Islam Tarihi - 68. Sayfa - 1Cilt
Ficar Savaşları
"Ficar" kelimesi "Faccare" fiilinin mastarıdır. Tıpkı "Kital" veya "maktele", "nikaş" veya "münakaşe" masdarları gibi. "Ficar" kelimesi, "fücurun" karşılıklı işlenmesi manasını içerir. Yani savaşan taraflardan her birinin günah işlemesi demektir. İki tarafın karşılıklı olarak işledikleri günah, onların haram aylarda savaş yapmış olmalarıdır. Haram aylarda savaşa başlamak, cahiliyet devrinde haramdı. Bu haramlık belki de İbrahim peygamberin dininin kalıntılarındandı. Bu nedenle İslamiyet de haram aylarda savaşa başlamayı, ya da savaşı sürdürmeyi, zaruret olmadıkça haram kılmıştır. Bu konuda Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır:
"Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre Allah'ın katında ayların sayısı onikidir. Bunlardan dördü haram (ay) lardır. /$-te doğru din budur. O aylar içinde (konulmuş yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve Allah'a ortak koşanlar nasıl sizinle top-yekün savaşıyorlarsa siz de onlarla topyekün savaşın, bilin ki Allah, (günahlardan) korunanlarla beraberdir." (Tevbe: 36)
Haram aylar, peygamber efendimizden de rivayet edildiği gibi Zilkade, Zihhicce, Muharrem aylarıyla Cenıaziye'l- ahir ve Şaban ayları arasında bulunan Recep ayıdır. Zilkade, Zilhicce ve Muharrem aylarında savaşmak haram kılınmıştır ki, insanlar güvenlik ve huzur içinde kabeye gelip hac ibadetlerini eda edebilsin ve yine güvenlik ve huzur içinde memleketlerine geri dönebilsinler. Recep ayında da savaşmak haram kılınmıştı. Çünkü Recep ayı umre ayıdır.
Haram ayların çiğnendiği Ficar savaşının sebebi, siyer kitaplarında da anlatıldığı gibi şöyledir: Urvetürrical adlı Hevazin kabilesine mensup bir adam, Numan bin Münzir'in kervanlarından birini koruma görevini üstlendi. O kervanda ipek ve koku mamulleri vardı. Anlatıldığına göre Urvetürrical, Numan bin Münzir'in himayesinde yaşayan bir kimseydi. Urve, bu kervanı koruma görevini üstlendiği zaman, Numan bin Münzir'in yanında bulunan ve kinane kabilesine mensup olan Beraz bin Kays adındaki bir şahıs, Urve'nin bu kervanı Kinane kabilesine karşı korumasını içine sindirememiş ve Öfkelenerek, Urve'ye: "Sen bu kervanı Kinane kabilesine karşı mı koruyacaksın ?" diye sormuş, Urvede şöyle cevap vermişti: "Evet, gerekirse bütün insanlara karşı bu kervanı korurum!"
Böyle dedikten sonra her iki adam da yollarına gittiler. Ne var ki, Kinaneli Beraz, Urve'yi gafil avlayıp öldürdü. Bu nedenle de her iki kabile arasında savaş patlak verdi. Kinane kabilesi ile Hevazin kabilesi birbirleriyle savaşmaya başladılar. Kinane kabilesi Kureyş'le işbirliği yaptı. Dört gün süre ile savaştılar. Dördüncü günde peygamber efendimiz de savaşa katıldı. Onun savaşa katıldığı dördüncü günde vuruşmalar çok şiddetlenmişti. Neticede taraflar, ertesi sene Ukaz panayırının kuruldğu zamanda yeniden savaşmak üzere ateşkes ilan ettiler. Ertesi sene Ukaz panayarı kurulduğu zaman Utbe bin Rebia devesine binerek: "Ey Mudar-lılar. Niçin savaşıyorsunuz?" diye ünlenmeye başladı. Hevazinli-ler, "İsteğin nedir?" diye sorunca da barış istiyorum, diye cevap verdi. Onlar da; "Bu nasıl olacak?" diye sordular. Utbe: "Geçen sene savaşta öldürülen adamlarınızın diyetlerini Ödeyelim. Bizden Ölenlerin kanını da size bağışlayalım. Bizden size rehine olarak adamlar da verelim" dedi.
Hevazinliler; "Bunu kim uygulayacak!" diye sorunca Ut-he:"Ben yaparım", dedi. "Sen kimsin ?" diye sorduklarında, o da;" Ben Utbe bin Rebia'yım" dedi. Böylece aralarında barış anlaşması yapıldı. Kinaneliler onlara rehine olarak 40 adam gönderdiler aralarında Hakim bin Hüzzam da vardı. Hevazinliler, Kinanelile-re mensup rehineleri aralarında görünce, Ölmüş adamlarının diyetlerinden vazgeçtiler. Böylece Ficar savaşları, şerefli bir barış ile son buldu.
Burada bazı sorular akla gelmektedir. Şöyle ki: Bu savaşlara katılan Peygamber efendimiz kaç yaşındaydı? Bu savaşlardaki görevi neydi? Bu savaşlara katılmasını gerektiren sebep neydi?
Bu savaşa kaç yaşında katıldığı sorusuna gelince, bununla ilgili olarak Ibn Hişam'm siret adlı eserinde şu ifadelere rastlamaktayız: "Peygamber efendimiz 14- 15 yaşları arasında bu savaşlara katılmıştır. Ibn Ishak'ın anlattığına göre o, şerefli ömrünün 20. yaşındayken bu savaşlara katılmıştır."
Bu rivayetlerden birini diğerine tercih edebilecek durumda değiliz. Ancak Ibn Ishak'ın senedi daha kuvvetlidir. Konuyla ilgili olarak İmam Şafii (ra) şöyle der: "Siyer bilgisi hususunda insanlar Ibn Ishak'ın çocukları durumundadırlar" Ancak Ibn Hi-şam'ın siretindeki rivayeti teyid eden bir husus vardır: Ficar savaşının 4. gününde muharebeye katılan peygamber efendimizi, amcaları yakalamışlardı. Bu da, onun çocuk denecek yaşta olduğuna delalet etmektedir. Eğer 20 yaşma varmış olsaydı o zaman erişkin bir erkek sayılırdı ki savaşa katılmasına amcaları engel olmazdı.
Bu rivayetlerin doğruluk dereceleri ne olursa olsun, Hilf ül Fu-dul ile ilgili olarak anlatılacak hususların da ortaya koyduğu gibi, peygamber efendimiz 20 yaşlarında iken Ficar savaşlarına katılmıştır.
Peygamber efendimiz 20 yaşına ayak bastığı halde savaşa katılmamıştır. Çünkü bu savaş delil bir savaş değildi. Muhammed (sav)'ın sağlam karakteri, günah işlenen bir savaşa katılmasına müsaade etmezdi. O savaşta her iki taraf da günahkardı. O temiz ve temizleyici, Cenab-ı Allah tarafından terbiye edilip, onun gözetimi altında bulunan insan, günahların karıştığı bir savaşa nasıl katılırdı? O savaşın sebebi, zamanı ve olayları bakımından her iki taraf da günaha bulaşmıştı.
Peygamber efendimiz bu savaşa katılmadı. Ancak savaşın çok şiddetlenip kızıştığını gördükten sonra amcalarının da savaşa katıldıklarını görünce, ister istemez savaşçıların saflarında yer aldı. Belki de o, savaşı seyretmek istemişti. Çünkü O'nun kalbi arınmış olup, insanların sıkıntıda bulunduklarını gördüğü zaman kendisi rahat edemiyordu. Her ne kadar savaş sayılabilecek bir iş yapmamışsa da o savaşa adeta gözlemci olarak katılmıştı. Sadece sıkıntıları bertaraf etmek için savaşa katıldığım Peygamber efendimiz izah ederken şöyle buyurmuştur: "Ben amcalarıma gelen okları bertaraf etmeye çalışıyordum. " O, amcaları için koruyucu bir zırh olmuştu. Elini savaş çirkefine bulamamıştı. Sadece kendisim hakkıyla koruyup gözetmiş olan amca ve akrabaları için koruyucu bir kalkan olma görevini üstlenmişti.
Savaş alevini tutuşturanların gözünde dahi günah sayılabilen bu savaşa Peygamber efendimizin katılış sebebi ne olursa olsun o, sadece akrabaları için koruyucu bir zırh olarak savaş alanında yerini almıştı.
İslami Okul Okulların En Önemlisi