Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 29. Sayfa
Caydırmak için Mekke'lilerin Peygamberimizle Görüşmeleri
Cabir bin Abdullah'tan rivayet olunduğuna göre, Kureyşliler kendi aralarında şöyle bir karara vardılar: Aramızda, sihir, kehanet ve şiir hususunda en fazla bilgisi olan bir adamı seçelim de, şu dinimizi küçük gören ve kötüleyen adama (Muhammed (sav)'e) gitsin. Onunla konuşsun, onun verdiği cevaplara baksın.
Sonuçta Utbe bin Rebia'yı bu iş için görevlendirmeye karar verdiler ve ona: "Bu işi ancak sen yaparsın, ey Eba Velid" dediler. Utbe, aralarında yumuşak huyluluğuyla bilinen itibarlı bir kimseydi. Lider pozisyonundaydı. Bir rivayete göre Muham-medle buluşmak istediğini, Kureyşliler'e bizzat Utbe söylemiş ve amacını şöyle dile getirmişti: "Ey Kureyş topluluğu! Ben şu adama gitsem ve ona bazı Önerilerde bulunsam, ne dersiniz? Belki de önerilerimi kabul eder ve bizden vazgeçer."Kureyşliler onun bu isteğini uygun gördüler.
Bu iki şıktan hangisi doğru olursa olsun, sonuç olarak Utbe, Peygamber efendimizin yanına gitti. Kendi zannına göre Peygamber efendimizi hak davetinden caydıracak birtakım önerilerde bulundu ve şöyle dedi: "Ey kardeşim oğlu! Sen bizdensin. Neseb bakımından itibarlı bir insansın. Sen kavminin başına büyük bir iş getirdin. Birliklerini dağıttın, onları horladın, dinlerini ve tanrılarını kötüledin, ayıpladın. Önceden geçip gitmiş ve toprak olmuş atalarını tekfir ettin. Sana söyleyeceklerimi iyi dinle ki, belki bir kısmını kabul edersin." Peygamber efendimiz ona: "Söyle ey Eba Velid, seni dinliyorum" dedi. Bu defa Utbe söze şöyle başladı: "Ey kardeşimin oğlu, getirmiş olduğun bu din ile mal elde etmek istiyorsan; biz bütün mallarımızı toplayıp sana verelim. Aramızdaki en zengin adam sen ol. Eğer getirdiğin bu din ile şeref kazanmak istiyorsan, seni başımıza lider yapalım. Senin kararın olmadan hiçbir işe girmeyelim. Eğer başımıza hükümdar olmak istiyorsan, seni hükümdar yaparız. Eğer cinler tarafından çarpılmışsan seni onlardan kurtarmak için büyücüler getiririz. Seni tedavi etmek için bütün malımızı sarfederiz." Utbe sözünü tamamladıktan sonra Peygamber efendimiz ona: "Ey Eba Velid sözün bitti mi?" diye sordu ve sözlerine şöyle devam etti: "Şimdi beni dinle:
"Ha mim. Bu Kitab, merhamet eden, merhametli olan Allah katından indirilmedir; bilen bir millet için müjdeci ve uyarıcı olmak üzere, Arapça okunarak, ayetleri uzun uzun açıklanmıştır." (Fussiiet: 1-3) Peygamber efendimiz bu şekilde ayetleri peşpeşe okumayı sürdürdü. Utbe onu dinliyordu. Nihayet Resulullah (sav) bu suredeki secde ayetine geldi. Sonra: "İşittin mi ey Eba Velid?" diye sordu. O da işittim, dedi. Bu defa Resulullah (sav) ona: "işte seni bu okuduğum ayetlerle başbaşa bırakıyorum" dedi. Bundan sonra Utbe kalkıp arkadaşlarının yanına gitti. O gelirken, arkadaşlarından bir kısmı şöyle diyordu: "Utbe buradan gittiği haliyle geri gelmiyor. Giderken yüzü başkaydı, gelirken daha başka olmuş." Utbe yanlarına gelince, etrafında hal-kalanıp oturdular ve: "Neler getirdin?" diye sordular. Utbe söze şöyle başladı: "Dilimin altında şu var: Allah'a yemin olsun ki, ben Muhammed'den daha önce hiç işitmediğim sözler işittim. Vallahi bu sözler ne şiirdir, ne kehanet. Ey Kureyş topluluğu! Gelin bana uyun ve sözümü dinleyin. Bu adamın dinine karışmayın. Onu serbest bırakın. Allah'a andolsun ki, onun sözlerinden bir haber sezinliyorum. Eğer Araplar ona saldırır ve yok ederlerse, zaten siz, başkaları vasıtasıyla ondan kurtulmuş olursunuz. Ama eğer o Araplar'a hakim ve galip olursa, onun mülkü sizin mülkünüz, onun şerefi sizin şerefiniz olacaktır."
Etrafındakiler onun bu sözlerini dikkate almadan: "Ey Eba Velid! Allah'a andolsun ki, Muhammed, dili ile seni büyülemiş" dediler. O zaman nasihatine itibar edilen ve sözüne güvenilen bir insan olan Ebu Velid (Utbe) şöyle dedi:
"Bu benim düşüncemdir. Siz nasıl uygun görüyorsanız öyle yapın." [1]
Muhammed (sav) ile ashabını imandan caydırmak için uyguladıkları sürekli işkence ve eziyetler artık müşrikleri de bıktırmış ve aciz kalmışlardı. Onların şiddetli eziyetleri ve sürekli işkenceleri, mü'minlerin imanını daha da arttırıyor, onları inançlarına daha sıkı bir şekilde bağlıyordu. Uyguladıkları işkence ve eziyetlerden ötürü Hamza ve Ömer gibi dahiler de müslümanların safları arasına katılmışlar; artık müslümanlar, onların eziyetlerine karşılık vermeye başlamışlardı. Ebu Cehil, güçlü ve adil bir kimse tarafından kafasının nasıl varılabileceğini görmüştü. Ömer (r.a) isyankar kimselere nasıl vurulduğunu onlara göstermişti.
Müşrikler uyguladıkları işkencelerin fayda vermediğini görünce, bu defa yumuşak bir metod denemeye başladılar. Kendileri imana yaklaşmadıkları halde, Muhammed (sav)'i kendi küfürlerine yaklaştıracaklarını düşünerek bazı önerilerde bulunmayı tasarladılar. Ona kendi mantıklarıyla düşünen kimseleri yumuşatabilecek bazı öneriler sundular. Örneğin onu başlarına lider yapmak veya hükümdar kılmak, yahut servetini artırarak içlerinde en zengin bir kimse haline getirmek önerisinde bulundular. Peygamber efendimiz ise onların bu önerilerinin hepsini reddetti. Şüphesiz onlara göre, bu önerileri redetmek akıllı bir insanın yapacağı bir şey değildi. Çünkü onların her şeyi maddeyle ölçen mantıklarına göre, üstünlük ancak mal, hükümdarlık veya liderlikle elde edilebilirdi. Onu hekim veya büyücülere götürerek tedavi etmek isteklerine karşı Peygamber efendimiz, hiçbir cevap vermeden yalnızca Kur'an-ı Kerim okumakla yetindi. Böylece o, Allah tarafından kendisine gelen sözlerin, kendisine sundukları her şeyden daha hayırlı olduğunu gösteriyordu.
Muhammed (sav)'e ve onun yolundan yürüyenlere baskıda bulundular ve bunu günden güne artırdılar. Ona zulüm yaptılar, zulümlerinin bir faydası olmadı. Mal ve hükümdarlık teklif ettiler, onun da faydası olmadı. Peki ne yapacaklardı? Geriye tek çare kalmıştı: İnsanların önünde onunla tartışacak ve güya onun acizliğini ortaya koyacaklardı. Bu yöntemleri başarılı sonuçlar verdiği takdirde, ona uyanların sayısı artmayacaktı.
İslami Okul Okulların En Önemlisi