Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 46. Sayfa - 1Cilt

 

Anne

 

Kureyşin bütün genç kızları, Abdülmuttalib oğlu Abdu-llah'a eş olmak için can atıyor ve Abdullah'ın doğuracakları çocuklarının babası olmasını arzuluyorlardı. Yirmi yaşına iffetli olarak ulaş­mıştı. Asla zina etmemiş, kötülüğe yöneldiği görülmemişti. Her zaman iyilik taraftarı olmuştu.

Babasının, onun üzerinde itaat hakkı vardı. Ama babasına gü­nah olmayan hususlarda itaat etmesi gerekiyordu. Çünkü o, babasıyla bir arada yaşamış olduğundan dolayı, ondan ayrılamaz ve ona muhalefet edemezdi. Babasının en sevdiği oğluydu. Babası onun için eş olarak Veheb'in kızı Amine'yi seçmişti. Amine'nin ba­bası Veheb, Abdumenef bin Zühre'nin oğluydu. Zühre, Kusay'ın kardeşi ve Kilab'ın oğluydu. Babası, Zühreoğulları kabilesinin efendisiydi. Nitekim Abdulmuttalib de, Kusay oğullarının efendi-siydi. Sonra da, bütün Mekke'nin tartışılmaz lideri olmuştu. Çün­kü o, övgüyle söz edilebilen bir kimseydi. Kureyşliler arasında akıllı ve mantıklı bir şekilde hareket ederdi. Asla zorbalığa ve baskıya yeltenmezdi. Evet bu genç, hısımlıkta babasıyla ortak ol­muştu. Çünkü her ikisi de, Veheb bin Zühre oğulları kabilesine mensup kadınlarla evlenmişlerdi. Abdulmuttalib, Veheb kızı Ha­le ile evlenmişti. Hale, Amine'nin amcasının kızıdır. Abdulmutta­lib, oğlu Abdullah için eş olarak Amine'yi seçmişti. Amine, Abdul-muttalib'in zevcesinin amcasının kızıydı. Zevcesinden Abdulmut­talib oğlu Hamza doğmuştur.[1] Abdulmuttalib'in oğlu Hamza, İs­lam uğruna cihad vererek şehitlerin efendisi unvanını kazanmış bir şahsiyettir. Evet, Abdülmuttalib'in zevcesinden, Hamza'dan başka Zübeyr bin Avvam'ın anası Safiye doğmuştur. Zübeyr, Re-sulullah (sav) in en yakın dostu olmuştu. Bu nedenle Abdulmutta­lib oğlu Hamza şu üç bağ nedeniyle kendisini peygamber efendi­mize bağlamıştı.

1- Peygamber efendimizin amcasıydı.

2- Peygamber efendimizin annesinin amcasının oğluydu.

3- Peygamber efendimizin süt kardeşiydi.

Bütün bunların ötesinde o, Peygamber efendimizi, Mekke'de iken Kureyşli müşriklere karşı koruyan iki amcasından biriydi. Peygamber efendimizi yakın akrabalık nedeniyle değil, Muham­medi risaîete olan imanı ve Allah yolundaki cihadı nedeniyle mü­dafaa eden ikinci amcası olmuştu. Bu nedenle de gerçekten şehit­lerin efendisi unvanını alma hakkına sahip olmuştu.

Abdulmuttalib kızı Safîye'de de, kendisini Resulullah'a bağla­yan iki akrabalık bağı vardı. Bunlardan biri asabelik bağı, diğeri de zu- rahimlik bağıydı. Çünkü Safîye, Peygamber efendimizin halasıydı. Aynı zamanda anasının amcasının kızı, Hale'nin kızıy­dı. Zorluk ve rahatlık dönemlerinde Peygamber efendimizle beraber olmuştu. Onda Abdulmuttalib ailesinin şecaat ve kahraman­lığı vardı.

Peygamber efendimizin soyu ile, Zühre oğullarının soyu, Ki-lab'da birleşir. Araplar bu zata Kilab adını vermişlerdir. Tarihçi-lerse, kendisindeki hikmetten dolayı ona Hakim adını vermişler­dir. Evet, Zühre oğulları, Kilab'da Peygamber efendimizin soyuy-la birleşmekle birlikte, Haşim oğullarına karşı muhalif değillerdi. Onlara, kendilerini ne cahiliyet, ne de İslamiyet döneminde düş­manlığa sürükleyecek bir rekabet gösterisinde bulunmuyorlardı. Aksine onlara yardımcı, destekçi ve dost oluyorlardı. Bunu da ne­fislerine hükmeden bir baskıdan dolayı değil fakat kalplerini bir­birine bağlayan sevgiden dolayı yapıyorlardı.

Haberlerde nakledildiğine göre, Kilab, yakın zamanda Ku-reyşliler'den bir peygamberin geleceğine inanan kimselerden bi­riydi. O, her cuma günü kavmine hitapta bulunarak onların dik­katlerini bu noktaya çekerdi. [2] Eğer bu haber doğruysa, bu, bizi şu noktaya götürmektedir. Kilab, İbrahim peygamberin dinine sımsıkı sarılan bir kimseydi. İsmail oğullarından gelecek olan peygambere inanan kimselerden biri idi. Diyebiliriz ki onun Allah inancına, cahiliyet putperestliğinin izleri bulaşmıştır. Bu özellik, Araplar'm akıl sahibi çoğu kişilerinde bulunan bir özelliktir. On­ların ahlak ve himmet sahiplerinde de bu izlere rastlamak müm­kündür. Örneğin Abdulmuttalib ve ondan sonra da Mekke'nin li­deri, Resulullah'm koruyucusu Ebu Talib de bu özelliğe sahipti.

Amine, annesi Berre binti Abdulaziz bin Osman bin Abdüddâr bin Kusay yoluyla Peygamber efendimizin soyuna katılmaktadır. Bilindiği gibi Kusay, Peygamber efendimizin dedelerindendir.

Nakledilen bazı haberlerde görüldüğü üzere, ortaya şöyle bir soru atılmaktadır. Peygamber efendimizin babası Abdullah'ın, Amine'den başka bir zevcesi var mıydı? Amine'den önce veya son­ra evlendiği başka bir kadın bulunuyor muydu?

"Siret" adlı eserin sahibi ibn îshak şöyle der: "Anlatıldığına gö­re Abdullah, Veheb kızı Amine" ile birlikte yaşayan ikinci karısı­na uğrayarak onu yatağına davet etmişti. Fakat Abdullah'ın, uğ­raştığı iş dolayısıyla üstü çamurla lekelenmişti. Kadın ondaki ça­mur lekelerini görünce, yatağına gitmekte gecikmişti. Abdullah onun yanından çıkıp yıkandı ve üzerindeki çamur lekelerini te­mizledi. Sonra Amine'nin yanına gitti ve yeniden o karısına uğra­dı. Bu defa da karısı onu yatağa davet etti ama Abdullah, onun ya­tağına gitmedi. Amine'nin yamna gidip onunla birlikte kaldı. Böy­lece Amine, Muhammed (sav)'e hamile kaldı. Bundan sonra Ab­dullah, diğer karısının yanına gitti ve ona: "Yatağa gelecek mi-sin?"diye sorunca, karısı şu cevabı verdi: "Hayır. Önce bana uğra­dığında almnda beyaz bir nur parçası görmüştüm^ Seni yatağa da­vet ettim. Fakat yanıma gelmedin. Gidip Amine'yle buluştun." [3] Biz bu haberi reddediyoruz. Abdullah'ın, Muhammed'in anası Amine'den başka bir kadınla evlenmediğine inanıyoruz. Muham­med, yaratıkların en hayırlısı ve bu kainatta parlayan ilahi bir nurdur. Biz bu gerçeği kabul ediyoruz. Çünkü:

1- Bu, sadece İbn İshak'ın rivayet ettiği bir haberdir. Bu haber, sahih hadis kitaplarında yer almamıştır. Eğer Abdullah'ın, Ami­ne'den başka bir zevcesi olsaydı, bu, herkesçe bilinen meşhur bir haber olur ve diğer kitaplarda da nakledilirdi. Nitekim Abdul-muttalib'in müteaddit evlilikleri konusundaki haberler, kitaplar­da yer almıştır. Her zevcesinden doğan çocukları ve nesebinin be­yanı belirtilmiştir. Yaratıkların efendisinin babası Abdullah, önemsiz bir kimse olmadığı1 için, eğer birden fazla evliliği olsaydı, bu bilinirdi. Halbuki Abdullah'ın şerefi -Muhammed'in (sav) ba­bası olması nedeniyle- Abdulmuttalib'inkinden daha yüksektir.

2- Bu mevhum evliliğin ne zaman yapılmış olduğu da bildiril­memektedir. Eğer gerçek ise, bu evliliğin durumundan da haberi­miz yoktur. Sonucunun neye vardığı anlatılmamıştır. Bu genç ya­şında ne diye ikinci bir evlilik yapmış olsun? Bu konuda hiçbir şe­yin anlatılmamış olması, bu haberin doğru olmadığını göstermek­tedir. Zaten bu garip bir haberdir.

3- Siyer kitaplarında anlatıldığına göre, söz konusu kadın, Ab­dullah'a, kendisiyle temasta bulunması için teklifte bulunmuş fa­kat aralarında bir evlilik bulunduğuna dair herhangi bir kayda rastlanmamıştır. Abdullah da onun bu talebini reddetmiştir. Ön­ceki sayfalarda naklettiğimiz iki meşhur beyit, onun helalden başka bir şeyi kabul etmediğini dile getirmiştir. Ancak namusu­nun, üstünlüğünün, aile şerefinin cevaz verdiği helaîa yönelmiş­tir. Buna daha önce de işarette bulunmuştuk.

4- Bu rivayet, batıllığını kendi içinde taşımaktadır. Çünkü bura­da anlatıldığına göre, karısı olduğu söylenen kadın, çamura bulan­mış olan Abdullah'ın isteğini kabul etmemiştir. Oysa makul olan, kocası tarafından çağrılan kadının, kocasının isteğini yerine getir­mesidir. Oysa kadın, Abdullah'ın yıkanıp temizlenmesini istemiş, yoksa kendisiyle yatağa girmeyeceğini bildirmişti. Abdullah ise, onun bu şartına uyarak gidip yıkanmış ve temizlenmişti. Ami-ne'nin yanına uğradıktan sonra, o kadının -ki o da kendisinin iki eşinden biri olmalıydı- yanma uğradığında, artık o, kendim Abdul­lah'tan alıkoymamalıydı. Abdullah'ın alnında görmüş olduğu bir nur parçası nedeniyle onunla yatakta yatmaya razı olduğu nasıl söylenebilir? Eğer onunla yatağa girmeye razı oluşunun sebebi bu ise, Abdullah'ın ilk istediği anda, elbisesindeki çamur nedeniyle onunla yatmaktan imtina etmiş olması düşünülemez. Eğer o kadın, Abdullah'ın alnındaki nuru kendi rahmine intikal ettirme düşün­cesinde idiyse, Abdullah'ın üzerindeki çamur lekeleri onun bu dü­şüncesini gerçekleştirmesine engel teşkil etmemeliydi.

İşte bu mülahazalar gözönünde bulundurulduğu takdirde, bu ri­vayetin temelde çelişik unsurlar taşıdığı görülmektedir. Dolayısıy­la bu rivayet, baştan sona reddedilmesi gereken bir rivayet duru­muna düşmektedir.


 

[1] İbn Kesir, c. 2, s. 251.

[2] İbn Kesir, el-Bıdaye Ve'n-Nıhaye, c. 2, s. 2

[3] Ibn Hisara, Siret, c. 1, s. 157.