Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Sunuş - İslam Tarihi - Mevduditevhidmucadelesi - 0. Sayfa

SUNUŞ. 1

ÖNSÖZ. 2

UYARI. 3

 

SUNUŞ

Merhum Ebûl-Alâ el-Mevdûdi, elinizdeki eseri ömrünün son günle­rinde kaleme aldı. Orijinal adı "Siret-i Server-i Alem" olan bu eserin konu­su, yalnızca Peygamberimizin (salât ve selam ona olsun) hayatını kapsa­mıyor. Genelde bu eser; günümüzde de devam etmekte olan bir gerçeğin, başlangıcından bu yana süre gelen küfre karşı Tevhid mücadelesinin hura­felerinden arınmış olarak derinliğine anlatımıdır.

Hz. Adem'den Peygamberimize (salât ve selam ona olsun) kadar ge­lip geçmiş rasûllerin (onlara selâm olsun) hayatları, tebliğle görevlendirilişleri, nasıl bir ortamda görev yaptıkları, bu tebliğin yapılış biçimi, karşı­laşılan zorluklar, müşriklerin, Tevhid'in tebliği karşısındaki davranışları en ince ayrıntılarına kadar işlenmiştir. Günümüz müslümanları tarih bo­yunca aynı temel nitelikleri taşıyan ilâhi vahyi ve bu vahyi ileten peygam­berlerin davranışlarım ve hareket tarzlarını bilmek zorundadırlar. Çünkü fertlere ve toplumlara kurtuluş müjdeleri verebilecek prensipler bütününü ve bunların tebliğ ediliş biçimlerini ancak resullerden öğrenebiliriz. Mevdûdi, bu eserinde Peygamberlerin (onlara selâm olsun) hayatını ger­çeğe uygun bir şekilde sunmuş ve alışılmışın dışında orijinal yorumlar ge­tirmiştir. Olayların doğru iletilmesi ve anlaşılması, tarihi İslâmî bir yakla­şımla kavrayabilmenin ilk temel şartıdır. Eserin önemli bir kısmı yukarıda da belirttiğimiz gibi Tevhid'in anlamı, fikrî dinamizm gücü ve mücadele metodunun bir nevi anlatımı ve yorumu mahiyetindedir.

Diğer kalan kısımda ise Rasûlullah'ın (salât ve selâm ona olsun) Mekke dönemi, klâsik siyer kitaplarından çok farklı bir tarzda incelen­mekte, anlatılmaktadır. Mevdûdi bu kısımda Rasûl'ün (salât ve selâm ona olsun) hayatını sadece bir kronolojik olaylar dizini olarak sunmamıştır. Aynı zamanda günümüzün yaşayan müslümanına, O'nun hayatını nasıl anlaması gerektiğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur: "O'nda; Allah'ı ve Ahiret gününü umanlar için güzel bir örnek vardır." (Ahzab: 21) Eser­deki önemli bir hususta Resulün (salât ve selâm ona olsun) hayatı safha safha anlatılırken, bu anlatılan bölümlerin Kur'an âyetleri ile desteklenme­sidir. Çünkü temelde Peygamberimizin hayatı, Kur'an'ın uygulaması ve pratiğe aktarılmasıdır. Yani o, yaşayan Kur'an'dır.

Genel olarak muhtevasından söz ettiğimiz eser, ayrıca yapılan yorum­ların dışında, oldukça zengin bir malûmat yekûnunu de içermektedir. Ge­rek Peygamberler hakkında, gerekse o dönemlere ait toplumsal olaylar hakkında, çok değişik kaynaklardan alınarak Kur'ân'la doğrulanmış bunca bilginin bir arada belli bir metodla verilmesi eserin ayırıcı bir özelliğidir. Eserde sadece dinî kitaplara değil, birçok tarih kitabına ve arkeolojik araş­tırmalara da müracaat ediliyor. Hatta yazar bizzat Peygamberlerin mensub oldukları toplumların kurdukları medeniyetlerin yerlerini gezerek, tarihi kalıntılar, binalar ve kitabeleri inceleyerek, edindiği bilgi ve izlenimlerine de yer veriyor. Bu bakımdan eser çok geniş bir kaynak koleksiyonuna ha­izdir.

Urduca aslından çevirisi yapılan eserde şahıs ve yer isimleri ile ilgili bazı telaffuz hataları yapılmıştı. Bunları mümkün olduğunca düzeltmeye çalıştık. Bütün bunlara rağmen gözden kaçan bu ve benzeri hatalar için okuyuculardan şimdiden özür dileriz.

Böylesine çaplı ve orijinal yaklaşımları içeren bir eserin okuyucuya kazandırılmasının yararlı olacağı inancındayız. Bu çalışmaların daha do­yurucu, daha özenli bir şekilde yapılabilmesi için doğruya yöneltici mahi­yette eleştiri ve tekliflerin yapılması gerektiğine inanıyoruz.

Çaba bizden, başarı Allah'tan.

 

PINAR YAYINEVİ

 

ÖNSÖZ

İslâm nimeti her devirde insana ancak iki kaynaktan gelmiştir. Birin­cisi, Allah'ın kelâmı, ikincisi Allah'ın peygamberleri (Allah'ın selâmı on­ların üzerine olsun). O peygamberler ki Allah-ü Tealâ tarafından sadece kelâmını yaymak, buyruklarını duyurmak ve açıklamakla değil, aynı za­manda bunların nasıl tatbik edildiğini ve başkalarına nasıl örnek olabile­ceklerini göstermek için de görevlendirilmişlerdir. Peygamberler aynı za­manda, Kur'ân'ın belirlediği amaçlara varılabilmesi için, fenler ile toplu­mu denetlemeye, insan hayatının eksikliklerini düzeltmeye de memurdur­lar.

Bu iki unsur et ve tırnak gibi birbirine öylesine bağlıdır ki, bunları birbirinden ayırırsak, ne dinin gerçek anlamını kavrayabilir, ne de doğru yolu bulabiliriz. Kur'an'ı, Allah'ın Resulü’nden ayırdınız mı, bir yere vara­mazsınız. Kitap, Nebi olmadıktan sonra kürekçisi olmayan bir kayık gibi­dir. Bu kayıkla acemi yolcular, hayat denizinde ne kadar uğraşırlarsa uğ­raşsınlar, gitmek isledikleri yere varamazlar. Kitapsız bir peygamber ise ışığı olmayan bir kılavuz gibidir. Bu gibi durumlarda İnsanlar Allah'a var­mak isterken, kendilerine yol gösteren kılavuza tanrı diyerek tapmaya başlarlar. Bunun birçok örneğini geçmiş kavim ve milletlerde gördük. Ör­neğin, Hindu'lar kendi peygamberlerinin hayatlarını unutup sadece kitap­larını kaptılar. Ama bu kitaplar onlar için, içlerinden çıkılmaz bir hale gel­di. Ve nihayet kitaplarım da kaybettiler. Hıristiyanlar ise kitaplarını, unu­tup, peygamberleri'nin peşine takıldılar. O'nun kişiliği çevresinde dönme­ye başladılar. Sonuç olarak, Allah'ın Peygamberi'ni Allah'ın ışığı ve hatta Allah'ın oğlu yapmaktan kendilerini kurtaramadılar.

Eski çağlarda olduğu gibi çağımızda insan, İslâm nimetine ezelden beri süregelen yine şu iki kaynaktan ulaşabilir. Birincisi, Allah'ın kelâmı ki, artık sadece Kur'an-ı Kerim şeklinde bulunabilir, ikincisi, siret-i nebe­vi ki, anık sadece Hz. Muhammed (s.a.v.) in hayatı ve hadislerinde saklı bulunmaktadır. Her zaman olduğu gibi, bugün de insan İslâm’ın idrâkine ancak Kur'an-ı Kerim'i Hz. Muhammed ve Hz. Muhammed'i de Kur'an-ı Kerîm vasıtasıyla kavrayarak varabilir. Her ikisini birbirinin yardımıyla anlayabilen kimse, İslâm'ı da anlayabilmiş demektir. Aksi takdirde ne din anlaşılabilir, ne de doğru yol bulunabilir.

Üstelik, hem Kur'an-ı Kerim, hem Hz. Muhammed (s.a.v.)in vazifesi aynı olup, aynı amacı taşıdıkları için, onları gerçek anlamda kavramamız, ancak o vazife ve amacı anlama derecemize bağlıdır. Bu gerçek unutuldu­ğu takdirde, Kur'an-ı Kerim yalnız sözler yığını ve siret-i mübarek de sa­dece bir hayat hikâyesi ve olaylar zincirinden ibaret kalır. Siz, sözlük, ki­tap, belge, ilmî çalışma ve araştırmalar ile bir yığın tefsir kitapları yazabi­lirsiniz. Tarih'i araştırmaktaki ustalığınızla da Hazreti Peygamberin şahsi­yeti ve asr-ı saadet ile ilgili belki de en doğru ve en geniş bilgileri toplaya­bilirsiniz. Fakat, dirin ruhuna ve özüne varamazsınız. Çünkü bu iş yalnız sözler ve olaylarla bilmiyor, asıl varılmak istenen o amaç ve hedeftir ki, uğruna Kur'an-ı Kerîm indirilmiş ve Muhammed Mustafa (s.a.v.) örnek olarak bize gönderilmiştir. Bu amaç ne kadar iyi anlaşılırsa, Kur'an ve si­yer de o kadar iyi anlaşılacak ve ne kadar yanlış anlaşılırsa, ikisi hakkın­daki bilgimizde o derece yanlış ve eksik olacaktır.

Şurası bir gerçektir ki, Kur'an-ı Kerim ve Rasûl'ün hayatının her ikisi de derin birer okyanustur. Bunların mealini ve mefhumunu tam olarak an­latmak hiçbir insan için mümkün değildir, insanın gücü buna yetmez. Ya­pılacak şey sadece insanın gücü yettiği kadar bunları anlamaya çalışması ve böylece dinin özünü kavramasıdır.

Allah'a şükürler olsun ki Kur'an-ı Kerim'i anlatmak için elimden ge­len gayreti sarf ettim ve 30 yıllık bir çalışmanın semeresini "Tefhim'ul Kur'an" şeklinde size sunabildim. Bu arada, uzun zamandan beri tasarladı­ğım ve malzemesin: hazırladığım Siyeri bugünkü şekline dönüştüren aziz arkadaşlarım Naim Sıddıkî ile Abdülvekil Alvî'ye ziyadesiyle minnetta­rım. Zira onların yardımı olmaksızın siret hakkında bu kadar büyük bir eseri hazırlayıp yayımlamak belki de mümkün olmayacaktı.

Cenab-ı Allah bu kitabı da kullarının hidayeti ve Ahiret'te mağfiretim için bir vesile yapsın. Amin.

 

UYARI

İslâmiyet, Tek Allah'ın hakimiyetine dayalı insan hayalının tanzim edilmesini hedef alan bir harekettir. Bu hareket, eski çağlardan beri aynı temel üzerinde olup, aynı yolda yürümekledir. Bu hareketin önderleri, Al­lah'ın peygamberleridir. Biz bu hareketi yürütmek istiyorsak o zaman bu önderlerin gösterdiği yollardan gitmeliyiz. Zira, bu kendine has hareket için, ne başka bir yol vardır ne de ilerde bir yol olacaktır. Bu hususla pey­gamberlerin ayak izlerini aramaya koyulduğumuz zaman ise, önemli bir güçlükle karşılaşırız. Eski devirlerde dünyaya gelen peygamberlerin ha­yatları ve faaliyetleri hakkındaki bilgilerimiz çok az ve eksiktir. Kur'an-ı Kerim'de bu konuda bazı bilgilere rastlamıyor değiliz. Ne var ki, bu bilgi­ler de peygamberler hakkında yeterli bilgi sahibi olmamıza yetmiyor. İn­cil (Yeni Ahit) de Hazreti Îsa'nın bazı söz ve deyimleri bulunuyor. Ama bunlar güvenilir olmamakla beraber, İslâm hareketinin ilk aşamasının na­sıl yürütülmesi konusunda sadece yüzeysel bilgileri ihtiva eder. Ayrıca, Hz. Îsa'nın hayatında bizi fazlasıyla aydınlatacak olaylar da meydana gel­mediği için bu kayıtlar pek de faydalı değildir. Bu konuda bize ışık tutan sadece Hazreti Peygamber’in hayalıdır. Bu itibarla, takip edeceğimiz yolu teshil ederken Hz. Peygamber’in mübarek hayatına başvurmamız salt bağ­lılık ve sadakatleri ileri gelmiyor. Aslında yolumuzun bütün iniş çıkışları­nı bilmek için O'nun temiz hayatına başvurmamız gereklidir, İslâm hare­kelinin önderleri arasında ancak Hz. Muhammed (s.a.v.) 'in hayatından, bu hareketin başlangıcından İslâm politikası ve memleket idaresine kadar her safhası ve her yönü hakkında ayrıntılı ve güvenilir bilgi edinmek mümkündür.