Pazar, 7 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

Islam Tarihi - 105. Sayfa - 1Cilt

 

Kahinlerin Haberleri

 

Siyer kitapları, kahinlerin peygamber efendimizin geleceğini müjdelediklerini anlatmaktadırlar. Aslında kahinlerin bu konu­daki haberlerini nakletmemek niyetindeydik. Çünkü bu haberler, Peygamber efendimizin siyeri hususunda bazı vehimlere yol aç­mıştır. Halbuki Peygamber efendimiz hakkın ve aklın peygambe­ridir. O, insanların idraklerini hakikate yöneltmiştir. İdrakler üzerinde vehme yer bırakmamak istemiştir. İnsanların hurafele­re dalmamalarını arzulamıştır. Çünkü hurafeler, aklın hükmü­ne, ya da sahih senetlerle rivayet edilen doğru haberlere dayan­mamaktadır.

Kaldı ki kahinlerin haberleri, insanın kalbine itmi'nan verecek sahih senetlerle nakledilmemiştir. Ayrıca bi'setten önce Peygam­ber (sav) efendimizin, kahinlere başvurduğu, ya da onların sözle­rine inandığı, gerçek dışı söylentilerdir. Çünkü kahinlerin Pey­gamber efendimizin geleceği konusunda verdikleri haberler doğ­rudur, ama bu haberleri onlar, geçmiş dinlerin kitaplarından, ya da o dinlere bağlı kimselerden Öğrenmişlerdir. Geçmiş dinlerin er­babı, bi'setten önce araplarm bilginleriydiler. Onlar, kitapların­dan edindikleri bilgileri kehanet şeklinde insanlara yayıyorlardı. Bi'setten sonra Peygamber efendimizin yasaklamış olduğu kahin­lik bilgilerine uyarak bu haberleri insanlara aktarıyorlardı.

Evet, kahinlerin sözlerini nakletmekle meydana gelecek zarar, beklenilen faydadan daha büyüktür. Ama yine de bu haberleri bu­rada yazmak mecburiyetinde kaldık. Çünkü bazı muhaddislerin kaleme almış oldukları siyer kitapları, bu haberleri doğrulayarak nakletmişlerdir. Ayrıca bazı müsteşrikler Peygamber efendimi-ziu davetini kahinlerle irtibatlandırmak ve alemlere rahmet ola­rak indirilmiş olan Kur'an'ı, kahinlerin secileriyle bağlantılı kıl­mak için, o haberleri esas almışlardır. Öte yandan bazı yazarlar da bu siyerlere ve müsteşriklerin eserlerine uyarak bi'setten önce Peygamber efendimizin kahinlerini dinlemiş olduğunu naklet­mişlerdir. İşte bu nedenle, kahinlerin haberlerine temas etmek gereğini duyduk.

Kahinlerin haberlerini ele almaya, Seyf İbn Zi-Yezen el-Him-yeri'ye nisbet edilen bir haberle başlamayı uygun-gördük. Ri­vayete göre o, cinlerle irtibatı olan bir kimseydi. "Hevatif ül-Cann" adlı kitapta anlatıldığına göre, Seyf İbn Zi Yezen, Abdul-muttalib'le görüştüğü esnada, onunla şöyle konuşmuştur:

- Benimle konuşan kimdir1?

- Ben Haşim oğlu Abdulmuttalib'im.

- Evet, yanıma yaklaş.

Abdulmuttalib, Seyf İbn Zi-Yezen'e yaklaştı. Sonra yüzünü ona ve etrafında bulunan kimselere çevirdi. Seyf İbn Zi-Yezen ona şöyle dedi:

- Hoş geldin, safa geldin. Devenle, yükünle geldin, istirahat edip uyumana bak. Göçücü hükümdarsın. Bol bağışta bulunur­sun. Hükümdar sizin sözünüzü işitti. Araplar akrabanızdır. Da­ha önce onlar sizin dayanaklarınız idiler. Siz gecelerle gündüzlerin sahibisiniz. Burada kaldığınız müddetçe ikram göreceksiniz. Göçtüğünüz zaman da ikramla göçeceksiniz."

Bundan sonra bir ay beklediler ve onunla irtibat kuramadılar. Ayrıca Seyf İbn Zi-Yezen, Abdulmuttalib'in oradan ayrılmasına izin vermedi. Sonra uyanıp kendine geldi. Abdulmuttalib'e haber vererek meclisine çağırttı. Onunla başbaşa kaldı, sonra şöyle de­di:

- Ey Abdullah, sana bildiğin bir sırrı açıklamayacağım. Bunu senden başkasına açıklamayı uygun görmedim. Sana vereceğim bu sırrı kimseye açıklama. Allah, emrini mutlaka yerine getire­cektir. Ben kendimiz için seçtiğim ve kendimiz için delil gördü­ğüm gizli ilim hazinelerinde ve saklı kitaplarda büyük bir habere rastladım. O sırada hayatın şerefi vardır. Bütün insanlar için, özellikle aşiretin ve şahsın için vefanın fazileti vardır. "

Abdulmuttalib dedi ki: "Sen iyi ve güvenilir bir insansın. Bü­tün halk sana feda olsun, nedir o sır? Halkın hepsi zümre zümre sana kurban olsun..söyle, nedir o sır? "

Seyf ibn Zi-Yezen, kahinlerin secilerine uygun bir kalıpla şöyle konuştu:

"Tihame'de bir çocuk doğacak. Onda bir alamet görülecek. İki kürek kemiği arasında mühür olacak.. Liderlik ve reislik kıyame­te kadar onun olacak!"

Abdulmuttalib şöyle dedi: "Öyle bir haber getirdin ki, onu geti­ren geri götürmez. Eğer hükümdarın heybet ve azameti olmasaydı ben, verdiği müjdenin daha fazlasını ister ve beni daha çok sevin­dirmesini arz ederdim."

ibn Zi-Yezen dedi ki: "işte onun doğum zamanı gelmiştir. Belki de doğmuştur. Adı Muhammed'dir. Babası ve anası Ölecek.. Dede-siyle amcası onu himayelerine alacak. Defalarca kaybolacak.. Al­lah onu açığa çıkaracak.. Bizden de ona yardımcılar kılacak. Dostları onu destekleyecek, düşmanları horlayacak. Putları kıra­cak, Mecusi ateşini söndürecek, Rahman'a ibadet edecek, şeytanı kovacak. Sözü açık ve net, hükmü doğru ve adil olacak., iyiliği em­redip kendisi de kötülüğü iptal edecek... "

Abduîmuttalib dedi ki: "Şanın yüce, merteben yüksek, hükmün devamlı, ömrün uzun olsun. İşte sana tütsü getirdim. Ey hüküm­dar, biraz daha konuş ve bu sırrı biraz daha aç."

ibn Zi-Yezen dedi ki: "Beyt perdelidir. İşaretlerin üzerinde peçe vardır. Ey Abdulmuttalib, sen mutlaka o peygamberin dedesisin. Bunda yalan yoktur."

İbn Zi-Yezen'in bu sözleri üzerine Abdulmuttaîib secdeye ka-pandı.lbn Zi-Yezen ona şöyle dedi: "Başını secdeden kaldır. Gön­lün rahatlasın, şanın yücelsin. Sana anlattıklarımdan birşey his­settin mi?"

Abdulmuttalib dedi ki: "Benim bir oğlum vardı. Ben onu çok seviyor ve çok merhametli davranıyordum. Onu asil kadınlardan biriyle, Veheb kızı Amine ile evlendirdim. Amine, bir çocuk doğur­du. Ona Muhammed adını verdim. Muhammed'in hem annesi, hem de babası vefat etti. Ben ve amcası, Muhammed'i himayemize alıp besledik."

îbn Zi-Yezen dedi ki: "Sana söylediklerimi aklına yerleştir ve sakın unutma. Torununa karşı Yahudilerden sakın. Çünkü Ya­hudiler onun düşmanıdırlar. Ama Allah ona bir kötülük yapma­larına izin vermeyecektir. Sana verdiğim sırrı sakla. Aşiretine da­hi açıklama. Çünkü liderlik hususunda aşiretinin adamları ara­sına rekabet düşmesinden korkuyorum. Onlar gailelere düşecek ve torununa karşı tuzaklar kuracaklardır. Ya kendileri, ya da oğulları bu kötülükleri yapacaklardır. Eğer torununun risaletle görevlendirilmesinden önce ölmeyeceğini bilsem, mutlaka adam­larım ve atlarımla onun diyarı olan Medine'ye gider, onunla görü­şürüm. Elimdeki kitaplardan ve önceki devirlerden edindiğim bilgilere dayanarak derim ki, o, Medine'de hakimiyetini ilan ede­cek, Medineliler ona yardım edeceklerdir. Mezarı da orada ola­caktır. Başına musibetlerin gelmesinden korkmasaydım, yaşı kü­çük olmakla birlikte onun peygamliğini şimdiden ilan ederdim. Fakat beraberindeki adamlarının ona karşı taksirli davranacak­larından endişe ettiğim için, onu şimdiden ilan etmiyorum."[1]

Bu yazılarda mutlaka gerçeklik payı vardır. Peygamber efen­dimizin risaletle görevlendirileceği konusunda müjdeler veril­miştir. Eğer bu ifadeler gerçekten Seyf bin Zi-Yezen'e ait ise o, bunları önceki dinlere ait kaynaklardan almıştır. O bilgili bir hı-ristiyandı. Cahil bir putperest değildi. Seyf İbn Zi-Yezen'in, ka­hinlerden biri olduğunu söylememiz mümkün değildir. Her ne ka­dar bu ifadeler, "Hevatif ül-Cann" adlı kitapta yeraîmaktaysa da, o bir kahin değildi. Anlatıldığına göre kahinler, "Hevatif ül-Cann" adlı eserdeki ifadelerle birbirlerine hitapta bulunurlarmış. Bildi­ğimize göre tamamı değilse de, "Hevatif ül-Cann" adlı kitabın bü­yük bir kısmı kahinlerin secilerinden ibarettir.

Peygamber efendimizin bi'setinden önce kahinlerin bir kısmı onun geleceğini haber vermişlerdi. Sahih senetlerle rivayet edilen bir haberde, Mudarlılardan biri şöyle demiştir: Şam'a yaklaşmış, etrafında ağaçlar bulunan bir göl kıyısına inip konaklamıştık. Ko­nuşmalarımızı rahibin biri duyup yanımıza gelmiş ve şöyle de­mişti:

"Konuştuğunuz bu dil, bu beldenin ve çevresinin dili değildir" Biz de cevaben şöyle dedik: "Evet doğru söylüyorsun. Konuştuğu­muz dil, bu yörenin dili değildir. Bizler Mudar kavmindeniz." Hangi mudar? diye sorunca biz, 'Handaf Mudarı1 dedik. Bu defa rahip bize şöyle dedi: "Yakında size peygamberlerin sonuncusu gelecektir. Siz ona koşup iman edin. Ondan iman payınızı alın ve doğru yolu bulun1' Adı nedir? diye sorduk. Adının Muhammed ol­duğunu söyledi."[2]

Naklettiğimiz bu haber, Seyf İbn Zi-Yezen'in haberiyle bağdaş­maktadır. Yalnız bunda seciler yoktur. Ayrıca bu haber, "Heva­tif ül-Cann" adlı kitaba değil de, rahiplerden birine nisbet edil­mektedir.

Kahinlerin, Peygamber efendimiz konusundaki müjde haber­lerindeki ifadeler, ecinnilerin gaipten verdikleri haber, ya da ka­hinlerin sözleri değildir. Bu sözlerin kaynağı kehanet de değildir. Ancak kahinlerin bu sözleri, rahiplerin ağzından alınmış, onların kitaplarından iktibas edilmiş, onların bilgilerine dayanılarak söylenilmiştir.

. Peygamber efendimizin geleceğini müjdeleyen kahinlerden bi­ri de, Satih'ti. Satih şöyle demişti: "Okuma çoğaldığında, Bahiro gölü kuruduğunda ve büyük değneğin sahibi geldiğinde... "

ibn Kesir'e göre Satih, bu sözleriyle Peygamber efendimizi kas-detmiştir. Oysa Peygamber efendimiz büyük değnekle değil, batı­lın hakka karşı tecavüzünü durdurmak için kılıçla gelmiştir. Pey­gamber efendimizin geleceğine dair müjdeler, araplar arasında yaygın haldeydi. Herkes bir peygamberin geleceğine inanıyor ve onu bekliyordu. Özellikle Kitap Ehli kimseler, kendi aralarında ondan bahsediyorlar ve onun sayesinde bütün dünyaya galip ola­caklarını ilan ediyorlardı. Yahudiler, Putperestlerle savaşırlar­ken onun geleceğini ve onun sayesinde Putperestlere karşı galip olacaklarını söylüyorlardı. Onun gelişini umutla bekliyor ve bu husustaki müjdeleri kendi kitaplarında görüyorlardı. Müstakbel­de düşmanlarını yeneceklerini ümit ediyorlardı. Böylece düşman­larım geride bırakıyor kendileri ileri gittiklerini söylüyorlardı. İyi akibetin kendilerinin lehine olacağım açıklıyorlardı. Ama inşaal-lah onlar her zaman kayba uğrayacaklardır.


 

[1] Îbn-Kesir, el-Bidaye Ve'n-Nihaye, c. 2, s. 330.

[2] Îbn-Kesir, el-Bidaye Ve'n-Nihaye, c. 2, s. 331.