Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 46. Sayfa
BOYKOT
Boykot ve Bir Mucize
Kureyşliler Peygamber efendimize, onu himaye eden, savunan, kötülüklere karşı koruyan Haşim oğullarına, özellikle hiçbir tehdide aldırış etmeyen Ebu Talib'e karşı kesin karara vardılar. Ebu Talib, onların tehditlerine karşı yüce bir dağ gibi duruyor, gevşeklik ve fütur göstermiyor, kararlılığını elden bırakmıyordu. Kureyşliler, işin bu noktaya vardığını görünce, artık zulüm yapmaya ve kaba kuvvet kullanmaya karar verdiler. Kararları, Peygamber efendimizi öldürmekti. Ebu Talib'i ve beraberindeki Haşim oğullarını hiçe sayıyorlardı.
Ebu Talib, onların gizlice aldıkları suikast kararından haberdar olmuştu. Peygamber efendimizi korumak hususunda Abdü Menaf oğullarım toplantıya çağırmıştı. Onun bu çağrısına Abdü Menafoğulları arasından, sadece Muttalib oğulları icabet etmişlerdi. Bunlar, hem cahiliyet ve hem de İslamiyet döneminde Haşimoğulları'yla birlik içinde olmuşlardı. Haşimoğulla-rı da Ebu Talib'le beraber olmuşlardı. Ancak Ebu Leheb, Ebu Talible birlikte hareket etmemiş, Kureyşliler'in yanında yer almıştı. Onların zulümlerine ve yeğeni Hz. Muhammed'e yapılan suikast kararına katılmıştı. Şimdi de Zühri'nin bu konuda söylediklerine kulak verelim: "Müşrikler, müslümanlara karşı tavırlarını şiddetlendirmişlerdi. Müslümanların durumu zorlaşmış, eziyet ve belalara maruz kalmışlardı. Kureyşliler, Resulul-lah (sav)'i alenen Öldürmek için suikast planı kurmuşlardı. Ebu Talib onların bu planını öğrenince Muttaliboğulları'yla Haşimi-ler'i toplantıya çağırdı. Resulullah (sav)'i kendi mahallerine alıp himaye etmelerini ve suikastçılara karşı korumalarını istedi. Ebu Talib'in bu çağrısına Haşimiler içindeki müslümanlar da, kafirler de uydular. Bazıları iman ve yakinlerinden, bazıları da hamiyetlerinden dolayı bu çağrıya icabet etmişlerdi. Kureyşliler, akrabalarının Resulullah'ı topluca himaye ettiklerini duyunca müşrikleri toplantıya çağırıp şu karara vardılar: Haşi-moğulları'yla bir arada oturmayacaklar, onlarla alış veriş etmeyecekler, onların evlerine girmeyeceklerdir. Resulullah(sav)i kendilerine teslim etmedikleri sürece bu boykotlarını devam ettireceklerdi. Bu kararlarını ve suikast niyetlerini yazıya geçirdiler ve bir belge haline getirdiler. Artık Haşimoğulları'yla asla barışmayacaklar ve Hz. Muhammed'i, öldürmeleri için kendilerine teslim etmedikleri sürece onlara acımayacaklardı!"
Haşimoğulları, kendi mahalleri içinde üç yıl bekledikleri halde boykot hala devam ediyordu. Çeşitli eziyetlere ve zahmetlere maruz kalmışlardı. Pazarlar, kendilerine kapatılmıştı. Mekke'ye gelen yiyecek maddeleri kendilerine satılmıyor ve verilmiyordu. Dışardan gelen erzakları kendilerinden önce müşrikler gidip satın alıyorlardı.
Gece olup da, yatma zamanı geldiğinde, herhangi bir suikast karşısında kalmaması için Ebu Talib, Peygamber efendimize gelip kendisinin yatağında yatmasını söylerdi. Bazan da kendi oğullarına veya kardeşlerine veya amcası oğullarına, gelip Mu-hammed'in yatağında yatmalarını emrederlerdi. Bu büyük ve alicenab amca, Muhammed (sav)'e uykuda iken suikast yapılmasına karşı tedbir alıyordu. Bu yaşlı adam, kendini suikastçılara hedef kılıyordu. Zaman zaman Peygamber efendimizin yatağının yerini değiştiriyordu. Böylece asabiyet için değil, şefkat, muhabbet ve merhametinden Ötürü Peygamber efendimizi koruyordu. Cenab-ı Allah, bu büyük amcanın kalbine Hz. Mu-hammed'e karşı büyük bir şefkat, sevgi ve merhamet bırakmıştı.
Mü'minler gerçekten de büyük bir imtihan karşısmdaydılar. Haşimoğullarıyla Muttaliboğulları da aynı durumdaydılar. Kücücük çocukları açlıktan kıvranıyorlardı. îbn îshak'ın da dediği gibi, bu boykot çok yönlü olmuştu. Evlenmeyi dahi kapsamına almıştı. Müşrikler, Haşimilerden ve Muttaliboğullarından kız almadıkları gibi, onlara kız da vermiyorlardı.
Haşimoğullarıyla Muttaliboğulları, başlarında Ebu Talib ve Peygamber efendimiz olmak üzere bu boykot içinde üç yıl beklediler. Çocuklarının açlıktan kırıldıklarını görüyorlardı. Ama büyükleri asla aldırış etmiyor ve paniğe kapılmıyorlardı. Müşrikler bu boykotu onlara, Muhammed'i kendilerine teslim etmeleri için uygulamışlardı.
Cenab-ı Allah, Haşimoğulları'yla Muttaliboğulları içindeki müminlere ve kafirlerin kalblerine sabır vermişti. Bu süre içinde Cenab-ı Allah, insanlara iki ayet göndermişti:
1- Bir kurtçuk gelmiş müşriklerin boykot belgesinin her tarafını yemiş, sadece Allah'ın adıyla sıfatlarının bulunduğu kısmı bırakmıştı. Bununla o kurtçuk, adeta Allah adının zulüm belgesinde bulunmasına razı olmadığını göstermişti. Kurtçuğun boykot belgesini yediğini, sadece Allah adı ile sıfatlarının bulunduğu kısmı bıraktığım, Cenab-ı Allah Peygamber efendimize, doğru sözlü ve güvenilir elçisine haber vermişti. O'nun şanı büyük kudreti yücedir.
2- Bazan taşlardan da suların fışkırdığı gibi, zulüm ve düşmanlık belgesini imzalayan bir takım Kureyşli müşriklerin kalpleri de merhamete gelmişti. Haşimoğulları'nm karşı karşıya kaldıkları boykotun üçüncü yılında, Kureyş batınlarından olan Abdü Menafoğulları'ndan, Kusayoğulları'ndan ve diğer bazı Kureyşlilerden ileri gelen şahıslar, ileriye atılıp bu boykot kararının kötü bir karar olduğunu söylediler. Bu belgeyle akrabalık bağlarının hiçe sayıldığını, gerçeğin gözardı edildiğini ifade ettiler. Kabe tavanında asılı olan bu belgeyi iptal etmeyi ve bunun getirdiği haksızlıkları ortadan kaldırmayı istediler. Ku-reyş'in önde gelen şahsiyetleri bu düşüncede iken Ebu Talib, onlara bir kurtçuğun boykot belgesini yediğini ve belgede sadece Allah adının yazılı olduğu kısmı bıraktığını söyledi. Beraberinde Abdülmuttaliboğulları'ndan birkaç kişi de Kureyşliler'in yanlarına gitmişlerdi. Kureyş'in büyük kalabalığı içinde E3u Talib onlara şöyle dedi: "Size bildirmemiz gereken bir gelişme oldu. Üzerine imza koyduğunuz şu belgeyi getirin de görelim. Belki aramızda bir barış meydana gelir." Kureyşliler onun bu sözlerinden dolayı umuda kapıldılar. Haşimoğulları'nın Muhammedi kendilerine teslim edeceklerini sandılar. Bu umutla hemen boykot belgesini getirdiler ve Ebu Talib ve adamlarının önüne koydular. Sözcüleri onlara şöyle dedi:
"Ey Haşimiler! Artık Önerilerimizi kabul etmenizin ve toplu-lumumuzu birleştirmenizin zamanı gelmiştir. Bizim aramızı sadece bir kişi bozmuştur. Milletimizi tehlikeye sokacak o adamı himayenize alarak, kavminiz için tehlike yarattınız!"
Bu sözcünün söylediklerine Ebu Talib şu karşılığı verdi:
"Size içinde doğruluktan başka bir şeyin bulunmadığı bir haber vermeye geldim. Asla yalan söylemeyen yeğenim Muham-med, bu belgenizin kurtçuklar tarafından yendiğini, ancak Allah adının yazıldığı kısmın yenmeden kaldığını söylüyor. Allah sizi, bize karşı reva gördüğünüz haksızlık ve zulümlerle başba-şa bırakmıştır. Eğer yeğenimin bana söyledikleri doğru ise artık gafletten uyanın ve şunu iyi bilin ki, onu size asla teslim etmeyeceğiz. Son ferdimize kadar hepimiz ölmedikçe onu teslim alamazsınız. Eğer yeğenimin söyledikleri yalansa, onu size teslim ederiz. Siz de dilerseniz öldürür, dilerseniz bırakırsınız." Ebu Talib'in bu sözlerine Kureyşli müşrikler: "Söylediklerini kabul ediyoruz" dediler. Kabe'de asılı duran belgenin sağlamlığına güvendikleri için, sonucun kendi lehlerine olacağını ve Muhammed'in de kendilerine teslim edileceğini sanmışlardı.
Boykot belgesini yerinden çıkarıp getirdiler. Onun, Peygamber efendimizin ve doğru sözlü elçinin haber verdiği gibi, kurtçuk tarafından yenilmiş olduğunu gördüler. Hakka davet edilmişler, ancak hak belgelerle birlikte kendilerine geldiği zaman, iman etmemişlerdi. Küfür ve inatlarında ısrar ederek, kafirce sözler sarfettiler ve: "Bu da sizin adamınızın bir büyüsüdür" dediler. Yine küfürlerine döndüler ve öncekinden daha kötü tutumlar sergilediler. Resulullah (sav)'e karşı daha şiddetli düşman oldular. Gördükleri ayet ve mucize, onların küfürlerini daha da arttırmıştı.
Abdülmuttaliboğulları'ndan olup Ebu Talib'le birlikte Ku-reyş meclisine gelen gurubun sözcüsü onlara şöyle dedi: "Bizden başkaları sihir ve yalana daha layıktırlar. Ne dersiniz? Üzerinde karara vardığınız boykot belgesi, küfür ve sihre daha yakındır. Eğer sizler sihir üzerinde ittifak etmiş ve karara varmış olmasaydınız belgeniz bozulmayacaktı.Çünkü "Sizin elinizin altında bulunuyordu. Buna rağmen içinde Allah adının yazılı olan kısmından başka her tarafı, kurtçuk tarafından yenildi. Şimdi, bizim mi, yoksa sizin mi sihirbaz olduğunu söyleyin!"
Ebu Talib ile birlikte Kureyş meclisine gelmiş olan akrabalarının sözleri, her ne kadar müşriklerin kalplerine şifa olmamışsa da, onların batıl üzerinde karar birliği etmiş olan saflarını yardı. Kusayyoğulları'ndan, Abdü Menafoğulları'ndan ve diğer boylardan bazı kimseler çıkıp boykotu kınadılar. Bu kararı benimsemediklerini ve karşı olduklarını ifade ettiler. Hiç tered-düte düşmeden, fikirlerinden geri dönmeden kesin bir ifade ile bu boykot belgesiyle alakaları olmadığını bildirdiler. Nefis bakımından murdar, akıl ve fikir bakımından sapık olan Ebu Cehil, bu işin geceleyin yapılmış olduğunu ifade etti.[1]
Bu olaydan çıkarılacak sonuç şudur: Kureyşliler, küfür ve inatlarında Muhammed (sav)i öldürecek kadar ileri gitmişlerdi. Onu öldürdükten sonra karşılaşacakları sonuca aldırış etmiyorlardı. Haşimoğullarınm intikam alacağı ihtimalini düşünmüyorlardı. Muhtelif kabilelerden katiller toplayıp Muhammed (sav)'i bunlara Öldürtmeyi düşünmüşlerdi. Böyle yaptıkları takdirde Haşimoğulları'nm bütün kabilelere karşı kan davasına kalkışamayacağını düşünmüşlerdi. Böylece Haşimoğulları suikasta boyun eğecek ve Kureyşli müşrikler de bu beladan (!) kurtulacaklardı. Çünkü daveti kökünden kazıyacak ve Muhammed (sav)i Öldüreceklerdi. Ama davetin sahibi Muhammed (sav), bu alçakça plana karşı sadece Rabbi'nin yardımına güveniyordu. Onun alicenab ve büyük şahsiyet sahibi olan amcası, bütün yükü omuzuna alıp eziyetlere karşı göğüs geriyordu. Her türlü yola başvurarak Muhammed (sav)'i korumaya çalışıyordu. Suikasttan korumak için onu kendi yatağında yatırıyor ve kendini ona feda etmeye hazırlanıyordu. Bütün bunlara rağmen Ebu Talib, yeni dine girmiyor ve eski inançlarında ısrar ediyordu. Bu kıssada görüldüğü gibi, Kureyşliler içinde, kar (leşlerinin başına gelen imtihan ve fitneden elem duyanlar da bulunuyordu. Hatta bazıları, Muhammed (sav)i tasdik etmeye meyletmişlerdi. Hatta bu nedenle bir çokları islam'a girmişlerdir. Nitekim, ilk başta gönüllü olarak boykota katılan kimseler, artık boykotun doğurduğu sonuçlara tahammül edemez hale gelmişlerdi. Boykotun başlangıçta bir tehdit niteliği taşıdığını sanıyorlardı, ama boykot kararlarının uygulandığını görünce, bunu hazmedememişlerdi. Bu sebeple bazı müşrikler, mü'min-lere gizlice yemek gönderiyorlar, bunu gören ve mü'minlerle akrabalık bağı olan diğer bazıları da olaya göz yumuyordu.
Rivayete göre Hz. Hatice'nin kardeşinin oğlu Hakim bin Hü-zam bin Huveylid, kölesiyle birlikte bir miktar buğday yüklenerek halası Hz. Hatice'ye götürmüştü. Bunu gören Ebu Cehil, onun yakasına sarılmış ve şöyle demişti: "Haşimoğulları'na mı gidiyorsun? Allah'a andolsun ki, ne sen, ne de erzakın oraya gitmeyeceksiniz! Yoksa seni Mekke'de rezil rüsvay ederim!"
Bu sırada orada bulunan Ebu'l-Buhturi bin Hişam bin Haris bin Esed, Ebu Cehil'i kınayarak şöyle dedi: "Sana ne oluyor? Adama ne karışıyorsun? Haşimoğulları'na yemek götürüyorsa, sana ne!" Peygamber'in yanında bulunan halasına erzak götüren bir adama ne karışırsın?! Adamı bırak da yoluna gitsin." Fakat Ebu Cehil bir türlü adamın yolundan çekilmiyor ve onu engelliyordu. Nihayet her ikisi de karşılıklı olarak birbirlerine lanet etmeye başladılar. Fakat Ebu Cehil, sadece kaba kuvvetten anlardı. Ebu'l-Buhturi yerde duran bir devenin çene kemiğini alıp Ebu Cehil'in kafasına vurdu ve kafasını yardı. Sonra da yere yatırıp dövdü.
Olay Abdülmuttalib oğlu Hz. Hamza'mn gözleri Önünde olmuştu. Fakat müşrikler bu aurumun müslümanlar tarafından görülmesini ve Haşimoğulları'nın kendilerine karşı sevinç duymalarım istemiyorlardı.
Müslümanlara ve boykot altında bulunan Haşimiler'e işte bu şekilde erzaklar götürülüyordu. Erzakı götürenlerden bazıları da boykot belgesine imza atanlardı. Fakat bunlar boykot kararının uygulanmasına rıza göstermemişlerdi. Bu kararın kaldırılmasını umuyorlardı. Fakat buna rağmen Haşimoğulla-rı'yla Muttaliboğulları çeşitli eziyet ve zahmetlere maruz kalmışlardı. Bunların gördükleri eziyet ve zahmetlerin en şiddetlisini Peygamber efendimiz çekmişti.
İslami Okul Okulların En Önemlisi