Son Peygamber 2.cilt - 2Cilt - 48. Sayfa
Boykot Belgesini İptal Çabaları
Şiddetin ve zulmün aşırı derecelere varması, bazı zalimlerde bile bir nevi şefkat duygularının kabarmasına yol açar. Hakka davet eden sabırlı mazlumların sebepsiz yere acı, zulüm ve işkencelerle karşı karşıya kalmaları, zalimlerin kalblerini bile yumuşatabilir.
Kureyşliler amcazadeleri olan Haşimilerle Muttaliboğulları-na zulmetmişlerdi. Halbuki bunlar, Kureyşlilerle yakın akraba idiler. Aralarında akrabalık bağları gibi, ortak bir şeref ve itibara da sahiptiler. Durum böyle olunca, Kureyşliler, bunların çekmekte oldukları eza ve cefaları da paylaşmak mecburiyetinde olduklarını hissettiler. Nitekim bunlarla olan amcazadelik şerefini de paylaşmış ve bu şereften fayda görmüşlerdi.
Boykot kararma Kureyşlilerin tümünün gönülden katıl-mış olduklarını söyleyemeyiz. Haşimiler ve Muttaliboğulları'yla olan bütün dostluk bağlarını koparmamışlardı. Öfke, muhalefet veya hatalı muhafazakarlık sebepleriyle herhangi bir çağrı yapıldığı zaman, en korkakları dahi putperestlikten ve cahiliyet-ten kaynaklanan hamiyet ve gayretlerinin tesirine kapılarak o çağrıya icabet ederdi. Bu, bütün Kureyşliler'in, o günahkar da-vetçiye ve günah davete kulak verip icabet ettikleri anlamına gelmez. Aksine o karara katılanlar, fevri bir teessürün altında kalmışlardır. Fakat o fevri kızgınlık sakinleşince, geride saf duygular beliriyordu. Tıpkı unutkanlık halini andıran bir haldeydiler. Sonunda yaptıklarının hatalı olduğunu anlamışlardı. Çünkü aralarında sevgi ve akrabalık bağları vardı. Yolları ayrı, itikatları birbirine zıt olsa da, aralarındaki bağlar onları bir noktada birleştiriyordu. Bu, devamlı zulmün tatbikini engelliyordu.
Bu boykot, bazı kalpleri çatlatarak İslam'a karşı şefkat duyulmasına sebep olmuştu. Batılın, hak ehline -zulmettiğini ortaya çıkarmıştı.Delilleri görmedikleri için, inatlarında ileri gitmişlerdi. Diğer Arap beldelerindeki insanlar bu boykotu duydukları ve sebebini öğrendikleri zaman, meseleyi kendi aralarında tartışıyor ve bu kararı verenlerin zalimliklerine hükmediyorlardı. Böylece de İslam'ın hakikati her tarafa yayılıyor ve insanların gönüllerine sirayet ediyordu. Peygamber efendimiz de hakikati açıklamaktan ve nuruyla, delilleriyle insanlığı aydınlatan Kur'an-ı Kerim'i okumaktan geri durmuyordu. Kur'an-ı Kerim, ilahi bir kitap olması nedeniyle yüksek bir şerefe sahipti. İşte o Kitap ile insanlara sesleniyor ve müstakim yaratılışta olan kimseleri gerçeğe davet ediyordu.
Bütün bu sebeplerden dolayı boykot belgesinin iptali gerekiyordu. Çünkü bu belgenin, belirli bir amacı ve hedefi yoktu. Uzak yakın bütün Araplar arasında Muhammedi davetin yayılmasını engelleyememişti. Bu daveti gizleme çabası ne kadar ço-ğalırsa çoğalsın, yine de onun nuru etrafa yayılıyor, pınarı fışkırıyor, ışığı çevreyi aydınlatıyordu.
Daha Önce de işaret ettiğimiz gibi, birçok sebeplerden dolayı, müşriklerin uyguladığı boykot, tam anlamıyla başarıya ulaşamamıştı. Kendilerine boykot uygulananlar birtakım zulümlerle karşı karşıya kalmışlar, fakat bütün Kureyşliler'in gönülleri o boykotu desteklememişti. Buna örnek olarak Hakim bin Hüzzamın hikayesini önceki sayfalarda anlatmıştık.
Bu olayın da ortaya koyduğu gibi, bazı Kureyşliler mazlumlara şefkat duymuş, yakınlarına ikram etmişlerdi. Bu hususta İbn îshak şöyle der:
"Hişam bin Amr bin Haris, bu konuda en güzel imtihan geçiren kimsedir. O, kavminin en şerefli kişilerinden biriydi. Gelen rivayetlere göre, o, devesine erzak yükler, boykot altında bulunan Haşim oğullarıyla Muttalib oğullarının mahallesine getirir, devenin yularını boynundan çıkarıp hayvanı serbest bırakırdı. Müslümanlar gece vakti gelen bu deve üzerindeki erzak yükünü boşaltırlar ve deveyi tekrar geldiği yöne gönderirlerdi. Bu olay hep aynı şekilde tekrarlanırdı. Böylece müslümanların ihtiyaç duydukları erzak kısmen temin edilmiş olurdu."
Onun böyle yapması, Kureyşliler'le arasındaki ahde muhalefet sayılmazdı. Çünkü günahkarlar için ahid yoktu. Onların ahdine vefa gösterilmez. Hişam, akrabalık bağlarına riayet ettiği için, kavminin, işlediği zulme ortak olmamıştı. Çünkü kavminin yaptığı iş, büyük bir zulümden ibaretti.
Boykot altındaki akrabalarına bu şekilde yardım etmesi, Hi-şam'ın çok şerefli bir kimse olduğunu gösterir. O, sahip olduğu bu şeref dolayısıyla, boykot belgesini iptal çalışmasında da ilk sırayı işgal etmiştir. Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi, Peygamber (sav) efendimiz, bir kurtçuğun gelerek o boykot belgesini yediğini ve sadece Allah adının yazılı olduğu kısmı bıraktığını haber vermiştir. O kurtçuk, müşriklerin günahlarını yüzlerine çarpmıştır.
Fakat bu belge nasıl iptal edildi ve iptal çalışması nasıl sonuçlandı? Boykot kararını verenlerin safları arasında nasıl gedik açıldı? Şimdi bu hususu açıklamaya çalışalım:
Bu çalışmaları Hişam bin Amr bin Haris başlatmıştı. Boykotun kaldırılması için uyguladığı yöntemi "el-Bidaye ve'n-Niha-ye" adlı eserden nakledelim:
"Hişam, Züheyl bin Umeyye bin Muğire'ye gitti. Onun annesi, Abdülmuttalib kızı Atike idi. Ona şöyle dedi: fEy Züheyl, sen dayılarının alışverişten, kız ve erkeklerini evlendirmekten mahrum ve aciz bırakıldıklarını bildiğin halde, nasıl olur da istediğini yemeye, içmeye, giyinip kuşanmaya, evlenmeye razı olursun? Allah'a andolsun ki, Ebu CehiVin, seni dayıların aleyhinde andlaşmaya davet ettiği gibi, sen de onu kendi dayıları aleyhinde böyle bir andlaşmaya davet etmiş olsaydın, senin davetine o hiç kulak asmaz ve gelmezdi!"
Züheyl: "Ey Hişam! Ben yalnız bir adamım. Tek başıma ne yapabilirim? Eğer yanımda başka bir kişi daha olsaydı andlaş-mayı bozmaya kalkışır ve bozuncaya kadar uğraşırdım!" dedi.
Hişam: "Sana bir adam buldum!" dedi.
- Kimdir o adam?
- Benim!
Züheyl dedi ki: uBize üçüncü bir adam daha bul!"
Hişam, bunun üzerine Mut'im bin Adiy'e gitti ve ona şöyle dedi: "Ey Mut'im! Gönlün Kureyş'in, Abdü Menaf oğullarını gözünün önünde helak etmelerine nasıl razı olur? tmkan verdiğiniz takdirde, o andlaşmayı sizden önce bozmaya niyetliyim"
Mut'im şöyle dedi: "Ben bir tek adamım, tek başıma ne yapabilirim?!"
Hişam:
- Sana ikinci bir adam buldum!" dedi.
- Kimdir o?
- Benim!
- Bize üçüncü bir adam daha bul.
- Onu da sağladım.
- Peki o kim?
- Züheyl bin Ebi Ümeyye.
- Öyleyse bize bir dördüncü kişi daha bul.
Hişam, kalkıp Ebu'l-Buhteri bin Hişam'a gitti. Mut'im'e söylediğini ona da söyledi.
Ebu'l-Buhteri "Bu işte bana yardım edecek birisi var mı?" diye sordu. Hişam da, evet, cevabını verdi.
- Kimdir o?
-Züheyl bin Ebi Ümeyye ile Mut'im bin Adiy. Ben de seninle beraberim!
- Öyle ise bize beşinciyi de bul1.
Hişam, kalkıp Zem'a bin Esved bin Muttalib'e gitti. Durumu ona anlattı. Hayatları tehlikede bulunan Haşim ve Muttalib oğullarıyla olan akrabalığından ve aradaki haklarından bahsetti.
Zem'a: "Beni davet ettiğin bu işte bize yardımcı olacak kimse var mı?" diye sordu. Hişam, "evet vardır" dedi ve onların isimlerini saydı. Bunun üzerine, geceleyin Mekke'nin Hacun denilen yöresinde buluşmayı kararlaştırdılar ve orada bir araya gel-dier. Andlaşmayı bozup Haşim ve Muttalib oğullarını boykot altında tutuldukları mahalleden çıkarmcaya kadar çalışmak üzere yemin ettiler. Züheyl: "Aranızda ilk konuşan ben olacağım" dedi. Ertesi günü sabahleyin Kureyş'in toplantı yerine geldiler. Züheyl, üzerinde ağır ve kıymetli bir elbise olduğu halde, Kabe çevresinde tavaf ettikten sonra, halkın yanına geldi ve şöyle dedi: "Ey Mekkeliler! Biz burada yeyip içerken ve giyinip kuşanırken, öte tarafta Haşim oğullarının alış verişten mahrum edilmeleri, darlıklar, sefaletler içinde kıvranmaları doğru mudur?! Vallahi akrabalık bağlarını kesen o zalim boykot belgesi yırtıljnadıkça sizinle mücadeleden vazgeçmeyeceğim." O sırada Mescid-i Haram'm bir tarafında bulunan ve Züheyl'ih konuşmasına sinirlenen Ebu Cehil'in sesi yükseldi: "Yalan söylüyorsun, o belgeyi yırtmaya gücün yetmez!" dedi.
Zem'a bin Esved, Ebu CehiFe şu karşılığı verdi: "Asıl yalancı sensin! Zaten biz o yazıya daha işin başında razı değildik."
Ebu'l-Buhteri de şöyle dedi: "Zem'a doğru söylüyor biz orada yazılı olanları tamamiyle kabul ve tasdik etmemiştik! Mut'im de şöyle dedi: "Bu ikisinin söyledikleri doğrudur! Bunun tersini söyleyen yalan söylemiş olur. Biz bu sahifeden ve onda yazılı olanlardan uzaklaşır, Allah'a sığınırız!"
Hişam bin Amr de Mut'im'i destekleyince, Ebu Cehil dayanamadı ve şöyle dedi: "Burada söylenenler daha önce planlanmış şeyler!"
Bu karşılıklı konuşmalardan anlaşıldığına göre kalplerinde Haşimoğullarına karşı kin bulunmayan Kureyşli büyükler, her ne kadar Peygamber efendimizin davetine icabet etmemişlerse de, böyle bir boykotu da desteklememişlerdir. Çünkü bu boykot, sonuç olarak Peygamber efendimize, onun aşiretine ve onun davetine karşı insanların şefkat duygularım galeyana getirmişti. Bu boykota karar verenlerin bir çoğu aldatılmışlardı.
Bu karşılıklı tartışmalar ve konuşmalar cereyan ederken, kavmin büyüğü olan Ebu Talib Mescid-i Haram'ın bir köşesinde oturmuş, konuşulanları dinliyordu. Söylenenler sanki onu ilgilendirmiyor gibiydi. Ebu Cehil ile benzerlerinin yaptıkları eziyetleri çekenler, sanki kendisi ve aşireti değildi. O, kavminin alicenab kimselerinin sevgilerini bekliyordu. Kureyşliler arasında bu tartışmaların yapıldığını ve işi seçkin kimselerin ele aldığını, boykot kararım iptal etmek istediklerini anlayınca, Peygamber efendimizin kendisine verdiği gerçek haberi ve doğru sözleri Kureyşliler'e intikal ettirmek istedi ve şöyle dedi:
"Ey Kureyş topluluğu! Yeğenim Muhammed'in bana verdiği habere göre bir kurtçuk gelip boykot kararının yazılı olduğu sa-hifeyi yemiştir. Böylece o yalan ve iftiralarla dolu belge ortadan kalkmıştır. Kurt, yalnızca Allah adının yazılı olduğu kısmı bırakmıştır. Eğer onun söyledikleri doğru ise, gelin şu boykot kararınızdan vazgeçin. Ama Muhammed'in söyledikleri yalan ise, onu size teslim edeceğime söz veriyorum." Belgeyi getirip yenilmiş olduğunu ve Peygamber efendimizin haber verdiği gibi Allah adının yazılı olduğu kısmın bırakıldığını görünce, Kureyşliler o belgeyi yürürlükten kaldırdılar. Ebu Cehil ve benzerlerinin hoşuna gitmese de, boykot kararı böylece iptal edilmiş oldu.
Boykot Kararının Fiilen İptali
O uğursuz belge iptal edildi. Şüphesiz cahiliyet ortamında bile, hakkı gören gözler eksik değildi. Akrabalık bağlarına riayet eden kimseler vardı. Zaten Kureyşliler'in bir çoğu, boykot altındaki Haşimiler ve Muttalib oğulları ile hısım ya da yakın akraba idiler. Bir kısmı mürüvvet ve hamiyyet duygularına bir kısmı şefkat ve merhamet duygularına kapılarak -dinleri farklı da olsalar- müslümanlara yapılan eziyetlere son verilmesini istediler. Ebu Cehil'in alçaklığına karşı direndiler. Onun burnunu yere sürdüler. Hatta sözcüleri: "Eğer Ebu CehiVin bu müs-lümanlarla akrabalığı olsaydı, bu boykota razı olmazdı" demişti.
Müslümanlara karşı mürüvvet gösteren şerefli kimseleri Peygamber efendimiz takdir etmiş ve kadirşinaslıkla karşılamıştı. O mürüvvet sahiplerinin bir çoğu İslam'a girmiş ve mükemmel birer müslüman olmuşlardı. Cahiliyetleri döneminde hayırlı kimseler oldukları gibi İslamiyet döneminde de hayırlı kimseler olmuşlardı. Böylece iki güzelliği kendi işlerinde bir araya getirmişlerdi. Hem himmet ve mürüvvet şerefi, hem iman şerefini elde etmişlerdi. Ama bir kısmı da İslam'a girmemişlerdi. Buna rağmen Peygamber efendimiz, onların mürüvvetlerini takdir etmiş ve haklarım unutmamıştı. îşte bu mürüvvet sahibi olan, ancak İslam'a girmeyenlerden biri de Ebu'l-Buhteri idi. Ebu'l-Buhteri, boykot altında bulunan Peygamber efendimizin zevcesi ve kendisinin de halası olan Hz. Hatice'ye erzak götürmekte olan Hakim bin Hüzzam'a engel olan Ebu Cehil'in yakasından tutmuş, bir deve kemiğiyle onun kafasına vurarak yaralamış, sonra da ayağının altına alıp dövmüştü. Yine Ebul-Buhteri, Kabe-i Muazzama'nın etrafında toplanıp boykot belgesinin yırtılmasını ve ondaki kararların iptal edilmesini savunan beş şerefli kimseden biriydi. Bu kararında ısrar ederek Ebu Cehil ve benzerlerini yenik düşürüp rezil etmiştir. Peygamber efendimiz onun bu iyiliklerini unutmamıştı. Allah'ın elçisi Muhammed (sav), zaten yapılan eski iyilikleri hiçbir zaman unutmayan bir insandı. Bu iyiliklere karşı en büyük ikramlarda bulunmuştur. Vefakarlık, İslam ahlakının canlı bir örneği olan Peygamber efendimizin en başta gelen özelliklerinden biriydi.
Peygamber (sav) efendimizin, diğer kardeşleri gibi, Ebu'l-Buhteri'nin de müslüman olmasını ve iki güzelliğe erişmesini temenni etmişti. Ama Ebu'l-Buhteri İslam'a girmemiş, müşrik olarak kalmıştı. Peygamber efendimiz onun müşrikler safında yer alarak büyük Bedir gazasına katıldığını haber aldığında müslümanlara, onunla karşılaştıkları takdirde öldürmemelerini ve ona karşı temkinli davranmalarım tavsiye etmişti. Mücahitlerden biri Ebu'l-Buhteri ile karşılaşmıştı. Fakat Ebu'1-Buh-teri'nin yanında bir de arkadaşı vardı. Mücahit, ona Peygamber efendimizin tavsiyesini anlatmıştı. Fakat o, arkadaşı öldürüldüğü halde kendisinin hayatta kalmasını kabul etmiyordu. Ya ikisi birden kurtulacak, ya da ikisi birlikte öldürüleceklerdi. Mücahitler, neticede ikisini de öldürdüler.
Zanmmca onu ve arkadaşını öldüren mücahit, Peygamber efendimizin tavsiyesine aykırı davranmıştır. Çünkü Peygamber efendimiz, onunla karşılaşıldığı takdirde öldürülmemesini emretmişti. Ebu'l-Buhteri ile arkadaşını öldjirmemeyi engelleyen bir sebep yoktu. Her ikisini de serbest bırakmak, belki de yapılanların en güzeli olurdu. Çünkü islamiyet, zaruret olmadıkça adam öldürmeyi yasaklamıştır. Eğer Ebu'l-Buhteri yaşasaydı, belki de müslüman olacaktı. îman ettikleri takdirde cahiliyet devrindeki Kureyşliler'in seçkinleri, İslamiyet devrinde de seçkin kimseler olmuşlardı. İçimde Ebu'l-Buhteri'nin, Peygamber efendimizin iradesi dışında öldürülmüş olduğu konusunda bir duygu vardır:
İslami Okul Okulların En Önemlisi