Bu sulhün kazandırdığı ayrı bir avantaj da, Hudeybiye anlaşmasına kadar,
iki taraftan birbirine gidip gelme olmuyordu. Karşılaşmalar hep kılıçların
konuştuğu meydanlarda vuku buluyordu. Harp psikolojisi içinde, İslâmî
hakikatleri karşı tarafa anlatmak da mümkün değildi. Sulh sebebiyle gidip
gelmeler oldu. O güne kadar İslâm’a ait güzelliklerden habersiz yaşayanlar
gidip gördüklerinde, bu güzellikler karşısında hayranlıklarını
gizleyemiyorlardı. Medine’de yaşanan hayat, cennet hayatından farksızdı ve
onu gören büyüleniyordu. Abdest, ezan, cemaatla kılınan namaz ve o
insanların namazdaki huşû ve huzurları, Mekkelilerin gönlünü, baş döndürücü
bir cazibeyle kendine çekiyordu. Hudeybiye sulhü sayesinde, içine İslâm’ın
sesinin, soluğunun ve Kur’ân mesajının girmediği hemen hiçbir ev kalmamıştı.
Ebu Cehil’in evinde bile eğer, o güne kadar yaşasaydı, tek başına sadece
kendisi kalacaktı. Onun için Hudeybiye, Mekke fethinden evvel bir fetihti.
Evet, Allah Rasûlü, bir adım atarken, nasıl attığını çok iyi biliyordu.
Nazarının ulaştığı yere ayağını da koyuyordu. Nazar ve ayak bütünlüğü içinde
hâdiselerin üstesinden geliyor ve problemleri bir bir çözüyordu.
×
Hata Bildir
Bu sayfada bir hata mı gördünüz? Bize bildirin, düzeltelim.
×
Hata Bildir / Öneri Gönder
Bir hata mı gördünüz, ya da bir öneriniz mi var? Bize yazın. Hata başka bir sayfadaysa, o sayfanın adresini eklemeniz işimizi çok kolaylaştırır.