Islam Tarihi - 5. Sayfa
|
|
||
| ocuklarını Ebedî Hayata Hazırlaması | ||
|
Allah Rasûlü ebediyete, yani insanların yaratılış itibariyle talip oldukları
şeye talipti. Evet insan, ebed için yaratılmıştır. Ebedden Ebedî Zât’tan başka
bir şeyle de tatmin olması mümkün değildir. Binaenaleyh O’ndan başka bir şey
istemez.. bilerek-bilmeyerek hep O’nu arzular. Bu itibarla da insana ebediyeti
vereceğiniz âna kadar onun doyup tatmin olması mümkün değildir. Evet, insanın
sonsuz emelleri ve arzuları vardır. Ona ne verseniz tatmin edemezsiniz! Zaten
bütün dinlerin ve peygamberlerin mesajlarının esası da işte bu ukba buudlu
nizamdır. Bu itibarladır ki, Allah Rasûlü (sav) bir taraftan avuç avuç ve kucak
kucak onlara huzur taşırken, diğer taraftan da onları ebedî huzura, ebedî
saadete hazır-lamayı hiç mi hiç ihmâl etmiyordu. Bunun en çarpıcı misallerinden
birini şu vakada görmek mümkündür: Fatıma Validemiz, boynunda bir gerdanlıkla
Allah Rasûlü’nün huzuruna gelir. Allah Rasûlü (sav), bir rivayette (Neseî’nin
rivayeti) Fatıma Validemiz’in boynundan gerdanlığı alır. Başka bir rivayette
gerdanlık Fatıma Validemiz’in elindedir ve Allah Rasûlü ona şöyle buyurur:
“İster misin ki halk desin? -burada, halktan maksat, insanlar veya rûhâniler,
melekler sema sâkinleri olması arasında fark yoktur- Peygamberin kızı elinde
cehennemden bir zincir, bir kolye taşıyor?” Evet bir taraftan onları aziz
tutuyor, diğer taraftan da teveccühlerini bütünüyle ahirete, Allah’a, ebedî ve
uhrevî güzelliklere çeviriyordu. Bu söz Hz. Fatıma’ya yetmişti. Zira bu söz,
onun gönlünde taht kuran ve onu bütün letaifiyle fetheden insandan geliyordu.
Onun için Hz. Fatıma diyor ki: “Hemen kolyeyi sattım.. bir köle aldım.. o köleyi
de hemen hürriyete kavuşturdum ve sonra da Allah Rasûlü’nün huzuruna geldim..
geldim ve yaptıklarımı kendisine bir bir nakledince mesrur oldu, sevindi. Sonra
da ellerini açıp Allah’a şöyle hamd etti: “(Kızım) Fatıma’yı cehennemden koruyan
Allah’a hamd olsun.” Elbette ki, Hz. Fatıma, boynuna taktığı bu kolye ile harama girmiş değildi. Ancak Allah Rasûlü onu mukarrebîn dairesinde tutmaya çalışıyordu. Efendimiz’in ikazı takva ve kurb buudluydu. Bu bir cihetle dünyaya karşı alâkasızlık, ama daha çok da, bulundukları yer ve kıyamete kadar temsil edecekleri cemaat itibariyle, “Ehl-i Beyt”in anasına düşen bir titizlik ve hassasiyet örneğiydi: Evet, Hasan’a, Hüseyin’e ve daha sonra gelecek Zeynelâbidin gibi âbidlerin, ziya kaynağına ana olmak elbette kolay değildi. Allah Rasûlü onu önce Ehl-i Beyt’e, sonra da Şah-ı Geylanîlere, Muhammed Bahauddin Nakşibendîlere, Ahmed Rufaîlere, Ahmed Bedevîlere, Şâzelîlere ve daha nicelerine ana olmaya hazırlıyordu. Sanki ona: “Kızım sen, öyle bir koca evine giriyorsun ve öyle bir eve gelin gidiyorsun ki, senin o mübarek hanenden teselsülen ortaya çıkacak dünya kadar altın halkalar var. Bırak boynundaki şu altın kolyeyi, sen onlara ana olmaya bak!” diyordu. Nakşîlerin, Rufaîlerin, Şazelîlerin ve daha yüzlerce turûku âliye ricalinin altın halkası... Evet, evliyâ, asfiyâ, ebrâr ve mukarrabîne ana olmak kolay değildi. Onun için Allah Rasûlü bu hususta, kendi hanesine karşı daha hassas ve daha sert idi. Evet, O, bu davranışlarıyla şefkat ve re’fetin yanında onların nazarlarını uhrevî âlemlere çevirme itibariyle de sırat-ı müstakimin ayrı bir yönünü hatırlatıyor ve büyük-küçük bütün fenalıklara karşı kapı ve pencereleri kapatıp onların nazarlarını sadece ahirete çeviriyor ve “size Allah gerek, Allah!” diyordu. Zira onların yolunda öyleleri zuhur edecekti ki, “Cennet cennet dedikleri Bana Seni gerek Seni.” diyecek ve bütün ömürlerini ukba televvünlü, kurbet buudlu yaşayacaklardı. Bu itibarla da Allah Rasûlü, bu en sevdiklerini, gerçek sevginin gereği olarak dünyevî bütün kazurattan temizliyor, dâmenlerine dünyevî tozun-toprağın bulaşmasına fırsat vermiyor, onların nazarlarını ulvî âlemlere çeviriyor ve onları oradaki beraberliğe hazırlıyordu. “Kişi sevdiğiyle beraberdir”. Hz. Muhammed’i seviyorsanız, yolunda olacaksınız, yolunda olanlar ötede O’nunla beraber olacaklardır. İşte bu beraberliğe hazırlama yolunda Allah Rasûlü bir taraftan onları seviyor, bağrına basıyor, diğer taraftan da bu sevip bağrına basmayı çok iyi değerlendiriyordu. “Sevdim, bağrıma bastım, seni azizim bildim. Allah seni ümmetin azizi kıldı. Sen beşerin başında Hz. Meryem gibisin.” Bir zayıf rivayette Hz. Meryem nasıl izzetiyle, Allah Rasûlü’ne şöyle dedirtti: “Kadınlar içinde bir peygamber olsaydı, Hz. Meryem olurdu. Sen de başı o büyüklüğe ulaşan bir kadınsın.. öyleyse en azından onun kadar dünyaya karşı aziz ve dengeli olmalısın.” Şefkat olacak, re’fet olacak, kalple ve hisle kucaklama olacak fakat ahiret adına da kat’iyen bir gevşeklik olmayacak. İşte Sırat-ı Müstakim; orta ve en doğru yol! Bir yol ki Allah Rasûlü de bu yolun Baş yolcusu... |
||
İslami Okul Okulların En Önemlisi
