Islam Tarihi - 46. Sayfa - 1Cilt
Anne
Kureyşin bütün genç kızları, Abdülmuttalib oğlu Abdu-llah'a eş olmak için can atıyor ve Abdullah'ın doğuracakları çocuklarının babası olmasını arzuluyorlardı. Yirmi yaşına iffetli olarak ulaşmıştı. Asla zina etmemiş, kötülüğe yöneldiği görülmemişti. Her zaman iyilik taraftarı olmuştu.
Babasının, onun üzerinde itaat hakkı vardı. Ama babasına günah olmayan hususlarda itaat etmesi gerekiyordu. Çünkü o, babasıyla bir arada yaşamış olduğundan dolayı, ondan ayrılamaz ve ona muhalefet edemezdi. Babasının en sevdiği oğluydu. Babası onun için eş olarak Veheb'in kızı Amine'yi seçmişti. Amine'nin babası Veheb, Abdumenef bin Zühre'nin oğluydu. Zühre, Kusay'ın kardeşi ve Kilab'ın oğluydu. Babası, Zühreoğulları kabilesinin efendisiydi. Nitekim Abdulmuttalib de, Kusay oğullarının efendi-siydi. Sonra da, bütün Mekke'nin tartışılmaz lideri olmuştu. Çünkü o, övgüyle söz edilebilen bir kimseydi. Kureyşliler arasında akıllı ve mantıklı bir şekilde hareket ederdi. Asla zorbalığa ve baskıya yeltenmezdi. Evet bu genç, hısımlıkta babasıyla ortak olmuştu. Çünkü her ikisi de, Veheb bin Zühre oğulları kabilesine mensup kadınlarla evlenmişlerdi. Abdulmuttalib, Veheb kızı Hale ile evlenmişti. Hale, Amine'nin amcasının kızıdır. Abdulmuttalib, oğlu Abdullah için eş olarak Amine'yi seçmişti. Amine, Abdul-muttalib'in zevcesinin amcasının kızıydı. Zevcesinden Abdulmuttalib oğlu Hamza doğmuştur.[1] Abdulmuttalib'in oğlu Hamza, İslam uğruna cihad vererek şehitlerin efendisi unvanını kazanmış bir şahsiyettir. Evet, Abdülmuttalib'in zevcesinden, Hamza'dan başka Zübeyr bin Avvam'ın anası Safiye doğmuştur. Zübeyr, Re-sulullah (sav) in en yakın dostu olmuştu. Bu nedenle Abdulmuttalib oğlu Hamza şu üç bağ nedeniyle kendisini peygamber efendimize bağlamıştı.
1- Peygamber efendimizin amcasıydı.
2- Peygamber efendimizin annesinin amcasının oğluydu.
3- Peygamber efendimizin süt kardeşiydi.
Bütün bunların ötesinde o, Peygamber efendimizi, Mekke'de iken Kureyşli müşriklere karşı koruyan iki amcasından biriydi. Peygamber efendimizi yakın akrabalık nedeniyle değil, Muhammedi risaîete olan imanı ve Allah yolundaki cihadı nedeniyle müdafaa eden ikinci amcası olmuştu. Bu nedenle de gerçekten şehitlerin efendisi unvanını alma hakkına sahip olmuştu.
Abdulmuttalib kızı Safîye'de de, kendisini Resulullah'a bağlayan iki akrabalık bağı vardı. Bunlardan biri asabelik bağı, diğeri de zu- rahimlik bağıydı. Çünkü Safîye, Peygamber efendimizin halasıydı. Aynı zamanda anasının amcasının kızı, Hale'nin kızıydı. Zorluk ve rahatlık dönemlerinde Peygamber efendimizle beraber olmuştu. Onda Abdulmuttalib ailesinin şecaat ve kahramanlığı vardı.
Peygamber efendimizin soyu ile, Zühre oğullarının soyu, Ki-lab'da birleşir. Araplar bu zata Kilab adını vermişlerdir. Tarihçi-lerse, kendisindeki hikmetten dolayı ona Hakim adını vermişlerdir. Evet, Zühre oğulları, Kilab'da Peygamber efendimizin soyuy-la birleşmekle birlikte, Haşim oğullarına karşı muhalif değillerdi. Onlara, kendilerini ne cahiliyet, ne de İslamiyet döneminde düşmanlığa sürükleyecek bir rekabet gösterisinde bulunmuyorlardı. Aksine onlara yardımcı, destekçi ve dost oluyorlardı. Bunu da nefislerine hükmeden bir baskıdan dolayı değil fakat kalplerini birbirine bağlayan sevgiden dolayı yapıyorlardı.
Haberlerde nakledildiğine göre, Kilab, yakın zamanda Ku-reyşliler'den bir peygamberin geleceğine inanan kimselerden biriydi. O, her cuma günü kavmine hitapta bulunarak onların dikkatlerini bu noktaya çekerdi. [2] Eğer bu haber doğruysa, bu, bizi şu noktaya götürmektedir. Kilab, İbrahim peygamberin dinine sımsıkı sarılan bir kimseydi. İsmail oğullarından gelecek olan peygambere inanan kimselerden biri idi. Diyebiliriz ki onun Allah inancına, cahiliyet putperestliğinin izleri bulaşmıştır. Bu özellik, Araplar'm akıl sahibi çoğu kişilerinde bulunan bir özelliktir. Onların ahlak ve himmet sahiplerinde de bu izlere rastlamak mümkündür. Örneğin Abdulmuttalib ve ondan sonra da Mekke'nin lideri, Resulullah'm koruyucusu Ebu Talib de bu özelliğe sahipti.
Amine, annesi Berre binti Abdulaziz bin Osman bin Abdüddâr bin Kusay yoluyla Peygamber efendimizin soyuna katılmaktadır. Bilindiği gibi Kusay, Peygamber efendimizin dedelerindendir.
Nakledilen bazı haberlerde görüldüğü üzere, ortaya şöyle bir soru atılmaktadır. Peygamber efendimizin babası Abdullah'ın, Amine'den başka bir zevcesi var mıydı? Amine'den önce veya sonra evlendiği başka bir kadın bulunuyor muydu?
"Siret" adlı eserin sahibi ibn îshak şöyle der: "Anlatıldığına göre Abdullah, Veheb kızı Amine" ile birlikte yaşayan ikinci karısına uğrayarak onu yatağına davet etmişti. Fakat Abdullah'ın, uğraştığı iş dolayısıyla üstü çamurla lekelenmişti. Kadın ondaki çamur lekelerini görünce, yatağına gitmekte gecikmişti. Abdullah onun yanından çıkıp yıkandı ve üzerindeki çamur lekelerini temizledi. Sonra Amine'nin yanına gitti ve yeniden o karısına uğradı. Bu defa da karısı onu yatağa davet etti ama Abdullah, onun yatağına gitmedi. Amine'nin yamna gidip onunla birlikte kaldı. Böylece Amine, Muhammed (sav)'e hamile kaldı. Bundan sonra Abdullah, diğer karısının yanına gitti ve ona: "Yatağa gelecek mi-sin?"diye sorunca, karısı şu cevabı verdi: "Hayır. Önce bana uğradığında almnda beyaz bir nur parçası görmüştüm^ Seni yatağa davet ettim. Fakat yanıma gelmedin. Gidip Amine'yle buluştun." [3] Biz bu haberi reddediyoruz. Abdullah'ın, Muhammed'in anası Amine'den başka bir kadınla evlenmediğine inanıyoruz. Muhammed, yaratıkların en hayırlısı ve bu kainatta parlayan ilahi bir nurdur. Biz bu gerçeği kabul ediyoruz. Çünkü:
1- Bu, sadece İbn İshak'ın rivayet ettiği bir haberdir. Bu haber, sahih hadis kitaplarında yer almamıştır. Eğer Abdullah'ın, Amine'den başka bir zevcesi olsaydı, bu, herkesçe bilinen meşhur bir haber olur ve diğer kitaplarda da nakledilirdi. Nitekim Abdul-muttalib'in müteaddit evlilikleri konusundaki haberler, kitaplarda yer almıştır. Her zevcesinden doğan çocukları ve nesebinin beyanı belirtilmiştir. Yaratıkların efendisinin babası Abdullah, önemsiz bir kimse olmadığı1 için, eğer birden fazla evliliği olsaydı, bu bilinirdi. Halbuki Abdullah'ın şerefi -Muhammed'in (sav) babası olması nedeniyle- Abdulmuttalib'inkinden daha yüksektir.
2- Bu mevhum evliliğin ne zaman yapılmış olduğu da bildirilmemektedir. Eğer gerçek ise, bu evliliğin durumundan da haberimiz yoktur. Sonucunun neye vardığı anlatılmamıştır. Bu genç yaşında ne diye ikinci bir evlilik yapmış olsun? Bu konuda hiçbir şeyin anlatılmamış olması, bu haberin doğru olmadığını göstermektedir. Zaten bu garip bir haberdir.
3- Siyer kitaplarında anlatıldığına göre, söz konusu kadın, Abdullah'a, kendisiyle temasta bulunması için teklifte bulunmuş fakat aralarında bir evlilik bulunduğuna dair herhangi bir kayda rastlanmamıştır. Abdullah da onun bu talebini reddetmiştir. Önceki sayfalarda naklettiğimiz iki meşhur beyit, onun helalden başka bir şeyi kabul etmediğini dile getirmiştir. Ancak namusunun, üstünlüğünün, aile şerefinin cevaz verdiği helaîa yönelmiştir. Buna daha önce de işarette bulunmuştuk.
4- Bu rivayet, batıllığını kendi içinde taşımaktadır. Çünkü burada anlatıldığına göre, karısı olduğu söylenen kadın, çamura bulanmış olan Abdullah'ın isteğini kabul etmemiştir. Oysa makul olan, kocası tarafından çağrılan kadının, kocasının isteğini yerine getirmesidir. Oysa kadın, Abdullah'ın yıkanıp temizlenmesini istemiş, yoksa kendisiyle yatağa girmeyeceğini bildirmişti. Abdullah ise, onun bu şartına uyarak gidip yıkanmış ve temizlenmişti. Ami-ne'nin yanına uğradıktan sonra, o kadının -ki o da kendisinin iki eşinden biri olmalıydı- yanma uğradığında, artık o, kendim Abdullah'tan alıkoymamalıydı. Abdullah'ın alnında görmüş olduğu bir nur parçası nedeniyle onunla yatakta yatmaya razı olduğu nasıl söylenebilir? Eğer onunla yatağa girmeye razı oluşunun sebebi bu ise, Abdullah'ın ilk istediği anda, elbisesindeki çamur nedeniyle onunla yatmaktan imtina etmiş olması düşünülemez. Eğer o kadın, Abdullah'ın alnındaki nuru kendi rahmine intikal ettirme düşüncesinde idiyse, Abdullah'ın üzerindeki çamur lekeleri onun bu düşüncesini gerçekleştirmesine engel teşkil etmemeliydi.
İşte bu mülahazalar gözönünde bulundurulduğu takdirde, bu rivayetin temelde çelişik unsurlar taşıdığı görülmektedir. Dolayısıyla bu rivayet, baştan sona reddedilmesi gereken bir rivayet durumuna düşmektedir.
İslami Okul Okulların En Önemlisi