| İtaat çok önemlidir. Ondan daha önemli olanı da, bedevi bir toplum
içinde o itaat şuurunu geliştirmektir. Evet, o cahilî toplumda kimse kimseyi
dinlemez ve kimse kimseyi kabullenemezdi. Ama O, deneye deneye onları öyle
bir itaatte alıştırdı ki, bir gün on sekiz yaşındaki bir çocuğu, içinde Ebû
Bekirlerin Ömerlerin, Osmanların, Alilerin ve daha nicelerinin bulunduğu bir
ordunun başına kumandan tayin ettiğinde, bir iki sesin dışında kimse sesini
çıkarmamıştı... “Ey iman edenler! Bir toplulukla karşılaşırsanız dayanın;
başarıya ulaşabilmeniz için Allah’ı çok anın. Allah’a ve Peygamberine itaat
edin. Çekişmeyin, yoksa korkar başarısızlığa düşersiniz. Sabredin; doğrusu
Allah sabredenlerle beraberdir” (Enfal/45-46).
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden buyruk sahibi
olanlara da itaat edin!.” (Nisâ/59).
Sahabe arasında itaat öylesine gelişmişti ki, Hz. Ebû Bekir (ra), halîfe
olmasına rağmen, Hz. Ömer’i (ra) vezir olarak yanına almak için, genç serdar
Üsame’nin yanına sokularak ona şöyle demişti: “Ey Allah’ın (cc)
Peygamberinin tayin ettiği kumandan, Serdar-ı A’zâm, müsaade edersen Ömer’i
yanıma alıp devlet işlerinde çalıştırmak istiyorum.” Halîfe izin alıyordu.
Niçin? Çünkü Allah Rasûlü onu kumandan tayin etmişti artık ona itaat
edilirdi hem de ölesiye, Allah Rasûlü, hayatı boyunca itaat üzerinde durdu
ve söz dinlememeyi, kargaşaya, anarşiye açılan bir kapı kabul etti. Ve, hiç
kimseye nasip olmayacak şekilde bunda muvaffak da oldu öyle ki bir gün,
Abdullah b. Hüzâfetü’s-Sehmî’nin ordusunda, komutanın: “Kendinizi ateşe
atın” direktifi duyulunca, kendini ateşe atmaya teşebbüs edenler oldu. Oysa
ki bu bir intihardı. Neyse ki bunlardan bazıları: “Allah Rasûlü bize böyle
bir emirde bulunmadı. Çünkü bu intihardır, dolayısıyla cehenneme girmektir.
Oysa ki, biz ateşten kurtulmak için yani cehenneme girmeyelim diye dine
girdik. Bunu bir Resulullah’a soralım soralım ki, emre bu hususta da itaat
edecek miyiz?” Evet itaat bu denli derinleşti. Üsten emir geleceği âna
kadar, kılıç darbeleri başına inip kalkıyor ve sen kütükte doğranan et gibi
doğranıyorsun ama, gözünü kırpmıyorsun; zira komutandan henüz geriye çekilme
emri gelmemiştir. Aksi halde herkes kendi kafasına göre hareket ederse
birlik ve beraberlik bozulur; baş ayak, ayak da baş olur, diyor Kur’ân-ı
Kerîm meâlen: “Nizaa düşmeyiniz, cedelleşmeyiniz; yoksa işiniz fiyasko ile
neticelenir, kuvvetiniz dağılır gider, siz de ayaklar altında pâyimal
olursunuz.” (Enfal/46). |