Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 24. Sayfa
Allah ve Resulüne İcabet Edenler
İslamiyet ilk nüzulünden itibaren gönüllerde yer etmeye başladı. Bu yeni dine koşan ilk insanların az sayıda olması normal bir durumdur. Bu, hakka davet eden ve yalın hakka dayanan her nizamın Özelliğidir. Bu gibi nizamlar, toplumların kalplerinde yavaş yavaş yer etmeye başlarlar. Çünkü böylesine büyük sistemler, ancak geniş bir tefekkür ve düşünce sonucunda gönüllere yerleşebilir.
Şöyle bir düşüncce ortaya atılabilir: Muhammed (sav)'in daveti; genel hatlarıyla fikri, itikadi, sosyal, ekonomik, insani bir devrimdir. Zaten devrimler de toplum tarafından desteklenerek, başarıya ulaşılmasına çalışılan bir hareket değil midir?
Bu soruya şu cevabı veririz: Muhammed (sav)'in getirdiği nizam, sonuçları ve amaçları bakımından insanlık tarihinin tanıdığı en büyük insanca devrimdir. İnsanlık tarihi, sonuç ve semeresi bakımından bundan daha büyük bir hareket görmemiştir. Bu hükme, meydana gelen olaylar ve vardığı görüntülerle değil, bu. hareketin meydana getirdiği sonuç ve amaçlar bakımından varıyoruz. Kaldı ki devrimler, bir süre sonra sönmeye yüz tutacak kişisel başkaldırılara benzeyen toplumsal ayaklanmalardır. Bu başkaldırının bireysel veya toplumsal seviyede ifade edilmeleri arasında hiçbir fark yoktur. Avrupa devrimlerini gözönüne getirin... Bunların en önemlilerinden biri olan Fransız devrimi, şiddetli bir ayaklanma şeklinde ortaya çıkmış ve çok geçmeden de kendi kendini yemeye başlamıştır. Bu devrimin liderleri guruplar halinde ayaklanmış, infial göstermiş, sonunda ise Kayserlerin yönetimini andıran bir yönetim biçimi şeklinde karar kılmıştır. Nitekim devrimin olgunlaşan meyvesinin devşirildiği Napolyon döneminde, Fransız yönetimi bu biçimi almıştır.
Muhammed (sav)'in daveti ise akıl, mantık hükümlerinden kaynaklanmıştır. O, Ruhü'l-Kudüs'le desteklenmiştir. Onun getirdiği davet, bir infial değil, aksine çevresinde sakin, mutmain, razı ve kendilerinden razı olunan, hakka inanan, hakkı tutan kimselerin halkalandığı bir davettir. Bu davetin çevresinde halkalanan kimselerin gönülleri iman nuruyla dolmuştur. Bu sebeple de Muhammed'in daveti devamlılık ve istikrar göstermiştir. Onun daveti, artık bir daha sönmeyecek şekilde parlamıştır. Dolayısıyla bu davet çöp yığınıyla tutuşturulan ateşlerin aydınlığına benzemez. Böyle bir ateşi en hafif bir rüzgar bile söndürür. Onun daveti, rüzgarların etkisiyle asla titremeyen ve sarsılmayan bir davettir, işte bu nedenle islam'a giren kimselerin sayısı başlangıçta azdı. Fakat onlar ani heyecan sonucu^ değil, akıl ve düşünce sonucu müslüman olmuşlardı.
islam'a ilk girdikleri esnada nıü'minlerin kalpleri denenmişti, islamiyet, ışığın karanlık içine sirayet edişi gibi, gönülleri kaplamaya başlamıştı. Şirkin inatçılığı ve müşriklerin sapıklığı arasında, islam'ın nuru mü'minlerin kalplerine yerleşmişti. Fakat inananlar, inançlarının gereklerini yerine getirmekten alı-konuluyordu. Başlangıçta müslümanlar Mescid-i Haram'da namaz kılamıyor, bunun için Mekke dışına çıkıyor ve ibadetlerini gizlice yapıyorlardı. Müşriklerin arasında Kur'an-ı Kerim'i açıkça ve yüksek sesle okuyamıyorlardı. Ama Peygamber (sav) efendimiz müşriklerin arasında da Kur'an-ı Kerim'i açıkça okuyor ve dini vecibelerini açıkça yerine getiriyordu. Çünkü o, Ku-reyşliler arasında saldırıya uğramayacak kadar itibarlı bir kimseydi. Bir defasında, açıkça namaz kılarken , Ebu Cehil, kaba ve haşin bir halde Peygamber efendimize yaklaşmış ve şöyle demişti: uEy Muhammedi Sana burada namaz kılmamanı söylememiş miydim?" Peygamber efendimiz, onun bu sözlerine cevap vermedi. Çünkü o, islam'ın edebini biliyordu. Bu yüzden karşılaştığı kaba ve edepsiz muameleye aymsıyla karşılık vermemişti.
ilk müslümanlar, dinlerini öğrenmek için Peygamberimizin yanında açıkça toplanamazlardı. Erkam bin Ebi Erkam'ın eyin-de gizlice bir araya gelirlerdi. Rivayete göre, o temiz evde otuzdokuz civarında müslüman bir araya gelerek toplanırlardı. Hz. Ömer'in islam'a girişi sırasında bu otuzdokuz kişi o evde bir arada bulunmaktaydı. Şüphesiz bu, Hz. Ömer'in islam'a girişi sırasında müslümanlarm toplam sayısının otuzdokuz olduğunu göstermez. O esnada iman eden ve efendilerinin hizmetinde bulunan birtakım köleler de vardı. Kimileri de dinlerinden çıkarılmak ve müşrikliğe geri döndürülmek maksadıyla ağır işkencelere tabi tutulmaktaydı.
Mü'minler içinde, imanlarını ailelerinden, yani anne, baba ve kardeşlerinden gizleyen kimseler de vardı. İşkenceye uğramamak ve azap görmemek için firar edenler de bulunuyordu. İçinde bir müslüman bulunan her ev, aralarında bulunan müslümanı önce kınayarak ve İslam'dan caydırmak için ayıplayarak işe başlardı. Sonra bu ayıplama ve kınama, işkenceye dönüşürdü. Eğer bu zalimler, azgınlıklarını ve taşkınlıklarını devam ettirmeye kesin kararlıysalar, o müslümanları daha da ağır işkencelere maruz bırakırlardı. Kendilerini bu işkencelerden alıkoyacak bir şefkat ve merhametleri yoktu. Allah'ın kendilerine iman verdiği o müslumanların da, kendilerini bu zalimlerin yaptıkları işkencelerden koruyacak bir güçleri yoktu.
Müslümanlar, eza ve işkencelere uğrama korkusundan dolayı Kur'an-ı Kerim'i açıkça okuyamıyorlardı. Sadece Resulullah (sav) efendimiz Kur'an-ı Kerim'i yüksek sesle ve açıkça okuyabiliyordu. Onun daveti ve rabbinin risaletini tebliğ görevi, Kur'an-ı Kerim'i açıkça okumasını zorunlu kılıyordu. Şüphesiz Allah, onu, insanlardan koruyacaktı. Kureyşliler, onu davetinden vazgeçirmeye güç yetiremeyceklerdi. İleri gelen Kureyşliler, aralarında Hz. Muhammed'i dinlememek üzere sözleşiyor ve dinleyenleri men ediyorlardı. Fakat kendileri Kur'an-ı Kerim'i Muhammed (sav)'in ağzından dinlemek için gizlice gidip evinin etrafında siperleniyorlardı. Bu arada, dinlerken birbirleriyle karşılaştıkları da oluyordu. Halbuki daha önce Muhammed'i dinlememek için birbirlerini uyarmış ve birbirlerini onu dinlemekten men etmişlerdi. Ama hepsi de, aralarında ortaklaşa vermiş oldukları karara muhalefet ettiler. Muhammed (sav)'in evinin çevresine gizlice gidip Kur'an-ı Kerim dinlemek isteyen herkes, sadece kendisinin ortak karlara muhalefet ettiğini sanırken, Peygamber efendimizin evinin çevresinde kendisinden başkalarının da o karara muhalefet ettiklerini görüyorlardı. Şu halde hepsi de ortak kararı bozmuş oluyorlardı.
Kaviler, Peygamber efendimizden sonra, Kur'an-ı Kerim'i ilk olarak kimin alenen okuduğunu anlatırlar. İbnlshak'ın rivayetine göre, Zübeyr bin Avvam şöyle demiştir: "Resulullah'tan sonra Mekke-i Mükerreme'de Kur'an-ı Kerim'i açıkça okuyan ilk kişi, Abdullah bin Mesud (r.a)'dır. Bir gün Resulullah'ın sa-habileri bir araya toplandılar ve şöyle dediler: "Allah'a andol-sun ki Kureyşliler, şimdiye kadar Kur'an-ı Kerim'in yüksek sesle okunduğunu işitmemişlerdir. Onlara yüksek sesle Kur'an okuyup işittirecek bir kimse yok mudur?" Abdullah bin Mesud: "Kur'an-ı Kerim'i onlara ben işittiririm" dedi. Sahabiler de: "Sana bir kötülük yapmalarından korkarız. İşkence yapacak olurlarsa, onları durdurabilecek bir aşireti olan birisinin oku-mq,mnı istiyoruz" dediler. Abdullah bin Mes'ud şu cevabı verdi: "Siz beni bırakın. Şüphesiz Allah, beni onlardan koruyacaktır." Sabahleyin Abdullah bin Mes'ud, Kabe-i Muazzama'da; Ma-kam-ı İbrahim'e vardı. Kureyşliler orada toplanmışlardı. Ma-kam-ı İbrahim'in yanında ve yüksek sesle Kur'an-ı Kerim'in şu mealdeki ayetlerini okumaya başladı:
"Esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adıyla. Çok merhametli (Allah), Kur'an'ı öğretti, insanı yarattı. Ona beyanı (konuşup, düşüncelerini açıklamayı) öğretti..." (Rahman: 1-4) Sonra okumasını sürdürdü. Kureyşliler onun okuduğu ayetlerin manası üzerinde düşünmeye başladılar ve: "Abdullah bin Mes'ud ne diyor?" diye sordular. Bir kısmı şöyle cevap verdi: "O, Muham-med'e gelen sözlerin bazısını okuyar." Arkasından kalkıp Abdullah bin Mes'ud'a hücum ettiler. Onu dövmeye başladılar. Ama o, okuyuşunu sürdürüyordu. Nihayet Allah'ın kendisine nasib ettiği yere kadar okudu. Sonra da arkadaşlarının yanına döndü. Ama yüzü yaralanmıştı. Arkadaşları: "İşte başına böyle bir durum gelmesinden korkmuştuk" dediler. Buna karşı o, şu cevabı verdi: "Allah'ın düşmanları, gözüme hiçbir zaman şimdiki kadar küçük görünmemişti. Eğer dilerseniz yarın yine gider, onlara aynı şekilde Kur'an okurum." Arkadaşları: "Hayır, hayır! Bu kadarı yeterli. Onlara hoşlanmadıkları şeyi dinlettin" dediler.
Bütün bu anlatılanlar üç şeye işaret etmektedir: 1- Müslümanlar ilk aşamada ibadetlerini gizlice eda ediyorlardı. Ancak Peygamber efendimiz namazını yapabildiği kadarıyla açıkça kılmaya özen gösteriyor ve Kur'an-ı Kerim'i yüksek sesle okuyordu. Çünkü ona gelen emir gereğince o, risaleti tebliğ ediyor ve rahatsız olsalar bile, müşriklere Kur'an'ı yüksek sesle okuyordu. Onlar da kendisini alıkoymak için uğraşıyor, fakat istediklerini yapacak bir kimseyi bulamayınca, buna engel olamıyorlardı. Bazan onunla alay etme, bazan da eziyet verme yoluna gidiyorlardı. Her zaman için onun davetinden yüz çeviriyorlardı. Çünkü onların kulakları sağırlaşmış, kalpleri mühürlenmişti. Bu yüzden de Kur'an'ı dinlemiyorlardı.
2- Müzminlere uygulanan işkenceler, onları azimlerinden caydıramamış, nefislerine zaafiyet verememişti. îşte Abdullah bin Mes'ud'u dövdükleri halde o, okumasını sürdürüyordu. Onlar kendisini dövmeye devam ederken o da Allah'ın nasib ettiği yere kadar okumaya devam ediyordu. Kur'an okuduğu esnada müşriklerin verdikleri eza ve cefa durumu, müzminlerin kafir eziyetine karşı takındıkları tavrı tasvir ediyor. îmanlarında sebat ettikleri gibi, kendilerine uygulanan eziyetlere de katlanıyorlardı. İslamiyet, gün geçtikçe gelişmeye ve müslümanlar da artmaya devam ediyordu.
3- Müşrikler Kur'an-ı Kerim'i Peygamber efendimizin ağzından duyduklarında öfkeden kuduracak hale geliyorlardı. Bu öfke bazan, işi eziyete götürecek kadar fazlalaşıyordu. Kur'an-ı Kerim'i başkalarından duydukları zaman öfkeden kalpleri çatlayacak duruma geliyordu. Çünkü onlar Kur'an-ı Kerim'in okunması ve başkaları tarafından duyulması halinde, îslam davetinin gönüllere nüfuz edeceğini biliyorlardı. Muhammed'in peşinden gidenler, giderek artıyordu. Öfkelerinin nedeni, Kur'an-ı Kerim'İn dinlenmesi değil, bizzat Kur'an-ı Kerimin kendisi ve îslam davetine icabet edenlerin sayılarının çoğalma-sıydı. İslam'a gönül verenlerin sayısı yavaş yavaş artmaya başlayınca, îslam davetinin amacına ulaşacağı, mü'minler için bir müjde, îslam düşmanları için de acı bir sonuç olarak ortaya çıkıyordu.
İslami Okul Okulların En Önemlisi