Altıncı Bölüm - İslam Tarihi - Kettani - 8. Sayfa
Vergi Toplanmasıyla İlgili Görevler
Allah Resulü İçin Zekât Mallarını Yazan
Zekât Amillerinden Topladıkları Malları Alan Görevli (Müstevfi)
Allah Resulü’nün Bâdiye'de Zekât Develerînin İçine Bizzat Çıkması
Allah Resulümün Ramazan Zekatını (Fetır Sadakası) Korumakla Görevlendirdiği Kimse
Allah Resulünün Ganimetlerini Almaya Memur Kıldığı Kimse
Allah Resulü’nün Humusuna Bakmakla Görevli Kimse
ALTINCI BÖLÜM
Vergi Toplanmasıyla İlgili Görevler
Kadı Iyâz eş-Şifa'da şöyle der: Resulullah (sav) daha hayatta iken Hicaz, Yemen» bütün Arap Yarımadası ile Suriye ve Irak topraklarından buraya yakın memleketlerin fethi kendisine nasip oldu. Kendisine, bu ülkelerin humus, cizye ve zekâtlarından, hükümdarlar için ancak birazı toplanabilen büyük çapta gelir gönderildi. Bölge hükümdarlarından bazıları kendisine hediyeler takdim ettiler. Bunlardan ne bir şeyi kendisine ayırdı ne de bir dirhemini tuttu; hepsini ilgili harcama yerlerine harcadı, onunla başkasını zenginleştirdi, müslümanları güçlendirdi.[1]
Cizye Görevlisi
Cizye, zimmî den alınan baş vergisi olup öldürülmek veya lâlâm'a girmeye zorlanmaktan muaf tutulması nimetine bir karşılık mahiyetindedir.
Allah Resulü'nün (sav) cizye abş keyfiyeti ve kimlerden aldığı: Hâftz İbnü'l-Münzir el-îşrâf ta İmam Şafiî'nin şöyle dediğini kaydeden "Resulullah (sav) Necrân hıristiyanlan ile cizye üzerine sulh yaptı. Onların içinde Araplar ve Acemler (Arap olmayan) vardı. Yemen ahalisiyle cizye üzerine sulh yaptı; onlar içinde Araplar ve Acemler vardı." tbn Abdîlber et-Temhîd'de fbn Şihâb'ın şöyle dediğini zikreder: "Bildiğimiz[2] kadarıyla ehl-i kitap'tan ilk cizye verenler Necrân halkıdır. Onlar hıristiyandılar. Resulullah (sav) sonra Bahreyn halkından cizye aldı ki bunlar da mecûsi idiler." Resulullah (sav) zamanında cizye toplamakla görevlendirilenlerden biri, Buhâri'de[3] geçtiği üzere Ebû Ubey-de b. Cerrah, bir diğeri de Ebû Davud'un Sünen'inde[4] geçtiği üzere Mu&z b. Cebel'di.[5]
Uşûr Görevlisi
Ebû Davud'un Sünen'inde Harb b. Ubeydullah b. Uraeyr[6] es-SekafTden, o da dedesinden şöyle dediğini rivayet eden "Allah Resulü'ne (sav) gelerek müslüman oldum. Bana İslâm'ı ve kavmimden müslümanhğı kabul edenlerden nasıl zekât alacağımı Öğretti. Sonra kendisine dönerek "Ey Allah'ın Resulü, zekât dışında, bana öğrettiğin herşeyi belledim. Onlardan u ş û r mu alayım?** dedim, şöyle buyurdu: 'Hayır, u ş û r ancak yahudi ve hıristiyanlardan alınır.”[7]
Arazi Haracını Toplayan
Sahîh-i Müslim'de Hz. Ömer'in şöyle dediği rivayet edilir: Benî Nadîr*in malları, müslümanlarm ne at ne deveyle girmeden (savaşmadan) Allah'ın Resulü'ne fey olarak lütfettiği mallardır. Bu sebeple hassaten Hz. Peygamberce (sav) aitti. Ailesine bir yıllık nafakasını verir, geri kalanı da Allah yolunda (cihâdda) hazırlık olmak üzere silah ve binek hayvanı satın almaya ayırırdı."[8]
Kadı Iyâz el-Ikmâl'de Taberi'nin şöyle dediğini kaydeder: "Allah'ın Resulü'ne fey olarak lütfettiği her mal, ihtiyaçları ölçüsünde kendisi ve ailesinin ondan yemesi ve artanın da müslümanlarm güçlenmesi yolunda harcanması için Allah'tan ona verilmiş bir rızıktır.” Ömer b. Abdülaziz'den şu rivayet nakledilir: "Allah Resulü (sav) bu maldan Benî Hâşim'in fakirlerine verir, bekârlarını evlendirirdi." Mâzeri şöyle der: "Bize göre, ahalisinin savaş yapmadan terkettiği topraklardan elde edilen ganimetten humus alınmaz,[9] Resuluüah'ın (sav) Benî Nadir*den aldıklarını sarfettiği gibi müslümanlarm ortak ihtiyaçları için harcanır."
Muvatta'da Ebû Hureyre'den şu rivayet nakledilir: Resulullah (sav) Hayber*e (vergi toplamak üzere) bir adamı görevlendirdi. O da c e n î b (iyi bir cins hurma) hurması getirdi. Resuluüah (sav) MHayber*in bütün hurmaları böyle midir?" diye sorunca, adam "Hayır, ey Allah'ın Resulü, biz bu hurmadan bir s â ' ı iki s â ' a, iki s â hurmayı da üç s â * a satın alıyoruz" karşılığını verdi. Bunun üzerine Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Böyle yapma, toplanan hurmaları dirhemle sat, sonra da dirhemlerle c e n î b hurması satın al."[10] İbn Beşkuvâl, hadiste sözü edilen zatın Sevâd b. Gaziyye el-Ensâri olduğunu belirtir.[11]
Hz. Ömer halifeliği sırasında, Osman b. Huneyf el-Ensârfyi araziyi ölçmek, vergilerini toplamak, ahaliye cizye ve haraç vergilerinikoymaküzeregörevlendir-di. Hz. Ömer (ra) onu Basra'da görevlendirmişti.[12]
Ebû Ali AJımed b. Ömer b. Rüste'nin eserinde (VII, 104) şu bilgi verilir: İsmail b. Mücâlid b. Said'den, o babasından, o da Sadi'den[13] şu rivayeti nakleder: Ömer b. Hattâb (ra), Osman b. Huneyf i gönderdi, o Irak Sevâd'ım ölçtü ve 36 milyon c e r î b olduğunu gördü. Her cerîb' e bir dirhem ve bir k a f î z vergi koydu. Ebû Ubeyd şöyle der: "Osman b. Huneyf in ölçtüğü Sevâd'ın sınırı, uzunluğuna, Musul sınırından su boyunca giderek Dicle'nin doğusunda Abadan topraklarından deniz sahiline kadardı. Enine ise Hulvân arazisinde Cebel'in bitiminden, Kadisiyye arazisinin, Arap toprağından Uzayb[14] cihetindeki tarafının sonuna ulaşan sahayı kaplıyordu."[15] Ondan başkası ise şunu haber verir: Hz. Ömer (ra), Sevâd'ın tümünün ölçülmesini emretti. Als'ten[16] Abadan'a kadar uzunluğu 125 fersahtı. Hulvan'ın bitiminden Uzayb'a kadar eni ise 80 fersahtı. Böylece toplam olarak 36 milyon c e r î b e ulaşıyordu. Osman b. Huneyf, buğday ekilen toprağa c e -r î b başı dört dirhem,[17] arpa toprağında her cerîb e iki dirhem, üzüm ve sebze toprağında her c e r î b e altı dirhem, hurma toprağında her c e r î b e sekiz dirhem vergi koydu. Gruplara ayırarak 500 bin insana da cizye vergisi biçti. Böylece Hz. Ömer Sevâd'dan 128 milyon dirhem gümüş vergi tahsil etti.[18]
İbnü'l-Ezrak'ın Ravdatü'l-a'lâm'ında şu bilgi verilir: Hz. Ömer (ra) Kûfe'ye namaz ve ordu komutanlığı için Ammar b. Yâsir'i, yargı (kaza) ve maliye (beytülmâl) için İbn Mesûd'u ve araziyi ölçmek için de Osman b. Huneyf i görevlendirdiğinde, kendilerine hergün bir koyun ücret (maaş) tahsis etmişti. Koyunun yansı ve sakatatı Ammar'a, diğer yarısı da diğer ikisine aitti. Sonra şöyle dedi: Kendisinden hergün bir koyun alınan hiçbir köy görmedim ki süratle yıkılmasın![19] Derim: Bu bilginin aslı İbn Sa'd'm Tabakât'ında, "Hiçbir köy görmedim ki..." sözü dışında, birçok rivayet yoluyla verilmiştir. Bu sözü orada bulamadım. İmamlar, öğretim, yargı vb. İslâm ve müslümanlarm maslahatı bulunan hususlarla ilgili görevleri yürütenlere maaş vermekle ilgili hükümleri bu uygulamadan çıkarmışlardır, îmam Gazzâli'nin el-İhya'da "Kitâbu'l-Helâl ve'1-Harâm" daki şu sözü de bu kabildendir: Kendisiyle müslümanlarm maslahatının güçlendiği bir görevi yürüten kimse, eğer geçimini sağlamakla uğraştığında bu ilgilendiği iş atıl kalacaksa, o kimseye beytülmâlden yetecek kadar mal vermek gerekir. Bu çerçeveye bütün ilimler girer. Yani fıkıh, hadis, tefsir ve kıraat gibi dînî maslahatla ilgili ilimler. Hatta buna öğretmenler ve bu ilimleri Öğrenmek isteyen talebeler de girer, Çünkü bunların ihtiyaçları karşılanmazsa ilim tahsiline imkân bulamazlar.[20]
Bürzüli, Kafsi'den şu rivayeti nakleder: "Ömer b. Abdülaziz (ra) âmil lerine (vali) şu talimatı verdi: "İlim tahsil edenlere maaş bağlayın, onlann kendilerini meşgaleden kurtarıp ilme vermelerini sağlayın." Maslahat ya din veya dünya ile ilgilidir. Âlimlerle dinin korunması, ordularla da dünyanın korunması »ağlanır. Din ve dünya hükümranlığı (mülk) ikiz olup birbirinden ayrılmazlar. Bu görevlilere maaş bağlamada, muhtaç durumda bulunmaları şart olmayıp zengin olmaları halinde de kendilerine maaş verilmesi caizdir. Hulefâ-i Râşidîn, muhtaç olmaları bilinmese de muhacir ve ensâra maaş veriyorlardı." Bu konuda İbnü'l~Ezrak*ın eserine bakınız. O bu konuyu uzun ve güzel bir şekilde ele almıştır.
Bâci el-Müntekâ'da, Hz. Peygamber'in (sav) "Zevcelerimin nafakası ve âmilimin rızkından öte bıraktığım herşey sadakadır" sözüyle ilgili olarak şöyle der: Resulullah'ın (sav) âmil inden kastedilen, müslümanlar için çalışan halîfe vb. her görevlidir. Çünkü müslümanlarm ve Resulullah'ın (sav) Şeriatinin işlerini yürüten herkes onun âmili sayılır. Bu sebeple, rızkının sağlanması gerekir. Aksi halde helak olur.[21] Bu bilgi, Suyûti'nin Tenvîrtil-hevâlik adlı eserinden nakledilmiştir.[22]
Fâkihi el-MenâhicMe Gazzâli'den şu nakilde bulunur: "Kur'ân hafızına, müslümanlarm beytülmâl inden her yıl yüz dinar vermek gerekir." el-Ecvibetü'1-mühimroe müellifi de Hafız Suyûti'den şunu nakleder: "Çocukların öğretmenine beytülmâlden yüz dinar vermek gerekir. Beytülmâlden olmazsa müslümanlarm cemaatinden sağlanır, cemaat de yoksa h i s b e ehlinin vermesi gerekir. Çünkü çocukların Öğretimi farz-ıkifâye olup bunu gücü yeten yüklenir." Bu konuda, daha önce geçen "Allah Resulü Zamanında Kadı ve Valilere Maaş Verilip Verilmediği" başlığına bakınız. Hafız Sehâvi şöyle der: Selef-i sâlihinden bazıları, kendilerini ilim ve hadisin neşrine adayıp bu sebeple de ailesinin geçimini sağlamaya zaman ayırmayan kimselerin rızkını temin gayesiyle ticaretle uğraşıyordu. îbnü'l-Mübârek'in Fazl b. Iyâz'a şöyle dediği nakledilir: Sen ve ashabın, yani iki Süfyân,[23] İbn Uleyye ve İbnü's-Semmâk, olmasaydı ben ticaretle uğraşmazdım.[24]
Zekât Amili
İbn İshak Sîret' te Resulullah'ın (say) zekât toplamakla görevli âmil ve emîr lerlni İslâm'ın ulaştığı her memlekete[25] gönderdiğini zikreder ve bunları sayar.[26] Kelâi de Sîret'te, Hz. Peygamberdin (sav) hicretin 10. yılında hacdan dönüp Medine'ye varınca hicrî 11. yılın Muharrem hilalini görünceye kadar kaldığını, hilali görünce Araplara m u s a d -dik lar (zekât memuru) gönderdiğini zikreder ve onlardan bir grubu sayar.[27] Bunların en meşhurları şunlardır: Ömer b. Hattâb, Halid b. Said b. Âs, Muâz b. Cebel, Übey b. Ka'b, Adî b. Hatim et-Tâî, Zibrikân b. Bedr et-Temîmî ve başkaları.[28]
el-îsâbe'de müellif, Erkam b. Ebi'l-Erkam ez-Zührî'nin biyografisini verir ve Taberâni'nin şu tahricde bulunduğunu zikreder: Hz. Peygamber (sav) onu zekât âmili ( s â i lik) olarak görevlendirdi.[29] Yine el-tsâbe'de Kâfiye b. Seb' el-Esedfnin biyografisini verir ve Vâkıdi'den Resu-lullah'ın (sav) onu kendi kavminin zekâtlarını toplamakla görevlendirdiğini nakleder.[30] Huzeyfe b. Yemân el-Ezdf nin biyografisini verir ve İbn Sa'd'dan Hz. Peygamberin (sav) onu Ezd kabilesine musaddık (ehlinden zekâtı toplayan âmil) olarak gönderdiğini nakleder.[31] Hattâbi Meâlimu's-Sünen'de şöyle der: Musaddık, âmil demektir.[32] İbnü'1-Esîr bu hususu etraflı bir şekilde anlatmıştır.[33] el-Metâli'de m u -şaddık* in zekât alan kimse olduğu kaydedilir. Sabit şöyle der: "Malından zekât verenkimseye de m u s a d d ı k denir. S âd harfi şeddeli okunduğunda (mus şaddık) , söz konusu zekât verendir ( m ü t e -şaddık), başkası değil." Bu bilgi Nûru'n-nibrâstan nakledilmiştir.
el-tsâbe'de müellif, Hamel b. Mâlik el-Hüzelî'nin biyografisini vererek Hz. Peygamberin (sav) onu Hüzeyl kabilesinin zekâtlarını toplamakla görevlendirdiğini zikreder.[34] Yine el-tsâbe'de Halid b, Bersâ'nın biyografisini verir ve Ebû Dâvud ile Nesai'nin, Ma'mer tarikiyle, onun Zühri'den, onun Urve'den[35] ve onun da Hz. Âişe'den (ra) şu rivayeti tahric ettiklerini kayde-der:"Nebi(sav),EbûCehmb.Huzeyfe'yi musaddık olarak gönderdi" (Hadis).[36] Halid b. Said b. Âs el-Ümevî'nin biyografisini verir ve Hz. Peygamberin (sav) onu Mezhic'in[37] zekâtlarını toplamakla görevlendirdiğini zikreder.[38] Yine Huzeyme b. Asım el-Uklfnin biyografisini verir ve İbn Kâni'in Seyf b. Ömer yoluyla, onun da Müyessir b. Abdullah b. Udes'ten şu rivayette bulunduğunu kaydeder: Udes ve Huzeyme Hz. Peygamberi (sav) geldiler. Hz. Peygamber (sav) Huzeyme'yi Ahlâf kavmine görevlendirdi ve kendisi için şu belgeyi yazdı: "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Allah Resulü Muhammed'den Huzeyme b.Asım'a:Ben,seni kaumine s âî (zekâtmemuru) olarak gönderdim; onlar sıkıştırılmasınlar ve zulmedilmesinler.* Bunu Ruşâti zikreder ve Ebû Ömer'in bunu ihmal ettiğini belirtir.[39]
îbn Hacer yine el-tsâbe'de Rafı b. Mekîs[40] el-Cühenî'nin biyografisini verir ve Hz. Peygamber'in (sav) onu kendi kavminin zekâtlarını toplamakla görevlendirdiğini söyler.[41] Selh b. Mencâb et-Temîmfnin biyografisini vererek Taberi'den şu nakilde bulunur: O, Hz. Peygamber'in (sav) Benî Temîm'in zekâtlarını toplamakla görevli âmil lerindendi. Hz. Peygamber (sav) vefat ettiğinde o hâlâ bu görevdeydi.[42] îkrime b. Ebî Cehl'in biyografisini verir ve Taberi'den şu nakilde bulunur: Nebi (sav) vefat ettiği yıl onu Hevâzin kabilesinin zekâtlarını toplamakla görevlendirdi.[43] Mâlik b. Nüveyre'nin biyografisini verir ve onun hükümdarların haleflerinden olduğunu ve Hz. Peygamber (sav) tarafından kendi kavminin zekâtlarını toplamakla görevlendirildiğini belirtir.[44] Mütemmim b. Nüveyre et-Temîmfnin biyografisini verir ve Hz. Peygamber'in (sav) onu Benî Temîm'in zekâtlarını toplamak üzere gönderdiğini söyler.[45] Mirdâs b. Mâlik el-Ganevfnin biyografisinde de Hz. Peygamberin (sav) onu kendi kavminin zekâtlarını toplamakla görevlendirdiği belirtilir.[46] Kays'ın babası Heysem'in biyografisinde de Resulul-lah'ın (sav) onu kendi kavminin zekâtlarını toplamakla görevlendirdiği zikredilir.[47]
O pak zamanda mu şaddık ların adaletini gösteren bir mev'ıza: îbn Sa'd Tabak&t'da Süveyd b. Gafele'den[48] şu rivayeti tahric eder: Resulul-lah'ın (sav) musaddıkı bize geldi, onun belgesini (ahidnâ-m e ) okudum, belgede şu bilgi vardı: "Birarada olan (maDlar (zekât korkusuyla) ayrılmasın, ayn olanlar da (zekât almak için) bir araya getirilmesin!. " Bir adam kendisine büyük bir dişi deve getirdi, onu almaktan çekindi. Sonra bir başkası, ondan daha küçük bir deve getirdi, onu almayı da kabul etmedi. Sonra şöyle dedi: "Bir müslümanın malının en iyisini almış olarak Resulullah'a (sav) varırsam, hangi gök beni gölgesinde barındırır ve hangi yer üzerinde taşır?"[49] Tabak&t*taKurreb. Du'mûset-TemSmî*nin biyografisine (VII, 81) bakınız.[50]
Allah Resulü İçin Zekât Mallarını Yazan
îbn Hazm Cevâmiu's-sîre adlı eserinde şöyle den Resulullah'ın (sav) zekât katibi Zübeyr b. Avvâm idi. O olmadığında veya mazereti bulunduğunda Cüheym[51] b. Salt ve Huzeyfe b. Yemân yazardı.[52]
Hafız, Telhîsin-habîr'de Kudâi'den şu nakilde bulunur: Zübeyr ve Cehm zekât mallarım yazarlardı.[53] Hafız İbn Hacer el-tsâbe'de Cehm b. Sa'd'ın biyografisini verir ve Kudâi'nin onu Küttâbü'n-Nebî'de zikrederek o ve Zübeyr'in zekât mallarını yazdıklarını belirtir.[54] Kurtubi de el-Mevlî-dÜ'n-Nebevî adlı eserinde (I, 266) bunu zikreder. Ebû Zeyd el-Irâkfnin Üıtisâru'l-îsâbe'sinde şu bilgi geçer: "Cehm b. Sa'd Hz. Peygamber'in (sav) katiplerindendi. Zübeyr'le birlikte zekât mallarım yazdığı söylenir." Derim: Bu bilginin aynısı Cüheym'in biyografisinde verilmiş olup[55] Hafız îbn Hacer'in niçin "Cüheym'de bu bilgi gelecektir" demediğine bakınız! Bu apaçık bir husustur, tbn Hacer, Cüheym b. Sait'in biyografisinde, bunun biyografisinde verdiği bilginin benzerini et-Târîhu's-Sumâdihî'nin müellifinden naklen zikretmiştir. Anlaşılan, bu ikisi ayrı kimselerdir. Subhu'l-a'şâ'da (1,11) Kudâi'nin Uyûnu'l-maârif ve fiinûnü ahbâri'l-halâif adlı eserinden naklen şu bilgi verilir: Zübeyr b. Avvâm ile Cüheym[56] b. Salt, Hz. Peygamber (sav) için zekât mallarını yazıyorlardı. Huzeyfe b. Yemân da onun için hurma ağaçlarının miktarını tahmin ediyordu. Muğire b. Şu'be ile Hu-sayn b. Nümeyr de borçları ve muameleleri yazıyorlardı. Eğer bu bilgi doğruysa bu " d i v â n " lar Hz. Peygamber (sav) zamanında konulmuş demektir.[57]
Miktar Takdirinde Bulunan
Sahîh-i Müslim'de Ebû Humeyd'den şu rivayet nakledilir: "Biz Resulullah (sav) ile Tebük Gazvesi'ne çıktık. Vâdil-Kurâ'da bir kadının bahçesine geldik, Resulullah (sav) "onu takdir (tahmin) edin" buyurdu, biz de takdir ettik. Resulullah (sav) onu on v e s k olarak takdir etti. (Bir v e s k , Hz. Peygamberdin (sav) s â * ı ile altmış s â dır). Resulullah (sav) kadına, "Biz sana dönünceye dek bunu say" buyurdu. Gittik ve nihayet Tebük'e vardık..." (Hadis).[58]
Sahîh-i Buhâri'de de İbn Ömer'den şu rivayet nakledilir: "Nebi (sav), Hayber halkı ile ekin ve hurma olarak elde edilecek mahsulün yarısı üzerine "muamele" de bulundu. Mahsulden, seksen vesk hurma ve yirmi vesk de arpa olmak üzere hanımlarına yüz vesk veriyordu."[59] Muvatta'da şu rivayet zikredilir: "Resulullah (sav) Abdullah b. Revâha'yı (ra) gönderiyor, o da kendisi ile onlar arasında takdirde bulunuyor ve sonra şöyle diyordu: 'Dilerseniz size, dilerseniz bana olsun.' Onlar da alıyorlardı.”[60] Yine Muvatta'da Selman b. Yesâr*dan şöyle dediği rivayet edilir: "Onlar Abdullah b. Revâha için kadınlarının mücevherlerinden mücevher toplayıp şöyle dediler: 'Bu senindir; bizden (biraz) hafiflet, taksimde müsamahalı ol.* Abdullah b. Revâha (ra) şöyle dedi: *Ey yahudi topluluğu, siz benim nazarımda Allah'ın en sevimsiz yaratıklarısınız. Fakat bu, size zulmetmeye beni sevketmez. Teklif ettiğiniz rüşvete gelince, o haramdır, biz onu yemeyiz.' Yahudiler şöyle dediler: 'Gökler ve yer bununla kâim olmuştur!.”[61]
Resulullah (sav) zamanında hurma, üzüm ve tahılda takdir yapılıyordu. Ebû Davud'un Sünen'inde, Hz. Peygamberin (sav) Attâb b. Esîd'i göndererek hurmayı takdir ettiği gibi üzümü de takdir etmesini ve hurmanın zekâtını nasıl kuru hurmadan alıyorsa, üzümün zekâtını da kuru üzümden almasını emrettiği rivayet edilir.[62]
el-tsâbe'de müellif, Ziyâd b. Abdullah el-Ensârf nin biyografisini verir ve İbn Mende'nin Ziyâd'dan şu rivayette bulunduğunu kaydeder: Resulullah (sav) Abdullah b. Revâha'yı Hayber halkı için mahsul takdirinde bulunmağa gönderdiğinde onu bir tek kuru hurma hata etmiş bulmadı. İbn Mende, Ubeyd b. Ishak'ın Kays'tan rivayetle bu hadiste teferrüd ettiğim (yalnız onun rivayette bulunduğunu) söyler.[63] Sehl b. Ebî Hasme'nin biyografisini vererek şöyle der: O, Hz. Peygamber'in (sav) takdirde bulunmak üzere gönderdiği kimsedir.[64] Salt b. Ma'dikerib el-Kindî'nin biyografisini verir ve Resulullah'ın (sav) onu takdirde bulunmak üzere gönderdiğini zikreder.[65] Fer-ve b. Amr b. Vedka el-Ensârî el-Beyâzf nin biyografisini verir ve Abdürrez-zâk'ın el-Musannefte "Zekât" kitabında şu rivayette bulunduğunu zikreder:[66] Ma'mer'den, o Haram[67] b. Osman'dan, o da Câbir'den rivayet eder: "Nebi (sav), ensârdan Benî Beyâze kabilesinden Ferve b. Amr denilen birini Medine halkının hurmalarını takdir etmesi için gönderdi." Bir başka yolla da şöyle rivayet edilir:[68] "O, bahçeye girdiğinde, bahçedeki hurma salkımlarını hesap eder, sonra da onlarda gördüğü (miktara) göre bir kısmım diğerine ilave eder (toplar) ve hata etmezdi."[69] El-îstibsar'da müellif, Sehl b. Ebî Hasme'nin[70] babası Ebû Hasme[71] Âmir b. Sâide'nin biyografisini vererek Hz. Peygamber'in (sav) onu Hayber'e takdir için gönderdiğini söyler.[72]
Vakıf
Vakıf kelimesi mastar olup "Arazi vs. vakfettim" denir. Bu, meşhur ve fasih lügat olup vakıf yerine h ab s kelimesi da kullanılır. el-Ten-bih'te de ifade edildiği gibi vakfedilir ayn (mal, eşya) da vakıf ve h a b s diye adlandırılır. Vakıf, bir mülkün menfaatini, bu ister bir ücret veya gaile (gelir) ile olsun, kendisine delâlet eden (habsettim, vakfettim gibi) bir ifade ve vakfedenin uygun göreceği bir süre ile müstehakına tahsis etmektir. Vakıfta süresizlik (sonsuza dek tahsis) şart değildir. Vakıfta bulunmak, iyilik ve hayır iş işlemek olduğundan menduptur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Hayrı işleyin, umulur ki kurtuluşa erersiniz" (Hac 22/77). Hz. Peygamber (sav) ve kendisinden sonra müslümanlar vakıfta bulundular. Öyle ki vakıf, bütün tslâm ülkelerinde, ehline olan faydası ve gelirleri bakımından en geniş vergi dairelerinden daha büyük gelir kaynaklarından biri oldu.
İmam Şafiî el-Ümm’de (III, 276) şöyle der: Muhacir ve ensardan büyük bir grubun vakıfta bulunduklarını bilmekteyiz. Bana onların evlat ve ailelerinden bir çokları, onların vefatlarına dek kendi vakıflarını idare edegeldik-lerini anlatmıştır. Bunu, onların çoğunluğu yine çoğunluktan ihtilaf etmeksizin nakletmiştir. Mekke ve Medine'de yanımızda bulunan vakıfların çoğu, anlattığım gibi, seleften müslümanların tasadduk ettikleridir. Bu konuda hadis nakletmek tekellüfte bulunmaktır.[73]
İbn Yunus'un Kitâb'mda ttKitâbu'l-Ahbâswta[74] şu rivayet kaydedilir: "Hz. Peygamber (sav) yedi[75] hurma bahçesini vakfetti. Muhaynk,[76] Uhud savaşında öldürüldüğü sırada bu bahçeleri Allah'ın rızasına uygun bir cihete vakfetmesini kendisine vasıyyet etmişti. Resulullah (sav) da Benî Nadîr'in mallarından olan bu bahçeleri vakfetti.** Süheyli şöyle der: Bu, İslâm'daki ilk vakıftır.[77] Resulullah'ın (sav) (vefatında) bıraktığı herşey tasadduk edildi.
Ömer b. Şebbe Ahbârul-Medine'de îbn Şihâb'dan[78] şöyle dediğini nakleder: "Resulullah'ın (sav) vakıfları, Muhayrık'ın malları idi; Muhaynk bunları ona (vakfetmesi için) vasıyyet etmişti."[79] Muhayrık'ın el-tsâbe'deki biyografisine bakınız,[80] Seyyid es-Semhûdî el-Vefâ'da (s. 152) Hz, Peygamberin (sav) vakıflarıyla ilgili olarak bir bâb başlığı açar ve orada adı geçen Muhayrık'ın mallarından sözederek Vâkıdi'den şu nakilde bulunur: "Nebi (sav) hicretin yedinci yılında el A'râf, Burka, el-Mîseb, ed-Delâl, Hasnâ, es-Sâfiye ve Meşrebetü Ümmi İbrahim'i vakfetti." Vâkıdi, Abdullah b. KaTa b. Mâlik'e varan senedle şu hadisi rivayet etti: "Muhayrık Uhud savaşında şöyle dedi: 'Eğer ölürsem mallarım, Allah'ın rızasına uygun bir cihete sarfet-mek üzere Muhammed'in olacaktır*. Hz. Peygamber'in (sav) yaptığı bütün vakıflar bunlardan ibarettir."[81] el-Vefâ^a bakınız.[82]
Sahîh-i Buhâri'de geçtiği üzere Hz. Ömer, Abbâs ve Ali'ye (ra) Hz. Peygamber'in (sav) Medine'deki vakıflarını verdi; bunlar Muhayrık'ın bahçeleri ile Benî Nadîr'in hurmalıkları ve Ensann kendisine verdikleri idi. Hayber ve Fedek ise, Sahîh-i Buhâri'de[83] Hz. Âişe'nin rivayeti olan hadiste de geçtiği üzere Hz. Ömer'de kaldı, onları başkasına vermedi. Bunlar da, Mervân'a i k t â olarak verinceye dek Hz. Osman'ın elinde kaldı. Mervân'dan sonra da onun çocuklarında kaldı. Kurtubi şöyle der: "Hz. Ömer bu vakıfları, ikisi birlikte olmadıkça hiçbiri yalnız başına bir işlemde bulunmamaları şartıyla Hz. Abbâs ve Hz. Ali'ye verdi. Bu onlara ağır geldi ve her biri kendi elinde bulunan kısma müstakil olarak bakabilmek için aralarında paylaştırmasını istediler. Hz. Ömer bunu kabul etmedi. Böyle yaparsa, bunun ikisi arasında bir miras taksimi olduğu ve kendisinin de bu taksimi uygun gördüğü şeklinde bir anlamaya yol açmasından korktu. Böyle düşünülmesini önlemek için onların isteğini reddetti." Kadı Iyâz da el-îkmâTde şöyle der: Ebubekir el Berkânî[84] Sahîh'inde ikisinin anlaşmazlığı olayını tahric eder ve sonra şöyle der: Hz. Ali (ra) vakıflar konusunda Hz. Abbâs'a (ra) üstünlük sağladı ve vakıflar onun elinde kaldı. Sonra Hasan, sonra Hüseyin, sonra Ali b. Hüseyin, sonra Hasan b. Hasan, sonra Zeyd b. Hasan, sonra Abdullah b. Hasan'ın elinde kaldı ve sonra da Abbasoğullan onlara bakmayı yüklendiler.
Sahîh-i Buhâri'de[85] Enes'ten (ra) şöyle dediği rivayet edilir: Ebû Talha Medine'de ensarın en çok mal sahibi olanı idi. En çok sevdiği mal ise Hâ kuyusu idi. Bu kuyu Mescid-i Nebevi'nin karşısındaydı. Resulullah (sav) kuyunun bulunduğu bahçeye gider ve oradaki tatlı sudan içerdi. "Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça iyiliğe (birr) nail olmazsınız " (Âl-i îmrân 3/92) âyeti nazil olunca Ebû Talha (ra) Resulullah'a (sav) gelerek şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü, Allah 'sevdiğiniz şeylerden infakta bulunmadıkça iyiliğe (hayra) nail olamazsınız' buyuruyor. Mallarımın bana en sevimlisi de Hâ kuyusu olup Allah rızası için sadakadır; umarım Allah kat ırida makbul ve mütevazi (önemsiz bir sadaka) olsun. Ey Allah'ın Resulü, onu Allah'ın rızasına uygun bir cihete tahsis et" Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Aferin, bu kazançlı bir maldır. Senin söylediklerini duydum, ben ise bu malı yakınlarına bırakmanı uygun görüyorum." Ebû Talha "Öyle yaparım ey Allah'ın Resulü" dedi ve onu akrabaları ile amca oğulları arasında paylaştırdı. Bir başka rivayetinde şöyle der: "Onu Übey ve Hassân'a verdi ki, o ikisi[86] ona benden daha yakındılar," Yine Enes'in (ra) başka bir rivayetinde,[87] "mallarımın en sevimlisi Hâ kuyusudur" sözünün ardından şu bilgi vardır: O bir bahçe idi, Resulullah (sav) oraya gider, gölgelenir ve suyundan içerdi. Ebû Talha (bu rivayette) şöyle dedi: "Bu, Allah ve Resulü'ne aittir; onun makbul ve mütevazı (bir sadaka) olmasını umarım, ey Allah'ın Resulü onu Allah'ın rızasına uygun bir cihete tahsis et (vakfet)." Resulullah (sav) şöyle buyurdu: "Aferin ey Ebû Talha, bu kazançlı bir maldır, onu senden kabul ettik ve sana geri verdik; onu akrabalarına ver." Ebû Talha da onu yakınlarına tasadduk etti. Enes şöyle der: Übey ve Hassan da onlardandı. Hassan, hissesini Muâviye'ye sattı. Kendisine, "Ebû Talha'mn sadakasını (vakfını) satıyor musun?" denilince o şu karşılığı verdi: "Bir s â hurmayı bir s â dirhem karşılığında satmayayım mı?." Bahçe, Muâviye'nin yaptırdığı Kasr-ı Beni Cedile'nin yerinde idi. Hafız îbn Hacer şöyle der:[88] Hassân'-ın hissesini Muâviye'ye satması, Ebû Talha'mn mezkur bahçeyi onlara vakfetmeyip mülk olarak verdiğine delildir. Eğer onu vakfetseydi, Has-sân'ın satması caiz olmazdı.[89] Onlara vakfedip hissesini satma ihtiyacı duyana bunun caiz olduğunu şart koşmuş olması da muhtemeldir. Nitekim Hz. Ali ve başkaları da bunun caiz olduğunu söylemişlerdir.[90] Hâ kuyusunun okunuşunu (bunun menşeini) tesbit konusunda muhaddisler arasında ihtilaf sözkonusu olup biri bu konuda müstakil bir eser kaleme almıştır. Mecd[91] ve sonra da Semhûdi Medine tarihinde[92] bu eseri hülasa etmişlerdir.
İbn Rüşd el-Mukaddimât'da şöyle der: Resulullah (sav), Ömer b. Hattâb, Osman, İbn Avf, Ali, Talha, Zübeyr, Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Ömer ve Amrb, As vakıfta bulundular.[93] Îmam Mâlik'e,Şureyh'in vakıfta bulunmayı meşru görmediği söylendiğinde şunu dedi: Şureyh kendi memleketinde durup konuşmuştur. Medine'ye gelip Hz. Peygamber'in eşleri, ashabı ve tabiinden büyüklerin eserlerini görmemiştir. Nebi'nin (sav) vakfı olan yedi bahçe bulunmaktadır. Kişinin, ancak tam bilgi sahibi olduğu konuda konuşması gerekir. Mâlik, Harun Reşid'in huzurunda Ebû Yusuf kendisiyle tartıştığında bunu delil göstererek şöyle dedi: Bunlar, Resulullah'ın (sav) vakıf ve sadakaları olup asırdan aşıra halef seleften aktara gelmiştir.
Ebû Dâvud Sünen'inde "Vakıfta bulunan kimseye dair bâb" başlığını açar ve sonra şu tahricde bulunur: Nâfi, İbn Ömer'den şöyle dediğini rivayet etti: "Hz. Ömer (ra) Hayber'de bir araziye sahip oldu ve Hz. Peygambere (sav) gelerek şöyle dedi: 'Bir araziye sahip oldum ki ondan daha nefis bir mahm hiç olmadı, onu ne yapmamı emredersiniz?' Resulullah (sav) da şöyle buyurdu1 'Dilersen onun aslım (kendisinden gelir ve mahsul elde edilen akar vs.) vakfedip tasaddukta bulunabilirsin'. Hz. Ömer de onu, aslı satılmamak, hibe edilmemek ve miras bırakılmamak uzere fukara, akrabalar, köleler, Allah yolunda ve yolculara (Ibnu's-sebîl) olmak uzere tasadduk etti." Bişr'-den "ve misafire" fazlalığı nakledilir. Sonra âlimler, bu vakıfların yönetimini yüklenen kimselerin makul olçude ve servet edinmeden ondan yemesi ve bir arkadaşına yedirmesinde bir mahzur bulunmadığı hususunda ittifak ettiler. Bununla ilgili olarak da Bişr'in Muhammed'den şöyle dediğini naklettiği ilavesinde bulunur: "mal biriktirmeden."[94]
Ebû Dâvud sonra Leys yoluyla Yahya b. Said'den Hz. Ömer'in vakfıyla ilgili olarak şu tahricde bulunur: Bu belgeyi bana Abdulhamıd b. Abdullah b. Abdullah b. Ömer b. Hattâb istinsah etti: "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Bu, Allah'ın kulu Ömer'in[95] Samğ[96] ile ilgili olarak yazdığı belgedir." Ve Nâfi hadisindeki gibi Hz. Ömer haberini anlatarak şöyle der: "Mal biriktirmeden (harcama yapabilir). Meyvesinden fazla kalanı da fakir ve yoksulundur." Ebû Dâvud kıssayı kaydederek rivayette şunu zikreder: "...Samğ'ın idaresini yüklenen kimse, dilerse işlerini yapmak üzere onun meyveleriyle bir köle satın alır. Bu belgeyi Muaykıb yazdı, Abdullah b. Erkam da şahitlik yaptı* 'Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Bu, Allah'ın kulu emîru'l-mu'mınîn Omerb. Hattâb'ın [97] vasıyyetıdır: Eğer olum ona gelip çatarsa Samğ, Sırma b. Ekva ve oradaki köle, Hayber'dekı[98] yüz hisse ve oradaki kölesi ile Resulullah'ın (sav) Vâdi'de kendisine verdiği yuz hissenin idaresini yaşadığı surece Hafsa yüklenecektir, sonra onun ailesinden görüş sahibi olanlar; satılmamak ve alınmamak üzere. Dilediği şekilde onu fakır ve yoksullarla yakınlarına ınfak eder. Onun idaresini yüklenen kimsenin yemesi, yedirmesi ve ondan bir köle satın almasında bir mahzur yoktur.m [99]
Görüldüğü gibi Ebû Dâvud Hz. Ömer'in vakıf belgesini zikretmiş olup bunlar Ömer b. Şebbe'nın de zikrettiği üzere iki belgedir. Her iki belgeyi de Yahya b. Said için Abdülhamid istinsah etmiştir. Bunu Ömer b Şebbe, Ebû Osman el-Medenî'den[100] naklen ifade etmiştir. Abdülhamid şöyle der: "Hz. Ömer'in vakfıyla ilgili bu belgeyi, evlatlarının yanında bulunan belgesinden alarak harfi harfine yazdım." Belgenin ikinci metninden anlaşıldığına göre Hz. Ömer vakfiyeyi halifeliği sırasında yazdırmış olmalıdır. Çünkü Muaykıb onun hilafeti sırasındaki katibi idi. Ayrıca vakfiyede onu" e m i rü'1-mü'mi n î n " diye nitelendirmiştir. Önce Hz. Peygamber (sav) zamanında sözlü olarak vakıfta bulunup idaresini bizzat yüklenmiş olması, ölüm vakti yaklaşınca da belgeyi yazdırmış olması muhtemeldir.
Derim: Nevevi'nin Sameğ şeklinde zikrettiği Samğ, Ebû Ubeyd el-Bekrî'nin belirttiğine göre Medine'nin karşısında Hz. Ömer'e ait bir arazidir. Mer&sidu'l-ittilâ'da[101] da müellif şöyle der: Samğ, Ömer b. Hattâb'm (ra) vakfettiği malının bulunduğu yerdir. Bazı Mağribli âlimler Samğ kelimesini Sameğ şeklinde kaydetmişlerdir.[102] en-Nihâye'de şöyle denir: Samğ ve Sırma b. Ekva, Medine'de bilinen iki maldır. Bunlar Ömer b. Hattâb'a (ra) ait olup onları vakfetmiştir. Şöyle de denmiştir: Ömer (ra) hadi sindeki Sır-ma'dan maksat hurma ve deveden az bir parçadır.[103] Mezkur vakfiye metninde Hz. Ömer'in —ki onun kim olduğu bellidir— vakfın yönetimini bir kadına —ki bu da kızı Hafsa'dır— vasıyyet etmesi söz konusudur. Ömer b. Şebbe'nin Yezîd b. Harun'dan, onun da İbn Avn'dan yaptığı rivayette ise vakfiyenin sonunda şu ibare vardır: "Ömer bunu mü'minlerin annesi Hafsa'ya sonra da Ömer'in soyundan büyüklere vasıyyet etmiştir." Bunun benzeri Dârekutni'nin rivayetinde Abdullah[104] b. Ömer'in rivayetinde de vardır.[105] Eyyub'un Nâfi'den yaptığı Ahmed b. Hanbel rivayetinde ise şu ifade vardır:. "Onun idaresini Ömer'in soyundan görüş sahipleri yüklenir."[106] Öyle görünüyor ki o ilk önce vakfın idaresini kendi ailesinden görüş sahiplerine şart koşmuş, sonra vasıyyeti sırasında Hafsa'ya tahsis etmiştir. Nitekim Ömer b. Şebbe de Ebû Gassân el-Medenfden yaptığı rivayette onun şöyle dediğini kaydetmiştir: Bu, Ömer'in vakfiyesinin bir sureti olup onu Ömer'in evlatları yanındaki belgesinden alarak harfi harfine istinsah ettim: "Bu, Allah'ın kulu emîrül-mü'minîn Ömer'in Samğ'la ilgili olarak yazdığıdır. Samğ, yaşadığı sürece Hafsa'ya aittir; meyvesini[107] Allah'ın rızasına uygun cihete infak edecektir. Vefat ettiğinde ise idaresi onun ailesinden görüş sahiplerine aittir."
Derim: Hz. Ömer'in (ra) vasıyyeti ve vakfının idaresini ailesinden sırasıyla en yakınlarına bırakmış olması, bana Bürde şârihi dünyanın âlimi îmam Ebû Abdullah Muhammed b. Merzûket-Tilimsânî'nin[108] vasıyyetini hatırlattı. Mezkur İbn Merzûk'un kitaplarını evladına vakfetmesine dair vasıyyetinin bazı fasıllarını Hafız Ebü'l-Abbâs Ahmed el-Venşerisî'nin[109] el yazısıyla gördüm ki metni şudur: "Yalnız üç günden beridir ayrı kalmış olduğum odamda ve şu andaki meskenimde bulunan bütün kitap, müfredat, forma (kürrâse) ve şâir teliflerin hepsi ile defterimde kayıtlı bulunduğu üzere insanların yanında emanet olarak bulunan kitaplarım, hangi cihetten olurlarsa olsunlar soyumdan ilimle meşgul olan ve ilimle meşguliyetiyle tanınanlara vakfedilmiştir. Bunlardan ihtiyaç duyduklarının mütalaasından faydalansınlar. Ancak, mütalaa edileceklerde izdiham bulunduğunda erkek evladımla onların çocukları önceliğe sahiptir. Nitekim bu durumda erkek evlatlarımdan da önde olan diğerinden, (nesep derecesi bakımından) üstte olan olmayandan Önceliğe sahiptir. Mezkur kitaplarımın mütevellisi de sırasıyla bana en yakını ve en âlim ve mütedeyyin olanıdır. Bu iki vasıf bir arada bulunmadığında ise emin olmaları şartıyla önce dindar olanı, sonra âlim olanı, sonra da en yakın olanıdır. Bunların emin olmamaları halinde ise nasıl olursa olsun emin olanıdır vakfın mütevellisi." Bunu Venşerisi'nin el yazısından naklettim ve faydalandım.
Ashaptan vakıfta bulunanlardan biri de efendimiz Ali'dir (Allah yüzünü keremlendirsin). Ahmed b. Hanbel'in Müsned'ı ve başka kaynaklarda geçtiği üzere Hz. Ali şöyle demiştir: "Beni görüyorsunuz Maçlıktan karnıma taş bağlamışımdır; benim günde verdiğim sadaka (vakıf) ise dörtbin dinardır," Bir rivayette ise "kırk bin dinar" olarak geçer. Nevevi'nin Tehzîbü'l-esmâ'sında ulemanın şöyle dediği zikredilir: "Hz. Ali (ra), sahip olduğu maldan zekât verebilmiş (yani zekât verecek kadar mala sahip olabilmiş) değildir. O sözden kastettiği, tasaddukta bulunduğu ve sadaka-ı câriye kıldığı vakıflarıdır. Bunlardan elde edilen gelir bu miktara ulaşıyordu."[110] Şafiî'nin el-Ümm adlı eserinde şu bilgi geçer: "Medine valisi, Ali b. Ebî Talib'in (ra) vakfiyesini bana çıkarıp gösterdi. Belgenin Ebû Râfi'in evladının yanında olduğunu ve onlardan aldığını bana haber verdi. Emretti ve vakfiye bana okundu."[111] el-Ümm'e bakınız.
Sahabenin büyüklerinden vakıfta bulunanlardan biri de efendimiz Osman b. Aifân'dır. İbn Sa'd'ın Tabakât'mda kaydedildiğine göre o, Berâdis, Hayber ve Vâdi'l-Kurâ'da değeri 200 bin dinara ulaşan vakıf bırakmıştır.[112] Ashabın büyüklerinden vakıfta bulunanlardan biri de efendimiz Zübeyr b. Avvâm'dır. İbn Sa'd onun Tabakât'taki biyografisinde şu rivayeti tahric eder: O, kızlarından boşanacak olanlara bir evini vakfetti. Malının da üçte birini vasıyyet etti.[113] Ashabın büyüklerinden vakıfta bulunanlardan biri de Hz. Peygamberin (sav) amcası Hz. Abbâs'tı. Hafız Muhibbüddin et-Taberî Zehâiru'l-ukbâ'da Abbâs b. Abdülmuttalib'in biyografisini verir ve onun evini, genişletilmesi münasebetiyle Hz. Peygamber'in (sav) Mescid-i Şerifine vakfettiğini zikreder. Ka"b şöyle der: Abbâs'ın bir evi vardı. Hz. Ömer Mescidi genişletmek istediğinde onu Abbâs'tan istedi. O da "Benden bir sadaka olarak onu müslümanların mescidine vakfettim" dedi. Hafız Taberi bunun "hasen" bir hadis olduğunu söyler.[114] Hz. Abbâs'ın (ra) İbn Sa'd'ın Tabakasındaki biyografisine bakınız.[115]
Sahabeden vakıfta bulunanlardan biri de Ebu'd-Dahdâh el-Ensârfdir. el-tstibsâr* da geçtiği üzere "Kimdir o adam ki Allah'a güzel bir borç versin de Allah da ona kat kat fazlasıyla (verdiğini) ödesin" (Bakara 2/245) âyeti nazil olduğunda Ebu'd-Dahdâh ailesiyle birlikte kendisine ait bir bahçede konaklamıştı. Hanımına gelerek ona "Çık, ben onu Rabbime borç verdim" dedi ve bahçesini fakirlere vakfetti.[116] Bu sahabilerden biri de Erkam b. Ebi'l-Erkam olup İslâmiyet'i kabul edenlerin yedincisidir. İbn Sa'd'ın Tabakât'ında şu bilgi verilir: Onun evi Mekke'de Safa tepesi üzerindeydi. Bu ev, Hz. Peygamber'in (sav) İslâm'ın ilk zamanlarında ikamet ettiği ve insanları İslâm'a davet ettiği ev olup dârülislâm diye adlandırılmıştır. Bu evi Erkam oğluna vakfetmiş olup vakfiye metni şöyledir: "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Bu, Erkam'ın Safa'daki evi ile ilgili verdiği hüküm olup bu ev Harem'den olan mekanıyla tecavüzü haram bir yerdir; satılmaz ve miras bırakılmaz. Hişâm b. Âs ve Hişâm b. Âs'ın azatlısı Fulân buna şahitlik etti." Bu ev onun çocuklarının elinde kalmaya devam eti, çocukları içinde oturdu, kiraya verip ücretini aldılar. Ebu Cafer el-Mansûr zamanına dek bu böyle sürdü. Ebû Cafer, Muhammed en-Nefsü'z-Zekiyye'nin kendisine karşı başkaldırması sırasında onun tarafını tutmaları sebebiyle onlardan zorla ve haksızlık yaparak satın aldı.[117]
Ashabın büyüklerinden ve Âl-i Beyt'in ileri gelenlerinden vakıfta bulunanlardan biri de Fatıma ez-Zehrâ'dır (ra). Şafiî'nin e 1-Ümm'ünde şu bilgi verilir: Bana Muhammed b. Ali b. Şâfi' haber vererek şöyle dedi: Bana Abdullah b. Hasan b. Hüseyin kendi ehli beytinden birçoklarından —sanıyorum Zey d b. AK dedi— şunu haber verdi: Resulullah'ın (sav) kızı Fatıma (ra) malını Beni Hâşim ve Beni Muttalib'e vakfetti. Hz. Ali (ra) de onlara vakıfta bulundu ve onlarla birlikte başkalarını da vakfa dahil etti.[118]
İkiTenbih: Birincisi: Suyûti'ninet-Tevşîh adlı eserinde şu önemli bilgi zikredilir: Ahmed b. Hanbel, İbn Ömer'den (ra) şu tahricde bulunur: "İslâm'da yapılan ilk vakıf Ömer'in (ra) vakfıdır," Ömer b. Şebbe, Amr b, Sa'd b. Muâz'dan şöyle dediğini rivayet eder: İslâm'daki ilk vakfı sorduk, muhacirler Hz. Ömer'in vakfı, ensar da Resulullah'ın (sav) vakfı dediler.[119] İkincisi: Bazı âlimler şöyle dediler: Vakıf, İslâm'a has özelliklerden olup Câhiliyye devrinde vukuu bilinmemektedir.
Derim: Bu bilginin aslı İmam Şafiî'ye aittir. O şöyle der: Vakıf, İslâm'a mahsus özelliklerden olup Câhiliyye insanlarının bir ev veya arazi vakfettiklerine dair bir bilgi bana ulaşmış değildir. Ka'be'nin inşası ve Zemzem kuyusunun açılması da bu konuda örnek olarak ileri sürülemez. Çünkü bunlar hayır olarak değil de övünme maksadıyla yapılmıştı.[120] Bu bilgiyi Ne-vevi zikreder. el-Emîr bunu DavVş-şumû'da[121] belirtir ve hocası Büley-di'nin (Belîdî) Zurkâni'ye yaptığı haşiyede Buhâri'nin "veya kızlarına değil de oğullarına" sözüyle ilgili olarak şöyle dediğini nakleder: Münâvi el-Hasâis şerhinde[122] Şafiî'nin bu sözünü ele alarak şöyle der: "Halil'in vakfı şimdiye dek devam etmektedir. Mısır ve ona ait iktâlar Bizans kilisesine vakfedilmişti." Şeyh el-Emîr bunun ardından şöyle der: "Derim ki Şafiî vakfın Câhiliyye insanlarından sabit olmadığını iddia etmiş olup ne peygamberlerin ne de geçmiş Ehl-i kitabın bunu yapmadığını ifade etmiş değildir. Bu, nîsbî bir tahsistir,"
Faydalı bilgi: Allâme Şemsüddin Muhammed b. Arâfe ed-Desûkî el-Mâlikî el-Mısrî, Şihâbüddin ed-Derdîr'in Şeyh Halil'in Muhtasarın a yaptığı şerhin haşiyesinde (IV, 69), hocalarının hocası uzun ömürlü allâme Şemsüddin Muhammed el-Büleydî el-Mısrfnin, Z ur kani tarafından Halil'in Muhtasarına yapılan şerhin haşiyesinden naklen şu bilgiyi verir: "Fas kaysâriyye' sinde[123] (bedesten, han) borç vermek maksadıyla vak-fedihnişbin ukiyy e altınvardı.Onabakır karıştırıyorlardı, takiyoko-lup gitti."[124] Fas fiıkahasından bunu zikredenlerden biri de Şeyh Ebû Abdullah îbn Sûde et-Tâvûdî olup ŞerhuVTuhfe'de,[125] metinde geçen "usûl'de (asi'da, akarda) vakıf caiz olup..." sözü anılırken şöyle der: "Fas kaysâriyye' sinde borç vermek için dirhemler vakfedilmişti. Onu borç almaya devam edegeldiler, ona bakır karıştırdılar, eksilttiler ta ki yoko-lup gitti." Bu, eski zamanlardaki ilerlemeyi, ziraatçi ve tüccarları teşvikle ilgili uygulamaları, fakir ve yoksullara yardımın boyutunu bize gösteren en Önemli hususlardan biri olup bu da Avrupa'yı asırlarca önce geçtiğimiz konulardan biridir. Allah mahlukatına dilediğini takdir eder.[126]
Zekât Amillerinden Topladıkları Malları Alan Görevli (Müstevfi)
Müstevfî, devlet başkanının, âmillerden topladıkları malları rak kendisine getirmesi için gönderdiği kimsedir.
Sahîh-i Buhâri'de, Büreyre'den şu rivayet nakledilir: "Nebi (sav) humusu alması için Ali'yi Hatid'e gönderdi.”[127] İbn İshak şöyle der: Resulullah (sav), zekâtlarını toplamak ve cizyelerini kendisine getirmek üzere Ali b. Ebı Tâlib*i Necrân halkına gönderdi.[128] İbnü*l-Esîr*in el-Kâmil'inde geçtiği üzere bu hicretin onuncu yılında olmuştu. Hz. Ali de öyle yaparak döndü ve Hz. Peygamberce (sav) Mekke'de Veda Haccı sırasında kavuştu.[129]
el-tsâbe'de (1,288) müellif, Hâcib b. Zürâre ed-Dârimî et-Temîmî'nin biyografisini verir ve Hz. Peygamberin (sav) onu Benî Temim'in zekâtlarını toplamak üzere gönderdiğini zikreder.[130]
Tenbür. Sahih-i Müslim'de Veda Haccı kıssasında Hz. Ali'nin s a î likten ( s i â y e ) dönüşünden bahsedilmiş olup[131] Kadı Iyâz bununla ilgili olarak şöyle der: "Yani zekâtları almaya gidişinden." Bazı âlimler şöyle demişlerdir: "Müslim'in hadisi dışındaki rivayetlerde, Beni Hâşim'in zekât toplamakla görevlendirilmesi caiz olmadığından[132] Hz. Peygamber'in (sav) onu zekât âmil i olarak değil de e m î r olarak gönderdiği kaydedilir." Nesâi'nin Sünen'inde Berâ'dan şu rivayet nakledilir: "Nebi (sav) kendisini zekâtları toplamak için e m î r tayin ettiğinde Ali ile beraberdim."[133] Berâ (ra), Hz, Peygamberin (sav) onu e m î r olarak tayin ettiğini açık şekilde belirtmiş olup onu "âmil olarak tayin etti" dememiştir. Kadı Iyaz şöyle der: Hz. Peygamber'in (sav) onu Allah rızası için (ücret almadan) zekâtları vs. toplamakla görevlendirmesi veya ücretini zekât dışındaki mallardan ödemiş olması da muhtemeldir. Bazıları da şöyle demişlerdir: S i â y e (ifadesi,kelimesi),her ne kadar çoğu zaman zekât toplama görevi için kullanılıyorsa da mutlak manada yöneticiliği ifade etmekte olup özellikle zekât toplama görevine delalet etmez.[134]
Allah Resulü’nün Bâdiye'de Zekât Develerînin İçine Bizzat Çıkması
Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde (VI, 112) Hz. Âişe'den (ra) şu rivayet nakledilir: "Resulullah (sav) Bâdiye'de zekât develerinin içine çıktı ve benden başka hanımlarına birer deve verdi. Ben 'Ey Allah'ın Resulü, benden başka hanımlarına birer deve verdin' dedim. Bana böğüren çetin bir deve verdi kî üstüne binilemiyordu, Şöyle buyurdu:EyÂişe onayumuşak davran; şüphesiz yumuşaklık (nfk) hiçbir şeye karışmaz ki onu güzelleştirmesin ve hiçbir şeyden ayrı düşmez ki onu lekelemesin."[135]
Allah Resulümün Ramazan Zekatını (Fetır Sadakası) Korumakla Görevlendirdiği Kimse
Simtü'I-cevheri'l-fâhir'de Hz. Peygamberin (sav) bu görevi Ebû Hu-reyre'y® verdiği zikredilir.[136]
Allah Resulünün Ganimetlerini Almaya Memur Kıldığı Kimse
SimtÜ'l-cevheri'l-fâhir'de zikredildiğine göre bununla Huzâa b. Abdinühm görevli idi.[137]
Allah Resulü’nün Humusuna Bakmakla Görevli Kimse
Yine Simtü'l-cevheri'l-fâhirMe geçtiği üzere Benî Mazin b. NeccâV-dan Abdullah b. Ka'b el-Ensârî bununla görevliydi. Onun el-lstibsârMaki biyografisinde şu bilgi verilir: Bedir savaşında bulundu, o gün ganimet lere bakmakla görevliydi; diğer savaşlara da katildi ve bu savaşlarda Hz. Peygamberin (sav) humus una bakmakla görevliydi.[138]
[1] eş-Şifa, I, 123; Nesimu'r-riyAz, I, 473. Metinde "culibet" kelimesi "cubiye" (İlk geçtiği yerde), "hâdethu" kelimesi "hfldenehu," "emseke" ise "meseke" şeklinde geçmiştir.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/151.
[2] Metinde "ibnina" kelimesi "amelinâ" seklinde geçmiştir.
[3] Buhari, Cizye 1.
[4] Ebû Dâvud, İmâre 30.
[5] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/151
[6] Metinde Abdullah b. Ömer şeklinde geçmiştir.
[7] Ebû Dâvud, îmâre 33. Hadisin Bon kısmı metinde düşmüştür. Uşûr, gayrimüslimlerin İslâm ülkelerinde sattıkları mallardan alınan bîr nevi gümrük vergisidir. Huzâi, bu başlıktan sonra, Hz. Ömer zamanında bu görevi yapanlar ile Dârü'l-Harpten Dârül-lslâma şarap, domuz gibi malları getiren harbîlerin bunları zimmîlere satabileceği ve bunlardan uşûr vergisi alınacağına dair iki başlığa yer vermiştir (s. 523-525).
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/152.
[8] Müslim, Cihâd 48. Tirmizi'nin rivayeti için bkz. b. 90-91.
[9] Metinde "alınır" şeklinde geçmiştir.
[10] Muvatta, Buyu 21. Resulullah'in (sav) bu muameleyi yasaklaması, muamelenin faiz olmasındandır. Metinde hatalar mevcut olup aslıyla karşılaştırılmalıdır. Aynı hadis için bk. Buhâri, Meğâzî 39.
[11] İbn Beşkuvfil, Ğavamizul-e.mâİ'l-mübheme, I, 164-165 (nr. 38); el-tstîftb, II, 122.
[12] Huzâi bu bilgiyi el-lstlâb'dannakletmiştir (s. 535). Metinde "darb* (vergi koymak) kelimesi 'sarf şeklinde geçmiştir.
[13] Metinde Şefr şeklinde geçmiştir.
[14] Metinde Udayb şeklinde geçmiştir (bkz. Mu'cemül-buldan, IV, 92).
[15] bkz. EbûUbeyd, el-Emvâl,s.92.
[16] Metinde Kalb şeklinde geçmiştir (bkz. Mu'cemül-bÜldan, IV, 145).
[17] Buğdayla ilgili bu bilgi metinde düşmüştür.
[18] îbn Rüşte, el-Alâku'n-nefîee, VII, 104-105. Bu konuda ayrıca bk. el-Emvâl, s. 87; îbn Sa'd, III, 282; Mâ verdi, el-Ahkfimu's-SultAniyye, e. 189, 218-220. Metindeki hata ve düşüklükler için aslına bakılmalıdır.
[19] Bu bilgi için bkz. el-Emvâl, s. 86-87.
[20] ihyâu ulÛmi'd-dîn, II, 178.
[21] el-Müntekâ, VII, 318. Metindeki ibare Tenvîrül-hevâlîk'ten nakledilmiş olup aynı manada olmakla birlikte buradaki biraz farklıdır.
[22] Tenvîrül-lıevâlik, İÜ, 155.
[23] Süfyân b. Uyeyne ile Süfyân es-Sevrî kastedilmiştir.
[24] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/152-155.
[25] "Büldân" kelimesi metinde İslâm şeklinde geçmiştir.
[26] îbn Hişâm, II, 600.
[27] Huzâi bu bilgiyi Kelâi'nin el-İktif&'sından nakletmiştir (s, 541).
[28] Huzâi'nin burada adını verdiklerinden Übey b. Ka'b metinde zikredilmemiştir.
[29] el-İsâbe, I, 29; Ütdal-ğabe, 1,74.
[30] el-İsâbe’de bu isme rastlanmamıştır. Diğer bazı örneklerde de görüldüğü gibi bu isim yanlış yazılmış olmalıdır. Sıddıqui de Kettâni'den naklen bu şekilde kaydetmiştir (Organisation of Government, s. 325-326, 506-507).
[31] el-İsâbe, 1,318.
[32] krş. Meâlimü's-sünen, II, 222.
[33] en-Nihâye fi garibİl-hadîs, III, 18.
[34] el-İsâbe, 1,355. Metinde Kehl b. Mâlik şeklinde geçmiş olup Sıddiqui de Kettâni'den bu şekilde nakletmiştir Cbkz. Organisation of Government, s. 326).
[35] Urve metinde düşmüştür.
[36] el-İsâbe, 1,402.
[37] Metinde Medkic şeklinde geçmiştir.
[38] age,I,407.
[39] ftffe, I, 427-428. Anılan belge için bkz. Hamidullah, el-Vesâik, s. 321 (nr. 232).
[40] Metinde Mekît şeklinde geçmiştir,
[41] fli-İsabe, I, 499.
[42] age, II, 90.
[43] age, II, 496.
[44] age, III, 357.
[45] age, III, 360.
[46] age, III, 400.
[47] age, M, 615. Metinde Kays kelimesi "Neyn" şeklinde geçmiştir.
[48] Metinde Akîle şeklinde geçmiştir.
[49] İbn Sa'd, VI, 68 (Süveyd'in biyografisi). Belgedeki ifadenin açıklaması için bkz. en-Nihfiye fi garîbil-hadî». m, 438; Telhfatt'-habîr, II, 164.
[50] İbn Sa'd, VII, 47. Hz. Peygamber'in zekât malı için seçilen semiz hayvanları iade ettirdiğine dair bilgi verilmiştir.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/155-157.
[51] Metinde Cehm şeklinde geçmiştir.
[52] Cevfimiu'B-sîre'de ilgili yerde bu bilgiye rastlanmamış olup Huzfii'nin naşiri İhsan Abbâs da aynı şeyi söylemektedir (s. 550). Zübeyr ve Cüheym'in zekât katipliği yaptıklarına dair bkz. A'zami, s. 51, 63-64.
[53] Huzâi de bu bilgiyi Kudâi'den naklen vermiştir (s. 550).
[54] el-lcfibe, 1,255. Ayrıca bkz. A'zami, Küttabü'n-Nebî, s. 50.
[55] el-İsabe, I, 255.
[56] Metinde Cehm şeklinde geçmiştir.
[57] Subhul-a'şa, 1,91.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/157-158.
[58] Müslim, Pedfiil 11. Hadisin devamında, Reaulullah'ınCsav) dönüşte kadına bahçenin hurmasının ne kadar olduğunu sorduğu, onun da on vesk olduğunu söylediği belirtilir.
[59] Buhâri, Hars 8-9, Meğazi 40. Ayrıca bkz. s. 172.
[60] Muvatta, Muaâkât 1.
[61] Muvatta, Musâkât 2.
[62] Ebû Dâvud, Zekât 13.
[63] el-İsâbe, I, 558.
[64] age, II, 86.
[65] age, II, 192.
[66] el-Muaannef, IV, 122.
[67] Metinde Hasan şeklinde geçmiştir.
[68] age, IV, 126.
[69] el-İsabe, III, 204. "Zekât" kelimesi burada "Rikûü" şeklinde geçmiştir.
[70] Metinde Süheyl b. Ebî Hayseme şeklinde geçmiştir.
[71] Metinde Ebû Hayseme şeklinde geçmiştir.
[72] bkz. Üftdttl'ğâbe, VI, 68; el-tstîâb, IV, 41; el-fefibe, IV, 42.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/158-159.
[73] el-Ümm, III, 276. Son cümlede hata olup aslına bakılmalıdır.
[74] Metinde "îbn Yunus'un Câmi'inde şeklinde" geçmiştir.
[75] Metinde dokuz olarak geçmiştir.
[76] Uhud'da müslüman olmuş yahudi âlimlerindendır (el-İsâbe, III, 393).
[77] Süheyli, er-Ravdul-üniif, VI, 47. Bu iktibastan sonraki cümle ne Süheyli ne Huzâi tarafindan zikredilmemıştir.
[78] Metinde İbn Sehl şeklinde geçmiştir.
[79] İbn Şebbe, I, 173-176.
[80] el-İsâbe, III, 393.
[81] Vâkıdi, I, 263.
[82] Vefâul-Vefâ, II, 152; Ayrıca bkz. İbn Şebbe, I, 175.
[83] Buhâri, Farzu'I-humus 1.
[84] Berkâni (ö. 425/1034) îçin bkz. Kehhâle, II, 74.
[85] Buhâri, Eşribe 13, Tefsîru Sure 3/5.
[86] Metinde "o".şeklinde geçmiştir.
[87] Buhâri.Vesâya 17.
[88] Fethul-Bârî, XI, 228.
[89] Bu son cümle metinde düşmüştür.
[90] Kettâni, Buhâri ve İbn Hacer'den naklettiği bu bilgilerin hepsini Semhûdi'den almıştır (bkz. Vefâul-Veffi, II, 133-137).
[91] lbnü'1-Esîr kastedilmiş olmalıdır.
[92] bkz. Hulâsatül-Vefâ, s. 401.
[93] bkz. el-Müdevvene, VI, 105-109.
[94] Ebû Dâvud, Vesâyâ 13 Ayrıca bkz Buharı, Vesâyâ 28, tbnu'l-Cevzî, Menâkıbu emîril-mü'minîn Ömer b. Hattâb. s 209.
[95] Metinde Abdullah b Ömer şeklinde geçmiştir.
[96] Metinde Tamğ şeklinde geçmiştir.
[97] Metinde Abdullah b Ömer b Hattâb şeklinde geçmiştir.
[98] Metinde düşmüştür.
[99] Ebû Dâvud, Vesâyâ 13 Kaydedilenler dışında metinde bazı hatalar daha mevcut olup aslıyla karşılaştırılmalıdır.
[100] Biraz ileride de geleceği üzere bu ısım Ebû Gassân olabilir Kaynaklarda hem Ebû Osman hem Ebû Gassân adh iki zatın biyografileri mevcuttur.
[101] Merâsidul-ittilâ alâ esmâil-emkine vel-bUtâ, Mu'cemul-btÜdftnln muhtasarıdır. (Keşfuzzunûn, II, 1652; Suppl, I, 880.
[102] bkz. Mu'cemul-büldân, II, 84-85.
[103] en-Nihâye fi ğarîbil-hadîs, I, 222.
[104] Metinde Ubeydullah şeklinde geçmiştir.
[105] Dârekutni, IV, 189.
[106] Müsned II, 125.
[107] Metinde "temr" (hurma) şeklinde geçmiş olup daha önceki rivayetlerde de "semer" (meyve) yerine bu şekilde geçmiştir.
[108] İbn Merzûk (o. 78 V1379) için bkz. M. Hadj-Sadok, ibn Marzûk," El, IIIf 865-868.
[109] Venşerisi'nin (o. 914/1508) eserleri arasında en önemlisi el-Mi'y&rul<muğrib vel-câmiul-mu'rib amme tezammenehu fetâvâ ulemâi tfrikiyye vel-Endelüa vel-Mağrİb'dir (I-XIII, Beyrut 1403/1983).
[110] Tehzîbül-esmâ, I/l, 346. Paragraftaki bilginin hepsi buradan alınmıştır.
[111] el-Ümm, III, 279.
[112] İbn Sa'd, III, 77.
[113] İbn Sa'd, III, 108.
[114] Zehâirul-ukba, s. 204. "Hasen" kelimesi metinde "sahih" şeklinde geçtiği gibi eksik bazı ifadeler aslından ikmal edilmiştir.
[115] İbn Sa'd, IV, 21.
[116] Aym bilgi için bkz. el-İsâbe, IV, 59.
[117] İbn Sa'd, III, 242-243.
[118] el-Ümm, III, 279.
[119] bkz. Suyûti, el-Evâil, s. 45. Amr b, Sa'd, metinde Ömerb. Said şeklinde yanlış geçmiştir (bkz. ÜBtlü'1-ğâbe, IV, 229). el-EvâSTdeAmrb. Sa'd ve İbn Ömer'den ilk vak-finHz. Ömer'in Samğ vakfı, Muhammedb.Ka'b'dan da ilk vakfın Resulullah'ın (sav) vakfi olduğu rivayet edilmiştir.
[120] el-Ümm, III, 275.
[121] el-Emîrü'l-Kebİrfö. 1238/1817), Da^u'ş-şumûalâşerhi'l-MecmÛtbkz.SuppL.Jl, 99, 738).
[122] Münâvi (ö. 1031/1622), Suyûti'nin el-Hasâicrtnin muhtasarının şerhi olan Enmûzecül-lebîb'ı şerhetmiştir (SuppL, II, 181).
[123] bkz. M. Streck, "Kaysâriyya," El, IV, 840-841.
[124] Desûki, Haşiye alâ'ç-Şerhil-kebîr, IV, 77.
[125] Îbn Sûde (ö. 1209/1795), Şerhut-Tuhfe llbn Asim (bkz. Ibn Suda," El, İÜ, 948).
[126] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/159-167.
[127] Buhâri, Meğâzi 61.
[128] İbn Hişâm,II,600.
[129] el-Kâmil, II, 300.
[130] el-İsâbe, I, 273.
[131] Müslim, Hac 141.
[132] bkz. Müslim, Zekat 167; Nesai, Zekât 95.
[133] Nesâi, Menâsik 49 (Hz. Ali'nin Yemen'e gönderilişi söz konusudur).
[134] Bu paragrafta verilen bilgilerin hepsi Nevevi'nin Şerhu Müslim'inden (VKI, 164) * alınmıştır.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/167-168.
[135] Müsned,VI, 112.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/168-169.
[136] Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/169.
[137] bkz. Üadül-ğâbe, II, 131-132.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/169.
[138] bkz. el-İsabe.il, 362; Üsdül-ğâbe, III, 372-373.
Kettani, Hz.Peygamber’in Yönetimi, Et-teratibu’l-idariyye, İz Yayıncılık: 2/169.
İslami Okul Okulların En Önemlisi