Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 69. Sayfa - 1Cilt

 

Hilf ül- Fudul

 

Peygamber (sav) efendimiz, hayatının bahannda bir genç iken bile yaşadığı toplumun vicdani oluşumuna katkıda bulundu. On­larla birlikte hayra yönelir, ancak onların kötülüklere yönelmele­ri durumunda serden uzak durur ve olumsuzluklara asla bulaş­mazdı. Dürüst yapısına uyan işleri yapardı. Cenab-1 Allah'ın ken­disini ilettiği ve terbiye ettiği dosdoğru yola yönelirdi. Bu hayırlı işlerden biri de Hilf ül- Fudul idi. İbn Kesir'in anlattığına göre bu, arapların en şerefli ve en değerli bir paktı idi. Bütün ravilerin itti­fakına göre bu pakt yapılırken peygamber efendimiz 20 yaşların-daydı. Yine ravilerin söylediklerine göre Hilf ül Fudul Paktı "Fi-car" savaşından sonra Zilkade ayında yapılmıştır. Bu paktın yapı­lışından dört ay önce Ficar savaşı olmuştur. Şu halde Ficar savaşı, haram aylardan biri olan Recep ayında yapılmıştır. Ficar savaşı­nın yapıldığı esnada hac ibadetinin eda edildiğini söyleyenler gö­rülmemiştir. Recep ayı, her ne kadar haram aylardansa da hac ay­larından değildir.

Ravilerin anlattıklarına göre Hilfül Fudul Paktının yapılması­na sebep olan olay şu idi: Zebide kabilesinden bir adam Mekke'ye mal getirmişti. Malını As bin Vail satın almış, ama karşılığını öde­memişti. Mal sahibi, As bin Vail'e karşı Abdüddar oğullarından Mahzum ve Cemha kabileleri ile diğerlerinden yardım istedi. Fa­kat kimse onun yardımına yanaşmadı. Adamcağız, hakkının zayi olduğunu görünce, güneş doğarken Ebu Kubeys dağına çıktı. Ku-reyşliler o esnada Kabe'nin etrafında gruplar halinde oturup top­lanmışlardı. Ebu Kubeys dağının tepesine çıkan hak sahibi, yük­sek sesle şu şiiri inşad etmeye başladı:

"Ey Fihr ailesi, bir adamın malı kayboldu

O adam Mekke'de zulme uğradı.

Evinden, dostlarından ve toprağından uzakta

thramlı ve yol tozunu da üzerinde taşımaktadır.

Henüz Umresini eda edememiştir

Ey ileri gelen şahıslar

Hatim ile Hacer-i esved arasında

Emniyetli yerde malım zayi oldu.

Demek ki kanunlar soylular içindir.

Yabancı tüccarlar için koruyucu yasalar yokmuş!"

Bu adam Allah'ın evinin yanı başında, insanlar için emniyet ye­ri sayıîabilen bir yerde hakkının zayi olduğunu, bu zulmün Hatim ile Hacer-i Esved arasında vuku bulduğunu söyleyerek Mekkeli-lerin hamiyet duygularını galeyena getirdi. Kendisinin de Umre için ihramlı bulunduğunu ifade etti. Onun bu çağrısına ilk icabet eden ve yardımına koşan, Abdulmuttalib'in oğulları oldu. Bu amaçla Abdulmuttalib'in oğlu Zübeyr kalkarak: "Bu adamın hakkı zayi edilemez. Bunu kendi başına bırakmak doğru olmaz!" dedi. Bu amaçla Haşim oğulları, Zühre oğulları, Teym bin Mürre oğullar ı, Abdullah bin Ceda'nın evinde toplandılar. O cömert bir insandı. Toplantıya gelenler için yemek hazırladı. Bu toplantı, ha­ram aylardan biri olan Zilkade ayında akdedildi.

Toplantıya katılanlar:" Mazlumlar, zalimlerden haklarını alıncaya kadar mazlumlarla birlikte hareket edeceğiz !" diye ye­min ettiler. Denizlerin bir kıl parçasını ıslatacak suları kalmayın-caya, Hira ve Sebir dağı yerlerinden silinip gidinceye, insanların yaşantılarını sürdürecek imkanları kalmayıncaya kadar bu ahdi­mize sadık kalacağız, dediler. Kureyşliler bu pakta "Hilf ül Fudul" adını verdiler. Pakta katılanlar, bu yeminlerinden hemen sonra kararlarını uygulamaya başladılar. Yemin merasimine katılan­lar, hemen As bin Vail'in yanına giderek Zebidi kabilesine men­sup mazlum şahsın mallarını As'dan alıp kendisine teslim ettiler. Abdulmuttalib'in oğlu Zübeyr bu paktan ötürü sevinip gururlana­rak şöyle dedi:

"Erdemli insanlar yemin edip ahidleştiler ki Mekke'de hiç bir zalim kalmasın. Yine ahidleşip sözleştiler ki, Yerli de yabancı da eşittir."

Peygamber (sav) efendimiz bu pakta katıldığından dolayı memnuniyetini izhar etmiştir. Bunu İslamiyette de uygulayaca­ğını ilan etmiştir: "Abdullah bin Ced'a'nın evinde bir pakta katıl­dım. Eğer islamiyette de böyle bir pakta katılmamı isteyen olursa, hemen icabet ederim. O pakta katılanlar, faziletleri sahiplerine vermek üzere yeminleşmişlerdi ."

Rivayete göre peygamber (sav) efendimiz, bu paktla ilgili ola­rak şöyle demiştir:"Abdullah bin Ced'a'nın evinde öyle bir toplan­tıya katıldım ki O taplantı benim için kızıl tüylü koyanlardan da­ha sevimliydi. Eğer İslamiyette de böyle bir pakta davet olunur-sam, mutlaka icabet ederim ."

Bu paktta alman kararlar, peygamber efendimizin bi'setinden Önce uygulanmıştır. Rivayete göre Has'am kabilesinden bir adam hac ya da Umre için Mekke'ye gelmişti. Beraberinde çok güzel bir kızı da vardı. Nebih bin Haccac, adamın kızını zorla kaçırdı ve sakladı. Has'amlı adam: "Bu herife karşı bana kim yardım ede-cekV diye bağırmaya başladı. Feryadım duyanlar, "Hemen Hil-ful Fudul'a müracat et" dediler. O da Kabe-i Muazzama'nın yanı­na giderek yüksek sesle: "Ey Hilful Fudul sahipleri]" diye ünle-meye başlayınca her taraftan yalın kılınç adamlar imdada koşa­rak: "Neyin var?" diye sormaya başladılar. O da: "Nebih, kızımı kaçırarak bana zulmetti. Onu zorla elimden alıp kaçırdıl" diyerek derdini anlattı. Hilful Fudul'un zabıta kuvveti kendisiyle birlikte yola koyularak Nebih'in kapısına vardılar. Kapısını çalıp çıkma­sını istediler. O da korkusundan dışarı çıktı. Kızı kendisinden alıp babasına teslim ettiler.

Böyle bir konferansın oluşturulması zorunluydu. Çünkü Mek­ke, Arapların beldesi idi. Arap ülkelerinin çeşitli yörelerinden mamulat ile ürünler sergilenirdi. Mekke'de güvenliğin yerleşmesi şarttı. Orada huzur ve sükunun bulunması hakların korunması gerekiyordu. İnsanların rahatlıkla oraya gelebilmelerini sağla­mak için orada haksızlığın ve baskının olmaması gerekiyordu. Çünkü insanlar çok uzak yerlerden Kabe'yi ziyaret için geliyorlar­dı. Mekkelilerin, beldelerini, hakların takdis edildiği,tıpkı Kabe gibi mukaddes sayıldığı bir mekan yapma hususunda birbirleriy­le yardımlaşmaları gerekiyordu. Cenab-ı Allah, orayı insanlar için bir toplanma yeri kılmıştı. Orasının sadece canlar için değil, hem canlar, hem de mallar için emin bir yer olması gerekiyordu. İnsanların nefislerini huzura kavuşturmaları için ihtiyaç duyu­lan her şeyin sağlanması zorunluydu.