| Bir gece Allah Resûlü bana hitaben “Ya Âişe!
Müsâade eder misin, bu gece Rabbime ibadet edeyim” dedi. Ben de “Seninle
olmayı severim, fakat Senin hoşuna gidecek olan her şeyi de severim” dedim.
Allah Resûlü kalktı ve namaza durdu. O gece sabaha kadar “Göklerin ve yerin
yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip-gelişinde elbette akıl sahipleri
için ibretler vardır.” (Âl-i İmran/190) âyetini okudu ve gözyaşı döktü.
Sabah olunca ezan okumaya gelen Hz. Bilâl kendisine: “Ya Resûlullah Kendini
niçin bu kadar zora koşuyorsun? Allah (cc) Senin geçmiş ve gelecek bütün
günahlarını affetti” dedi. Bunun üzerine Efendimiz (sav): buyurdu.“Bana bu
kadar ihsanda bulunan Rabbime ihsanı ölçüsünde şükreden bir kul olmayayım
mı?”
Meğer Allah Resûlü ne için gözyaşı döküyormuş? O, kendi çizgisi içinde,
şükür zirvesini tutturamamaktan korku-yor ve bunun için ağlıyor! Böyle bir
Zâtın günah işleyeceğini veya günaha meyletmiş olabileceğini, düşünebilir
misiniz?..
Efendimiz, Allah'ın (cc) yasak kıldığı şeyleri yapmamakta ne kadar
hassas, günaha girmeme mevzuunda ne derece dikkatli davranıyordu ise,
emirleri dinleme konusunda da aynı derecede hassas, emre âmade ve titizdi.
O’nun masumiyet ve nezahetine sadece bu zâviyeden bakılsa, zannediyorum
başka delil aramaya ihtiyaç olmayacak.
Aslında, O’nun yaşadığı gibi bir hayat yaşamaya kimse güç yetiremezdi.
Ferdî ibadetlerinde, kendine karşı çok disiplinli ve nefsine karşı da çok
ciddiydi. Âdetâ O’nun bütün hayatı, ibadete göre programlanmış gibiydi âdetâ
ibadet etmediği bir an yoktu. Tabii ki ibadeti sadece bildiğimiz, namaz,
oruç vs. şeklinde sınırlandırmamak lazım. O yaptığı her işi, ibadet şuuruyla
yapıyordu.
Biz O’na “Zahidler Zahidi” derken, kelime yetersizliğinden dolayı dedik.
Yoksa O’nun zühdünü bir başka kelime ve bir başka lafızla ifade etmek
gerekirdi. |