| O asırda, değişik problemlerden ötürü herkes O’na müracaat ederdi. Bir
gün, Kabe’nin tamiri ki O da bu tamirde çalışmıştı. Hacerü’l-Esved’i yerine
koyma mes’elesi, değişik kavim ve kabileler arasında, bir kızıl-kıyametin
nüvelerini taşıyordu.. bir-iki gün içinde bu iş halledilmezse, mutlak bir
harp kaçınılmazdı. Yukarıda da, bir mes’ele münasebetiyle söylediğimiz gibi,
Allah Resûlü’nün, Hacerü’l-Esved’i yerine yerleştirmek suretiyle problemi
çözmesi ve bu mes’eleyi en güzel şekilde halletmesi böyle korkunç bir
yangını önleyivermişti. Hacerü’l-Esved’i yerine koymak için bir bez serip
ortasına Hacerü’l-Esved’i koydu.. sonra da kavim ve kabile liderlerini
çağırarak hepsine bu bezin bir ucundan tutmalarını teklif etti.. ardından da
Hacerü’l-Esved’i, yerine bizzat kendisi yerleştirdi. Şimdi tafsilatına
girmeyeceğimiz bu hâdisede, Allah Resûlü’nün, risaletten evvel dahi, nasıl
bir fetânete sahip olduğu apaçık meydandadır.
Zira O, hakem olarak O’na müracaat edilen mes’ele-lerde, yirmi-yirmi beş
yaşındayken (değil nübüvvet ile teyit edilip, değişik derinlikler kazandığı,
kazanıp, namütenahiliğe açıldığı ve Allah'ın (cc) Rahle-i Tedrisi önüne
oturup her şeyi O’ndan aldığı dönem) vahye kapalı olduğu devrede dahi
ruhunun coşan ilhamlarıyla verdiği kararlarda kendini tanıyıp bilenlerin
sînesine öyle taht kurmuştu ki, Kureyş kafirleri mescidin kapısından O’nun
içeriye girdiğini görünce sevinç çığlıklarıyla: “Bu, Muhammedü’l-Emîn, O’nun
hakemliğine razıyız” demişlerdi. O gelmiş ve problemler çözülmüştü. Evet O,
hem de hiç düşünmeden, beklemeden, eline kalem almadan, şununla-bununla
görüşüp yol-yöntem araştırma-dan, çok rahat ve yağdan kıl çeker gibi
halledivermişti. Bu O’nun için çok basitti ama, hiç kimse de buna itiraz
etmemişti, edemezlerdi de; çünkü onlar, O’nu hakem tayin etmişler, O da
falsosuz, fiyaskosuz ve herkesi hoşnut edecek şekilde hakemliğini yerine
getirmişti.
O’nun hayatında geriye atılmış bir adım yoktu.. yoktu; zira O, Allah’tan
(cc) gelenleri çok iyi anlayacak bir fetanete sahipti. O’ndaki bu fetanet
bir gül tomurcuğu gibi açılmış, açıldıkça rengârenk bir hâl almış ve
insanlığın problemli, tatminsiz, ekşi yüzüne tebessüm olarak aksetmiştir.
O’na ait büyüklük buudlu sırlar bitti dersiniz, oysa ki bitmemiştir,
(Yûnus’un diliyle) o tomurcuk içinde daha nice tomurcuklar vardır. Evet,
bütün hayat-ı seniyyeleri boyunca O’na daima müracaat edilmiş, O da müracaat
edenleri mahzun ve mükedder geriye çevirmemiş ve onların problemlerini
halletmiştir. İşin daha başında alabildiğine fitneye açık bu cemaat devamlı
problem üretiyor, O da teker teker bunları çözüyordu.
Hicret başlı başına bir problemdi harb-darb, sulh problemleri, menfaat-i
maddiye problemleri, ganimet problemleri... Eğer, O zât rahatlıkla bu
işlerin içinden sıyrılıp çıkma-saydı, bu problemlerin her biri, fıtraten
mütehayyiç, kavga ve cidalden zevk alan, bu cemaatın her an kıran kırana
birbirine girmesi kaçınılmazdı. |