Islam Tarihi - 18. Sayfa
|
|
||
| adına Verdiği Değer | ||
|
Cahiliye dönemi arkada bırakılmış ve o döneme ait her şey artık, ya acı bir
teessür ve bir hasretle, ya da müstehzi bir edayla anlatılıyordu. Evet, o dönem
anlatılırken ya dudaklar geriye gidiyor, ifadeler tebessüme bürünüyor veya bir
iç burkuntusuyla kekeleniyordu. Bir gün yine bâdiyeden (=çöl) gelen bir bedevi,
mescidde Allah Rasûlü’ne bazı şeyler anlatmıştı. Ve anlattığı şeyler arasında
bir de şu vardı: “Ya Rasûlallah! Ben de kız çocuklarımı kendi ellerimle
gömmüştüm” demiş ve devam etmişti: Bunlardan birinde, kızımın elinden tuttum
götürdüm; ki kızım, tam da gelişip çarpıcı bir hâl aldığı çağdaydı. Çölde iyice
uzaklaşabildiğim kadar uzaklaştım. Sonra da bir yeri, kazma ve kürekle kazmaya
başladım. Zavallı gafil çocuk, hiçbir şeyden haberi yoktu. Benimle beraber o da
kendi çukurunu kazıyordu. (Adam bunları anlatırken Allah Rasûlü bir bahar bulutu
gibi dolmuş ve göz-yaşları boşalmaya başlamıştı.) Kazma işi bitince geriye
çekildim. Küçük yavru ne olacağından habersiz çukura bakıyordu. Aniden sırtına
bir tekme indirdim. Baş aşağı kuyuya giderken, “Babacığım babacığım!” diye
feryat ediyordu. Allah Rasûlü, hıçkıra hıçkıra ağlayınca sahabe-i kiram, adama
“Rasûlullah’ı ne diye müteessir ediyorsun”, diye itap etmeye başladılar. Evet,
işte o zamanki insanların durumu buydu. Kadının hakk-ı hayatı yoktu. Ve Allah
Rasûlü böyle bir cemaat içinde zuhur ediyor, her şeyi kendi değerine irca ettiği
gibi, kadına da değerler üstü değer kazandırıyor. Evet, o gün kadın hor
görülüyor, irdeleniyor, yedi kapı kovuluyor, baba ona karşı yüzünü ekşitiyor ve
yeni doğan kız çocukları babadan saklanıyordu. Vakıa, o gün istatistik
bilinmiyordu ve öyle bir istatistik de yapılmamıştır. Ama, yaşayan kadınlar,
zannediyorum yüzde elli, babalarına gösterilmeden, kaçırılan kadınlardı. Belki
sadece Hz. Ebu Bekir gibi fıtraten selim olarak doğan ve temizliğe açık olan
ruhlar çocuklarını öldürmemişlerdi. Bunun dışında gençliğinde Müslümanlığı idrak
edemeyen pek çok kimse mutlaka bir kız çocuğunun katili bulunuyordu. İşte bu
cemaat içinde Allah Rasûlü (sav), kızları en yüksek pâyeye ulaştırıyordu. Bakın Nesaî’nin Âişe Validemiz’den naklettiği hadiseye: “Huzur-u Risalet Penahiye bir kız geldi: “Ya Rasûlallah”, dedi “Babam beni istemediğim halde amcamın oğluyla evlendirdi.” Allah Rasûlü derhal babasını çağırdı: “Kızını, istemediği halde bir başkasıyla evlendirmeye zorlayamazsın” dedi. Adam: “Nasıl emrederseniz ya Rasûlallah” diyerek yaptığından vazgeçti. Zaten, sahabinin başka türlü düşünmesi de mümkün değildi. Adam belki de, kızını vermekle yeğenini bir sıkıntıdan ve zor bir durumdan kurtarmak istiyordu ancak, Allah Rasûlü’nün emri her şeyden üstündü. O, Allah Rasûlüne teslimiyet ifade eden sözlerini bitirince, kız ayağa kalktı ve şöyle dedi: “Ya Rasûlallah, benim esas maksadım babama muhalefet değildi. Ancak, İslâm’da bunun hükmü nedir? Baba, kızını birine verme hususunda nereye kadar selâhiyet sahibidir? İşte bunu öğrenmek istemiştim ve buraya da bu niyetle gelmiştim.” Dün kuyulara atılan, horlanan, hakir görülen, toprağa gömülen kız, kısa bir zaman sonra Peygamberin huzuruna çıkıyor ve rahatlıkla hakkını arayabiliyordu. Acaba evleneceği kişi hakkında babası ona zor kullanabilir miydi? İşte o, bunu soruyordu. Birkaç sene evvel, böyle bir hâdise olacağı söylenseydi, o günün insanları dinlediğine inanamaz, ya da söyleyenin aklından zoru olduğunu kabul ederdi. Ama, işte, bütün bunlar oluyordu. |
||
İslami Okul Okulların En Önemlisi
