Pazartesi, 8 Cemaziyelevvel 1448
← Geri 🏠 Hadis Kütüphanesi

SON PEYGAMBER HÂZRET-Î MUHAMMED - Sonpeygambermevlanasiblinumani - 1. Sayfa

SON PEYGAMBER HÂZRET-Î MUHAMMED.. 1

SIRETÜ’N-NEBİ. 1

Türkçe'ye Çevirenin Sunuşu. 1

Dördüncü Baskının Önsözü. 3

İkinci Baskının Önsözü. 5

Birinci Baskının Önsözü. 6

«İthaf». 8

 

 

 

SON PEYGAMBER HÂZRET-Î MUHAMMED

 

SIRETÜ’N-NEBİ

 

Türkçe'ye Çevirenin Sunuşu

 

Elinizdeki bu eser, 1912 yılının Haziran ayının 12'sinde Bombay şehrinde Şib-lî Numânî tarafından yazılmaya başlandı. Aslında Şiblî böyle Önemli bir ese­ri yazmayı çok önceden tasarlamıştı, "islâm Kahramanları" adıyla bir dizi kitap yazarak, öncelikle, yeni nesle heyecan verecek olan büyük insanların, tarihte ün salmış önemli müslümanlarm hayatlarını, yaptıkları büyük işleri anlatacaktı. Nitekim bu noktada bazı kitapları kaleme aldı. Fakat bu eserlerin başını, Hz. Pey­gamberin hayatı çekmeli diye düşündü. Bir kaza ile bacağının birini kaybetmiş, ar­kasından çeşitli hastalıklar vücûduna musallat olmuştu. Ömrünün azaldığını his­seden Şiblî İslâm tarihini süratle yazmaya karar vermiş, hemen bir yazı heyeti oluş­turarak her birine görevler vererek işe başlamıştır, islâm'a saldıran batılıların eser­lerini tercüme edenler, Arapça kaynak eserleri temin edenler, karalamaları temize çekenler v.s. durmadan Şiblf nin talimatını yerine getiriyor, Şiblî ise geceli gündüz­lü yazarak bu çok Önemli eseri bir kaç sene içinde bitirmeyi istiyordu. Fakat işin içine girince konular o kadar çoğaldı, yazılması gerekli olan meseleler o kadar ka­bardı ki, sonuçta eserin en ideal bir eser halini almasına, konusunda bir şaheser ol­masına karar verdi.

Nitekim Ebul Hasan Ali Nedvî, "Şahsiyyât ve Kütüb" adlı eserinin 69'ncu sayfa­sında, kitap hakkında: " Bu eser, Hz. Peygamberin hayatı konusunda en sağlam, en ilmî, en güvenilir bir kitap oldu ki, dünyada müslümanlarm konuştuğu dillerin hiçbirinde benzeri bir eser asla yoktur." der.

Şiblî eserin birinci cildini bitirip bastırdıktan sonra, onun çok beğenildiğini gör­dü. Her taraftan teşekkürler ve tebrikler yağıyordu. Büyük coşku ve gayretle ikinci cildini yazmaya başladı, ikinci cildin sonuna doğru Şiblî'nin sıhhati çok bozuldu. Sanki yanan bir mum gibi süratle eriyordu. Bir dostuna yazdığı mektubunda ise, "Beynim sıcak, duru ve çok faal, ama bedenim soğuk ve çok bitkin" diye yazıyordu.

İki-üç günde bir kanama geçiriyor, böylece takattan düşüyordu. Tabiblerin te­davileri kâr etmez oldu ve nâdir yetişen bu çok yönlü büyük ilim adamı 18 Kasım 1914 tarihinde Çarşamba günü saat 05.30'da ebedî âleme göçtü.

Baş ucunda bekleyen öğrencisi, yine dünyaca ünlü bilgin, Seyyid Süleyman Nedvî'ye; "Bu muhteşem eseri ancak sen tamamlarsın, yazıp koyduğum yazı pla­nına göre bu eseri bitir! Bu eser müslümanlar için çok faydalı olacaktır." diye vasi­yet etmiş, öğrencisi de kesinlikle bu görevi yerine getireceğine söz vermiş, gerçek­ten de sözünü eksiksiz yerine getirerek çok hacimli dört cilt daha ilâve ederek altı cilt halinde eser tamamlanmıştır.

Ciltlerin çoğu dokuz yüz sayfa tuttuğuna göre eserin hacminin ne kadar büyük olduğu anlaşılır.

Şiblf nin yazdığı ilk iki cilt Hz. Peygamber Efendimizin hayatını, İslâm'ın do­ğuşunu ve nebevi ahlâkı anlatır. Seyyid Süleyman Nedvî'nin yazdığı bölümler ise, Hz. Peygamber'in kişiliğini, peygamberliğinin aklî ve naklî delillerini, Kur'an-ı Kerîm'in indirilişini, özelliklerini, muhtevası ve İslâm dininin temel yapısını, inançları, ibadetleri ve bunların hikmetlerini, güzelliklerini anlatır.

Kısacası İslâm dinini oluşturan ana unsurları ve kavramları o kadar ilmî bir dü­zeyde ve mantık ölçüleri içinde sunmuştur ki, esere Özellik ve üstünlük sağlayan yönü de zaten buradadır. Esere hâkim olan metod inanan veya farklı bakış açıları­na sahib olan insanların aradıkları nesnel delilleri en geniş ayrıntıları ile ortaya koymak, normal aklın direnemeyeceği mantık verileriyle insan aklına İslâm'ın ger­çekliğini kabul ettirmektir.

Bu ölçü içinde, önce Kur'ân-ı Kerim sonra Peygamberimizin hadisleri temel öl­çü alınmış, sonra Hz. Peygamber'in hayatını anlatan sîret ve meğâzî kitapları için­de, o döneme yakın bir zamanda yazılmış ana kaynaklar ve konunun güvenilen ilk yazılı eserleri ölçü kabul edilmiştir.

İngilizlerin, Hindistan'ı tamamen teslim almalarından sonra İngiliz dili ve kül­türü yeni nesli kendi potası içinde şekillendirmeye başlamış ve yeni hakim güç, be­yinleri de teslim almıştı. Topluma yön veren eğitim İngilizce ve İngiliz mantığına, kültürüne göre veriliyordu. Diğer taraftan yoğun bir hıristiyanlık propagandası yapılıyor, Özellikle bazı kasıtlı kişiler, İslâm'ın temel inançlarım sarsacak çarpıtma­larla dolu eserler yazıyorlardı. Bu günlerde İslâm aleyhine nasıl korkunç planlar uygulanıyorsa o gün de aynı oyunlar, şeytanî tuzaklar kuruluyordu. Ne yazık ki siyâsî çöküşle birlikte bilgi açısından da islâm'dan uzak kalış, genç ve eğitimli be­yinler üzerinde bu kitapların ve saptırmaların korkunç etkisini bırakıyordu.

İşte bu durumun vehâmeti karşısında böyle bir eser kaleme alınmış ve özellik­le o günlerde İslâm toplumuna güç ve direnç kazandırmıştır.

Margoliouth'un "Muhammed" isimli eseri ile Sir William Muir'un "The Life of Muhammed" isimli eserleri, îtalyan Caetani'nin "islâm Tarihi" adlı kitapları sadece Islama saldırı ve İslâm inançlarını gerçeğinden saptırıcı bir amaç için hazırlanmış­lardır ve aynı amaçla Hüseyin Cahit Yalçın bu eseri Türkçe'ye tercüme etmiştir. Bütün bunlar göz önüne alındığında bu kalitede eserlerin ümmete ne büyük hiz­metler sağlayacağı görülür. Şiblî, doğuda batıda ün salmış çok büyük bir ilim ada­mı olduğu için şüphesiz ki yazdığı bu kitap da ilim çevrelerinde değerli bir eser ka­bul edilmiştir.

"Sîret-el-Nebî" adıyla yayınlanan eser, değişik zamanlarda daha başka kişiler tarafından yazılan kitaplarla genişletilmiştir. Sahabenin dönemi, Tabiîn dönemi, tarih olarak ele alınmış ve başka isimlerle hizmete sunulmuşsa da bunlar Türki­ye'de hep "Asr-ı saadet" dizisi altında yayınlanmıştır. Halbuki bu eser Şiblî ve Sü­leyman Nedvfnin yazdıkları orjinal kitap olarak altı cildden ibarettir.

Eserin bazı ciltleri Ömer Rıza Doğrul tarafından tercüme edilmiş, diğer cildleri ise Şiblî'nin başka eserleri bu diziye katılarak "Asr-ı Saadet" adıyla yayınlanmıştır.

Ömer Rıza Doğrul, kitabın yazıldığı Urdu dilini bilmiyordu. O günlerde, o günkü adıyla erkânı harbiye mektebi "Harb Akademisi"nde ingilizce öğreten Hin­distan asıllı, kendisini yakînen tanıdığım Merhum Hasan Zafer Aybek kitaba ba­karak, sözlü olarak İngilizce'ye tercüme etmiş, Ömer Rıza Doğrul da o anda duy­duğu bu İngilizce tercümeyi Türkçe anladığı şekilde yazmış ve tercüme böyle ya­pılmıştır.

Görebildiğim kadarıyla eserde enteresan, fahiş yanılmalar ve yanlışlıklar yapıl­mıştır. Buna bir tek örnek vermek isterim. Kitabın aslında "Hz. Peygamber, bir ko­nuda kendisine vahiy ile ilâhî hüküm gelmemişse o konuda Tevrat'a göre karar ve­rirdi." yazıldığı halde tercümede "Hz. Peygamber kendisine vahiyle bir konudu ilâhî hüküm bildirildiği halde Tevrata göre karar verirdi" diye yazılmıştır. Hatanın korkunçluğu ortadadı. Buna yakın hatalar bulunmaktadır.

Bir de eserin üçüncü cildinden —altıncı cilt dahil— itibaren geri kalan kısmı tercüme edilmemiştir. Bu ciltlerde verilen bilgilerin, emsalsiz bir vukufla ve ben­zersiz bir maharet ve sadakatle yazıldığı dikkate alınarak dilimize kazandırılmala­rı elzemdir. Bu mübarek hizmeti yapabilecekler, kolları hemen sıvamalıdır.

Eğer bir millet peygamberini çok iyi tanımıyorsa dînini bilmiyor demektir. Ya­van ifâdelerle, sönük duygularla kaleme alınan, hiç bir ilmî yeteneği olmadığı hal­de başka eserleri önüne koyup çala kalem ortaya kitap sürenler önemli bir hizmet vermiş sayılmazlar. İslâm'ın yaşanan görüntüsü olan Peygamberimizin hayatı ve îslam tarihinin belkemiğini oluşturan sahabe dönemi, ilmî yeteneği dünyaca kabul görmüş bilginler tarafından yazıldığı takdirde etkili ve değerli olur.

Ülkemizdeki yayıncılık hizmetleri bu ölçüler içinde yürütülür de, tslâmî bilgi­ler açısından koyu bir cehalet içinde bulunan toplum îslâm adına şarlatanlık yapa­rak şöhret tutkusunu tatmin etmeye çalışanlara teslim etmezlerse en büyük hizme­ti yapmış olurlar. Bu noktada iyi niyet göstererek çaba sarfedenler mutlaka bir öl­çüde başarılı olacaklardır.

Allah kendi rızasını amaç edinenlerle beraberdir.

Yusuf Karaca

16.11.2002

Erenköy

Mevlânâ Şiblî Numânî[1]

 

Dördüncü Baskının Önsözü[2]

 

Son Peygamber Hz. Muhammed (sav) eserine Allah Teâlâ'nın nasip ettiği genel istek, kitabın müellifi olan hocam ile derleyen ve yayına hazırlayanı olan bendeniz için çok büyük bir lütuftu. Bunun için Allah Teâlâ'ya binlerce şükür olsun.

1914 Kasım'ında, müellifin Ölümünden sonra kitabın müsveddeleri vasiyetine uyularak ben­denizin eline geçtiğinde, onlara dokunurken, öğrencinin hocasına duyması gereken saygıdan dolayı derin bir ürperti hissettim. Ama bana emanet edilen görevi yapmak zorunda olduğum­dan, işe koyuldum. Müsveddelerin temize çekilmiş hali, müellifin kontrolünden geçmiş olduğu için temize çekilmiş yazıları müsveddeleriyle, müsveddeleri de asıl kaynaklarıyla karşılaştırma­ya gerek görmedim. Müellifin emanet olarak bıraktığı kendi elyazılarını okuyuculara olduğu gi­bi sundum. Sadece bazı yerlerde müellifin kullandığı ifadeleri tamamlayan ve onlara açıklık ge­tiren bazı bilgileri parantez arasında belirttim. Bu hususla ilgili açıklama önsözde yapılmıştır.

Hocamın elle yazdığı asıl nüsha basılmaya devam etmiş ve kaynaklarıyla karşılaştırılması­na ve tashihine gerek görülmemiştir. Ancak kitap basıldıktan sonra zaman zaman esere göz gez­dirdiğimde, bazı yerlerde düzeltmeler ve ilâveler yapılmasına gerek gördüm. Buna uygun ola­rak da kitabın bu baskısı üzerinde düzeltme ve eklemeler yaptım. Yeni baskısının yapılması du­rumunda kitabın müsveddesinin asıl kaynaklarıyla karşılaştırılması ve kaynaklara uygun olup olmadığının görülmesi daha yerinde olur diye düşündüm. Aslında bu çok zor bir işti. Bir çok ki­tabın tekrar gözden geçirilmesi, binlerce sayfanın taranması, değişik rivayetlerin süzgeçten geçi­rilmesi, gerekli yerlerde açıklamalar yapılması, neredeyse ayrı bir eser yazmak kadar emek iste­yen bir işti. Bu ağır işte değerli Öğrencim Mevlâna Muhammed Üveys Nedvî'nin büyük katkısı olduğunu belirtmeyi bir görev sayarım. Olayların araştırılması ve incelenmesinde, rivayetlerin taranmasında, ibarelerin asıllarının müsveddelerle karşılaştırılmasında, hadis ve siyer kitapları­nın yeniden gözden geçirilerek incelenmesinde bana çok yardım etmiştir.

Eserde öyle yerler vardı ki, derleyen olarak müellifin görüşünden farklı görüşe sahiptim. Bu baskıda sözkonusu yerlere de dipnotlar koyarak görüş farklılığını belirttim. Bazı yerlerde olay­lar kısa ve özlü olarak anlatıldığından zihinlerde doğan tereddütlerin giderilmesi için olayların genişçe aktarılması gerekiyordu. O tür yerlerde gerekli açıklamalar tarafımdan yapılmış, okuyu­cuyu birtakım yanlış anlamalara götürebilecek yerlerde gerekli uyanlarda bulunulmuştur. Zayıf kaynaklara atıfların yapıldığı yerlerde, inceleme yaptığım sırada daha önemli ve sağlam kaynaklar bulunmuşsa, zayıf kaynak bırakılıp yerine sağlam kaynaklar tercih edilerek atıfları tarafım­dan yapılmıştır.

Urduca rakamlarda çoğu kez meydana gelen, sayı yanlışlığının kitabın tashih edilmiş şeklin­de de mevcut olduğunu görünce üzüldüm. Yeniden gözden geçirdiğim sırada bunların yanlışlığı­nı farkettim ve basılmak üzere olan nüshada bunları düzelttim. Örneğin Hz. Ali'nin (ra) Hz. Fâtı-ma (ra) ile evlenirken zırhını çeyrek dinara sattığı yazılıydı. Halbuki esas satış değeri bir tam bir çeyrek dinardı. Aynı şekilde Ahzâb savaşında kâfir ordusunun sayısı 24.000 yazılmıştır. Bazı riva­yetlerde 14.000 denilmişse de, muteber rivayetlerde bu sayının 10.000 olduğu bildirilmiştir.

Hocam Mevlana Şiblî hayatta iken ve bu eseri tasnif ettiği sırada kendilerinden yararlanılma­sı ve ele geçirilmeleri zor olan bazı el yazması kitaplar bugün basılmış bulunmaktadır. Yazarın ara­yıp da bulamadığı ve bizzat kendi ağzından duyduğum, "Ne yazık ki tbn Kesfr'in Tarih'ini ele ge-çiremiyorum. Ah, onu bir ele geçirsem, birçok problem hallolacak" diye çok kere özlemle belirtti­ği, îbn Kesfr'in el-Bidâye ve'n-Nihâye'si türünden kitaplar -Allah'ın izniyle- bugün basılıp herkese ulaşmaktadır. Hâkim'in cl-Müsteârek'i bugüne kadar hiçbir yerde bulunmuyordu. Günümüzde ise basılarak her yere ulaşmaktadır. Bu kaynakların mevcudiyeti, bizlere birçok yeni bilgi kazandır­mış ve kitabın tashihi ve yeni bilgiler eklenmesinde onlardan faydalamlmiştır. Kitabın bu baskısın­da gözönünde bulundurulan noktalar şunlardır:

1. Kitapta anlatılan bütün olaylar yeni baştan hadis ve siyer kitaplarıyla karşılaştırılmış ve görülen eksiklikler giderilmiştir.

2. İfadelerin düzeltilmesi, şüphelerin giderilmesi, rahat anlaşılırlığın sağlanması için birçok açıklayıcı dipnot ilave edilmiştir.

3. Yazarın anlattığı noktalardan biri uyarmayı veya teyidi gerektiriyorsa, icap eden uyarma ve teyit yapılmıştır.

4. Yer yer aktarılan bilgilerin nereden alındıklarına dair kaynak gösterilmemişse, bu baskı­da o kaynaklara yapılan atıflar açık biçimde gösterilmiş, sadece kitapların adlarının verilip de sayfa ve bölümlerinin gösterilmediği yerlerde kaynak olan kitabın sayfa ve bölümleri de belirtil­miştir.

5. Daha önceki baskılarda yapılan atıflarda sadece sayfalar bildirilmişti. Bu baskıda —ken­dilerinde kaynakların değişik baskıları bulunanlar kolayca bulsunlar diye— ilgili kaynağın bö­lüm ve konu başlıkları da bildirilmiştir.

6. Eserin birinci baskısı yapıldıktan sonra yeni basılan hadis ve siyer kitaplarından elde edi­len yeni bilgiler de esere ilave edilmiştir.

7. Önceki baskılarda kaynak gösterilen eserin ilmî değeri düşükle ve ondan daha üstün de­ğerde bir kaynağa ulaşılmışsa zayıf kaynak bırakılarak sağlam kaynağa atıf yapılmıştır.

8. Hz. Peygamber Efendimizin mübarek adı ile birlikte '(sav)' kısaltması yerine açık olarak "sallallahu aleyhi vesellem" yazılmasına önem verilmiştir. Böylece okuyucuların -tembelliğe meylederek- salât ü selam okuma nimetinden mahrum edilmemeleri düşünülmüştür.

Bedir savaşını anlatan rivayetleri değerlendirirken bu nâçizin günahkâr kaleminden, müba­rek sahabi Ka'b b. Mâlİk'in (ra) yaptığı rivayetle ilgili haksız tenkitler çıkmıştı. Bir bakıma, yüce sahabinin sânına yakışmayan, yanlış anlamaya yol açabilecek bir durum oluşmuştu. İşlediğim bu kusurdan çok utanıyor, hata ve bilgisizliğimden dolayı o yazımı yok sayarak, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'den bağışlanmamı ve Allah Teâlâ'dan affımi niyaz ediyorum.

Sadî Şirazfnin dediği gibi:

Bende hemati beih ki zi taksîr-i hîş özür be dergâh-ı Hüdâ âverd.

"Kul'un kendi hata ve günahından dolayı Allah Teâlâ'nın huzurunda özürünü beyan edip,

af dilemesi ne iyidir."

Kendilerinde kitabın önceki baskısı bulunanlar, "Ka'b b. Mâlik'le ilgili" bu satırları çıkarırlar­sa bendenize büyük bir iyilik yapmış olurlar. Bu baskı birinci baskıya göre birçok bakımdan daha iyi olmuştur. Bu baskıda insan gücünün elverdiği ölçüde bütün düzeltmeler yapılmış ve en doğru bilgiler verilmeye çalışılmıştır. İnsan insandır, hata ve kusur onun mayasında vardır. Okuyucular bütün bu titizliğe rağmen bir yanlış gördüklerinde bize bildirirlerse kendilerine minnettar kalırız.

Sonuç olarak her türlü hata ve kusurdan münezzeh olan Yüce Mevlâ'dan, eksiklerimi ve ku­surlarımı bağışlamasını dileyerek bu hizmetimi kabul şerefine ulaştırmasını ve bütün müslü-manların bu eserden faydalanmalarını sağlamasını diler; çabamın, bu günahkârın bağışlanması­na vesile olmasını niyaz ederim.

Son dileğimiz âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmektir.

Seyyid Süleyman en-Nedvî 1 Cemaziyessânî 1364[3]

 

İkinci Baskının Önsözü

 

Hz. Peygamber'in hayatı ve Asr-ı Saadeti konu alan bu eserin birinci cildinin ilk baskısı­nın üzerinden tam dört yıl geçti. Dört yıl gibi kısa bir sürede Allah Teâlâ'nın bu esere bahşettiği ilgi, Dâru'l-Musannifîn kitâbevinin idarecileri olan bizler için de mutluluk kaynağı olmuştu. Sadece kadirşinas insanların satın almaları ve yönetici kesimlerin eserin önü­nü açmayı iki cihan mutluluğu kabul etmeleriyle de iş bitmemiş, siyer uzmanları ve alimler de eseri çok takdir etmişlerdir.

Hindistan'da bu eserin muhtevasını ve özellikle derin araştırmalara dayanan tespitlerini kendi ölçü ve kıstaslarıyla süzgeçten geçirmeyen ilmî çevre kalmamıştır. Hafızlar eserde geçen Kur'ân âyetlerini okurken hadisçiler hadisleri incelemişlerdir. Edebiyatçılar eserdeki Arapça şi­ir ve tercümeleri tedkik etmişlerdir. Soy bilginleri, verilen İsimleri titizlik içinde araştırmışlardır. Gökbilimciler ve matematikçiler, verilen tarihlere astronomi çerçevesinde bakmış, doğrulukları­nı kontrol etmişlerdir. Tarihçiler ve siyer bilginleri anlatılan olayları inceden inceye gözden ge­çirmişlerdir. Hepsinin son derece samimi duygu ve sevgilerle kanaat ve düşüncelerini bildirme­lerinden dolayı bahtiyarız. İkinci baskıda bu değerlendirmelerin hepsinden yararlandık.

Birinci baskıda kitabın sonunda belirttiğimiz gibi baskı hataları, birtakım unutmalar ve kü­çük yanlışlıklar mevcuttu. Bu baskıda olabildiğince hatasız bir metin ortaya koyacak şekilde tas­hih yapılmaya çalışılmıştır. Önceki yanlışlık ve hatalardan arındırılmış olmasını ümit ederiz. Eser üzerinde tenkit ve değerlendirmede bulunmak isteyenler artık bu baskıyı esas almalıdırlar.

Birinci baskı büyük boy yayınlanmıştı. Kullanım kolaylığı olması için ikinci baskının küçük boy yapılması ısrarla istenmişti. Biz de okuyucuların bu arzusuna uyuyoruz. Allah izin verirse ese­rin bütününün ilk baskısı büyük boyda yapıldıktan sonra, ikinci baskı küçük boy yapılacaktır.

Seyyid Süleyman en-Nedvî 28 Zilkade 1339[4]

 

Birinci Baskının Önsözü

 

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in hayatını bütün yönleriyle ele alan bu eserin meydana getirdiği sevinç Hindistan'ın dört bir yanını kaplamış bulunmaktadır. Eser ka­leme alındıktan yedi yıl sonra ilk cildi, dört gözle bekleyenlerin ellerine bugün ulaşmış­tır. Merhum hocamın vasiyeti ile hayatının son anlarında omuzlarıma yüklediği görevin bir bö­lümünü -Allah'a şükür- yerine getirmiş olmaktan dolayı gönlüm huzur doludur.

"iyi bir iş başardığım için yaşadığım hayattan çok memnunum."

Bu huzurla birlikte, eserin müellifi hocamın ömrünün son dört yılında verdiği emeklerin meyvesini kendi eliyle milletine sunamamasından, yüzlerce gül bahçesinden derlediği sevgi ve hürmet demetlerini kendi eliyle o yüce Peygamber'in manevî huzuruna arzedememesinden do­layı ruhunun duyduğu üzüntüler de gözlerimin önünde canlanmaktadır.

Büyük bir araştırmacı ve birçok ilim dalında uzman olan merhum hocam, el-Fârûk "Hz. Ömer" isimli eserini yazdıktan sonra kafasında Hz. Peygamber'in hayatını yazma düşüncesi doğmuştu. Hicrî 1323 yılında eserin kısa bir bölümünü, yani Uhud savaşma kadar olan kısmmı yazdıktan[5] sonra bazı zorluklarla karşılaştığı için yazımı durdurmuştu. Ama ülke halkının bu eserin yazılması yönündeki şiddetli isteği devam etti. Sonunda Hicrî 1333 yılında bu ağır ve ağır olduğu kadar da önemli görevi yerine getirmeye karar verdi. Baskı masrafları için gerken 50.000 Rupee'yi temin etmek için millete başvurdu. Yüzlerce müslüman böyle bir hizmete hazır olduk­larını bildirdiler. Bunlar arasında fakir, zengin her türden insan vardı. Ama bu manevi mutlu­luk; ta öteden beri Peygamber ailesinin hizmetkârı, Muhammed ümmetinin saygıdeğer mensu­bu —Allah ömrünü uzun kılarak ülkesini baki kılsın— Hindistan'ın tacı, Bhopal eyaletinin sul­tanı, Sultan-ı Cihan Begüm Hammefendi'ye nasip oldu. O, herkesin önüne geçti ve Hz. Peygam­ber'in hayatını bir bütün olarak kaleme alan müellifi diğer kapılara muhtaç etmeyerek bu mut­luluk sermayesini kendi devlet hazinesine kattı. Bugüne kadar gelip geçen islâm devletlerinde­ki mevki sahibi hanımların yaptıkları büyük dinî hizmetler arasında onun bu hizmetini, her hal­de geleceğin tarihçileri çok yüce bir hizmet olarak değerlendireceklerdir. Çünkü bu hizmet, dün­yanın en büyük varlığı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem'in hayatını anlatan bir tarihle ilgilidir.

Merhum müellifin vefatından sonra, bu hizmeti yerine getirmek için belki yeniden müslü-manlarm yardımına başvurulabilirdi. Ama Bhopal eyaletinin bu örnek idarecisinin feyizli, bereketli yardım ve ilgisi, müellifin islâm'a ve ilme olan hizmetini devam ettiren bizler için de aynı şekilde sürdü. Merhum müellifin arzusuna uygun olarak[6] Bhopal tarihini yazmakla görevlendi­rilmiş olan ve bu eserin yayınlanması hususunda büyük katkıları bulunan Muhammed Emin Bey'in adını burada zikretmek boynumuzun borcudur. Onun yelpazesiyle esen mutluluk melte­minin esintileri bu mübarek bahçeye tekrar ulaştı.

Merhum müellifin bıraktığı müsveddelerden derlenen bu cilt tamamen temize çekilerek bas­kıya hazır hale getirilmişti. Müellif bu müsveddelerin üç-dört yerine ilave yapılmasına ve bazı noktalara açıklama getirilmesine gerek duyduğuna dair işaret koymuştu. Sözkonusu ilave ve açıklamalar yapılarak arzusu yerine getirildi. Öyle anlaşılıyor ki, müellif; bu cildin tamamlanma­sından sonra, eski tarihçiler gibi, olayları meydana geldikleri yıllara göre sıralamayı, her yılın so­nunda küçük olayları "Değişik Olaylar" adıyla yazmayı düşünmüş, nitekim temize çektiği yazı­larda Hicrî 4. yıla kadar olan olayları kendi eliyle yazmıştır. Emanet benim omuzlarıma binince aynı yolu takip ederek ben de geri kalan yılların sonuna bu tür küçük ve değişik olayları ilave ettim. Hocamın fırsat bulup yazamadığı açıklamaları veya atıfları araştırıp bularak yazdım. Ama bir tek kelimemin, hatta bir tek harfimin dahi onun ibarelerine karışmamasına dikkat ettim. Bu yüzden bütün ekleri parantez arasına aldım. Bu bakımdan "sallallahu aleyhi vesellem" kelime­sinden veya yan cümlelerden başka tırnak arasındaki birtakım ifade ve ibareler tarafımızdan ek­lenmiştir.[7]

Birinci cildi Hz. Peygamber'İn vefatını da kapsayacak şekilde genişletmeyi düşünmüştük. Ama konulan yazmaya başlayınca birinci cildin 800 sayfaya ulaşacağını, böylece ciltler arasında­ki uyumun bozulacağını gördüm. Ayrıca baskı masraflarının ağır bir yük teşkil etmesi de, kitabı iki cilde bölmeye mecbur etti. Bu yüzden birinci cilt, savaşlar ve gazveler bölümünde sona erdi­rildi. İkinci cilt ise; islâm'ın barış dönemi, disiplin ve düzenin sağlanması, islâm'ın yayılması, Hz. Peygamber'İn vefatı ve ahlâkı gibi temel konulara tahsis edildi. Allah Teâlâ'dan, eserin ba­sım ve yayınında bizi muvaffak kılmasını diliyorum. Allah bize yeter, O ne güzel Vekü'dir.

Merhum müellifin kitaba bir "ithaf" yazma fırsatı olmamıştı. Rastlantı sonucu el yazıları ara­sında gözüme çarpan misk gibi Peygamber aşkıyla dolu şu satırlarını eserin ilk sayfasına dört sa­tır halinde koymayı uygun gördüm.

Derleyen

Seyyıd Süleyman en-Nedvî

Dâru'l-Musannifın, A'zamgarh

20 Rebî-i sânı 1336[8]

 

«İthaf»

 

Zavallı ve meteliksiz bir dilenci olan ben; samimi ve katıksız bağlılığımla, hürmet ve derin imanımın sermayesi olan bu ese­ri iki cihan sultanı Uz. Muhammed sallallahu aleyhi vesel-lem'in peygamberlik dergâhına ithaf ediyorum.

Şiblî Nu'mânî

Şevval 1330[9]

 



[1] Mevlânâ Şiblî Numânî, Son Peygamber Hz. Muhammed, İz Yayıncılık: 15-18.

[2] Bundan sonraki önsözler eserin Urduca baskılarına Süleyman En-Nedvî tarafından yazılmıştır.

[3] Mevlânâ Şiblî Numânî, Son Peygamber Hz. Muhammed, İz Yayıncılık: 21-23.

[4] Mevlânâ Şiblî Numânî, Son Peygamber Hz. Muhammed, İz Yayıncılık: 25.

[5] Bu müsvedde hâlen korunmaktadır.

[6] Mekâtîb-i ŞMî, c. I, s. 261.

[7] Tercümede bu aynm çok zor olduğu için maalesef Türkçe çeviride bu parantezlerle müellif ve derleyene ait ifadeler arasındaki farkı belirtemedik. Süleyman en-Nedvî merhumun temiz ruhundan af dileriz. (Çev.)

[8] Mevlânâ Şiblî Numânî, Son Peygamber Hz. Muhammed, İz Yayıncılık: 27-28.

[9] Mevlânâ Şiblî Numânî, Son Peygamber Hz. Muhammed, İz Yayıncılık: 29.