Islam Tarihi - 96. Sayfa - 1Cilt
Bi’setten Sonra
Peygamber (sav) efendimiz ganimetleri paylaştırır, herkese hakkım verir, bundan ötesine iltifat etmezdi. Onun yegane gayesi, adaleleti gerçekleştirmekti. Bundan başka birşey istediği yoktu. Ganimetten, herkese cihaddaki yararlığı nisbetinde pay verirdi. Ayrıca kalblerini İslamiyet'e ısındırmak istediği bazı kimselere de pay ayırırdı. İslam'ın bir ucundan tutunmuş, yani İslam'a tam manasıyla sarılmamış olan kimselere de, gönüllerini İslamiyet'e ısındırmak maksadıyla bol miktarda dünya malı verirdi. Nitekim Mekke'nin fethi esnasında İslam'a giren bazı Kureyşliler'e, gönüllerini İslam'a ısındırmak ve hiçbir zorlanmayla karşılaşmadan gönüllü olarak kabul ettikleri dinlerini devam ettirmeleri maksadıyla ganimetten bir miktar zekat ve sadaka malı ile onların gönüllerini kazanmak istemişti.
Bir defasında, kaiblerinde iman zayıflığı bulunan kimselerden biri Peygamber efendimize "Adil ol" demiş,Peygamber efendimiz de ona şu cevabı vermişti: "Yazıklar olsun sana! Adaleti ben uygulamayacağım da kim uygulayacakla
Bu haberi, hadis kitaplarında geçen ayrıntılarıyla nakledelim: Katade'nin rivayetine göre, müslümanlığa yeni girmiş bir bedevi ganimetleri taksim etmekte olan Peygamber efendimize gelerek şöyle demişti: "Ya Muhammed: Vallahi Allah sana adaletli olmanı emrettiği halde sen adaleti tatbik etmiyorsun!" Onun bu sözüne Peygamber efendimiz şu karşılığı vermişti: "Yazıklar olsun sana! Adaleti ben tatbik etmeyeceğim de kim tatbik edecek ?!" O adama böyle dedikten sonra Allah'ın Peygamberi etrafında bulunan sa-habilere şu uyarıda bulunmuştu:
"Bundan ve benzerlerinden sakının. Doğrusu benim ümmetimde buna benzer bazı kimseler mevcut olup Kuranı okuyacaklar, ama Kur'an onların hançerelerini aşmayacaktır. Böyleleri isyan ederlerse onları öldürün. Sonra yine isyan ederlerse, yine öldürün." Buharı ve Müslim'in "Sahibelerinde de buna benzer bir rivayet mevcuttur. Bu rivayet, Peygamber efendimizin mutlak surette adaleti tatbik ettiğine işaret etmektedir. Çünkü Peygamber efendimiz, herhangi bir engelle karşılaşmadan kendisinin adaletine itirazda bulunan kimsenin sözüne kulak vermiş, onu dinlemiştir. Ancak ona cevaben kendisinin adil olduğunu ve kendisinden sonra bazı adaletsizliklerin görüleceğini beyan buyurmuştur. Her kim Peygamber efendimiz gibi adaleti tatbik ederse, kurtuluşa erer ve kim de adaletten saparsa, uçuruma yuvarlanır.
Yukarıdaki rivayet, ikinci olarak söz konusu adam gibi adalete itiraz eden ve kendi heveslerine göre hüküm veren kimselerin İslamiyet için çıban başı olacaklarını ifade etmektedir. Bu gibi kimselere fırsat verilmemesinin Islami yönetim için selamet olacağı açıklanmaktadır. Böylelerinin adil devlet başkanına karşı isyan ettikleri takdirde, öldürülmeleri gerekir. Nitekim Hz. Ali şöyle demiştir: "Hakkı isteyen kimse hata ederse, batılı isteyip de isabet eden kimse gibi olmaz"
Sonra Peygamber efendimiz bu olaydan hemen sonra kendi mutlak adaletini gösteren ve güvenilir bir kimse olduğunu destekleyen şu sözlerini söylemiştir:
"Hayatım elinde bulunan Allah'a yemin olsun ki, ben kendiliğimden size ne birşey veriyorum, ne de sizden bir şeyi me-nediyorum. Ben sadece hazinedarım." Adil Peygamber, haksızlık ettiğini zannettiği zaman kendi şahsına da hakkı tatbik ederdi. Bir defasında ganimetleri taksim ederken, bedevi müslüman-lardan biri onunla münakaşa etmiş, Peygamber efendimiz de elindeki bir değnekle onu geri itmişti. Bedevi canının acıdığını söyleyince, o güvenilir ve adil Peygamber, yaptığı şeyin aynısını kendisine tatbik etmesi için değneği bedeviye vermiş; bedevi de Peygamber efendimize kısas tatbik etmekten utandığı için hakkından feragat etmişti.
Peygamber efendimiz adalet hususunda çok duyarlı olduğu ve Allah katına, üzerinde kul hakkı olmadan çıkmayı arzuladığı için, ölüm döşeğinde hasta yatmaktayken kalkmış ve şöyle demişti:
"Ey insanlar! Her kime vurmuş isem işte sırtım.. Gelsin bana kısas tatbik etsin. Her kimin ırzına lafatmışsam, işte ırzım, gelsin bana kısas tatbik etsin. Her kimin malını almışsam, işte malım, gelsin alsın. Kendisine kızmamdan düşman olmamdan korkmasın. Çünkü bu bana yaraşmaz. Şunu iyi bilin ki, içinizde en çok sevdiğim kişi, eğer varsa hakkını gelip benden alan, ya da bana helal edendir ki, Rabbimin huzuruna temiz bir nefis ile çıkayım."
Muhammed (sav) ashabını, zulmün her türünden, insanların mallarım haksız nedenle yemekten, her çeşidiyle zalimlere yardım etmekten men ederdi. Bu işi sıkı tutarak şöyle derdi: "Mazlumun bedduasından sakının. Çünkü onun bedduası ile Allah arasında herhangi bir perde (veya engel) yoktur ."
"Bir zalim ile birlikte yürüyen kişi, doğrusu ateşe doğru koşmuştur."
Peygamber efendimiz, mahkumları hakimlerin zulmü karşısında susmaktan, yönetilenleri yöneticilerin adaletsizlikleri karşısında ses çıkarmamaktan men etmiştir. Çünkü onların susmaları, o zalimler için bir tür yardım ve destektir. Bununla ilgili olarak Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Cenab-ı Allah çoğunluğu azınlığın zulmü sebebiyle sorguya çekmez. Ancak çoğunluk, azınlığın zulmünü görür de onlara karşı çıkmazlarsa Cenab-ı Allah onları sorguya çeker."
Peygamber efendimiz zalimleri adalete boyun eğdirmek için müslümanları yükümlü kılmış, onları bu hususta kuvvet kullanmaya keşvik edip şöyle buyurmuştur:
"Allah'a andolsun ki, sizler mutlaka iyiliği emredecek, kötülükten sakındıracak, zalimin ellerinden tutup onu hakka götüreceksiniz. Ya da Cenab-ı Allah kalplerinizi birbirine vurur, sonra dua edersiniz, ama duanıza icabet edilmez."
Bu hadisler, iki büyük gerçeği ortaya koymaktadır:
1- Peygamber efendimiz adalete şiddetle tutunmuş, insanları ona davet etmiş ve adaleti elden bırakmamalarım tavsiye etmiştir. Çünkü adalet, asıl itibariyle bir olgunluktur. Adillik, insanın nefsinin müstakim olduğuna ve dürüstlüğüne işaret eder. İster yönetici, isterse yönetilen olsun, adil kimse dürüst kimsedir. Adalet, insan için mutlak olgunluk demektir.
2- Peygamber efendimiz insanları sosyal adalete davet ediyordu. Çünkü toplum,ancak adalet sayesinde düzene girer. Kişi bu düzen sayesinde aile efradına adil davranır, onlara zulmetmez. Koca karısına haksızlık etmez. Yakın yakınına, idareci yönetimi altında bulunana, idare ettiği kimselere, hakim hükmü altındakilere, efendi kölesine haksızlık etmez. Peygamber (sav) efendimiz, Rabbinden naklettiği kudsi bir hadiste şöyle buyurmuştur:
"Ey kullarım! Ben kendi nefsime adaleti yazdım (zorunlu kıldım). Öyle ise birbirinize zulmetmeyin ."
Peygamber efendimiz müslümanların özel ve genel davalarım çözüme bağlar, aralarında Allah'ın hükmü ile hüküm verirdi. Çünkü içine hiçbir şekilde batıl karışmayan tek hüküm Allah'ın hükmüdür. O, yargılamalarında Cenab-ı Allah'ın yargısıyla hükmederdi. Allah'ın emir ve yasaklarına göre karar verirdi. Onun hükümleri adildi. Güçlülere asla iltimasta bulunmaz, zayıfların haklarım heder etmezdi. Mahzum oğulları kabilesine mensup Fa-tıma adındaki bir kadın harsızlık yaptığında, Kureyşliler o kadına ceza uuygulanmaması için çare bulma hususunda çareler aramaya başlamışlardı. Peygamber efendimizin, Fatıma'nın elini keseceğinden endişe duymaya başlamışlardı. Elini kestirmemek için, çok sevdiği Usame'yi Peygamber efendimize göndermişlerdi. Peygamber efendimiz Usame'ye; "Allah'ın koyduğu hadîerden birini uygulatmamak için mi tavassutta bulunuyorsun?" diye sormuş, sonra da kalkıp müslümanlara şöyle hitapta bulunmuştu:
"Bazı kimselere ne oluyor ki, Allah'ın hadlerinden biri için şefaatte bulunuyorlar1?! Oysa sizden önce mevcut olan milletleri helak eden şey şu idi: Şerefli kimseler hırsızlık yaptığında, ona ilişmiyor, aynı suçu güçsüz kimseler yaptığında elini kesiyorlardı. Allah'a andolsun ki, hırsızlık yapan Muhammed'in kızı Fatımo bile olsa, onun da elini keserimi" Peygamber efendimiz o kadar adildi ki, Allah'ın hükümlerinden biri sözkonusu olduğu zaman, asla tereddüt etmez ve kimseye iltimasda bulunmazdı. Peygamber efendimiz hısımları gördüğü zaman, onların davalarının özüne bakardı. Ondan sonra kimin haksız kimin haklı olduğunu öğrenir, haksızın aleyhinde hüküm verirdi. Sadece dış görünüşe bakmaz, işin hakikatine önem verirdi. Buhari ile Müslim'in "Sa-hih'lerinde rivayet olunduğuna göre, adamın biri bir başkasının elini ısırmış, eli ışınlan adam, elini ısıranın ağzından çekerken onun ön dişlerini düşürmüştü. Bu iki şahıs davalaşmak üzere Peygamber efendimizin huzuruna gelmişlerdi. Rivayetten anlaşıldığına göre davacı, ısıran şahıstı. Peygamber efendimiz ısıranı kınayarak düşen dişlerinin diyetini hiçe saymış ve şöyle buyurmuştu: "Biriniz damızlık bir hayvanın ısırışı gibi, kardeşini ısırmış; bu nedenle sana verilecek bir diyet yoktur !"
Bu hükmünde de görüldüğü gibi Peygamber efendimiz, meselenin özüne bakardı. Çünkü tecavüzün konusu ve tecavüze sebep olanın kim olduğu ancak bu şekilde öğrenilebilir. Sonra bu rivayette de görüldüğü gibi, bir şahıs kendi nefsini savunmak istemiştir. Kendisine yöneltilen zulmü ancak diğerine zarar vererek bertaraf etmesi gerekmiştir. Bu nedenle de yaptığı fiilden kaynaklanan suçtan kurtulmuştur. Aslında suçlu, her ne1 kadar zarara uğramış olsa da, bu zarara sebebiyet veren kişidir.
Peygamber efendimiz yargılamalarında üç şeyi gözönünde bulundururdu:
1- Allah'ın hükümlerini infaz etmede insanlar arasında eşitliği ve adaleti sağlamak. Bu hususta amir veya kumandan ile, sıradan ve sokaktaki adam arasında, şerefli ile zayıf kimse arasında asla fark yoktu. Aksine kanun Önünde hepsi eşitti. Bir rivayette şöyle denilmektedir: "İnsanlar, bir tarağın dişleri gibi eşittirler."
2- Peygamber efendimiz verdiği hükmün sosyal sonucunu da gözönünde bulundururdu. Kötü kimseleri, toplumu onların zararından korumak için, ağır şekilde cezalandırırdı.
3- Adalete aşırı inancından ötürü, bazı kimselerin iyi konuşup güzelce deliller ileri sürmeleri, bazılarının ise iyi konuşmaktan aciz olmaları sebebiyle, herhangi bir kimseye zulmetmekten ve haksızlığa uğratmaktan korkardı. O güvenilir ve adil insan, şöyle buyurmuştu: "Siz davalaşmak üzere benim yanıma geliyorsunuz. Olabilir ki, sizden biri delilini daha güzel anlatır, fakat diğeri böyle yapmaktan aciz kalır. Bu sebeple bir kimseye kardeşinin hakkını vermiş olursam, ancak ona ateşten bir parça koparıp vermiş oluruml"
Gerçekten de Peygamber efendimiz kendi aleyhinde de olsa, adaleti tatbik ederdi. Yaptığı bütün işlerde, verdiği bütün hükümlerde adil davranırdı. Her şeyde eşitliği gözetirdi. Hatta mü'min-lerin büyüğü olması hasebiyle kendisine takdim edilen hediyelerde de eşitliğe riayet ederdi. Bu konuda, Zadü'1-Mead adlı eserinde Ibn Kayyım şöyle der: Buhari'nin "Sahih"inde nakledildiğine göre, Peygamber (sav) efendimize ipekli ve altın düğmeli elbiseler hediye edilmişti. Bu elbiseleri sahabileri arasında taksim etmiş, elbiselerden birini de Mahreme bin Nevfel'e ayırmıştı. Mahreme, oğlu Misver'le birlikte geldiğinde Peygamber efendimiz onu karşılamış ve : 'Ey Eba Misver, şunu senin için saklamıştım1 demişti. Görülüyor ki Peygamber efendimiz, adalet hususunda hiç ayırım yapmıyordu. Peygamberlikten önce de, sonra da bütün hayatında sabit olduğu gibi, o hiç kimseye zulmetmemiş, hiç kimsenin hakkını yememiştir. O, başkalarının hukukuna riayet eder ve hiç kimsenin hakkının kaybolmaması için gereken titizliği gösterirdi. Sahabilerden biri kendisine bir hediye takdim ettiğinde, eğer imkanı varsa ona karşılık verirdi. Kendisine hediye verene hediye verirdi. Çünkü hediye, hediyeîeşen insanlar arasındaki sevgi bağlarını güçlendirir. Peygamber (sav) efendimiz sevgiye sevgiyle karşılık verirdi. O, duygunun ve şefkatin gerektirdiği, sevginin davet ettiği hususlarda dahi adaleti elden bırakmazdı.
İslami Okul Okulların En Önemlisi