Islam Tarihi - 13. Sayfa
|
|
||
| llah Rasulü'nün Getirdiği İklim | ||
|
Allah Rasûlü’nün, yarınları bugün gibi, hatta avucunun içi gibi görmesi, O’na
has bir keyfiyetti. Hudeybiye’den çıkardığımız o büyük ders de işte budur. Allah
Rasûlü öyle yeni, taze düsturlar ortaya koymuştur ki, zamanın yaşlanıp
değişmesine mukabil bu düsturlar hep taze kalmakta hatta daha gençleşmektedir.
Allah Rasûlü Allah tarafından bir kısım dinî disiplinler ve prensiplerle ortaya
çıkmış ve kendi asrında bunları o asrın insanına tebliğ ve tâlim etmiştir. Onlar
da bize kadar bu mes’eleleri ulaştırmışlardır. Bütün geçmişlerimizden Allah (cc)
ebeden razı olsun! Bir kadirşinaslık ifadesi olarak bu mevzuda Kur’ân bize şunu
tâlim eder:“Allah'ım bizi mağfiret eyle, Allah'ım bizden evvel bu işe omuz
vermiş, bu davâyı göğüslemiş, şimdiye kadar bu işi getirmiş ne kadar selefimiz
ve geçmişimiz varsa hepsini de mağfiret eyle ve inananlara karşı kalplerimizi
gıll u gıştan koru.” (Hâşir/10). Tâ Sahabe-i Kirâm’a kadar dillerimizde bu, bir
kadirşinaslık ifadesidir. Her mezarın başında durup Fâtihâ okuduğumuzda bu
kadirşinaslığı ifade etmeye çalışırız. Seleflerimiz bugüne kadar, tahminlerin
üstünde bir performans sergileyerek, Allah Rasûlü’nün arkasından birbirini takip
eden bir sürü devlet kurmuşlardır. Bir batılı diyor ki: “Hz. Muhammed çok
büyüktür.” Neden? Çünkü ortaya attığı düstur, prensip ve disiplinlerle, yüze
yakın devlet kurulmuş, pek çok medeniyetin mimarı olunmuş, dünyanın dört bir
yanına ordular gönderilmiş ve bu ordular, başlarındaki liyakatlı insanlarla her
gittikleri yerden başarıyla dönmüşlerdir. Hatta bu yerlere sadece birer fatih
olarak değil aynı zamanda birer ilim meşalesi gibi gitmişler ve dünyanın dört
bir yanında ilim ocakları tüttürmüşlerdir. İşte Bağdat, işte Orta Asya’da
düşmanlarımızın yıkmalarına rağmen, hâlâ yıkıp bitiremedikleri mabetlerimiz,
külliyelerimiz, şifâhanelerimiz, camilerimiz ve işte muhteşem Endülüs! İlim ve
sanat dâhilerini hayretten hayrete sevk eden bütün kadim âsârıyla kültürü ve
sanatıyla ahlâkı ve insanlığın müşterek değerlerine saygısıyla! Beş yüz senelik
gaddar bir zaman cenderesinde ufalana ufalana yok edilme kertesine geldikten
sonra bile bu bakiye-i mağdure karşısında ürpermemek kâbil değil. Bir de onlara sanatçı, estetiğe vâkıf münsif düşünürlerin gözleriyle bakılabilse kim bilir ne harika şeyler sezilecek ve ne ledünnî duygulara ulaşılacaktır! Evet, O’ndan sonra ve O’nun izleri üzerinde binlerce ilim yuvası kurulduğu, yüz binlerce ilim ve sanat adamı yetiştiği gibi, O’nun getirdiği sistemi temsil eden yüzlerce devlet kuruldu. Emevîler, Abbâsiler, Selçuklular, Harzemiler, Karahanlılar ve şanlı Osmanlı Devleti bunlardan sadece birkaçı İslâm Dini, Hıristiyanlıkla mukayese edilmemelidir. Hıristiyanlık hiçbir zaman kiliseyi aşamadı. Devlet, ya teokratik idare dediğimiz papazların kafalarından çıkan içtihatlarla veya materyalist insanların kafalarından çıkan dünyevî prensiplerle idare edildi. Ama Hz. Muhammed'in (sav) mesajı ve dini öyle değildi. O, kitap ve sünnetin canlı, derin, âlemşümul, içtihada açık, tecdit derinlikli esasları üzerine kuruldu ve devam etti. Onun ikliminde zaman değişiyor, sûret değişiyor, mâ’na ve muhteva bâki kalıyordu. Bu dünyada medeniyetlerin, devletlerin biri batıyor, arkadan bir başkası doğuyor ve devamlı güneşler kol geziyordu. Evet, mesela, daha biri bitmeden öbürü hemen zuhur ediyor: Selçuklular kendi devirlerini, fonksiyonlarını tamamlar tamamlamaz, Allah (cc) Söğüt’ün bünyesinde, ileride kelebek olup ışığa koşacak yeni bir Yusufçuk yetiştiriyordu. İpek böceği kelebek oluyor, kelebek üveykleşiyor, üveyk de tavuslaşıyor ve Muhammedî semâlarda şehbal açıyor, uçuyordu arızasız, eksiksiz; tabiatın içinde varlıkla bütünleşerek.. yeryüzünde Allah’ın halifesi olma televvün ve derinlikleriyle. Evet, bu mâ’na ve muhtevada büyük küçük yüzlerce devlet hep O’nu temsil ettiler, “Senden medet alıyoruz, medet ey Sultan-ı Rusül” dediler. Ve Hz. Muhammed’in (sav) o semâvî sofrasından istifade etti, O’nunla şekillendi, O’nunla yapılandılar.. |
||
İslami Okul Okulların En Önemlisi
