Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 71. Sayfa - 1Cilt

 

Hatice

 

Ne küçüklük döneminde, ne de gençliğinin baharında Muham-med (sav)'in evlilikten söz ettiği bilinmemektedir. Ancak evlilik hususunda dikkati çekildikten ve kendisi istenilen biri olduktan sonra evlilikten bahsetmiştir. Evliliği talep eden bir insan olma­mış, ancak başkaları tarafından koca olarak istenmiştir. Siyer ki­taplarında onun, Kureyşin hanımefendisi ile evlendiğine dair bahsedilen sözlerin bir kısmını aktaracağız. Kureyş'in hanıme­fendisi Hatice ile ticari ortaklığa başlamış, sonra da hayatlarını birleştirmişlerdi. Muhammed (sav), güvenirlik ve yüce ahlak ile tanınmıştı. Mekke toplumu gece ve gündüz toplantılarında onun güvenilir bir insan olduğundan söz eder olmuştu. O, Mekke içinde mali gücü oranında sınırlı bir çerçevede ticari teşebbüslerde bulu­nuyordu. Fakat bu ticareti tabii ki kısıtlı idi. Hatice'nin de çok miktarda malı vardı. Öyle ki, onun mallarını taşıyan kervanı, Ku-reyş'in tümünün mallarını taşıyan kervanı kadar büyüktü. Mal­ları, bütün Kureyş kervanlarının taşıdıkları mallar kadar değer­liydi. Kavmi içinde şerefli ve aklı başında bir kadın idi. Güzelliğini ve gençliğini korumuştu. Dul kalmıştı. Daha önceleri iki evlilik yapmış olmasına rağmen her iki kocası da vefat etmişti. Ticaretini kendi başına yapamıyordu. Çünkü ticaret, kadınların yapabilece­ği bir iş değildi. Ticaret için seyahate çıkma, erkeklere özgü bir iş­ti. Çünkü o zamanlar ticari seferlere çıkmak, çok zordu. Abdullah bin Abbas'ın da anlattığı gibi sefere çıkmak, bir nevi azaptı. O şöy­le buyurmuştur: "Eğer ortada bir hadis mevcut olmasaydı sefer azaptan bir parça olmadığı halde; azabın, seferin bir parçası ol­duğunu söylerdim."

Şahsiyetinin kuvvetli olmasına rağmen Hatice, bu işleri kendi­si yapamıyordu. Ticaret için, Şam'a gitmiyordu. Bu iş için iki me-toddan birini uygulardı:

1- Kendi adına vekil olarak ücretli insanlar tutardı. Bu ücretli kimseler, ticaret için seyahatte gösterdikleri gayret ve çaba ora­nında Haticeden belli bir ücret alırlardı. Bunlar, onun adına alış veriş yaparlardı. Ticaretten elde ettikleri kazanca karışmaz, bu kazancı Hatice'ye olduğu gibi teslim ederlerdi. Ancak kazansalar da kazanmasalar da ondan belli bir ücreti alırlardı. Ücretleri, gü­venirliklerine, ya da çalışmalarına veya bu iki hususun her ikisi­ne göre takdir edilirdi.

2- Şer'ri mudarebe yöntemi: Hatice bazı adamlar tutarak kendi malını onlara teslim eder, onlar da bu mal ile ticaret yapar, karşı­lığında da ticaret neticesinde elde edilen kazancın orantılı bir his­sesini; örneğin dörttebirini veya sekizdebirini veya altıdabirini alırlardı. Malın mülkiyeti yine Hatice'ye aitti.

Ticaret neticesinde zarar edilecek olursa bu zarar sadece Hati­ce'ye ait olacaktı. Çünkü ticaret malı onun mülkiyetinde kalmak­taydı. Bu akde, mudarebe yada kırad akdi denilirdi. Şüphesiz ki iki yöntemde de tam bir emniyete ihtiyaç vardı. Hz. Hatice, kendi işinde çalışan işçilerde güvenirlik arardı. Çünkü onlar, ticaret işinde Hatice'ye vekalet edeceklerdi. Sefere gidiş ve seferden dö­nüşlerinde Hatice, yanlarında bulunmayacaktı. Bununla beraber kendisi adına temsilci olacak birini de, bazan Meysere'yi, bazan başkalarını kafileyle birlikte sefere gönderirdi.

Muhammed (sav) sınırlı bir ticaretle uğraşıyordu. Onun güve­nilir bir insan olduğu Hatice'ye söylenmişti. Hatice, onun şerefli, iffetli, dürüst bir insan olduğunu öğrenmişti. Bu nedenle Muham-med'e yöneldi. Muhammed, artık onun bakış açısı içine girmişti. Öyle görüyor ki, Muhammed adı onun zihnine yerleştikten sonra başkası ile iş yapmaya razı olmadı. Çünkü güvenirlik, iffet, şeref, güzel ahlak, rezaletlere düşmekten uzaklığı hususunda Araplar arasında Muhammed'in bir eşi yoktu.

Hz. Hatice ticaret kervanında kendisine vekil olacak birini seç­meyi düşünürken Peygamber efendimizin amcası Ebu Talibde, Hatice'nin ticaret kafilesinde vekili olarak çalışması için Muham-med(sav)'i Hatice'ye arzetmeyi düşünüyordu. Maksadı, kendi ai­lesindeki yoksulluğun ağırlığını Muhammed'in üzerinden uzak­laştırmaktı.

Öyle görülüyor ki Hz. Hatice ticaret yükünü taşımaya ehil biri­ni araştırıyordu. Bu işi yaparken öte yandan isteklilerin biri gelip diğeri gidiyordu. Ebu Talib, güçlü ve güvenilir olan Muhammed (sav)'e , kendini bu iş için Hatice'ye arzetmesini teklif etti. Ki, baş­kaları kendisinden önce çabuk davranıp da işi ele geçirmesinler. Ama Muhammed (sav), kendini arzetmeyi küçüklük sayıyordu. Zilleti ise onurlu kimseler kubullenemezler. Zillet, güvenilir kimselerin beğenmedikleri bir itham noktasıdır. O, isteyen değil, istenilen kimsenin onurunu elde etmek istiyordu.

Şimdi de amca Ebu Talib ile yeğen Muhammed arasında bu konuda geçen karşılıklı konuşmayı aktaralım: Ebu Talib dedi ki: "Ey kardeşimin oğlu ben, malı olmayan bir adamım; zaman zor­laştı, kıtlık seneleri bastırdı. Ne malımız ne de ticaretimiz vardır. işte kavminin kervanı, neredeyse Şam'a gitmek üzere yola çıka­cak. Huveylid kızı Hatice, senin kavminden bazı adamları kendi malı île ticaret yapmaları için bu kervanla birlikte gönderecek ki, bir takım faydalar sağlasınlar. Eğer bu iş için Hatice'nin yanına gidecek olursan mutlaka seni başkalarına tercih eder. Çünkü se­nin temiz ve iffetli bir insan olduğunu haber almıştır. Her ne ka­dar Şam'a gitmeni istemiyorsam da, Yahudilerin sana kötülük yapmalarından korkuyorsam da bu işe el atmanı zorunlu görüyo­rum."

Muhammed-ül Emin (sav) dedi ki: "Belki de Hatice bu işi için bana haber gönderir."

Ebu Talib dedi ki: "Korkarım ki senden başkalarını bu işi için görevlendirir. "[1]

Bu karşılıklı konuşmadan görüldüğü gibi peygamber efendi­miz onur ve güvenilirliğini başkalarına arzetmiyor. Onur ve güve­nilirlik bazan kabul görebileceği gibi, red edilebilir. Gerçek güve­nilir kişi, güvenilirlik ve şerefini ticaret metaı yapmaz. Aslında onurun kendisi, istenilen ve talep edilen bir şeydir. Güvenilirlik ise karekter ve seciyedir. Bu iki şey kazanç vesilesi edinilmez. Bunlarla amaçlanan şey kazanç olmamalıdır. Aksine kazancın kendisi onur ve güvenirlik için aranmalıdır ki, güzel sonuçlar elde edilsin. Tıpkı güzel toprağın ve olgun ağacın ürün verişi gibi.

Rivayete göre amca ile yeğen arasındaki bu karşılıklı konuş­mayı öğrenen Hz. Hatice, Muhammed (sav)'e haber göndermiş ve yanına çağırtmıştır. Hatice, onun doğruluk, dürüstlük ve güzel ahlakından haberdar idi. Fakat Muhammed'in bu işe istekli oldu­ğunu bilmiyordu.

Zannedersem Hz. Hatice, bu işi için Muhammed'i düşünüyor­du. Onun isteğiyle Muhammed'in amcasının isteği birleşmişti. Amca ile yeğen arasında geçen karşılıklı konuşmayı haber almış olsa da olmasa da kendisinin arzusu ile Ebu Talib'in arzusu aynı noktada birleşmişti. Cenab-ı Allah, biri işinin olmasını murad ederse o işin sebeplerini hazırlar. Başarı, ancak Allah'ın verdiği muvaffakiyet sayesinde elde edilir.

Hatice, Muhammed (sav) 'e haber salarak yanına çağırttı ve O'na şöyle dedi: "Senin doğru sözlü, son derece güvenilir ve güzel ahlak sahibi olduğunu duyduğum için sana haber saldım. Tica­retimde çalıştığın takdirde, sana kavmimdeki bir adama verilen ücretin iki mislini veririm"

Bu satırların arasında şu işaretlere rastlıyoruz. Şöyle ki: Hati­ce, kendi malının ticaretini yapma hususunda Muhammed ile iş­birliği yapmaya arzulu idi. Zaten bu arzusundan dolayı başkasına verilen ücretin iki mislini Mahammed'e verdi. Ücreti niçin iki katına çıkarmıştır? Kanaatimiz şudur: Hatice'nin anladığına göre işveren, işçiye daha fazla güvendiği takdirde ticareti daha fazla kârlı olur. Ve işçi de işverenin işini daha bir tutku ile yapar. Belki de Hatice'nin O'na karşı gizli bir meyli vardı. Bu nedenle başkası­na götermediği ilgiyi Muhammed'e gösterdi. Daha sonra cereyan edecek olan, ama kendisinin izhar etmediği bazı hayırları gözledi. Muhammed (sav), Hatice'nin bu önerisini alınca sevgili amcası Ebu Talib'e koştu. Kendisi ile Hatice arasında cereyan eden şeyle­ri amcasına anîattı. Çünkü Hatice, işi Muhammed'e önermişti. Bu haber üzerine Ebu Talib çok sevinmiş ve Muhammed 'e şöyle de­mişti: "Doğrusu bu, Allah'ın sana göndermiş olduğu bir rızıktır"


 

[1] el-Munakaşa fi Şerh'il Mevahib'il-Ledunniye.