Islam Tarihi - 86. Sayfa - 1Cilt
Cömertliği
Kendisiyle gururlanma ve övünme amacı güdülmezse cömertlik, elbette ki hayır kapılarından biri olur. Cömert kişi, ihtiyaç sahiplerine yaptığı iyilik ve bağışları başa kakmaz. Yardım dileyenin yardımına, muhtacın ihtiyacına koşar. Allah katındaki sevabı umarak sadaka verir. Bu yaptığı iyiliklere karşılık olarak da insanlardan karşılık ve şükran beslemez. Böyle olunca da cömertlik, toplumsal yönü olan güzel bir ahlak olmaktadır. Toplum bireyleri arasında sevgi bağlarını tesis etmektedir. Hikmet sahipleri, faziletin hikmet, cesaret, iffet ve cömertlikten ibaret dört şey olduğunu söylemişlerdir. Cömertlik, umumi bir erdem olup ancak kendi şahsı üzerinde toplumun haklarını hisseden kimselerde görülür.
Peygamber efendimiz cömertti. Elinde bulunan şeyi kendisi muhtaç olsa bile başkasına verirdi. Mü'minlere, kendileri muhtaç olsalar bile, başkalarım kendi nefislerine tercih etmelerini öğretmişti.
Peygamber efendimizin cönıertliğiyle ilgili olarak İbn Abbas'ın şöyle dediği rivayet edilir: "Hayıryapma hususunda Peygamber efendimiz insanların en cömerdi idi. Özellikle Ramazan ayında, oldukça cömert davranırdı. Cebrail kendisiyle buluştuğunda Peygamber efendimiz, esen rüzgardan daha çok cömert davranırdı." Cömertlik onun ayrılmaz bir vasfı idi. Cömertliği hep yukarıya doğru yükselir, asla alçalmazdı. Cömertlik derecesi Ramazan ayında daha da artardı. Özellikle Cebrail'in kendisiyle Kur'an müzakere ettiği Ramazan'ın son on gününde cömertlik derecesi daha da yükselirdi. Bi'setinden önce de cömertlik ahlakıyla ah-laklanmıştı. Nitekim bu ahlakı ve bu vasfı bi'setinden sonra da devam etmişti. Sahip olduğu bütün niteliklerin olumlu yanları artmıştı. Hatice (r.a.), ona şöyle demişti: "Sen muhtacı kalkındırır, yoksulu kazandırırsın."
"Eş-Şifa" adlı kitapta şöyle bir olay nakledilmektedir: "Peygamber efendimiz, Hevazin kabilesine esirlerini iade etmişti. Esirler altı bin civarındaydı. Abbas, kendisine taşınamayacak kadar çok altın vermişti. Abbas'a doksan bin dirhem fidye yükünü yüklemişti. Bu fidyeler bir hasırın üzerine bırakılmış, sonra da Peygamber efendimiz onları müsiümanlara dağıtmıştı." Peygamber efendimiz, son derece cömert olduğundan dolayı kendisine getirilen ganimetleri müsiümanlara dağıtırdı. Şahsı için fazla bir-şey ayırmaz, kendisine yetecek kadarını alırdı. İhtiyaç içinde bulunan hiçbir kimsenin isteğini geri çevirmez, cömertliğiyle onun ihtiyacım karşılardı. Bütün varını bu uğurda feda etmekten çekinmezdi. Başkalarının ihtiyacını vermek için borç altına girerdi.
İhtiyaç sahiplerinin taleplerini karşılamak için mevcut malı yoksa, borç altına girerdi. Adamın biri, bir ihtiyacını gidermesi için kendisinden bir miktar mal istemişti. Ona "Yanımda birşey yoktur. Ancak benim namıma gidip başkasından birşeyler satın al. Alacaklı yanıma geldiğinde hakkını öderim" demişti.
Hz. Ömer, Peygamber efendimizin, yanında verecek bir malı bulunmadığı zaman ihtiyaç sahiplerinin borçlarını üstlendiğini görmüş ve ona "Ya Resulullah böyle yapmaya Allah seni mecbur etmemiştir. Gücünü aşan işleri yapmakla yükümlü değilsin " demişti. Rasulüllab, arkadaşı ve veziri Ömer el-Faruk'un böyle deyişinden hoşlanmamıştı. Çünkü o, Cenab-ı Allah'ın kendisine verdiği fıtrat ve karekteri ile kendinin arasına başkalarının girmesini istemiyordu. Çünkü o bu seciye ve karekteri ile diğer kerem ve cömertlik sahiplerinin üstüne yükselmişti. Hz. Ömer'in, peygamber efendimize böyle dediğini gören Ensardan bir adam şöyle demişti: "Ya rasulüllah! Allah yolunda malımı harca. Arşın sahibinin senin malını azaltacağından korkma." Adamın bu sözleri üzerine Peygamber efendimiz, önce yüzünü ekşitmiş, bilahare tebessüm etmişti. Yüzünü astıktan sonra güler yüzle adama dönerek: "Ben zaten böyle yapmakla emrolunmuşum " demişti. Bu haberi "Tirmizi" rivayet etmiştir.
Cömertliği, rabbine aşırı derecede güvenmesinden kaynaklanıyordu. Sebeplere sarılmakla birlikte rabbine karşı aşırı bir güven duygusu beslemekteydi. Ayrıca insanları kendine tercih ediyor, bu nedenle cömert davranıyordu. Muhtaç gördüğü herhangi bir kişinin ihtiyacını gidermek için kendini zorluyordu. Onun cömertliği yalın cömertlik türünden değil bir nevi yükümlülük tü-ründendi. O, kendini cömert davranmaya mecbur hissediyordu. Davranışlarıyla, sözünü doğrulayan peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Her kim mal bırakırsa mirasçılarına bırakmıştır. Her kim çoluk çocuk bırakırsa, bana aittir ve onlar benim sorumluluğumda-dır."
İnsanların malları kendilerine aittir. Ancak vermekle yükümlü oldukları zekatları, kendilerine ait değil de yoksullara aittir. Kendi geçimlerini sağlayamayanlar, peygamberin bakım ve sorumluluğu altındaydılar. O yalnız basma onların yüklerini omuz-luyordu. Çünkü yoksullar Allah'ın bakıp geçindirdiği kimselerdir.
Resulullah da onların yüklerini omuzunda taşıyordu. Hizmetçisi Enes bin Malik, şöyle demiştir: "Resulullah hiç bir şeyi saklayıp biriktirmezdi"
Ebu Hüreyre'den rivayet edildiğine göre adamın biri Peygamber efendimizin yanına gelerek ondan bir şeyler istedi. Peygamber efendimizin yanında ona verecek bir şeyi yoktu. Bunun için de başkasından borç alarak o yoksula verdi.
Peygamber efendimizin cömertliği gittikçe artıyordu. Öyle ki isteyen kimseye elbisesini çıkarıp verdiği de olmuştur. Tabara-ni'nin ibn Ömer'den rivayet ettiğine göre, Peygamber (s.a.v.) efendimiz, elbiseci bir adam görmüş ondan 4 dirheme bir gömlek satın almıştı. Gömleği giyip dükkanın dışına çıktıktan sonra Ensardan bir adamla karşılaşmıştı. Adam: "Ya Rasulüllah bana bir gömlek giydir de Allah sana cennet giysilerinden birini giydirsin" dedi. Adamın bu isteği üzerine Peygamber efendimiz gömleğini çıkarıp ona giydirdi. Sonra dükkan sahibine dönerek, ondan 4 dirheme bir gömlek daha satın aldı. Yanında 2 dirhemi kalmıştı. Azıcık yürüdükten sonra yol kenarında bir cariyenin ağlamakta olduğunu gördü. Ona: "Niçin ağlıyorsun?" diye sorunca cariye şöyle dedi: "Ya Rasulüllah! Sahiplerim bana un satın almam için 2 dirhem para verdi. Fakat paraları kaybettim. Cariyenin ağlayışına dayanamayan Peygamber efendimiz yanında kalan 2 dirhemi çıkarıp ona verdi ve yoluna devam etti. Fakat cariyenin ağlamaya devam ettiğini görünce onu yanına çağırdı ve "Niçin ağlıyorsun? İşte 2 dirhemi de benden aldın?" diye sordu. Cariye: "Sahiplerimin beni dövmelerinden korkuyorum" deyince Peygamber efendimiz onu yanına alarak sahiplerine götürdü. Selam verdi. İçeridekiler sesini tanıdılar. Sonra gelip, "Anamız babamız sana feda olsun Ya Rasulüllah, seni buraya kadar yorup getiren sebep nedir?" diye sordular. Peygamber efendimiz, "Şu cariyeyi döveceğinizden korktum da buraya kadar geldim" deyince sahibi "Artık o Allah rızası için serbesttir. Onu alıp götürebilirsin" dedi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz de onlara hayır ve cenneti müjdeledi.
Peygamber efendimizin yanında 10 bereketli dirhem vardı. Bu dirhemlerin bereketli olduklarım Peygamber efendimiz şöyle ifade buyurmuştu: "Cenab-ı Allah 10 dirheme bereket kattı. Onun Peygamberine ve Ensardan bir adama birer gömlek giydirdi. Ve bir cariyeyi de hürriyetine kavuşturdu. Kendi kudreti ile bizi rızıklandıran Allah'a hamdederim" [1]
Peygamber (s.a.v.) efendimiz malını Allah yolunda harcar, insanları da mallarım bu uğurda harcamaya teşvik ederdi. Cömert idi. Kendisine rızkım Cenâb-ı Allah'ın vereceğine sonsuz güveni olduğundan dolayı cömert davranırdı. Bilal'a şöyle derdi: "Ey Bilal malını Allah yolunda harca, arşın sahibinin, senin malın, azaltacağından korkma"
Bir hadis-i şerifinde de şöyle buyurmuştur: "Her sabah iki melek yeryüzüne iner. Bunlardan biri şöyle der: "Allah'ım malını senin yolunda harcayana zenginlik ver." Diğeri de şöyle der: "Allah'ım cimrilik edenin malını zayi et."
Peygamber efendimizin bu cömertliği sadece risaletle görevlendirilmesinden sonra olmamıştır. Risaletle görevlendirilmesinden sonra cömert olduğu gibi daha önceleri de cömert idi. Bu konuda ibn Kesir şöyle der: "Peygamber efendimiz bi'setten önce de sonra da; hicretten önce de sonra da yoksulların, öksüzlerin, zayıfların ve düşkünlerin sığınağı olmuştur."
Abdullah oğlu Muhammed (s.a.v.)'in cömertliği, maldan yüz çeviren, malı istemeyen ya da kendini dünya hayatından soyutlayan kimsenin cömertliği gibi değildi. O, mal geldiği zaman yüz çevirmezdi. Bilâkis helal yollardan mal kazanmak arzusundaydı. Kazancında temizlik vardı. Murdarlık yoktu. Ancak zayıflara, öksüzlere, dullara ve düşkünlere ulaşmak, onların yardımına koşmak için malı bir vasıta olarak görürdü. Kazancını temiz ve güvenilir eliyle onlara ulaştırırdı.
Peygamber efendimiz ticaret yoluyla hem kendisi hem de güvenilir, iffetli ve temiz zevcesi Hatice için kazanç sağlama yolunda, ticari bir muhit olan Mekke'de elde etmiş olduğu çalışma deneyimlerini kullanıyordu. Kazancı, sadece şahsı ve zevcesi için değil, yoksullara düşkünlere ve zayıflara zevcesiyle birlikte yardımda bulunmak için elde ediyordu.
İsa Peygamberin maldan uzak durduğu ve zahidane bir hayat yaşadığı rivayet edilir. O, kazanmak için çaba göstermemiş aksine kazançtan kendini soyutlamıştı. Abdullah oğlu Muhammed (s.a.v.)'e gelince o, hayatla iç içe olmuş, çalışıp çabalamış, ömrünün baharında mal elde etmek için ticaret yapmıştır. Elde ettiği kazancı zayıflara harcamıştır. O bir işçi gibi kendini işe vermiştir. Tabii ki hem İsa'da hem Muhammed'de fazilet ve üstünlükler vardı, ancak Muhammed (s.a.v.)'in zahidliği olumlu idi. Çünkü o mal kazanır, temiz kazanç ile mal elde ederdi. Bu kazancı umuma yarar sağlayan bir kazançtı. Ya ziraatla uğraşır, elde ettiği ürünlerden yararlanırdı, veya elinin emeğiyle kazanç sağlardı ki, böylece toplumsal servetin nemalanmasına katkıda bulunurdu. Yahut yeryüzünün hayır ve bereketlerini bir iklimden diğer iklime ticaret vasıtasıyla aktarırdı. Bunda umuma faydalar vardı. Sonra elde etmiş olduğu kazancı, o cömert insanın elinde kalmazdı. Kazancı başkalarına da sirayet ettirir, diğer insanları da kendi kazancından faydalanırdı. Öyle ise ondaki zahidlik olumlu, emek isteyen ve faal bir zahidlikti.
İslami Okul Okulların En Önemlisi