384]

Eşarîlerin gemisi: Ebû Musa el-Eş'ari, iki kardeşi ve ka­vimleri Resulullah'a (sav) hicret ettiklerinde, gemileri onları Habeşistan'a vurarak Necâşi'ye götürdü. Onun yanında Ca­fer b. Ebî Tâlib ve arkadaşlarıyla karşılaştılar ve birlikte dö-nünceye dek onun yanında kaldılar. Bu kıssa Sahîh-i Buhâri'de geçmektedir.[385]

Gayrı muayyen gemiler: Muvatta'da Ebû Hureyre'den (ra) şu rivayet nakledilir: "Bir adam Resulullah'a (sav) gelerek şöyle dedi: Ey Allah'ın Resulü, biz denize açılıyoruz, yanımıza az su alıyoruz, eğer onunla abdest alacak olursak susayaca-ğız, deniz suyuyla abdest alalım mı? Resulullah (sav) şöyle bu­yurdu: "Denizin suyu temiz ve ölüsü(nün eti) helaldir."[386] Bu hadis, Tirmizi'nin Câmi'i[387] ve diğer kaynaklarda da geçmek­tedir. Nebi (sav) haber vererek şöyle buyurdu: "Ümmetimden bazı insanlar, tahtlar üzerinde hükümdar olarak veya[388] taht­lar üzerindeki hükümdarlar gibi, Allah yolunda gazaya çık­mış olarak denize açılıyorlar (açılacaklar)." Muvatta'da geçti­ği üzere, Resulullah (sav) bunu Ümmü Haram bint Mil-hân'ın[389] evinde söylemişti. Ümmü Haram (ra) Resulullah'a (sav) "Beni onlardan kılması için Allah'a dua et" diye istekte bulundu, Resulullah da "Sen ilklerdensin" dedi. Ümmü Haram, Muâviye zamanında deniz yolculuğuna çıktı, Kıbrıs adasına indi ve orada defnedildi.[390]

Bu son hadisi, Buhâri "Kitâbül-Cihâd" da "Kadının denizde gazaya çıkması babı" adıyla bir başlık açarak şu lafızla verir: "Ümmetimden bazı insanlar Allak yolunda yeşil denize açılacaklar, onların misali tahtlar üze­rinde hükümdarların misalidir." Binti Milhan[391] "EyAllahın Resulü, beni onlardan kılması için Allah'a dua et" dedi. Resulullah (sav) da "Sen ilkler­densin, sonunculardan değil"  buyurdu. Enes şöyle der: Ümmü Haram, Ubâde b. Sâmit ile evlendi, Binti Karza[392] ile birlikte denize açıldılar, karaya çıktığında bineğine bindi, hayvan onu yere vurdu, o da düşüp öldü.[393] Hafız İbn Hacer, İbn Lehia'nın gaza için denize açılan ilk kişinin Muâviye olduğu­na dair rivayetini İbn Vehb'in Muvatta'ından[394] naklen kaydetmektedir.[395] Bu rivayetin benzerini İbn Hacer yine "Kitâbü'l-Cihâd" da "Denize açılmaya dair bâb"da zikretmiş olup oraya bakınız.[396]

Utbiyye'nin "Câmî" bölümünde, İmam Mâlik'in şöyle dediği zikredilir: Muâviye b. Ebî Süfyân denize açılmak konusunda Ömer b. Hattâb'dan mü­saade istedi. Hz. Ömer ona izin vermekten çekindi. Hz. Osman halife olunca, bu kez de izin için ona yazdı. O da çekindi. Sonra tekrar izin istedi. Hz. Os­man ona "eğer eşin ve çocuğunla (gemiye) binersen bin, sana müsaade ettim" diye yazdı. Bunun üzerine Muâviye yanında hanımı Binti Karza[397] olduğu halde denize açıldı.[398] Yine Utbiyye'de İmam Mâlik'in şöyle dediği kaydedi­lir: Osman b. Affân, Amr b. Âs ile Muâviye'yi, Amr karada ve Muâviye de de­nizde olmak üzere emir (kumandan) tayin etti. Biraraya geldiklerinde ise kumandan Muâviye olacaktı. Gaza yerine vardıklarında, Muâviye Amr'a haber göndererek kendisine gelmesini istedi, o gelmeyi kabul etmedi. Muâviye isteğinde ısrarlı olarak ona haber gönderdi, Amr da "ben de sana gelmeyeceğime dair kendi kendime azmettim"_dedi. Muâviye "deniz kıyısı­na gelerek bana yaklaş" dedi. Amr bir yaya dayanmış olarak geldi ve onunla uzunboylu konuştu. Muâviye ona "karşı mı çıkıyorsun, unuttun mu?" dedi. O "unuttum" karşılığını verdi ve birlikte hareket ettiler. İbn Rüşd el-Beyân ve't-tahsîPde şöyle der: Bu husus İbn Vehb'in Muvatta'ında geçer. Amr, kendisine gelmesi hususunda Muâviye direttiğinde, gitmedi. Bu sebeple ki o, Hz. Osman'ın Muâviye'ye onun üzerinde kumandanlıkye.tkisi vermediği bir yerde idi ve muhtemelen Muâviye'ye gelmesinde güçlük vardı. Binaena­leyh, kendisine yaklaşmasını istediğinde ise durumun kolaylığı sebebiyle ona icabet etti.[399]

Makrizi'nin el-Hıtat'ında şu bilgi verilir: Resulullah'm (sav) sağlığın­da ve Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer'in halifeliği sırasında deniz yoluyla gazaya çıkılmış değildi. Gaza maksadıyla denize ilk açılan kimse Alâ b. Hadrami idi. O, Hz. Ebubekir ve Ömer zamanında Bahreyn vahşiydi. Acemlerin içine, Allah'ın kendi elleriyle İslâm'ı yücelteceği bir eser (iz) bırakmak istedi ve Bahreyn halkına Fars'a sefer düzenleme çağrısında bulundu. Onlar da bu is­teğe hemen koştular. Alâ onları askeri birliklere ayırdı; birinin başına Cârud b. Mualla'yı, ikincisine Sivâr b. Hemmâm'ı, üçüncüsüne Huleyd b. Münzir b. Sâvâ'yı verdi. Bütün halkın başına da (genel kumandan olarak) Huleyd'i getirdi ve Ömer b. Hattâb'ın izni olmaksızın onları Fars'a doğru ge­milerle denize açtı. Hz. Ömer, askerlerini tehlikeye atar endişesiyle hiç kim­seye gaza için denize açılma izni vermemişti. Allah Suriye'nin fethini nasip kılınca, o sırada Şam ve Ürdün ordusunun başında bulunan Muâviye b. Ebî Süfyân, denize açılmak hususunda Hz. Ömer'den ısrarla talepte bulundu. Sonra Hz. Osman'ın halifeliği sırasında müslümanlar deniz yoluyla gazaya çıktılar. Denizde ilk defa gazaya çıkan kimse Muâviye b. Ebî Süfyân olup de­nizde Beni Fezâre'nin h a 1 î f i olan Abdullah b. Kay s el-Hârisi'yi görev­lendirdi. O, yaz ve kış, karada ve denizde olmak üzere elli gazve düzenledi, denizde hiçbir kimse ne boğuldu ne de sıkıntıya düştü.[400] Abdullah b. Sa'db. Ebî Şerh, Herakliyus'un oğlu Kostantin 34 (654-55) yıhnda bir gemiyle İs-kenderiyye'yi ele geçirmek üzere kendisine karşı sefer düzenlediğinde, de­nizde gazaya çıktı. Abdullah ikiyüz veya bundan biraz daha fazla gemiyle hareket ederek onunla savaştı. Buna Zâtu's-savârî[401] vak'ası denir ki, Ab­dullah, Kostantin'i hezimete uğrattı ve askerlerini Öldürdü. Muâviye, Ukbe b. Âmir el-Cühenî'yi de denizde gazaya çıkardı ve Rodos'a yönelmesini em­retti, o da Rodos'a vardı. Hocamız Veliyüddin İbn Haldun, müslümanların (ilk zamanlar) gaza için denize açılmaktan geri durmalarının sebebi olarak şunu zikreder: Başlangıçta Araplar deniz kültürü ve deniz ulaşımı konu­sunda mahir değillerdi. Hükümranlık Arapların eline geçip de otoriteleri yükselince Arap olmayan milletler elleri altında ve kendilerine köle oldular, her sanat erbabı onlara yaklaştı. Böylece denizde cihâda güçleri yetti, gemi­ler inşa ettiler, personel ve silahla mücehhez donanmalar kurdular, deniza­şırı kafir toplumlarla gaza için onlara asker ve savaşçılar bindirdiler. Bunun için de memleketleri ve sınır boylarından, bu denize yakın ve deniz sahilinde bulunan Suriye, İfrikiyye, Mağrib ve Endülüs gibi yerleri ayırdılar.[402]

Şeyh Ebû Râs el-Muaskerî el-Hulelü's-sündüsiyye'de, Hz. Peygamberkin (sav) ÜmmüHarâm'a söylediği "Sen ilklerdensin" sözü ile ilgili olarak şöyle der: Yani onlar da sonunculardır. Bunlar Tarif, Tarık b. Ziyad, Yusuf b. Taşfin ve oğlu Ali, Abdülmümin b. Ali ve oğlu, oğlunun oğlu ve Yakub b. Ab-dülhak gibi Endülüs'te gaza için denize açılanlardır. Hz. Peygamber'e (sav) "Cevâmiu'l-keüm" (sözün özü) verilmiştir.[403]

Hafız Ebû Muhammed İbn Hazm, Endülüs ulemâsının faziletlerini zik­rettiği risalesinde şöyle der:[404] "Bizini Endülüsümüz için, hiçbir şey olmasa bile, Resulullah'ın (sav) muştusu ve Enes b. Mâlik (ra) yoluyla rivayet ettiği­miz ve halası Üiamü Harâm'ın Hz. Peygamber'den (sav) böyle haber verdiği­ni kendisine naklettiği hadiste mücahid seleflerimizi "tahtlar üzerinde hü­kümdarlar" şeklinde vasfetmesi şeref olarak yeter. Hali buna sevinir, gele­ceği gıpta duyar. Eğer birisi, Hz. Peygamber (sav) bununla Sicilya ve Girit[405] halkını kasdetmiş olabilir; Hz. Peygamberin (sav) kesin olarak Endülüs'ü kasdettiği yolundaki iddiana delil nedir, böyle bir te'vile takva sahibi kimse açık bir delil ve aydınlatıcı bir açıklama olmaksızın müsamaha göstermez derse cevabı şudur: Allah Resulü'ne "Cevâmiu'l-keîim ve faslu'l-hitab" (sö­zün Özünü söyleme kabiliyeti) verilmiş ve kendisine vahyolunanı açıkla­makla emrolunmuştur. Hz. Peygamber (sav), senedi âdil ravilerin âdil ravilerden nakli suretiyle muttasıl bulunan bu hadiste, Ümmetin­den biri diğerinin ardından deniz yoluyla gazaya çıkacak iki grubu haber vermiştir. Ümmü Haram kendisini de onlardan kılması için Rabbine dua et­mesini istemiş, verdiği haber gerçek olan Resulullah (sav) da kendisinin ilk­lerden olduğunu ona haber vermiştir. Bu, Hz. Peygamber'in (sav) peygam­berliğinin alametlerinden (işaret, delil) biri olup bir şeyi daha meydana gel­meden haber verişidir. Bununla peygamberliği hususunda delil sabit ol­muştur. Ümmü Haram Kıbrıs'a çıkan gazilerden olup devesinden düşerek orada vefat etmiştir. Bu sefer müslümanların deniz yoluyla yaptıkları ilk gazadır. Kesinlikle sabit oldu ki Kıbrıs'a giden gaziler, Hz. Peygamber'in (sav) müjdelediği "ilkler"dirler. Resulullah'ın (sav) haber verdiği üzere Üm­mü Haram da onlardandı. Kendisine beyan ve belagat meziyetinden verilen nasip verilmiş olan Resulullah'ın (sav) her iki grubu da haber vermesini ken­disinden beklemeğe mahal yoktur. Onlardan birini "ilk" diye adlandırmış olup onu izleyen de ancak "ikinci" olur. Bu, izafet ve adet terkibi nevinden olup bu da mantık sanatının tabiatı gereğidir. Çünkü "ilk" ancak ikinciye nisbetle "ilk," "ikinci" de ancak ilke nisbetle "ikinci" olur. Zorunlu olarak ikinciden sonra gelmekten başka üçüncüyü zikretmeğe yol yoktur..." İbn Hazm'ın sözünün devamı için Nefhu*t-tîb'de ikinci cildin başında bulunan risaleye bakınız.

Diyârbekrî Târîhu'l-hamîs*te, insanların efendimiz Hz. Osman'dan intikam alışlarından söze derken şöyle der: Onlar, altıncı olarak da Hz. Os­man'ın, denize kendi ticareti dışında herhangi bir geminin çıkmasını yasak­ladığını ileri sürdüler. Bunun cevabı şudur: Denizi başkalarına yasakladığı­na (koruluk edindiğine) gelince, eğer bu rivayet doğruysa, bu, gemilerin ken­di mülkü olduğuna yorumlanır. Çünkü o Cahiliyye ve İslâmi devirlerde bü­yük çapta ticari faaliyete ve geniş maddi imkanlara sahipti. O denizi başka­larına yasaklamış değildi; yaptığı, kendi gemilerinin kendi malından başka­sını taşımalarını engellemekti.[406] Binaenaleyh, Târîhu'l-hamîs'te Hz. Os­man'ın ticaret gemileri olduğu kaydedilmektedir.

el-tsâbe'de müellif, Büsr b. Ertât'ın biyografisini verir ve onun Muâvi-ye zamanında denizde e raîr (kumandan)olarakgörevlendirildiğini zikreder.[407] Bundan anlaşıldığına göre deniz emirliği Muâviye zamanında dü­zenlenmiş ve yaygınlaşmıştır. Sannâcetü't-tarab fi takaddümâti'l-Arab[408] adh eserde şu bilgi verilir: Muâviye b. Ebî Süfyân zamanı gelince, müslümanlara denize açılmaları ve düşmanlarıyla cihâd hususunda izin verdi. O sıralarda, denizle ilgili ihtiyaçlarında, daha önceleri deniz konu­sunda eğitim ve tecrübeleri bulunan milletlerden denizcileri istihdam etti­ler. Gemiler inşa ettiler.[409] Öyle ki onun zamanında personel ve silahla do­nanmış gemi sayısı 1700*6 ulaşmıştı." (s. 327)

Papaz Henri Lam men s el-Yesûî'nin Tesrîhu'l-ebsâr fîmâ yahtevî Lübnan mine'1-âsâr[410] adlı eserinde (s. 138) geçtiği üzere tarihçi Theopha-net "Dünya Tarihi"nin 6140. yılı olaylarında şunu zikreder: "Emevilerin ilk halifesi Muâviye, kerestelerini Cebel-i Lübnan'dan getirterek 1700 gemi in­şa ettirdi. Bundan kısa bir süre sonra, birinciden sayı bakımından daha çok ve daha ürkütücü olan ikinci bir donanma daha teçhiz etti."

Tenbih: Ali b. Harb el-Irâkfnin Kitâbü'l-Bihâr adlı bir eseri olup îbn Hacer el-tsâbe'de ondan nakillerde bulunmuştur. Selâme el-Udrfye bakı­nız.[411] Çağdaş Mısırlılardan birinin kaleme aldığı Kitâbu SüfÜni'l-üstûlVl-İslâmî ve târihuhâ ve envâuhâ ve evsâfuhâ adh matbu bir eser de vardır.[412]

 

Mancınık Yapan

 

Mancınık, kendisiyle taş atılan bir alet olup Arapçalaştırıhnış bir kelimedir. Hafâci Nesîmü'r-riyâzMa şöyle der: Bu kelime mancı­nık veya mincınık şeklinde okunmakta olup düşmana büyük taşlar fırlatmak için kullanılan bir alettir. Şöyleki odundan yapılmış son derece yüksek direkler (atıcı) bağlanır, üzerine atılması istenen şeyler ko­nulur, sonra direğe vurulur ve onu oldukça uzak bir mesafeye fırlatır. Bu, barut ve topun icadından öncelere uzayan eski bir alettir.

Siyer'de kaydedildiğine göre Hz. Peygamber (sav) Tâif halkını kuşatma altına alıp onları mancınıkla taşa tut­muştu. İbn Hişâm şöyle der: Kendisine güvendiğim biri, İslâm'da ilk defa mancınık kullanan kimsenin Resulul-lah (sav) olduğunu ve onunla Tâif halkına attığını bana haber verdi.[413]

Suyûti de Evâil'inde bunu kesin olarak belirterek şöyle der: İslâmda ilkolarakTâifGazvesi'nde mancınık kullanıldı.[414] îbnü'l-Esîr'inel-Kâmil'inde de Tâif kuşatması sırasında mancınık kullanılması ko­nusunda Selman el-Fârisfnin yol gösterdiği belirtilir.[415] Nûru'n-nibrâsta şu bilgi verilir: Tâif halkına karşı mancınık kullanıldığına dair ha­dis mürseldır, Tirmizi'de de bu şekilde olup, o bunun zayıf olduğunu söyler. Fakat Beyhaki'de[416] Ebû Ubeyde'nin rivayetiyle nakledilir. el-Mîzân'da Abdullah b. Hirâş'm biyografisinde, onun Avvâm'dan, onun İbrahim et-Teymfden, onun da babasından şu rivayette bulunduğu kaydedilir: "Nebi (sav) Tâif halkına karşı mancınık kurdurttu."[417]

Derim: Mancınık yapımı, hendek kazılması ve debbâbe icadı, Arapların bildikleri ve eser kaleme aldıkları harp aletleri ümindendir. İbnü'l-Ekfânî İrşâdü'l-kâsid'de şöyle der: Harp aletleri ilmi, kendisiyle mancınık ve diğer harp aletlerinin nasıl yapılacağı öğrenilen bir ilimdir. Şehirleri koruma ve düşmanı defetme hususunda son derece büyük faydası olup Musa b. Şâkir'in bu konuda faydalı bir eseri vardır,

Câhız el-Beyân ve't-tebyîn'de şu bilgiyi verir: Hire'de Kudâa hüküm­darlarının sonuncusu olan Cezîme el-Ebraş et-Tenûhî, mancınığı ilk edinen ve kalelerin üstüne koyan kimsedir.[418]

 

Debbâbe

 

Debbâbe, surları delmek için içine insanların girip surlara yak­laştıkları bir harp aletidir.[419] el-Kâmus'ta şu bilgi verilir: "Debbâbe harpte kullanılmakta olup kalenin dibine itilir ve içinde olarak saldırıda bu­lunurlar." Debbâbe küçük bir alet olup kaleler için yapılır; içine adamlar girer ve onun içinden kaleyi delerler. Tavanı da atışlara karşı onla­ra siper olur.[420]

Nefhatu'l-hadâik ve'1-hamâil fil-ibtidâ' vel-ihtirâ' li'1-evâil adlı eserde şu bilgi verilir: İslâmda yapılan ilk debbâbe, Re suluüah'ın (sav) kuşatması sırasında Taife karşı yapılan debbâbe dir.

Derim: îbn Sa'd'ın Tabak&t'ında Sakîf elçilik heyetinden sözedilirken şu bilgi verilir: Urve b. Mesud ve Gaylân b. Seleme, Tâif kuşatmasında bu­lunmamışlardı. Her ikisi de Cüreş'te idiler, arrâde, mancınık ve debbâbe yapımım öğreniyorlardı. Onlar döndüklerinde Resulullan (sav) da Tâif ten dönmüş bulunuyordu. Mancın'ık, arrâde ve debbâbe kurdular.[421] el-Kâmûs'ta da geçtiği üzere Cereş Ür­dün'de bir yerdir. Züfer gibi okunan şekli ise (Cüreş) Yemen'de bir yer olup oradan deri gelir (Cüreşî deri, oraya nisbettir). Arrâde ise, el-Kâmus'ta geçtiği üzere mancınık tan küçük bir alettir.[422]

Siy er1 de, İslâm'da mancınığı ilk kullanan kimsenin Resulullah (sav) olduğu ve Tâif halkına m a n c ı n ı k la attığı kaydedilir. Resulullah'ın (sav) ashabından bir grup da bir debbâbe nin altına girdiler, sonrada gedik açmak üzere onunla Tâif surlarına yaklaştılar.[423]

 

Ağaçları Yakan Ve Kesenler

 

Sahîh-i Müslim'de Abdullah b. Abbâs'tan şu rivayet nakle­dilir: "Nebi (sav) Benî Nadîr*in hurma ağaçlarını yaktırdı ve kestirdi." Kuteybe ve İbn Rumh, rivayetlerinde şu ilavede bu­lunurlar: Allah Teâla bunun üzerine şu âyeti indirdi: "Hurma ağaçlarından herhangi bir şeyi kesmeniz ve kökleri üzerinde bırakmanız hep Allah'ın izniyle ve (Onun) yoldan çıkanları cezalandırman içindir" (Haşr 59/5).[424]

 

Hendek Açma

 

tbn İshak Siret'inde, Resulullah'a (sav) karşı gruplar ha­linde ordular (ahzâb) düzenleyen Yahudilerin haberini; Hz. Peygamberin (sav) onların bu durumunu ve kendisi için kur­dukları planı duyuncu Medine'de hendek kazdırdığını, müslümanlan sevaba teşvik için Resulullah*ın (sav) hendek kaz­ma işinde bizzat çalıştığı ve mûah'imanlann da onunla birlik­te çalıştıklarını zikreder.[425] İbnül-Cevzî Sıfatu's-safve'de[426] Kesîr b. Abdullah el-Müzenfden, onun babasından, onun da kendi babasından şu rivayetini zikreder: ResuluUah (sav) hendeği çizdi ve her on kişi için kırk arşınhk bir meşale ayır­dı. Muhacirler ve ensar, güçlü bir insan olan Selman'ın tarafı­na meylederek.[427] Muhacirler "Sehnan bizdendir" ve ensar da "Selman bizdendir" dediler. Bunun üzerine Resulnllah (sav) da MSelman bizden, ehl-i beyt'tendir" buyurdu.[428] İbn tshak'ın Sîret'inde şu bilgi verilir: Hz. Peygamber (sav) bizzat keremli neftiyle onlarla birlikte hendek kazdı. Kureyş'ten atlar gelip hendeğin önünde durdular, hendeği görünce şöyle dediler: "Allah'a andolsun ki bu, Arapların daha Önce hiç kurmadıkla­rı bir tuzaktır.”[429] el-tstîâb'da (II, 572) Selman'ın biyografisinde şu bilgi geçen Hendeğin kazılmasında yol gösteren Selman, "Bu Arapların daha önce hiç kurmadıkları bir tuzaktır" di­yen de Ebû Süfyftn'dır.[430] Nefhatu'l-hadâik ve*I-hamâü fil-ibtidâ vel-ihtirâ lil-evâil adlı eserde şöyle denir: İslâm'da ilk defo hen­dek kazdıran ResuluUah (sav) olup Medine'de kaldırmıştır.

Siiheyli de şöyle der: Hendek kazımı İranlıların savaş tuzaklarındandır. Selman'ın bu konuda bilgi sahibi olup yol göstermesi de bo yüzdendir, iranlılar ilk hendek kazanlar, Buhtunnasır da ilk defa pusu kurandır. Bu da, düşmandan korunmak için böyle bir yola başvurmanın caiz olduğuna de­lalet eder. Bunda da delil Allah Teftla'nın 'Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın" (Enfâl 8/60) âyetidir.[431] Bu bilgiyi İbn Badis nakle­der. Bunda, savaş aletleri yapımı, askerî organizasyon, ilmî düzenlemeler, ziraî ve sınaî teknikler konusunda komşularını örnek almayan ülke ve dev­letlerin bir süre sonra bile olsa onlara ganimet olayazacaklanna dair en bü­yük delâlet vardır. Yüce Peygamberimizin (sav) bu hususta tavrı ise, kendi kavmi ister bilsin ve uygulasın ister böyle olmasın, her sahada en faydalı ve en güzelini edinme yönündeydi. Bu sebepledir ki Asım b. Sâbit'e "savaşan, kendisiyle savaşûdığı gibi savaşsın" buyurduğu sabit olmuştur.

Hafız İbn Teymiyye, Hz. Peygamberin (sav) peygamberliğinin genel oluşuyla ilgili risalesinde şöyle der: Hz. Peygamberdin (sav) Türklerle savaş­mayı emrettiği ve ümmetinin onlarla savaşacağını haber verdiği hususu sa­bittir. Malumdur ki onlara karşı fayda sağlayacak savaş Fars yaylarıyla ya­pılandır. Oysa onlarla yarım daire şeklindeki Arap yayıyla savaşıldı ve hiç­bir fayda sağlanamadı. Hatta onlar ok atış güçleri sebebiyle müslümanlara daha çok kayıp verdirdiler. Bu yüzden onlarla, kendilerini mağlup edecek si­lahlarla savaşmak gerekir. Bazı müslümanlar Ömer b. Hattâb'a şöyle dedi­ler: "Düşmanı ipek giymiş olarak gördüğümüzde kalbimizde bir korku du­yuyoruz." Hz. Ömer de şöyle dedi: "Siz de onların giydiği gibi giyinin." Hz. Peygamber (sav) Kaza Umresi'ni yaptığında, müşriklerin, onların güçlerini görmeleri için, daha önce meşru kılınmış olmadığı halde ashabına r e -mel ve ıztıba[432] yapmalarını emretti. Böylece, normal durumda meşru olmayan bir şeyi cihâd için (meşru sayıp) yapmıştır.[433]

Ebubekir es-Sıddık'ın (ra), mürtedlerle savaşa gönderdiği sırada Halid b. Velid'e (ra) yaptığı tavsiyede geçen hususlar da bunu açıklamaktadır. Hz. Ebubekir ona şöyle demişti: "Sonra düşmanla karşılaştığında, seninle sa­vaştıkları silahla onlarla savaş; oka ok, mızrağa mızrak ve kılıca karşı kılıç­la." Akvemü*l-mesâlik*te müellif şöyle der: Eğer bu zamana yetişseydi, şüphesiz, top, tüfek, zırhlı harp gemisi gibi icatları da anması gerekecekti. Düşmana karşı mukavemet bu icatlara dayanır ve şer'an vacip olan "kuvvet hazırlığı" da bunlarsız olmaz. Vacip olan bu hazırlık, kendileri için hazırlık yapılanların gücünü bilmeyi, o çapta veya ondan daha iyi hazırlıkiçin çalış­mayı ve bunu sağlayacak yollan bilmeyi gerektirir.

Ebû Abdullah Muhammed b. Abdülkâdir el-Kerdûdî el-Fâsî'nin[434] Fas'ta basılmış Keşfii'l-ğumme fi enne harbe'n-nizâm vâcibün alâ hâzihi'1-ümme adlı bir eseri vardır.

Zurkâni Şerhu'l-MuhtasarMa, müellifin "telsem”[435] sözüyle ilgili ola­rak açıklamada bulunurken İzzûddin îbn Abdisselâm'dan naklen şöyle der:

Câhiliyye insanlarının yaptığı herşey, yapılması nehyedilmiş şeyler olma­yıp yalnız bizim Şeriatâmize aykırı olanlar yasaktır. Araplar daha önce bil­mezlerken Hz. Peygamber (sav) hendek kazdı. Acemlerin (İranlılar) yayları­nı överek "onlar ok atımında sizden güçlüdürler" buyurdu.

Mevvâk Sünenü'l-raühtedîn'de[436] şöyle der: Tedkik ehli için Rendîd giyilmesi konusunu araştırmaktaydım, îmam Mâlik'in Mezâl adlı elbisenin selef elbisesinden olmadığını söyleyip soğuktan korunması sebebiyle onu giymeyi mubah saymasındaki gibi bir sonuca vardım. Yani Rendîd giymenin mubah olduğuna fetva verdim. Bunun üzerine kınandım. Ceva­bım cümlesinden olarak şöyle dedim: M Rendîd bir Rûnt (Bizans) elbi­sesi olup onunla Acemlere benzeme hususu, sağladığı faydanın yanında sö­nük kalır. Çünkü o ekonomik bir elbise olup kendisinden faydalanılır ve so­ğuktan da korur. İmamlardan kendisine güvendiğim biri ?unu kaydeder: Şeriat nehyetmedikçe ve dinin- temel esasları terkine delâlet etmedikçe, Acemlerin yaptığı herşey nehyedilmiş şeyler değildir. Kendilerine benze­mekten nehyedildiğimiz Acemlerden kastedilen, zamanımızda Kisrâ'larm tabileri olanlardır. Bu konudaki yasak, Şeriatimizin muktezasına aykırı olarak yaptıklarıdır. Şeriatimizde mendub, vacib veya mubah daramşlara uygun olarak yaptıklarına gelince, onların da yapmış olmaları sebebiyle bunları terkedemeyiz. Çünkü Şeriat, Allah'ın müsaade ettiği bir hususta onlara benzeyişi yasaklamamıştır. Hz. Peygamber (sav) Acemleri taklitle (onlara benzeyerek) Medine'de hendek kâzdı. Öyle ki düşman grupları (ahzâb) hayrette kaldılar ve sonra onun Selman'ın yol göstermesiyle yapıldı­ğını anladılar."

Hocamız babamın (ra) Tahdîdü'l-esinne fi'z-zabb ani's-sünne adlı eserine bakınız.

Şemsüddin îbn Âbidin'in ed-Dürrü'1-muhtâr'a yaptığı haşiyede, (I, 438) hanefılerin büyük kitaplarından ez-Zahtre'den naklen şu bilgi verilir: "Hişâm şöyle dedi: Ebû Yusuf un ayağında çiviyle raptedilmiş iki ayakkabı gördüm ve bu demirde bir beis görmüyor musun?' dedim. O 'hayır' dedi. Ben, Süfyân ve Sevr b. Yezid'in ruhbanlara benzeme sebebiyle bunu mekruh gör­düklerini söyledim. Ebû Yusuf "Resulullah (sav) kıllı[437] ayakkabılar giyerdi ki bunlar ruhbanların giyeceklerindendi" diyerek şu hususa işarette bulun­du: "Kulların menfaati ile ilgili konularda benzeyiş şekli zarar vermez; yer­yüzünde uzak mesafeler ancak bu tür ayakkabılarla katedilebilir."[438]

Zurkâni'nin Şerhu'1-Muh tasarlında "telsem"[439] sözüyle ilgili olarak bazı âlimlerden şu bilgi nakledilir: Nebi (sav) Arapları, Acemlere benzemek­ten nehyetti. Fakat Acemlerden kendisine elçi olarak gelen hiçbir kimseyi kendi kıyafetlerinden nehyettiği ve Arap kıyafeti kullanmalarını teklif etti­ğine dair haber varid olmamıştır. Bazı âlimler şöyle dediler: Câhiliyye çağı­nın uygun gördüğü ve Şeriatimizde de yasaklanmayan şeyler, Nevruz veMehricân bayramlanndainsanlannmubahhususlardasıla-ira-himde bulunmaları bu kabildendir. İmam Mâlik şöyle der: Selefin giysile­rinden olmamakla birlikte bornos, denilen elbiseyi giymekte bir mah­zur yoktur. Ebu Ömer şöyle der: "Nehiy sabit olmadıkça eşyada asıl olan mubahlıktır." Şeyh Benâni, İmam Mâlikin bornosla ilgili olarak Zurka-ni'nin zikrettiği sözünü tahrif edilmiş sayarak Mâlik'in "o selefin giysilerin-dendir" dediğini belirtir. Muhtemelen her iki söz ayrı konularda varid ol­muştur.

Tenbih: Ebû Salim el-Ayyâşî el-Hükm bi'l-adl ve'1-insaf adlı eserinde şöyle der: Mevvâk Sünenü'l-mühtedîn adh eserinde "İslâm'ın ilk döne­minde mevcut olmayan herşey bidat, meşhura aykırı olan her şey de dalâlettir" görüşünde olanların güçlerini kırmıştır. Hocamız Ebu Muham-med Abdülkâdir el-Fâsf den, Îbnü'l-Hâc'ın el-MedhaTinde, ilk devirde ol­madığı gerekçesiyle ümmetin işlemekte olduğu birçok ibadeti bidat çerçeve­sine dahil ettiği ve sert davrandığı hususlarda[440] Mewâk'ın halka kolaylığı gaye edindiğini duyar dururduk. Abdülkâdir el-Fâsî, Îbnül-Hac'ın sert tav­rıyla ilgili olarak devamla şöyle der: Oysa bu davranışlar bazı mezhep imam-larınca meşru görülmüş, muhtemelen sünnetten zayıf da olsa bir mesnedi bulunmuş, Hz. Peygamberin (sav) uzak bir münasebetle de olsa bir söz veya fiilinden veyahut herhangi bir halinden alınmıştır. Bütün bunlar o davranı­şın Hz. Peygamber'den (sav) alındığını gösterir. Nisbet enzayıf şeyle de olur. İnsanlar türlü türlüdür, her biri hareket tarzlarını Hz. Peygamber'den (sav) almışlardır. Güçlü olan, Hz. Peygamber'in (sav) fiili[441] ve sarih sözlerine; za­yıf olan ise sözlerinin mefhumundan ve bazı söz ve fiillerinden çıkarılmış uzak işaretlere dayanmaktadır. Bütün meselelerde Hz. Peygamberle ara­sındaki bütün bağ ve vasıtaları koparan kimse ancak büsbütün dalâlete düşmüş (sapmış) olur.[442]

 

Ganimet Görevlisi

 

Bedir günü jtaksim edilinceye kadar ganimetleri toplama ve koruma ile görevlendirilen kimse: İbn İshak, Bedir sava­şıyla ilgili olarak verdiği haberinde şöyle der: "Resululiah (sav) ganimet (nefl) işleriyle Abdullah b. Ka'b b. Antr b. Avf b. Mebzûl'ü görevlendirdi."[443] İbn Hazm, Mahmiye b. Cez'i anarak şöyle der: "Resulullah (sav) Bedir günü onu ganimet işleriyle görevlendirdi.”[444] Hayber günü:[445] Kudâi Kitâ-bü'1-Enbâ'da şöyle der: "Huneyn[446] savaşında 6000 esir, deve ve koyundan da sayısı bilinmeyecek kadar ganimet alın mıştı." İbn Fâris Müsnedü'z-Zührî adlı eserinde Said b. Müsey-yeb'den şu rivayette bulunur: "Nebi (sav) o gün kadın, çocuk 6000 esir aldı ve onlara bakmakla Süfyân b. Harb'ı görevlen­dirdi.”

Daha önce, Resulullah'ın (sav), kendisi varıncaya dek esirleri ve malla­rı Ci'râne'de[447] tutmasını Büdeyl b. Verkâ'ya emrettiğini kaydetmiştik.”[448]

 

Allah Resulü’nün Ganimetlerini Yazan

 

îbn Abdirabbih'in el-tkdü'-ferîd'ınde (II, 144) şu bilgi verilir: Muaykıb b. Ebî Fâtıma, Hz. Peygamber'in (sav) ganimetlerini yazardı.[449]

 

Ganimetten Satışına İhtiyaç Duyulan Şeyleri Satmakla Görevlendirilen

 

Ebü'l-Kasım Halef İbn Beşkuvâl, müsned hadislerin metinlerinde ge­çen mübhem isimlerden anlaşılması güç olanların açıklanmasıyla ilgili ese­rinde İmam Mâlik'ten nakledilen şu rivayeti zikreder: Resulullah (sav) Hay­ber savaşında, ganimetten altın veya gümüş kaplar satmalarım iki Sa'd'e emretti. Onlar da her üçünü peşin olarak dört veyahut her dördünü peşin olarak üç adet karşılığında sattılar. Re s ulu ilah (sav) kendilerine 'faiz mua­melesi yaptınız" dedi, onlar da aldıklarını geri verdiler. İbn Beşkuvâl, anılan bu iki Sa'd'ın kendileriyle ilgili olarak söylenen en doğru görüşe göre Sa'd b. Ebî Vakkâs ile Sa'd b. Ubâde olduğunu söyler.[450]

 

Devlet Başkanının Kendileriyle Savaştığı Kimselerin Hayvanlarından Btr Türü Hibe Etmesi

 

İbn Hacer, Lakîm ed-Deccâç'ın biyografisini vererek şöyle der: Câhız Kitâbu'l-Hayavân'da onu anarak şöyle der: O, Hz. Peygamber'i (sav) Hay-ber Gazvesi'nde bir şiirle övdü. Hz. Peygamber (sav) de Hayber'in bütün ta­vuklarını ona hibe etti. O andan itibaren de kendisine Lakîm ed-Deccâc de­nildi. Bunu, Ebû Amr eş-Şeybânî ve Medâinî, Salih b. Keysân'dan naklen zikrederler, Câhız şöyle der: Onun kıssası îbn İshak'ın Sîret'inde[451] zikre­dilmiştir. Fakat İbn İshak ona İbn Lakîm der ki onun adının babasının adıy­la aynı olması muhtemeldir.[452]

 

Humus Görevlisi

 

İbn Abdilber şöyle der: Bedir savaşında Resulullah'ın (sav) ganimetlerine bakmakla Abdullah b. Ka'b. b. Amr el-Ensârî görevli idi. O, başka savaşlarda da Resulullah'ın (sav) humus una bakmakla görevlendirilmişti.[453] Sahîh-i Müs­lim'de "Kitâbü'z-Zekâfda "Hz. Peygamberdin âlinin zekât me­muru olarak görevlendirilmesinin terki bâbı"nda Mahmiye b. Cez'den sözle şöyle den "Resulullah (sav) onu humus görevlisi olarak tayin etti.[454] Mahmiye b. Cez'in el-İsâbe'deki biyografisine bakınız.[455]

 

Devlet Başkanının Fethi Müjdelemek İçin Gönderdiği Kimse Ve Kendilerine Müjde Verilenlerin Tebrik İçin Devlet Başkanını Karşılamaya Çıkmaları

 

İbn İshak, Bedir savaşıyla ilgili olarak verdiği haberlerde şöyle den Resulullah (sav), zafer müyesser olunca, Allah'ın Resulü'ne ve müslümanlara lutfetiği zaferi kendilerine müj­delemek üzere Abdullah b. Revâha'yı Âliye (Medine'nin Necd yönündeki çevre mahalle ve köyleri) halkına gönderdi.

İbn Sa'd'ın Tabakât'ında[456] Âliye halkının Benî Amr b. Avf, Benî Hat­me ve Benî Vâil olduğu belirtilir.

Resulullah (sav), Zeyd b. Hârise'yi de Sâfile (Medine'nin Tihâme yönündeki çevre mahalle ve köyleri) halkına gönder­di. İbn îshak şöyle der: Resulullah (sav) sonra Medine'ye doğ­ru yola çıktı, Revhâ denilen mevkiye geldiğinde müslümanlar kendisini karşıladılar ve Allah'ın lütfettiği zaferden dola­yı onu ve kendisiyle birlikte bulunan müslümanları tebrik et­tiler.[457]

Buhâri "Kitâbu'l-Cihâd" da "Zaferleri müjdelemeye dair bâb" başlığım verir ve şu rivayeti tahric eder: "Resulullah (sav), Cerîr b. Abdullah el-Becell'yi Yemenlilerin Ka'be'si diye adlandırılan Zu'l-halasa[458] putunu yık­mak için gönderdi." Hadiste şu bilgi geçer: Cerîr putu yıkınca, Hz. Peygam­berce (sav) müjde vermek üzere müjdeci gönderdi.[459] Buhâri daha sonra "Müjdeciye verilen şeye dair bâb" başlığını verir ve Ka'b b. Mâlik'in, tevbesinin kabul edildiği kendisine müjdelendiğinde iki elbise verdiğini zikreder.[460]

 

Seferden Dönüşte Yemek Verilmesi

 

Buhâri "Kitâbu'l-Cihâd" in sonunda bu bâb başlığını vererek Câbir'den şu rivayeti zikreder: "Nebi (sav) Medine'ye vardığında bir deve veya sığır kesti." Sonra Câbir'den şu rivayeti nakleder: "Nebi (sav) ondan (Cabir) bir u k i y y e vebir dirhem e veya[461] iki dirhem e bir deve satın al­dı. Sirâr'a (Medine dışında, doğu istikametinde üç mil mesafede bir yer) var­dığında bir sığır kesilmesini emretti, sığırı kesip ondan yediler."[462] İbn Battal şöyle der: Bu hadîste, devlet başkanı ve liderin sefer dönüşünde asha­bına yemek yedirmesine delil mevcut olup bu husus selef katında müstehab bir davranıştı. Buna n a k î m e denir. Mühelleb'den, İbn Ömer'in bir se­ferden döndüğünde kendisine gelenlere yemek yedirdiği nakledilir.[463]

 

Allah Resulümün Seferden Dönünce Söylediği Söz

 

Muvatta'da îbn Ömer'den şu rivayet nakledilir: Nebi (sav) bir gazve, hac veya umreden dönüşünde, her yüksek yere (tepe, dağ vs.) vardığında üç defa tekbir getirdikten sonra şöyle derdi: "Bir tek olan Allah'tan başka ilâh yoktur, onun ortağı yoktur, hükümranlık onundur, hamd onadır, o her şeye kadirdir. Biz (seferimizden) dönenleriz, tevbe edenleriz, kulluk (ibadet) ve secde[464] edenleriz, Rabbİmize hamd edenleriz. Allah vadinde durdu, kulu­na zafer lütfetti ve yalnız başına hizipleri hezimete uğrattı."[465]

 

Allah Resulü’nün Bir Köye Girmek İstediğinde Söylediği Söz

 

Siyer kaynaklarında geçtiği üzere Hz. Peygamber (sav) Hayber'i gördü­ğünde "durun!" buyurdu ve şunları söyledi: "Allahım, göklerin ve gölgele' dikleri (bürüdükleri) şeylerin rabbi, yerlerin ve yüklendikleri şeylerin rabbi, şeytanların ve onların saptırdıklarının rabbi, rüzgarların ve onların savur­duklarının rabbi, senden bu köyün hayrını, halkının hayrını ve içinde bulu­nanların hayrını isteriz; köyün şerrinden, halkının şerrinden ve içinde bu­lunanların şerrinden sana sığınırız. Aüah'm adıyla ilerleyin!.* Resulullah (sav) gireceği her köyde bunu söylerdi.[466]

Nesâi bu hadisi Süheyl b. Ebî Salih yoluyla tahric eder ki o babasından şöyle dediğini nakleder: Ka'b el-Ahbâr şöyle dedi: Musa'ya denizi yaran Al­lah'a yemin ederim ki Suheyb bana şunu haber verdi: Allah Resulü Muham-med (sav) girmek istediği hiçbir köy görmedi ki onu gördüğünde "Allahım..." (Hadis) sözünü söylemesin. Ancak bu rivayette "yedi yeri" ifadesini söyler, îbn İshak ise "yedi" sözünü yalnız "göklerde" zikretmiştir,[467] Ka'b şöyle der: Musa'ya denizi yaran Allah'a yemin ederim ki bu, onun düşmanı gördüğün­de yaptığı duasıydı.[468] Ibn Âs bir başka yolla, sonunda şu fazlalık olarak ha­disi zikreder:"... senden, onların seçkinlerinin sevgisini ve şerlilerinden beni korumanı isterim." Nevevfrün el-Ezkâr'ına,[469] îbn Allan el-Mekkf nin bu­na yaptığı şerhe ve Hafız İbn Hacer'in aynı kitabın hadislerini tahricine dair eserine bakınız.[470]

 

Arap Yarımadası Kâfirlerinin Allah Resulü’ne Karşı Tutumları

 

Hâfız'ın Benî Nadîr Gazvesi ve diğerlerinde ifade ettiği gibi,[471] hicret­ten sonra kafirler üç kasımdı. Bir kısmıyla Hz. Peygamber (sav) kendisiyle savaşmamaları ve hiçbir düşmanı ona karşı kışkırtmamaları şartıyla ant­laşma yapmıştı. Denildiğine göre ne kendisiyle birlikte ne de kendisine karşı olmamaları (tarafsız bulunmaları) üzerine antlaştmştı. Düşmanlarından kendisine saldıranlara karşı ona yardım etmeleri üzerine anlaştığı da söyle­nir. Kendisiyle bu manada antlaşma yapılanlar, üç yahudi toplumuydu. Kureyza, Nadîr ve Benî Kaynuka. Bunların üçü de antlaşmayı bozdular. Allah daResulü'nü (sav) onların hakkından gelmeye muktedir kıldı ve diğerleri­nin ardından Kureyza ile savaştı.[472]

Küffârm bir kısmı da Hz. Peygamber (sav) ile savaştılar ve ona karşı düşmanlık ilan ettiler. Kureyş gibi. Allah da onlara karşı kendisine yardım etti ve Mekke'yi fethetti. Kendisine karşı en büyük düşman olanı, ona en muhtaç duruma düştü. Sonra, Veda Haccı'nda Kureyş'ten müslüman olma­yan kalmadı, hepsi de onun tabileri oldular. Bir kısım kâfirler de Hz. Pey-gamber'i (sav) kendi haline bırakıp durumunun nereye varacağını bekleye-durdular. Arap toplulukları gibi. Bunlardan Huzâa kabilesi gibi kimileri iç­ten onun zaferini istiyordu, Benî Bekr kabilesi gibi kimileri de aksini arzulu-yordu. Kimi dışta onunla, içte de düşmanıyla birlik idi. Münafıklar bunlar­dandı. Dıştan müslüman olduklarını söylüyor, içten küfürlerini saklıyorlar­dı. Yahudilerden antlaşmayı ilk bozanlar Benî Kaynuka idi. Sonra Nadîr,[473] sonra da Kureyza kabilesi antlaşmayı bozdu. Resulullah (sav) Bedir sava­şından bir ay sonra da onlarla savaştı.[474]

Hafız İbn Teymiyye es-Sârimü'1-meslûl alâ ş âti m i'r-Resul (s. 97) adh eserinde şöyle der: Bütün Evs ve Hazrec kabileleri içinde Hz. Peygam­bere (sav) ne el ne dil ile savaşan ve ne de Medine'de bu tavrı açığa vuran bir kimse bulunmadığı konusunda siyer müellifleri arasında ihtilaf mevcut de­ğildir. Bunlardan kâfir veya münafık olanların gayesi, halkın ona tabi olma-sini engellemek veya Medine'den Mekke'ye geri dönüşü hususunda vasat oluşturmak ile ondan desteği çekmek ve kendisini inkar etmeye teşvikte bu­lunmak gibi hususlardı, onunla savaşmak değildi. Siyer konusunda bilgi sa­hibi olan herkesin açıkça anlayacağı gibi, Hz. Peygamber (sav) Medine'ye geldiğinde Medine ahalisinden kimseyle savaşmadı. Aksine, yahudiler de dahil olmak üzere onlarla antlaşma yaptı, özellikle Evs ve Hazrec'in boyla-rıyla. Hz. Peygamber (sav) onlarla sulhane münasebetler kuruyorve her yol­la kendileriyle ülfet meydana getiriyordu. Resulullah (sav) Medine'ye vardı­ğında insanlar muhtelif gruplar teşkil ediyorlardı. Bunlardan mü'min olan vardı ki çoğunluğu bunlar meydana getiriyordu. Eski dini üzerinde olan var­dı, böyle kimseler kendi haline terkedilmişti, ne savaşıyor ne de kendisiyle savaşılıyordu. Böyleleri ile kabilelerinden müslüman olanlar ve ha-1 î f leri (muahidleri) sulh ehli idiler, harp ehli değil. Hatta en sârin ha-1 î flerini de Resulullah (sav) antlaşmaları üzere bıraktı. Musab.Ukbe şöy­le der: Resulullah (sav) Medine'ye geldiğinde, Benî Hatme, Benî Vâkıf ve Benî VftÜ dışında, ensar obalarından, içjnde müslüman bir grup bulunma­yan oba yoktu. Bunlar ensarın İslâmiyet'i en son kabul edenleriydi. Ensann, Medine çevresinde de, savaşlarında kendilerine destek olan h a 1 î f leri vardı. Hz. Peygamber (sav) onlara, kendisiyle İslâm'a düşman olanlar arasındaki savaştan dolayı h a 1 î f 1 erinin ahdini terketmelerini emretti. Hz. Peygamber (sav) Medine'ye geldiğinde Medine halkı karışık durumdaydı. Bunlardan İslâm davetinin bir araya getirdiği müslüman vardı ki bunlar içinde de kale halkı olanlar mevcuttu. Medine ahalisinden her iki kabile Evs ve Hazrec'in h a 1 î f leri de vardı. Resulullah (sav) Medine'ye geldiğinde, hepsiyle düşmanlığı bırakıp sulh tesis etmek istedi. Şöyle ki kişi müslüman, babası da müşrik oluyordu. Malumdur ki Evs kabileleri bazısı diğerinin h a 1 î f i idi; içlerinde dıştan müslüman görünüp de küfürlerini gizleyen­leri vardı. İslâmiyet ensar arasında obadan obaya yayıldı, ta ki içlerinde küf­rünü açığa vuran kimse kalmadı; ya müslüman oldular veya münafık kaldı­lar. Bunlardan müslüman olmayanlar ya yahudiler gibi antlaşmak idiler veya kavmine olan asabiyet leri ve onların izinden gitmelerinin umulması ve onların topluluklarından çıkmalarının düşünülmemesi sebe­biyle yahudilerden daha iyi bir mevkide sayılırlardı. Resulullah (sav) kendi­lerinden el çekerek ve eziyetlerine katlanarak, yahudilerle olan ilişkilerin­den daha çok bunlarla ilişkide bulunuyordu. Çünkü onlara karşı ümit besli­yor ve eğer kendileriyle mücadele ederse kabilelerinden İslâm'a girenlerin kalplerinin değişmesinden endişe ediyordu. O, bu konuda Allah Teâla'nın şu sözüne tabi idi: "Andohun ki mallarınız ve canlarınız hususunda imtiha­na çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden ve Allah'a eş koşanlardan her halde incitici birçok (söz) işiteceksiniz. Eğer katlanır ve sa­kım eanız, işte bu, hadiselere karşı (gösterilmiş) bir azim (ve metanet) den­di/" (Âl-İİmrân3/186).[475]

 

Allah Resulü'nün Kendi Zamanındaki Kâfirlere Muamelesi

 

İbn Teymiyye'den daha önce nakledilen bilgiye ek olarak, Hz. Peygam­berin (sav) kendi zamanındaki kâfirlere karşı başlangıçta ve yerine göre sempati göstermek ve iyi muamelede bulunmak, zamanı geldiğinde şiddet kullanmak şeklindeki tavrı çerçevesinde şu bilgiler verilebilir: Hz. Peygam­ber (sav) başlangıçta, onlardan gelen eziyetlere göğüs geriyor ve sıkıntılara sabrediyordu. Ta ki Allah Teâla hicretin üçüncü,yılı Safer ayının onikinci günü savaşmasına izin verdi. Zühri, savaş izniyle ilgili olarak inen ilk âyetin şu âyet olduğunu zikreder: "Kendileriyle savaş edilen (mümin) lere, uğra­dıkları o zulümden dolayı (bilmukabele harbe) izin verildi. Şüphesiz ki Al­lah onlarayardım etmeğe kemâliyle kadirdir" (Hac 22/39). Bu haberi Nesâi sahih bir isnadla tahric etmiştir,[476] Ebû Hayyân el-Bahrü'1-muhît'te şöyle der: İzin verilen şey âyette hazfedilmiş olup "kendileriyle savaşılanlara" ifadesinin delaletiyle bu, "savaşa izin verildi" demektir. Savaşa izin veril­mesinin sebebi de âyette "zulme uğradıkları için" ifadesiyle belirtilmiştir. İlk müslümanlar kimi dayak yemiş kimi başı gözü yarılmış olarak Hz. Peygamber'e (sav) geliyorlar, o da kendilerine ''sabredin, ben savaşla emrolun-mackm " diyordu. Ta ki hicret etti ve yetmiş küsur âyetle savaşmaktan me-nedilmesinin ardından savaşmasına izin verildi.[477]

Ebu Hayyân'dan başkaları şöyle der: Allah c i h â d ı en uygun vakit­te teşri kıldı. Çünkü müslümanlar Mekke'de iken müşriklerin sayısı daha çoktu, eğer sayıları az olan müslümanlara mütecavizlerle savaşmalarını emretseydi kendilerine ağır gelirdi. Fakat ne zaman ki müşrikler nefret edip Hz. Peygamberi (sav) aralarından çıkardılar ve onu öldürmeye teşebbüs et­tiler, Hz. Peygamber Medine'de karar kıldı ve ashabı etrafında toplanarak yardımınakalktılar.Medineİslâmyurdu ( D â r u ' I - İ s 1 â m ) ve sı­ğındıkları bir sığınak oldu, Allah Teâla o zaman cihâdı teşri kıldı. Hz. Peygamber ordu ve seriyyeler gönderdi, bizzat savaşa çıktı, o ve ashabı sa­vaştılar. Hz. Peygamberin (sav) bizzat bulunduğu gazve lerin sayısı, megâzi imamlarının da söylediği gibi, yirmi yedidir.[478] Îbnü'l-Cevzî, Dimyâti, Irâki ve başkaları bunu kesin olarak belirtirler. Bundan başka ra­kamlar da söylenmiştir.[479]

îbn Teymiyye şöyle der; wHz. Peygamberin (sav) Uhud'dan başka bir gazvede savaştığı ve bu gazvede Übey b. Halefi öldürmesinden başka da kimseyi öldürdüğü bilinmemektedir. Siyer müelliflerinin "şu kadar savaştı" şeklindeki sözlerinden, "Allah Resulü'nün (sav) ahvaline muttali bulunma­yan bazı talebelerin anladığı gibi, Hz. Peygamber'in (sav) bizzat savaştığı anlaşılmaz." en-Nûr'da müellif şöyle der: İbn Teymiyye'ye karşı şu hadis ileri sürülür: "Bir askerî birlik veya orduyla karşılaştığımızda ilk vuran Re-sulullah (sav) olurdu." Bunun te'vili de mümkündür. Hz. Peygamber'in (sav) gönderdiği s e r i y y e lerin sayısı kırkyedidir. Şâmi şöyle der: Be-nımvakıfolduğum s e r i y y e veordu ( b a' s ) sayısıyetmişiaşmak-tadır. Hafız (îbn Hacer) şöyle der: Moğoltay*ın elyazısıyla, gazve ve s e r i y y e lerin toplamının yüz adet olduğunu okudum ki durum onun dediği gibidir.

Muhaddisler ve siyer âlimlerinin âdeti, Hz. Peygamber'in (sav) bizzat keremli zatının katıldığı her orduyu gazve, bizzat bulunmayıp düş­mana karşı ashabından bazılarını gönderdiklerini de s e r i y y e ve b a ' s   diye adlandırmaktır.

Savaşla ilgili işlerin yolunda gittiği, sulh veya mütareke bulunduğu du­rumlarda Hz. Peygamber (sav), kendilerini İslâm'a ısındırmak ve kendi ahlâkını öğrenmeleri için müşrik ve kâfirlerin ileri gelenleriyle ülfette bulu­nur, onlarla yumuşak bir tavırla konuşur ve yanına geldiklerinde kendileri­ne son derece itibar gösterirdi. Baha önce geçen "...surat astı ve döndü" (Abese sûresi) kıssası bu konuda misâl olarak yeter.[480]

Hafız İbn Kayyım, Bedâiu'l-fevâid (IV, 122) adh eserinde şöyle der: İmam Ahmed'e kişinin ehl-i z i m m e * ye künye verip veremeyeceği (künyesiyle hitap edip edemeyeceği) soruldu, o şöyle cevap verdi: Hz. Pey­gamber (sav) Necrân piskoposuna künye verdi. Hz. Ömer (ra) de bir z i m m î ' ye künye verip kendisine "ey Ebû Hassan" demişti. Bu sebeple ehl-i zimme'ye künye vermede bir beis yoktur.[481] Resulullah (sav) ashaba da bunu emrederdi.

Münâvi el-Câmiu's-sağîrV yaptığı büyük şerhte,[482] îbn Mâce,[483] Bezzâr, Taberâni, îbn Adî, Beyhaki ve Hâkim tarafından birçok sahabiden tahric edilen "Bir kavmin kerîmi (lider, soylu, saygı duyulan) size geldiğinde ona ikramda bulunun"[484] hadisiyle ilgili olarak şöyle der: "Size bir kavmin kerîmi," yani içlerinde kendisine uyulan, kendisine çok saygı ve tazim gös­terilmekle tanınan reisleri size geldiğinde; "ona ikramda bulunun," itibar ve mevkiini yüce tutmak* bolca ikramda bulunmak ve kendisine yaraşır benzeri şekillerde ikramda bulunun. Çünkü Allah Teâla, kendisini imtihan için böyle muameleye alıştırmışlar. Ona başka şekilde muamelede bulunan kimse, onu hakir görmüş, kaba davranmış ve dini konusunda fesada yolaç-mış olur. Bu da onun kalbinde kin, hınç, nefret ve düşmanlık doğurur. Bu da kan dökülmesine götürür. Ona ikramda ise, onun şerrinden korunma ve dini muhafaza sözkonusudur. O bazan dünyası ile yücelik duyar ve kendi kendi­sine gururlanır, büyüklenir. Onu hakir gördüğün zaman, din ve dünya bakı­mından kendisini helak etmiş olursun. Bundan anlaşıldı ki kavmin "kerîmThden maksat bazılarının zannettiği gibi onların âlimi ve sâlihi de­ğildir. Görmüyor musun ki hadiste bu kimseyi ilim veya dine nisbet etmiş değildir. Bundan da anlaşılmaktadır ki bazılarının yaptığı gibi kâfir ve fası-kı bundan istisna etmek, şu kesin hükmü bilmemekten ileri gelmektedir: İk­ramda bulunmanın dayanağı (mesnedi), dînî veya dünyevî bir mahzurun husulünden korkmak veya ikram eden veyahut onunla birlikte ikram edile­ne bir zarar dokunmasıdır. Binaenaleyh ne zaman ki bunlardan birinin meydana gelmesinden korkulursa ona ikram meşru ve hatta vacip olur. Ya­nına fasık ve zalim idarecilerden biri gelen kimse, ona itibar göstermez ve ona güdülenlerin (tebaa) muamelesinde bulunursa, kendisini ve malını be­laya atmış olur. Eğer eziyete uğrar da sabredemezse dünyası da ahireti de hüsrana girmiş olur. Denildi ki "Onların evinde olduğun sürece kendilerine yumuşak davran (müdâra), obalarında kaldığın sürece onları selamla."[485] Hz. Peygamber (sav) de "Ben müdâra eden (şerrinden korunmak için yumu­şak davranan) bir peygamber olarak gönderildim"[486] buyurmuştur. Bu se­bepledir ki son derece muttaki olmalarıyla tanınan selefin büyüklerinden birçoğu, zulüm izhar eden yöneticilerden, dini muhafaza, müslümanlara nfk ve belaya uğramış bu zalim zavallıya merhamet gayesiyle, hediyeler ka­bul ettiler. Hz. Peygamber'in (sav) müellefe-i kulûb'a mua­mele tarzı da böyleydi. Birçokları, Allah ve Resulü'nün kullarla ilgili tedbi­rinden habersiz olarak ve "Allah kimi zelil (hor) kılarsa, artık ona ikram eden olmaz" (Hac 22/187) âyetinin zahirine takılarak bu konuda hataya düştüler. Onlar bilmediler ki sünnet bunu şerhetmiş ve en güzel şekilde açıklamış olup kâfir veya fasıkın hor görülmesini talep yeri, bir zararın mey­dana gelmesinden emniyette bulunma durumudur. Hâsılı, kâmil insan yal­nız Allah için ikram eder veya yalnız Allah için hakir görür. Bu sabepledir ki ariflerden bazıları şöyle demişlerdir: Fakîre (âbid, zâhid), kendisine gelen her yöneticiye ikramda bulunması gerekir. Çünkü onlardan biri, gurur (el­bisesinden) soyunmadıkça ve nefsini ondan aşağı görmedikçe fakiri ziyaret etmez. Aksi halde, o fakir tebaası olduğu halde kendisine gelmezdi. Ve o arif şöyle der: Kim bize fakir ve hakir olarak gelirse, kim olursa olsun ona ikram­da bulunuruz. Eğer o zalimse, biz de günahlar ve başka şeylerle, isterse su-i zanla olsun, kendimize zulmediyoruz, böylece bir zalim diğer bir zalim için ayağa kalkmış ve ona ikramda bulunmuş olur. Hz. Peygamber (sav) Kureyş kâfirlerinin büyüklerine tevazu ile davranır, onlara ikramda bulunur, mev­kilerini yüce tutardı. Çünkü onlar ilâhî izzetin (yüceliğin) mazharlarıydılar. Evliyadan biri şu rüyayı gördü: "O, üzerinde yeşil bir elbise, karşısında ise peygamberler ve veliler duruyorlar." Rüyayı gören bunun ne olduğunu kav­rayamadı ve birine anlattı. O şöyle dedi: "Bunu garip görme, onların edep ta­vırları, o kimseye değil ona elbiseyi giydirenedir. Görmüyor musun ki hü­kümdarlar, hizmetçilerinden birine hilat giydirse, devletin büyükleri onun hizmetine koşarlar" (s. 37).[487]

el-tklîl'de "Ona yumuşak söz söyleyin" (Tâhâ 20/44) âyetiyle ilgili ola­rak şöyle denir: İbn Ebî Hatim, Ali b. EbîTâlib (ra) ve başkalarından şu tah-ricde bulunur: Hz. Musa ile Hz. Harun, Firavun'a "Ey Ebû Mürre" diyerek künye ile hitab ettiler. Bunda, öğüt sırasında halinden döner diye zalime yu­muşak söz söylemenin müstehaplığma ve kâfire künye vermenin caiz oluşu­na delil vardır.[488] Yine el-îklîl'de Meryem sûresinde "Selam olsun sana" (Meryem 19/47) âyetiyle ilgili olarak şöyle denir: Karşılaşma sırasında kâfire ilk olarak selam vermeyi caiz görenler, bunu delil olarak almaktadır­lar.[489]

Hz. Ömer'in (ra) hareket tarzı olarak kaydedildiğine göre o, Suriye'nin fethini tamamladıktan sonra kendisiyle Bizans hükümdarı arasında sevgi­ye dayalı mektuplaşmalar oldu. Ali b. Ebî Tâlib'in (ra) kızı ve Ömer b. Hattâb'm (ra) hanımı olan Ümmü Gülsüm (ra), Bizans hükümdarı tarafın­dan Medine'ye gönderilen elçiyle birlikte Herakliyus'un hanımı Bizans im-paratoriçesine Medine hediyelerinden bir hediye gönderdi. O da karşılığın­da kendisine mücevherden nefis bir kolye gönderdi. Hz. Ömer (ra) onu Üm­mü Gülsüm'den alarak beytülmale bıraktı. Bu bilgi, İbnü'l-Hindfnin Kenzü'l-ummâTde kaydettiği rivayete dayanmaktadır.[490] İbn Cerîr et-Taberî'ninTârîh'inde şu bilgi verilir: Ümmü Gülsüm o hediyeyi Hz. Ömer'in postasıyla ( b e r î d ) gönderdi. Herakliyus'un karısı nedimele­rini toplayarak "Bu, Arap hükümdarının hanımı ve Peygamberlerinin kızı­nın hediyesidir" dedi ve onunla mektuplaştı, kendisine karşılık olarak hedi­ye gönderdi.[491] Bu konuda İbn Cerîr'in Târîh'inde 28. yıl haberlerine ve Hafız İbnü'l-Cevzfnin efendimiz Hz. Ömer'in Sîret'ine dair eserine bakınız.

el-Hıtatü'1-Makrîziyye'de (III, 304) şu bilgi verilir: Üsâme b, Zeyd et-Tenûhî hicrî birinci yüzyıl Mısır ricalinden olup Mısır'da haraç görevlisi (Sâhibu1 1-harâe) idi. Musa b.Verdân'dan yirmi bin dinara bi­ber satın aldı. Velid b. Abdülmelik ona yazarak bunu Bizans kralına hediye etmesini emretti. O, biberi Mısır'da Dârü'l-fülfül diye bilinen bir evde depo­ladı.[492]

İbn Asâkir, Abdullah b. Alkâme el-Huzâfden, onun da babasından nak­lettiği şu rivayeti tahric eder: Nebi (sav), Kureyş fakirlerine dağıtmak üzere beni bir mal ile Ebû Süfyân'a gönderdi. Onlar müşriktiler, Resulullah (sav) bunu, onların kalplerini İslâm'a ısındırmak için yapmıştı. Mekke'ye vardım, malı Ebû Süfyân'a verdim. Ebû Süfyân şöyle demeye başladı: "Bundan (ya­ni Hz. Peygamber'den) daha iyilikte ve sıla-i rahimde bulunanı kim gördü? Biz kendisiyle mücadele ediyor ve kanını istiyoruz, o ise bize atıyyeler gönde­rerek ihsanda bulunuyor."[493] Bu bilgiyi Hafız Suyûtî el-Cem'de ve İbnü'l-Hindî el-Kenz'de (V, 42) vermektedirler.

Hanefi fıkıh kitaplarından el-Hidâye'de,Hz. Peygamber'in (sav) kom­şusu olan bir yahudiye hasta ziyaretinde bulunduğu hususunun sabit oldu­ğu kaydedilir.[494] Hafız İbn Hacer, el-Hidâye'nin hadislerini tahric ettiği eserinde şöyle der: Muhammed b. Hasan el-Âsâr'da şöyle der: Ebû Hanife bize Alkame b. Mersed'den,[495] o İbn Büreyde'den,[496] o da babasından naklen şunu haber verdi: "Biz Hz. Peygamberin (sav) yanında oturuyorduk, bize 'kalkın yahudi komşumuzu ziyarete gidelim' buyurdu. Ona vardık, kendisi­ne 'nasılsın ey falan?' dedi ve sonra da üç defa kendisine kelime-i şehadeti ar-zetti. Babası ona üçüncü defada[497] "ey oğlum, şehadet getir" dedi, o da getir­di. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav), "Benim[498] vasıtamla ateşten bir can azadeden Allah'a hamdolsun" dedi. îbmi's-SünnîAraelü'1-yevm ve*l-ieyle'de[499] hadisi bu vecihle tahric eder. Abdürrezzâk da İbn Ebî Hüseyin'in mürseli olarak bunun benzerini rivayet ederek şu ilavede bulunur: "Nebi (sav) onu yıkadı, kefenledi, güzel koku sürdü ve namazını kıldı."[500] Derim: Efendimiz dedemin de Fas gemicilerinden yine bir yahudi ile buna benzer bir kıssası olmuştu.[501]

 



[1] el-îstîâb, I, 31 Ibn Hış&m (II, 608-609) Resulullah'm (sav) 27 gazveye katıldığını, bunlardan 9 tanesinde savaş çıktığını, ashabın kumandası altında çıkılan sefer veya gönderilen askerî birlik sayısının 38 olduğunu belirtir

Allah Resulü zamanındaki asken teşkilatla ilgili olarak şu eserlere bakılabilir Muhammed Ferec, el-Abkariyyetül-askeriyye fî gazavâti'r-Resûl, Kahire 1958, Abdurrauf Avn, el-Fennul-harbî fî sadril-Islâm, Kahire 1961, M Hamı dullah, Hz. Peygamberin Savaşları, istanbul 1972, Mahnıud Şît Alı ve dğr, Iktibâsu'n-nizâmil-askerî fî ahdi'n-Nebî, Devha 1400, Gulzar Ahmad, The Battles of the Prophet of Allah, MI, Lahore 1985, Bessâm el-Asetî, Fennül-har-bil-İ si a mî, I V, Beyrut 1408/1988 Konuyla ilgili kaynaklar için bkz Korkıs Avvâd, Mesâdiru't.ttirâsi'1-askerî indel-Arab, Mil, Bagdad 1401-1402/1981-82

[2] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/73.

[3] el-İstîâb, 1,31-32.

[4] Huzâi (s. 332) bu bilgiyi ibn Cemâa'dan nakleder.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/74.

[5] el-İsâbe, II, 523; el-İstîâb,n,502.Bu iki eserdede Ibn Ümmi Mektûm'un halef bırakıldığı seferler zikredilmiş olup hiçbirinde Tebük geçmemektedir. Metinde Te-bük'ün anılması hatalı olup tercümede alınmamıştır. Yukarıda geçtiği üzere Te-bük'te Muhammed b. Mesleme halef bırakılmıştı.

[6] el-İsâbe, I, 235.

[7] el-İsâbe, II, 13. Sibâ' Dûmetü'l-cendel gazvesinde de Medine'de halef olarak bırakıl­mıştır. Ayrıca bkz. Üsdü'1-ğâbe, II, 323.

[8] el-İsâbe, IV, 71; İbn Hişâm, II, 399; İbn Kesîr, ee-Sîre, III, 539-540.

[9] ibn Hişâm, II, 519. Burada Sibâ'm bırakıldığı da başka bir rivayet olarak zikredilir.

[10] Metinde "ona göre" şeklînde geçmiştir.

[11] Metinde Salim şeklinde geçmiştir.

[12] el-Musannef, V, 406 (nr 9745) Ayrıca bkz el-İstîâb, III, 34.

[13] Zurkâm, Şerhul-Mevâhib, III, 69 Ayrıcabkz es-Sîretü'ş-Şâmiyye.V, 637-638, es-Sîretul-Halebiyye, III, 102.

[14] el-İstîâb, III, 34 Ayrıca bkz es-Sîretü'l-Halebiyye, III, 104, Muhtasara Târihi Dımaşk, XVII, 300 Tercümede el-Istîâb esas ahnmış olup metinde Resulullahın Medine'ye geldikten sonra gazvelerinin çoğunda onu halef bıraktığı şeklinde tama­men aksı bir bilgi verilmiştir.

[15] Metinde düşmüştür.

[16] Bu ısım hem Ibnu'l Arabî, hem Kettânı tarafından Ebû Lubâbe ve Beşîr b Munzîr şeklinde ıkı ısım gibi verilmiştir (bkz  el-tsâbe, IV, 168, Üsdıil-ğâbe, I, 232).

[17] Metinde Abdullahb Abdullahb Ebî Selûl şeklinde geçmiştir {bkz Üsdü1-ğâbe,III, 296).

[18] Muhâdaratül-ebrâr, s   17 Metinde Uveyf kelimesi Arîf, ed Duelî (ed Dîlî) de, Deylemî şeklinde geçmiştir (bkz Ibn Hışâm, II, 370, İbn Kesîr, III, 429, Üsdü'l-ğâbe, IV, 314.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/74-75.

[19] "ikamet" kelimesi metinde "'kıyamet" şekhnde geçmiştir (bkz Ibn Hışâm, II, 519, Huzâı, s 336).

[20] Zurkânı, $erhul-Mevâhib, III, 69.el-İklH'den nakledilen rivayette Resulullah'ın Hz. Ali'ye söylediği".. ver" sözıi Şerhul-Mevâhib ile Pethul-Bârî'de "öğüt ver" şeklinde, metinde ve Behcetül-mehâfü'de (II, 31) ise "ver" sekimde geçmektedir.

[21] îbn Sa'd,VIII,41.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/75-76.

[22] el-İsâbe, I, 84. Metinde "keyd" (tuzak) kelimesi "ked," Beşîr de (bkz. el-İsâbe, I, 158) Bişr şeklinde geçmiştir.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/76.

[23] Metindeki ifadeden bu bilginin el-tstîfib'dan alındığı anlaşılmakta olup bu yanlış­tır. Çünkü Huzâı (s. 338) bu bilgiyi Suheyli'den (bkz. er-Ravdül-ünüf, VI, 476-477) nakletmıştır. Huzâı bundan sonra, Kettâni'nin kaydetmediği Busr ile ilgili bazı bil­gilen ise el-İstîâb'dan almıştır.

[24] el-lstîâb, I, 167; el-tsâbe, I, 140, Üsdül-ğâbe, I, 201-202.

[25] el-İsâbe, I, 140 Üsdül-ğâbe'de de aynı bilgi el-tstîâb'dan nakledilmiştir.

[26] el-İsâbe, IV, 71.

[27] îbn Sa'd, IV, 242.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/76-77.

[28] Bu bolümde sık sık kullanılan lıvâ ve râye kelimeleri arasında açık bırfark bulunma­dığı gibi çoğu zaman eşanlamlı kullanılmış oldukları görülmektedir Bu bakımdan bayrak veya sancak şeklinde bir karşılık yerine tercümede asılları muhafaza edil­miştir Bu konuda ayncabkz M Hamıdullah, Hz.Peygamber'raSavaşları,İstan­bul 1972, s 204-217.

[29] Ahl&ku'n-Nebî, s 212 Hz Peygamber hicret ettiğinde Kureyşhler onu yakalayıp getirene yuz deve mükâfat biçti Büreyde kendi oymağından yetmiş kişiyle Resulul-lah'ın peşine duştu ve yolda Resulullah'a ulaştılar Sonra hepsi müslüman oldu.

[30] Fethul-Bârî, XII, 89.

[31] Aynı yer.

[32] Müsned, IV, 297; Tirmizi, Cihâd 10. bkz. Fethul-Bârî, XVI, 56.

[33] bkz. Ahlâku'n-Nebî, s. 126; Fethul-Bârî, XII, 89.

[34] Îbnül-Arabî'den nakledilen bu bilgiler için bkz Fethul-Bfirî, XII, 89.

[35] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/77-78.

[36] Bu sahabilerin her birinin hangi gazvede bu görevi yaptıkları Huzâi tarafından et­raflı bir şekilde kaydedilmiştir, (s. 342-346).

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/78.

[37] Buharı, Meğâzî 48 Kettânı özet olarak vermiştir.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/78-79.

[38] Özetle verilen bu bilgiler için bkz Ibn Hışâm, I, 591, 595-596 Hicretin birinci yılı (ikinci değil) 7 ve 8 aylarında gönderildikleri rivayet edilen bu serıyyelerden Ubey-de'nınkı RâbığMe Senıyyetu'1-Mere, Hz Hamza'nmkı ise îs'te Sîfiı'1-Bahr mevkiine gitmiştir  Bu konuda ayrıca bkz  Vâkıdı, I, 9-10, Ibn Sa'd, II, 6-7, Ibn Hazm, Cevâmiu's-sîre, s 76-77, Ibn Hıbbân.es-Sîretü'n-Nebeviye, s 150, İbn Abdılber, ed-Dürer f ihtisâril-meğâzi ve's-siyer, s 92, Ibn Kesîr, es-Sîre, II, 356-359.

[39] bkz. Suyûtı, el-Evâil, s 64.

[40] age, s 63.

[41] Fethul-Bârî, XVI, 56.

[42] Zurkâni, II, 222.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/79.

[43] Metinde altı çizili olan bu kısım Huz&i tarafından ilgili yerde (s. 358-368) verilen bil­giler içinde mevcut olmayıp Kettâni'nin ilavesidir. Ebû ZurVnın biyografisi ve bu ri­vayet için bkz. Üsdül-gâbe, VI, 121; el-tsâbe. IV, 82. Ancak İbn Hacer bu rivayette sözkonusu edilen şahsın Ebû Zur'a değil Ebû Ruveyha olduğunu söyler ve bu rivayeti tam olarak onun biyografisinde verir (bkz. el-tsâbe, IV, 72). Dûlâbi de Ebû Ruvey-ha'nın biyografisinde aynı rivayeti zikretmiştir {bkz. el-Künâ vel-esmâ, 1,30).

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/79-80.

[44] el-İsâbe, II, 32.

[45] İslâm bayraklanndaki hilalin menşeini sadece el-tsâbe'deki bir rivayetle izah isa­betli olmayıp araştırmalar hilalin ilk zamanlar mevcut olmayıp daha sonra ortaya Çıktığını göstermektedir. Bu konuda bkz. "Türk Hilalinin Aslı I", Darülfünun İla­hiyat Pak, Mecmuam, I (1926) sayı 2, s. 158-182; "Türk Hilalinin Aslı, II" aynı mec­mua, sayı3, s. 36-51.Halil Halid bu yazüardan ilkini Wıtiiam Ridgway'm makalesin­den, djğerüu'de Yakub Artın Papa'jvn eserinden te/vüme etmiştir. Osmanlılardan &nceAfcğoflsr, Fâtimtfer, tfryuöf/er, Afem/ûjt/ar ve Anaefo/ufiej'/ı/t/en ainâsj'm Za­rında hilal bulunduğuna dair bkz. Fuad Köprülü, "Bayrak,"İA, II, 410-413.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/80.

[46] Ibo Hışâm, 1,612 Metinde ibn Hışâm'ın adı geçmemektedir.

[47] Nesâi, Hac 106, Ebû Dâvud, Cıhâd 76, Tırraızı, Cıhâd 9.

[48] Ebû Dâvud, Cıhâd 76 Ayrıca bkz Ahlâku'n-Nebî, s 127.

[49] Hz Peygamber'in Savaşları'nda (s 212, 216) bu bilgi Kettânı'den naklen verilir­ken İbn Cemâa, îbn Cumâa ve esen de Muhtâru's-sîra şeklinde geçmiştir Renkler­le ilgili başlıklar olarak buyuk harfle belirttiğimiz renk adlan metinde böyle belli şe­kilde verilemediğinden ve bin diğerine ulandığından M Hamıdullah bunları "sarım-tırak-beyaz" "siyahımsı-san" "koyu-sıyah" şekillerinde anlamış ve Kettânı'nın zik­rettiği kaynaklardan Ebû Dâvud ve Nesâı'de böyle bir bilgi bulamadığını, İbn Cemâa'nm esenin elde edemediği için de karşılaştıranıadığmı belirtmiştir (s 216).

[50] ibn Hışâm, 1,612-613 îbn Hışâm.ensann râyesım Sa'db Muâz'ın taşıdığını behrtîr (s 613).

[51] Metinde Hıbbân şeklinde geçmiştir.

[52] Ahlâku'n-Nebî, s 127.

[53] et-Târfluıl-kebîr, II, 260-261.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/80-81.

[54] bkz Fethul-Bârî, XII, 89.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/81.

[55] Huzâi bu başlıktan önce, Kettâni'nin zikretmediği Murahhal göç, kervan desenli kaftandan (mirt) râye başlığını vererek ibn Hayyân'm Hz. Âişe'den naklettiği şu ri­vayeti zikreder: "Resulullah'ın (sav) râyesi murahhal kaftandan (mirt yünlü, ipek­li veya keten elbise) idi." Başkalarının yaptığı rivayette ise bunun Hz.Âişe'nin kafta­nından olduğu kaydedilir. (Ahlâku'n-Nebî, s. 125-127). Bazı rivayetlerde murah­hal yerine müreccel (erkek şekli desenli) ifadesi vardır, (bkz. IbnKesîr, es-Sîre,II, 555).

[56] Huzâi bu bilgiyi el-Meşârik'ten nakletmiş olup bu ve el-Muhkem'den nakledilen bilgi, metinde altı çizili olmamakla birlikte Huzâi'ye aittir.

[57] Mühmele (kadife, saçaklı kumaş) kelimesi metinde mücmele şeklinde geçmiştir.

[58] bkz. Ahlâku'n-Nebî, s. 126; Şâmi, VII, 597.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/82.

[59] Metinde Hibbân şeklinde geçmiş olup Abdullah adı da Ebû Abdullah olarak kayde­dilmiştir.

[60] Ahlâku'n-Nebî, s. 125-126; Şâmi, VII, 595. Fethul-Bâri'de (XII, 89) bu rivayet Ebü'ş-Şeyh'ten (İbn Hayyân kastediliyor) naklen verilerek "vahin" (bir tür zayıf ha-dİs) şeklinde değerlendirilir. Ayrıca bkz. Mecmâu'z-zevâid, V, 321.

[61] Tirmizi, Cihâd 10.

[62] Ayrıca bkz. Şâmi, VII, 595; Mecmâu'z-zevâid, V, 321.

[63] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/82.

[64] Serâkustı(o 302/915) ve eseri için bkz. Neflıu't-tîb, II, 49-50.

[65] Ayrıca bkz. Ahlâku'n-Nebi, s 127.

[66] Metinde "Raybe" şeklinde geçmiştir.

[67] Fethul-Bâri, XII, 89.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/83.

[68] Üsdü'l-ğâbe'de (VII, 264) Mezîde el-Asariyye kadınlar bölümünde verilmiş olup ba­zılarının onu erkek olarak Mezide bin Cabır el-Asan şeklinde kaydettikleri zikredi­lir, el-isâbe'de (III, 406) ise erkekler bölümünde verilmiş, ancak mezkur rivayete yer verilmemiştir.

[69] Ibn Sa'd, I, 307 Ayrıca bkz. Şâmı, VII, 596.

[70] Burada tekrar Arapça'dan Türkçe'ye tercüme yerme aslı olduğu gibi verilmiştir (bkz. Tarih-i Cevdet, I, 30-31).

[71] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/83-84.

[72] Metinde burada ve aşağıda Rımte peklinde geçmiştir.

[73] el-İsâbe, III, 266. Üsdü'1-ğâbe, IV, 403; Müsned, II, 226-228. Müsned'dekı riva­yetlerden anlaşıldığına göre baba-oğul birbirine çok benzıyorlardı. "Bu senin oğlun mu?' sorusuna Ebû Rımse "evet, Kabe'nin rabbıne yemin ederim!" diye karşılık ve­rince, Resulullah (latife olarak) "gerçekten mı?" diye üsteler, o da "şahitlik ederim!" der Bunun üzerine Resulullah (sav) tebessüm ederek metinde anılan sözlerim söy­ler ve ardından "Hiçbirgünahkar başkasının günahını çekmez" (Fatır 35/18) âyetini okur.

[74] Kettîinı'nın dayısı oğlu Muhammed b Cafer el Kettânı'nın (ö 1927) ed-Diâme lil-âmil bi-Sünnetil-imâme (Kahire 1328) adlı esen kastedilmiş olmalıdır (bkz. Fih-risül-fehâris, i, 517, SuppL, II. 891).

[75] Kadı lyaz, Tertîbti'l-medârik, I, 182. Metinde "tutam" (taka) kelimesi düşmüştür. Allah Resulu'n un (sav) bazı büyük sahabılerm sarıklarını bağlaması ile ilgi­li olarak bkz. Şftmı, VII, 434.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/84.

[76] Ibn Hışâm, II, 406-407. Metindeki hata ve düşüklükler ıçmaslına bakılmalıdır Ayrı­ca krş. Ibn Kesîr, III, 553, 556-560.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/85.

[77] Metinde Cafer şeklinde geçmiştir.

[78] el-İsâbe, II, 286; Buharı, Meğazı 10,17,20. Huzâı de (s 379) böyle bir başlığa yer ve­rerek Buharı, Ibn Ishak ve Ibn Abdilber'den naklen bilgi verir.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/85.

[79] Burada kullanılan "le'me" kelimesi zırh, silah vb. butun savaş levazımatını ifade et­mekte olup konu başlığı ile ilgisi bakımından "üniforma" şeklinde tercüme edilmiş­tir.

[80] el-îstiâb, III, 288.

[81] et-Tâc, s. 124.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/86.

[82] İbn Hışâro, II, 407.

[83] el-îstîâb, I, 407.

[84] Metinde düşmüştür.

[85] Htızâı bu bilgiyi Müslim'den (bkz Müslim, Cıhâd 86) nakletmıştır (s 376).

[86] Metinde Kays b Sa'saa şeklinde geçmiştir.

[87] Huzâı bu bilgiyi ibn Iahaktan nakletmıştır (s 378)bkz Ibn Hışâm, 11,406-407 Baş­lıkta anılmamakla birlikte bu bilgi ordunun arka kısmıyla ilgilidir.

[88] Metinde Zubeyr şeklinde geçmiştir.

[89] Huzâı bu bilgiyi Buhân'den nakletmekte, "Okçu kumandanı" adını taşıyan bu başlık altında ayrıca Abdullah b Cubeyr'ın okçu kumandanı olduğunu Ibn Ishak ve Ibn Ab-dılberMen naklen vermektedir (s 379) "Piyade kumandam" başlığında ise Müs­lim'den naklen Ebû Ubeyde ile ılgıh rivayet zikredilmektedir (s 380).

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/87.

[90] Ebû Ya'Ia, Müsned, I, 390 (nr 505).

[91] bkz Mecmau'z-zevâid, V, 327 Metinde "teahhur" kelimesi "muteahhtr* şeklinde geçmiştir Rivayet zincirindeki Alı b Kuteybe'nm zayıf olduğu bebrtümıştır.

[92] Müsned, IV, 46, Ebû Dâvud, Cıhâd 71,93 Metinde "mut emıt" (oldur öldür) ifadesi "ente ente" (sen sen) şeklinde geçmiştir Ibn Hışâm Uhud Savaşında parolanın "oldur oldur" UT, 68), Bedir'de ise "Allah Bir Allah Bir" (1,634) olduğunu kayde­der.

[93] el-İsâbe, II, 84. Taherâm'nın rivayeti için bkz. Mecmau'z-zevâid, VII, 142.

[94] bkz. en-Nihây e fi garîbil-hadîs, T, 446. Yani bu sözle dua değil ihbar (haber verme) kastedilmiştir. Hadis için bkz. Ebû Dâvud, Cıhâd 71; Musned, IV, 289.

[95] el-İsâbe, 111,536 Metinde Museddedve diğer bazı kelimeler düşmüştür.Bu konuda ebtsâbe'de bir önceki biyografi olan Mühelleb b. Ebî Sufra'ya da bakınız.

[96] Ebû Dâvud, Cihâd71,Tirmizi, Cihâd 11 "Beyyetekum" kelimesi metinde "beyyme-hum"   şeklinde geçmiştir. Ayrıca, metinde verilen Tirmizi’nin lafzı olup Ebû Dâvud'da "gecelediğin zaman" şeklindedir.

[97] Bu bilgiler için bkz. en-Nihâye, 1. 446.

[98] Metinde bu kelime mevcut olmayıp devamdan bu husus anlaşılmaktadır. Nitekim bir başka hadiste muhacirlerin parolasmın Abdullah, en.sânnkıniü ise Abdurrah­man olduğu kaydedilmiştir (bkz. Ebû Dâvud, Cihâd 71).

[99] Müsned, III, 23.

[100] bkz. ibn Hişâm, II, 66; Üsdül-gâbe, II, 451-452, VI, 96.

[101] İbn Ebı'l-Hisâl (fi. 540/1146), Zıllül-gamârae ve tavku'l-hamâmet bkz. Suppl, I, 629).

[102] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/87-89.

[103] Kelâi, el-tktifâfîmeğâzîResûliUâhve's-8elâ*eti1-hulefâ,II,297;îbnHişânı,n, 405, Metinde bazı hatalar mevcut olup bu kaynaklarla karşılaştırılmalıdır.

[104] Metinde Elcem şeklinde geçmiştir.

[105] el-İsâbe, I, 247. bkz. Vâkıdi, III, 895-896. Metinde, konuyla doğrudan alakalı olan safların düzenlenmesiyle ilgili bilgi düşmüştür.

[106] Metinde Garibe şeklinde geçmiştir.

[107] İbn Hişâm, 1,626. Metinde hata ve düşükler mevcuttur. Olayın devamında, Gaziyye Resulullah'ın kendisini incittiğini söyleyince Resulullah karnını açarak kısas yap­masını ister, Gaziyye de ona sarılarak karnını öper ve kendisiyle olduğu bu son dem­de teninin tenine değmesini arzuladığından böyle davrandığını belirtir. Allah Resu­lü de ona hayır dua eder.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/89-90.

[108] Metinde Ali şeklinde geçmiştir.

[109] Tirmizi, Cihâd 39. Müslim'in rivayeti için bkz. s. 152.

[110] îbn Hişâm, II, 245 Aynca bkz. s. 201.

[111] Buhâri, Cihâd 43, 44.

[112] Müslim, Imâre 96,97,98.

[113] Ayrıca bkz. Nesâı, Hayl 7.

[114] Nesâi, Hayl 1; Ahlâku'n-Nebi, s 130; es-Sîretüt-Halebiyye, III, 430.

[115] Dimyâti'nm (o. 705/1306) eserinin adı Fadlul-hayl ve bunun kendisine ait muhta­sarı olan Bedîu't-tizkâf fîmâ verede fî fedâiIiİ-bayl minel-ahbâr*dır. (Haleb 1930).

[116] Keşfuzzünûn, I, 582.

[117] Bahşı'nin (ö. 1096/1658) bu eseri Dİmyâti'nin esen ile birlikte basılmıştır (Suppl., II, 490).

[118] bkz. Keşfuzzünûn, II, 1279.

[119] Bu zat Ömer b. Raslân el-Bulkmfdir (ö. 805/1402) bkz. Keşfuzzunûn, II, 1351; GAL, II, 88; Suppl., II, 79.

[120] Bu eser L. Mercier tarafından Fransızca tercümesiyle birlikte yayınlanmıştır: La parure des cavaliers et l'insigne des preuxde Ben Hodeîl el Andalousy, Paris 1922. Ayrıca Arapça metin: Kahire 1951 (bkz. F, Vire, îbn Hudhayl, EL, III, 804).

[121] Bu eser de L. Mercier tarafından Fransızca tercümesiyle birlikte yayınlanmıştır: L'ornement des âmes et la devise des habitants d'el-Andalus, Paris 1936.

[122] İbn Cüzey el-Kelbi'nin de Kitabul-Hayl (Beyrut 1406/ L986) adlı eseri vardır. Diğer bazı eserler için bkz. Keşfuzzunûn. II, 1417.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/90-92.

[123] Bu yedi atın haklannda görüş birliği bulunan atlar olduğunu, ayrıca onbeş at bulun­duğunun söylendiğini belirten İbn Cemâa'dır (bkz. Huzâi, s. 386). Bu yedi at şunlar­dır: Sekb, Mürtecız, Lahîf, Lezâz, Zarib, SebhaveVerd. Ayrıca bkz. ibn Cüzey, Kita-bul-Hayl, s. 88-90; Âmirî Behcetül-mekafıl, II, 164.

[124] Yem verilen yer demektir. {Huzâi, s. 389-390).

[125] el-tstîâb, HI, 400.

[126] Metinde Şebha, et-Tehzib'de Şence şeklinde geçmiştir.

[127] Resulullah burada Huzeyme'nın şahitliğim ıkı kışının şahitliğine denk tutmuştur Huzeyme'nm burada özellikle anılması bu sebepledir.

[128] Lezâz'ın Lizâz, Lahîfın Luhayf şeklinde okunacağını söyleyenler de olup Nevevı de bunu tercih etmiştir.

[129] Vâkıdî (Meğazî, 1,350) Ebû'l-Berâ'nın da dahaonce Resulullah'a bir at hediye etmek istediği, fakat Re sulullah'ın müşrikten hediye kabul etmeyeceğim belirterek reddet­tiğim kaydeder Lahîf ı Ferve b Amr'ın hediye ettiği de zikredilmektedir (bkz Ibn Cuzey s 90, es-Siretül-Halebiyye, III, 430).

[130] Metinde Ferve b Ömer el-Cudâmî şeklinde geçmiştir.

[131] et-Tehzîb, 1/1,36-37 Metmdekı hata ve eksik bilgiler için bu kaynağa bakılmalıdır Ayrıca bkz Ibn Cuzey, s 88-93, Âmırî, II, 163-166, es-Sîretül-Halebiyye, III, 429 vd , Uyûnul-eser, II, 401-404, es-Sîretü'ş-Şâmiyye, VII, 651 656.

[132] el-İsâbe, I, 543.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/92-94.

[133] Metinde ve Huzâi'de (s. 393) böyle, Ahlfiku'n-Nebi'de ise Hayber olarak geçmekte­dir.

[134] Ahlâku'n-Nebi, s. 132.

[135] Huzâi'de verildiği halde Kettâni'nin zikretmediği Ebû Davud'a ait rivayette Hu­neyn, Ebû Dâvud et-Tayâlisfnin rivayetinde ise "son derece sıcak, bunaltıcı bir gün­de" şeklindedir.

[136] Ebû Davud'un (Edeb 155) rivayetinde "Sana Fedayım" şeklindedir.

[137] Bu rivayet için bkz. Mecmau'z-ıevâid, VII, İSİ. Metinde "deffeteyınnirılîf ifadesi "ferseteyn!" şeklinde geçmiştir.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/94.

[138] Metinde Ibn Hibbân şeklinde geçmiştir.

[139] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/94.

[140] Metinde Bişr şeklinde geçmiştir.

[141] Bu rivayet için bkz. Kenzül-ıunmâl, XV, 430 (nr. 41704).

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/94-95.

[142] Huzâi bu başlıktan önce "Resulullah'ı örnek alarak ashaptan üzengi tutanlar başlı­ğını vererek Kadı Iyaz'ın eş-Şİfâ'sından şu rivayeti nakleder1 Zeyd b. Sabit annesi­nin cenaze namazını kıldı, sonra binmesi için katırı getirildi, ibn Âbbas gelerek onun üzengisini tuttu. Zeyd ona "onu bırak, ey Allah Resulünün amcası oğlu" dedi. İbn Abbas "biz âlimlere böyle davranırız" dedi. Zeyd de onun elini öperek "biz de peygambe­rimizin ehl-i beytine böyle davranmakla emrolunduk" dedi. (Huzâi, s. 397).

[143] Metinde Mutarrizi şeklinde geçmiştir.

[144] Pıkhul-luğa, s. 316 (30. bab, 18. fasıl).

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/95.

[145] Buharı,  Cihâd 58. Metinde yarışın başlangıç ve bitiş yeri  zikredilmemiştir. Buhâri'deki rivayette, ayrıca, bu mesafenin 6 veya 7 mil olduğu, eğitilmemiş atların da Seniyyetu'1-vedâ ile Benî Zurayk mescidi arasında yarıştınldıkları ve bu mesafe­nin ise bir mil kadar olduğu kaydedilmektedir.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/95.

[146] Buharı, Cihâd, 56,57,58.

[147] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/95-96.

[148] Metinde Eşlem şeklinde geçmiştir.

[149] Huzâi bu bilgiyi ibn Cemâa ve îbn Abdilber'den nakletmekte (s. 405) Kettâni ise ibn Abdilber yerine Kastallâni'yi vermekte ve ardından da onu şerhinden nakilde bulun­maktadır.

[150] Metinde Rezin şeklinde geçmiştir.

[151] Zurkânî,Şerhua-Mevahib,III,299.Ayncabkz.Üsdü'l-ğâbe,I,91;el-İsâbe, 1,36-37; Mecmâu'z-zevâid, I, 261-262.

[152] Moğoltay b. Kılıç (ö. 762/1361). bkz. Zirikli, VIH, 196-197.

[153] el-lsâbe, I, 37.

[154] Hâkim, el-Müstedrek, III, 291. Burada Berâ'nın yuk görevlisi değil, sesinin çok gü­zel ofduğu ve Resuluflah'a şiir (recez) okuduğu kaydedilir. Nitekim el-İsâbe'de (I, 143) Berâ'nın biyografisinde de el-Müstedrek'ten naklen bu bilgi verilmektedir. Bu hata, muhtemelen "yurecciz" kelimesinin Kettânı'deki nüshada "yurahhil* şeklin­de olmasından kaynaklanmıştır.

[155] bkz el-tstîâb, III, 314, Üsdü'1-ğâbe, IV, 495 (Burada "rahl" kelimesi düşmüştür).

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/96-97.

[156] bkz Zurkâni, III, 298, Âmiri, II, 155 (Burada "bağl" kelimesi "na'V şeklinde yanlış geçmiştir).

[157] Zurkâni, III, 298.

[158] Müsned, IV, 149.

[159] Nesâı, îstıaze 1.

[160] Metinde "binilen" şeklinde geçmiştir.

[161] Metinde Temîmf şeklinde geçmiştir.

[162] el-Evâıl,s 89 Üsdül-ğâbeUebukatınnkırdeğılbeyazrenkholduğu(IV,357),lbn Cüzey'ın Kitâbul-HayPında da (s 91) adının "Fıdda" (Gumuş) olduğu kaydedilir Her ıkı nvayet için bkz es-Sîretü'ş-Şâmiyye, VII, 652.

[163] el-lsabe, I, 147, es-Sîretü'ş-Şâmiyye, VII, 654.

[164] Metmde Urve şeklinde geçmiştir.

[165] el-İsâbe, III, 213 Ayrıca bkz Müslim, Cıhâd 76.

[166] îbn Sa'd, I, 134. Ayrıca bkz, Ibn Cuzey, s. 92.

[167] bkz.Ebu'ş-Şeyh,Ahlâku'n.Nebi,8.132-134;IbnCüzey,s.90;îbnKesır,es-Sîre,IV, 713-715; ös-Sîretü'ş-Şâmiyye, VII, 651-656.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/97-98.

[168] Ebû Dâvud, Menâsık 34. Burada "haccettim" yerine "haccettik" ifadesi vardır. Me­tinde "nâka" (deve) kelimesi de düşmüştür. Ayrıca bkz. s. 111.

[169] Metinde "hâluhu" (dayısı) şeklinde geçmiştir.

[170] Zurkâni, Şerhul-Mevâhib, III, 302.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/98.

[171] el-İsâbe, 1, 328.

[172] bkz Ibn Hışâm, II, 166, Üsdü'1-gâbe, I, 398-399. Metinde "mu'temihi" şeklinde ge­çen şiirin son kelimesi bu kaynaklarda "fimâ semmeh" çekimdedir.

[173] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/98-99.

[174] Metinde Avf şeklinde geçer bkz. el-İsâbe,l,407;Üsdü'l-ğâbe, 11,99. Son kaynakta Hassân'dansnzedılmemiştır IbnHazm daCemhere'de (s 186) Halid b Seyyârşek-lınde kaydetmiştir Fakat yukarıda geçtiği j^ıbı el-İsâbe'de Hassan el-Kslemî'nın bi­yografisinde Halıd b Yesâr şeklinde zikredilmiştir.

[175] el-İsâbe, ı, 407, Üsdü'1-ğâbe, II, 99.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/99.

[176] el-İsâbe, 111,541.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/99.

[177] age, 1,481.

[178] age, II, 479.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/99.

[179] age, 1,502.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/100.

[180] age, II, 34.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/100.

[181] age, II, 431.

[182] Bu eser, Ebû Zeyd Abdurrahman b. Ebi'1-Alâ el-Irâkî'nin İhtisârul-İsâbe'si olmalı­dır (bkz. I, 21).

[183] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/100.

[184] el-İBâbe, III, 293; Üsdül-ğâbe, V, 274.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/100.

[185] el-İsâbe, III, 404; Üsdül-ğâbe, V, 274.

[186] Müslim, Cihâd 76; Hafaci, I, 48. Metinde Huneyn yerine Hayber geçmiştir.

[187] Metinde Kitabü'l-Meğâzî şeklinde geçmiştir.

[188] Buhâri, Cihâd 53; Umdetül-kârî, XI, 405.

[189] Bu bilgi için bkz. Zirikli, VIII, 260-261.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/100-101.

[190] Metinde Kâmil şeklinde geçmiştir.

[191] el-İsâbe’de, IV, 164; Üsdü'1-ğâbe, VI, 260.

[192] İbn Sa'd, VI, 62.

[193] Zurkâni, Şerhu'l-Mevâhib, III, 302.

[194] Buhâri, İlim 9.

[195] Nesâi, Menâsik 220.

[196] bkz. Müsned, IV, 186-187.

[197] Fethul-Bârî, I, 250-251.

[198] Üsdül-ğâbe, II, 335.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/101-102.

[199] Metinde Nesâi'nın Sünen*de bu rivayeti verdiği kaydedilmekle birlikte Huzâi Sil-nen'i zikretmemiştir (s. 409).

[200] Metinde yalnız ilk mısra verilmiştir. Bu şiir için ayrıca bkz. S. Erdem-H. Kılıç, "Ab­dullah b. Revaha", DİA, I, 130.

[201] Metinde bir şeklinde geçmiştir.

[202] Huzâi, Tayâlisi'nin bu rivayetini el-İstîâb'dan naklen vermiştir, (s. 409) bkz. el-tstîâb, I, 117-118.

[203] Huzâi, yalnız Enceşe'nin anıldığı bir rivayeti de Buhâri'den nakletmiştir (s. 410). Bkz. Buhâri, Edeb 116; Müslim, Fedâil 70-73.

[204] Huzâi bu bilgiyi de el-Meçârik'ten nakletmiş olup (s. 410) Resulullah (sav) devele­rin hızla gitmesiyle kadınların incinmemeleri için bu ikazda bulunmuştur.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/102-103.

[205] İbn Sa'd, II, 121,168. Ayrıca bkz. el-İsâbe, III, 541.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/103.

[206] İbn Hişâm, II, 245.

[207] Huzâi (s. 416) kılıçlarla ilgili bu bilgiyi îbn Cemâa'dan naklederek şiirde geçen dokuz kılıcın adını kaydeder. Şâmi (VII, 581-585) bu kılıçlar hakkında etraflı bilgi vererek Samsâme ve Luhayfı da ekler. Aynca bkz. Jbn Sa'd I, 485-487; Amiri, II, 168; Îbn Seyyidinnâs, II, 397.

[208] Metinde Mâtûr şeklinde geçmiştir.

[209] Benzeri bîr şiir için bkz. Şâmı, VII, 584.

[210] Îbnü'l-Cezerî'nin (ö. 833/1429) ZâtÜ'ç-şifâ fî sîreti'n-nebî vel-hulefâ'sına M.b. Tayyib'in (ö. 1170/1756) eMstişfâ adlı şerhidir (SuppL, II, 277).

[211] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/103-104.

[212] Huzâi bu rivayeti Tirmizi'den naklen vermektedir, (s. 417).

[213] Buhâri,Edeb 39.

[214] Tirmizi, Cihâd 14.

[215] Metinde "anlaşıldı ki" (ulime) şeklinde geçmiştir.

[216] Hafftci, 11,51.

[217] Metinde ibn Es'ad şeklinde geçmiştir.

[218] Metinde "der" (zırh) kelimesi "zer" şeklinde geçmiştir.

[219] îbn Sa'd, IV, 38.

[220] bkz. Huzâi, s. 419. Ayrıca bkz. îbn Kesir, es-SSre, IV, 707,714; Şftmi, VII, 581.

[221] Huzâi bu bilgiyi tbn Cemâa'dan nakletmiş olup (s. 422,426,430) metinde "anezât" kelimesi "gazât," "bida" da "nida'' şeklinde geçmiştir. Bu konuda ayrıca bkz. Şâmi, VII, 585-587; Âmiri, II, 167-168.

[222] bkz. Huzfii, s. 428.

[223] bkz. Huzâi, s. 429.

[224] İbn Sa'd, II, 38.

[225] Zurkâni, II, 24. Aynı manaya gelmekle birlikte ifadeler farklı olup karşılaştırılmalıdır.

[226] Huzâi (s. 430) bu rivayeti Tirmizi'den nakletmiştir. Ayrıca bkz. îbn Kesîr, IV, 708,712. Huzâi bu başlık altında ayrıca Resulullah'm yay ve ok kuburları (a. 423) ite kalkanlarından (s. 431) bahsetmiş olup Kettâni zikretmemiştir.

[227] bkz. SuppL, II, 910.

[228] bkz. İbn Mâkûlâ, el-İkmâM, 45.

[229] İbn Nubâte (o. 768/1366) Müfâhare beyne's-seyf ve'1-kalem (bkz. Suppl., II, 5) A>rıcabkz. SuppL, II, 9,174.

[230] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/104-106.

[231] Metinde eserin adı zikredilmem İştir.

[232] Ahlâku'n-Nebi, s. 128 Metinde ve Huzâı'de (s 432) Huneyn olarak geçen kelime burada Hayber şeklindedir.

[233] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/106.

[234] Metinde ibn Bedr şeklinde geçmiştir.

[235] el-İstîâb, II, 207 Nûru'n-nibrâs müellifi Huzâı'den sonra yaşamış olup bu eser Kettâni tarafından metne ilave edilmiştir.

[236] bkz. Buharı, Şurût 15.

[237] Fethul-Bârî, XI, 169.

[238] Bunun şerhi Neylül-evtâr'da (VIII, 37-38) Muğire'yle İlgili rivayet verilmiş olup sfizkonusu yorum burada geçmemektedir. Kettâni'nin bu. bilgiyi naklettiği el-Âdâbu'ş-Şer'iyye'de "el-Müntekâ" yerine "Ahkâmuhul-müntekâ" şeklinde geçmekte olup bu, muhtemelen  el-Müntekâ'nın kendisinden özetlendiği el-Ahkâmül-kübrâ'dır. (bkz. ez-Zeyl alâ Tabakâtil-Hanâbile, II, 252).

[239] Hattâbi, Meâlimü's-Siinen, III, 202. Sözkonusu hadis için ayrıca bkz. Kenzül-ummâl, IX, 138 (nr. 25387).

[240] İbn Müflih, el-Adâbu'ş-Şer'iyye, 1,415. IbnTeymiyye'nin sözü dahil burada verilen bilgilerin hepsi bu eserden nakledilmiştir.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/106-107.

[241] İbn Seyyidinnâs, Uyûnul-eser, II, 396.

[242] İbn Kayyim, Zâdül-meâd, I, 127.

[243] Burada ve aşağıda Uveymir şeklinde geçmiştir.

[244] Metinde Salt şeklinde geçmiştir.

[245] bkz. Uyûnul-eser, II, 25. İbn Hişâm (II, 89), Haris b. Süveyd'in boynunu Hz. Os­man'ın vurduğunu kaydeder ve ensardan birinin vurduğunun söylendiğini de belir­tir.

[246] Metinde Eflah şeklinde geçmiştir.

[247] bkz. Şerhul-Mevfthib, III, 303.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/107-108.

[248] eUstîâb, III, 517-518;Ü8dü1-ğâbe, V, 144. Huzâi (s. 439) bu bilgiyi Ahlâku'n-Ne-bf den de nakletmiştir. (bkz. age, s. 122).

[249] Metinde "Kabia* kelimesi "Kabisa" şeklinde geçmiştir.

[250] Bu rivayet için bkz. Ahlâku'n-Nebi, 122.

[251] el-İsâbe, 111,401. EsaaenlbnHacer.burivayetteMerzuk'unsahabiliğine delalet bu­lunmadığını, ancak, onun sahabi olduğunu kesin şekilde belirtenler katında birbaş-ka mesnedin varlığı ihtimaliyle sahabe içinde zikrettiğini belirtir.

[252] el-tzzu vel-menâfi M-mücâhidin fi sebilillfih bi-âlâtil-hurûb vel-nıedâfi (bkz. GAL.,II,618).

[253] bkz. Zirikli, VI, 188. "Müstened" kelimesi metinde "musned" şeklinde geçmiştir.

[254] Sılatül-halef in "mim" harfinde (s. 351-428) bu esere rastlanmamıştır.

[255] Bu zat ve adı geçen eseri için bkz. Vülâti, Fethü'ş-şekur, s. 152-153.

[256] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/108-109.

[257] Huzâı (s 441) burada yalnız Buhân'yı anmış olup metinde Sahıhayn şeklinde geç­miş olması hatadır.

[258] Metinde Huzeyl şeklinde geçmiştir.

[259] Buharı, Menâkıbu'l-Ensâr 45.

[260] İbn Hışâm, II, 65 Hayseme, metinde Hatme şeklinde geçmiştir.

[261] age, II, 309.

[262] el-tstîâb, II, 48, Üsdül-ğâbe, II, 360-361 el-Arcî, metinde el-Urfi şeklinde geçmiş­tir Sa'd, Resulullah'a Arc'dan Medine'ye kadar kılavuzluk etmiştir.

[263] el-İsâbe, I, 187.

[264] age, 1,193.

[265] age, 1,220.

[266] Metinde Cemil şeklinde geçmiştir.

[267] age, I, 332.

[268] age, II, 396. Hadisin tam metni için bu esere bakınız.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/109-110.

[269] bkz. IbnHişâm, II, 482. Karn, Muleyh ve Liyye metinde geçmemektedir. Buhra keli­mesi ise Şecere şeklinde geçmiştir.

[270] Şerbul-Mevâhib, III, 80. Metinde hata mevcut olup aslıyla karşılaştırılmalıdır.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/110.

[271] el-İstîâb, III, 183. Resulullah (sav) Gâlib'i Mekke'nin fethi yılında altmış kişilik bir grupla Kedîd'de Benfl-Mülevvih'e baskın için göndermişti.

[272] el-İsftbe, III, 184.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/110.

[273] el-İstîâb, IV, 414; Üsdül-ğâbe, VII, 261.

[274] el-İstîâb, IV, 405.

[275] el-İstîâb, II, 220. Ayrıca bkz. îbn Hışâm, II, 86. Talha b. Ubeydullah, cennetle müj­delenen sahabilerden bindir.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/111.

[276] ibn Hişâm, 1,492. Bu olayı nakleden ravı, Resulullah'ın (sav) bir hurma ağacının göl­gesinde oturduğunu, daha önce hiç görmedikleri için Hz Peygamberle Ebubekır'ı birbirinden ayıramadıklarını, gölge gidince Hz   Ebubekir'in kalkarak elbisesiyle kendisini gölgelemesi üzerine onun Resulullah olduğunu anladıklarını belirtir.

[277] Müslim, Hac 312. Ayrıca bkz s. 98.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/111.

[278] Buhâri, Cihâd 190. Daha önce (bkz s. 100), Kirkire'nin Hayber savaşı sırasında Re-sulullah'm (sav) bineğini tuttuğu da kaydedilmişti fl*kz. el-tsâbe, III, 293).

[279] Metinde "emretti" şeklinde geçmiştir.

[280] Müslim, Hac 342.

[281] el-İsâbe’de Ebû Nuaym şeklindedir.

[282] age, II, 313; Üsdül-ğâbe, III, 251-252 Metinde geçen Mebdûle kelimesi bu kaynak­larda Ganin b. Mazin şeklindedir.

[283] el-tsabe, II, 362; el-îsfibe'de bu Abdullah b. Ka'b b. Amr b Avf b. Mebzul ile ardın­dan gelen Abdullah b. Ka'b b. Zeyd b. Âsım'm yük görevlisi olduğu belirtilirken Üs-dül-ğâbe'de (III, 372-373) her ikisinin de ganimet görevlisi olduğu kaydedilmiştir.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/112.

[284] Aynı bilgi için bkz. İbn Seyyidinnâs, Uyûnul-eser, II, 400.

[285] Bu konuda bkz. ibrahim Harekât, el-Mağrib abre't-târîh, III, 378.

[286] ed-Dürrül-müntahabül-müstahsen   fi   ba'zi   meâsiri   ©mîril-mü'minîn Mevlânâ el-Hasan (SuppL, II, 889).

[287] Metinde Âmili şeklinde geçmiştir.

[288] Behcetül-mehâfıl. II, 172.

[289] EbûCuhayfe'mn rivayeti için bkz Buharı,Salat 17, Libas42,Müslim, Salat249,250, Müsned, IV, 308.

[290] Cabır'in rivayeti için bkz. Muslini, Hac 147.

[291] Abdullah b. Mesud'un rivayeti için bkz. Buharı, Eyraân 3; Müslim, iman 377; Müs­ned, I, 386,401.

[292] Hz Peygamber'ı bulutun gölgelediği ve sıcaktan etkilendiğine dair rivayetler için bkz el-Mekâsıdül-hasene, s. 93-95.

[293] iki konu önce geçen "Gölgelik Görevlisi" başlığına bakınız   (s. 111).

[294] Buharı, Meğâ/ı 56. Bu rivayette geçen "elbise" kelimesi metinde "kalkan" şeklinde geçmiştir.

[295] bkz. el-Mekâsıdül-hasene, s 469; Kenzül-ummâl, XVI, ]21tnr 44İÎİ9-44I40).

[296] Müsned, VI, 410.

[297] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/112-114.

[298] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/114.

[299] Buhâri, Cihâd 197. "İkisi bindi" ifadesi metinde "bindi" şeklindedir.

[300] İbn Sa'd, IV, 276.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/114-115.

[301] el-ktîâb, II, 395.

[302] Develerin üstünde, kadınların içinde oturdukları bir nevi kubbeli çadır.

[303] îbn Sa'd, VIII, 209.

[304] Bunu söyleyen, hadisin râvîsi Ümmü Ma*bed bint Halid'dir.

[305] îbn Sa'd, VIII, 209-210. Metindeki düşüklükler için buraya bakınız.

[306] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/115-116.

[307] İbn Abdilber kastedilmiştir, bkz. el*İstİ&b, 1,117. Ayrıca bkz. s. 103.

[308] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/116.

[309] bkz. İbrahim Harekât, el-Magrib abret-târih, III, 378.

[310] bkz. İbn Hişâm, II, 310.

[311] Buhâri, Meğazı 35.

[312] Burada kastedilen, Bedir savaşı sırasında karargah için yer seçimiyle ilgili hadise­dir, bkz. îbn Hişâm, 1,620; Üsdtil-ğâbe, I, 436.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/116.

[313] Bu husus, "Sahİbıi'l-ases'le ilgili bahiste geçmiş olup (bkz. s. 50) sözkomısu olay için bkz. Buhâri, Cihâd 70; Müslim, Menakıbu'l-ashab 40; Tirmizi, Menakib 27.

[314] îbn Hişâra, I, 628.

[315] İbn Hişâm, II, 339-340.

[316] el-İsâbe, I, 26.

[317] Metinde Hasra seklinde geçmiştir.

[318] age, 1,478. es-SîretÜl-Halebiyye'de (III, 424) ayrıca Hz. Ebubekir, Muhammedb. Mesleme, Zübeyr b. Avvâm, Mugîre b. Şu"be, Bilâl, Zekvân b. Abdikays, İbn Ebî Mer-serel-Ganevî, tktibâsü'n-nizâmn-askerifıahdi'n-Nebî'dels 260-262)de Esîdb. Hudayr, Sa'd b. Ubâde, Abbad b. Bişr ve Sultan b. Seleme'nin adlan zikredilmiştir. Ayrıca bkz. Zâdül-meâd, 1,127.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/117.

[319] El-İsabe, 1,80.

[320] Huzâi, a. 317; Kettâni, I, 52.

[321] Huzâi ilgili bölümde bu baba ve ardından "Karışıklık zamanında kavme yüksek bir yerden gözcülük yapan kimseye dair bâb" (s. 319)başlığına yer vere rek bu görevlerin Resulullah (sav) zamanında İfâ edildiğine dair nâag bulamadığını, fakat bu iki bâbdanönceki "Şehirdesâhibü'l-asea" başlığındazikredilenSa'db.EbîVakkas'lail­gili hadisten bu görevlerin de istihraç edildiğini söyler. Kettâni burada yalnız bir babı zikrederek ardından iki görevden sözettiğinden metin anlaşılmamaktadır.

[322] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/117-118.

[323] îbn Hişâm, II, 208.

[324] îbn Hişâm, II, 238.

[325] Buhâri,Megâzı48.EbûSufyftDİabirtikteHâkımb.HizftmvBBüdeytb.Verkavardı.

[326] İbn Sa'd, II, 441; Şâmi, V, 652.

[327] bkz. Üsdül-iAb*, 1,154.

[328] RbÛ Dâvud, CıhSd 16; Üsdül-JAbe, 1,153-1&4.

[329] el-İsftİM, I, 73.

[330] Dipnot 3OO*e bakınız.

[331] İbn Hiştm, II, S39. Huzfti bu bilgiyi "Yük Develeri Muhafizı" başlığı altında vermiş olup(s. 465) metinde altı çizilmediğinden KettâniV^ ait gibi görülmektedir. Bu bilgi, ayrıca "Elçi Heyetlerine Allah Hesulü'nü Nasıl Selamlayacaklarını öğreten Kimse* (bkz. 1,119) başlığı altında da verilmiştir.

[332] NesîmüY-riyâz, III, 201-203.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/118-120.

[333] Metinde Cebele şeklinde geçmiştir.

[334] el-tsâbe, I, 226.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/120.

[335] Metinde "Fetih günü" şeklinde geçmiştir.

[336] Nesâi, Menâsik 109.

[337] Kettâni daha önce geçen Nesâi rivayetindeki ifadeyi "Fetih günü" şeklinde kaydetti­ğinden bunu farklı bir rivayet olarak vermektedir. Oysa orada da "Kaza Um resi" şek­linde geçmektedir. Kettâni'nin Nesâi'den naklettiği rivayetin başka bir yerde öyle geçmesi de muhtemeldir.

[338] Tirmizi, Edeb 70.

[339] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/120.

[340] el-İsâbe, II, 71; Üsdü'1-ğâbe, II, 439.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/120.

[341] Müslim, İmâre 145.

[342] Metinde Beybis şeklinde geçmiştir.

[343] el-İsâbe, I, 147.

[344] age,II,470.

[345] Buhâri, Libas 16, Menâkıbul-ensâr 45. Metinde farklılık ve düşüklük mevcuttur.

[346] İbn Hişâm, I, 614. Bu bilgiyi Huzâi de (s. 467) İbn İshak'tan naklen vermiştir.

[347] age, I, 615-616. Yaşlı Arap Resulullah'a (sav) kim olduklarını söylemedikçe haber vermeyeceğini söyleyince, Resulullah önce kendisi söylerse kimlerden olduklarını haber vereceğini belirtir. Adam haberi verip kim olduklarını sorunca Resulullah yu­karıda anılan cevabı verir. Adam da kendi kendine "ne suyundan, Irak'ın suyundan mı?" diye söylenip durur.

[348] el-İstîâb, II, 219-220. Bu bilgi metinde altı çizilmediğinden Kettâni'ye ait görün­mektedir.

[349] îbn Sa'd,IV,310.

[350] el-İstîâb, I, 277. Huzâi de bu bilgiyi îbn Ishak'tan naklen vermiştir, (s. 468).

[351] ibn Hişâm, II, 439-440. Metinde altı çizili olmadığı için Kettâni'ye ait görünen bu bil­gi Huzâi taralından verilmiştir.

[352] el-lsâbe, 1,128,419.

[353] age, I, 151.

[354] Metinde Cebele şeklinde geçmiştir.

[355] age, I, 226.

[356] age, 1,418-419.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/121-123.

[357] el-tstîâb, III, 95.

[358] el-İsabe, I, 73.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/123.

[359] Tirmizi, etj-Şemâil, Beyrut 1406, s. 178 (hadis nr. 329).

[360] Buharı, Edeb 53.

[361] Fethul-Bârî, XXII, 312.

[362] Fihriaül-fehâris'te (1,248-249) eserin adı Bezlül-münâsaha... şeklinde geçmek­tedir.

[363] Nefhu't-tîb müellifidir.

[364] bkz. Fihrisül-fehâris, indeks; Suppl., II, 687.

[365] Bu zat için bkz Fihrisül-fehâris, II, 916-918.

[366] Metinde "kuddâmuhum" kelimesi "kuvâhum" şeklinde geçmiştir.

[367] İbn Sa'd, III, 59; İbn Şebbe, III, 960-962; Suyûti, Târihul-huleffi, s. 181.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/123-125.

[368] Cemilere, s. 250.

[369] el-İstîâb, III, 557.

[370] îbn Sa'd, IV, 277.

[371] el-tsfibe, III, 568.

[372] Buharı, Cihâd 157.

[373] Müshm, Cihâd 17,18.

[374] Zurkânı, Şerhul-Mevâhib, IV, 110.

[375] bkz. Îbn Hişâro, II, 229-231; Vâkıdi, II, 480 vd. Huzâi de bu kıssayı îbnlshaktan nak­len geniş şekilde vermiştir (s. 478-481).

[376] Cümlenin son kısmı Vftkıdi'den eklenmiştir. (II, 481).

[377] Cümlenin bu kısmı metinde düşmüş olup ibare yanlış anlaşılmaktadır, (bkz. Huzâi, s. 479).

[378] tlelül-hadîs, 1,333.

[379] Ali b. Süleyman ed-Dimnetî (ö. 1306/1889). bkz. Fihriaül-fehâris I 176-177; SuppL, II, 737.

[380] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/125-127.

[381] el-İsâbe, 111,413414.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/127.

[382] Bu başlık metinde "Allah Resulü (sav) zamanında gemilerde görevlendirilenler" şeklindedir. Bu gemilerle ilgili olarak verilen alt başlıklar daKettâni tarafından zikredilmem iştir.

[383] Huzâi'nin el-tstîâb'dan naklettiği bilgi burada özetle verilmiştir, (bkz. el-İstîâb, II, 497)

[384] Huzâibu bilgiyi Ibn lahak'tan nakletmiştir (bkz. Jbn Hişâm, II, 359,362). Bilgi özetle verilmiş olup metinde hatalar mevcuttur.

[385] Buhâri, Meğâzî 38. Eşârilerin gemisi Yemen'den yola çıkmıştı.

[386] Muvatta, Taharet 12.

[387] Tirmizi, Taharet 52.

[388] Bu tereddüt râviye aittir.

[389] Metinde Milhâk şeklinde geçmiştir.

[390] Muvatta, Cihâd 39. Resulullah (sav) Ubâde b. Sârait'in hanımı Ümmü Harâm'ın evine gittiği bir defasında uyumuş ve uyandığında  gördüğü rüyayı haber vermişti. Huzâi bu son hadisi ayrı bir baştık altında vermiş olup (s. 488-489) Kettâni birleştir­miştir.

[391] Metinde Milhâk şeklinde geçmiştir.

[392] Muâviye'nin (ra) hanımı Fahite bintKarza'dır (bkz. el-İsâbe, IV, 373-374).

[393] Buhâri, Cihâd 63. Aynca Cihâd 3,75'e bakınız.

[394] îbn Vehb'in Muvatta rivayeti kastedilmiştir.

[395] Fethul-Bârî, Xn, 30.

[396] age, XII, 43.

[397] Metinde Kureyza şeklinde geçmiştir.

[398] Bu bilgi için bkz. el-Beyân ve't-tahsîl, XVII, 24-25. Aynca bkz. s. 283.

[399] el-Beyân ve't-tahsîl, XVII, 27. Metinde düşüklük olup karşılaştırılmalıdır.

[400] Metnin bu kısmı hatalı olup aslına bakılmalıdır. Burada aynca hem metinde hem el-Hitat'da halîf (nauahid) kelimesi halife, el-Hârisî de el-Hâsî şeklinde yanlış geçmiş­tir, (bkz. Zirikli, IV, 255).

[401] bkz. C. E. Boaworth, "Dhât al-Sawâri, El (SuppL), s. 221-222.

[402] el-Hıtat, II, 189-190.

[403] Resulullah'a (sav) "Cevâmiu'l-kelim" verildiğine  dair rivayetler için bkz. el*. Mekâsıdül-hasene, s. 132-133.

[404] bkz.Makkari, Nefhu't-tîbJII, 161-162. Metinde bazı düşüklüklermevcutolup aslı­na bakılmalıdır.

[405] Ekritiş veya îkritiş, Girit adasının Arapça'deki adı olup metinde Ebritiş şeklinde geçmiştir, (bkz. M. Canard, "Ikritish," Et III, 1082).

[406] Târîhul-hamîs, II, 268.

[407] el-tsftbe, 1,148.

[408] Nimetullah et-Tarablusî'nin (ö. 1887) eseridir (bkz. Suppl-, II, 779).

[409] Metinde geçen "sevne (sevânî)* kelimesi"şevne (şevâni)" olacaktır, (bkz. A. Muhtar ve Abdülaziz Salim, Târîhul-bahriyyetil-tslâmiyye fî Mısr ve'ş-Şâm, Beyrut 1981. s. 132,137.)

[410] bkz. Serkis, II, 1585.

[411] el-İsâbe, II, 60.

[412] Abdülfettâh Ubâde'nin (ö. 1927) eseridir (bkz. Serkis, II, 1289; SuppL, m, 309; Kehhâle,Mu'cem,V, 279) islâm'da denizcilikle ilgili olarak ayrıca bkz. AhmedMuh-tar ve Abdülaziz Salim, Târîhul-bahriyyetil-tslâmiyye fil-Mağrib vel-Ende-İÜ», Beyrut 1969; Ali Muhammed Fehmi, Müslim Naval Organisation in the EasternMediterranean, Cairo 1980 (3. baskı); Târîhu'l-bahriyyetil'Muriyye, Kahire 1973.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/127-132.

[413] îbn Hişâm, II, 483. Ayrıca bkz. es-SîretüV Şâmiyye, V, 560-561.

[414] el-Evâil, s. 64.

[415] el-Kâmü, II, 266. Bu bilgiyi Huzâi de kaydetmiş olup (s. 491) geniş bilgi için bkz. Vâkıdi, III, 927; es-Sîretül-Halebiyye, III, 80-81.

[416] Beyhaki, es-Sünenül-KÜbrâ, IX, 84.

[417] Mîzânül-Î'tidâl, II, 413. MetindeHirâş, Hirâs şeklinde, Teyraî de Temîmî şeklinde geçmiştir.

[418] el-Beyân vet-tebyîn, II, 7; es-Sîretüt-Halebiyye, III, 81. Bu bilgiyi Huzâi de nakletmİştir.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/133.

[419] bkz. es-SSretül-Halebiyye, İÜ, 81.

[420] Bu bilgiler Huzâi taraftndan er-Ravdül-üniif ten naklen zikredilmiştir (s. 495).

[421] tbn Sa'd, I, 312. Aynca bkz. Vâkıdı, in, 924.

[422] Bu bilgi için bkz.Tâcül-arûs,IV,287("crş"mad.);Mu'cemüa-bÜldâıı,II, 126-127. Züfer kelimesi metinde Zumer şeklinde geçmiştir.

[423] bkz. İbn Hişâm, II, 483 Metinde hatalar mevcut olup aslıyla karşılaştırılmalıdır. Bu bilgi esaBen Huzâi tarafından (s. 495) tbn Ishak'tan naklen verilmiştir. Aynca me­tinde bu bilginin Îbnu't-Tallâ'ın Akdiyetü Resulillfih adlı eserinden alındığını ifa­de eden bir ibare mevcut olup bu eserde ilgili yerde sözkonusu bilgiye rastlanmamış­tır.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/134.

[424] Müslim, Cihâd 29-30. Metindeki eksiklik Müslim'den tamamlanmış olup fim Ömer'in rivayetinde Hasa&n b. Sftbifin bu yangınla ilgili söylediği beyit "Allah Reca-lü'nün Yakıp Yıkma Suretiyle Cezalandırman ve Bunun İçin Kimi Gönderdiği" baş­lığında (II, 68} verildiğinden burada zikredilmemiftir.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/134-135.

[425] îbn Hiçâro, İT, 216.

[426] Metinde "Safretul-savfe" şeklinde gBçmiştir.

[427] "Fectenaha" kelimesi metinde 'Fehtacce" teklinde geçmiştir.

[428] Sıfatu's-safve, I, 534-535.

[429] İbn Hişflm, n, 224.

[430] el-lıtîâb, IX, 58. Huzai bu bilgiyi îbn tabaktan nakletmiştir.

[431] Süheyli, er-Ravdul-Ünüf, VI, 206-207.

[432] Hacda tavaf sırasında sağ omuzu açık olarak, kısa ve süratli adımlarla çalımlı yürü­mek.

[433] İbn Teymiyye, Mecmuu fetâva,XK, 60.

[434] bkz. Fihrisül-fehâris, 1,484.

[435] Metinde "meltem* şeklinde geçen kelime, kadının yaşmak (nikap) bağlaması anlamı­na gelen "telsem" olmalıdır. Krş. Derdîr, eş-Şerhul-kebîr, I, 218.

[436] Muhamnıed b. Yusuf el-Mevvftk (ö. 897/1492), SÜnenÜl-mühtedîn fi makâmâ-ti'd-dîn (Fas 1314) için bkz. SuppL, II, 375-376. Mezâl hakkında bkz. el-Beyân vet-Uhsü, XVm, 250.

[437] Metinde "kılsız" şeklinde geçmiştir.

[438] tbn Âbidin, Reddül-muht&r, 1,624.

[439] Metinde "neltem" seklinde geçmiştir, bkz. dipnot 414.

[440] Meselâ bkz. el-Medhal, I, 287 vd.

[441] Metinde "kuvvet" şeklinde geçen bu kelime, konu ve ibarenin siyak ve sibakına bakınca "fiil" olmalıdır.

[442] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/135-138.

[443] ibn Hiçâm, 1,643; Üsdü'1-ğâbe, III, 372; Ganimet görevlileri ile ilgili olarak ayrıca bkz. Sıddıqui, Organisation of Government Under the Prophet, s. 194-199.

[444] ibn Hazm, Cemhere, s. 412. Metinde Mahmiye b. Cez' düştüğü için bu rivayet de Ab­dullah b. KaVla ilgiliymiş gibi görülmektedir.

[445] Metinde bu alt başlık verilmekle birlikte Huzâi'nin (s. 500-501) bu konuda zikrettiği rivayetler kaydedilmediğinden Huneyn'le ilgili bilgilerle karışmıştır. İbn İshak, Ab­dullah b. Muğaffel'in bir yağ tulumunu götürürken ganimet görevlisiyle çekiştikleri­ni, kendilerini gören Resulullah'm (sav) tebessüm ederek ganimet görevlisine onu bı­rakmasını söylediğini kaydeder. îbn Fethûn ve Süheyl!, bu görevlinin Kal) b. Arar b. Zeyd el-Ensârî olduğunu söylerler. (Huzâİ, s. 501).

[446] Metinde Hayber olarak geçmiştir.

[447] Mekke ile Taif arasında Huneyn ganimetlerinin taksim edildiği bir yerdir.

[448] Huzâi (s. 502) çeşitli kaynaklardan naklen Huneyn'de Ebü'1-Cehm b. Huzeyfe, Bu-deylb.Verkâ ve Mesudb.Amrel-Kârî'nin ganimet görevlisi olduğuna dair rivayetler kaydeder. Ayrıca bkz. s. 200.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/138-139.

[449] el-İkdül-ferîd, IV, 161.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/139.

[450] İbn Beşkuvâl, Ğavâmizul-esmSil-mÜbheme, I, 241-243 (nr. 65).

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/139.

[451] İbn Hişâm, II, 340-341.

[452] Câhız, Kİtûbul-Hayavân, II, 278; el-İsâbe, in, 331.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/140.

[453] el-tstîâb, II, 362.

[454] Müslim, Zekât 168.

[455] el-lsabe, III, 388.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/140.

[456] tbn Sa'd, III, 526 (Abdullah b. Revâha'nın biyografisi).

[457] İbn Hişâm, I, 642-643.

[458] bkz. T. Fahd, "Dhul-Khalasa," El, II, 241-242. Metinde Demü'l-Halasa şeklinde geç­miştir.

[459] Buhâri, Cihâd 192.

[460] Buhâri, Cihâd 193. Ayrıca bkz. a. 61.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/140-141.

[461] Bu, râvinin tereddütüdür.

[462] Buhâri, Cihâd 189.

[463] bkz. Fethul-B&rî, XII, 168.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/141.

[464] Secde kelimesi metinde düşmüştür.

[465] Muvatta, Hac 243.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/141-142.

[466] IbnHişflm.11,329.

[467] Ibn Hiş&m'da (H, 329) bu ifade geçmemektedir.

[468] Neaâi, Sehv89; a. ratf., Antelfll-yevm vel-leyle, s. 367-370;Mecmau Vzevâid,X, 134-135.

[469] Nevevi, el-Ezkâr, Kahire 1375/1956, a. 201-202.

[470] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/142.

[471] bkz. Fethul-Bârî, XV, 200.

[472] bkz. Ibn Hişâm, II, 47-50, 190-203, 233-246.

[473] Metinde Nazîr şeklinde geçmiştir.

[474] Bedir'den hemen sonra Benî Kaynuka, hicrî 4. yılda Benî Nadîr ve 5. yılda da Benî Kureyza ile savaştı, bkz. dipnot 449.

[475] es-Sfirimül-meslûl, b. 99-100.

Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/142-144.

[476] Aynı bilgi için bkz. Fethul-Bfirî, XV, 142.

[477] el-Bahrul-muhît, VI, 373-374.

[478] bkz. Vâkıdi, I, 7; Süheyli, VII, 512-513.

[479] bkz. s. 73-74.

[480] bkz. s. 64.

[481] Bedâiul-fevâid, IV, 164. Burada metin son derece muhtasar ve anlaşılması zor ohtp yine İbn Kayyira'in Ahkâmu ehli's-zimme (II, 769-770) adlı eserinde aynı ko­nu geniş şekilde ele alınmıştır. Hz. Peygamber'in (sav) Necrân piskoposuna gönder­diği ve kendisine Ebu'l-Haris diye hitap ettiği mektup için bkz. îbn Kesir, el-Bidâye ve'n-nibaye, V, 55.

[482] Münâvi, Peyzûl-Kadîr, I, 241.

[483] îbn Mace, Edeb 19.

[484] Birinci Bölüm'de "Allah Resulü'nıAn, Yanma Gelen Kimseye Yastık Koyması" başlı­ğına bakınız (1,112).

[485] Bu sözün ilk kısmı için bkz. el-MekâsıdÜİ-hasene, 210.

[486] Bu ve aynı manadaki hadisler için bkz. age, s. 377; Kenzül-umm&l, İÜ, 407. Müdâra ve müdâhene (iki yüzlülük, dalkavukluk) arasındaki fark için bkz. Turtûşi, Sİracül-mülûk, s. 254.

[487] Feyzü'l-Kadîr'den nakledilen bilgi burada sona ermiştir.

[488] Suyûti, el-İklîl,s. 176.

[489] age, s. 174.

[490] Kenzül-ummâl, XII, 665 (nr. 360/5). Burada, Hz. Ömer'in hanımının borç alarak bir dinarlık bir hediye alıp gönderdiği, Hz. Ömer'in de ona gelen mücevheri satarak kendisine bir dinar verdiği, gerisini ise beytülmale koyduğu belirtilmiştir.

[491] Taberi, Târih, IV, 260.

[492] el-Hıtat,II, 187.

[493] Ayrıca Üçüncü Bolum'de "Hediye Götürmek Üzere Elçi Gönderilmesi" başlığına ba­kınız (I, 273). krş. s. 201.

[494] el-Hidâye, IV, 96. AyncaBirinciBolum'de"AllahResulü'nünYahudi BirÇocuğuİs­tihdamı" başlığına bakınız (I, 110).

[495] Metinde Merted şeklinde geçmiştir.

[496] Metinde Ebî Büreyde şeklinde geçmiştir.

[497] "Üçüncü defada" ifadesi metinde düşmüştür.

[498] Metinde "onun" şeklinde geçmiştir.

[499] Amelül-yevm ve'l-leyle, s. 206.

[500] îbn Hacer, ed-Diraye, II, 238. Ayrıca bkz. NasbuV-rfiye, IV, 271.

[501] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/144-149.